Arama

Medya ve Toplum

Güncelleme: 27 Nisan 2012 Gösterim: 34.821 Cevap: 4
karayel - avatarı
karayel
Ziyaretçi
10 Ekim 2008       Mesaj #1
karayel - avatarı
Ziyaretçi
Medya ve Toplum
Günümüz insanı hızlı bir yaşam temposu içinde, sınırlarını zorlayan pek çok ayrıntı ile başa çıkmak zorundadır. Gelişen teknoloji ile birlikte değişen yaşamlar günden güne toplumların çizgisini değiştirmektedir. Teknolojinin gelişimi bilgi çağını başlatmış, bilgi çağının başlaması da, toplumların yapısını değiştirmiştir. Kimileri buna ayak uydurup ilerlerken, kimileri de değişimin peşinden koşarken farkında olmadan kendinden bazı fedakarlıklar yapmak zorunda kalmıştır. Bu da, eğitimin yeterli olmamasından ve gelişimin değişik aşamalarında, bunları uygun şekilde değerlendirmek için gerekli donanımlara sahip olamamaktan ileri gelmektedir. Bu yüzden gelişen toplumlar içinde de, zaman zaman bilinçsiz topluluklar oluşmaktadır.
Sponsorlu Bağlantılar

Toplumu çeşitli kesimlere ayırmak kulağa pek hoş gelmese de, gelişim süreci içinde bu kavram doğal olarak gelişir ve farklı kesimler farklı roller üstlenirler. Toplumun bazı kesimleri kendini halkın eğitimine adar, bazı kesimleri eğitilmek için çabalar, bazı kesimleri eğitilmemek için direnir, bazı kesimleri ise halkı kullanarak çeşitli çıkarlar sağlamaya çalışır. Bu bağlamda hiçbir kesimi iyi ya da kötü diye ayırmak doğru değildir. Yeterince bilinçli, sağduyulu olanlar ve olmayanlar diye nitelendirmek daha yerinde olacaktır. Bilinçli ve sağduyulu kesimin diğerlerini uyandırması, yaşamlarındaki seçimleri yeniden gözden geçirmeye yöneltmesi gerekir. Bunu yapabilmek için ellerinde bulunan en önemli araç ise kitle iletişim araçları, yani medyadır. Medyanın toplum üzerinde etkisini, toplumun bilinçli bir şekilde gelişimine nasıl destek (ya da köstek) olabileceğini düşündüğümüzde onun gücünü daha iyi kavrayabiliriz.

Günümüzde medyanın insanlar üzerindeki etkisi oldukça fazladır. Toplumun önemli bir kısmı gecelerinin büyük bir bölümünü televizyon karşısında geçirmektedir. Hatta çocukların eğitiminde önemli bir rol üstlenen ev hanımı anneler günlerinin büyük bir bölümünü televizyon karşısında geçirmektedirler. Yine toplumun büyük bir bölümü her gün çeşitli gazeteler okumakta, daha az bir kısmı ise farklı konular içeren dergileri okumaktadırlar. Şöyle bir düşündüğümüzde, bu kişilerin okuduklarından ya da izlediklerinden ne şekilde etkileneceklerini tahmin edebiliriz. Özellikle televizyonlarda; ki bu, medyanın en revaçta olan kitle iletişim aracıdır; bir takım programların halkın gelişimine hizmet etmekten çok, onları birer reyting aracı haline sokan, ilgi çeken, bağımlılık yapan, kolay izlenen, fazla zihinsel emek gerektirmeyen programlara yer verilmektedir.

Peki, bu nelere yol açar? Öncelikle kişisel gelişimin en önemli parçası olan duygusal ve zihinsel faaliyetlerin kalitesinin artırılmasına katkıda bulunmaz. Tam aksine, bir takım programlar, bazı olumsuz duyguların uyanmasına neden olur. Bu engellenecek bir şey değildir, ancak olumsuz duygular aracılığıyla izleyici sadece kullanılıyor, ve bir sonraki programı adeta bu duyguları yeniden yaşamak için izliyorsa, bu toplumsal bir sorun sayılabilir. Örneğin, bazı haber içerikli programlarda, sürekli insanların başlarına gelen felaketler anlatılır. Tabi ki, bunun insanlara katacağı şeyler olabilir. Bazı konularda uyanık olmaya ve önlem almaya teşvik etmek, benzer olaylar yaşayanlara karşı daha hoşgörülü olabilmek… gibi. Ancak izleyicide sadece öfke ve dehşet uyandıran, hatta sonrasında kimin suçlu kimin suçsuz olduğu, neler yapılabileceği gibi ayrıntılar hiç irdelenmeden, izleyiciyi çaresizlikle baş başa bırakmaktan öteye geçmeyen programların televizyonda yer almasının topluma hizmet etmekle uzaktan yakından ilgisi olamaz. Bu bağlamda halkın bilinçlenmesi bu tür programlara rağbet etmemesini sağlayacaktır.

“Halkın bilinçlenmesi” çok sık kullandığımız bir söylemdir. Daha önce de söylediğimiz gibi halkın değişik kesimleri farklı eğitim düzeyine sahip. Dolayısıyla, bakış açıları, beğenileri, merakları, uğraşları, beklentileri de farklı. Burada en önemli amacın, halkın çoğunluğunu belli bir eğitim ve bilinç düzeyinin üzerine çekebilmek olmalıdır. Bunun en etkin yolu da, bu amaç için medyayı kullanmaktır. Çünkü toplumun çoğunluğuna en kısa yoldan ulaşmanın çaresi budur. Peki, ya medya bu şekilde topluma hizmet etmek için kullanılmaktan alıkoyulursa…? O zaman, medya bir takım güçlere hizmet eden bir araç olmaktan öteye gidemez. Örneğin, bir tartışma programında ortaya konan fikirler tartışılmaktan çok, empoze edilmeye çalışılıyorsa, bu medyanın gücünü kötüye kullanarak, toplumu etkilemek olacaktır. Ama toplum bundan bir yarar sağlayamayacaktır.

Günümüzün gazetelerine baktığımızda, yer alan haberlerin çoğunun aslında içi boş bir takım olayların haber verilmesinden meydana geldiğini görürüz. Oysa halkın etraflarında gelişen olayları yorumlama becerilerine katkıda bulunan haberler toplumun gelişimine hizmet eder. Tabi ki gazetede yer alan her haber için bu beklentide olmak gerçekçi olmayabilir, ama en azından gazetelerin anlamlı bir bölümünü kaplayan köşe yazılarından bunu beklemek çok doğaldır. Aynı şekilde televizyon programlarının hepsinden kültür düzeyini artırıcı öğeler içermesini bekleyemeyiz, ama bir kısmının bu amaca hizmet etmesini beklemek hepimizin yararına olacaktır.

Pek çok durumda olduğu gibi, burada da sadece beklenti içinde olmak yetmeyecektir. Bir takım çıkarların peşinde olanlar, halkın bilinçlenmesini istemezler. Çünkü halk üzerinden kolay para kazanmak, fazla zahmete girmeden tüketime yöneltmek isterler. Halkın kullanması gereken, yaptırım gücüdür. İhtiyaçlarını talep etmesi, bu taleplerin karşılanması için üzerine düşeni yapması gerekir. Ama öncelikle gerçek ihtiyaçlarının ne olduğunu ayırt edebilmelidir. Bu farkındalık da ancak eğitimle gerçekleşebilir. İşte bu noktada medya-toplum ilişkisindeki kısırdöngüyü görebiliriz. Eğitim için en önemli araçlardan biri medyadır, ama medya eğitime hizmet etmez. Yeterince eğitilemeyen halk, geçek ihtiyaçlarının farkına varamaz, bunları medyadan talep edemez. Bu böylece sürüp gider.

Yapılması gerekenler konusunda, halkın belli bir düzeyin üzerinde eğitim almış kesiminin desteği gerekir. Halkı uyandırmak, ihtiyaçlarının farkına varmalarını sağlamak, neyi ne şekilde talep edebilecekleri konusunda yol göstermek gerekir. Eğer bu yolda medyanın desteği alınamıyorsa işler zorlaşır ve yine bir kısırdöngü baş gösterir. Bu durumda belki de, sivil toplum kuruluşları daha etkin bir rol alabilir. Ancak medyanın elinde bulundurduğu gücün yanında, hangi kuruluşların etkin olabileceği de ayrıca tartışılması gereken bir konudur.



Zeynep Oktuğ

karayel - avatarı
karayel
Ziyaretçi
10 Ekim 2008       Mesaj #2
karayel - avatarı
Ziyaretçi
Medya ve Toplum
Yığınlarla iletişimi sağlayan radyo, televizyon, gazete ve dergiler gibi basın yayın organlarının tümünü kapsayan ortak ad ve kitle iletişim araçlarının hepsine birden medya denir. Medya, sözcüğünün kökeni itibariyle aracı olan, doğrudan olmayıp etkinlikleri dolayımlayandır. Teknolojik sıçramanın yarattığı olanaklar kitle iletişim araçlarını günümüzde her zamankinden dah güçlü kılmıştır. Niteliksel dönüşümleri kısaca; kitle iletişim kurumunun yazılı, işitsel, görsel-basın olarak söz edilen bir evresinden medya olarak anılan yeni bir evreye geçirmiştir. Medya bugün yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü kuvvet olarak hayatın her yerinde etkili olmakla kalmayıp şekillendirici ve yönlendirici bir güç durumundadır. Medyanın toplum üzerinde nasıl bir güce ve etkiye sahip oluşunu anlayabilmek için bazı detaylar hakkında bilgilenmek gerekir. Aracılık ettiği toplumsal ilişki türüne, ödeme/alma biçimine, teknoloji kullanımına, içeriğine, çalıştırdığı duyulara, mülkiyete, kanala göre sınıflandırmak ve bu temel özellikler üzerinden değerlendirmek doğru bir yaklaşım olacaktır.
Sponsorlu Bağlantılar

Medya tek bir parçadan oluşmadığı ve sınırları muğlak geniş bir alan olduğu gibi her parçası kendi içinde bir varlık oluşturabilir ve diğer kitle iletişim araçlarıyla da etkileşim içindedir ve duruma göre bütünlük sağlayabilir. Kitle iletişimin birçokları için takip edilmesi imkansızlaşan değişimi ve gelişimi uzun bir sürecin ve sayısız etkenin neticesidir. Bu bağlamda ekonomik, toplumsal ve siyasal alanlarda görülen değişiklikler medyanın nasıl yapılandığını ve geliştiğini izah eden temellerdir.

Medyanın temel işlevi karmaşık modern toplumlarda toplum üyelerine kendi deneyimleri dışında kalan dünyanın olaylarının bilgi ve deneyimini aktarmasıdır. Fakat bugün politik ve ekonomik çıkarlar nedeniyle aktarılan durum tanımlamaları bazen tümüyle sanal da olmaktadır. Medyanın yaratarak sunduğu sanal ortamı ve duyumları kolayca içselleştiren sıradan insanlar genellikle bu etkinin zararlarının farkındalığında olmadıkları için bu süreç artarak devam eder. Nicel olarak 1980 sonrası Türk medyası tüm krizlere rağmen yoksul bir ortamdan varsıl bir ortama geçmeyi başarmıştır, fakat içerik olarak kamu yararına hizmet etmek yerine tekelleşerek, olumlu etkileşim ve katılımdan çok kendi çıkar ve amaçlarına hizmet etme yoluna girmiştir. Ülkemizde medyanın içinde bulunduğu etik çöküntünün ana nedeni medyanın sermaye yapısı ve yönetimlerle olan ilişki biçimidir.

Türkiye’de okur-yazar olmayan ve çoğunluğun kadın olduğu 10 milyona yakın kişi varken, okur-yazar nüfusun yarısı ilkokul mezunudur. Küresel bilgi ağı sayesinde artık dünyayı daha ulaşılabilir, anlaşılabilir ve kolay kılması beklenen medya, kendi ekonomik çıkarlarını korumak adına girdiği politik ilişkiler nedenleriyle olumsuz bir dönüşümün içinde hapsolmuştur. Tüm bu gelişmeler sebebiyle artık medyanın toplumlar üzerinde afyon etkisi yapan uyuşturucu bir araç olduğunu düşünenlerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Ne yazık ki, tekelleşme sebebiyle alternatif kitle iletişim araçlarının kamuya ulaşabilmesi neredeyse imkansızlaşmıştır. Dünyanın en önde gelen aydınlarından biri olan Naom Chomsky de, Amerikan haber medyasının seçkinler çıkarına çalıştığını ve demokratik uygulamalar masalı ardında nasıl vatandaşların yaşamlarına hükmettiğini bıkıp usanmadan sürekli yinelemeyi sürdürdüğünü irdelerken, medya için şu saptamayı yapmaktadır: ‘Medyanın kamu çıkarları ile yakından uzaktan ilgisi yoktur, ya devletçi ya da diğer özel şirketlerin çıkarlarına hizmet eder, tüketim kültürünün en önemli sorumlusudur, insani değerleri ve kamu vicdanını öldürmekte, tepkisiz, sinik, bencil, umursamaz, bireyler ortaya çıkarmaktadır. Medyanın saldırı ve ayartma ekranı, olası en büyük halk kesimini tutsak almak ve ipnotize etmek üzere düzenlenmiştir.’



Şenay Tanrıvermiş

karayel - avatarı
karayel
Ziyaretçi
12 Ekim 2008       Mesaj #3
karayel - avatarı
Ziyaretçi
Medyanın Toplumsal Gücü
Medya bireylerin tutum ve davranışlarını etkileyebilme ve bunları değiştirebilme gücüne sahiptir.
Kitle iletişim araçları, kitleleri eğlendirmek ve onların hoşça vakit geçirmelerini sağlamanın dışında, çok daha farklı ve önemli işlevler icra ederler. Öyle ki, yaşanan teknolojik gelişmelerin kitle iletişim sektörüne de yansımasıyla medya toplumdaki en etkin güç merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu gelişmelere paralel olarak medya yöneticileri, editörler ve etkin köşe yazarlarını da içine alan medya elitleri de, toplumsal yapı içinde en önemli güç odaklarından biri haline dönüşmüştür (Astiz, 1969). Medya ulaştığı bu gücüyle, bireylerin tutum ve davranışlarını etkileyebilmenin, etkilemekle de kalmayıp bunları değiştirebilmenin en etkin yöntem ve araçlarına sahip hale gelmiştir.

Bu etki bireyler bazında da sınırlı kalmaz. Toplumun geneli boyutunda da olanca ağırlığıyla gözlemlenebilir. Medya, toplumun yapısını, kurulu düzenini ve bireyler arasında cereyan eden toplumsal ilişkileri yeniden yaratma, yeniden şekillendirme, yeniden üretme ve yorumlama gücüne ve yeteneğine sahiptir. Semboller, işaretler, sayılar, sözcükler ve resimlerden ya da bunların bileşkesinden oluşan iletiler yalnızca mesaj taşımazlar. Aynı zamanda insanların dünyasını yeniden şekillendirip yorumlar, ona yeni boyutlar kazandırır. Medyanın bu şekillendirme ve değiştirme etkisi bireyler ve genel anlamda toplum boyutuyla da sınırlı kalmayıp, toplumsal ve siyasi yapı içinde etkin bir konuma sahip olan siyasi liderleri ve meşru hükümetin politikalarını da kapsayacak boyutlara ulaşabilmektedir (Rivers, 1982: 213). Bu konuda Amerikalı sosyalbilimci Rivers’ın (1982: 7-20) saptamaları ve medyaya yönelik olarak “ikinci ya da öteki hükümet” şeklindeki betimlemeleri oldukça dikkat çekicidir.


Elbette ki medyanın, bireylerin ve toplumun iletişim ihtiyaçlarını karşılamak için yaptığı çok önemli hizmetleri hiç kimse yadsıyamaz. Bununla birlikte madalyonun bir de öteki yüzü vardır. İnsanlık için böylesine büyük hizmetler yapan medya, istenirse çok etkin bir propaganda aracı, bunun da ötesinde geniş halk kitlelerinin beyinlerini yıkamak için güçlü bir silah olarak da kullanılabilir. Kitle iletişim araçlarının sahipliğini ya da kontrolünü elinde bulunduran kişi ya da gruplar, haberleri ve iletileri ilgi ve istekleri doğrultusunda tahrif (deforme) edip değiştirebilirler. Böylece insanların kanaatlerini, düşüncelerini ve şeylere yükledikleri anlamları şekillendirme yetisini kendi tekellerinde bulundurmak isteyebilirler. Yine medya kültürel sömürü ve kültür asimilasyonu amacıyla kullanılabilir. Bunun da ötesinde medya kimi güçler tarafından, ulusal kimliği köreltmek, ulusal birlik ve beraberlik duygularını zayıflatmak, toplumsal huzur ve barış ortamını bozup, toplumu kaos ve kargaşanın içine sürüklemek amacıyla kullanılma potansiyeline de sahiptir.


Öte yandan, başta Miliband olmak üzere birçok araştırmacı (Barrett & Braham, 1995: 54), “kapitalist toplumlarda medyanın en başta gelen işlevinin devleti meşrulaştırmak; hatta bununla da yetinmeyip, toplumdaki etkin güç odaklarına karşı ya da rakip olarak varolabilecek karşıt odakları ya da grupları da gayri meşru hale getirmek” olduğunu savunurlar. İşte böylesi potansiyellere sahip medyanın gücü ve etkilerinin boyutları konusunda bir çok düşünür tarafından araştırmalar yapılmıştır. Bu konuda yapılan çalışmaları üç kategori içinde inceleyebiliriz:

1. Liberal Yaklaşım
2. Pluralist (Çoğulcu) Yaklaşım
3. Marksist Yaklaşım
Curran ve arkadaşlarının da özetlediği gibi (Barrett & Braham, 1995: 57-58), yapılan araştırmalar da şu temel bulgular ortaya konmuştur:

1. Kitle iletişimi alanında ileri derecede gelişmiş teknolojilerin kullanılması medyaya, çok geniş dinleyici ve izleyici kitlelerine ulaşma olanağı ve fırsatı tanıdı.

2. Hızlı kentleşme ve sanayileşmeye paralel olarak dengesiz yapıda, anomik ve yabancılaşmış bir toplum türü ortaya çıkardı. Kendine ve toplumuna yabancılaşmış, kaypak, boşluk-anlamsızlık-değersizlik duyguları içinde, bunlarla ilişkili olarak da protest eğilimlere sahip bireylerden oluşmuş bu toplumlar, doğaları gereği kolay yönlendirilebilir (manipülasyona açık) bir konuma gelmişlerdir

3. Kent insanı, kitle iletişim araçları karşısında göreceli de olsa savunmasız, çaresiz ve onlardan kolay etkilenir hale gelmiştir. Oysa, kırsal alanlarda yaşayan insanların hayatı, şehir insanına oranla daha oturmuş, kararlı ve dengeli bir görünüm arz eder. Halbuki şehir insanı da hızlı şehirleşme ve sanayileşme girdabına kapılmadan önce kararlı ve dengeli bir toplumsal ilişkiler ağına dayalı bir yaşantısı vardı. Yaşanan hızlı değişmeler, bu insanların yaşamlarından böylesi varlıkları alıp götürdü.

4. Birinci Dünya Savaşı yıllarından dünyada yaşananlar medyanın gücünü çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. Bu dönemde kitle iletişim araçları, geniş halk kitlelerinin beyinlerinin yıkanmasında ve Avrupa’da faşizmin doğup gelişmesinde büyük rol oynadı.


Bir çok araştırmacı medyanın amansız propaganda gücü ve beyin yıkama etkisi karşısında insanların, çaresiz, savunmasız, kolay etkilenir durumda olduğunu savunurken; bir başka grup araştırmacı da, durumun hiç de sanıldığı kadar vahim olmadığını savunurlar. Onlara göre bireyler medya karşısında pasif değil, aktif konumdadırlar. Fakat sonuçta medyanın, öyle ya da böyle, az ya da çok herkesi etkilediği gerçeğini onlar da teslim ederler.


Kuşkusuz bu araştırmacıların bazı değerlendirmelerine katılmamak mümkün değil. Onların da belirttiği gibi kitle iletişim araçlarının bireyler üzerindeki etkisinin farklı biçimlerde ve miktarlarda olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Gerçekleşen etkinin niteliği ve derecesi kişiden kişiye değişir. Bu durum bireylerin yaş ve cinsiyetlerinin yanı sıra, eğitim ve kültür düzeyleri gibi faktörlerle yakından ilişkilidir. Katz ve Lazarsfeld’in de vurguladığı gibi (Barrett & Braham, 1995: 59), özellikle de medyanın etkisinin derecesi ile bireylerin toplumsal statüleri arasında doğrudan ve ters bir ilişki vardır: Yüksek toplumsal statüye sahip olan bireyler, medyadan daha az oranda etkilenirken; düşük sosyal-ekonomik düzeydeki bireyler daha yüksek derecede etkilenmektedirler.


Medyanın toplumsal gücü konusunda, bir birleriyle taban tabana zıt 2 temel görüş vardır:


1. Medya “edilgen bir iletici” (passive transmitters)’dir: İletilerin yayılmasında pasif bir konumdadır.

2. Medya iletişim olayında “etkin bir katılımcı” (active interveners)’dır: Mesajların şekillendirilmesinde aktif roller oynar.


Birinci görüşün takipçilerine göre medya, gerçekleri olduğu haliyle yansıtan bir ayna gibidir. Objektiflik ve yansızlık, medyanın profesyonellik ideolojisinin temel ilkelerini oluşturur. Bu düşünürlere göre medya, mevcut durumu nesnel ve tarafsız bir şekilde ortaya koyar. Bunu da büyük ölçüde, her türlü ön yargıdan ve baskıdan uzak şekilde gerçekleştirir (Barrett & Braham, 1995: 70).


Öte yandan, Marksist yaklaşım ise medya konusunu çok daha farklı bir perspektiften ele alınır. Çoğulcu (plüralist) düşünürlerin görüşlerinin karşıtı bir yaklaşımla, medyanın nesnel gerçekliği çarpıtıp tahrif ettiğini belirtirler. Marksist geleneğin takipçisi düşünürlere göre medyanın, ön yargıdan ve baskıdan kurtulması olanaksızdır. Çünkü toplumdaki bir takım güç odakları, ki biz bu güç odaklarını “elitler” olarak adlandırmıştık, bir çok toplumsal konuda olduğu gibi medya üzerinde de etkin bir güce sahiptirler.


Medya ve onun ürünleri de genellikle, toplumun ve bireylerin kaderlerini belirleyici konumda ve makro düzeyde karar verici durumda bulunan, bu hakim ekonomik ve siyasi gruplar tarafından şekillendirilir. Connell’in deyimiyle (ibid: 71) medya, bir bakıma hakim toplumsal sınıfların düşüncelerini dile getirmede bir megafon görevi yapmaktadır. Konu bu açıdan ele alındığında, medyanın gücünün mevcut toplumsal sınıfların güçleriyle yakından ilişkili olduğu görülür. Marksist düşünceye göre, (Marx & Engels, 1970: 64), maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf aynı zamanda, bu sahip bulunuşluğun bir getirisi olarak, düşünce ve zihinsel üretim araçlarını da kontrolleri altında tutarlar.


En azından potansiyel olarak kitle iletişim araçları, bireylerin duygu, düşünce ve inançları üzerinde çok büyük bir etkiye sahiptir. Bunun bir sonucu olarak da bireylerin tutum ve davranışlarını değiştirebilecek bir güce sahiptir. Meydana getirilebilecek bu değişikliğin yönü olumlu yönde olabileceği gibi, olumsuz yönde de olabilir. Bu durum bir çok faktöre bağlı olarak toplumdan topluma, ya da aynı toplum içinde zamana bağlı olarak farklılık gösterebilir.


Toplumun ve medyanın içinde bulunduğu şartların yanı sıra, medyayı kontrolleri altında bulunduran hakim güçlerin durum ve tutumları da bunda etkili olur. Özellikle, kitle iletişim araçlarının kontrolünün belli merkezlerde ya da sınırlı sayıda güç odaklarının elinde toplanması, kitle iletişim ürünlerinin de söz konusu merkezlerce kontrol edilmesi gerçeğini beraberinde getirir. Bu durum son aşamada da, medyanın gücünün belli güç odaklarının elinde yoğunlaşması sonucunu doğurur. Böylesi bir medya, bazı Marksist ve eleştirel düşünürlerin de vurguladıkları gibi, hakim güç odaklarınca önem atfedilen baskın toplumsal norm ve değerlerin kuvvetlendirilip yaygınlaştırılmasının yanı sıra, toplumsal sistemin meşrulaştırılmasında da stratejik roller oynar.


Medya ile ilgili olarak “semiyoloji” (semiology: işaretler bilimi) ve dilbilimi (linguistics) alanlarında yapılan çalışmalar sonucunda ortaya konan bulgular, Marksist yaklaşıma bazı yeni açılımlar kazandırdı. Bu yeni gelişmeler, araştırmacılar tarafından genellikle “üçlü Sorunsal (problematic)” veya “ikili paradigma” olarak adlandırılır (Barrett & Braham, 1995: 72). Bu paradigmalar, kendi aralarında bazı önemli teorik farklılıklar gösterir. Aşağıda, söz konusu paradigmalara çok öz olarak bir göz atılacaktır. Bu durumda konu daha bir netlik kazanacaktır.


a) Yapısal Nitelikli Çalışmalar:

Medya alanında yapısal nitelikteki çalışmalar, Lewi Strauss’un “yapısal antropolojik” çalışmaları ile yakından ilişkilidir. Bunun yanı sıra, bu çalışmaların Roland Barthes’ın semiyoloji (işaretler bilimi), Ferdinand Saussure’ün linguistik (dil bilimi) ve Lacanean’ın psiko-analiz alanındaki çalışmaları ile olan yakın ilişkileri asla gözden kaçırılmamalıdır. Yapısalcı yaklaşımı izleyen araştırmacıların en çok baş vurdukları yol, “metinsel analiz” yöntemidir. Böylesi araştırmalar daha çok film, fotoğraf, televizyon programları, yazınsal metinler, haberlerin içeriği, ...vb. gibi metinsel nitelikli iletiler üzerinde odaklanır.


Yapısalcı yaklaşım çoğunlukla, Althusserci (Althusserian) Marksist düşüncenin izlerini taşır. Fransız düşünür Louis Althusser, Marksist gelenek içinde hümanist ve Hegelci düşünceye karşıt bir tutum sergiler (Jary & Jary, 1991: 16-17). Althusserci düşünce, özellikle ideoloji konusuna ayrı bir önem verir. Bu düşünüre göre ideolojik üst yapı, ekonomik alt yapının sıradan bir yansıması olarak ele alınıp değerlendirilemez. Tam tersine ideoloji, belli ölçüde ekonomiyi de etkileyen, gerçek toplumsal ilişkilerin çok önemli bir boyutunu oluşturur. Curran ve arkadaşlarının da vurguladıkları gibi (Barrett & Braham, 1995: 73), Althusser ideolojiyi, gerçek yaşam koşullarında var olan bireylerin imgesel ilişkilerinin bir temsilcisi olarak algılar. Böylesi bir şekilde ele alınan ideoloji, gerçekliğin çarpıtılmış, tahrif edilmiş bir yansımasını oluşturma düşüncesinden uzak bir görünüm sergiler.


Althusser, Marksist düşüncenin önemli argümanlarından biri olan “yapı/üst yapı” görüşünü reddetmez. “Son aşamada ekonomi tarafından belirlenme” düşüncesini de özde karşı değildir. Fakat bununla birlikte, Althusser’e göre, ekonominin son aşamada belirleyiciliği zorunlu olsa bile, “ideolojik üst yapının” varlığını, oluşumunu ve doğasını açıklamada yetersiz kalır. Bu açıdan ele alındığında medya da, ağırlıklı olarak ideolojiden etkilenir. Althusser’in deyimiyle, kitle iletişim araçları, belirli ölçülerde devletin ideolojik aygıtları olarak da nitelendirilebilir.


b) Siyasi Ekonomi Görüşü:

Yapısalcı paradigmanın, medya çalışmalarında, ekonomik temelden çok ideolojiye öncelik verdiğini yukarıda vurgulamıştık. Politik ekonomi ile ilgili teorik görüş ise daha çok, kitle iletişim ürünlerinin yapısı ve içeriği üzerinde durur. Tabi bunu yaparken de ekonomik temeli ön planda tutar. Siyasi ekonomik görüşün savunucularına göre, Kültürel üretim sürecinde, olayın ekonomik boyutu her şeyin temelini oluşturur. Bu süreçte ideoloji ekonomiden çok daha az önem taşır. İletilerin şekli ve içeriği ekonomik temellerce şekillendirilir.


Kitle iletişim araçları ile ilgili olarak sahiplik ve kontrol konusu çok önemli iki konudur. Bu iki temel faktör, yani mülkiyet ve kontrol faktörleri, medyada ki kültürel üretimin ideolojisini de ciddi boyutlarda etkileyen çok önemli etkenlerdir. İşin ekonomik boyutu ön plana alındığında, bu konu bir başka çok önemli konuya da çağrışım yapmaktadır: Ki o da medyada tekelleşme gerçeğidir. Bu durum yalnızca ülkemizin değil, gelişmiş ya da gelişmekte olan hemen her toplumu yakından ilgilendiren bir konudur. Dünya genelinde, kültür endüstrisi alanında hızlı bir artış gösteren tekelleşme, toplumlar için çok ciddi tehlikelerin de beraberinde taşımaktadır.


Görüldüğü gibi hem “idealizm”hem de “ekonomizm”, Marksist terminoloji çok önemli iki kavramdır. Her iki kavram da, tarihsel maddeciliğin özüyle çelişmez niteliktedir.


c) Kültür Temelli Çalışmalar:

Kültür temelli çalışmaların en temel özelliği, “ekonomik indirgeme” (ekonomik belirleyicilik) görüşüne karşıt bir görüşe sahip olmalarıdır. Kültürcü (culturalist) araştırmacılar, Marksist gelenek içinde çok önemli bir yer tutan, düşünsel ve maddi güçler arasındaki ilişkileri anlayıp açıklamayı amaç edinen “alt yapı-üst yapı” formülasyonunu reddederler.


Medya konusunu kültür temelinde ele alıp inceleyen araştırmacıların başında öncelikli olarak İngiliz araştırmacılar Williams, Thomson ve Hoggart’ın isimlerini saymak gerekir. Bu geleneği benimseyen araştırmacılar kültürü, tarihsel koşulların ve ilişkilerin bir ürünü olarak varlık gösteren temel toplumsal sınıfların ve grupların, kendi iç dinamiklerinden ve aralarındaki etkileşimden doğan değerlerin ve araçların oluşturduğu bir bütünlük olarak algılarlar (Barrett & Braham, 1995: 76). Bu düşünürler medyayı, halkın bilincinin, beğeni ve tercihlerinin çok güçlü şekillendiricileri olarak kabul ederler.


Marksist düşüncenin “medyanın gücü ideolojiktir” şeklindeki değerlendirmesini, bir çok kültürcü düşünür de kabul eder. Fakat bu düşünürlerin ideolojiye yükledikleri anlam, Marksist düşünürlerinkinden çok daha farklıdır. Liberal düşünürler olarak da adlandırabileceğimiz bu düşünürler, medya ile ilgili olarak daha bir çok alanda Marksist düşünceden farklı, hatta kimi zaman onlarla taban tabana zıt bir görüşe sahiptirler. Örneğin, medyanın birey ve toplum üzerinde yapabileceği etkiler konusunu ele alalım. Marksist düşünürler, konuyu olduğundan daha abartılı bir şekilde ele alırken, liberal düşünürler medya konusunu gerçek boyutlarından çok daha hafife alırlar. Olayı gerçek boyutlarından saptırarak, bilerek ya da bilmeyerek, etkisini daha azmış gibi göstererek, medyanın üzerinde yöneltilebilecek dikkatlerin ve eleştirilerin azaltılmasına hizmet ederler.


Curran ve arkadaşlarının da vurguladıkları gibi (Barrett & Braham, 1995; 63), medya konusunda Marksist düşünürlerin dile getirdikleri eleştiriler, yalnızca araştırmacıların akademik ilgisini konuya çekmekte çok önemli görevler yerine getirmekle kalmayıp, halkın konuyla ilgili olarak bilgilenmesinde ve bilinçlenmesinde büyük rol oynadılar. Bu sayede, medya konusundaki bilgi birikimine çok önemli katkılar sağlayan, iletişim ile ilgili. bir çok ampirik çalışmanın hayata geçirilmesine de zemin hazırladılar. Bütün bu çalışmaların ürünü olarak, bireylerin hayat anlayışları ve dünyayı algılayış şekillerine medyanın yapabileceği etkiler konusu, yapılan deneye ve gözleme dayalı araştırmaların bulgularıyla da desteklenerek, daha bir açıklık kazanmış oldu.




Dr. D. Ali Arslan
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
GüNeSss - avatarı
GüNeSss
Ziyaretçi
3 Ekim 2011       Mesaj #4
GüNeSss - avatarı
Ziyaretçi
Medyanın Toplum Üzerindeki Etkisi Nedir? Medyanın Toplum Üzerindeki Etkisi Tanımı

Son yarım asırda gerçekleşen teknolojik gelişmelervirgs insanların kullanımına açık olan iletişim araçlarının neredeyse tümünü etkilemiştir. Evrim geçirerek gelişen iletişim araçlarının yanına yenileri de eklenmiş ve bunlar “yaşamımızı kolaylaştırmaları” adına iyiden iyiye hayatımıza yerleşmişlerdir.

Şu sıralar sıkça duyduğumuz bir kelime de : Medya.

Peki nedir bu medya? Medya denildiğinde aklımıza neler gelir? Televizyonvirgs radyovirgs gazetevirgs dergivirgs internet ve türevleri. Özetle birebir iletişim içine girilen araçlardır bunlar ve Kitlesel İletişim Araçları diye adlandırılırlar. Biz de bu yazı boyunca Medya kavramı yerine Kitlesel İletişim Araçları kavramını kullanacağız.

Kitlesel iletişim araçlarının en etkini ve en yaygını tartışmasız televizyondur ve biz de düşünce ve tezlerimizi bu araç üzerine kurmaya çalışacağız.

Neden radyovirgs gazete veya internet değil de televizyon? Birincisi; düşük-orta-yüksek gelire sahip her ailenin evinde neredeyse bir televizyon bulunmaktadır ve elde edilmesi çok kolay hale gelmiştir. İkincisi; radyo gibi sadece işitsel veya gazete gibi sadece çizgisel-görsel bir iletişim aracı değildir. Televizyonvirgs mesajını verirken hem sesin hem de hareketli görüntünün gücünden yararlanır ve etkileyiciliği çok yüksektir. ( İnternet için belki ileride çok daha fazla söz söylemek mümkün olacaktır ama şu an içinvirgs kısıtlı bir kitlenin ulaşabildiği ve azda olsa uzmanlık isteyen bir araç olduğu içinvirgs televizyon kadar yaygın ve kullanılır durumda değildir. Fakat bir süre sonra televizyona alternatif olacağı göz ardı edilemez bir gerçektir. )

Düşüncemizi her ne kadar televizyon üzerine kursak bile kitlesel iletişim araçların hepsi özünde ortak bir amaç gütmektedir. Dolayısıyla hem burada yazılanlar değerinden bir şey kaybetmeyecektir hem de virgskonuyu kısıtlamakvirgs ayrıntılı bir inceleme ve eleştiri yapabilmek adına yararlı olacaktır kanaatindeyim.

1. KİTLESEL İLETİŞİM ARAÇLARININ GELİŞİMİ

Modern kitlesel iletişim araçlarının kullanımına ilk olarak gazete ve dergilerle başlanmıştır.


1920’li yıllarda radyonun icadıyla ve kullanılmaya başlanmasıyla birlikte yeni bir dönem başlamıştır. Artık tek bir noktadan diğer binlerce noktaya gönderilen her türlü mesajvirgs radyoyu dinleyen kitlelere en hızlı ve en doğru şekilde iletiliyordu. Kısa sürede önemi fark edilen radyovirgs özellikle II. Dünya savaşı esnasında iktidarlar ya da iktidar avcıları tarafından çok önemli bir savaş propaganda aracı haline getirilmiştir.

1950’ler ve sonrasında yaygınlaşmasıyla beraber televizyonlar radyonun gücüne ortak olmaya başladılar ve gelişen teknoloji - ucuzlayan maliyetlerle beraber her eve girdiler. Öyle ki televizyonsuz bir evle karşılaşmak imkansız gibi.
MacBride “Birçok Ses Tek Bir Dünya” isimli raporunda 8 işlevden bahsetmiştir. Bunlar :
  • Habercilikvirgs
  • Toplumsallaştırmavirgs
  • Motivasyonvirgs
  • Tartışma-diyalogvirgs
  • Eğitimvirgs
  • Kültürel geliştirmevirgs
  • Eğlencevirgs
  • Bütünleştirme işlevleridir.

Bunlardan habercilik işlevivirgs kitle iletişim araçlarının temel ve en bilinen işlevidir. Bu işlev bilgi aktarma işlevi olarak da değerlendirilebilir. Gazetelerin sayfalarındavirgs radyoların ve televizyonların haber saatlerinde verdikleri bilgiler bu işlevin bir göstergesidir.

Toplumsallaştırma işlevi isevirgs günümüzün heterojen yapılı toplumlarında bireylerin bir arada yaşamalarının sağlanabilmesi için toplumsal değerlerin yani kültürünvirgs yayınlar aracılığı ile alıcılara iletilmesidir.

Toplumsallaştırma işlevine bağlı olarak kitle iletişim araçları toplumun amaçlarını belirterek çeşitli değerleri canlı tutarvirgs yüceltir ve motivasyon işlevini gerçekleştirir. Bağımsızlıkvirgs özgürlükvirgs insan hakları gibi değerler buna örnek verilebilir.

Tartışma-diyalog işlevivirgs kitle iletişim araçlarının gerek ulusal gerekse uluslar arası düzeyde toplumun çıkarlarınıvirgs bu çıkarlar doğrultusunda hareket edilip edilmediğini gösterir. Diğer bir deyişlevirgs kamu oyu oluşturma işlevi görür. Bu işlevi ile toplumda güçlü kişilere karşı eleştiri rolünü oynar.

Eğitim işlevivirgs toplumsallaştırma işlevi ile bağlantılıdır. Topluma yeni üyeler kazandırmavirgs bunları toplumun kültürel değerleri ile eğitme bu işlev içerisindedir. Böylelikle okulların tek bilgi kaynağı olma özelliği de azalır.

Bir toplum sanatsal ve kültürel yapıtlarını kitle iletişim araçları ile yaymak suretiyle bunları korur. Böylelikle de kültürel geliştirme işlevi yerine getirilir.

Kitle iletişim araçlarının bir diğer işlevi ise eğlendirmedir. İnsanlarıvirgs evlerine yorgun geldiklerinde rahatlatmakvirgs dinlendirmek için çeşitli yayınlar sunarlar. Bunların içeriği televizyonda sporvirgs eğlencevirgs magazin programları olabileceği gibi radyolarda da şiirvirgs yarışma vb. yayınlar olabilir.

Kitle iletişim araçlarının bütünleştirme işlevivirgs toplumsallaştırmavirgs eğitimvirgs kültürel geliştirme işlevleriyle paralellik gösterir. Bu işlevi ilevirgs birey ve grupların birbirlerini tanımalarınavirgs farklı kültürler arasındaki çatışmaları hafifletmeye yardımcı olur

3. KİTLESEL İLETİŞİM ARACI OLAN TELEVİZYONUN TOPLUM ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Yapılan araştırmalar sonucunda en büyük etkilenmenin ve erozyonun çocuklar üzerinde olduğu ortaya çıkarılmıştır. Yeterli bilinç ve seçicilik düzeyine erişememiş çocuğunvirgs başında saatler geçirdiğivirgs televizyondan etkilenmemesi pek mümkün de gözükmemektedir.

Sadece çocuklar değilvirgs hepimiz bu değişimin içinde yer alıyoruz. Dinlediğimiz müzikten giydiğimiz kıyafetevirgs okuduğumuz kitaptan gittiğimiz sinema filmine kadar her konuda belli bir yönlendirmenin (farkında olmasak bile) etkisindeyiz.

Etkiler olumsuz olabileceği gibi olumlu da olabilecektir. İki görüşü de ele alacağız ama olumsuz etkileri üzerinde daha çok duracağız.

3.1. OLUMLU ETKİLER

“Genel olarakvirgs kitle iletişim araçlarının işlevlerinin belirtilmesinden sonravirgs bunların en bilineni ve ilki olan “bilgi aktarma” işlevini baz alarakvirgs televizyonuvirgs birey ve toplum sorunlarının çözüm kaynağı olarak gören düşünürlerden biri Mc. Luhan’dır.
Mc. Luhan’a görevirgs “mesaj aracın kendisidir”. Bir iletişim eyleminde belirleyici olan şey iletilmek istenen mesajın içeriği değilvirgs bu mesajı iletmek için kullanılan mesajın kendisidir. İnsanların ilişki ve eylem ölçülerini biçimleyen ve belirleyen şey kullanılan araçlardır (Özkökvirgs 1985:163). Yanivirgs her iletişim tekniği ya da belli iletişim teknikleri grubu belli bir kültürü ortaya çıkarırlar. Bu düşünüre görevirgs toplumların evrensel gelişim sürecinde temel unsur iletişim teknikleri ve bunların farklılaşmasıdır. Bu şekilde yaptığı sınıflandırmasındavirgs insanlığın geçirdiği ilk dönem olarak yazının bulunuşundan önceki uygarlıkları belirtmiştir (kabile dönemi). Bu dönemde egemen iletişim biçimi sözlü anlatım ve işitsel algılamadır. Bu dönemde düşünce özgür bir biçimde yayılır ve insan bütün duygularını aynı anda ve uyumlu bir biçimde kullanır (Özkökvirgs 1985: 164). Daha sonravirgs yazının bulunması ile gelişen ve gutenberg galaksisi dediği dönem gelmektedir. Mc. Luhan’a göre yazının bulunuşuyla insanoğlunun birinci dönemdeki sakin yaşamı da köklü bir değişmeye uğramıştır. Birinci dönemde egemen olan işitme duyusu yerini yavaş yavaş “göz”ün egemen olduğu bir iletişime bırakacaktır. İletişimde egemen olan duyunun değişmesi ile birlikte düşünce örgütlenmesi ve uygarlık da değişecektir (Özkökvirgs 1985: 165). Yazının egemen olmaya başladığı bu tarihsel dönemde ortaya çıkan en önemli kavramlar olarak bireycilikvirgs merkeziyetçilik ve milliyetçiliktir. Yazının egemen oluşu ile birlikte okumanın artmasıvirgs bireyler arası iletişimi azaltmış ve bireyciliği getirmiştir. Ayrıcavirgs yazının yayılmaya başlamasıvirgs ülkelerin yönetiminin merkezi nitelikte olmasına yol açarakvirgs totaliter yönetimlerin ortaya çıkmasına da sebep olmuştur. Tüm bu gelişmelervirgs aynı zamanda milliyetçiliği de beraberinde getirmiştir. Yazıvirgs nasıl ki bireyler arasındaki iletişimi azaltıyorsavirgs milliyetçilik de toplumlar arası iletişimi azaltan bir unsurdur. Görüldüğü gibivirgs tüm bu gelişmeler Mc. Luhan tarafından iletişimin kopukluğu bağlamında bir sorun olarak görülmektedir. Bu sorunun çözüm kaynağı olarakvirgs bilgi bakımından yoksul ancak katılma sağlama açısından güçlü bir araç olan televizyon gündeme gelmektedir. Televizyon ile birlikte görme duyusunun egemenliği ve basılı yazının oluşturduğu uygarlık artık aşılmaktadır. Bu araç sayesindevirgs insanlar artık “evrensel bir köy”de yaşamaktadırlar. Dış dünyayı algılamadavirgs Gutenberg Galaksisi’nin buyrukçu özellikleri silinmektevirgs daha önceki doğallığa (kabile dönemine) dönüş başlamaktadır. Gerek Mc. Luhanvirgs gerekse liberal gelenek içerisindeki diğer düşünürler tarafındanvirgs televizyona böyle bir anlam yüklenilmesinin arkasında yatan en önemli sebepvirgs 19.yy. aydınlanma çağının bilim ve akla yüklediği anlamdır. “Bilgivirgs güçtür anlayışı”virgs bu güce sahip olunması ile gerek bireysel gerek toplumsal sorunların çözülebileceğine olan inancı da beraberinde getirmiştir. Mc. Luhan’ın sözünü ettiği dönemlerden sonuncusu olan elektronik dönemin aracı televizyonunvirgs hem işitsel hem görsel olarak alıcısına ulaşması ve bu sayedevirgs çok farklı kültürler hakkında bilgilerin edinilmesini sağlamasıvirgs sorunların çözüm kaynağı olarak niçin bu aracın düşünüldüğünün göstergesidir. Kısaca belirtilirsevirgs televizyonvirgs insanlığı “küresel bir köy”e götürmektedir. Televizyon sayesinde dünya küçülecekvirgs kültürler birbirine benzeyecek ve bu durum toplumlardaki sorunların çözülmesine sebep olacaktır”

3.2. OLUMSUZ ETKİLER

Baudrillardvirgs Mills gibi düşünürler ile Frankfurt Okulu temsilcilerinin kitle iletişim araçlarına yaklaşımları eleştirel gelenek içerisinde değerlendirilir. Genel olarak belirtilirsevirgs bu düşünürlere göre kitle iletişim araçları ve özellikle de televizyonvirgs insan yaşamında bir sorundur.

Kitle iletişim araçlarıvirgs bireyler arası ilişki ve etkileşimi son derece azaltmış ve zayıflatmıştır. Özellikle televizyonvirgs bireylerin boş zamanlarında birbirleriyle iletişim kurmalarına ve fikir alış verişinde bulunmalarına olanak bırakmaz. Ayrıcavirgs kitle iletişim araçlarının iyi bir eğitim aracı olmadığıvirgs bireye özel sorunları karşısında umutlu ve umutsuz olduğu alanlarda yol gösterici olmak yerinevirgs aldatıcıvirgs kandırıcıvirgs oyalayıcı bir mekanizma durumuna geldiği vurgulanır. Bireyin kendi sorunlarına ilişkin çözümler bulmasını engeller. Böylece kitle iletişim araçları bireye hiçbir zaman elde edemeyeceği ölçüde ayrıntılı bilgi ve haber verir. Fakatvirgs bu ayrıntılı haber ve bilgiler verilirken virgs bunlar arasında gerçek bir bağlantının bulunup bulunmadığı hakkında açıklamalar getirmez. Bireylerin bunalım ve gerilimleri karşısında rasyonel bir bakış açısı da sunmaz. Aksinevirgs bu gibi sunumlarda bireye ya şiddet ya da hiçbir şeyi ciddiye almaması telkin edilir veya önerilir ( Mills’den alıntıvirgs Baran 1997: 99-100).
Televizyonvirgs Mc. Luhan’ın belirttiği gibi dünyayı küçültecek ve global bir köye götürecektir. Ancakvirgs bu durum Baudrillardvirgs Mills gibi düşünürler ile Frankfurt Okulu temsilcilerine göre bir sorun olarak görülmektedir. Çünküvirgs böylelikle tek tek yerel kültürler yok olacak ve güçlü olan kültürün merkezde olduğu bir dünya düzeni oluşacaktır. Günümüzün bir değerlendirilmesi yapıldığında da bu tespit geçerli görünmektedir. Nitekimvirgs ABD kültürünün egemen olduğuvirgs merkezde bulunduğu bir dünya düzeni söz konusudur. ABD’ninvirgs bu egemenliği kitle iletişim araçları ile daha da pekiştirme çabası içinde olduğu görülmektedir. Kendi hayat tarzlarınıvirgs insan ilişkilerini vb. birçok durumu yansıttıklarıvirgs dünya sinemasının önde gelen filmleri buna bir örnek olarak gösterilebilir. Söz konusu kültürel egemenliğin dışındavirgs ABD’nin gerek siyasi gerek ekonomi alanında da egemenlik aracı olarak kitle iletişim araçlarındanvirgs özellikle de televizyondan yararlandığı açıkça görülmektedir.“
Kitle iletişim araçlarının ve özellikle de televizyonun ülkemizde de son derece etkili olduğunun önemli göstergelerinden birivirgs televizyon dizileridir. İzleyicilervirgs televizyon dizilerinden öylesine etkilenmektedirler kivirgs yaşadıkları “gerçek dünya”dan daha çokvirgs dizilerdeki “yapay dünya”da olup bitenlerle ilgilenmektedirler. Bunun sonucu olarak davirgs güncel sorunlar unutulmaktavirgs kişilerin kendi sorunlarından daha çokvirgs gerçek olmayan bir dünyanın ve o dünyadaki kişilerin sorunları önem kazanmaktadır.

“Kitle iletişim araçlarının bireylerin sosyalizasyonu ve eğitimi ile kültür ürünlerini üretimi ve yaygınlaştırılması konusunda her zaman olumlu işlevler yerine getirdiğini söylemek de mümkün değildir. McQuail’in de vurguladığı gibi (Barrett & Brahamvirgs 1995: 96)virgs bazı durumlarda medyavirgs farkında olarak ya da olmadan bireylerin sosyalleşmesini engelleyici doğrultuda bir etki de yapabilmektedir. Hatta bir çok araştırmacı medyanın toplumun kültürünü yozlaştırıcıvirgs bireylerin kişiliklerini bozucu etkilerini sıklıkla vurgulamaktadırlar.
Konu bu boyuttan ele alındığında medyavirgs kültürü geliştirmek-yaşatmakvirgs bireylerin sağlıklı kişilik geliştirmelerine katkıda bulunmak şöyle dursun; tam tersine ulusal kültürü yıpratıp zayıflatıcıvirgs bireylerin kişiliklerini ve ruh sağlıklarını bozucu nitelikte bir etki de yapabilmektedir. Okulda eğitimcilerinvirgs aile de ebeveynlerin ve öteki toplumsal kontrol (sosyalizasyon) ajanlarının öğrettikleri-aşıladıklarının tam tersini ön plana çıkartarakvirgs özellikle çocukları ve gençleri çelişkiler içine sürükleyebilmektedir. Bu durum isevirgs toplumun mevcut değer ve normlarından sapma olarak tanımladığımız sapkın davranışlarıvirgs körükleyip arttırıcı bir etki yapabilmektedir. Bütün bu olup-bitenler devirgs bireyler arası ilişkileri düzenleyen toplumsal değerlerivirgs normlarıvirgs davranış kalıplarını yıpratarakvirgs hatta yok ederek toplumun ve kültürün geleceğini tehdit edici bir boyuta ulaşabilmektedir.

Ayrıcavirgs medyanın bireylere “örnek rol modelleri” sunduğunu da bilmeyen yoktur. Özellikle belli yaş dönemlerindeki bireylerinvirgs özdeşim kurarak kendilerini geliştirmek arayışı içinde oldukları da herkesçe bilinen bir gerçektir. Hatta bireylerin bu özdeşim kurma eğilimlerinin yalnızca çocuklarla ve gençlerle sınırlı kalmadığını da sosyologlarvirgs psikologlar ve eğitim bilimciler tarafından gerçekleştirilen araştırmalar ortaya koymaktadır. Dünya ülkelerinin büyük çoğunluğundavirgs ortalama bir insanınvirgs günde asgari birkaç saatini televizyon karşısında harcadığı da sanırım herkesçe aşikardır. Bütün bu gerçekler hatırda tutulduğunavirgs amaca uygun olarak kullanılmayanvirgs ya da medya etiğinden sapmış bir şekilde işlev yapan iletişim araçlarının ve özellikle de televizyonun ne kadar güçlü bir silah olabileceği bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilir.

Hem de öylesine bir silah kivirgs en gelişmiş teknolojiler kullanılarak imal edilmişvirgs silah sanayiinin en güçlü ürünleri bile yanında bir hiç kalır. Klasik silahlarlavirgs tüfekle-tabancayla ancak bir kaç kişivirgs bilemediniz bir kaç on kişi yaralanır ya da ölebilir. Nükleer-biyolojik silahlarla binlervirgs on binlervirgs ya da belli bir bölgede yaşayan insanlar zarar görür. Fakatvirgs ehil olmayan ellerdevirgs insani ve toplumsal amaçlar dışında kullanılan medyavirgs öylesi bir silaha dönüşür kivirgs bir anda milyonları imha edebilecek konuma ulaşır. Hem de hedefi tam on ikiden vurarak. Yani bireylerin alnının tam ortasını-beynini ve göğsünün sol alt yanını-kalbini hedef alarak”
“…sorunun özündevirgs yetişmiş insan gücü yokluğu değilvirgs kitle iletişim araçlarının kontrolünü ya da mülkiyetini elinde bulunduranlarınvirgs yayıncılığı ve özellikle de televizyon yayıncılığını algılayış tarzları ve bu konuya yaklaşım biçimleri yatmaktadır: Bu durumu kısacavirgs “az emekvirgs az zahmet ve az masrafla yüksek reytingvirgs kolay ve çok kazanç anlayışı” şeklinde de tanımlanabilir.”
Bu görüşlere katılmamak mümkün değil. Maalesef iktidara gelenlerin ilk yaptığı işlerden biri; televizyonlara müdahale etmek ve muhalefet yapan yanını kırpmak ve yok etmektir. Bunu çeşitli yollarla yaparlar. Ya kendi televizyon kanallarını kurarlar ya da var olan kanallara uyguladıkları ceza ve yaptırımlarla içeriklerindeki muhalefeti ortadan kaldırmaya çalışırlar. Ve zamanla televizyonlar iktidar ile kol kola hayatlarını devam ettirirler.

Televizyonun etkilediği kitlenin büyüklüğüne baktığımızdaysa karşımıza çok büyük ve iştah kabartıcı rakamlar çıkar. Yerel televizyon kanallarıvirgs ulusal yayın yapan televizyon kanalları ve yayınları her kıtaya ulaşan uluslar arası televizyon kanalları. CNNvirgs BBC gibi uluslar arası televizyon kanalları neredeyse dünyanın her noktasından izlenebilmektedir. Ve kendi iktidarlarının ideolojilerinivirgs politikalarınıvirgs dillerinivirgs yaşam biçimini zehirli bir iğne gibi tüm toplumlara enjekte etmektedirler. Ve çoğu zaman bunu başarmaktadırlar.

“…sermaye sahiplerinin eline geçen televizyonlar bir an önce halkin begenisini kazanabilmek ve ilgisini çekebilmek için popülist yayinlar yapmaya basliyordu

Diziler ise ayrı bir inceleme konusu olabilecek kadar önemli bir konudur. Maddi imkanlardan yoksun olan televizyon kanalları bir dönem brezilya dizileriylevirgs pembe dizilerle doldurmuştu ekranları. Son zamanlarda ise sponsor destekleriyle ve gelişen ekonomik güçleriyle kendi prodüksiyonlarını ekranlara getirmeye başladılar. Reyting rekorları kıran dizilervirgs hem oyuncuları için hem de yayınlayan kanallar için çok iyi bir gelir kapısı haline geldi. Ama sorun şu oldu : amaçlar ve hedefler hep reytingin yüksek olması olduğu için kimi zaman gerçekleri değiştirip daha izlenilebilir bir biçime soktular kimi zaman olmazı olur yaptılar ve kimi zaman da hep aynı konular üzerine gittiler ve insanların duygularıyla ve beklentileriyle oynadılar. Çoğumuz kendi sorunlarımızı ve ideallerimizi unutmuş bir biçimde dizideki kahramanlarımız için üzülüyorvirgs onun için seviniyorvirgs ona destek oluyor ve hatta dizideki kahramanımız öldüğünde yas tutup temsili cenaze töreni bile yapabiliyoruz. Randevularımızı dizi saatlerine göre ayarlıyorvirgs hafta sonu planlarımızı televizyon yayın akışına göre düzenliyoruz. İşte medyanın gücü!
Bazı uzmanların Kitlesel İletişim Araçlarından 4. güç (Yasamavirgs Yürütmevirgs Yargıvirgs KİA) diye bahsetmelerini daha iyi anlayabiliyoruz artık.

3.2.1. Çocuklar Üzerindeki Etkileri

Televizyon kanalları üzerindeki denetimlerin zayıf olduğu ülkelerde en çok zarar görenler gelişim çağındaki çocuklarıdır. Eğitim düzeyi düşük olan ailelervirgs televizyonun bu olumsuz etkisini görememekte ve çocuğun saatler harcadığı televizyon konusuna dikkatle eğilmemektedirler.

Dinlenerekvirgs ders çalışarak ya da uyuyarak değerlendirmesi gereken zamanı maalesef televizyon başında tüketen çocukların sayısı çok yüksek. Bu da sonuç olarak derslerinde başarısız olanvirgs az uyuyanvirgs az dinlenen çocukların gelişimine indirilen bir darbe olmaktadır.

Zamanla çocuğun en yakın arkadaşı ve oyuncağı haline gelen televizyonlarvirgs çocuğun arkadaşlarıyla daha az zaman geçirmesine ve daha az oyun oynamasına yol açmaktadır. Bu da çocuğun ileriki yaşlarda yaşayacağı iletişimsel sorunların kaynağı olmaktadır.

“Çocuğun arkadaş ve oyun gruplarında yeterince bulunamayışıvirgs ancak bu ortamlarda öğrenilebilen paylaşmavirgs dostlukvirgs yakın ilişkilere girmevirgs güven duyma gibi çocukların sağlıklı bir kişilik geliştirebilmesi için hayati önem taşıyan duygularınvirgs onlar tarafından yeterince tanınıpvirgs gerektiğince tadılmasını engellemektedir.

Ayrıca televizyon çocukların saldırganlık eğilimlerini ve saldırganca davranışlar sergileme sıklıklarını da arttırmaktadır. Ekranlarda çok sıklıkla sergilenen ve çoğunlukla da gerçeklerden kopuk kavgavirgs şiddetvirgs kanvirgs göz yaşı sahneleri çocuklarda saldırgan ve geçimsiz bir kişiliğin gelişmesine yol açmaktadır. Normal boyutları ile sergilendiğinde bile çocukların ruh sağlığı ve psikolojik gelişimlerinde çok önemli sıkıntılara yol açabilecek nitelik taşıyan böylesi sahneler; bir de ütopist ve gerçekçi olmayan yorumlarla sergilendiğindevirgs bunların çocuğun sosyal-psikolojik kimliğinde yaptığı tahrifat ve açtığı yaralar katlanarak artmaktadır. Böylesi yaralayıcı etkilere maruz kalmış çocukların arkadaş çevresi ilevirgs ailesiyle ve sosyal çevresindeki öteki bireylerle sağlıklı ve istendik doğrultuda ilişkiler kurup geliştirmesini çok zor olacaktır.
Bütün bunların da ötesindevirgs belki de televizyonun çocukların sosyal ve psikolojik gelişimlerinde neden olabileceği en büyük olumsuzlukvirgs bu aygıtınvirgs özdeşim kurma eğiliminde olan çocuklara sunduğu rasyonel ve gerçekçi olmayan özdeksel modellerle ilgilidir. Çocukluk dönemlerivirgs küçük insan bireylerininvirgs özdeşim kurabilecekleri bir örnek model arayışı içinde oldukları dönemlerdir.

Bu özdeşim kurma eğilimivirgs çocukların kişilik gelişimleri açısından hayati bir öneme sahiptir. Fakat bu değerlendirmevirgs çocuklardaki söz konusu eğilimlerinvirgs amaca uygun ve doğru kanallara yönlendirildiği ölçüde geçerlidir. Aksi takdirde bilinçsizce ve rast gele seçilmiş yanlış modellervirgs çocukların kişilik gelişimlerinin sağlıklı olmayan temeller üzerinde şekillenmesine yol açabilmektedir. Çocukluk dönemlerinde temelleri atılıpvirgs şekillenmeye başlayan bu kişilik özelliklerininvirgs çocukların yetişkinlik dönemlerinde ve hatta onların tüm yaşamları boyunca da etkisini sürdüreceği gerçeği dikkate alındığındavirgs konunun önemi daha bir netlik kazanır.
Çocukların televizyon karşısında harcadıkları zamanın büyüklüğü ve televizyonun çocuklar üzerindeki kalıcı etkileri de göz önünde bulundurulduğunda; teknoloji harikası bu aracınvirgs çocukların kişilik gelişimleri açısından yerivirgs önemi ve yapabileceği olası etkilerin boyutları daha da anlaşılır hale gelecektir. Sosyal bilimciler tarafından gerçekleştirilen bir çok araştırmavirgs çocuklara özdeşim kurabilecekleri örnek modeller sunma bakımından televizyonun son derece etkili bir araç olduğu gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır. Sunulan bu örnek modeller olumlu bir nitelik taşıyıpvirgs çocukların sosyal-psikolojik gelişimlerinin sağlıklı zeminler üzerinde gerçekleşmesine yardımcı olabileceği gibivirgs bu etki tam tersi bir doğrultuda da olabilmektedir: Yani televizyonun sunduğu olumsuz tiplemeler devirgs böylesi eğilimlerin en yoğun olduğu dönemi yaşayan çocuklarınvirgs özdeşim kurmak için seçtiği örnek modeller arasında yer alabilmektedir. Hatta bir çok araştırmacıvirgs bu etkinin olumsuz boyutlarının daha ağır bastığını da özellikle vurgulamaktadır.”
“Televizyon reklamlarıvirgs özellikle çocukların tüketim eğilimlerini önemli ölçüde etkilemektedir. Televizyon reklamlarının cazibesivirgs çocukların çikolata-şekerleme cinsi yiyeceklere karşı olan ilgisini ve bunları tüketme isteğini daha da arttırmaktadır. Baş döndürücü görüntü ve ses efektleri ile reklamları yapılan böylesi yiyeceklerinvirgs çocukların sağlıklı ve dengeli beslenmeleri bakımından pek fazla değerli olduğu söylenemez. Beslenme değeri çok az ya da hiç olmayan bu tür yiyeceklerin aşırı ölçüde tüketilmesivirgs çocukların dengesiz beslenmesine ve onlarda iştahsızlığa neden olmaktadır. Bu durum isevirgs sağlıklı bir fizyolojik gelişim için hayati önem taşıyan ve çocukluk çağında bol miktarlarda alınması gerekenvirgs besin değeri çok yüksek sebze-meyve gibi yiyeceklerin yeterince tüketimini engellemektedir.

Öte yandan çocuğunvirgs saatler boyunca ekran karşısında hareketsiz kalması davirgs yine çocukların fizyolojik gelişimlerinin sağlıklı bir doğrultuda gerçekleşmesini engellemektedir. Bu aşırı hareketsizliğe ve yetersiz spor etkinliklerinevirgs dengeli ve sağlıklı olmayan beslenme alışkanlıkları da eklenince bir takım fiziki gelişme bozuklukları; kasvirgs sinir ve iskelet sistemlerindevirgs söz konusu nedenlere dayalı bir takım işlev ve gelişim bozuklukları sıklıkla ortaya çıkabilmektedir. Özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde ve bazı batı Avrupa ülkelerindevirgs diğer bazı etkenlerin yanı sıra yukarıdaki nedenlerle yakından ilişkili olarak ortaya çıkan ve “obesity” olarak adlandırılan “aşırı şişmanlık” rahatsızlığıvirgs çocuklara yönelik olarak toplumun genelini tehdit eden bir sosyal hastalık boyutlarına ulaşmıştır. Bu durumvirgs sosyal-ekonomik ve siyasi açıdan gelişmiş ülkeler arasına katılma mücadelesi veren ülkemizde henüzvirgs yukarıda sözü edilen ülkelerdeki gibi toplumun genelini tehdit eder bir boyuta ulaşmamıştır. Bununla birlikte çok uzak olmayan bir gelecekte obesiteninvirgs ülkemizde de sosyal bir hastalık konumuna ulaşma riski bulunduğunu vurgulamak gerekir.

kaynak:

yelzzz - avatarı
yelzzz
Ziyaretçi
27 Nisan 2012       Mesaj #5
yelzzz - avatarı
Ziyaretçi
Medya kelimesiyle kastettiğimiz şey sözden başlayan ve içinde yazı, basılı metinler ve imgeler; kitaplar, gazeteler, dergiler, broşürler, billboard’lar, radyo, film, televizyon, internet gibi oldukça geniş ve güçlü bir toplumsal güçtür. Bu olgu ve süreçlerin öyle bir ortak noktası olmalı ki, medya sözcüğünün yaygın kullanımını yani kitle iletişim araçlarını karşılayabilsin. Medya dediğimiz zaman genellikle kitle medyasını kastederiz.

Televizyonu ele alacak olursak, döneminin teknolojisinin hat safhada olduğu İngiltere ve Amerika’da bir kitle iletişim aracı olarak değil; bir medya olarak hizmet vermeye başlamıştır. Belli başlı süreçlerden geçerek bir kitle iletişim aracı yerine medya olarak hizmet veren İnternet için de aynı şey söylenebilir. Bilgisayarlar giderek iş kapasitesini büyütmüş, maliyetlerini düşürmüş ve kişisel bilgisayarlar ortaya çıkarak çoğu insanın günlük hayatı içindeki teknoloji olmuştur.


Benzer Konular

13 Ekim 2017 / Misafir Genel Mesajlar
28 Ekim 2016 / ThinkerBeLL İletişim Bilimleri
21 Ağustos 2008 / karayel İletişim Bilimleri