Arama

Kur'an-ı Kerim'deki Sure ve Ayetlerin Faziletleri

Güncelleme: 6 Haziran 2013 Gösterim: 8.438 Cevap: 9
57muhammet57 - avatarı
57muhammet57
Ziyaretçi
30 Eylül 2012       Mesaj #1
57muhammet57 - avatarı
Ziyaretçi
Kehf Süresinin Fazileti
Öncelikle herkese merhabalar arkadaşlar bugün sizlere Kehf Süresinin Faziletini paylaşacağım:

Sponsorlu Bağlantılar

SURE-İ KEHF'İN FAZİLETİ HAKKINDA RESULÜ EKREM'İN HADİS-İ ŞERİFLERİ
"Sevgili Peygamberimiz bu surenin fazileti hakkında:
"Sure-i Kehf'in başından on ayet ezberleyen deccalın şerrinden emin olur."
"Sure-i Kehf'in son ayetini okuyan kimse deccalın fitnesinin şerrinden emin olur."
"Kim Sure-i Kehf'in evvelini ve sonunu okursa,okuduğu onun için ayağından başına kadar nur olur..Tamamını okuyan kimse ise sema ile yerin arasını nurla doldurmuş olur."
"Her kim Cuma günü Sure-i Kehf'i okurda,altından semaya kadar onun için nur yükselir.O nur kıyamet gününe kadar parlar ve iki Cuma arasında hataları affolunur."
"Cuma günü Sure-i Kehf'i okuyan kimse sekiz gün bütün fitnelerden masumdur.Deccal çıksa bile ondan muhafaza olunur."
"Sure-i Kehf'in tamamını okuyan cennete girer."
Diğer hadis-i şerifte:
"Bir kimse Cuma günü yahut gecesi gecesi Sure-i Kehf'i okursa, okuduğu yerden Mekke-i Mükeremeye kadar nurla dolar,gelecek Cuma'ya kadar üç ziyade gün de günahı bağışlanır.Sabaha kadar yetmiş bin melaike de affını isterler."


Okuduğunuz için teşekkür ederim arkadaşlar.

57muhammet57 - avatarı
57muhammet57
Ziyaretçi
30 Eylül 2012       Mesaj #2
57muhammet57 - avatarı
Ziyaretçi
Öncelikle herkese merhabalar arkadaşlar bugün Bakara Süresinin Faziletini paylaşacağım:

Sponsorlu Bağlantılar
SURE-İ BAKARA'YI OKUMANIN FAZİLETİNE DAİR PEYGAMBER EFENDİMİZİN HADİSİ ŞERİFLERİ

Sevgili Peygamberimiz::
"Sure-i Bakara'yı okuyunuz,zira onu okumak bereket,terki ise hasrettir.Onu okuyana sihirbazların sihiri tesir etmez."
"Evlerinizi kabirler gibi harab etmeyin.Muhakkak ki içinde Sure-i Bakara okunan evde şeytan barınamaz,firar eder."
"Hiçbir ev olmadı ki içinde Sure-i Bakara okunduğu vakit şeytan o evden arkasından çirkin bir ses çıkararak kaçmasın."
"Herşeyin bir zirvesi vardır.Kur'an'ın zirvesi ise Sure-i Bakara'dır."
"Sure-i Bakara'yı kim evinde gece okursa üç gece evine şeytan giremez.Kim onu gündüzleyin okursa üç gün evine şeytan giremez."
"Herşeyin bir zirvesi vardır.Muhakkak Kur'an'ın zirvesi ise Bakara Suresidir.Onun içinde bir ayet vardır ki,Kur'an'ın bütün ayetlerinin efendisidir.O, Ayet'el Kürsi'dir."
"Her kim Sure-i Bakara ve Ali İmran'ı gündüzleri okursa akşama kadar münafıklıktan uzak olur.Her kim bu surelerin her ikisini geceleri okursa ,sabaha kadar münafıklıktan uzak olur."(Ravi diyor ki):Resulü Ekrem her gün ve geceleri bu surelerin bir kısmını değil,tamamını okurlardı."
"Bakara ve Ali İmran'ı geceleri okuyan kimseye divana durupta itaatla meşgul olmuş gibi ecir verilir." buyurmuşlardır.


Arkadaşlar zaman ayırıp ta okuduğunuz için teşekkür ederim.

57muhammet57 - avatarı
57muhammet57
Ziyaretçi
30 Eylül 2012       Mesaj #3
57muhammet57 - avatarı
Ziyaretçi
Öncelikle herkese merhabalar arkadaşlar bugün sizlere Enam Süresinin Faziletini paylaşacağım:

Enam Suresi ve Faziletleri
Mekkede nazil olmuş olup, 165 âyettir. 136-138. âyetlerde geçen en’âm kelimesi vesilesi ile bu isim verilmiştir. En’âm: İnek, deve, koyun, keçi gibi hayvanların genel adıdır. Böylece bu hayvanlarla alakalı hürafeleri ortadan kaldırmak hedeflenmiş olabilir. Bakara sûresi, Kur’ân’ın uzunca bir özeti olup, usûl ve fürûunu en fazla içeren sûredir. Âl-i İmran, Nisa ve Maide sûreleri Ehl-i kitapla ilgili her türlü meseleyi tafsilatlı olarak ele alırlar. Bakara sûresi Yahudilerin iddialarını çürütmeye özellikle ağırlık verirken Âl-i İmran sûresi, ilk yarısında Hıristiyanların iddialarını iptale daha fazla yer verir. Nisa sûresinin son kısmı Hıristiyanlara karşı deliller ihtiva eder ve sûre boyunca da Bakara sûresinde özet halinde kalan münafıkların iç yüzlerini açıklar. Peşinden gelen Mâide sûresi, Yahudi ve Hıristiyanların bazı münferit iddialarını çürütür. Böylece ilk dört uzun sûrede Ehl-i kitapla ilgili meseleler ele alınınca onları izleyen En’âm sûresinde her türlü kâfir ve müşriklerin iddiaları iptal edilir. En’âm sûresi bizzat tevhide, peşinden gelen A’raf sûresi ise tevhid tarihine ağırlık verir. En’âm sûresi, Bakara sûresinde kısa kısa ele alınan ulûhiyyet, nübüvvet ve meâd (âhiret) gibi akaid esaslarını beyan eder. Nisâ ve Mâide sûrelerindeki ahkâma, Enfal ve Tevbe sûreleri cihad, münafıklar ve devletler hukuku ile ilgili hükümleri ilave ederler. Böylece Kur’ân’ın üçte biri, böyle bir bütünlük arz ederek tamamlanır.


Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
“Bir kimse, sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra, En'âm sûresinin başındaki üç âyet-i okursa, Allahü teâlâ, o kimse için yetmiş bin melek vazîfelendirir, bunlar kıyâmete kadar o kimse için istigfâr ederler.”

“Kim En'âm sûresini, arasına dünya kelâmı sokmadan okursa, Allahü teâlâ o kimsenin geçmiş günahlarını affeder.”

“Hâlis bir niyetle kılınan iki rek'at namazda, Fâtihadan sonra En'âm sûresini okuyan, her türlü tehlikelerden korunur.”

“Kim En'âm sûresini gece ve gündüz okursa, yetmiş bin melek ona istigfâr eder ve onun için af diler.”

Hazret-i Ömer buyurdu ki:
"En'âm sûresi Kur'ân-ı kerîmin en fazîletli sûrelerinden biridir."

İmâm-ı Şâfiî buyurdu ki:
"Her kim sabah ve akşam sûre-i En'âm'ın başındaki üç âyetini yedişer defa okuyup ellerine üfleyerek vücûdunu mesh ederse, hastalık ve ağrılardan emin olur."


Arkadaşlar vakit ayırıp ta okuduğunuz için sizlere çok teşekkür ederim...
eku123 - avatarı
eku123
Ziyaretçi
30 Eylül 2012       Mesaj #4
eku123 - avatarı
Ziyaretçi
152. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor:
"En'âm Sûresinin tamamı bir defada yetmiş bin melek ta­rafından uğurlanarak indi. Melekler yüksek sesle tesbih ve hamd ediyorlardı."[554]

İzah

Hadiste faziletine dikkat çekilen En'âm Sûresi, altı veya üç âyeti dışında Mekke'de nazil olmuştur. 165 âyettir. İfâde edildiği gibi, En'âm Sûresi hepsi birden bir defada inmiştir.
Sûrede iman esasları, bilhassa ALLAH'ın varlık ve birliği, pey­gamberlik müessesesi, öldükten sonra diriliş konuları, kesin ve parlak delillerle, veciz bir üslûpla beyan buyurulmaktadır. Al­lah'ın nimetleri zikredilirken, insanlar için yarattığı ehlî hayvanla­ra da bilhassa dikkat çekilmiş ve bu nimetin ehemmiyet ve bü­yüklüğüne bir işaret olarak sûreye de "ehlî hayvanlar" mânâsına gelen En'âm ismi verilmiştir. Sûrenin faziletini bildiren daha baş­ka hadisler de vardır. Bir hadiste Peygamberimizin En'âm Sûresi nazil olduğunda tesbih ettiğini ve sûreyi ufuğu kaplayacak kadar meleğin uğurladığını bildirmiştir.[555]

Bir başka hadis de şöyledir:
"Kur'ân'da En'am Sûresinden başka hiçbir uzun sûrenin bana tümü birden inmedi. Şeytanlar bu sûre için toplandıkları kadar hiçbir sûre için toplanmamışlardı. Bu sûre bana Ceberâil'in em­rinde elli bin melek olduğu halde gönderildi. Bunu kuşatmışlar, bir düğün debdebesiyle getirdiler. Havuza su kor gibi göğsümde kararlaştırdılar. ALLAH Teâlâ bununla bana ve size öyle bir ikramda bulundu ki, artık bundan sonra ebedî olarak saptırmaz. Bunda müşriklerin bütün delillerinin iptali ve ALLAH'ın bozulması müm­kün olmayan bir vaadi vardır."[556]

Bu sûrenin iki âyeti şu mealdedir:
"De ki: Gökleri ve yeri ya­ratan, rızık veren ve rızka muhtaç olmayan ALLAH'tan başkasını mı rab edineyim? De ki: Bana Müslümanların ilki olmam emredildi ve 'Sakın ALLAH'a ortak koşanlardan olma' buyuruldu.
"De ki: Rabbime isyan edersem, o büyük günün azabından korkarım."[557]


ALLAH Yumuşaklığı Sever
153. Enes bin Mâlik (r.a.) rivayet ediyor:
"ALLAH yumuşaktır ve yumuşaklığı sever. Yumuşaklık karşılığında verdiğini sertlik karşılığında vermez."[558]


Malını Korurken Öldürülen Şehittir
154. Abdullah bin Amr (r.a.) rivayet ediyor:
"Kişinin malını korurken öldürülmesi kendisi için şehâdettir."[559]

İzah
Müsned'de yer alan hadislerin birinde malını korurken öl­dürülenin Cennette olduğu bildirilir. Başka bir rivayette de Resûlullah şöyle buyurmuştur:
"Malını korumak üzere öldürülen şehiddir, ailesini korumak üzere öldürülen şehiddir, dinini korumak üzere öldürülen şehid­dir, canını korumak için öldürülen şehiddir."
Peygamberimiz bu hadisiyle meşru olan nefis müdafaasını göstermekte ve buna teşvik etmektedir. Kişinin malını müdafaa ederken öldürülmesi mümkün olduğu gibi, bu esnada karşıdaki­ni öldürmesi de mümkündür. Bu durumda ne olacak? Bunu da hadisin Müslim'deki rivayetinden öğreniyoruz:
Bir adam Resûlullaha gelerek, "Ey ALLAH'ın Resulü, bir ya­bancı malımı zorla almak isterse ne yapayım?" diye sordu. Sonra da Resûlullah ile aralarında şu konuşma geçti:
"Malını ona verme."
"Beni öldürmeye kalkarsa ne yapayım?"
"Sen de onu öldürmeye çalış?"
"Ya o beni öldürürse?"
"Sen şehid olursun."
"Ya ben onu öldürürsem?"
"O Cehenneme gider."

Tâbi kişi karşı taraftakini hemen öldürme yoluna gitmeyecek­tir. Bu son çâredir. Ondan önce saldırganı uzaklaştırmak için baş­ka şeyler yapacaktır. Nitekim Taberânî, Mu'cemü'l-Evsat'da şöy­le bir hadis rivayet eder:
Bir zât, "Ey ALLAH'ın Resulü, bir yabancı malımı zorla almak isterse ne yapayım?" diye sordu.
Resûlullah (s.a.v.),
"ALLAH'ın ismini ver" buyurdu.
Suâli soran, "Söz anlamazsa?" diye sordu, Resûlullah yine, "ALLAH'ın adını ver" buyurdu.
Suâli soran, "Söz anlamazlarsa?" deyince Resûlullah şöyle buyurdu:
"O zaman onunla çarpış. Şayet öldürülürsen Cennette­sin, öldürürsen o ateştedir."[560]

Evet, malını korurken öldürülen kimse manevî olarak şehiddir. Fakat defin noktasında şehid muamelesi görmez. Yıkanır, kefenlenir.
Şayet o saldırganı öldürürse, İslâm âlimlerine göre kendisine kısas uygulanmaz.[561]


Zulüm, Faiz Ve Haramdan Sakınmak
155. Abdullah bin Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
"Kim temsil ettiği bâtıl ile bir hakkı ortadan kaldırmak is­teyen zâlime yardım ederse, ALLAH ve Resulünün koruyucu­luğundan mahrum kalır.
Kim bir dirhem faiz parası yerse, 33 defa zina etmiş gibi günah kazanır.
Kim de vücudunu haramdan beslerse, ateş ona daha la­yıktır."[562]

İzah
Ebû Dâvud, İbni Mâce ve Müsned'de hadisin baş tarafına benzer şöyle bir rivayet vardır:
"Kim zulmen yapılan bir düşmanlığa yardım ederse, bundan vaz geçinceye kadar ALLAH'ın gazabına hedef olmaya devam eder."[563]

Zâlime yardım etmekten sakındıran bir başka hadis de şu me­aldedir:
"Kim bir zâlime yardım ederse, ALLAH o zâlimi kendisine mu­sallat eder."[564]

İzahını yaptığımız hadisde ise temsil ettiği bâtıl ile hakkı orta­dan kaldırmak için zâlime yardım edenin ALLAH ve Resulünün ko­ruyuculuğundan mahrum kalacakları ifâde edilmektedir. Böyleleri sadece ALLAH ve Resulünün koruyuculuğundan mahrum kalmaz­lar, aynı zamanda onların düşmanlığını da kazanırlar. Düşmanı ALLAH ve Resulü olanların ise kıyamet gününde artık hiçbir koru­yucuları olmaz.

Hadisin ikinci bölümünde bir dirhem faiz parası yiyenlerin 33 defa zina etme günahı kazanacakları ifâde edilmektedir. Gerek fâiz, gerekse zina büyük günahlardandır. Burada faiz yemenin zi­nadan daha dehşetli gösterilmesi, zinanın günahını azaltmaz. 3Çünkü Kur'ân, faizi şiddetle reddettiği gibi, fuhşu da reddeder.
eku123 - avatarı
eku123
Ziyaretçi
30 Eylül 2012       Mesaj #5
eku123 - avatarı
Ziyaretçi
Bakara Suresi Kur’an’ın özetidir
Bakara Sûresi Kur'an-ı Kerim'in en uzun sûresi ve Fatiha'dan sonra en faziletli sûre olarak kabul edilmekteolup, Kur'an'ın ayrıntılı bir özetidir.
Bakara Sûresi Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine'ye hicret etmelerinden sonra inen ilk sûredir. Hicretten hemen sonra nâzil olmaya başlamış ve takrîben on yıla yayılan vahiy parçaları halinde devam etmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'in en uzun sûresi olup 286 âyettir. Hacim itibarıyla Kur'ân'ın 1/12’sini teşkil eder. Fatiha Sûresi, Kur'an'ın mefhumunu kısaca özetle kapsadığı gibi, Bakara Sûresi de Kur'an'ın hükümlerinin çoğunu açıklamaktadır. Kur'ân'ın, ayrıntılı bir özeti durumundadır. Bu özelliğinden dolayı Fatiha Sûresi’nden sonra en faziletli sûre kabul edilmiştir. Bu yüce sûrenin Türkçe'de genellikle en meşhur ismi "Baş elif lâm mim" yahut "Büyük elif lâm mim"dir. Asıl özel ismi iki tanedir. Sûretü'l-Bakara, Sûretü'l-Kürsî.

İsrailoğullarının inek hikâyesi yalnız bu sûrede anlatılmış olduğundan dolayı bu isimlendirmeye sebep olmuştur ki, isimlendirmede inek hikâyesinin önemine özel bir uyarı vardır. el-Kürsî, Allah'ın kürsüsü demektir. Bu isim de en yüce âyetlerden olan "Âyetü'l-Kürsî"nin bu sûrede bulunmasındandır. Bunlardan başka bu sûrenin biri özel, biri ortak iki de lakabı vardır. Birincisi "Senâmü'l-Kur'ân"(Kur'ân'ın hörgücü), ikincisi "ez-Zehrâ"dır.

Bu sûre, Medine'de inen diğer sûreler gibi teşri (hukuk) yönü ağır basan sûrelerdendir. Sûrenin genel muhtevâsı şöyledir: Namaz, hac, Ramazan orucu, zekât ve bütün sadakalar ve nafakalar; cihad gibi ibadetlerin prensiplerine, fitne, adam öldürme, içki, kumar, zina ve diğer bu gibi büyük günahları yerme ve yasaklamasına; kısas ve misillemenin meşru olduğuna, yetimler ve yetimlerin mallarına; evlenme, aybaşı gibi kadınların durumlarına, boşanma, iddet, nafaka gibi aile hukukuna, gerek ilim ve gerek silah ile savunmaya ve genel cihada ait hükümleri ihtiva eder. Ayrıca; hukukla ilgili esas prensipleri belirtmiş, hikmet ve iktisadî yardımlaşma hakkında teşviklerde bulunmuş, fâizi yermiş, karşılıklı borçlanma, adaletli kâtip (noter), şahitlik, rehin ve diğer muamelelerin prensiplerinden bahsetmiştir.

Fatiha "Bizi doğru yola ilet" duasıyla bitiyordu. Bakara ise, "Bu bir kitaptır ve hidayettir" diye başlıyor.


Bakara Suresi’ni Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) nasıl anlatıyor?


1. Rasûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) "Kim herhangi bir gecede Bakara Suresi’ni okursa, o sâyede kendisine cennette tâc giydirilir."


2. "Kur'an'ın en fazîletli suresi Bakara’dır."


3. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Bakara Sûresi hakkında şöyle buyurmuşlardır: "Her şeyin bir senâmı -bir hörgücü, bir zirvesi- vardır. Kur'ân'ın zirvesi de el-Bakara Sûresi’dir".


4. Ebu Ümâme el-Bâhilî'den rivâyete göre kendisi; Rasûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) işittim, şöyle buyuruyordu demiştir: "Kur'an okumaya devam ediniz. Çünkü Kur'ân kıyamet günü okuyucularına şefaatçi olarak gelecektir. İki Zehrâyı (ay gibi parlak ve nurlu el-Bakara ile Âl-i İmrân sûrelerini) okumaya devam ediniz. Çünkü bu iki sure kıyâmet gününde iki bulut kümesi yahut iki gölgeleyici yahut da gökyüzünde kanatlarını açmış saf saf iki alay kuş gibi gelecekler ve kendilerini okuyan kişileri hararetten, ateşten koruyacaklar, şefaat edeceklerdir. Bakara Sûresi’ni okuyunuz. Çünkü onu okumak bereket, terk etmek ise pişmanlıktır. Sihirbazlar ona güç yetiremezler."


5. Rasûlullah’a(sallallahu aleyhi ve selem) bir gün bir melek geldiği sırada, "Müjde, sana iki nur verildi ki, senden önce hiçbir peygambere verilmemişti. Bunlar Fâtiha Sûresi ve Bakara Sûresi’nin son âyetleri." diye müjdelenmiştir.


6."Kim Bakara Sûresi’nin son iki ayetini geceleyin okursa bunlar kendisine yeter."


7. Kur'an âyetlerinin en yücesi olan Âyetü'l- Kürsî'nin bu surede yer almış olması da onun faziletini gösterir.


8. "Her şeyin bir şerefi var. Kur'ân-ı Kerîm'in şerefesi de Bakara Sûresi’dir. Bu surede bir âyet vardır ki, Kur'ân âyetlerinin efendisidir: "Âyetü'l-Kürsî".
eku123 - avatarı
eku123
Ziyaretçi
30 Eylül 2012       Mesaj #6
eku123 - avatarı
Ziyaretçi
Bu sûre hakkında Allah'ın sevgilisi birçok müjdeler vermişlerdir. Onun mübarek sözlerinden bazıları şöyledir:
kehf suresi 1
«Kim Kehf sûresinin evvelinden on âyet ezberlerse, Dec-câl'in şerrinden korunur.» (110)
kehf suresi 2
«Kim Cuma günü Kehf sûresini okursa, iki cuma arasında ona nurdan bir ışık yakılır.» (111)
Biliyorsunuz ki, Kur'ân-ı Kerîm bir nûr ve ışık çağlaya-nıdır. Onu okuyan insanın da gönül ocağı ilâhî nurlarla dolar. Bu nurun verdiği ilâhî aydınlık devam edip gider... Öyle ki, bu saadetin ufkuna ermeye de imkân yoktur,..
Kur'ân-ı Kerîm'in nurunun ne kadar büyük ve kuvvetli olduğunu hayâl etmeye takat yetmez... Abdullah ibn-i Ömer (radıyallahü anh) den; ResûlüUah (sallâllahü aleyhi vesel-lem) şöyle buyurdular:
zgmtl1rq
Kim Cuma günü Kehf sûresini olcursa, onun ayaklarının altmdan göklerin tavanına kadar bir nûr yükselir. —Bu nûr— kıyamet gününde onu aydınlatır. Ve onun iki cuma arasında meydana gelen bütün günahları afvedilir.» (112)
Dikkat buyurunuz. Hadîs-i şerîfde:
— ... Göklerin tavanına kadar...
Buyurulmaktadır ki, gerçekten dikkate değer. Göklerin bir hududu ve tavanı olmadığına göre, Kur'ân nurunun hayâl edilemiyecek kadar büyük ve hudutsuz olduğu anlatılmak istenmektedir... Kur'ân'ın ilâhî nurunun faydası sadece dünyaya ait olmayıp âhiretî de aydınlatmasıdır. Bu nûr, o dehşetli günde sahibini aydınlatacaktır...
Ne var ki, bu büyük müjdeye herkes nail olamaz. Ancak her Cuma günü Kehf sûresini tilâvete devam edenler saadete ve devlete ereceklerdir. Zaten Kur'ân-ı Kerîmi yanık gönüllerle okuyanlar ve onun nuruna pervane olanlar kıyamette Kur'ân'm şefaatine mazhar olacaklardır.
Evet:
İlâhî bin hakikat aksettirmede Kur'ân, Sen onun feyzine er, sen onun aşkına yan!..
Sahâbîlerden Ebû Saîd el-Hudrî (radıyallahü anh) den; Allah'ın Resulü buyurdular ki:
«Kim Kehf sûresini okursa, bulunduğu yer ile Mekke arası kendisi için bu okuma sebebiyle aydınlanıp nûr olur; kim Kehf sûresinin sonundan on âyet okursa, sonra da Dec-eâl çıksa, artık ona zararı dokunmaz.» (113)
Hazret-i Âişe (radıyallahü anhâ) validemizin rivayetine göre, bir gün nebiler imamı sahâbîlerine dediler ki:
«Azamet ve ululuğu yer ile gök arasını dolduran sûreyi size haber vereyim mi? Bu sûreyi yazana da yine yer ile gök arasının dolusu ecir vardır. Kim onu cuma günü okursa, iki cuma arasında (işlediği küçük günahları) ve üç gün fazlası mağfiret olunur... Kim o sûrenin son beş âyetini uyuyacağı zaman okursa, gece dilediği saatte Allah onu uyandırır.»
Sahâbîler gönülden çırpınarak sordular:
— (O sûre) hangisidir, ey Allah'ın Resulü? İnsanlığın efendisi buyurdular ki:
kehf suresi 4
— O, Kehf süresidir! (114)
Berâ bin Âzib (radıyallahü anh) den:
— Sahâbîlerden biri (Üseyd ibn-i Hudayr) bir gece Kehf sûresini okuyordu. Evinde de bir atı vardı. Bu sırada at ürkmeye, şahlanmaya başladı. Bunun üzerine Üseyd (ellerini ulvîlik âlemlerine kaldırıp): Yâ Rabbî, dedi; sen âfetten koru!.. O dem Üseyd'i duman gibi bir şey yahut bir bulut kapladı...
(Sabah olur olmaz) Üseyd nebiler serverinin huzuruna can attı ve hâdiseyi anlattı... Varhğm sebebi olan Cenâb-ı Peygamber (sallâllahü aleyhi vesellem) buyurdular ki:
kehf suresi 5
«Oİ£U ey kişi!.. Durma oku!.. (Bu tecellîyi ganimet bilerek her gece yüce Rabbinin kitabmı oku). Çünkü o bulut gibi görülen şey sekine idi. (AUah'm sekîneti, vakarı, rahmetini taşıyan bir yaratığı idi). Kur'ân-ı Kerîm dinlemek için yahut Kur'ân'ı tebcil için inmişti.» (115)
Sahâbîler sarayının eşsiz sultanı ve Allah Resûlü'nün ha-. lifesi Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) den; Nebiyy-i Muhterem şöyle buyurdular:
— [Bana kesinlikle vahyedildi kî, kim herhangi bir gecede:
kehf suresi 6
«Kim Rabbine kavuşmayı ümit ve arzu ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine ibâdette (hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi O'na) ortak tutmasm.»
Ayetini okursa, bu okuyuş kendisi için Aden-i Ebyen'den Mekke'ye kadar (olan mıntıkayı aydınlatan) içi meleklerle dolu bir nûr olur.] (116)
Demek oluyor ki, Kur'ân'la hemdem olanlar dâimi bir nûr içindedirler. Nûr deryasında yüzen bir adamın kötülüklere ve bâtıla meyletmiyeceği de bir gerçektir. Sûre-i Kehf-in evvelinden veya sonundan on âyet okumanın Deccâl'in şerrinden koruması, mezkûr sûrenin ilk âyetleri birçok acâib ve garaibi ihtiva ettiğindendir. Bu âyetleri okuyup mânâlarım ciüşünenler elbette Deccâl'in fitnesine kapılmaz ve bâtılın peşinde koşmazlar. Her lâhza Allah'ın davetinde, îmanın mihverinde, Kur'ân'm gölgesinde olurlar...
sjiztp3s
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1 — Hamd o Allalı'a matısustur İ£İ, kulu Muhammed'e (aleyliisselâm) Kur'ân'ı indirdi, onun mâna ve lâfzmda bir çarpıklık yapmadı.
2 — Dosdoğru olarak kendi katmdan imansızları şid< detli bir azap ile korkutmak ve sâlih ameller işleyen mü'min-iere güzel bir ecir (cennet) olduğunu müjdelemek için yaptı.
3 — Ebediyyen orada (cennette) kalacaklardır.
4 — Bir de ccAllah çocuk edindi» diyenleri (azapla) korkutmak için yapmıştır.
5 — Allah çocuk edindiğine dair ne kendilerinin bir ilmi vardır, ne de (taklid ettikleri) babalarının. Ağızlarından çıkan o söz ne büyük!.. Onlar, ancak yalan söylüyorlar...
6 — Şimdi bu Kur'ân'a iman etmezlerse, belki arkalarından esef ederek kendini üzeceksin.
7 — Biz, yeryüzünde olan şeyleri, yer halkma bir süs yaptık ki, insanların hangisi daha güzel bir amelde bulunacağını imtihan edelim.
8 — Şu da muhaklcak ki, biz yeryüzünde olan şeyleri (süsleri) kupkuru bir toprak yaparız!..
9 — Yoksa, (ey Resulüm), uzun zaman mağarada uykuda kalan Kehf ve Rakım ashabı, bizim mu'cizelerimîzden şaşılacak bir şey oldular mı sandın?..
10 — Hatırla ki, o vakit, o genç yiğitler mağaraya sığındılar da şöyle dediler: «Ey Rabbimiz! Bize, tarafından bir rahmet ihsan buyur ve işimizden bize bîr basan hazırla!»

Ey insan!.. Perişan rüyaların uykularına dalma da Kur'ân hakikatlarmm cennetlerinde yaşa!..
_EKSELANS_ - avatarı
_EKSELANS_
Kayıtlı Üye
17 Ocak 2013       Mesaj #7
_EKSELANS_ - avatarı
Kayıtlı Üye
Nisa Suresinin Fazileti ve Hikmeti

Nisa Süresini okuyan kişi sanki bütün mü'min kadın ve erkeklere sadaka dağıtmış ve bir köle azad etmiş gibi ecir alır ve Allahü Teala'nın günahlarından vaz geçtiği kullarından olur (Beyzavi )

Hz. Aişe radiyallahu anhâ'dan:

Ona Urve, Cenâb-ı Hakk'ın: "Yetimler hakkında adaleti yerine getirmekten korkar-sanız..." "Mâlik olduğunuz cariye ile yetinin" mealindeki âyet (Nisa, 3) hakkında sordu. Şu cevabı verdi: "Ey kız kardeşimin oğlu! Bu, şunu anlatır: Velisinin himayesinde yetim bir kız olur. Onun güzelliği ve malı velisinin hoşuna gider ve onunla evlenmek ister. Ancak öte yandan onun mehrini eksik verir. İşte bu ayette mehirlerini tam vermeden onlarla evlenmek yasaklanmış, onlarla değil de başkalarıyla evlenmeleri salık verilmiştir."

Aişe dedi ki: "Bu âyet indikten sonra insanlar Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sel-lem'den bu hususta fetva istediler. Bunun üzerine: "Kadınlar hakkında sana soruyorlar..." "Ve nikahlamalarını da istediğiniz..." mealindeki âyet (Nisa, 127) nazil oldu. Böylece Allah bu âyette onlara şunu açıkladı: Himayelerinde olan yetim kız, mal ve güzellik sahibi olduğu zaman, onunla evlenmek isterler fakat mehrini tam olarak vermek istemezler. Malı ve güzelliği bakımından istenmeyecek biriyse onunla evlenmek istemezler ve ondan başka kadınları tercih ederler. Onlar nasıl ki, onu istemedikleri zaman, onunla evlenmiyorlarsa, onu istediklerinde de ona adil davranıp mehrini tam vermedikçe onunla evlenmemelidirler."

Hz. Ümmü Seleme radiyallahu an-hâ'dan:

Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü! Erkekler harp yapıyor, kadınlar ise harp yapmıyor. Biz mirastan da (erkeklere göre) yarım (pay) alıyoruz."

Bunun üzerine Allah şu âyeti indirdi: "Allah'ın, kiminizi kiminizden üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin!" (Nisa 32) Mücâhid dedi ki: Onun (Ümmü Seleme) hakkında: "Doğrusu erkek ve kadın müslümanlar..." (Ahzâb, 35) âyetini de inzal buyurmuştur.

Ümmü Seleme, Medine'ye hicret eden ilk kadm İdi. [Tirmizî. Ayrıca bu rivayetin mürsel olduğunu söyledi.]
vertyucek - avatarı
vertyucek
Ziyaretçi
26 Nisan 2013       Mesaj #8
vertyucek - avatarı
Ziyaretçi
Eûzubillâhimineşşeytânirracîym - Bismillâhirrahmânirrahîym

Birçok Bilim adamı da bizim gibi mübarek kitabımız Hazreti kur’ana büyük hayranlık duymakta.

İşte onlardan biri.memleketimizin yetiştirdiği güzide bilimadamlarından Fizikçi doçent doktor Caner Taslaman.


HAZRETİ ALLAH CELLE CELALÜH’ÜN kendi varlığına ve birliğine olan imanımız pekişsin diye HAZRETİ KUR’ANDA gösterdiği mucizevi delilleri anlattığı bir yazısıdır sizinle paylaşacağım yazı. “Kuran hiç tükenmeyen mucize kaynağı”[/I] adlı eserinden alıntıdır.yazar kitabını internette mucizeler adlı sitesinde okunmaya açmıştır.


Eûzubillâhimineşşeytânirracîym - Bismillâhirrahmânirrahîym


Ve Evren’i (Göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz. (51 : 47)


evet evrenin genişlemesi keşfedildiği günden beri bilimadamlarının evren hakkındaki çalışmalarında ve evreni tanımlamakta kullandıkları en önemli bilgisidir.Kuran’ın Hazreti Allah celle celalüh tarafından indirildiğini inkâr edenler,Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in Kuran’ı uydurduğunu söylemektedirler. Peki bunu söyleyenler Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (s.a.v) Evren’in genişlediğini, 1900’lü yıllardan önce bilen Dünya tarihindeki tek kişi olmasını nasıl açıklayacaklar? Acaba Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (s.a.v) 1900’lü yıllarda yapılmış olan teleskobun bir benzerini 600’lü yıllarda icat etmiş olabilirmiydi? Acaba Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (s.a.v) teleskobu kullanmayı, yıldızların hareketlerini yorumlayacak astrolojik bilgiyi de biliyordu da, bunu insanlardan mı saklıyordu? Eğer (haşa) Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (s.a.v) kendi menfaatleri için dini uydurdu denirse; bu nasıl bir menfaat uydurmadır ki bu kişinin uydurdukları ancak 1300 yıl sonra tam anlaşılıyor; fakat kendi döneminde bu ayeti söylemesi kendisine hiçbir menfaat sağlamıyor!, hatta gözleriyle Evren’in genişlediğini fark edemeyen düşmanlarına belki koz bile vermiş oluyordu. Menfaat için hareket eden kişi, kendi yaşarken kendisine faydası olmayan, hatta kendi döneminde anlaşılmadığı için eleştirilmesine yol açacak bir şeyi söyler mi?

Eğer tüm bu gerçeklere karşın hâlâ bir kişi “Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (s.a.v) için kendi aklıyla bunu bildi” derse; bu nasıl bir akıldır ki kimsenin bilemediğini biliyor fakat bunları kendi bildiğini kabul edeceğine, Hazreti Allah Celle Celalüh bana bildirdi diye (haşa) yalan söylüyor! Toplu iğneyi bulan bir kişi bile bu buluşuyla övünme eğilimindeyken, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (s.a.v) niye aklıyla övünmüyor da “Bu (Kuran) benden değildir, bu Hazreti Allah celle celalüh’tendir .” diyor. Tevazudan mı?

EVRENİN GENİŞLEDİĞİ NASIL ANLAŞILDI?

Büyük deha Newton’un fiziğinde bir eksik vardı. Newton, sonsuz genişlikte ve değişmeyen bir Evren modelini öngörüyordu. Newton’un yerçekimi yasaları bir sorunla karşılaşıyordu. Nasıl oluyordu da Evren’in başlangıcından beri geçen çok uzun zaman sürecinde tüm madde birbirini çekip tek bir bileşime dönüşmüyordu?

Einstein’ın (Ayştayn) formüllerinden yola çıkan Rus fizikçi Alexander Friedmann en ufak bir etkide Evren’in genişleyeceğini veya daralacağını keşfetti. Evren’in genişlemekte olduğunu ise açıkça, iddialı bir şekilde ilk savunan, Fizikçi Georges Lemaitre oldu. Lemaitre, Evren’in genişlemesini geri sardığımızda Evren’in tek bir bileşimden açılarak oluştuğunu, Evren’in genişlediğini; bir meşe palamudundan bir meşe ağacının büyümesi gibi Evren’in bu başlangıçtaki bileşimden ortaya çıktığını söyledi. Bu o kadar inanılmaz gözüküyordu ki, başta bu iddiaya kendi formüllerinden ulaşılan Einstein bile inanamadı. Lemaitre’nin fizikten pek anlamadığını söyleyerek, Evren’in sonsuz genişlikte ve değişmez olduğunu söyledi. İlk başta, Evren’in genişlediği kuramsal olarak ortaya konulmuştu. Hiçbir felsefecinin tarihin uzun zaman diliminde ortaya koyamadığı bir açıklama, Kant gibi bir felsefecinin “Saf Aklın Eleştirisi” eserinde, zihinsel çatışkılardan (zihnin çözemeyeceği sorunlardan) biri olarak gördüğü ve “Zihin bu sorunu çözemez” dediği konuda; başlangıcın olup olmadığı gibi dev bir hususta ortaya konulmuştu. Bu kuram her şeye uyuyor ve Evren’in neden yerçekimine rağmen çökmediğini açıklıyordu. Alternatifi yoktu. Doğru anahtarın kendi kilidine uyması gibi, doğru açıklama Evrensel tabloya uymuştu. Fakat bilim dünyasında ilk defa duyulan bu açıklama klasik tepkiyle karşılaşmıştı: “Hayır, olamaz!”

Aynı yıllarda Amerikalı astronom Hubble, tüm bu kuramsal tartışmaların dışında, Mount Wilson gözlemevinde son derece gelişmiş teleskobu ile gözlemler yapıyordu. Hubble tüm galaksilerin birbirinden uzaklaştığını, böylece Evren’in genişlediğini gözlemsel olarak buldu. Böylece görmediğimize inanamayız diyenlere Hubble; “Gördüğünüze inanmalısınız” dercesine genişlemeyi ispatladı. (Hubble bu tespitinde Doppler etkisini kullandı. Buna göre uzaklaşan cisimlerin dalga boyları ışık dalgalarının spektrumunda uzar; böylece kırmızıya kayar, cisimler yaklaşıyor ise dalga boyu kısalır, böylece maviye kayar.) Tüm galaksilerden gelen ışığın, spektrumda kırmızıya kayması, tüm galaksilerin uzaklaştığını gösteriyordu. Hubble bu gözlemiyle beraber çarpıcı bir yasa da buldu, galaksilerin uzaklaşma hızları, galaksiler arasındaki uzaklıkla doğru orantılıydı. Galaksi ne kadar uzakta ise, o kadar hızlı uzaklaşıyordu. Bu sonuç tekrar tekrar test edildi. 1950’de ABD’de Mount Palamar’da Dünya’nın en büyük teleskobu inşa edildi. Tüm testler, yeniden kontroller hep bu gözlemi doğruladı. Hatta ölçümler yapılıp Evren’in ilk yaratılış anının yaklaşık 10-15 milyar yıl önce olduğu iddia edildi.

Hubble’ın çalışmalarıyla Einstein da, Lemaitre de ilgileniyordu. Daha önce Lemaitre’ın görüşlerine katılmayan Einstein, bir konferansta Lemaitre’e haklı olduğunu beyan etti. Bu düşünceye inanmamasına yol açan görüşlerinin hayatının en büyük hatası olduğunu itiraf etti. Böylece Evren’in dinamik, sürekli genişleyen yapısı gözlemlerle doğrulanmış bir şekilde anlaşıldı, dönemin en büyük fizikçisi Einstein (Ayştayn) da bu sonucu kabul etti.

Hubble’ın ve Lemaitre’ın örneklerinde bir fizikçinin gerek kuramsal, gerek gözlemsel yolla sonuca ulaşabilmelerinin örneklerini görüyoruz. Fizikçilerin vardığı sonuç birçok birikimin üstünde yükselmektedir. Kuran’da ise bilim adamlarının birikimine dayanan bilgilerinden farklı olarak doğrudan sonuç verilir. Çünkü bu bilgiyi kitabında aktaran Hazreti Allah celle celalüh, bu araçları kullanmadan bu bilgiyi bilmektedir zaten yaratan kendisidir hiçbir şeyede ihtiyacı yoktur. Evet, Kuran’da doğrudan sonuçlar verilir. Çok emin, çok kısa, çok net, çok açık bir şekilde.

Herhangi birimiz Evren’e üstten bakma şansına sahip olsaydık ve biri bize “Evren’i tarif et” deseydi, herhalde ilk söyleyeceğimiz şeylerden biri Evren’in genişlediği olurdu. Ancak bilimsel birikim ve gelişmiş teleskoplarla farkedebildiğimiz bu gerçeği, Kuran’ın 1400 yıl önce söylemesi ne müthiş bir olaydır. Bazıları “Hz. İsa aleyhisselam körleri iyileştirecek şekilde mucizeler gösterdiyse, niye çevresindeki herkes iman etmedi?” diye sormaktadır. İşte dine bilimle karşı çıkılmaya çalışıldığı bir ortamda, Kuran, bilimin en zor birkaç sorusundan birine bir cevap vermekte ve tarihte bu cevabın aynısına rastlanmamaktadır. Gelişmiş teleskopların icadıyla yapılan gözlemler Kuran’ı doğrulamakta, Kuran’ın bu mucizesinin benzerini hiç kimse gösterememekte, fakat inanmaya niyetli olmayanlar yine inanmamaktadır. Zaten Kuran bazı insanların hangi mucizeyi görürlerse görsünler inanmayacaklarını belirtmiş ve insan psikolojisinin bu yönünü açıklayarak da mucize göstermiştir. Sanırız bu örneği gören kişi,Hazreti İsa’nın ve diğer Peygamberlerin (Aleyhümüsselam) gösterdiği mucizelere karşı kendilerine niye inanılmadığını anlayacaktır. Mucizelerin şekli, zamana göre değişmekte, fakat, hep açık arayan, gerçeği bulmaya çalışmak yerine, “Ben nasıl inkâr ederim” diye düşünen bazı insan tipleri hiç değişmemektedirler.

Büyük Patlama’dan (Big Bang) sonra bu kadar çok maddenin, yerçekimi kuvvetinin etkisiyle birbirinin üzerine kapanmadan, bu kadar geniş bir uzayı oluşturarak, bu kadar büyük bir hızla birbirinden uzaklaşması, Büyük Patlama’da uygulanan kuvvetin olağanüstülüğünü göstermektedir. Bu kuvvet sayesinde Evren genişlemekte ve madde birbirini çekip yeniden kapanmaktan kurtulmaktadır. Bu kuvvet hem çok büyüktür, hem de Hazreti Allah celle celalüh’ün üstün bilgisiyle çok ince bir şekilde ayarlanmıştır. Bu kuvvet eğer daha zayıf olsaydı gezegenler oluşmadan madde birbirini çekerek kapanacak ve ne galaksiler, ne Dünyamız, ne de hayat oluşacaktı. Eğer patlamada uygulanan kuvvet daha şiddetli olsaydı; madde o kadar büyük bir alana yayılacaktı ki, yine ne galaksiler, ne Dünyamız, ne de hayat olacaktı.


Bu şaşılacak derecedeki hassas ayarı bilimadamları şöyle hesaplamışlar:

Avustralya'daki Adelaide Üniversitesi'nden ünlü matematiksel fizik profesörü Paul Davies, bu konuda uzun hesaplar yapmış ve şaşırtıcı bir sonuca ulaşmıştır: Davies'e göre,Big Bang'in ardından gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere milyarda bir oranda (1/1018) bile farklı olsaydı,evren ortaya çıkamazdı.Milyar kere milyarda bir ifadesini rakamsal olarak şöyle yazabiliriz: "0,000000000000000001". Yani bu derece astronomik küçüklükte bir farklılık dahi evrenin var olamaması demekti.


bu patlamanın galaksilerin, Dünyamız’ın, hayatın oluşacağı şekilde ayarlanmasının olasılığı bir kurşun kalemi havaya attığımızda, sivri ucu üzerinde durması kadar bile değildir.Hazreti Allah celle celalüh, bu patlamayla hem kudretinin büyüklüğünü, hemde herşeyi kendi iradesi ile ilk andan itibaren nasıl ayarladığını göstermekte, ayrıca mesajı Kuran’da bu oluşumları anlatarak Kuran’ın kendi mesajı olduğunu da ispat etmektedir.

KURAN’DA BİZ İFADESİNİN KULLANILMASININ SEBEBİ
Bu bölümde incelediğimiz ayette ve Kuran’da başka yerlerde de geçen “Biz” ifadesinin neden kullanıldığını açıklamakta fayda görüyoruz. Arapça’nın bu konudaki dil özelliği bilinmediği için bu ifade tarzını anlayamayanlar ve nedenini soranlar olmaktadır. Kuran’da Hazreti Allah celle celalüh kendisi için birinci çoğul şahıs olarak “Biz” ifadesini de, birinci tekil şahıs olarak “Ben” ifadesini de kullanır. Bu Arapça’nın dil özelliğinden kaynaklanır. Arapça’da ve başka bazı dillerde de azamet, yücelik ifadesi olarak bazen bir kişi kendisi için birinci çoğul şahıs olarak “Biz” ifadesini kullanır. Örneğin Latince’de Papa’da, İngilizce’de yüksek mevkide olanlarda bu tarz kullanıma rastlanır; bu kullanıma Latince’de “pluralis maiestatis” İngilizce’de “majestic plural”, “Victorian we”, “royal pronoun” gibi isimler verilmiştir. Türkçe’de ve başka dillerde karşımızda tekil şahıs varken yücelik, saygı ifadesi olarak ikinci tekil şahıs olan “Sen” yerine “Siz” demekteyiz. Türkçe’de tekil olarak yaptıklarımız için de bazen birinci çoğul olarak “Biz” ifadesini kullanırız, fakat bu karşımızdaki tekil şahıs için çoğul olan “Siz” ifadesini kullanmamız kadar yaygın değildir. Kuran Arapça inmiş bir kitaptır, bu yüzden Kuran’da Arapça dil özellikleri, Arapça deyimler bulunur. Bu konu bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Bir noktayı daha belirtmekte fayda görüyoruz: Kuran’da Hazreti Allah celle celalüh kendisinden birinci şahıs olarak bahsederken hem tekil “Ben” ifadesini, hem Arapça’nın dil özelliklerinden dolayı çoğul olan “Biz” ifadesini kullanır. Fakat Hazreti Allah celle celalüh’ten ikinci şahıs olarak bahsedildiğinde hep ikinci tekil “Sen” ifadesi geçer, hiçbir zaman ikinci çoğul olarak “Siz” ifadesi geçmez veya Hazreti Allah celle celalüh’ten üçüncü şahıs olarak bahsedildiğinde hep üçüncü tekil “O” ifadesi geçer, hiçbir zaman üçüncü çoğul “Onlar” ifadesi kullanılmaz. Oysa Kuran’da binlerce defa Hazreti Allah celle celalüh’ten ikinci veya üçüncü şahıs olarak bahsedilmiştir, bunların birinde bile ikinci çoğul veya üçüncü çoğul şahıs kullanılmamıştır. Ayrıca Kuran’da Hazreti Allah celle celalüh’ten gerek Hazreti “Allah ”, gerek “Rab”, gerek “Rahman”, celle celalüh gerek diğer isimleriyle binlerce defa bahsedilir ve tüm bu isimler tekil formda kullanılır. Bunlar da “Biz” ifadesinin, Arapça’nın dil özelliğinden kaynaklanan bir kullanım olduğunu gösteren verilerdir.


Not:

Fizikçi doçent doktor Caner Taslaman’nın “Kuran hiç tükenmeyen mucize kaynağı” adlı eserinden alıntıdır.aynı eserde Hazreti Kur’anın diğer ayetlerinin bilim tarafından nasıl onaylandığı anlatan diğer çalışmalarınıda bulabilirsiniz.kitabını internette mucizeler adlı sitesinde okunmaya açmıştır.ana konuya etki etmeyecek sadeleştirme ve eklemelerim vardır.
AndThe_BlackSky - avatarı
AndThe_BlackSky
VIP VIP Üye
5 Haziran 2013       Mesaj #9
AndThe_BlackSky - avatarı
VIP VIP Üye
Yasin Suresinin Fazileti
MsXLabs & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi

Yasin Suresi hakkında Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

1) "Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'ân'ın kalbi de Yâsin'dir. Kim Yâsin'i okursa, ALLAH onun okumasına, Kur'ân'ı on kere okumuş gibi sevap yazar"

2) "Yâsin, Kur'ân'ın kalbidir. ALLAH'ı ve ahiret gününü arzu ederek Yâsin okuyan kimsenin geçmiş günahı affedilir. Onu ölülerinize okuyunuz"

Kaynaklar:

1) (Tirmizî, Fedâilu'l-Kur'n, 7; Dârimî, Fedâilu'l-Kur'ân, 21).
2) (Ebû Davud Cenâiz 20; İbn Mace, Cenâiz 4; İbn Hanbel, Müsned V, 26, 27).

İzah: Bu hadislerden anlaşıldığı gibi, Yâsin'i okuyarak sevabını ölülerin ruhuna bağışlamak caizdir. Ancak Kur'ân'ın dirilere nâzil olduğu ve insanların, onun manasını anlayarak, emir ve yasaklarına uygun bir şekilde hayat sürdürmeleri için gönderildiği unutulmamalıdır. Ya Sin suresinin okunmasında büyük sevaplar ve faydalar vardır. ALLAH rızası için okuyup sevabını bir milyon kişiye de hediye etsek, onun sevabından bir şey noksan olmadan her biri için tam bir Ya Sin sevabı onların ruhlarına gider. Çünkü, Kur’an bir nurdur, nur ise bölünmez. Bir lambanın karşısında duran bir kişi ile bir milyon kişi arasında fark etmez, herkes tam bir lambaya sahip olarak onun ışığından istifade eder. Kur’an’ın nurundan istifade etmek de böyledir. ALLAH’ın rızası, bütün her şeyden daha üstündür. Onun için yaptığımız her şeyde ALLAH’ın rızasını esas almalıyız, diğer sevaplar, zaten -bu rıza çerçevesindeki samimiyetimize paralel olarak- gelecektir. (sorularlaislamiyet)
AndThe_BlackSky - avatarı
AndThe_BlackSky
VIP VIP Üye
6 Haziran 2013       Mesaj #10
AndThe_BlackSky - avatarı
VIP VIP Üye
Yasîn-i şerîfin fazîleti

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
“Her gece Yasîn sûresine devam edip, bu hâl üzere iken vefât eden kimse şehid olur.)
(Kur’ân-ı kerîmdeki bir sûre, okuyana şefaat eder, dinliyenin affına sebep olur, âhırette korktuğundan emin olur. Bu Yâsin sûresidir.”

“Ölüm hastası yanında Yâsin-i şerîf okununca, her harfi için bir melek gelip rûhun kolay çıkmasına duâ eder. Yıkanırken yanında bulunurlar. Cenazesi ile birlikte giderler. Namazında, defninde bulununlar ve hep duâ ederler.”

“Şeytanlar, Yasîn sûresinden ve bir de Haşr sûresinin son kısmı ile Mu’avvizeteyn sûrelerinden kaçarlar.”


“Kabristana giren kimse, Yasîn sûresini okusa, o gün meyyitlerin azâbları hafifler. Meyyitlerin sayısı kadar, ona da sevâb verilir.”


“Yanında Yasîn-i şerîf okunan hasta, suya kanmış olarak vefât eder ve doymuş olarak kabre girer.”


“Müslüman bir hasta yanında Yasîn-i şerîf okunursa, Rıdvân ismindeki melek Cennet şerbeti getirir. Suya kanmış olarak rûh teslim eder. Doymuş olarak kabre girer. Suya ihtiyacı olmaz.”


“Yasîn okuyunuz. Onda on bereket vardır. Aç okursa, doyar. Çıplak okursa, giyinir. Bekâr okursa, evlenir. Korkan okursa, emin olur. Mahzun okursa ferahlar. Misafir okursa, seferde yardım görür. Kayıp bulunur. Hasta okursa şifâ bulur. Ölü üzerine okunursa azabı hafifler. Susayan okursa, suya kavuşur.”


“Bir kimse ana-babasının veya birinin kabrini her Cuma ziyaret eder ve orada Yasîn okursa Allahü teâlâ ona, Yasîn’in her harfi miktarınca mağfiret eder.”


“Kur’ân-ı kerîmin kalbi Yasîn’dir. Muhakkak ki o dertlere şifâdır. Allahı ve âhıret yurdunu dileyerek bir kimse Yasîn’i okursa, Allah kendisini mutlaka bağışlar.”


“Her gece Yasîn sûresini okuyan kimse, muhakkak sûrette şehid olarak ölür.”


“Cuma geceleri Yasîn sûresini okuyan kimse, Allahü teâlânın magfiretine kavuşmuş halde sabahlar.”

Yasîn sûresinin faydaları
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

“Kur’ân-ı kerîmde bir sûre vardır ki, ona Allah katında “Azîme” denir. O sûreyi okuyan kimse, kıyâmet günü çok kimseye şefaat edecektir. O sûre Yasîn sûresidir.”



Benzer Konular

1 Ekim 2014 / Misafir Cevaplanmış
28 Ağustos 2014 / UnknowN Kur'an-ı Kerim
27 Mayıs 2014 / Ziyaretçi Cevaplanmış
10 Mayıs 2011 / Misafir Cevaplanmış