Arama

AR-GE - Araştırma-Geliştirme

Güncelleme: 1 Eylül 2018 Gösterim: 15.889 Cevap: 6
ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
9 Mart 2009       Mesaj #1
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
AR-GE - Araştırma-Geliştirme

Sponsorlu Bağlantılar
Giriş
Bilim ve teknoloji alanındaki yetkinliğin uluslararası rekabet üstünlüğü yarışında belirleyici bir role sahip bulunduğu bilinen bir gerçektir. Bu belirleyicilik yalnızca uluslar arasında değil, bölgesel ittifaklar arasında da söz konusudur. Avrupa Birliği, dünya pazarlarındaki payını yükseltebilmek için, rakip bloklaşmalar karşısında, her şeyden önce, bilim ve teknolojide üstünlük kazanma arayışıdır.
Bilim ve teknolojide yetkinlik yalnızca “bilim ve teknolojiyi üretme” yetkinliği anlamına gelmemektedir. Bir ulus ya da bölgesel ittifak, üretilen bilim ve teknolojiyi, bir başka deyişle, bilimsel ve teknolojik araştırmalar sonucu ortaya konan bulguları, ekonomik ve toplumsal bir faydaya hızla dönüştürebilme becerisine de sahipse, ancak o zaman, dünya pazarlarında rekabet üstünlüğe sahip olabilmektedir.
Bilim ve teknolojiyi ekonomik ve toplumsal bir faydaya dönüştürebilme becerisi, bugün, genel olarak inovasyon (yenilik/yenile(n)me) becerisi ya da yetkinliği olarak anılıyor, öyle anlaşılıyor.
Sağlam bir bilimsel altyapıya sahip bulunan Avrupa Birliği, bilim alanındaki yetkinliğini inovasyon alanında da gösterebilmenin önlemlerini alma çabasındadır. Buna karşılık Japonya ve G.Kore’nin başı çektiği Uzak Doğu Ülkeleri, teknolojik inovasyonda gösterdikleri beceriyi, 2000’li yıllara girerken yürürlüğe koydukları ulusal araştırma programlarıyla temel bilim ve teknoloji alanlarında da gösterebilmenin atılımı içindedirler.
Bu ulus, ister bilim ve teknolojiyi üretmede isterse üretilen bilim ve teknolojiyi ekonomik ve toplumsal bir faydaya dönüştürmede inovasyonda yetkinleşmek istesin, bunun yolu, her şeyden önce, ülkenin araştırma-geliştirme (AR-GE) kapasitesini yükseltmekten geçmektedir. Bu ise, ülkenin Ar-ge kurum ve kuruluşlarını geliştirmek ve yetkinleştirmekle eş anlamlıdır.çünkü bu kurum ve kuruluşlar hem bilimsel ve teknolojik araştırmaların hem de inovasyona giden yol üzerindeki sınai araştırma ve rekabet öncesi sınaiyi geliştirmenin kaynağıdırlar.
Elbette, söz konusu yetkinleştirme, yalnızca Ar-ge kurum ve kuruluşlarını geliştirmekle ya da yeniliklerini kurmakla mümkün olmaz; ulusal inovasyon sistemini bütün unsurlarıyla kurmadan bunu başarmak olanaksızdır. Ama, Ar-ge kurum ve kuruluşları ulusal inovasyon sisteminin temel taşlarıdırlar.
Türkiye, tanık olduğumuz küresel ve bölgesel süreçler karşısında kendi konumunu belirleyebilmek, kurulmakta olan yeni uluslar arası düzende söz ve karar sahibi olabilmek (“dünya nimetlerinin paylaşılmasında söz ve karar sahibi olmak ve payını artırabilmek” biçiminde okunabilir) için, oyunun kuralları gereği, bilim ve teknolojide –inovasyonda- yetkinleşmek zorundadır. Bunun içinde, her şeyden önce, elindeki Ar-ge kurum ve kuruluşlarını etkinleştirmek ve geliştirmek durumundadır. Görünen odur ki, kamu Ar-ge kuruluşlarının pek çoğu için, Türkiye’nin somut gereksinimleri ve ulusal hedefleri göz önünde tutularak yeniden bir misyon tanımına ve buna uygun bir yeniden yapılanmaya gerek vardır. Günümüzde bakılacak olursa dev boyutlara ulaşmış işletmelerde yenilikler firmaların Ar-ge departmanları içinde sürdürülmektedir. Ayrıca işletmenin amacı gelişme ve büyümedir. Başka bir deyişle eğer bir işletme sürekli yaşayacaksa gelişmek ve büyümek zorundadır. Bu amacını sağlayacak tek yol ise Ar-ge’dir.

Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!
ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
9 Mart 2009       Mesaj #2
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
AR-GE - Araştırma-Geliştirme

Sponsorlu Bağlantılar
Araştırma ve Geliştirme Kavramı
Araştırma ve geliştirme, genelde bilimsel ve teknik bilgi birikimini arttırmak amacıyla sistematik bir temele dayalı olarak yürütülen yaratıcı çaba ve bu bilgi birikiminin yeni uygulamalarda kullanımı şeklinde tanımlanır. Dar anlamda araştırma ve geliştirme ise, işletmelerde yeni mamül ve üretim süreçlerinin ortaya çıkmasına yönelik sistemli ve yaratıcı çalışmalar topluluğudur. [1]
Ar-ge genellikle bilimsel ve teknik bilgi birikimini yükseltmek için sistematik bir biçimde yürütülen yaratıcı faaliyet ve bu bilgi birikimini yeni uygulamalarda kullanım şeklidir. Anlamı daha daraltırsak Ar-ge işletmelerde yeni mâmül ve üretim süreçleri bulunarak ortaya konmasına yönelik sistemli ve yaratıcı çalışmaların bütünüdür. [2]
İşletmelerin en önemli destekleyici fonksiyonlarından biri araştırma ve geliştirmedir. İşletmede araştırma ve geliştirme fonksiyonu işletmenin canlılığını sürdürmesi bakımından önemli bir fonksiyondur. Bu fonksiyon, işletmenin öteki bütün fonksiyonlarında rol oynamakta, sonuçta işletmeyi değişen koşullara karşı ayarlayan, sorunlarına çözüm bulan, canlılığını sürdürüp büyüme ve gelişmesini sağlayan destekleyici bir özellik göstermektedir.
İşletmeler varlıklarını sürdürebilmek ve rekabet gücünü arttırabilmek için sürekli ve düzenli araştırma-geliştirme eylemlerine girişmelidirler. Bu eylemler, üretim, pazarlama, örgütsel yapılanmada kullanılan sistem, yöntem veya hizmetlerin iyileştirilmesini amaçlayıp personel ve sosyal içerikli konularda olabilir.
Araştırma-geliştirme konusunda izlenen strateji, yeni mal üretim ve pazarlamasıyla ilgili olabileceği gibi savunmaya yönelik, geleneksel, fırsatçı ve taklitçi bir özellik de taşıyabilir. Bütün bu stratejiler bir yerde işletmenin, mevcut kaynakları en etkin ve verimli biçimde kullanmasını sağlayan bilimsel çalışmaları gerektirir ve işletmenin varlığı ve yaşamını sürdürmesi ile doğrudan ilgilidir. [3]

Ad:  arge1b.png
Gösterim: 1337
Boyut:  8.9 KB
Şekil 1: Ar-Ge’nin diğer fonksiyonlardaki destekleyici rolü

A. Araştırma-Geliştirme Türleri
Bu çalışmaların nitelik ve kapsam bakımından birbirinden farklı üç türü vardır.
  • Temel araştırma
  • Uygulamalı araştırma
  • Temel ve uygulamalı araştırma
1. Temel Araştırma
Yeni bilgi ve anlayışın elde edilmesi amacıyla girişilen çalışmalardır. Belirli bir ticari amacı bulunmamakla beraber endüstrinin bugünkü ve gelecekteki faaliyet alanları açısından yararlı bilgiler ortaya çıkarabilirler. Temel araştırmada incelenen konunun anlaşılması ve tam bilginin elde edilmesine çalışılır. Bilginin uygulanabilirliği veya uygulamadaki değeri araştırmacıyı ilgilendirmez.
Temel araştırma, yeni hipotezler ve kuramlar ortaya koyar. Varlıkların değerini, yapılarını ve içsel bağlantılarını çözümler. Elde ettiği bulguları genel yasalar biçiminde düzenlemeye çalışır. Temel araştırma sonuçları, genellikle, tartışma kabul etmeyen gerçeklerdir.

2. Uygulamalı Araştırma
Özellikle belirli uygulamalara ve ticari amaçlara yönelik olarak mamuller ve üretim süreçleri üzerinde yapılan ve yeni bilgilerin elde edilmesine yol açan çalışmalardır.[4]Uygulamalı araştırma, temel araştırma sonuçlarından yararlanma olanaklarını belirlemek veya belirli amaçlara ulaşabilmenin yeni yol ve yöntemlerini saptamak amacıyla yürütülür. Bu çabalar, bilinen bilginin göz önünde bulundurulmasını ve bunların sorunların çözümü amacıyla genişletilmesini ve derinleştirilmesini içerir.

3. Temel ve Uygulamalı Araştırma
Geliştirme, yeni veya önemli ölçüde, iyileştirilmiş malzeme, araç, mamul, üretim süreçleri, sistemler veya hizmetler ortaya koyabilmek amacıyla bilimsel bilginin kullanımıdır.
İşletmelerde, uygulamalı araştırma ile geliştirme çalışmaları bir arada yürütülür. Geliştirme, araştırmalardan veya uygulamadaki deneyimlerden sağlanan bilgilere dayalı olarak yürütülen sistematik çalışmalardır. [5]
Araştırma ve geliştirme çalışmaları, günümüzün rekabet ortamı içinde işletmenin varoluş mücadelesidir. Günümüzde gelişmiş ülkelerde, işletmeler araştırma ve geliştirme çalışmalarına mevcut mamullerin üretiminden çok daha fazla önem vermektedirler. Çünkü, bir işletmenin yeni bir mamul geliştirmesi veya yeni bir süreç geliştirerek üretim maliyetlerini düşürmesi kendisine önemli pazar payı artışları sağlamaktadır. Onun için işletmelerin faaliyetlerini karlı bir şekilde sürdürmek ve mevcut kaynaklarını etkin bir şekilde kullanabilmek açısından araştırma ve geliştirme çalışmalarına gereksinimleri büyüktür. [6]
Aşağıda çeşitli ülkelerdeki araştırma ve geliştirme harcamaları verilmiştir:

Ad:  arge2.png
Gösterim: 1079
Boyut:  23.9 KB

Tablodan da görüldüğü gibi gelişmiş ülkelerde araştırma ve geliştirme çalışmaları ulusal gelirin %2-3’ü civarındadır. Bu rakam gelişmekte olan ülkelerde %0.1 civarındadır. Japon firmalarında Ar-Ge faaliyetlerinin bu kadar gelişmiş olmasında; savaş sonrası ileri ülkeler seviyesine gelme arzusu ve azmi, destekleyici devlet politikaları, teknolojiyi izleme ve taklit etmenin getirdiği avantajlar etkili olmuştur. [7]

B. Araştırma-Geliştirmenin Nedenleri ve İzlenen Stratejiler
Günümüzde işletmelerin araştırma ve geliştirme çalışmalarına büyük önem vermelerinin temel nedenleri şunlardır [8]:
  1. Pazarla İlgili Nedenler: Pazarda önde gelen işletme olmak ve bunu korumak, rakiplere karşı koyabilmek için mamul geliştirmek.
  2. Örgütsel Nedenler: Endüstride yenilikçi olarak isim yapmak ve bunu sürdürmek, aralarında seçim yapabilecek alternatif mamullere sahip olmak.
  3. Sosyal Nedenler: Değişiklik bekleyen tüketicileri tatmin etmek, kamu organlarına ve kamuoyuna karşı firmanın toplumsal yararlılığını kanıtlamak.
  4. Personelle İlgili Nedenler: Yetenekli ve istekli araştırıcıları çekebilmek, bunları işletmede tutabilmek, çalışanlara çalışma zevki ve anlamı kazandırmak.
Araştırma ve geliştirmede işletmelerin izleyeceği strateji, devamlı yenilik yaparak sürekli, düzenli ve kararlı büyümeyi sağlamak olmalıdır. Onun için strateji belirlemesinde, çevresel gelişme tahminlerinde, işletme olanaklarının analizine ve işletme stratejisine ilişkin bilgilere gereksinim duyulur. Çevresel gelişme tahminlerini yapılması, işletmeye, gelecekte ortaya çıkabilecek olanakların ve tehlikelerin belirlenmesi, beklenmedik teknolojik ve ekonomik sürprizlerle karşılaşılmaması ve yeni iş alanlarının ve rekabetçi gelişmelerin önceden tanınması gibi yararlar sağlar. Bu arada rakip işletmelerin çevresel değişime nasıl tepki göstereceklerinin bilinmesi de büyük önem taşır. Bu, kesin olarak önceden bilinemez. Ancak, rakip işletmelerin güçlü ve zayıf yönlerinin tanınması ile tahmin edilebilir. İşletmelerin sahip olduğu olanakların analizi de izlenecek yenilik stratejisinin belirlenmesinde önemli bir rol oynar. İşletmenin olanaklarının belirli bir stratejiyi izlemeye uygun olmaması durumunda ise işletme yeni iş görenler istihdam etme, işletmedeki iş görenleri yeniden görevlendirme, örgütleme ve yeniden eğitme gibi çeşitli yöntemleri deneyebilir.
İşletme stratejisi ise işletmenin gelişen teknolojiler ve değişen pazar koşulları nedeniyle kendi mamullerine yönelebilecek tehlikeleri önceden görebilme yeteneğini kapsar. Bu strateji, rakip firmaların yeni teknoloji ile ürettikleri mamulleri tanıma ve kendi mamullerine yönelebilecek tehlikeleri önceden görebilme yeteneğini geliştirir. Böylece işletmede, mamullerin pazardaki yaşam seyrinin güvenilir bir biçimde değerlendirilebilmesine ilişkin karar alınmasını kolaylaştırır.
İşletmenin yenilik stratejisinin belirlenmesinde iki önemli etken daha bulunmaktadır. Bunlar:
1. Üst yöneticileri risk almaya karşı tutumları, yenilik girişiminden beklentileri ve işletmenin yenilikçi olarak tanınma düzeyi ile,
2. İşletmenin mamul geliştirme amacıyla gereksinim duyduğu finansal kaynakları sağlayabilme yeteneğidir.
İşletmelerde izlenebilecek araştırma-geliştirme ve yenilik stratejileri ise şunlardır:
1. Yeni mamulü veya yeni üretim sürecini rakip işletmelerden önce geliştirip pazara sunarak teknik alanda ve pazarda önderliği ele geçirme amacı güden yenilik stratejisi.
2. Savunmaya yönelik yenilik stratejisi.
3. Taklitçi yenilik stratejisi.
4. Geleneksel ve fırsatçı yenilik stratejisi.
Birinci strateji, yüksek risk ve yüksek gelir beklentisi olan saldırgan bir stratejidir. İkincisi, dünya teknolojisi ve pazarlarında ilk olma amacı taşımamakta, fakat teknik gelişmelerin de arkasında kalmak istememektedir. Bu stratejiyi izleyen bir işletme teknolojik yenilik yapma yerine mevcut bir teknolojiyi daha da ileri götürmeyi amaçlar. Bu strateji, özellikle mamul farklılaşmasına ağırlık veren pazarlarda yaygındır. Üçüncüsü, lisans alma yolu ile teknolojideki önderleri izlemeyi tercih eder. Dördüncü fırsatçıdır. Pazarda herhangi bir değişiklik istemi ve rekabet koşullarında bu yönde bir uyarıcı olmaması durumunda yenilik yapmaya gerek duymaz. Ayrıca bu stratejiyi uygulayan işletmeler çoğu kez yenilik yapabilecek bilimsel ve teknik beceriye de sahip değillerdir. Teknikten çok moda anlamında bazı tasarım değişiklikleri yapabilirler. [9]


*****
[1] Zeyyat Sabuncuoğlu, Tuncer, Tokol, İşletme, Ezgi Kitabevi, Bursa, 2001, s.336.

[2] Mümin Ertürk, İşletme Bilimi Temel İlkeleri, Beta Yayınları, İstanbul, Nisan 2000 s. 409.
[3] İlhan Cemalcılar, Doğan Bayar, , İnal C Aşkun. , Şan Öz-Alp, İşletmecilik Bilgisi, Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Yayını, Ankara 1975, s.285,286.
[4] Yeliz Eseryel, Dünyada ve Türkiye’de Ar-Ge Konsorsiyumlarının Rekabet Gücü Üzerine Etkileri ve Birleşik Ar-Ge Konsorsiyum Modeli, İgeme’den Bakış, Ekim-Aralık Sayısı, 1999, s. 56.
[5] Yeliz, Eseryel, a.g.m., s. 56.
[6] Zeyyat Sabuncuoğlu, Tuncer Tokol, a.g.e., s. 336-337.
[7] Nazlı Wastı, Japon Firmalarında AR-GE: Yöntemler ve Yapılardan Örnekler, ODTÜ Geliştirme Dergisi, S. 26, 1999, s. 204.
[8] İsmet S. Barutçugil, Teknolojik Yenilik ve Araştırma – Geliştirme Yönetimi, Bursa Üniversitesi Yayınları, Bursa 1981, s. 20-21.
[9] Zeyyat Sabuncuoğlu, Tuncer Tokol, a.g.e., s 338-340.
Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!
ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
9 Mart 2009       Mesaj #3
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
AR-GE - Araştırma-Geliştirme

Türkiye'de Araştırma ve Geliştirme

ABB(Asea Brown Boveri) nin başkanı Barnevik “Biz parayı ürettiğimiz teknolojiden kazanıyoruz. Türkiye’deki şirketler ise hala teknolojiyi taklit etmeyi tercih ediyor” diyor iş adamlarımıza şu önerilerde bulunuyor.
·2000 yılında şirketlerin çok akıllı davranmaları gerekiyor. Oysa sizin şirketleriniz teknolojiyi satın alıyorlar, üretmiyorlar bu çok önemli bir ayrım ABB'de en önemli olay teknolojiyi üretmektir.
·Her yıl yaklaşık 3 milyar dolarlık bir parayı ar-ge faaliyetlerine ayırıyoruz. Dünya üzerindeki büyük şirketlere baktığımızda ise onların ortalama olarak ar-ge için yüzde 4-5 oranında pay ayırdıklarını görüyoruz, işte ABB’yi ABB yapan da budur. [1]
OECD'nin iki yıl önce yayımladığı bir rapor ülkelerin imalat sanayii ihracatının teknoloji yoğunluğu­na göre; ABD'nin imalat sanayii ihracatında yüksek teknoloji yoğunluğu yüzde 26,8, Japonya'nın yüzde 23,6 ve Güney Kore'nin yüzde 23,7 iken Türki­ye'ye karşılık gelen değer yüzde 2,5’dir. Bu durum ülke ekonomilerinin yapısını ve işleyişini belirleyen pek çok değişkenle ortaya çıkıyor ama Türkiye'nin bu düzeylerde kalmasının önemli nedenlerinden birini Gayri Safi Milli Hasıladan ar-ge faaliyet­lerine ayrılan pay oluşturuyor. Türkiye'nin GSMH'sinden ar-ge'ye ayırdığı pay binde 5 dolaylarındadır AB ül­keleri ortalamasının yüzde 1,85’dir. Bu konudaki bir başka ölçüt araştırmaya ayrılan payın ne kadarının kamuya ne kadarının özel sektöre ait olduğudur. Gelişmiş ülkelerde özel sektöre ait olan pay yüzde 75'e kadar çıkarken Türkiye'de bu oran 1990'ların başında yüzde 18 civarındaydı. 1998 yılında ise yüzde 38'e çıkmıştır
. [2]
Rekabette teknolojik yeniliklerin ve buna bağlı olarak ar-ge'nin en önemli faktör durumuna gelmesi ve teknoloji üreten firmaların artık Türkiye'deki firmalara lisanslarını satmaması yada çok pahalıya satması nedeniyle, Türkiye'de de birçok firma kendi Ar-Ge departmanını kurmaya başlamıştır. Devlet tarafından verilen Ar-Ge teşvikleri de Ar-Ge yapan firmaların artmasında olumlu yönde bir etki yapmıştır. [3]

A. AR-GE Faaliyetleri

AR-GE destek programları, 1990’ların ikinci yarısında Türkiye’de uygulamaya konulan en önemli teknoloji ve yenilik politikası araçlarından birisidir. AR-GE destek programları etkilerini uzun dönemde göstermektedir. Bu çalışmada mevcut olan en yakın sanayi verileri 1997 yılını kapsadığı için, programların tüm etkilerinin görülmesi mümkün olmayabilir, fakat bu çalışmada elde edilen sonuçlar, bundan sonra yapılacak çalışmalar için karşılaştırma yöntemi ile programın gelişiminin izlenmesini sağlayabilecektir. Bu nedenle, elde edilen sonuçları değerlendirilirken genellemelere gidilmesinden kaçınılması gerekmektedir. Bu bölümde, imalat sanayiinde AR-GE faaliyetlerinin yapısı ve AR-GE desteği alan firmaların özellikleri incelendikten sonra, AR-GE destek programlarının dolaylı ve dolaysız etkileri, katılımcı anketleri ve ekonometrik yöntemler kullanılarak tahmin edilmiştir.
Türkiye’de AR-GE faaliyetlerine ilişkin veriler, ilk defa sistemli olarak 1993 yılından itibaren DİE tarafından derlenmeye başlamıştır. 1993 yılında yapılan ilk AR-GE anketi ile 1991 ve 1992 yıllarına ilişkin veri toplanmış, daha sonra AR-GE verilerinin düzenli bir şekilde toplanmasına devam edilmiştir.
Türkiye’de firma kesiminin gerçekleştirdiği AR-GE faaliyetlerinin büyük bir kısmı imalat sanayiinde yoğunlaşmıştır. Hizmet sektöründe (bilgisayar hizmetler, vb) AR-GE faaliyetleri ancak 1990’ların ikinci yarısından itibaren kayda değer bir artış göstermiştir. Firma kesimi ARGE harcamaları 1991 yılında 169 milyon dolardan 1992 yılında 188 milyon dolara çıktıktan sonda düşme eğilimine girmiş ve ekonomik krizin yaşandığı 1994 yılında 116 milyon dolara düşmüştür. 1994 yılında dolar bazında AR-GE harcamalarındaki düşüşün bir nedeni Türk lirasının bu yıl büyük oranda değer kaybetmesidir. Fakat AR-GE harcamaları satın alma gücü paritesine göre hesaplandığında da 1993 ve 1994 yıllarında önemli bir düşüş gözlenmektedir. Bu dönemde ABD başta olmak üzere pek çok gelişmiş ülkede de AR-GE harcamalarında bir duraklama ve hatta düşüş gözlenmiştir. ARGE harcamaları 1994’den sonra artış eğilimine girmiş ve özellikle 1997 yılında ciddi bir artış gerçekleştirerek 296 milyon dolara ulaşmıştır (satın alma gücü paritesine göre 634 milyon dolar). Türkiye’de toplam AR-GE harcamaları, örneğin Amerikan firmaları ile karşılaştırıldığında çok düşük düzeyde kalmaktadır.

Ad:  arge3.png
Gösterim: 971
Boyut:  37.6 KB
Tablo 1: ABD’de ARGE’ye en çok yatırım yapan 15 firmanın AR-GE yatırım düzeyi, 1997

AR-GE faaliyetinde bulunan firma sayısı özellikle 1990’ların ortalarından itibaren hızla artmış ve 1997’de 408’e ulaşmıştır. AR-GE harcamalarında olduğu gibi AR-GE yapan firma sayısında da imalat sanayii büyük bir öneme sahiptir. Son yıllarda, bilgisayar hizmetleri sektöründe AR-GE yapan firma sayısındaki artış sonucu, hizmet sektörünün önemi kısmen artmıştır. AR-GE yapan firma başına AR-GE harcamalarının büyüklüğü, 1994’deki ekonomik krizden büyük ölçüde etkilenmiştir. Firma sayısına ilişkin veriler, 1994’de toplam AR-GE harcamalarındaki düşüşün, firmaların bu faaliyetten çekilmesi yoluyla değil, AR-GE harcamalarını geçici olarak kısmaları sonucu olduğunu göstermektedir. 1997 yılında imalat sanayiinde AR-GE yapan ortalama bir firma bu faaliyetleri için 756,000 dolar harcamıştır. Hizmet sektöründe ise ortalama AR-GE harcaması 841,000 dolardır. AR-GE faaliyetlerinin daha çok büyük bir kısmı (1997’de %71’i) “deneysel geliştirme”ye yöneliktir.

Ad:  arge4.png
Gösterim: 943
Boyut:  20.3 KB
Tablo 2: İmalat sanayi AR-GE faaliyetlerinin türlerine göre dağılımı , 1993-1997 [%]

Uygulamalı araştırmanın payı yaklaşık %22 olurken, “temel araştırma”nın payı tüm dönem boyunca çok düşük kalmıştır. Bu durum, firmaların önemli bir kesiminde teknik/operasyonel sorunların çözümü ve mevcut ürünlerde yenileşme gibi amaçlara yönelik olarak AR-GE yapıldığına göstermektedir. AR-GE harcamaları içerisinde personel harcamaları, diğer cari harcamalar ve makine teçhizat yatırımlarının payı hemen hemen eşittir.

B. AR-GE Politikası
Uluslara küresel gelişmeler karşısında rekabet etme şansını getirecek olan teknolojik üretim tarzı özgün üretimdir. Dış kaynaklı, patentli teknolojik bir ürünün ithali veya ülke içerisinde fason üretiminin yapılması, yerli sermayenin gelişmesini engellemekte ve ülkeye bir getiri ya da istihdam olanağı sunmamaktadır. Özgün bir teknolojik üretim yapısının kurulabilmesi için AR-GE politikalarının oluşturulması şarttır. AR-GE sonucu ortaya çıkan ürünler hem ulusal ekonominin gelişmesini sağlamakta hem de teknoloji ihracı yoluyla ülkeye rekabet şansı tanımaktadır.
Ulusal AR-GE politikasının temel bileşenleri günümüz koşulları dikkate alındığında şunlar olmalıdır:
  • Teknolojinin satın alınabilir değil, üretilmesi gereken bir şey olduğu bilinci tüm ulusa kazandırılmalıdır.
  • Türkiye’nin deprem tehlikesinden uzak Orta Anadolu bölgesinde kurulacak Teknokent içerisinde bakanlığın, bilişim ve teknoloji firmalarının bir araya gelmesi sağlanarak, ülkenin bu her açıdan en güvenli bölgesinde devlet, üniversite ve sanayi işbirliği ile teknolojik üretim gerçekleştirilmesi, savunma sanayiinin desteklenmesi, açık ve gizli proje çalışmalarıyla ülkenin yeni çağda liderliğe oynayacak bir konuma getirilmesi hedeflenmiştir.
  • AR-GE’nin uygulanacağı sektör seçilirken küresel konjonktür, ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik yapı ve tekno-ekonomik paradigmalar göz önüne alınmalıdır.
  • Teknoloji stratejik bir değer olarak algılanmalı, yatırım planlaması yaparken bu bilinçle hareket edilmelidir.
  • AR-GE için gerekli iş ve beyin gücünün sağlanması konusunda devlet-üniversite-özel sektör işbirliği uygulanmalıdır.
  • AR-GE politikaları Bilim ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde hızlı işleyen bir bürokratik yapının kontrolünde olmalıdır.
  • AR-GE politikaları uygulanırken dışarıdan yöntem ithal edilmemeli aynen ideolojisinde olduğu gibi ulusun kendi koşullarına uygun yeni bir yaklaşım tarzı benimsenmelidir. Ancak bunu yaparken yabancı ülke örnekleri son derece iyi incelenmeli dorular ve yanlışlar gözden geçirilmelidir.
  • Firmalar kendi AR-GE ekipmanlarını oluşturmaları konusunda yönlendirilmeli ve desteklenmelidir. Her şeyi devletten bekleyen zihniyet aşılmalı, özel sektörün de kendi fikirleri doğrultusunda AR-GE yapması desteklenmeli ve bunun için gerekli önkoşullar sağlanmalıdır.
  • Küçük yatırımcının büyük sermayeyle koordineli üretime geçmesi sağlanmalı ve KOSGEB gibi kuruluşlar etkinleştirilmelidir.
  • Patent sistemi geliştirilmeli ve desteklenmeli. Benzer projelerin entegre hale getirilerek verimliliğinin arttırılması sağlanmalıdır.
  • Dış kaynaklı teknolojik yatırımın da ülkeye girmesi desteklenmeli ancak ulusal sermayeye daha uygun rekabet imkanlarının sağlanarak birincil üretici konumunda yerli sermaye tutulmalıdır. Yabancı teknolojinin ülkeye girmesini izin verilmesiyle kalitenin arttırılması hedeflenmelidir. Böylece tekelleşmenin ve kalitesiz ürün sorununun önüne geçilerek piyasa ekonomisinin ulusal bilişim ve teknoloji sektörü üzerindeki yıkıcı etkisi ortadan kaldırılmalıdır.
  • Bilişim alt alanları içerisinde donanımsal, fiziksel üretime nazaran çok daha fazla katma değere sahip olan yazılım sektörüne özel bir önem verilmelidir. Yetenekli genç beyinler bu alana kanalize edilerek devlet desteği bu yönde arttırılmalıdır.
  • Bilişim ve teknoloji eğitimi özel olarak ele alınmalıdır. [4]
C. Devlet, Üniversite ve Sanayi İşbirliği
Globalleşmenin sonucu olarak, üretim sistemlerindeki dönüşümün kaynağını oluşturan, yeni teknolojiler küresel ölçekte yaygınlık kazanmaktadırlar. Bir bakıma, gümrük duvarlarının ve geleneksel korumacılığın giderek kalktığı bir dünyada rekabet edebilmek için, yeni ürün ve üretim yöntemleri, yeni yönetim teknikleri ve yeni teknolojiler geliştirmeye yönelik yeteneklerin kazandırılması zorunludur. Bu da, sanayi kuruluşlarının ar-ge’ye verecekleri önem ile ilişkili olacak ve “Üniversite-Sanayi Ar-Ge İşbirliği” anahtar rol oynayacaktır.
Resmi olmayan üniversite-sanayi ilişkileri, her ülkede az veya çok yaygın ve etkili bir şekilde devam etmektedir. İki kesim arasında işbirliği ağlarının kurulması ve geliştirilmesinde kişisel girişimlerin rolü küçümsenemez. Bu ağlar genellikle bölgesel kalkınma çerçevesinde başlamaktadır. Bu nedenle, uzun vadeli politikaların önemli bir hedefi sosyo-teknik toplumun kurulması ve geliştirilmesidir. Bunun için de, değişik sektör ve disiplinlerden kişilerin tanışmaları, karşılıklı motivasyonlarını, ilgi alanlarını ve sınırlarını anlamaları ve işbirliği ile sunulan imkanları ve karşılıklı yararları araştırmaları gerekmektedir. Sanayi ve akademik toplum arasında işbirliği ve iletişim genellikle resmi olmayan seviyede kişisel dostluklarla başlar. Bu başlangıçtan sonra yavaş yavaş resmileşir ve sonuçta resmi anlaşma evresine ulaşır. Amaç, bu tip gelişmeleri hızlandıracak sosyal, kurumsal, yasal ve yaklaşımsal etkenleri belirlemektir.
Bunların ışığı altında:
  • Bilimcinin sanayiye yönelişini özendirmek ve teşvik etmek
  • Disipline değil, projeye dönük araştırmalara destek vermek
  • Grup ve ekip çalışmasını esas almak
  • Devlet desteğini rekabet öncesi temel araştırmaya yönlendirerek, uygulamalı araştırmayı sanayici desteğine bırakmak
  • Araştırma harcamaları için sanayiye uygun teşvikler sağlamak
  • Kesimler arasında karşılıklı içe kapanıklılığı gidermek
  • Araştırmalarda önceliklere göre ülke düzeyinde ve disiplinler arası koordinasyonu sağlamak
  • Kaynakların etkin kullanımını sağlayıcı tedbirler almak
  • Ülkemizin mevcut olanakları içinde kişisel, kurumsal ve ulusal motivasyonu katalizlemek
  • Sanayi kesimine, varlığını sürdürebilmesi için özgün teknolojinin mutlak bir zorunluluk olduğunu kanıtlamak
  • Üniversitelerde, bilimsel araştırmaların sanayiye ve iş hayatına aktarılmasına aracı olabilecek birimleri oluşturmak
“Üniversite-Sanayi İşbirliği”ni harekete geçirmek için ilk aşamada yapılması gerekenler arasında görülmektedir.[5]
Tübitak küçük ve orta ölçekli şirketlere ar-ge yardımı adı altında kredi sağlamakta ve şirketlerin bilgi konusunda desteklemektedir. Bu devlet sanayi işbirliğinin en güzel örneklerindendir.
[6]
ODTÜ kendi bünyesinde oluşturduğu teknoparkta öğrenci, mezun ve öğretim elemanları ile sanayiciyi bir araya getirerek araştırma laboratuarlarında ürün yaratmakta ve geliştirmektedir. Böylece sanayi işletmesi ürün yaratıp, geliştirmekte öğretim elemanları bilgilerini artırmakta , öğrenci ve mezunlar ise hem bilgisini hem de tecrübesini artırmaktadır.
[7]


*****
[1]
Halime İnceler Saruhan, Teknoloji Yönetimi, Desnet Yayınları, İstanbul 1998, s. 86-87.
[2],Ersun Erdinç, AR-GE ile Kazanın, Globus Dergisi, Ağustos 2002, S. 8, s.54.
[3]Halime İnceler Saruhan, a.g.m., s. 87.
[4] Özgür Savaş, 21. Yüzyılda Bilgi Teknolojileri ve Türkiye, http://www.students.itu.edu.tr/~aydinclb/odtu01.htm
[5] Fazilet Vardar Sukan,R. Cengiz Akdeniz, Arif Hepbaşlı, Üniversite-Sanayi İşbirliğinde Ar-Ge Merkezlerinin Rolü: Ebiltem Uygulaması, http://www.mmo.org.tr/endustrimuhendisligi/2002_2/iletisim.htm
[6] www.tideb.tubitak.gov.tr.
[7] www.metutech.metu.edu.tr/teknokent.
Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!
ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
9 Mart 2009       Mesaj #4
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
AR-GE - Araştırma-Geliştirme

Sonuç
AR-GE'de yetkinlik kazanmış İsrail, İrlanda gibi ülkeler toplumlarının refah seviyesini neredeyse üç katına çıkarırlarken, Türkiye yerinde saymış hatta düşürmüştür.
Diğer sektörler dünyadaki krizlerden etkilenip gelirleri ani düşüşler gösterebilirken, AR-GE krizlerden etkilenmeyip aksine kriz zamanlarında daha çok getiri sağlayan bir faaliyet alanı olmuştur. AR-GE'nin verimsiz bir yatırım olduğu, harcanan kaynağın boşa gideceği zihniyeti mutlaka terkedilmelidir. AR-GE yatırımlarına harcanan paradan, orta-uzun vadede (2-10 yıl arası) çok daha fazlasının geri döndüğü bilinmektedir.
“Ekonomik istikrar sağlansın, daha sonra AR-GE konularına eğilelim" yaklaşımı son derece yanlıştır. Türkiye'nin daha fazla beklemeye tahammülü yoktur. Türkiye'nin ekonomik istikrara giden yolu AR-GE'den geçmektedir.
Her onbin çalışan arasında araştırıcı sayısı Türkiye’de 11, Avrupa Birliği ülkelerinde 94; Gayri Safi Yurtiçi Hasıla içinde AR-GE’ye ayrılan pay Türkiye’de yüzde 0,05, Avrupa Birliği’nde yüzde 1,85; milyon nüfus başına düşen yıllık bilimsel yayın sayısı Türkiye’de 93, Avrupa Birliği’nde 613; Avrupa Patent Ofisi’nden alınan milyon nüfus başına düşen yıllık patent sayısı Türkiye’de bire bile ulaşmazken Avrupa Birliği’nde 135 olarak görülmektedir. Bu tablo aradaki farkın azaltılması için gösterilmesi gereken çabanın boyutunu ortaya koymaktadır.
Bilişim sektöründe AR-GE yeteneğini artırabilmek, geneldeki AR-GE yeteneğimizi artırabilmemiz ile doğrudan ilintilidir. Bunun için AR-GE'ye bakış açısı mutlaka değiştirilmelidir. Tüm üretim sektörlerinde ARGE kültürünün yayılması için çalışmalıdır. Ulusal AR-GE öncelikleri belirlenmeli ve Türkiye’ye uluslararası pazarlarda rekabet üstünlüğü sağlayacak teknolojiler geliştirilmelidir. TÜBİTAK tarafından yürütülmekte olan ve bu önceliklerin belirlenmesini sağlayacak Ulusal Teknoloji Öngörü çalışmasına konunun bütün taraflarınca gereken önem verilmelidir. AR-GE’ye dayalı tedarik sistemi geliştirilmelidir. Bilişim teknolojileri AR-GE’sinin özelliği sebebiyle, uluslararası standartlara uygun veya milli olması önem arzeden yazılım geliştirme faaliyetleri, ARGE faaliyetleri arasında değerlendirilmelidir. Ulusal yazılımevleri kurulmalı ve desteklenmelidir.
Türkiye’de üniversite sistemi yeniden yapılanmalı ve bu yapı içerisinde araştırma üniversiteleri desteklenmelidir. Sanayinin ihtiyacı olan teknolojik araştırma konuları doktora ve yüksek lisans tez konuları haline getirilebilmelidir. Türkiye'nin AB ile en etkin ve verimli olarak eklemleneceği alanlardan bir tanesi AR-GE'dir.


*****
KAYNAKÇA
  • Hasan Hüseyin Bayraklı, Mehmet Erkan, Alparslan Şahin Görmüş, Çetin Bektaş, Adil Karaman, 2002 Yılı Uşak İli Sanayi Araştırması, Uşak 2002.
  • Fazilet Vardar Sukan,R. Cengiz Akdeniz, Arif Hepbaşlı, Üniversite-Sanayi İşbirliğinde Ar-Ge Merkezlerinin Rolü: Ebiltem Uygulaması, http://www.mmo.org.tr/endustrimuhendisligi/2002_2/iletisim.htm
  • Özgür Savaş, 21. Yüzyılda Bilgi Teknolojileri ve Türkiye,
  • http://www.students.itu.edu.tr/~aydinclb/odtu01.htm
  • Halime İnceler Saruhan, Teknoloji Yönetimi, Desnet Yayınları, İstanbul 1998.
  • Ersun Erdinç, AR-GE ile Kazanın, Globus Dergisi, S. 8. Ağustos 2002.
  • Zeyyat Sabuncuoğlu, Tuncer, Tokol, İşletme, Ezgi Kitabevi, Bursa, 2001.
  • Mümin Ertürk, İşletme Bilimi Temel İlkeleri, Beta Yayınları, İstanbul, Nisan 2000.
  • İlhan Cemalcılar, Doğan Bayar, İnal C. Aşkun., Şan Öz-Alp, İşletmecilik Bilgisi, Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Yayını, Ankara 1975.
  • Yeliz Eseryel, Dünyada ve Türkiye’de Ar-Ge Konsorsiyumlarının Rekabet Gücü Üzerine Etkileri ve Birleşik Ar-Ge Konsorsiyum Modeli, İgeme’den Bakış, Ekim-Aralık Sayısı, 1999.
  • Nazlı Wastı, Japon Firmalarında AR-GE: Yöntemler ve Yapılardan Örnekler, ODTÜ Geliştirme Dergisi, S. 26, 1999.
  • İsmet S. Barutçugil, Teknolojik Yenilik ve Araştırma – Geliştirme Yönetimi, Bursa Üniversitesi Yayınları, Bursa 1981.
  • www.tideb.tubitak.gov.tr.
  • www.metutech.metu.edu.tr/teknokent.
Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!
YaseminGök - avatarı
YaseminGök
Ziyaretçi
20 Ocak 2010       Mesaj #5
YaseminGök - avatarı
Ziyaretçi
PROJELERDE İNSAN GÜCÜ YÖNETİMİ VE TÜRKİYE’DE SANAYİNİN ARGE YETENEĞİ EDİNMESİ
Bu makale “Yöneylem Araştırması ve Endüstri Mühendisliği 29. Ulusal Kongresi, 22-24 Haziran 2009, Bilkent Üniversitesi, Ankara” da sunulmuştur.
Yasemin Kumbasar GÖK
Endüstri Yük. Müh


ÖZET
Ülkemizde iş dünyasının ARGE uygulamaları son onbeş yıl içinde TÜBİTAK ARGE Yardım Programı ile yeni bir boyut kazanmıştır. Bu programda kullanılan proje yönetim metodolojisi Amerikan Hava Kuvvetlerinin F-16 üretiminde uyguladığı sistemden uyarlanmıştır. Makalede bu sistemin temel özellikleri anlatılmaktadır.
Özellikle yatırım gideri bulunmayan veya personel gideri çok yüksek olan projelerin yürütülmesinde, ‘Kazanılan Değer’ (Earned Value) kavramının kullanılması gerekmektedir. Büyük ARGE projelerinde ve özellikle yazılım projelerinde kullanılmakta olan bu kavrama neden gerek duyulduğu makalede açıklanmış ve bir örnek hesaplama verilmiştir.
Modern proje tekniklerinin kullanıldığı TÜBİTAK sanayi ARGE yardımı programı, ülkemizde üniversite ve iş dünyası ortaklığının gelişmesine önemli katkı sağlamıştır. Programın başlamasından on yıl sonra gerçekleştirilen değerlendirme toplantısında akademisyenler tarafından verilen bilgiler ışığında bu işbirliğinin hem üniversiteye hem sanayiye sağladığı katkılar özetlenmiştir.
Özellikle küçük işletmeler için çok yeni olan proje uygulamaları konusunda edinilen deneyim ve bilgi birikiminin artırılması ve yaygınlaştırılması için tedbir alınmasının gerekliliği en öncelikli alan olarak vurgulanmıştır.

1. GİRİŞ
Son 10-15 yıldır Türkiye sanayiinin ARGE yeteneğinde belirgin bir iyileşme yaşanmaktadır. Konuyla ilgili geriye dönük değerlendirmelerde, sözkonusu dönemde elde edilen önemli kazanımlardan olan “ARGE faaliyetlerinin proje bazında yürütülmesi” konusuna gereken önemin verilmediği düşüncesiyle, gelişmeleri kendi açımdan anlatmak istiyorum.

2. GEÇMİŞTE ÜNİVERSİTE VE SANAYİ İLİŞKİLERİ
1990’larda mühendislerin önemli bir kısmı, en iyi üniversitelerden mezun olanlar bile kendi alanlarında değil, pazarlama, işletme hatta bankacılık alanlarında çalışmayı hedefliyorlardı. O yıllarda firmalar genellikle, lisans yoluyla yurtdışından satın aldıkları teknik tasarımlara göre üretim yaptıkları için mesleğiyle ilgili işler yapan mühendisler kurulmuş sistemlerin sorunlarının giderilmesinin ötesinde bir mühendislik becerisine ihtiyaç duymuyorlardı.
Dolayısıyla, akademisyen olmayı hedeflemeyip iş hayatına girmeyi planlayan bir mühendis adayının doktora yapmayı düşünmesi söz konusu değildi. Mühendislik tasarımı yapılmadığı için iş dünyasının sorunları üniversitedeki akademisyenler için deneyim kazandıran uygulama alanları oluşturamıyor, üniversite ve iş dünyası birlikte çalışamıyordu.

3. TAİ VE İŞGÜCÜ MALİYETİ KAVRAMI
Bu yılları hepimiz hatırlıyoruz. O yıllarda TAİ’de THK için F-16 uçakları üreten programda çalıştım. Bu programda üretilen uçaklara takılan her türlü parçanın hammaddesi, planlamalar ve üretim teçhizatları ABD’den geliyor, Türkiye sadece ucuz iş gücü sağlıyordu. Proje kapsamında GeneralDynamics (GD) ile ortak olan TAİ’nin bütün kârlılık hesapları iş gücü maliyetine dayanıyordu. Üretilen uçaklar önce Amerikan Hava Kuvvetleri’ne (USAF) teslim ediliyor, THK uçakları USAF’dan teslim alıyordu. Bu nedenle GD ve USAF uzmanları planlanan ve gerçekleşen işgücü miktarlarını ve bu rakamların bütçe üzerindeki etkilerini TAİ içinde kurdukları özel sistemlerle çok yakından kontrol ediyorlardı.
TAİ’de endüstri mühendisi olarak 8 yıl çalıştıktan sonra TÜBİTAK’a girdim. O yıllarda TÜBİTAK’a bağlı enstitülerde yapılan projelerin maliyet hesaplarında personel giderleri dikkate alınmıyordu. ‘Proje olsa da olmasa da devlet maaşları ödüyor’ düşüncesiyle sadece teçhizat ya da diğer yatırım giderleri proje maliyetine dahil ediliyordu.

4. YATIRIM GİDERİ BULUNMAYAN PROJELER VE ‘KAZANILAN DEĞER’ KAVRAMI
TÜBİTAK enstitüleri arasında yapılan bir koordinasyon toplantısında, bir üst düzey yönetici, yatırım gideri bulunmayan projelerin ne kadarının tamamlandığını hesaplayamadıklarını söyledi. Toplam poje maliyeti içindeki gerçekleşen yatırım harcaması miktarı projenin tamamlanma oranı olarak kabul ediliyor ama bu yöntemle, yatırım gideri bulunmayan ARGE projelerinin tamamlanma oranı hesaplanamıyordu.
ARGE projelerinin izlenmesini olanaksız hale getiren bu durumun bir açıklaması bulunmaktadır: Projelerde gerçekleşen harcamaların karşılığı olan alet-teçhizatlar belirlenen standartlara uygun ve gider belgeleri tamamsa ilgili işlemler başarıyla tamamlanmıştır. Fakat yatırım gideri yok ve sadece insan gücü kullanımı sözkonusuysa personel maaşlarının ödenmiş olması ilgili işlerin tamamlandığını göstermez. Planlanan süre kadar çalışıldığı halde işin hepsi bitirilmemiş olabilir.
Gerçekleşen Personel giderlerinin karşılığında yapılan işin planla karşılaştırılabilmesi için Kazanılan Değer (Earned Value) kavramı geliştirilmiştir. Kazanılan Değer, ne kadar çalışma gerçekleşmiş olursa olsun tamamlanan işin miktarını gösterir. Proje faaliyetleri değerlendirilirken, Yatırım Giderlerinin kontrolunda, Gerçekleşen maliyet Planlanan maliyetle karşılaştırılır. Personel Giderlerinin kontrolunda ise Gerçekleşen maliyet, Planlanan maliyet ve Kazanılan değerin üçü birbiriyle karşılaştırılır. Bu karşılaştırmalar sonucu, tamamlanan işin süre ve maliyet açısından planlara uygun olup olmadığı belirlenir ve buradan verimlilik değerine de ulaşılabilir. Bunun yapılabilmesi için personelin gerçekleştireceği işlerin ölçülebilir birimler cinsinden önceden tanımlanmış olması zorunludur. Türkiyede sanayinin geçmişinde yatırım gideri bulunmayan projelere genellikle rastlanılmadığı için Kazanılan Değer kavramının eksikliği fazla hissedilmemiştir. Günümüzde özellikle yatırım gideri bulunmayan ARGE projelerinin ve yazılım projelerinin başarısı için bu kavram kullanılmalıdır.
4.1. Kazanılan Değer için Örnek Hesaplama
10 adam- ay olarak planlanan iş paketinde 5 kişi iki ay çalışmış ve işin yarısını bitirmiştir.
Bu durumda:
Planlanan iş = 10 aa
Gerçekleşen iş = 10 aa
Kazanılan (Tamamlanan) iş = 5 aa
İş paketi Verimliliği = % 50 dir.
Bitirilmiş bir iş için Kazanılan Değer her zaman Planlanan Değere eşittir.
Hiç başlanmamış bir iş için Kazanılan Değer her zaman 0 dır.

5. TÜBİTAK ARGE YARDIMI VE PROJE YÖNETİMİNDE YENİ TEKNİKLER
Dünya Ticaret Örgütünün ARGE dışındaki tüm sübvansiyonları yasaklaması üzerine 1995 yılında DTM, ihracatı artırmak amacı ile firmalara ARGE yardımı programı başlattı. Yapılan işin ARGE olup olmadığını TÜBİTAK kararlaştıracak, DTM belirlenen yardım miktarını firmaya hibe olarak verecekti. Bu amaca uygun sistemi TÜBİTAK kuracaktı.
Bu sistemde firmalardan istenmesi gereken bilgileri belirlemekle Bilim ve Teknoloji Politikaları Daire Başkanı tarafından o birimde çalışan endüstri mühendisi olarak ben görevlendirildim. O yıllarda henüz internet yoktu, ARGE uygulamalarına ilişkin ulaşabileceğim bir deneyim yoktu ve Türkiye’deki sanayi firmalarının uygulanmakta olan ihracat teşviklerine yönelik olumsuz alışkanlıkları vardı.
Bu olumsuz koşullarda, ARGE faaliyetlerinin yatırımdan çok insan gücü gerektiren projeleri kapsadığını dikkate alarak personel giderlerinin kontrolüne ağırlık veren TAİ’deki sistemi ARGE yardım programına uyarladım. Bu sistemin üç temel özelliği:
i) ARGE faaliyetlerinin iş paketlerine bölünmesi,
ii) Pesonel maliyetinin adam-ay cinsinden tanımlanarak harcanan zamanın ve işgücünün ölçülebilir hale getirilmesi,
iii) Proje giderlerinin Tamamlanan İş (Earned Value) değerine göre izlenmesidir.
Bu sistemin kullanılmasıyla iş paketlerinde planlanan, gerçekleşen ve tamamlanan işgücü ve zaman değerlerinin karşılaştırılarak proje gelişimi ve başarısının ölçülebilmesi mümkün olmuştur. Projelerde tanımlanan işpaketlerinin sayısı ne kadar çoksa gerçekleştirilen ölçümlerin doğruluğu o kadar yüksektir. Bu ölçümler proje performansının hesaplanmasını sağlayarak ARGE yardımlarının objektif kriterlere göre yapılmasının yanısıra daha sonraki benzer konudaki projelerin gerçeğe daha uygun olarak planlanmasını ve değerlendirilmesini de sağlamaktadır.
Kazanılan Değer rakamları çeşitli şekillerde elde edilebilir. Bu bilgi, TAİ’de iş merkezlerinde ekip şefleri tarafından çizelgeler üzerine işaretlenerek günlük olarak ve adam-saat bazında verilmekteydi. TÜBİTAK ARGE yardım programında ise firmalar tarafından altı ayda bir doldurulan proje dönem raporunda çalışılan işpaketlerinin tamamlanma oranı olarak adam-ay bazında verilmektedir.

6. ÜNİVERSİTE VE İŞ DÜNYASINDA ORTAK DİLİN BAŞARISI
Bilindiği gibi, TÜBİTAK ARGE yardımı programında projelerin onay ve izlenme aşamalarında üniversite öğretim üyeleri görev almakta ve proje değerlendirmelerini firmaya bizzat giderek yerinde yapmaktadırlar. Ülkemizdeki ARGE faaliyetlerinin ölçülebilir olmaktan çok uzak olduğu o yıllarda geliştirilen sisteminin getirdiği yenilikler, sadece akademisyenlerin ve TÜBİTAK’ın değil, firma sahiplerinin de proje faaliyetlerinde önlerini görebilmeleri için büyük yarar sağlamıştır. Nitekim, TÜBİTAK ARGE yardımı, 1 Haziran 1995’te resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmesinden sonra TİDEB’in kurulmasıyla hem akademisyenlerden hem iş dünyasından büyük övgü toplamıştır. Halen başarıyla devam etmekte olan Program, başvuran firmalara sağladığı hibe desteklerin yanı sıra teknik yetenek ve özgüven kazandırmakta, ayrıca hakem ve izleyicilik yapan akademisyenlerin uygulamadaki deneyim ve birikimlerinin artmasına katkıda bulunmaktadır.
Program kapsamında, o zamana kadar, 30 farklı firmada yaklaşık 50 hakemlik 60 dönem izleyiciliği gerçekleştirmiş olan ODTÜ Makine Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Tuna Balkan’nın, 28 Kasım 2006 tarihli TÜBİTAK Sanayi Yenilik ve AR-GE Günü’nde yaptığı sunuşta [1] TÜBİTAK - TEYDEB - Etkinlikler söylediklerinden bazıları şunlardır:
  • “1997 yılındaki ilk hakemlik yapılan projenin konusu “İki Tekerlekli Motorsuz ve Motorlu Binek Araçlar için 2×2 Modelin Tasarımı”
  • Proje sunuşu beklentilerin çok altındaydı.
  • Firmalar, proje önerisi hazırlarken dikkat edilmesi gereken konular hakkında oldukça deneyimsizdiler.
  • Özellikle proje yönetimi, planlama, literatür araştırması vb. konularda önemli eksiklikleri bulunmaktaydı.
  • Bilimsel anlamda Ar-Ge bilinmiyordu.
  • Ar-Ge genellikle yurtdışında geliştirilmiş bir sistemin deneme yanılma yöntemiyle bazen iyileştirilerek, ülkemizde yeniden tasarlanması olarak görülüyordu.
  • “Hakemlik ve izleyicilik sürecinde katkıı iki yönlü olmaktadır.
  • Hakem/izleyici öğretim üyesi ise yapılan uygulamalı ar-ge çalışmaları öğretim üyesinin uygulamalı çalışmalar konusundaki bilgi birikimine katkıda bulunacaktır.
  • Konu farklılıkları öğretim üyesinin vizyonunun genişlemesine önemli katıda bulunmaktadır.
  • İzleyici doğal olarak ücretsiz bilimsel danışman durumundadır.
  • Bu nedenlerle süreç içerisinde herkesin kazancı olmaktadır.
  • “Sistemin 10 yılı aşkın bir süredir başarı ile işlemesi, firmalarımızın durumun bilincinde olduğunu göstermektedir.
  • “Öğretim üyesi olarak proje değerlendirme ve izleme ziyaretinde edindiğim bilgiler ve deneyimler vermekte olduğum derslerde daha somut, uygulamaya yönelik ve öğrencinin ilgisini çekecek örnekleri hazırlamama olanak sağlamıştır.”

7. SONUÇ VE ÖNERİLER
Prof. Dr. Tuna Balkan‘nın ifadelerinden de anlaşıldığı gibi, TÜBİTAK ARGE yardımı kapsamında geliştirilen ARGE Projesi Yönetim Sistemi, üniversite ve iş dünyası arasında ortak dil oluşturarak iki kesimin birbirini anlamasını ve geliştirmesini mümkün kılmış ve üniversite iş dünyası ortaklığında yeni bir dönem başlatmıştır. Bu yeni dönemde ARGE alanında elde edilen başarılar onbeş yıl öncesine kadar hayal bile edilemeyecek niteliktedir. Bu kazanımları değerlendirirken, geliştirilen ARGE projesi kavramı ile ARGE faaliyetlerinin ölçülebilir hale getirilerek objektif kriterlere göre değerlendirilebilmesinin, firmaların elde ettiği bilimsel ve teknik başarılara çok önemli bir alt yapı oluşturduğu unutulmamalıdır.
İşletmelerin başarılarında böylesine önemli rolü olan ARGE projesi planlama, yürütme ve izleme konusu ülkemiz iş dünyası ve özellikle küçük işletmeler için yeni bir kavramdır. Firmaların proje ve özellikle proje personeli yönetimi konusunda yeterli bilgi ve deneyim kazanmaları için ülke çapında yaygın tedbir alınması sağlanmalıdır. Ülkemizde Savunma Sanayi alanında faaliyet gösteren şirketler proje yönetimi konusunda en modern teknikleri kullanmaktadırlar. Bu firmaların birikiminden yararlanmak amacıyla bilgi alışverişinin sağlanması için, başarılı firmaların halen uygulamakta oldukları proje planlama ve yönetim tekniklerini konu alan ulusal bir sempozyum düzenlenmesi yararlı olacaktır. Bu modern tekniklerin sadece iş dünyası değil, hibe niteliğindeki fonları yöneten kamu kuruluşları tarafından da kullanılması çok yararlı olacaktır.

KAYNAKÇA

Balkan, T., 2006. “Sanayi Ar-Ge Destekleri Değerlendirme ve İzleme Süreçlerine Genel Bakış”, TÜBİTAK Sanayi Yenilik ve AR-GE Günü, TÜBİTAK - TEYDEB - Etkinlikler

Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
1 Aralık 2017       Mesaj #6
Avatarı yok
Yasaklı

Ar-Ge Bağlamında Türkiye Biyoteknoloji Enstitüsü Kuruldu!


Biyoteknoloji alanında Ar-Ge yapacak, bilimsel destek sağlayacak olan Türkiye Biyoteknoloji Enstitüsü'nün kuruluşu ve yapılanmasına ilişkin yönetmelik, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı. Bu bağlamda enstitü, enstitü başkanlığı, bilim kurulları ve yönetmelikte belirtilen diğer birimlerden oluşacak.

Enstitü bünyesinde Genom ve Biyoenformatik Bilim Kurulu, Aşı Bilim Kurulu, Farmasötik ve Biyofarmasötik Ürünler Bilim Kurulu, Biyomedikal ve Tıbbi Cihaz Bilim Kurulu, Mikrobiyoloji-İmmünoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Kurulu, Fermantasyon ve Hücre Kültürü Teknolojileri Bilim Kurulu olmak üzere, 6 bilim kurulu oluşturulacak. Bilim kurulları, enstitü başkanı ve en fazla 10, en az 6 üyeden oluşacak. Genom ve Biyoenformatik ile Aşı Bilim Kurulları ise en fazla 30, en az 6 üyeden oluşacak.

Enstitü başkanı, bilim kurullarının da başkanlığını yürütecek. Enstitü başkanının olmadığı durumlarda, kurullara enstitü başkanının görevlendireceği bir üye başkanlık edebilecek. Enstitü, Türkiye'nin biyoteknoloji alanında öncelikli politikalarının belirlenmesinde çalışmalar yaparak Bakanlık ve bağlı kuruluşlarca talep edilecek saha araştırmaları, Ar-Ge, yayın ve danışmanlık hizmetlerini yerine getirecek.

Kaynak: AA Bilim Teknoloji / Science (1 Aralık 2017)
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
1 Eylül 2018       Mesaj #7
Avatarı yok
Yasaklı

Tasarım Faaliyetlerinde Vergi İstisnasına Ar-Ge Şartı Getirildi!


Teknoloji geliştirme bölgelerinde yapılan tasarım faaliyetlerinin ilgili vergi istisnalarından yararlanması için Ar-Ge faaliyetleri sonucunda tescil belgesi alması gerekecek. Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren kararla, teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin yararlanacağı istisna uygulamasına ilişkin düzenlemeye gidildi. Buna göre, istisna uygulamasından yararlanmak için Ar-Ge faaliyetleri neticesinde alınan tasarım tescil belgesi, patente eşdeğer belge olarak kabul edilecek. Tasarım faaliyetlerinden doğan gayri maddi haklardan elde edilen kazançlar ise istisna kapsamından çıkarıldı. İlgili düzenleme, karardan önce başlatılmış projelerde 30 Haziran 2021'den sonra elde edilen kazançlara uygulanacak. Mükellefler, kazancın elde edildiği vergilendirme dönemine ilişkin beyannamelerin verilmesi gereken sürenin sonuna kadar tescil veya kayıt için yetkili kuruma başvurulmuş olması kaydıyla, bu kazançları doğuran işlemlerin gerçekleştirildiği vergilendirme döneminden başlayarak istisnadan yararlanabilecek.

Kaynak: AA Bilim Teknoloji (31 Ağustos 2018)

Benzer Konular

16 Haziran 2017 / _Yağmur_ Spor
8 Eylül 2008 / Misafir Eğitim Bilimleri