Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 13 Haziran 2017  Gösterim: 12.809  Cevap: 4

Osmanlı Kurumları - Düyun-ı Umumiye

Bia
22 Eylül 2008 10:46       Mesaj #1
Bia - avatarı
Ziyaretçi

Düyun-ı Umumiye

Ad:  2.jpg
Gösterim: 287
Boyut:  49.3 KB

Osmanlı Devleti’nde Tanzimat döneminde alınan dış borçlara ve bu borçları ödemek amacıyla oluşturulan kuruma verilen ad.

Sponsorlu Bağlantılar
1838 Baltalimanı Antlaşmasından başlayarak Osmanlı Devleti’nin iç pazarı Batı’nın sanayi ürünlerinin giderek artan istilasına uğradı ve dış ticaret dengesi hızla bozuldu. Avnı zamanda, geleneksel (kapitalizm öncesi) üretim temeli üzerinde, ordunun ve bürokrasinin Avrupa ile siyasal ve askeri rekabete dayanabilecek ölçüde modernize edilmesi harcamalarını karşılamakta giderek zorlanan Osmanlı Devleti, ilk kez 1854’te Kırım Savaşı’nın getirdiği mali yükü hafifletmek amacıyla istikraz (tahvil çıkarma) yoluyla dış borç aldı. Dış borçlar, yatırım alanı arayan Avrupa sermayesinin özendirmesi ve bazı yenilikler için yapılan harcamalar nedeniyle hızla arttı.

1854-74 arasında 15 kez istikraz yoluyla dış borç alındı. Borcun toplamı 5.297.676.000 altın franka, bunların yıllık fazi de 300 milyon franka ulaştı. Osmanlı Devleti yeni üretim kapasiteleri yaratmak için kullanılmayan bu borçların faizlerini bile ödeyemez duruma düşünce, Ekim 1875’te Ramazan Kararnamesi olarak anılan bir dizi kararla, vadesi gelen taksitlerin yarısını ödeyeceğini açıkladı. Ama bu taksitleri de ancak üç ay ödeyebildi ve Mart 1876’da ödemeler bütünüyle durdu. Avrupa mali çevreleri alacaklarını tehlikeye düşürmemek için çare aramaya başladılar. Osmanlı hükümeti daha sonra Galata bankerlerinin verdiği kısa vadeli borç ve avanslardan (8.725.000 Osmanlı Lirası) oluşan iç borç ödemelerini de durdurdu.

22 Kasım 1879’da imzalanan anlaşmayla bu borçların faiz ve anaparası karşılığı olarak damga, müskirat, balık avı, tuz ve tütün resmi 10 yıl süreyle alacaklılara bırakıldı. Bu alacakların yönetimi için de Rüsum-ı Sitte İdaresi kuruldu. Osmanlı Devleti’nin iç borçlara ilişkin bu anlaşmasını Fransa ve İngiltere protesto etti. Bunun üzerine Osmanlı hükümeti bütün alacaklıların sorunlarını çözmek amacıyla bir tasarı hazırladı ve bütün tahvil ve esham hamillerine bildirdi (23 Ekim 1880). Eylül 1881’de alacaklı temsilcileri İstanbul’da toplanarak, borçların ödenmesine ayrılan gelirlerin uluslararası bir komisyon tarafından yönetilmesini istedi. Osmanlı hükümeti bu isteği geri çevirdi.
Ad:  1.JPG
Gösterim: 178
Boyut:  33.3 KB

Bunun üzerine, borçları, alacaklıların seçeceği üyelerden oluşan bir meclisin yönetmesi kararlaştırıldı ve 20 Aralık 1881’de düzenlenen Muharrem Kararnamesiyle anlaşmaya varıldı. Bu kararname 1858-74 arasında yapılan 5,5 milyar franklık borçlanmayı kapsıyordu. Muharrem Kararnamesi’nin çıktığı yıl kurulan Düyun-ı Umumiye-i Osmaniye Meclis-i İdaresi’nin görevi, borçlara ayrılan devlet gelirlerini, alacaklıların çıkarlarına uygun biçimde yönetmekti. İdare meclisi, İngiliz ve HollandalI alacaklıları temsilen bir, Alman, AvusturyalI, Fransız, İtalyan ve OsmanlI hamilleriyle Osmanlı Bankası ve Galata bankerlerini temsilen birer olmak üzere sekiz üyeden oluşuyordu. Düyun-ı Umumiye’ye tuz, balık avı, pul, ipek, tütün ve alkolden alınan vergiler, damga resmi gibi zengin ve kolay toplanan gelirler bırakılmıştı. Bunların en önemlisi bandrol yoluyla alman tütün vergisiydi. Avrupa sermaye gruplarının baskısıyla bu geliri daha da artırmak amacıyla tütün tarımı denetim altına alındı ve gerçek bir tekel için 1884’te Reji İdaresi adıyla bir şirket kuruldu.

Osmanlı Devleti, Düyun-ı Umumiye’nin kurulmasından sonra 1886-1903 arasında dokuz kez daha borç aldı. 1903-08 arasında buna beş tertip borç anlaşması eklendi. 1908’den sonra II. Meşrutiyet yönetimi Düyun-ı Umumiye’ye karşı tavır alamadı, ama yeni borçlanmalardan kurtulmak için çaba harcadı.

Trablusgarp (1911-12) ve Balkan (1912-13) savaşları arasında hazine tahvilleri çıkartıldı, memur maaşları ve müteahhit alacakları geciktirildi. Ama I. Dünya Savaşı başladığında Osmanlı Devleti yeni borçlanma sorunlarıyla karşı karşıyaydı. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’na girdiği zaman, Düyun-ı Umumiye meclisindeki Ingiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerden ülkeyi terk etmeleri yönünde bir istekte bulunmadı. Muharrem Kararnamesi’nde de, Düyun-ı Umumiye’de temsilcileri bulunan devletler ile Osmanlı Devleti arasında bir savaş çıkması durumunda ne yapılacağına ilişkin bir hüküm yoktu. Ama İngiliz ve Fransız temsilciler Türkiye’den ayrıldı. 1915’te İtalya’nın savaşa girmesiyle bu ülkenin temsilcisi de aynı biçimde davrandı. Düyun-ı Umumiye’yi savaşın sonuna değin Türk, Alman ve AvusturyalI temsilciler yönetti.

I. Dünya Savaşı sonunda imzalanan Sevres Antlaşmasından (1920) sonra, Avrupa sermaye gruplarının ve Düyun-ı Umumiye örgütünün ülkede mali egemenliklerini sürdürecekleri umuluyordu. Ama Ankara Hükümetinin güçlenmesiyle birlikte Düyun-ı Umumiye’nin denetlediği gelir miktarı da düşmeye başladı. Düyun-ı Umumiye, çalışmalarını Kurtuluş Savaşinın sonuna değin sürdürdü. Ankara Hükümeti Lozan Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’nden kalan borçları ödeme konusunda alacaklılarla anlaşmaya vardı. Bu anlaşmalarla Düyun-ı Umumiye’nin gelir kaynakları yeniden devlete geçti. Örgüt, Türkiye sınırları dışına çıkarıldı ve yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin ödediği taksitleri alacaklılara ulaştıran bir aracı durumuna getirildi.

1929’da bütün dünyayı etkileyen Büyük Bunalım, Türkiye Cumhuriyeti’nin de ödemeleri aksatmasına neden oldu. 22 Nisan 1933’te alacaklılarla yeni bir sözleşme yapıldı. Türkiye’nin borcu yeniden gözden geçirildi ve yıllık taksit miktarı düşürüldü. Türk hükümeti Osmanlı borçlarından kendisine düşen payın son taksitini 25 Mayıs 1954’te ödedi.


Son düzenleyen Safi; 13 Haziran 2017 00:53


HipHopRocK
8 Mart 2009 02:33       Mesaj #2
HipHopRocK - avatarı
Ziyaretçi
Düyun-ı Umumiye
Ad:  3.jpg
Gösterim: 130
Boyut:  125.4 KB

Osmanlı Devletinin 19. yüzyıl ortalarından başlayarak Avrupa bankalarından aldığı borçların ödenmesini denetleyen kurumdu. "Genel Borçlar" anla­mına gelen Düyun-ı Umumiye kurulduğu tarih olan 1881'den sonra Osmanlı Devleti' nin ekonomik ve mali yaşamı üstünde etkili bir rol oynamıştır.

Osmanlı Devleti ilk kez 1854'te Kırım Savaşı sırasında dış borç almıştı. Ama savaşın bitiminden sonra da dış borç alma alışkanlığı sürdü ve Osmanlı Devleti mali bakımdan her sıkıntıya düştüğünde Avrupa bankalarından borç almaya çalıştı. Bu tutum Osmanlı Devleti'ni bir yarı sömürge durumuna düşürmeye çalışan Avrupa ülkelerinin de işine geliyordu. Osmanlı yönetimi 1854-74 arasında 15 kez dış borç aldı ve sonunda mali iflasın eşiğine geldi. 1875'te bir kararname çıkararak vadesi gelen borç taksitlerinin ancak yarısını ödeyebilece­ğini açıkladı. Ama bu sözünü de yerine getiremeyen Osmanlı yönetimi Mart 1876'da hiçbir ödeme yapamaz duruma düştü. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'yla büyük bir mali çö­küntüye uğrayan Osmanlı Devleti ülke içinde Osmanlı Bankası'yla Galata Bankerleri'ne olan borçlarını da ödeyemeyeceğini açıkladı. Bütün bu gelişmeler iç ve dış mali çevreleri alacaklarını toplayabilmek için çareler arama­ya yöneltti.

Osmanlı Devleti önce iç borçlan ödemek amacıyla alacaklılarla anlaşmaya ça­lıştı. 1879'da imzalanan bir antlaşmayla bu borçlara karşılık olarak damga, içki, balık avı, tuz ve tütünden alınan vergilerin 10 yıllık tutarını alacaklılara bıraktı. Ama Osmanlı Devleti'nin iç borçlara öncelik tanıması Avru­pa devletlerinin tepkisine yol açtı. Bunun üzerine iç ve dış borçların birleştirilmesi yoluna gidildi ve uzun süren görüşmelerden sonra 1881'de bir uzlaşmaya varıldı. Buna göre damga, içki, balık avı, tuz, tütün ve ipekten alınan vergilerden elde edilecek geli­rin tümü borçlar bitinceye kadar alacaklılara ayrılacaktı. Bu vergilerin toplanmasını denet­lemek, elde edilen geliri iç ve dış alacaklılar arasında paylaştırmak amacıyla da Düyun-ı Umumiye örgütü kuruldu. Osmanlı Devleti'nin mali sıkıntıları sürdüğünden 1881'den sonra da dış borç alma yoluna başvuruldu. 1886-1908 arasında 14 kez dış borçlanmaya gidilmesi Düyun-ı Umumiye örgütünün gücü­nün daha da artması sonucunu doğurdu. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanından sonra da durum pek fazla değişmedi. Hele 1914'te I. Dünya Savaşı'nın başlaması devletin mali yükünü daha da artırdığından, Düyun-ı Umu­miye örgütüyle olan ilişkiler önemini korudu.

I. Dünya Savaşı sonunda Avrupa'da siyasal koşullann değişmesi ve Anadolu'da Kurtuluş Savaşı'nın başarıya ulaşması Düyun-ı Umu-miye'nin yazgısını belirledi. Ankara hükümeti Lozan Barış Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti' nin borçlarından Anadolu'ya düşen payı öde­meyi kabul etti. Karşılığında da Düyun-ı Umumiye'nin vergi gelirlerini denetleme yet­kisi kaldırıldı. Türkiye'de etkinliklerine son verilen örgüt yalnızca ödenen borcu alacaklı­lara paylaştıran bir mali kurum konumuna geldi. Türkiye Cumhuriyeti, Düyun-ı Umumiye'ye olan borcun son taksidini, ilk dış borcun alınmasından tam bir yüzyıl sonra, 1954'te ödedi.

MsXLabs.org & Temel Britannica

Son düzenleyen Safi; 13 Haziran 2017 00:54
Misafir
2 Nisan 2010 15:47       Mesaj #3
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  6.JPG
Gösterim: 157
Boyut:  39.6 KB
Düyun-u Umumiye

Osmanlı dış borçlarının ve bunu idare eden birimin adı. İlk dış borç, 1854 Kırım Savaşı'ndan sonra alındı. Osmanlı Devleti, Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanına geldiğinde, ağır dış borçlar altında ezilme mevkiindeydi. Akıllı tedbirlerle belli bir zaman içerisinde bu borçlar ödenebilirdi. Lâkin 93 Harbi (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı) hezimeti, devleti iflâsın eşiğine getirdi. Devlet, en verimli topraklarını kaybetti. Akın akın gelen göçmenlerin sayısı bir milyona ulaştı. Bu kadar göçmeni bir yıl içinde rahata kavuşturmak çok zordu. Bu arada, Rusya’ya ağır tazminat ödeme mecburiyetiyle karşı karşıya kalındı. Rusya, Ağrı kendilerine bırakıldığı takdirde, tazminat hakkından vaz geçebileceğini teklif etti ise de, Sultan Abdülhamid Han, bu teklifi kesinlikle reddetti. Eğer Sultan Abdülhamid Han, Ayastefanos Antlaşması'ndaki tazminatı Berlin Muahedesi ile düşürmemiş olsaydı, devlet daha o sırada batabilirdi. Ordunun durumu ise perişandı. Emperyalist Avrupa devletleri yıllardır peşinde koştukları emellerine ulaşmak üzereydi. Onlar, dış baskıların çemberi içerisinde sıkışan imparatorluğu borç bataklığı içinde boğmak istiyorlardı. İşte İkinci Abdülhamid Hanın devraldığı malî durum bu idi.

1875 yılında borçları ödeyebilmek için rüsûm-ı sitte idaresi faaliyete konuldu ise de, bu idare şekli Avrupalı alacaklıları memnun etmedi. Neticede Tevhîd-i Düyûn yapılması kararlaştırıldı. Böylece bütün dış borçlar birleştiriliyordu. Devletin bazı mallar üzerinden aldığı gelir, bundan böyle Türkiye Maliye Nezareti tarafından değil, ancak Düyûn-i Umûmiye tarafından tahsil edilecekti. Bu durum, devlet içinde, bağımsız ikinci bir Maliye Bakanlığı ihdas etmek anlamına geliyordu. Ancak, başka çâre de kalmamıştı. Düyûn-ı Umûmiye'nin yetkisine bırakılan gelirler şunlardı: Tütün, tuz ve ipek vergi gelirleriyle damga pulu ve balık resimleri.

Düyûn-ı Umûmiye'nin idare meclisi, yedi üyeden müteşekkil olup, bunların üyelik müddeti beş yıldı. Üyelerin ikisi Türk, diğerleri de her birinden birer üye olmak üzere İngiliz, Fransız, Alman, Avusturyalı ve İtalyan’dan müteşekkildi. Dış borçların tamamına yakın bölümü, İngiliz ve Fransızlara ait olduğu için, Meclis-i İdare Başkanlığı yalnız onlardan seçilebilmekteydi. Ancak konseyi teftiş etmek üzere Türklerden meydana gelen fevkalâde bir müfettiş heyeti de bulunuyordu.

3 Ekim 1880 yılında Muharrem Kararnâmesi, İstanbul’daki büyük devletlerin elçilerine tebliğ edildi. Düyûn-ı Umûmiye ile Türkiye rahat bir nefes almaya ve borçlarını ödemeye başlamıştı. Bu tarihte devletin dış borçları, toplam faizleri ile birlikte 280 milyon tutarındaydı. Rusya’ya harp tazminatı ise bu hesabın dışında kalıyordu. Muharrem Kararnâmesi ile bu borçlar, 117 milyona kadar düşürüldü. Bu muazzam başarı, Sultan Abdülhamid Hanın şahsî kabiliyeti ve akıllı siyaseti sayesinde sağlanmıştı.

Düyûn-ı Umûmiye, devletin sonuna kadar devam etti. Son derece muntazam bir idare olan Düyûn-ı Umûmiye, gerçi devlet içinde devlet olan ikinci bir maliye gibiydi. Ancak, Türk dış borçlarının ödenmesi için başka imkân kalmamıştı. Aynı zamanda Avrupa devletlerinin yıllardan beri alışılagelmiş tatsız müdahalelerine de bu sayede son verilmişti. Birçok gelirini Düyûn-ı Umûmiye'ye bırakan devletin sıkıntıya düşmesi kaçınılmazdı ki, bu sıkıntılarla zaman zaman karşı karşıya kalındı. Memur ve asker maaşları iki ayda bir ödenmeye başlandı. Yalnız, o devirde hiçbir zaman pahalılık ve sıkıntı görülmedi.
Son düzenleyen Safi; 13 Haziran 2017 00:55
Daisy-BT
5 Temmuz 2011 20:03       Mesaj #4
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi

Düyun-u Umumiye İdaresi

Ad:  5.jpg
Gösterim: 121
Boyut:  66.2 KB

Osmanlı İmparatorluğu'nun borçlarını tasfiye için kurulan uluslararası kuruluş.

1854 yılında başlayan borçlanma süreci içinde Osmanlı Devleti 1874 yılına kadar 5.297.676.500 frank itibari borç altına girmişti. Bu itibari borca karşılık Osmanlı hazinesine giren gerçek miktar 3.018.884.714 frank, bu borçların yıllık taksit ve itfa bedeli ise 299.068.487 franktı. 6 Ekim 1875 tarihinde yayınlanan bir kararnameyle Osmanlı Devleti bu borç taksidinin ancak yarısını nakit olarak, yarısını da % 5 faizli bonoyla ödeyeceğini ilân etti. Bu kararnameyle Avrupa kamuoyu bütünüyle Osmanlı Devleti aleyhine döndü.

Bu malî bunalım çözümlenmeden, 1877/1878 Osmanlı-Çarlık Rusyası savaşı çıktı. Osmanlı orduları ağır yenilgilere uğradı. Önce Ayastafanos, sonra da Berlin antlaşmaları imzalandı. Berlin Antlaşması gereğince Osmanlı Devleti, Çarlık Rusyası'na 802.500.000 frank savaş tazminatı ödemeye zorunlu tutuldu. Bu para yıllık 350.000 liralık taksitler hâlinde ödenecekti.

Bir yandan Avrupa'ya olan ağır borç, öte yandan ağır savaş tazminatı ve bu savaşın getirdiği ağır kayıplar karşısında Osmanlı Devleti kelimenin tam anlamıyla iflasın eşiğine geldi. 28 Muharrem 1299 (20 Aralık 1881) tarihinde yeni bir kararname yayınlandı. Bu kararname gereğince alacaklılar, alacaklarının % 44'ünden vazgeçtiler, buna karşılık Osmanlı Devleti tuz, damga resmi, içki, ipek ve balık avı vergilerinin, doğrudan alacaklıların temsilcilerinden meydana gelen uluslararası bir kuruluş aracılığıyla (Düyûn-ı Umûmiye-i Osmaniye Meclis-i İdaresi) toplanmasını kabul etti. Bu kuruluş yedi üyeli bir meclis tarafından (İngiltere, Hollanda, Fransa, İtalya, Almanya, Osmanlı Devleti ve öteki alacaklıların birer temsilcisi) yönetilecekti. Meclis başkanlığı sırayla İngiltere ve Fransa temsilcileri tarafından yürütülecekti. İdarenin merkezi İstanbul'daydı (Bugünkü İstanbul Erkek Lisesi binası). Düyunı Umumiye İdaresi, devlet içinde devlet olarak, varlığını Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar sürdürdü.

Borçların ödenmesi Lozan Antlaşması'nda yeni bir biçim aldı. Ancak Türkiye Cumhuriyeti bu borçları 1954 yılına kadar ödemeyi sürdürdü.

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Safi; 13 Haziran 2017 00:56
12 Haziran 2017 23:44       Mesaj #5
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Düyunu umumiye

Ad:  4.jpg
Gösterim: 67
Boyut:  52.2 KB

osmanlı dış borçlarının ve bunu yöneten idarenin adı.

Osmanlı devleti, kurulma ve genişleme devrini bitirip duraklama ve gerileme devrine geçer geçmez mali sıkıntıyla karşılaştı. Öyle ki, daha 1591 yılında askere aylık vermek için tüccardan borç para almak gereği duyuldu. Bu gerek, Osmanlı devleti yıkılıncaya değin süregitti. Bununla birlikte, XIX. yy. ortalarına değin dış borç alma yoluna gidilmedi. Bu yüzyılda girişilen reformları ve artan harcama taleplerini karşılamak için başvurulan ve devleti malı ve siyasi bağımlılığa götüren yollardan biri dış borçlanma oldu.

ilk kez, 1850'de dış borç alınması düşünülmüş ve bunu gerçekleştirmek üzere, Londra'da bir borç sözleşmesi imzalanmıştı (1850). Ancak, bu anlaşma Abdülmecit tarafından onaylanmadı. Bunun sonucunda da Osmanlı hükümeti, anlaşmayı tek yanlı olarak bozduğu gerekçesiyle. 2,2 milyon franklık bir tazminat ödemek durumunda kaldı.

1850'li yıllarda devlet gelirleri ve giderleri kısa vadeli iç borçlarla dengede tutu- labiliyordu. Bu denge, 1854 Kırım savaşı ile bozuldu ve ilk kez bu yılda dış borç lanmaya gitmek zorunda kalındı. Bu ilk dış borçlanma 3 milyon sterlin tutarında, % 80 ihraç fiyatlı, % 6 faizli, % 1 amortismanlı idi ve Mısır'dan elde edilen cizye gelirleri bu borç karşılığında güvence olarak gösteriliyordu. Borç, Londra (Dent Palmer) ve Paris (Baron Goldschmid) piyasalarından sağlanmıştı. Bu dönemde OsmanlI devletinin, daha çok İngiliz sermayesi kanalıyla borçlanmaya gitmesinin bir uzantısı olarak, ingliz kralının emriyle, merkezi Londra'da ve en büyük kuruluşu İstanbul'da bulunan Bank-ı Osmani (Ottoman Bank) kuruldu (1856). 1854’te başlayan dış borçlanmalar daha sonraki yıllarda da sürdü ve 1860-1862 yılları arasında mali sorun daha da belirgin hale geldi.

1860'taki mali zorluklar giderilemeyince, önce İngiltere'ye, ancak Ingılizler'in koşulları kabul edilemeyecek nitelikte olduğundan bu kez de Fransa’ya başvuruldu. Mirös adında bir banker, osmanlı yetkilileri ile bağlantı kurarak 400 milyon franklık bir borç verme önerisinde bulundu. Mirös, bunun karşılığında 6 milyon frank komisyon istiyordu. Osmanlı devleti Mirös ile anlaştı; karşılık olarak da birçok yerin gümrük gelirini, tuzlu balık resmini, filibe gülyağı gelirini, Bursa’nın ipek öşürünü vb. gösterdi Ama, Londra ve Amsterdam borsalarında bu istikraz tahvilleri satılmadı, Paris'te de tahvil satımı çok sınırlı kaldı. 800 bin tahvilin ancak 102 000'i sürütebildi. Mirös, Fransa hükümeti tarafından tutuklandı ve plase edilen tahvillerin bedeli Türkiye’ye verildi.

Bu bunalım bir yandan 1862’de yeni bir borçlanma ite atlatılmaya çalışılırken, öte yandan, 1856’da kurulmuş olan Osmanlı bankası'nın 1863'te bir devlet bankasına dönüştürülmesi öngörülmüştü. Bu önlemlerle birlikte 1863’te bütçe yapılmaya başlanarak, devletin mali yönetiminin düzeleceği yönünde dış mali çevrelere bir güvence verilmeye çalışıldı. Ne var ki, 1874-1875 yılı bütçesinin 17 milyon lira olan gelirinin 13 milyonu, dış borç ödemelerine ayrılmış durumdaydı.

1875 yılına değin 14 tertip dış borç alınmış, amâ 1874’te alınan bu borçtan sonra doğan mali bunalımlar atlatılamamış, devletin mali denetimi konusunda Avrupa sermayesine belirli ödünler verilmişti. Osmanlı devleti, 6 ekim 1875'te bir karar name ite borçlarını ödemekte acze düştüğünü bildiriyor, ödemeler durunca da tahvil sahipleri bu durumu protesto ediyorlardı. Sorun, siyasi etki ve önlemlerle çözülmeye çalışıldı. Aynı yıl, Bank-ı Osmani-i şahane’nin sözleşmesinde yapılan değişiklikte bankanın sermayesi yükseltiliyor ve ayrıcalık süresi 20 yıl daha uzatılıyordu. Ayrıca bu banka, Osmanlı devletinden alacaklı olan yabancıların hukukunun koruyucusu görevini yükümleniyor, ve Osmanlı devletinin çıkaracağı tahvil, bono ve diğer evrakın satışı tekelini elde ediyordu.

Avrupa mali çevreleri, alacaklarının tehlikeye düşmesini önleyecek çareler ararken, Osmanlı devleti bir yandan Bosna-Hersek isyanı, öte yandan 1876 Osmanlı -Rus savaşı gibi mali kaynak gereksinimi gösteren olaylarla karşı karşıya kalmış, bunun sonucunda mali durum daha da sıkışmıştı. 17 eylül 1877'de, daha önce alınmış ve karşılık olarak da Mısır cizyesi gösterilmiş borçlar için İngiltere ile yeni bir anlaşmaya varıldı. Bir sonraki yıl Osmanlı devleti, Ruslar'la yapmakta olduğu savaşı kaybediyor ve 13 mart 1878’de Ayastefanos anlaşması ite Çarlık Rusyası'na 35 milyon küsur osmanlı lirası savaş tazminatı ödemeyi kabul ediyordu.

1875’te dış borç ödemelerini durduran Osmanlı devleti, iç borç ödemelerini de durdurdu, iç borçlar, başta Bank-ı Osmani-i şahane’nin olmak üzere, Galata bankerlerinin verdiği kısa vadeli borç ve avanslardan oluşuyordu. Bu borçların faiz ve anaparası karşılığı olarak damga, müskirat, balık avı, tuz ve tütün resmi, bazı yerlerin ipek öşürü on yıl süreyle alacaklılara bırakılmıştı. Bu hükümleri içeren anlaşma 22 kasım 1879'da,imzalandı. (Yukarıda belirtilen altı gelir kalemini içerdiği için, buna "Rüsum-u sıtte" anlaşması da denir.) Bütün bu gelir kalemleri Bank-ı Osmani-i şahane’nin denetimi altındaydı ve Rüsumu sitte idaresi tarafından toplanacaktı. Bu anlaşma ve idare, Düyunu umumiye'yi hazırlayan ilk uygulama sayılır.

Osmanlı devletinin iç borçlara ilişkin olarak yaptığı bu anlaşma Fransa ve İngiltere tarafından, eşitliği bozduğu savıyla protesto edildi. Bunun üzerine, Osmanlı hükümetı, sorunu bütün alacaklılar açısından çözümlemek için bir proje hazırladı ve bunu 23 ekim 1880'de bütün hamillere bildirdi. Buna göre hükümet, sorunu hamillerle anlaşarak çözmek istiyor ve borçları ödemek için bazı gelirleri hamillerin seçeceği bir bankanın yönetimine bırakmayı önariyordu Eylül 1881de alacaklı temsilcileri İstanbul'da toplandı ve borçların ödenmesi için ayrılan gelirlerin, bir uluslararası resmi komisyon tarafından yönetilmesini önerdi. OsmanlI devleti bu öneriyi kabul etmedi Bunun üzerine borçların, alacaklıların seçeceği üyelerden oluşan bir meclis tarafından yönetilmesi karar altına alındı 20 aralık 1881'de Muharrem kararnamesi ile anlaşmaya varılmış oldu.

1858-1879 yılları arasında yapılan 5,4 milyar franklık borçlanma, bu kararname kapsamına alınmıştı. Yine Muharrem kararnamesi ile borçlara tahsis edilen devlet gelirlerim, alacaklıların çıkarlarına uygun biçimde yönetmek üzere, aynı yıl Düyunu umumiye-i Osmaniye meclis i idaresi kuruldu Bu idarede de, dış borçların ödenmesi konusunda Rüsumu sitte idaresi örnek alınıp belirli devlet gelirleri karşılık gösterilmişti. İdare, gelirlerin tahsil ve yönetim giderleri çıktıktan sonra kalan parayı kararnamede belirtilen esaslar gereğince dağıtacaktı, idare meclisi, İngiliz ve hollandalı alacaklıları temsılen bir ve transız, alman, avusturyalı, İtalyan ve osmanlı hamilleriyle Osmanlı bankası ve Galata bankerlerini temsilen birer olmak üzere toplam 8 üyeden oluşuyordu. Her malı yılbaşından iki ay önce idare, bütçesini osmanlı maliye nazırına sunacak ve bu bütçe onaylandıktan sonra Osmanlı hükümetinin genel bütçesine dahil edilecekti. Hükümet de, Düyunu umumiye ıdaresi'ni bir komiser ve müfettişler aracılığıyla denet leyecek; doğacak anlaşmazlıklar iki tarafın atayacağı dört hakem tarafından çözümlenecekti.

Düyunu umumiye idaresi, salt hukuk açısından bir siyasi kurum niteliğinde değil, bir anlamda özel bir şirketti. Çünkü, Muharrem kararnamesi uluslararası bir anlaşma değildi; siyasal ve diplomatik bir niteliği yoktu. Ancak, Avrupa devletleri bu idareyi kendi temsilcileri olarak görüyorlardı. Öte yandan, Düyunu umumiye idaresi ile onun bankeri durumundaki OsmanlI bankası da, güçlü bir dış denetim öğesi niteliğindeydiler. Düyunu umumiye'nin yönetimine verilen gelirlerin en önemlilerinden biri, bandrol yoluyla alınan tütün tekeli geliriydi. AvrupalI sermaye gruplarının baskısıyla tütün vergisi konuldu ve gerçek bir tekelciliğin oluşması için Tütün rejisi adıyla bir şirket kuruldu. Tütün üretim ve satım tekeli bu şirkete verilmişti. Reji şirketi, Viyana Kredinsalt, Bleichröader ve Bank ı Osmani-i şahane sermaye gruplarınca finanse ediliyordu. Zaten Reji şirketi, Osmanlı bankası ve Düyunu umumiye ile birlikte bir yabancı sermaye bütününü oluşturmaktaydı.

Osmanlı yönetimi, Düyunu umumiye' nin kuruluşundan sonra, 1886'dan 1903 yılına değin, dokuz tertip daha borçlandı. 1903'te, Muharrem kararnamesi kapsamındaki borçların yeniden bir değerlendirmesine gidildi. Osmanlı hükümeti, borçlarını birleştirerek tek tip bir tahvile çevrilmesini sağlayacak, anapara olarak daha az, ama faiz olarak daha yüksek ödemeyi içerecek bir çözüm için tasarı hazırladı. (Ama, daha sonra yapılan hesaplardan Osmanlı devletinin bu çözümden daha zararlı çıktığı anlaşılmaktadır.) 1903-1908 arasında beş tertip borç anlaşması daha yapıldı.

1908 de ilan edilen II Meşrutiyet yönetimi, Osmanlı devletinin mali durumunu çıkmaz içinde bulmuştu. Ülkede, biri Avrupa tarafından koruma altına alınan Düyunu umumiye idaresi ve öteki yine Avrupa'nın mali ve politik baskıları altında bulunan Maliye nezareti gibi iki malı idare bulunuyordu. Yem Meşrutiyet yönetimi, Düyunu umumiye’nin ülke egemenliği ile bağdaşmayacağını bilmekle birlikte, doğrudan olumsuz bir tutum takınmadı, yalnız yeni borçlanmalarla onun kefaletinden kurtulmaya çalıştı Bu yaklaşım içinde 1908-1911 yılları arasında, yedi kez borçlanıldı. Bu dönemde Osmanlı maliye nezaretinde. 1910'da memur sayısı 5 472 iken, 1912'de Düyunu umumiye idaresi 8 931 memur çalıştırılıyordu.

Düyunu umumiye’nin ve onun uzantısı olan Osmanlı bankası'nın geçmiş yıllarda ve savaş içindeki tutumu, osmanlı yöneticileri için uyarıcı olmuştu. Çünkü, 1911-1912 mali yılında toplam gelirin % 32'si Düyunu umumiye idaresi'nce yönetiliyor durumdaydı. Bu idarenin elinde, önemli ölçüde kullanmadığı atıl kaynak vardı, ancak, bununla osmanlı hazine tahvili yerine, Avrupa ülkelerinin tahvillerini alıyordu.

Muharrem kararnamesinde, Düyunu umumiye’de temsilci bulunduran ülkeler ile Osmanlı devleti arasında bir savaş olasılığı durumunda ne yapılacağına ilişkin hiçbir hüküm yoktu Gerçekten de Düyunu umumiye, osmanlı idaresi sisteminin bir parçası niteliğindeydi; çünkü bu idarenin meslisinde bulunan üyeler, ilgili ulusların temsilcileri değildiler. Bu nedenle de, 1911'de Trablusgarp savaşı sırasında, İtalyan temsilci dışında Düyunu umumiye' de çalışan italyanlar'ın işine son verildi. Ne var ki, osmanlı yönetimi tarafından Düyunu umumiye meclisi'ne ve temsilciye gösterilen güven, bu kurum ve kişi tarafından Osmanlı devletine karşı gösterilmemiş ve bunun sonunda İtalyan temsilci siyasi faaliyetleri dolayısıyla sonradan ülke dışına çıkarılmıştır.

Balkan savaşı döneminde. Düyunu umumiye idaresi bazı avanslar verdi; ama bunlar, çoğunlukla, bu idarenin kasasında biriken devlet gelirleriydi. 1913'te de Osmanlı bankası'ndan, Sivas geliri karşılık gösterilmek koşuluyla, ve zorlukla, bir avans sağlanabilmişti. Bu durumda savaşın finansmanı, daha çok iç borçlanma ile ve bazı avanslarla yapılabilecekti. Trablusgarp ve Balkan savaşları arasında 10,3 milyon liralık hazine tahvili çıkarıldı. Bunlara ek olarak da memur mâaşlarının ve müteahhit borçlarının geciktirilmesi yoluna gidildi.
Ad:  1.JPG
Gösterim: 81
Boyut:  33.3 KB

Birinci Dürıya savaşı çıktığında, OsmanlI devleti mali sorununu çözememiş ve yeni borçlanma sorunlarıyla karşı karşıya kalmış durumdaydı. Gerçekten de, 1854-1914 yılları arasında alınan dış borçlar, ekonomik gelişmenin dış finansmanında kullanılmıştı. Bu yıllar arasında alınan borçların kullanım alanları söyleydi:
Osmanlı yönetimi, Birinci Dünya savaşı' na katıldığında. Düyunu umumiye meclisi'ndeki İngiliz, fransız ve İtalyan temsilcilere ülkeyi terk etmeleri yönünden bir duyuruda bulunmadı. Trablusgarp savaşı'nda italyan delegesinin durumunu göz önüne alan İngiliz ve fransız temsilcileri Türkiye'den ayrıldı. 1915'te de ıtalyan temsilcisi, İtalya'nın da savaşa girmesi üzerine aynı şevi yaptı. Savaş sonuna değin de Düyunu umumiye'nin yönetimi türk, alman ve avusturyalı delegelerce sürdürüldü ve idare meclisine Hüseyin Cahit Bey en kıdemli delege olarak başkanlık etti idarenin yapısının değişmesi, istenilen kararların kolayca çıkarılmasını sağladı 25 mart 1915'te, ihraç edilen kâğıt paranın ödenmesini taahhüt etmeye karar verildi Bu karar, hem İngiliz hem de fransız temsilcileri tarafından. Düyunu umumiye'nin işlevinin değiştirilemeyeceği savıyla protesto edildi. Doğal olarak, savaş koşulları altında bu protestonun önemli etkisi olmadı.

Savaş sırasında Osmanlı hükümeti 192 milyon liralık para basma yetkisi aldı ve bunun 161 milyon liralık bölümünü kullandı Birinci Dünya savaşı bittiğinde, tedavülde 158,7 milyon liralık Düyunu umumiye evrakı nakdiyesi ve 2,9 milyon lira Bank ı Osmani-i şahane banknotu bulunuyordu.
Birinci Dünya savaşı boyunca, dış borçlanma kâğıt para arzıyla iç içe gelişmiş, yeni dış borçlanma gerçekleşmemiş ve Düyunu umumiye'nin adım adım tasfiyesi sürecine girilmişti. Düyunu umumiye' nin, para ve kredi politikasını belirlemede ki etkisi ancak dolaylı bir biçimde oldu.
Savaş bitince İngiliz temsilcisi Sir A. Block İstanbul'a geldi ve kasım 1918'den itaberen Düyunu umumiye meclis başkanlığını sürdürdü.

Birinci Dünya savaşı sonunda imzalanan Sevr antlaşması ile Düyunu umumiye'nin niteliği değişmekle birlikte, avrupalı sermaye gruplarınca bu örgütün ülkenin mali denetimini kolayca sürdürebileceği umuluyordu. Örgüt, Birinci Dünya savaşı'ndan dağılmadan çıkmıştı; ancak, yıkılan Osmanlı devleti yerine başlayan ulusal kurtuluş hareketinin gelişen gücüne ve etkisine bağlı olarak, Düyunu umumiye’ nin denetlediği gelir miktarı da düşüyordu. Kurtuluş savaşı sırasında Düyunu umumiye meclisi, ödenmeyen gelirler konusunda zaman zaman protestolarda bulunmuş, bundan osmanlı yönetimini sorumlu tutacağını bildirmiş, ama daha çok savaşın sonuçlarını beklemişti. Ankara hükümeti ise, savaşı çok zor malı koşullar altında sürdürmekteydi ve gelir kaynaklarının kullanılmasında çok ölçülü davranıyordu Düyunu umumiye örgütüne de dokunulmamıştı. Ne var ki, yeni dış borç alma olanağı da yoktu Bu durumda savaşın finansmanında iç kaynaklara başvurulmak zorundaydı Bu bağlamda, Kurtuluş savaşı sırasında, değişik vergilere zamlar yapılması, memur maaşlarının bir ay verilmemesi, maaş ve ücretlerin % 20 azaltılması gibi önlemler alındı. Bu önlemlerin mali sorunu çözememesi üzerine de 7-8 ağustos 1921 günleri yayımlanan Tekalif i milliye emirleri yoluyla topyekûn savaşın gerektirdiği zorunlu ıç borçlanmalara gidildi.

Ankara hükümetinin dış borç yapmama çabasına karşın, gelir kaynakları daralan ve Kuvayı inzibatiye harcamalarını karşılamak isteyen İstanbul hükümeti, hem OsmanlI bankası'ndan (900 bin lira) hem de Düyunu umumiye idaresi'nden (1,3 milyon lira) borç almıştı. Kurtuluş savaşı'nın başarıyla sonuçlanması üzerine, 16 ekim 1922'de Ankara hükümeti TBMM 'de aldığı bir kararla, İstanbul hükümetinin vergiler hakkında görüşmelerde bulunma ve anlaşmalar yapma yetkisini tanıyamayacağını ilan ediyordu. Bunun yanında, Ankara'da bir Düyunu umumiye müdürlüğü kurularak, daha önce Düyunu umumiye' nin yönetimi alımda bulunan bütün görevliler bu müdürlüğe bağlandı. Nisan 1923'ten sonra İstanbul gümrüğü de, Ankara hükümeti adına toplanmaya başladı ve ülke içinde Düyunu umumiye denetimine son verildi.
Ad:  7.jpg
Gösterim: 66
Boyut:  60.1 KB

Lozan konferansı'nda, Düyunu umumiye'nin nasıl dağıtılacağı en önemli günden maddelerinden biri oldu. Borçların kaldırılmasına ilişkin tartışmalar üç konuda toplanıyordu:
birinci konu; borçların, Osmanlı devletinden ayrılan devletler arasında nasıl bölüştürüleceğiydi ve varılan anlaşmada, bu borçların her devlete aldığı arazinin geliri oranında paylaştırılması ilkesi kabul ediliyordu.
İkinci konu; osmanlı borçlarının paylaştırılması ilkesinin anapara ve faiz ödemelerine uygulanıp uygulanamayacağıydı. Türkiye'nin tezi, her ikisinin bölünmesi yönündeydi; sonuçta da bu yönde karar alındı.
Üçünoü konu, borçların ödenmesinde hangi para biriminin kullanılacağıydı. Müttefikler, borçların altın ya da sterlinle ödenmesini öngörürken, Türk hükümeti, kâğıt para ile ödenmesini ileri sürüyordu. Konferansta bu konu tartışılmakla birlikte belirsiz bırakılmıştı. Bu sorun, daha sonra 1928 Paris sözleşmesi uzantısında, bir ara formülle çözülmeye çalışıldı. Buna göre, Türkiye Düyunu umumiye borç ödemelerinin miktarının altın esasına göre hesaplanmasını, hamiller de yıllık ödemelerin belli yüzdelerle azaltılmasını kabul ediyordu. Sözleşmeye göre, ödemeler haziran 1929’dan başlayarak yapılacak; ağustos 1924 ile haziran 1928 arasındaki yıllık ödemelerden vazgeçilecekti Ayrıca, Düyunu umumiye'nin Türkiye’de hiçbir örgütü kalmayacak, denetleme yetkisi olmayan ve yalnızca izleyici nitelikte bir görevlisi buluna çaktı Türkiye ilk yıl ödemesi olan 1,4 milyon sterlini zamanında ödedi Cumhuriyet hükümeti, kuruluşundan devraldığı osmanlı borçlarını ödeme yükünün tasfiyesinde, içte ve dışta birçok güçlüklerle karşılaştı. Bir yandan geçmiş borç deneylerinin yarattığı güvensizlik ve çekingenlik, öte yandan da özellikle Fransa ve Ingiltere'deki gibi dış mali çevrelerin Düyunu umumiye sorunu bir çözüme kavşumadan borç vermek istememeleri nedeniyle, Türkiye 14 haziran 1930’a değin hiçbir dış borç almadı. Osmanlı devletinin Düyunu umumiye serüveni ve ilk dış borç aldığı yıl olan 1854’ten başlayarak girdiği dış borç yükü ve ödemeleri, 1954 yılındaki son ödemeye değin sürdü.

Kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Safi; 13 Haziran 2017 00:57


Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:


Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç