Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 184.046|Cevap: 16|Güncelleme: 20 Temmuz 2016

Mimar Sinan

Mesaja atla
Blue Blood
17 Ekim 2006 22:06   |   Mesaj #1   |   
Blue Blood - avatarı
Ziyaretçi

Sinan (MİMAR)

Ad:  Sinan (MİMAR)1.jpg
Gösterim: 326
Boyut:  46.2 KB

KOCA SÎNAN olarak da bilinir
(d. 15 Nisan 1489, Ağırnas?, Kayseri - ö. 17 Temmuz 1588, İstanbul),
Sponsorlu Bağlantılar
Osmanlı mimar.

Elli yılı aşan meslek yaşamında gerçekleştirdiği 300’den fazla yapıtıyla Osmanlı mimarlığının klasik dönemine damgasını vurmuştur.
Yaşamı ve yapıları konusunda bilgi veren kaynaklar oldukça azdır. Bunların başında arkadaşı Saı Mustafa Çelebi’nin yapıtı Tezkiretü’l-Bünyan gelir. Sinan’ın kendi ağzından yaşamı ve altı önemli yapıtına ilişkin bilgi veren yapıtın çeşitli kütüphanelerde altı ayrı yazması vardır. Tezkiretü’l-Ebniye de Sinan’ın ağzından ve Sai Mustafa Çelebi tarafından yazılmıştır; Sinan’ın yapıtlarının türlerine göre ayrılmış 13 bölüm halinde listesini içerir, ama bilinen altı ayrı yazma nüshasında listeler arasında farklılıklar vardır. Tuhfetü’l-Mimarin taslak halinde bir risaledir. İçinde Sinan’ın yaşamı ve mimarlığa ilişkin bazı kurallar anlatılmış, 12 bölümlük bir yapıtlar listesi verilmiştir. Risaletü’l-Mimariye de Sinan’ın yaşamı üstüne kısa bilgi içerir. Yapıtlar 11 bölüme ayrılmış, ama liste yerleri boş bırakılarak yalnız başlıkları belirtilmiştir. Onun gibi yazan bilinmeyen bir başka kaynak da gene taslak halindeki bir risaledir. Sinan’ın kısa bir yaşamöyküsüyle hamamlannın listesini ve 11 yapı grubuna ait liste başlıklannı içeren bu yapıt Adsız Risale diye anılır. Şair Eyyubi’nin I. Süleyman’ın (Kanuni) savaşlanndan ve yaptırdığı beş önemli yapıttan söz eden Padişahname'si ile Dayezade Mustafa Efendi’nin Edirne’deki Selimiye Camisi üzerine yazdığı Risale-i Selimiye'si Sinan konusunda bilgi veren öbür kaynaklardır. Bunlara Sinan’ın kendi vakfiyesini, sermimar olarak çalıştığı dönemin konuyla ilgili resmî yazışmalarını ve mimar Sedefkâr Mehmed Ağa’nın Risale-i Mimariye’sini de eklemek gerekir.

Bütün bu kaynaklardan edinilen bilgilere göre Sinan’ın I. Selim (Yavuz) döneminin başında, 20 yaşlarındayken Kayseri sancağındaki köyünden devşirildiği anlaşılmaktadır. Abdülmennan biçiminde geçen baba adı da (sonradan Müslüman olanların baba adı yerine kullanılan adlardan biri olduğu için) onun Hıristiyan kökenli olduğunu gösterir. Sinan’ın Türkçeyi ve Islamın gereklerini öğrenmesi için, âdet olduğu üzere önce taşradan bir ailenin yanma verilmiş olması gerekir. Daha sonra İstanbul’a götürülerek Acemi Ocağı’na alınmış olmalıdır. Burada askerliğin yanında dülgerlik mesleğini de öğrendiği, bir yandan da Bektaşiliği benimsediği biliniyor.

Sinan 1520’ye doğru yeniçeri oldu. I. Süleyman’ın 1521’deki Belgrad, 1522’deki Rodos seferlerine katıldı. Bundan sonra atlı sekbanlığa, 1526’daki Mohaç Savaşı’ndan sonra yayabaşılığa yükseldi. 1529’daki Viyana Seferi’nden önce zemberekçibaşı (başteknisyen) oldu. 1534-35’teki Irak Seferi sırasında ordunun Van Gölünde kullanması için üç tane gemi inşa etti. Dönüşünde haseki oldu. 1537’de Korfu Seferi’ne katıldı. Ertesi yıl Boğdan Seferi sırasında Prut Irmağı üzerinde, başkalarının deneyip başaramadığı bir köprüyü yaparak padişahın gözüne girdi. Sefer dönüşü Acem Ali’nin ölmesi üzerine onun yerine sermimarlığa atandı.

Aldığı rütbeler ne olursa olsun, yeniçerilikten sermimarlığa birdenbire geçilemeyeceğine göre, Sinan’ın orduda bulunduğu sürede mimarlık yapmış ve kendini bu konuda kabul ettirmiş olması gerekir. Sefere katılarak gittiği yabancı ülkelerde değişik kültürlerin mimarlık yapıtlarını bir mimarın gözüyle incelediğini, böylelikle sonraki uygulamaları için teknik ve estetik bilgi birikimi edindiğini varsaymamak için hiçbir neden yoktur. Gemi ve köprü yapmanın dışında ordunun inşaata ilişkin başka gereksinmelerini yerine getirdiği de bilinmektedir. Ayrıca tezkirelerde adı geçen İstanbul’ daki Üçbaş Mescidi, Muhsine Hatun Mescidi ve Kasım Paşa Camisi de, 1530-34 arasındaki yapım tarihlerinden anlaşıldığına göre, Sinan’ın sermimarlığa getirilmeden önce gerçekleştirdiği yapılardır.

Sinan’ın yapılarının saptanması için en çok başvurulan yol, yukarıda adı geçen tezkirelerdeki listelere bakmaktır. Ama bunlar arasında tutarsızlık ve çelişkiler çoktur. Aynı yapının adı bazen iki ayrı tezkirede farkh olarak verilmiştir. Tezkirelerdeki listelerde yer almakla birlikte yapım tarihleri Sinan’ın mimarlığa başlayabileceği yıllardan önceye ya da ölümünden sonraya rastlayan, bu nedenle de onun yaptığından kuşku duyulması gereken yapılar da vardır. Bütün bunlar Sinan’ın yapılarının tümüne ilişkin kesin ve güvenli bilgi edinilmesini zorlaştırmaktadır.

Üç tezkirede adı geçen bütün yapıların toplamı 477’yi bulmaktadır. Çok kesin bir yol olmamakla birlikte, yalnızca, adı bu tezkirelerin üçünde birden geçen yapıların Sinan’ın olduğu kabul edildiğinde sayı 312’ye düşmektedir. Bu da Sinan’ın yılda ortalama 6-7 yapı yaptığı anlamına gelir. Günümüzde ulaşılan teknik düzeyde bile bir mimarın bu sayıya erişmesinin hemen hemen olanaksız olduğu düşünüldüğünde, Sinan’ın bu kadar çok yapıyı nasıl uyguladığı ve denetlediği sorusu ortaya çıkar. Yapım tarihleri birbiriyle çakışan, buna karşılık birbirlerinden çok uzak yerlerde bulunan yapıların hepsinin, 16. yüzyıldaki ulaşım olanakları da göz önünde tutulursa, Sinan tarafından denetlenmiş olması olanaksızdır.

Günümüze Sinan’ın herhangi bir yapısına ilişkin bir çizim ulaşmamıştır. Ama tezkirelerdeki ifadelerden onun bazı çizimler yaptığı, bazı yapılarının maketlerini hazırlayarak padişaha sunduğu anlaşılmaktadır. Bunlar bugünkü anlamda ayrıntılı projeler olmasa bile, yapının ana şemasının ortaya konduğu, bundan sonrasının inşaat sırasında mimarın yerinde yaptığı açıklamalar ve denetimle götürüldüğü düşünülebilir. Bu durumda Sinan, yapım tarihleri özellikle İstanbul’daki önemli yapılarla çakıştığı için başında kendisinin bulunamayacağı, uzak yerlerdeki yapılarının denetimini, böyle bir ön hazırlıktan sonra yardımcıları eliyle yürütmüş olmalıdır. Zaten başında bulunduğu Hassa Mimarları Ocağı’nm bilinen çalışma biçimi de buna uygundur. Üstelik Manisa’daki Muradiye Camisi’nin yapımı sırasında oradaki lala paşaya gönderilen bir hükümden, Sinan’ın son yapıtlarından biri olan bu yapıyı başka bir mimarın yürüttüğü, onun ölümü üzerine de yeni bir yürütücü mimar atandığı anlaşılmaktadır. Bütün bu verilere dayanarak mimarlık tarihçisi Aptullah Kuran da, “Fırat’ın doğusu ve Meriç’in batısında kalan yerlerdeki pek çok yapıyı Sinan’a maledemeyeceğimizi”, onun daha çok “çalışma alanı bir yönde Edirne’ye öbür yönde İzmit’e uzanan bir İstanbul mimarı” olduğunu belirtmektedir.

Sinan’ın yapıları arasında en önemli yeri camiler tutar. Öteden beri İslam, özellikle de Osmanlı mimarları çabalarını, olabildiğince büyük ibadet mekânları yaratmaya yöneltmişlerdir. Bu amaç gerçekleştirilirken aşılması gereken en büyük sorun da, böyle büyük bir yapının üzerini örterken, bu örtüyü taşıyan sütun ve ayak gibi öğelerin iç mekânın bütünlüğünü bozmamasını sağlamak olmuştur. Bu konuda Anadolu Selçukluları döneminde ve öncesinde, 11-13. yüzyıllar arasında yapılan çok ayaklı camilerden başlayan gelişme çizgisinin, Erken OsmanlI mimarlığında da pek çok deneme geçirerek 16. yüzyıla ulaştığı izlenir. Sinan da bütün camilerinde aynı sorunu göz önünde tutmuş, kendinden önce yapılanları da özümseyerek sürekli yeni çözümler denemiştir.

Sinan hassa sermimarı olduktan sonra ilk önemli iş olarak İstanbul’da Haseki Hurrem Sultan Külliyesi’ni (1538/39) gerçekleştirdi. Çeşitli bölümlerinin yapımı zaman içine yayılmış bu yapılar topluluğu, konum planının çok net olmaması gibi bazı aksaklıklar gösteriyordu. Sinan’ın bundan sonraki iki büyük yapısı Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Külliyesi ile (1548), genellikle çıraklık dönemini arkada bıraktığının kanıtı kabul edilen Şehzade Külliyesi (1543-48) oldu. Sinan ikinci yapıda, Akdeniz çevresinde öteden beri bilinen bir çözümü, orta kubbenin dört ayağa oturduğu ve dört yönde birer yarım kubbeyle desteklendiği merkezî plan şemasını anıtsal bir biçimde kullandı, izleyen yıllarda Şam’daki Süleymaniye Külliyesi ile (1550-54/55) simetrik ve çok net bir konum planı ortaya koydu. Aynı sıralarda İstanbul’da da olgunluk döneminin en önemli yapıtı sayılan Süleymaniye Külliyesi’ni (1550-58/59) gerçekleştirdi. Bu yapılar topluluğu hem Osmanlı mimarlığının en görkemli külliyelerinden biri, hem de Haliç’e doğru eğimli yamacın üstünde yer yer teraslar halinde yayılan konum planıyla gerçek bir ustalık gösterisiydi. Haliç’in karşı yakasından bakıldığında kentin siluetiyle uyum içinde bütünleşen camide Sinan Ayasofya’nın ünlü şemasını uygulayarak merkezî kubbeyi yalnız önden ve arkadan yarım kubbelerle desteklemişti.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 17 Temmuz 2016 02:04
Blue Blood
22 Şubat 2007 11:01   |   Mesaj #2   |   
Blue Blood - avatarı
Ziyaretçi
Aynı yıllarda, en ünlü çifte hamamlarından biri olan Ayasofya Hamamı’m (1556) ve Beşiktaş’taki Sinan Paşa Camisi’ni (1555/ 56) gerçekleştirdi. Bu İkincisi onun değişik örtü sistemlerini denediği yapılarından biriydi ve Edirne’deki Üç Şerefeli Cami’nin şemasını aynen uygulayarak kubbeyi altı ayak üstüne oturtmuştu.
Ad:  Sinan (MİMAR)2.jpg
Gösterim: 362
Boyut:  60.2 KB

Daha sonraki yıllarda yaptığı Topkapı’daki Kara Ahmed Paşa (1558?), Fmdıklı’daki Molla Çelebi (1561), Babaeski’deki Cedit (Semiz) Ali Paşa (1561-65), Kadırga’daki Sokollu Mehmed Paşa (1571/72) camilerinde de altı ayağa oturan kubbe şemasını, ama her kez bazı değişikliklerle denemeyi sürdürdü. Ayakların bazısını beden duvarlarının içine getirerek, bazısını da iyice yanlara çekerek ibadet mekânının bütünlüğünü sağlamanın yollarını arıyor, Selimiye’ ye giden yolda denemeler yaparak ilerliyordu. Bu arada Eminönü’deki Rüstem Paşa Camisi’nde de (1562) ilk kez kubbeyi sekiz ayağa oturtmayı denepıişti. Selimiye öncesi döneminin gene ilginç konum planlarıyla dikkati çeken, büyük ölçekli başka yapıları Karapınar’daki II. Selim Külliyesi ile (1563/ 64) Lüleburgaz’daki Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi (1569/70) oldu.
Sponsorlu Bağlantılar

Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camisi’nde (1565?) tek bir büyük kubbeyi dört köşedeki dört ayağa oturtan Sinan, ayaklar arasında kalan duvar yüzeylerini de pek çok sayıda pencereyle delerek adeta günümüzdeki iskelet yapım yönteminin 16. yüzyıldaki bir örneğini verdi. Piyale Paşa Camisi’nde (1573/74) çok eski bir geleneğin 150-200 yıldır terk edilmiş eski bir şemasını, çok ayakla taşman çok kubbeli şemayı denedi.

Bütün araştırmacılar Sinan’ın o zamana değin gerçekleştirdiği yapılarında kazandığı deneyimlerin eksiksiz bir bireşimini Edirne’deki Selimiye Camisi’nde (1568-74/75) ortaya koyduğunda birleşirler. Caminin sekiz ayağa oturan görkemli kubbesi hem iç mekân bütünlüğünü en etkileyici biçimde sağlıyor, hem de dış mekândaki bütün öbür cephe öğelerini uyumlu bir biçimde birleştirerek yapıyı, kendi öne çıkmadan taçlandırıyordu. Bu bakımdan Selimiye yalnız Sinan’ m değil, tek büyük kubbeyle örtülü merkezî planlı şemanın bundan sonra aşılamayan bir başyapıtı oldu.

Sinan daha sonra Havsa’daki Sokollu Mehmed Paşa (1576-77) ve Ilgm’daki Lala Mustafa Paşa (1581) külliyelerini yaptı. İstanbul’da Azapkapı’daki Sokollu Mehmed Paşa Camisi’nde (1577/78) sekiz ayağa oturan kubbeyi Selimiye’den çok daha küçük ölçekte, ama belki de daha geliştirilmiş bir düzen içinde kullandı. Eyüp’teki Zal Mahmud Paşa Camisi’nde (1580) kütlesel bir yapıyı gene bir külliye içine başarıyla yerleştirirken, Üsküdar Şemsi (Ahmed) Paşa Külliyesi’yle (1580/81) mimarlıkta küçük ölçekli yapıların da nasıl bir başyapıt düzeyine ulaştırılabileceğinin örneğini verdi. Gene aynı yıllarda gerçekleştirdiği Tophane’deki Kılıç Ali Paşa Külliyesi’nin camisinde (1580/81) Süleymaniye’nin iki yarım kubbeli şemasına döndü. Üsküdar Toptaşı’ndaki Atik Valide Camisi’nde (1583) altı ayaklı kubbe şemasını bir kez daha uyguladı. Manisa’daki, ana kubbeyi üç yandan tonozumsu yarım kubbelerle çevirdiği Muradiye Camisi (1583-86) son büyük yapıtı oldu. Öldüğünde Süleymaniye Külliyesi’nin bir köşesindeki, kendi yapmış olduğu yalın ama etkileyici mezarına gömüldü.

Sinan büyük camilerinden çoğunu bir külliye içinde yapmıştı. Medreselerinin çoğu da gene böyle külliyelerin bir parçasıydı. Bu külliyelerden çoğunda, yaptıranın türbesi, Sinan Bey 38 bir medrese, bazısında bir sıbyan mektebi, bir hamam; menzil külliyesi niteliğinde olanlarda bir aşhane ve kervansaray da yer alıyordu. Onun bu tür yapılan arasında Barbaros Hayreddin Paşa, Şehzade Meh- med, I. Süleyman, Haseki Hurrem Sultan, Rüstem Paşa, Kara Ahmed Paşa, Kılıç Ali Paşa, Zal Mahmud Paşa türbeleri; Haseki Hurrem Sultan, Soğukkuyu, Kara Ahmed Paşa, Mihrimah Sultan (Üsküdar), Rüstem Paşa, Cedit (Semiz) Ali Paşa (Babaeski), Sinan Paşa, Sokollu Mehmed Paşa (Kadırga, Eyüp ve Lüleburgaz), Selimiye (iki tane), Süleymaniye (dört tane), Şehzade Mehmed, Şemsi Ahmed Paşa, Atik Valide, Zal Mahmud Paşa (iki tane) medreseleri; Lala Mustafa Paşa (Ilgın), Rüstem Paşa (Edirne, İstanbul, Tekirdağ), Semiz Ali Paşa (Edime), Sokollu Mehmed Paşa (Havsa, Payas, Lüleburgaz), II. Selim (Karapınar), Sultan Süleyman (Büyükçekmece, Süleymaniye), Şehzade Mehmed, Atik Valide kervansarayları; Çinili Hamam, Kılıç Ali Paşa, Edimekapı, Sokollu Mehmed Paşa (Edime, Havsa), II. Selim (Karapınar), Süleymaniye gibi hamamlar sayılabilir. Sinan ayrıca birçok mescit, darülkurra, tekke, darüşşifa, imaret, köşk ve saray da yapmıştır. En ilginç yapıtlan arasında köprü, suyolu, suterazisı, sukemeri gibi su yapılan yer alır. Sinan bunlarda işlevi ön planda tutarken estetiği de ihmal etmemiştir. Üstelik yüzyıllardır ayakta duran ve çoğu hâlâ kullanılan bu yapılar onun aynı zamanda ne kadar usta bir mühendis olduğunu da ortaya koymaktadır. İçlerinde en ilginçleri Büyük Çekmece, Silivri, Sinanlı, Drina, Sultan Süleyman köprüleri ile Uzunkemer, Müderris Köyü Kemeri, Mağlova Kemeri ve Güzelce Kemer gibi sukemerleridir.

Hassa sermimarı olarak Sinan’ın çalışma- lan hiçbir zaman yalnızca kendi yapılarının tasarım ve uygulamasıyla sınırlı kalmamıştır. Bütün ülkedeki devlet yapılarının gerçekleştirilmesiyle ilgili örgütlenmeyi hazırlamak ve yürütmek de onun görevlerinden olmuştur. Sinan’ın, nitelikli işçi bulunmasından ve bunların ücretlerinin saptanmasından yapı malzemelerinin sağlanmasına; ev bacalarının yangına karşı gerektiği gibi güvenli yapılmasından, İstanbul’un su sorununun çözülmesine kadar küçüklü büyüklü her çeşit yapım ve bayındırlık işiyle uğraştığı bilinmektedir. O bütün bu işleri kendi örgütleyici kişiliğinin yanı sıra, başında bulunduğu Hassa Mimarları Ocağı aracılığıyla 50 yıl süreyle başarıyla yürütmüştür. Sinan’ın meslek yaşamı Osmanlı Devleti’nin her bakımdan en güçlü dönemine denk gelmiştir. Devletin bu gücünü belki de en açık ve çarpıcı biçimde yapılarıyla Sinan ortaya koymuş, simgelemiştir. 14. yüzyıldan beri gelişerek gelen bir mimarlık mirasını ustaca kullanmayı bilmiş, buna eklediği katkılarıyla Osmanlı klasik dönemini yaratırken, kökleri hem Doğu, hem Batı uygarlıklarına uzanan, ama kendine özgü, yalın ve evrensel bir bireşim oluşturmayı başarmıştır. Bu başarısının sırrı, gelenekseli kullanırken döneminin gereksinimlerini en ön planda tutmayı bilmesidir. Onun yarattığı üslup, öğrenci ve izleyicilerinin eliyle en az bir yüzyıl daha Osmanlı mimarlığıyla özdeş olmayı sürdürmüştür.

Sinan’la ilgili kaynaklardan Tezkiretü’l- Ebniye 19. yüzyılın ortalarında basılmış, daha sonra da birçok başka yayının içine alınmıştır. Rıfkı Melûl Meriç Adsız Risale, Risaletü’l-Mimariye, Tuhfetü’l-Mimarin ve Tezkiretü’l-Ebniye’yi 1965’te Mimar Sinan Hayatı, Eseri I, Mimar Sinan'ın Hayatına, Eserlerine Dair Metinler adıyla bir arada yayımlamıştır. Tezkiretü’l-Bünyan 1897’de Ahmed Cevdet tarafından yayımlanmış, 1980’de bir çevriyazısı (Tezkiretü’l-Bünyan, Mimar Sinan’ın Kendi Ağzından Hayat ve Eserleri, yay. haz. Sadık Erdem) çıkmış, 1989’da çevriyazısını ve Türkçe çevirisini de içeren bir tıpkıbasımı (Mimar Sinan ve Tezkiret-ül Bünyan, yay. haz. Suphi Saatçi) yapılmıştır. Zeki Sönmez de konuyla ilgili kaynakların Türkçe çevirilerini Mimar Sinan ile İlgili Tarihi Yazmalar-Belgeler (1988) adlı kitabında toplamıştır.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 16 Temmuz 2016 23:46
B.L.A.C.K
6 Kasım 2008 20:27   |   Mesaj #3   |   
B.L.A.C.K - avatarı
Ziyaretçi

MİMAR SİNAN Koca,


türk mimar
(Ağırnas, Kayseri, 1489/1490 - İstanbul 1588).

Yaşamına ilişkin bilgiler çağdaşı Mustafa Sai Çelebi'nin Tezkiret ül-Ebniye ve Tezkiret ül-bünyan adlı yapıtlarına, yazarı bilinmeyen yazmalara (Tuhfet ül-mimarirt, Risalet ûl-mimariye, Adsız risale), kendi vakfiyelerine ve baş mimarlığı dönemindeki yazışmalara dayanır. Bu kaynaklara göre Sinan, Selim I (Yavuz) döneminde devşirilerek (1512) İstanbul'a getirildi, önce taşra hizmetinde çalıştırıldı. Daha sonra Acemi ocağı’na ve Yeniçeri oca- ğı'na alındı. Süleyman Cin (Kanuni) Belgrad (1521) ve Rodos (1522) seferlerine katıldı, Mohaç seferinde (1526) zemberek- çibaşılığa (baş teknisyen) getirildi. Viyana (1529) ve Irak (1534-1535) seferlerine katıldı; Van gölünü aşacak üç geminin yapımında gösterdiği başarısıyla hasekiliğe yükseldi. Boğdan seferi sırasında (1536) Prut nehri üzerine on üç günde kurduğu köprüyle dikkati çekti. Acem Ali'nin ölümünden sonra sermimaranı hassa (saray baş mimarı) oldu ve bu görevini Selim II ve Murat III dönemlerinde, ölümüne değin sürdürdü.
Ad:  Sinan (MİMAR)3.jpg
Gösterim: 273
Boyut:  68.6 KB

OsmanlI imparatorluğu'nun en güçlü çağında yaşayan Mimar Sinan, hassa mimarları örgütünü düzenleyip yönetmesinin yanı sıra gerçekleştirdiği anıtlarla klasik osmanlı mimarlığının oluşumunu sağladı. Çeşitli kaynaklara göre, üç yüz altmışı aşkın yapısı (84 cami, 50’yi aşkın mescit, 57 medrese, 7 darülkurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, su yolları ve kemerler, 8 köprü, 20'ye yakın kervansaray, 35 köşk ve saray, 40 civarında hamam vd.) vardır, ancak bunların tümünün onun tasarımı ve uygulaması olduğunu söylemek güçtür. Sinan’a bağlanan yapıların iki yüz seksenden fazlası İstanbul ve yakın çevresiyle Trakya'da bulunmaktadır. Öteki Anıtlar Balkanlarda, Ortadoğu ve Arabistan’a değin uzanmaktadır. Bu durumda yapılann bir bölümünün onun denetimi altında öğrencileri ya da ona bağlı mimarlarca gerçekleştirildiği sanılmaktadır. Baş mimar olmadan önceki anıtları arasında Üçbaş mescidi ve medresesi (1530/1531), Muhsinehatun mescidi (1532/1533), Kasımpaşa camisi (1533/1534) belirtilebilir. İstanbul’daki Haseki külliyesi baş mimar olarak gerçekleştirdiği ilk yapıtıdır (1538 -1539). Beş yıl sonra bitirdiği ve ilk önemli yapıtı olan Şehzade külliyesi’ni (1543 -1548) çıraklık dönemi eseri olarak nitelendirir. Bu yapıda Sinan dört ayağa oturan ve dört yarım kubbeyle desteklenmiş merkezi kubbe şemasını uygulamıştır. Bunun ardından Üsküdar’daki Mihrimahsultan camisindeyse, yarım kubbelerin sayısını üçe indirmiştir Kendisinin kalfalık eseri olduğunu belirttiği Süleymaniye külliyesi (1550-1557) yapılarının yerleştirilişindeki ustalık ve düzenin yanında, ekonomik ve kültürel işleviyle de klasik dönemin simgesi olmuştur.

Camide, dört ayağa oturan kubbeyi giriş ve mihrap yönlerinden yarım kubbelerle desteklemiş, D. ve B.’ya üçer kubbeli mekânlar ekleyerek daha ferah ve aydınlık bir iç görünüm sağlamıştır. Taşıyıcı ve örtü düzenine ilişkin denemelerini, kubbeyi altıgen bir plana oturttuğu Sinanpaşa, ana mekânı tek bir kubbeyle örttüğü Edirnekapı Mihrimahsultan, çok ayaklı, çok kubbeli ulu camiler planındaki Piyalepaşa camilerinde de sürdürmüştür. Klasik osmanlı mimarlığının başyapıtı olan ve Sinan'ın ustalık eseri olarak nitelendirdiği Selimiye camisi'nde (1569 -1575), daha önce Rüstempaşa camisi'nde uyguladığı, kubbeyi sekizgen plana oturtma düşüncesini geliştirdi; taşıyıcı ayakları ince tutup çapı 31 m'yi aşan kubbeyi (en büyük kubbesi) daha belirgin bir biçimde öne çıkardı. Onun denemelerinin sonucu, merkezi kubbeli plan osmanlı mimarlığının ana şeması oldu, kubbe anıtsal yapıyı biçimlendiren temel öğe durumuna geldi.

Sinan'ın önemli denemelerine sahne olan bir başka yapı türü de türbelerdir Şehzade Mehmet’in türbesi aşırı süsleme li cephe düzenlemesi ve dilimli kubbesiyle dikkati çekerken, Kanuni Sultan Süleyman’ın olgun görünümlü türbesinde, türk mimarlığında çok az kullanılan çift yüzlü kubbeyi deneyerek, iç kubbeyi ayaklara, dış kubbeyi ise dış duvarlara oturttu. Se lim H'nin türbesindeyse, geleneksel altı ya da sekiz köşeli şema yerine, köşeleri pahlanmış kare planı uyguladı.

Taşıyıcı öğelerinin ve temellerinin sağlamlığıyla dikkati çeken ve günümüzde de ayakta duran anıtsal yapıları mimarinin yanı sıra mühendislik açısından da önem taşır. Bu yüzden kendisi “ser mimaranı cihan ve mühendisanı devran" olarak anılmıştır. Selimiye camisi'nde denediği, olabildiğince büyük bir mekânı kubbeyle örtmek ve üç şerefeli bir minarede her şerefeye birbirini görmeyen ayrı basamaklarla çıkabilmek, onun mühendislik anlayışının çarpıcı örnekleridir. Mühendislik alanında dikkati çeken öteki yapıtları arasında, İstanbul’un su sorununu çözümlemeye çalıştığı Kırkçeşme su yapıları ve Mağlova kemeri'yle, dört bölümden meydana gelen 635,5 m uzunluğundaki Büyükçek- mece köprüsü özellikle belirtilebilir.
Mimar Sinan, Süleymaniye külliyesi’nin K.-D.’sundaki, altı ayağa oturan sivri kemerlerin taşıdığı çatıyla örtülü, çevresi açık, yalın türbesinde gömülüdür.

Mimar Sinan Anlvarsltasl, İstanbul' da yükseköğrenim kurumu.


1883'tç kurulan Sanayii nefise mektebi’nin adı, Cumhuriyetten sonra, 1927'de Devlet güzel sanatlar akademisi’ne çevrildi. 30 mart 1983 tarih ve 2809 sayılı YÖK yasasıyla akademi, Mimar Sinan üniversitesine dönüştürüldü. Üç fakülte (yeni kurulan Fen-edebiyat; İstanbul Devlet güzel sanatlar akademisi mimarlık fakültesi ile Yapı üretimi ve çevre düzenleme fakültesinin birleştirilmesiyle oluşturulan Mimarlık; İstanbul Devlet güzel sanatlar akademisinin Mimarlık fakültesi ile Yapı üretimi ve çevre düzenleme fakültesi dışında kalan İstanbul, Ankara ve Bursa'daki tüm fakülte ve birimlerinin birleştirilmesiyle oluşturulan Güzel sanatlar), iki enstitü (yeni kurulan Sosyal bilimler ve Fen bilimleri), iki yüksekokul (İstanbul Devlet konservatuvarı ve Meslek yüksekokulu) ile dört uygulama ve araştırma merkezinden oluşur.

Kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Safi; 16 Temmuz 2016 23:47
18 Ağustos 2009 13:11   |   Mesaj #4   |   
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

Camiler

  • İstanbul Süleymâniye Câmii,
    Ad:  Sinan (MİMAR)9.jpg
Gösterim: 182
Boyut:  46.6 KB
  • İstanbul Şehzâdebaşı Câmii,
  • Haseki Camii,
  • Mihrimah Sultan Camii - Edirnekapı
  • Mihrimah Sultan Câmii - Üsküdar’da, iskelede
  • Rüstem Paşa Câmii (Tahtakale’de),
  • Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Kadırga Limanında),
  • Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Azapkapısı’nda),
  • Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Büyükçekmece)
  • Odabaşı Câmii (Yenikapı yakınında),
  • Hamâmî Hâtun Câmii (Sulumanastır’da),
  • Ferruh Kethüdâ Câmii (Balat Kapısı içinde),
  • Kara Camii - Sofya
  • Kazasker İvaz Efendi Camii
  • Kılıç Ali Paşa Camii (Tophane’de),
  • Ahî Çelebi Câmii (İzmir İskelesi yakınında),
  • Ebü’l-Fazl Câmii (Tophâne üstünde),
  • Sinan Paşa Camii (Beşiktaş’ta),
  • Eski Vâlide Câmii (Üsküdar’da),
  • Ferhad Paşa Câmii (Çatalca’da),
  • Drağman Yunus Camii
  • Gazi Ahmet Paşa Camii
  • Hadım İbrahim Paşa Camii
  • Abdurrahman Paşa Camii (Kastamonu, Tosya'da)
  • Molla Çelebi Camii
  • Nişancı Paşa Çelebi Câmii (Kiremitlik’te),
  • Piyale Paşa Camii
  • Rüstem Paşa Câmii - Tahtakale
  • Selimiye Camii - Edirne
  • Zâl Mahmûd Paşa Câmii - Eyüp
  • Çavuşbaşı Camii - Sütlüce
  • İskender Paşa Câmii (Kanlıca’da),
  • Şah Sultan Camii - Eyüp
  • Şehzade Camii - Şehzadebaşı
  • Şehzâde Cihangir Câmii (Tophâne’de),
  • Şemsi Ahmed Paşa Câmii (Üsküdar’da),
  • Osman Şah Vâlidesi Câmii (Aksaray’da),
  • Sultan Bâyezîd Kızı Câmii (Yenibahçe’de),
  • Ahmed Paşa Câmii (Topkapı’da),
  • Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Hafsa’da, Trakya),
  • Sokullu MehmedPaşa Câmii (Burgaz’da),
  • İbrâhim Paşa Câmii (Silivrikapı’da),
  • Bâli Paşa Câmii (Hüsrev Paşa Türbesi yakınında,
  • Hacı Evhad Câmii (Yedikule yakınında),
  • Kazasker Abdurrahmân Çelebi Câmii (Molla Gürânî’de),
  • Mahmûd Ağa Câmii (Ahırkapı yakınında),
  • Hoca Hüsrev Câmii (Kocamustafapaşa’da),
  • Defterdar Süleymân Çelebi Câmii (Üsküplü Çeşmesi yakınında),
  • Yunus Bey Câmii (Balat’ta),
  • Hürrem Çavuş Câmii (Yenibahçe yakınında),
  • Sinan Ağa Câmii (Kâdı Çeşmesi yakınında),
  • Süleymân Subaşı Câmii (Unkapanı’nda),
  • Kasım Paşa Câmii (Tersâne yakınında),
  • Muhiddin Çelebi Câmii (Tophâne’de),
  • Molla Çelebi Câmii (Tophâne Beşiktaş arasında),
  • Çoban Mustafa Paşa Câmii (Gebze’de),
  • Pertev Paşa Câmii (İzmit’te),
  • Rüstem Paşa Câmii (Sapanca’da),
  • Rüstem Paşa Câmii (Samanlı’da),
  • Rüstem Paşa Câmii (Bolvadin’de),
  • Rüstem Paşa Câmii (Rodoscuk’ta),
  • Mustafa Paşa Câmii (Bolu’da),
  • Ferhad Paşa Câmii (Bolu’da),
  • Mehmed Bey Câmii (İzmit’te),
  • Osman Paşa Câmii (Kayseri’de),
  • Hacı Paşa Câmii (Kayseri’de),
  • Cenâbî Ahmed Paşa Câmii (Ankara’da),
  • Lala Mustafa Paşa Câmii (Erzurum’da),
  • Sultan Alâeddin Selçûkî Câmiinin (Çorum’da) yenilenmesi,
  • Abdüsselâm Câmiinin (İzmit’te) yenilenmesi,
  • Kiliseden dönme Eski Câminin (İznik’te)Sultan Süleymân tarafından yeniden yaptırılması,
  • Hüsreviye (Hüsrev Paşa)Câmii (Haleb’de),
  • Sultan Murâd Câmii (Manisa’da),
  • Orhan Câmiinin (Kütahya’da)yenilenmesi,
  • Kâbe-i şerîfin kubbelerinin tâmiri,
  • Hüseyin Paşa Câmii (Kütahya’da),
  • Sultan Selim Câmii (Karapınar’da),
  • Sultan Süleymân Câmii (Şam, Gök Meydanda),
  • Taşlık Câmii (Mahmûd Paşa için, Edirne’de),
  • Defterdar Mustafa Çelebi Câmii (Edirne’de),
  • Haseki Sultan Câmii (Edirne, Mustafa Paşa Köprüsü başında),
  • Cedid Ali Paşa Câmii (Babaeski’de),
  • Semiz Ali Paşa Câmii (Ereğli’de),
  • Bosnalı MehmedPaşa Câmii (Sofya’da),
  • Sofu MehmedPaşa Câmii (Hersek’te),
  • Maktul Mustafa Paşa Câmii (Budin’de),
  • Firdevs Bey Câmii (Isparta’da),
  • Memi Kethudâ Câmii (Ulaşlı’da),
  • Tatar Han Câmii (Kırım, Gözleve’de),
  • Vezir Osman Paşa Câmii (Tırhala’da),
  • Rüstem Kethüdâsı Mehmed Bey Câmii (Tırhala’da),
  • Mesih Mehmed Paşa Câmii (Yenibahçe’de).

Medreseler

  • Sultan Süleymân Medresesi (Mekke’de),
  • Süleymâniye Medreseleri (İstanbul’da),
  • Yavuz Sultan Selim Medresesi (Halıcılar Köşkünde),
  • Sultan Selim Medresesi (Edirne’de),
  • Sultan Süleymân Medresesi (Çorlu’da),
  • Şehzâde Sultan Mehmed Medresesi (İstanbul’da),
  • Haseki Sultan Medresesi (Avratpazarı’nda),
  • Vâlide Sultan Medresesi (Üsküdar’da),
  • Kahriye Medresesi (Sultan Selim yakınında),
  • Mihrimah Sultan Medresesi (Üsküdar’da),
  • Mihrimah Sultan Medresesi (Edirnekapı’da),
  • MehmedPaşa Medresesi (Kadırga’da),
  • MehmedPaşa Medresesi (Eyüp’te),
  • Osman Şah Vâlidesi Medresesi (Aksaray yakınında),
  • Rüstem Paşa Medresesi (İstanbul’da),
  • Ali Paşa Medresesi (İstanbul’da),
  • AhmedPaşa Medresesi (Topkapı’da),
  • Sofu MehmedPaşa Medresesi (İstanbul’da),
  • İbrâhim Paşa Medresesi (İstanbul’da),
  • Sinân Paşa Medresesi (Beşiktaş’ta),
  • İskender Paşa Medresesi (Kanlıca’da),
  • Kasım Paşa Medresesi,
  • Ali Paşa Medresesi (Babaeski’de),
  • Mısırlı Mustafa Paşa Medresesi (Gebze’de),
  • Ahmed Paşa Medresesi (İzmit’te),
  • İbrâhim Paşa Medresesi (Îsâ Kapısında),
  • Şemsi Ahmed Paşa Medresesi (Üsküdar’da),
  • Kapı Ağası Mahmûd Ağa Medresesi (Ahırkapı’da),
  • Kapıağası Câfer Ağa Medresesi (Soğukkuyu’da),
  • Ahmed Ağa Medresesi (Çapa’da),
  • Hâmid Efendi Medresesi (Filyokuşu’nda),
  • Mâlûl Emir Efendi Medresesi (Karagümrük’te),
  • Ümm-i Veled Medresesi (Karagümrük’te),
  • Üçbaş Medresesi (Karagümrük’te),
  • Kazasker Perviz Efendi Medresesi (Fâtih’te),
  • Hâcegizâde Medresesi (Fâtih’te),
  • Ağazâde Medresesi (İstanbul’da),
  • Yahya Efendi Medresesi (Beşiktaş’ta),
  • Defterdar Abdüsselâm Bey Medresesi (Küçükçekmece’de),
  • Tûtî Kâdı Medresesi (Fâtih’te),
  • Hakîm Mehmed Çelebi Medresesi (Küçükkaraman’da),
  • Hüseyin Çelebi Medresesi (Çarşamba’da),
  • Şahkulu Medresesi (İstanbul’da),
  • Emin Sinân Efendi Medresesi (Küçükpazar’da),
  • Yunus Bey Medresesi (Draman’da),
  • Karcı Süleyman Bey Medresesi,
  • Hâcce Hâtun Medresesi (Üsküdür’da),
  • Defterdar Şerifezâde Medresesi (Kâdıçeşmesi’nde),
  • Kâdı Hakîm Çelebi Medresesi (Küçükkaraman’da),
  • Kirmasti Medresesi,
  • Sekban Ali Bey Medresesi (Karagümrük’te),
  • Nişancı MehmedBey Medresesi (Altımermer’de),
  • Kethüdâ Hüseyin Çelebi Medresesi (SultanSelim’de),
  • Gülfem Hâtun Medresesi (Üsküdar’da),
  • Hüsrev Kethüdâ Medresesi (Ankara’da),
  • Mehmed Ağa Medresesi (Çatalçeşme’de).

Külliyeler

  • Haseki Külliyesi
  • Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi

Dârülkurrâlar

  • Sultan Süleyman Han Dârülkurrâası (İstanbul’da),
  • Vâlide Sultan Dârülkurrâsı (Üsküdar’da),
  • Hüsrev Kethüdâ Dârülkurrâsı (İstanbul’da),
  • Mehmed Paşa Dârülkurrâsı (Eyüp’te),
  • Müftü Sa’di Çelebi Dârülkurrâsı (Küçükkaraman’da),
  • Sokullu Mehmed Paşa Dârülkurrâsı (Eyüp’te),
  • Kâdızâde Efendi Dârülkurrâsı (Fâtih’te).

Türbeler

  • Yahya Efendi Türbesi (Beşiktaş’ta),
  • Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi (Beşiktaş’ta),
  • Arap AhmedPaşa Türbesi (Fındıklı’da),
  • Sultan Süleymân Türbesi (Süleymaniye’de),
  • Şehzâde Sultan MehmedTürbesi (Şehzâdebaşı’nda),
  • SultanSelim Türbesi (Ayasofya civârında),
  • Hüsrev Paşa Türbesi (Yenibahçe’de),
  • ŞehzâdelerTürbesi (Ayasofya’da),
  • Vezir-i âzam RüstemPaşa Türbesi (Şehzâde Türbesi yakınında),
  • Ahmed Paşa Türbesi (Eyüp’te),
  • MehmedPaşa Türbesi (Topkapı’da),
  • Çocukları için inşâ ettiği türbe,
  • Siyavuş Paşa Türbesi (Eyüp’te),
  • Siyavuş Paşanın çocukları için yapılan türbe (Eyüp’te),
  • Zâl Mahmûd Paşa Türbesi (Eyüp’te),
  • Şemsi Ahmed Paşa Türbesi (Üsküdar’da),
  • Kılıç Ali Paşa Türbesi (Tophâne’de),
  • Pertev Paşa Türbesi (Eyüp’te),
  • Şâh-ı Hûban Türbesi (Üsküdar’da,
  • Haseki Hürrem Sultan Türbesi (Süleymaniye’de).

İmâretler

  • SultanSüleymân İmâreti (Süleymaniye’de),
  • Haseki Sultan İmâreti (Mekke’de),
  • Haseki Sultan İmâreti (Medîne’de),
  • Mustafa Paşa Köprüsü başında bir imâret (Edirne’de),
  • SultanSelim İmâreti (Karapınar’da),
  • SultanSüleymân İmâreti (Şam’da),
  • Şehzâde Sultan Mehmed İmâreti (İstanbul’da),
  • SultanSüleymân İmâreti (Çorlu’da),
  • Vâlide Sultan İmâreti (Üsküdar’da),
  • Mihrimah Sultan İmâreti (Üsküdar’da),
  • Sultan Murâd İmâreti (Manisa’da),
  • Rüstem Paşa İmâreti (Rodoscuk’ta),
  • Rüstem Paşa İmâreti (Sapanca’da),
  • MehmedPaşa İmâreti (Burgaz’da),
  • MehmedPaşa İmâreti (Hafsa’da),
  • Mustafa Paşa İmâreti (Gebze’de),
  • MehmedPaşa İmâreti (Bosna’da).

Dârüşşifâlar

  • SultanSüleymân Dârüşşifâsı (Süleymaniye’de),
  • Haseki Sultan Dârüşşifâsı (Haseki’de),
  • Vâlide Sultan Dârüşşifâsı (Üsküdar’da)

Su Yolları Kemerleri


  • Bend Kemeri (Kağıthâne’de),
  • Uzun Kemer (Kemerburgaz’da),
  • Mağlova Kemeri(Kemerburgaz’da),
  • Gözlüce Kemer (Cebeciköy’de),
  • Müderris köyü yakınındaki kemer (Kemerburgaz’da).
  • Kırık Kemer

Köprüler

  • Büyükçekmece Köprüsü,
  • Silivri Köprüsü,
  • Mustafa Paşa Köprüsü (Meriç üzerinde),
  • Sokullu MehmedPaşa Köprüsü (Tekirdağ’da),
  • Odabaşı Köprüsü (Halkalıpınar’da),
  • Kapıağası Köprüsü (Harâmidere’de),
  • MehmedPaşa Köprüsü (Sinanlı’da),
  • Vezir-i âzam Mehmed Paşa (Mostar) Köprüsü (Bosna’da, Vişigrad kasabasında).
  • Drina Köprüsü
  • Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü

Kervansaraylar

  • Kervansaray (Sultan Süleymân İmâreti yakınında),
  • Kervansaray (Büyükçekmece’de),
  • RüstemPaşa Kervansarayı (Rodosçuk’ta),
  • KebecilerKervansarayı (Bitpazarı’nda),
  • Rüstem Paşa Kervansarayı (Galata’da),
  • Ali Paşa Kervansarayı (Bursa’da),
  • Ali Paşa Kervansarayı (Bitpazarı’nda),
  • Pertev Paşa Kervansarayı (Vefâ’da),
  • Mustafa Paşa Kervansarayı (Ilgın’da),
  • Rüstem Paşa Kervansarayı (Sapanca’da),
  • Rüstem Paşa Kervansarayı (Samanlı’da),
  • Rüstem Paşa Kervansarayı (Karışdıran’da),
  • RüstemPaşa Kervansarayı (Akbıyık’ta),
  • Rüstem Paşa Kervansarayı (Karaman Ereğlisi’nde),
  • Hüsrev Kethüdâ Kervansarayı (İpsala’da)
  • MehmedPaşa Kervansarayı (Hafsa’da),
  • Mehmed Paşa Kervansarayı (Burgaz’da),
  • RüstemPaşa Kervansarayı (Edirne’de),
  • Ali Paşa Çarşısı ve Kervansarayı (Edirne’de),
  • İbrâhim Paşa Kervansarayı (İstanbul’da).

Saraylar

  • Saray-ı atîk tâmiri (Beyazıt’ta),
  • Saray-ı cedîd-i hümâyûn tâmiri (Topkapı’da),
  • Üsküdar Sarayının tâmiri (Üsküdar’da),
  • Galatasarayın eski yerine yeniden inşâsı (Galatasaray’da),
  • Atmeydanı Sarayının yeniden inşâsı (Atmeydanı’nda),
  • İbrâhim Paşa Sarayı (Atmeydanı’nda),
  • Yenikapı Sarayının yeniden inşâsı (Silivrikapı’da),
  • Kandilli Sarayının yeniden inşâsı (Kandilli’de),
  • Fenerbahçe Sarayının yeniden inşâsı (Fenerbahçe’de),
  • İskender Çelebi Bahçesi Sarayının yeniden inşâsı (İstanbul şehir dışında),
  • Halkalı Pınar Sarayının yeniden inşâsı (Halkalı’da),
  • Rüstem Paşa Sarayı (Kadırga’da),
  • MehmedPaşa Sarayı (Kadırga’da),
  • Mehmed Paşa Sarayı (Ayasofya yakınında),
  • MehmedPaşa Sarayı (Üsküdar’da),
  • Rüstem Paşa Sarayı (Üsküdür’da),
  • Siyavuş Paşa Sarayı (İstanbul’da),
  • Siyavuş Paşa Sarayı (Üsküdar’da),
  • Siyavuş Paşa Sarayı (yine Üsküdar’da),
  • Ali Paşa Sarayı (İstanbul’da),
  • AhmedPaşa Sarayı (Atmeydanı’nda),
  • Ferhad Paşa Sarayı (Bâyezîd civârında),
  • Pertev Paşa Sarayı (Vefâ Meydanında),
  • SinânPaşa Sarayı (Atmeydanı’nda),
  • Sofu MehmedPaşa Sarayı (Hocapaşa’da),
  • Mahmûd Ağa Sarayı (Yenibahçe’de),
  • MehmedPaşa Sarayı (Halkalı yakınında Yergöğ’de),
  • Şâh-ı Hûbân Kadın Sarayı (Kasımpaşa Çeşmesi yakınında),
  • Pertev Paşa Sarayı (şehrin dışında),
  • AhmedPaşa Sarayı (şehrin dışında),
  • AhmedPaşa Sarayı (Taşra Çiftlik’te),
  • AhmedPaşa Sarayı (Eyüp’te),
  • Ali Paşa Sarayı (Eyüp’te),
  • MehmedPaşa Sarayı (şehrin dışında, Rüstem Çelebi Çiftliğinde),
  • Mehmed Paşa Sarayı (Bosna’da),
  • Rüstem Paşa Sarayı (İskender Çelebi Çiftliğinde).

Mahzenler

  • Buğday mahzeni (Galata Köşesinde),
  • Zift Mahzeni (Tersâne-i Âmirede),
  • Anbar (sarayda),
  • Anbar (Has Bahçe Yalısında),
  • Mutbak ve kiler (sarayda),
  • Mahzen (Unkapanı’nda),
  • İki adet anbar (Cebehâne yakınında),
  • Kurşunlu Mahzen (Tophâne’de).

Hamamlar

  • Sultan Süleymân Hamamı (İstanbul’da),
  • Sultan Süleymân Hamamı (Kefe’de),
  • Üç Kapılı Hamam (Topkapısarayında),
  • Üç Kapılı Hamam (Üsküdar Sarayında),
  • Haseki Sultan Hamamı (Ayasofya yakınında),
  • Haseki Sultan Hamamı (Bahçekapı’da),
  • Haseki Sultan Hamamı (Yahudiler içinde),
  • Vâlide SultanHamamı (Üsküdar’da),
  • Vâlide SultanHamamı (Karapınar’da),
  • Vâlide SultanHamamı (Cibâli Kapısında),
  • Mihrimah SultanHamamı (Edirnekapı’da),
  • Lütfi Paşa Hamamı (Yenibahçe’de),
  • MehmedPaşa Hamamı (Galata’da),
  • MehmedPaşa Hamamı (Edine’de),
  • Kocamustafapaşa Hamamı (Yenibahçe’de),
  • İbrâhim Paşa Hamamı (Silivrikapı’da),
  • Kapıağası Yâkub Ağa Hamamı (Sulumanastır’da),
  • Sinân Paşa Hamamı (Beşiktaş’ta),
  • Molla Çelebi Hamamı (Fındıklı’da),
  • Kaptan Ali Paşa Hamamı (Tophâne’de),
  • Kaptan Ali Paşa Hamamı (Fenerkapı’da),
  • Müfti Ebüssü’ûd Efendi Hamamı (Mâcuncu Çarşısında),
  • Mîrmirân Kasımpaşa Hamamı (Hafsa’da),
  • Merkez Efendi Hamamı (Yenikapı dışında),
  • Nişancı Paşa Hamamı (Eyüp’te),
  • Hüsrev Kethüdâ Hamamı (Ortaköy’de),
  • Hüsrev Kethüdâ Hamamı (İzmit’te),
  • Hamam (Çatalca’da),
  • RüstemPaşa Hamamı (Sapanca’da),
  • Hüseyin Bey Hamamı (Kayseri’de),
  • Sarı Kürz Hamamı (İstanbul’da),
  • Hayreddin Paşa Hamamı (Zeyrek’te),
  • Hayreddin Paşa Hamamı (Karagümrük’te),
  • Yâkub Ağa Hamamı (Tophâne’de),
  • Haydar Paşa Hamamı (Zeyrek’te),
  • İskender Paşa Hamamı,
  • Odabaşı Behruzağa Hamamı (Şehremini’de),
  • Kethüdâ Kadın Hamamı (Akbaba’da),
  • Beykoz Hamamı,
  • Emir Buhârî Hamamı (Edirnekapı dışında),
  • Hamam (Eyüp’te),
  • Dere Hamamı (Eyüp’te),
  • Sâlih Paşazâde Hamamı (Yeniköy’de),
  • Sultan Süleymân Hamamı (Mekke’de),
  • HayreddinPaşa Hamamı (Tophâne’de),
  • Hayreddin Paşa Hamamı (Kemeraltı’nda),
  • Rüstem Paşa Hamamı (Cibâli’de),
  • Vâlide
Son düzenleyen Safi; 17 Temmuz 2016 12:53
28 Ağustos 2009 14:32   |   Mesaj #5   |   
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

Türk Mimarı


(Ağırnas köyü, Kayseri, 1489/1490-İstanbul, 1588).
Türk mimarlık tarihinin en büyük mimarlarından biri olan Mimar Sinan (Koca Sinan'da denir), Yavuz Sultan Selim'in, o zamana kadar yalnızca Rumeli'de yapılan devşirme toplanması işinin Anadolu'da da yapılmasını istemesi üzerine, devşirme olarak Kayseri'den alınıp 1512'de İstanbul'a getirildi ve Yeniçeri Acemioğlanlar ocağına girdi. Köyünde kulübeler, ağırlar, su yolları yaparak deneyim kazanmış olduğundan, Acemioğlanların bir zanaat öğrenme kuralına uyarak, çağın iyi mimarları yanında çalıştı. Çıraklık döneminden sonra Yeniçeri ortalarından birine girdi (1514), Yavuz Sultan Selim'in İran ve 1517'deki Mısır seferine atlı sekban olarak katıldı; böylece İran ve Mısır'daki mimarlık yapılarını inceleme olanağı buldu. Kanuni Sultan Süleyman Döneminde, Belgrad (1521) ve Rodos (1522) seferlerine katılan Sianan, 1526 Mohaç seferinden sonra yayabaşılık rütbesine, daha sonra da ordu zemberekçibaşılığına (cephane sorumlusu) yükseldi. 1534'teki Irakeyn seferinden sonra düzenlenen İran seferi (1535), Van gölü üstünde askeri ulaşımı sağlayacak gemilerin yapımında gösterdiği yararlılık üzerine Haseki rütbesini aldı. Reis-i Mimaman-ı Dergah-ı Ali (Yüksek Dergah Mimarları Başkanı) görevine geldi (1536).
Sponsorlu Bağlantılar
Ad:  Sinan (MİMAR)4.jpg
Gösterim: 282
Boyut:  51.5 KB

1538'deki Kara Bğdan (Moldavya) seferinde Prut ırmağı üstünde kısa zamanda kurduğu köprü, padişahın beğenisini kazandı. Yeniçeri ordusunda bir savaşeri olarak değil, İshihkam işlerinin yöneticisi ve tasarlayıcısı olarak çalışan Sinan'ın İlk yapıtı olarak, Halep'teki Hüsreviye Camisi (1536-37) kabul edilmektedir. İstanbul'daki ilk yapıtı Haseki külliyesi (1539), mimarbaşı olduktan sonra ilk büyük ve önemli yapıtıysa İstanbul'daki Şehzade Camisi'dir (1543-48). Ancak Mimar Sinan'ın başyapıtı olarak, 1557'de tamamladığı Süleymaniye Camisi kabul edilmektedir. Bu caminin başarısı nedeniyle Mimar Sinan'a "ulu, yüce" anlamındaki "Koca"sanı verilmiştir. Bütün yaşamı boyunca İstanbul, Edirne, Ankara, Kyseri, Erzurum, Manisa, Bolu, Çorum, Lüleburgaz, Kütahya, Gebze, Babaeski, Çorlu, Bolvadin, vb. Anadolu kentleriyle; Halep, Şam, Sofya, Hersek, Budin, Rusçuk gibi Osmanlı topraklarında suyolları, çeşmeler, camiler, külliyeler; medreseLer yaparak ülkeyi bayındır bir duruma getiren Mimar Sinan, Edirne'deki Selimiye Camisi'ni (1569-75) 85 yaşında yaptı. Sultan Murat III döneminde Mekke'nin onarımı için Hicaz'a gönderildi.

Yaratıcı bir dehası olan Mimar Sinan, son yapıtlarından biri olan Kasımpaşa'daki Kaptanıderya Piyale Paşa Camisi'nde (1573) eski ulucamilerin planına dönüş yaparak, kuruluş döneminin özellikleriyle, uzun mimarlık yaşamı boyunca edindiği deneyimlerin birleşimini yapmıştır. Mimar Sinan'ın türbesi, Süleymaniye KÜLLİyesinde Bulunan yalın bir yapıdır.

MİMARLIK ANLAYIŞI


Mimar Sinan, Osmanlı mimarlığında klasik dönem denen dönemin başlıca yaratıcısı, bir başka deyişle, okul kurmuş bir sanatçıdır. Yapıtlarında, güzellik ve işlev kavramlarını birleştirerek, mühendislik tekniğinin yaratıcılığını, sanatçı beğenisiyle birleştirip özgün yapıtlar ortaya koymuştur. Ancak bu yapıtlarda işlevci, estetiğin ardına gizleyen bir sanatçı anlayışı egemendir. Böylece, plastik değerleri ön plana çıkarmış, özellikle; yatığı binalarda genişlik duygusu yaratmak amacıyla kare, altıgen ve sekizgen planlar kullanmıştır. Bu binalardaki birbirleriyle uyumlu olarak kullanılan mimarlık öğeleri, bir görkem duygusu yaratacak biçimde düzenlenmiştir. Kubbeyi taşıyacak payelerin ince görünmesini sağlamak üzere hücre ve panolar kullanmış, sütun başlıklarını mukarnaslarla süslemiştir. Ancak süslemede de işlevin gözardı olmasını engelleyecek bir anlayışı uygulamıştır.

eldeki kaynaklara göre, Mimar Sinan pek azı onarım olmak üzere çok sayıda cami, mescit, medrese; darülkurra, türbe, imaret, darüşşifa, sukemeri, köprü, kervansaray, saray, mahzen, hamam yapmış verimli Bir mimardır.
Kendisinden önceki Ayas, Hayrettin gibi mimarlardan yararlanan Mimar Sinan'ın klasik dönem olarak adlandırılan mimarlık anlayışı Ayas, Şecca, Acem Ali, Küçük Sinan, Davut Ağa, Ahmet Ağa, Kemalettin, Yusuf Mehmet Ağa, Süleyman Ağa, Muslihittin, Hüseyin Çavuş, Hacı Hasan, İbrahim gibi mimarlar tarafından sürdürülmüştür
Son düzenleyen Safi; 16 Temmuz 2016 23:48
Daisy-BT
7 Nisan 2010 00:29   |   Mesaj #6   |   
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi

Mimar Sinan Anma Günü


Her yıl 9 Nisan'da Mimar Sinan'ı anma günü nedeniyle etkinlikler düzenlenir.
Mimar Sinan Türbesi, İstanbul Müftülüğü'nün sütunlu kapısından çıkınca hemen solda, iki caddenin kesiştiği noktada Fetva Yokuşu sonunda solda, Süleymaniye Camii'nin Haliç duvarının önünde, beyaz taşlı sade bir türbedir.
Bu yıl da 9 Nisan^da saat 10.00'da Mimar Sinan, Süleymaniye'deki türbesinin başında anılacak. Etkinlikte Mimar Sinan'ın eserleri ve mimarlık tarihimizdeki değeri ve yapıtları anlatılarak anılacak. Bir çok dersten daha yararlı bir mimarlık tarihi incelemesi yapılan etkinliklere her yıl Mimarlar Odası üyeleri, üniversite öğretim görevlileri ve öğrencileri katılmaktadırlar.

Mimarlar Odası'ndan bir Mimar Sinan anma demeci:

Mimar Sinan’ı ölümünün dönümünde anarken O’nu ve eserlerinin anlamını, ortaya koyduğu mimari değerler sistemini, yeniden ve değişik boyutları ile keşfetmek ve değerlendirmek durumundayız.
Bu değerler sisteminin, ortaya çıktığı, içinde geliştiği, toplumsal – kültürel değerler sistemi ile ilişkisini, bütünlüğünü açığa çıkarmak, Sinan’a saygının gereğidir. Mimar Sinan varsa, yalnızca işvereni Kanuni Sultan Süleyman var diye değil, aynı zamanda devrinin en büyük şairleri Baki, Fuzuli ve Hayali olduğu için, hat ustası Karahisari, İznik çini ustaları olduğu için vardır.
Süleymaniye’nin kubbeleri, Baki’nin
“Agazi bu aleme Davut gibi sal
Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş”
dizeleri ile daha bir anlam ve derinlik kazanır. O sesi, o sadayı bugün yeterince duyduğumuz söylenemez.
Hayali’nin dediği gibi
“Cihan ara cihan içindedir arayı bilmezler
O mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler”
Mimar Sinan varsa, ardındaki yapı üretim sürecinin ve yapı emeğinin örgütlenmesi ile vardır. Sinan varsa, döneminin kentsel yaşamı, toplumsal yaşam değerleri, sosyal dayanışma kültürü ile vardır.
Sinan eserlerinde kültürel yaşamı, insanı ve insan yaşamını temel alan ölçütleri yaratıcı bir zihinsel çaba ve eylemle bütünleştirmiş, ancak bu bütünlüğü yazılı bir teori ile ifade etmemiştir. Sinan’ın eylemi teorisidir. O’nun eserlerinin teorik alt yapısını keşfetme, bu güne ve geleceğe ışık tutacak bir bütünlük içinde ifade etme sorumluluğu bizlere düşmektedir.
Oysa bizler bugün, Mimar Sinan’ı, Sinan’ı yaratan ortama taban tabana zıt koşullar altında anmanın üzüntüsü içindeyiz. Mimarlığın uluslararası sözleşmelerle ticarileştirilip uluslararası pazara sürüldüğü, mimarların mesleki denetim haklarının reddedildiği, nitelikli yapı elde etmek için gerekli yasal düzenlemelerin bir türlü oluşturulamadığı, kent topraklarının ve doğal sit alanlarının yağmaya ve denetimsiz yapılaşmaya açıldığı, yapı üretim sürecinden mimarlığın dışlandığı bir süreç yaşıyoruz.
Ülkemiz, yeni Sinanlar yetiştirmeye uygun birikime sahiptir. Yeter ki günümüzün koşulları, aynı Sinan’ın döneminde olduğu gibi kültüre, sanata, bilime, emeğe değer versin.
Son düzenleyen Safi; 17 Temmuz 2016 01:04
2 Ekim 2011 00:49   |   Mesaj #7   |   
nicely - avatarı
VIP VIP Üye

MİMAR SİNAN VE DEVRİ


İmparatorluğun Başmimarı
Ad:  Sinan (MİMAR)5.jpg
Gösterim: 274
Boyut:  60.2 KB

Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlığını tarihçiler imparatorluğun en parlak devri olarak ele almışlar, dönemin kurumları ve toplum düzeni genel bir eğilim olarak imparatorluk tarihinin klasik devri diye nitelendirilmiştir. Bu genel eğilim nedeniyle Osmanlı toplumsal kurumlarının 15’inci asrın sonuna kadarki gelişimi bir olgunluk dönemine ulaşmanın, sonrası da çürüme ve bozulmanın safhaları olarak ele alınmıştır. Kuşkusuz Osmanlı İmparatorluğu’nun idari ve toplumsal hayatını bu biçimde yorumlamak hiç değilse son yıllarda terk edilmeye başlandıysa da, özellikle 16’ıncı asır Osmanlı mimarisini ve yapı örgütünü bütün Türkiye kültür tarihi içinde en orijinal ve soylu devir diye ele almak eğilimi sürmektedir.

Türk sanatı veya Türkiye sanatı gibi bir yaklaşım izlendiğinde bu tür bir değerlendirme de kuşkusuz tartışma götürür. Bu tartışma götürürlüğe rağmen, kabul edilmesi gereken bir gerçek, Mimar Sinan döneminin gerek Osmanlı mimarisi, gerekse dünya mimarisi için gösterdiği önemdir. Bu dönemin iktisadî, kültürel ve toplumsal şartları etraflıca incelenmedikçe bu olgunun yeterince kavranılamayacağı da açıktır.

Mimar Sinan başmimar olduğunda veya olmadan önce henüz mesleğinde yetişirken, bu imparatorluk bir Balkan İmparatorluğu olması yanında bir Ortadoğu İmparatorluğu da olmuştu. Hattâ 200 yıldır kazandığı ve koruduğu birinci niteliği, ikincinin içinde erimeye başlamıştı. İki yüzyıldan beri Balkan İmparatorluğu olma niteliğini, tarihin akışı ve doğal kültür ilişkileri içinde yavaş yavaş kazanan Osmanlılar, şimdi bilinçli bir biçimde Ortadoğu-İslam İmparatorluğu tipine dönüşmekteydiler. Devletin ulema ve ümerası, adeta belirgin ve gayretli bir politika içinde bir tür Ortadoğu-İslâm Rönesansı yaratıyorlardı. 14 ve 15’inci yüzyıllara ait Osmanlı vakayiname ve nasihatname edebiyatında, 16’ıncı yüzyılda olduğu kadar eski İslâm devletlerini, İslâm toplum ahlakını, İslam arazi ve maliye sistemini nakleden kaynaklara atıflar yapıldığı ve başvurulduğu söylenemez. Daha önce pragmatik bir yaklaşımla yaşayan geleneklere Doğu devlet literatürü okunur ve toplum sistemi benimsenirken, şimdi daha bilinçli bir biçimde İslam-Ortadoğu modeli ele alınıyordu.

Din konusunda da ilk devirlerin kozmopolit toleransı kaybolmaktaydı. II. Mehmed (Fatih) kozmopolit bir din ve dünya görüşü olan Hurufîliğe eğilimli idi. Yavuz Selim ise koyu bir Sünni Müslüman’dı ve Balkan Hıristiyanlarını İslamlaştırmak konusundaki eğilimini bazı ulema zor önlemişti. Devletin yönetiminde Ortodoks Sünni ulema mümtaz bir yer almıştı (Kemalpaşazade ve Ebussuud vs.). Bizzat divan şiirine bile bu hava egemendi. Halk arasında Molla Kabız ve Üstüvanî Mehmed Efendi gibi dünyevi her zevki, en normal adet ve eğlenceyi bile bid’at ve haram sayan yobazlar taraftar topluyordu.

Devletin sınırları “Globus Ottomanorum” kavramıyla anlatılıyordu. Batıda Transilvanya ve Macaristan’dan başlayan Osmanlı ülkeleri bütün Tuna havzasını Karadeniz’e kadar izlemekte, güneyde Dalmaçya kıyıları, Akdeniz adaları ve tüm Pelepones-Mora’yı içermekteydi. Kuzeydeki sınır Podolya, Eflâk-Boğdan üzerinden Kırım yarımadasını da içererek Ukrayna steplerine kadar uzanmaktaydı. Bu geniş alan, imtiyazlı beylikler, himaye altındaki devletler, merkeze bağlı tımar rejimi uygulanan eyaletlerle birlikte Rumeli bölümünü meydana getirmekteydi. Doğuda, Azerbaycan ve Luristan’dan başlayan sınır Güney Kafkasya’yı, Kuzey Kafkasya’daki bazı bağımlı devletçikleri, nihayet tımar rejimi altında tüm Anadolu kıtasını, El Cezire, Suriye ve Aşağı Mezopotamya’yı kapsıyordu. Arabistan ve imtiyazlı beylik statüsündeki Hicaz topraklarını da göz önünde tutarsak imparatorluğun Asya kıtası mülkleri kabaca belirlenir. Afrika’da ise Mısır, Habeşistan’ın bir bölümü, “Garb Ocakları” denen Trablusgarb (Libya), Tunus, Cezayir gibi bağımlı devletçikleri sayarsak imparatorluğun kompozisyonu tamamlanmış olur.

Bütün bu alanda yaşayan nüfus, dil, din ve ırk olarak tarihteki büyük imparatorlukların çok azında görülen bir çeşitliliğe sahipti. Geleneksel Osmanlı Devleti, “British Commonwealth” değildi. İmparatorluk ülkelerinin ve halklarının hepsi rengini ve varlığını sürdürüyordu. Bu birimlerin homojen bir malî-idarî yapıya da sahip olmadığını belirtmek gerekir. Her dini cemaat kendisi için ve kendi içinde yaşıyordu. Şeriat’ın renkliliği yanında örfî hukuk, her vilayetin ayrı toprak kanunları, her dinî cemaatin kendi hukuku yürürlükteydi. Rum-Ortodoks cemaati son devir Bizans hukukunu kullanıyordu.

İmparatorluk büyüktü, ama anlaşılan yeniçağın büyük imparatorlukları gibi zengin değildi. Daha doğrusu imparatorluğun zenginliğini doğuran kaynaklar, bu zenginliği kullanan sınıflar, bu zenginliğin kullanılış tarzı ve günlük yaşama yansıyışı çağdaş imparatorluklarınkinden çok farklıydı. Avrupa, tüccarların zenginleştiği ve şehirlerin idaresini elde ettiği, iflas eden imparator hazinelerine borç vererek devlet yönetimini etkiledikleri bir dünya idi. Bütün yaşayış biçimi, kent düzeni, sanat zevki, mimarî yükselen burjuvaziye hitap ediyordu. Şehirlerin güzel binaları tüccar sarayları ve belediye binalarıydı. Ticaret yolları ve hanlarda, antrepo mimarisi gelişiyordu. 16’ıncı asırda bu burjuvalaşan Avrupa’dan Osmanlı ülkesine gelen Protestan Rahip Shcweigger, “Bütün sahte dindarlar gibi Türkler de Tanrıyı aldatmak için mabetlerini büyük, güzel ve süslü yapıyor. Bizim aksimize oturdukları evlere hiç dikkat etmezler” diyor.

Osmanlı tüccarı zanaat erbabından hiç kimse bu imparatorluğun tüketim normlarına, kültürüne ve yaşam tarzına etki yapacak durumda değildi. 1500’lerde bir sancakbeyinin yıllık geliri 12000 altın duka civarında iken, Bursa’nın en zengin tüccarının terekesinden 4000 altın çıkmıştı. Zenginlik ve parlak yaşayış büyük imparatorlukta Batı Avrupa toplumlarındaki gibi ortaya çıkmıyordu. Sözünü ettiğimiz Salomon Schweigger “Paşaların ve beylerin evleri çok kötüdür. Binalarda fazla ihtişam yoktur, kanunlar pahalı ev ve şato inşasına müsaade etmiyormuş, kötü bir ev bile 1000 dukaya çıkar. Böylesi bizde 300 guldeni geçmez” demektedir.

Evlerin yüksekliğinin ve kaplayacakları alanın sert kanunlarla tesbit edildiği bir toplumdur bu. Mimarlar zengin konut mimarisi, parklar ve özel hanların yapımıyla uğraşmaz. Bizzat mimarbaşı, genişçe tutulmuş ve yüksekçe yapılmak istenen binalara ruhsat vermemek ve izinsiz olarak gereğinden büyük yapılanları yıktırmakla görevlidir çünkü...

Peki bu toplumda mimarlar zaptiyelik dışında bir şey yapmıyorlar mıydı, yahut da faaliyetleri çok sınırlı bir alanda mı kalmıştı? Şüphesiz hayır. Osmanlı mimarı kamusal anıtları ve tesisleri yaratmakla yükümlüydü ve bu yükümlülük onun faaliyet alanının, sanatçı kişiliğinin ve eğitiminin çok farklı bir açıdan değerlendirilmesini gerektirir.

Geleneksel toplumda mimarlık basit bir lonca faaliyeti değildir. Gerek fonksiyonları, gerekse örgütleniş biçimi ve yetkileriyle mimar, uzman bir bürokrattır ve yönetici sınıf üyesidir. Kentsel alandaki altyapı tesisleri, ulaşım teknolojisinin düzeyi, ekonomik faaliyetlere dayalı mekân organizasyonu, yapı malzemesi, inşaat işçi ve ustalarının sayısı ve bölgesel dağılımı, azınlık cemaatlerin oturduğu bölgelerdeki mekân sınırlaması ve bundaki farklı yapı denetimi, mimarlığın üstlendiği görevlerdir. Klasik Osmanlı teşkilatında mimarlık doğrudan askeri bir görevdir. Mimar, asker ocağında (Kapıkulu ocaklarında) yetişir. Kendilerine hassa mimarları denir. Komutanları da hassa başmimarıdır.

Kanunî devrin Osmanlı İmparatorluğu’nda Tuna’dan Fırat’a, Ukrayna’dan Afrika çöllerine kadar yapılan her seferde yolları ve suyollarını onarmak ve yapmak, köprüler kurmak, konaklama tesislerini denetlemek onun görevidir. Yetiştiği dönemde hiç kimse mimar kadar üç kıtadaki ülkelerin yapı zanaatını ve plastik sanat eserlerini yakından tanımaz. Kentlerin imar denetimi onun görevidir. Nihayet kentleri süsleyen anıtsal kamu binaları onun eseri olacaktır. Bu eserleri yaparken kendisine yardımcı olan taşçı, doğramacı, camcı, boyacı, badanacı gibi zanaatçılar Ortadoğu ve Balkanlar bölgesinin 5000 yıllık şehir kültürünün yaratıp yetiştirdiği muhtelif dinden ve etnik gruptan kimselerdir.

Kanuni devrinin büyük eseri Süleymaniye yapılırken bu rengârenk Babil Kulesi kalabalığı o binayı yükseltmişlerdir. Çünkü Mimarbaşı Sinan Ağa, bütün meslektaşları gibi, imparatorluğun dört bir yanından her gruptan yapı ustası ve işçisini celbettirebilmektedir. Sadece emek sahiplerini değil, malzemeyi de...

Böyle bir ortamda Sinan’ın yetişmesi ve bir okul kurması, imkân dâhiline girmektedir. Doğum yeri ve ailesi karanlık olan bu yeniçeriye kâh Kapadokya (Kayseri) bölgesinden bir Hıristiyan veya Türk, kâh Bulgaristan Rodoplarından bir Bulgar denir. Eldeki vesikalarla bu durumun kesin olarak tespiti mümkün değildir ve önemli de değildir. Koca Sinan, Osmanlı mimarıdır. Osmanlı mimarisi bir imparatorluğun mimarisidir. Bu imparatorluk Ortadoğu ve Balkanlar’ın imparatorluğudur ve tarihteki iki benzerinin, Roma’nın ve Bizans’ın mimarisiyle aynı paralelde olduğu halde Yeniçağ dünyasında şaheserlerini yaratmıştır. Onun hâkim kültürü ne salt Anadolu’nun, ne de Rumeli’nindir. O mimari, insanların günlük yaşama mekânını düzenlemekten çok, bir kamusal görkemi ve devlet çarkını döndürecek gerekleri yerine getirir.

Osmanlı mimarisinde dar ulusal bir nitelik ve kaynak aramak boşunadır. Nasıl Osmanlı tarihi üç kıtadaki ülkelerin ve halkların yazgılarıyla ördükleri bir duvara benzerse, Osmanlı mimarisi de bu tarihin zamanda ve mekândaki müşterekliğinin bir sembolüdür.

Mimar Sinan’ın üslûbu onun öğrencileriyle 17’inci yüzyılda da sürdü, sonra eridi. Çünkü 18’inci yüzyıl Osmanlı dünyası 16’inci yüzyıldaki kadar geniş ve renkli değildi. 18’inci yüzyılın mimarı bir-iki yüzyıl önceki ocaklı yoldaşları gibi geniş bir dünyayı tanıyamıyordu. Fazladan olarak yöneticiler, sanatçılar ve halk artık imparatorluk mimarisine değil, çağın gerektirdiği bir mimarlık sanatına ihtiyaç duyuyorlardı. 18’inci yüzyılda Balkan Rönesansı, İstanbul’daki Osmanlı Barok Çağı yeni bir dönemin ve yeni bir mimar tipinin doğmak üzere olduğunu gösteren belirtilerdir.


kaynak: Defterimden Portreler (İLBER ORTAYLI)
Son düzenleyen Safi; 16 Temmuz 2016 23:48
qwert1560
26 Ocak 2012 20:21   |   Mesaj #8   |   
qwert1560 - avatarı
Ziyaretçi

Mimar Koca Sinan,


Türk - Osmanlı devrinde yaptığı eserlerle ün salmış, büyük bir mimardır.
Ad:  Sinan (MİMAR)8.jpg
Gösterim: 206
Boyut:  31.9 KB

Onun bizzat imza ettiği mimari eserler, kurduğu mimari okula dayanarak yapılanlar, XVI. asır Türk medeniyetinin en değerli medeniyet kalıntılarıdır.
Mimar Sinan bir bakıma Türk mimarlığının sembolü olmuştur. Uzun ömrünün verimli senelerinde bixe övünülecek eserler vermiş, dünya sanat hayatına da en büyük katkıda bulunmuştur. Türk Osmanlı devrinin Koca Sinan'ı diye anılan dahi mimarın hayatı üzerinde, bir çok yazılar, kitaplar yayınlanmıştır.

Sinan, Selçuk eserlerinin en keşif bulunduğu bir çevrede doğmuş, İstanbul'a devşirme olarak gitmiş, Enderun'da öğrenci olmuş ve Türk ordularına vazifeli olarak, doğuya, güneye ve batıya seferler yapmıştır. Kendisi bütün bu gittiği yerlerde pek çok mimari eserler görmüş ve tanımıştır. Diğer taraftan asıl önemli olan, Sinan'ın doğum bölgesi olan Kayseri çevresinde, bugün dahi bütün güzellikleriyle duran Selçuklu abidelerinin bulunmasıdır.
Sinan, 1490 yılı Mayıs ayının son günlerinden birinde (29 Mayıs) doğdu. Sinan'ın resmi hayatına ait bilgiler ise 1512 yıllarında İstanbul'a gelişinden sonra başlar. O dönemde Kayseri bölgesine giden yaya başılar, İstanbul'a kafileler halinde devşirme çocuklar götürmüşlerdir. Sinan'da 1512 tarihinde Yavuz Sultan Selim' in tahta geçmesiyle devşirme olarak İstanbul’a getirilmiş ve devletin resmi kurullarında yetiştirilmiştir.

Sinan’ın 1512-1538 tarihlerinde devşirme olarak gittiği İstanbul’da Enderun Talebesi ve Yeniçeri olduğu bilinmektedir. Sinan 1514’te Yavuz Selim ordusuyla İran seferine gider. Sinan bu sefere giderken bütün yol boyunca Anadolu’yu geçmiş, önemli merkezlerde duraklayan ordunun içinde, birçok mimari eserleri görmüştür. İran da ise daha başka mimari üslupta yapılmış binalarla karşılaşmıştır.

Daha sonra 1515-1517 tarihlerinde Yavuz Selim’in ordularıyla Mısır seferine katılmıştır. Bu yol boyunca da pek çok eserler, Mısır'da ehramlar, mabetler görmüş, Türk ve İslam abideleri içinde gezmiştir. Bu iki doğu ve güney seferinde Sinan askeri vazife görmekle beraber, asıl nazari ve ameli bilgilerini çoğaltmıştır.
1520’de Yavuz Selim ölmüş yerine Kanuni Sultan Süleyman padişah olmuş, Kanuni devrinde Sinan, yedi seneden fazla tahsil devresini bitirmiş ve Yeniçeri olmuştur.

Bu sıfatla Sinan Belgrad seferine katılmış ve büsbütün başka tarzda inşa edilmiş eserlerle karşılaşmıştır. Sinan 1522’de Rodos seferine katılır, Tuna boylarında 1526’da Atlı Sekban olmuş ve Mohaç Meydan Muharebesinden sonrada Sinan’a Zemberekçibaşılık yapmıştır. 1535 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman’ın doğu seferine katıldıktan sonra da gösterdiği başarılarından dolayı Sinan Yeniçerilikte bir rütbe daha kazanır ve Haseki olur.
Sinan 1537 da İtalya seferine gider, Barbaros Hayrettin Paşa ile beraber Korfu seferine gittiğine klasik Mimari eserleri de görme fırsatını elde etmiştir ve hizmetlerinden dolayı da Subaşı rütbesine erişmiştir. Lütfü Paşa Sadrazam olunca, o sırada ölen Hassa Mimarbaşı Azeri Türklerinden Acem Ali’nin yerine Sinan’ı Mimarbaşı yapmıştır.
Sinan 1539 yılından 1588 de ölünceye kadar Mimarbaşılık (Hassa Ser Mimarı) görevini sürdürür. Sinan'ın Mimarbaşı tayin edilmesine sebepler vardır. Çünkü bütün askeri seferlerde Sinan orduya mimar mühendis olarak hizmet vermiştir. Köprüler inşa etmiş, kadırgalar yapmış, kaleler tamir etmiş, su yolları ile meşgul olmuş ve nihayet camiler inşa etmiştir.
Mimarbaşı Sinan, büyük yetkilerle iş başına geldiği zaman, Önce mütehassıs eleman bakımından yetişmiş bir ortam içinde, sonrada inşaat malzemesi bakımından İmparatorluğun dört bucağından her çeşit vasıtayla getirtebilecek kudret ve yetki kendisine verilmiş bulunuyordu. Ayrıca Kanuni Süleyman devri, devlet hazinesinin en zengin olduğu bir zamandı. İşte bütün bu fırsatlar ve böyle bir ortam Sinan'ın mimarlık sahasında edindiği nazari bilgileri ve hayalinde kurduğu eserleri oluşturmaya yardım etti.

Sinan İstanbul'daki Ayaş Paşa türbesinden sonra ilk büyük eserini Şehzede Camisinde (1543-1548) vermişti. 1549 senesinde ise Kanuni kendi adını taşıyacak olan Süleymaniye Camii'nin inşasını emretti. 1554 yılında Kanuninin emri ile Edirne'den sonra İstanbul'un su yollarını da yapmıştır. 1557 yılında Süleymaniye caminin kapısını da Mimar Koca Sinan açmıştır.
Edirne'deki Selimiye Camii'nin inşasına Sinan, 1568 da başlamış yedi yıl sonra 1575’te bitirmiştir. Selimiye'nin inşa edildiği tepenin hakim durumu ve bunun üzerine oturtulan cami ve külliyesinin muazzam duruşu, bu abideyi dünya şaheserleri arasında üstün bir mevkide tutmaktadır. Özellikle uzak mesafelerden kubbe ve minarelerinin ahenkli ve zarif silueti her görende derin bir tesir bırakmaktadır.
Sinan'ın yaptığı veya yaptırdığı eserlerin çeşitleri şöyledir : Cami; mescit, medrese, kütüphane, imaret, darüşşifa, köprü, su kemeri, saray ve bahçe, kervansaray, hamam, mahzen, ambar, mutfak, çarşı, bedesten, tekke ve kalelerdir, Bu çeşitli örneklerle görülüyor ki Sinan medeni milletlerin sosyal hayatında gerekli olan her konuyu mimari bakımdan işlemiş ve bunlara ait eserler vermiştir.

Mimarbaşı Koca Sinan, 9 Nisan 1588 de İstanbul'da öldü. Süleymaniye’ nin yanındaki evinin bahçesine gömüldü. Bir asırlık ömür böylece sona ermişti. Fakat öyle bir ömür ki, her insana nasip olmayan mesut, dolu, verimli bir hayatın sonu. Eski Türk yapı geleneğinin esas şekillerine uyarak en yüksek zaferine ulaşmıştır. Küçüklü büyüklü cami külliyelerinde en geniş manasıyla siteler kurmuş ve bir yuvarlak kubbe altında İslam cemaatını toplamayı başarmıştır. Sinan'ın eserleriyle Türk İslam mimarisi ulaşabileceği en son noktaya gelmiştir.

Sinan’ın Ağzından Hayatı

"Ben yaşlı, usta Abdülmennan oğlu Sinan, duacısı ve övücüsü olduğum, mülk sahibi ve mükafatlandıran Allah'ın yardımı ile, Osmanlı Devleti'nde alemin sığınacağı dört padişaha hizmet vererek onur kazandım. Sanatımla ve hizmetimle, iş bilir mimar olmak ve bir çok diyarda ün kazanmak nasip oldu.
(...) Osmanlı Devleti’nde ve bu kadar padişahın mübarek hizmetlerinde bulunmak nasip oldu. Cennete benzer bir çok camii yaptım. Ve nice zaman, savaşta ve barışta padişahın üzengilerinde, kah yürüyerek, kah koşarak, onların sohbetleriyle müşerref oldum.
Kısacası dünya padişahları ve dönemin vezirleri için bu değersiz kul 80 cami, 400'den fazla mescit, 60 medrese, 32 saray, 19 türbe, 7 darül kurra, 17 imaret, 3 darüşşifa, 19 han ve 33 hamam tasarlayıp uyguladım."

Mimar Sinan’ın Eserleri Hakkında


Mimar Sinan'ın yapılarına ilişkin en eski kaynaklar Klasik Dönemde kaleme alınan yedi yazmadır. Bunlardan Risalüt-ül-Mimariye (Risale-i Mimariye) yarım kalmış bir taslak; üçüyse sınırlı konuları işleyen yapıtlardır.
Dayezade Mustafa Efendinin Selimiye adlı monografisinde Edirne II. Selim Camisi, şair Eyyubi’ nin Padişah namesinde Kanuni Sultan Süleyman döneminin su yolları ve su yapıları, yazarı bilinmeyen Adsız Risalede Sinan'ın hamamları anlatılır.
Öteki üç yazmadaysa Sinan'ın yaşamıyla ilgili bilgilerin yanı sıra tüm yapıları ele alınır. Şair ve nakkaş Sai Mustafa Çelebinin yazdığı Tezkiret-ül-Bünyan'da yer verilen yapılar 12 ayrı listede toplanmış; yine Sai Çelebi tarafından kaleme alınan Tezkiret-ül-Ebniye'de yer verilen yapılar 13 ayrı listede sunulmuştur. Şair Asari'ye atfedilen Tufhet-ül-Mi'marin' deyse 12 listede 15 yapı türüne yer verilmiştir.

Bu üç tezkerede adı geçen yapılar arasında sayı bakımından önemli farklar görülür. Tezkiret-ül-Bünyan'da 344 yapının adı geçerken, bu sayı Tezkiret-ül-Ebniye'de 378'e, Tuhfet-ül-Mi'marin'de 423'e yükselir. Üç tezkerede kayıtlı yapıların toplam sayısı ise 478'dir. Hamamlar bir yana bırakılacak olursa Tezkiret-ül-Bünyan'la Tezkiret-ül-Ebniye birbiriyle uyumludur. Ancak, bu iki tezkerede adına rastlanmayan pek çok yapıya yer verilen Tuhfet-ül-Mi'marin'i ihtiyatla karşılamak gerekir.
Örneğin, yalnız bu tezkerede adı geçen Sultan Selim Camisi (1522) Sinan için çok erken, Diyarbakır Melek Ahmed Camisi (1591) çok geçtir. Zaman açısından olduğu gibi yer açısından Sinan'ın kişisel katkısının bulunamayacağı yapılarda vardır. Sinan, Süleymaniye Külliyesi'nin yapımı süresince (1550-57) İstanbul ve çevresinde başka yapılarla da uğraşmış olmalıdır. Ancak, gene aynı yıllarda ülkenin uzak köşelerinde ikinci dereceden bir vezirin hayratıyla uğraştığını ve eğer uğraşmışsa, işi İstanbul'da planlamanın ötesinde bir katkısı bulunduğunu düşünmek yersiz olur.
Sinan'ın, mekan bütünlüğü kadar dış kuruluşunun plastiği açısından da en başarılı yapısı 1575'te tamamlanan Edirne Selimiye Camisi'dir. Kentin en yüksek tepesi üstüne kurulmuş olan bu yapı, 31.25 metre çapında kubbesi ve ana kütlenin dört köşesinde yükselen dört minaresiyle görkemli bir dış görünüşe sahiptir.

Büyük kubbenin kilit taşının tam altında merkezi mekan kuruluşunu vurgular biçimde yer alan müezzin mahfili; kubbeyi taşıyan sekiz fil ayağının çatı üstünde kubbe kasnağını payandalaşan ağırlık kulelerine dönüşmesi; köşelerde kubbeyi omuzlayan tonoz bingi yuvarlaklarının dışa da yansıması, Selimiye'nin dikkatini çeken özellikleri arasında sayılabilir.
Kubbenin duvarlara oturmasını sağlayan bingi sisteminin biçim olarak dışarıya yansıması Sinan döneminde gerçekleştirilmiş bir yeniliktir. Önceleri, İstanbul Bayezid Camisi'nde ya da Sinan''ın Üsküdar Mihrimah Sultan Camisi'nde (1548) olduğu gibi, orta kubbe kare-küp biçimli bir tabana oturtuluyordu.

Sinan, Şehzade Mehmet Camisi'yle başlayarak kare-kübün köşelerini yontarak içteki küresel bingiyi (pandantif) dışa yansıtmış; orta kubbenin bastığı büyük kemerlerin yan itme gücünü de ağırlık kuleleriyle karşılamak yoluna gitmiştir. Böylece bir yandan estetikle yapı arasındaki organik bağı vurularken, bir yandan da binanın iç kuruluşunun dıştan algılanmasını sağlamıştır.

Mimar Sinan'ın Edirne Eserleri


Büyük Mimar Sinan'ın Edirne'deki eserleri şunlardır.

  • Selimiye Cami
  • Taşlık Cami
  • Defterdar Mustafa PaşaCami
  • Şeyhi Çelebi Cami
  • Selimiye Medresesi veDarülkurra
  • Yahya Bey mescidiyakınında bulunan su haznesi ve kemerler
  • Rüstem Paşa Hanı
  • Ali Paşa Çarşısı (Ali Paşa Hanı ise yıkılmıştır.)
  • Sokullu Hamamı
  • Sarayiçi'nde Adalet Kasrı, su yolları ve girişteki Kanuni Köprüsü.
  • Rüstempaşa Sarayı (yıkılmış yokolmuştur)
  • Sokullu Mehmet Paşa Sarayı (yıkılmış,yok olmuştur)
  • Siyavuş Paşa Sarayı (Kıyıktaydı. Yıkılmış, yok olmuştur.)
  • Ferhat Paşa Sarayı (yıkılmış, yok olmuştur)
  • Sinan Paşa Sarayı (yıkılmış, yok olmuştur)
Ayrıca Havsa'da
  • Mehmet Paşa cami
  • MehmetPaşa Kervansarayı
  • Mehmet Paşa Hamamı
  • Mehmet Paşa İmareti (yıkılmıştır)
İpsala'da, Hüsrev Kethüda Kervansarayı yıkılmıştır.
Son düzenleyen Safi; 16 Temmuz 2016 23:50
11 Haziran 2012 11:56   |   Mesaj #9   |   
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI

Dünyanın İlk Yıldız Mimarı : Mimar Sinan

Ad:  Sinan (MİMAR)7.jpg
Gösterim: 258
Boyut:  68.5 KB

Gazetenin haftasonu çıkan gezi ekinde, Andrew Ferren tarafından kaleme alınan, "Türkiye'nin İlk Yıldız Mimarının Peşinde" başlıklı yazıda, 300'ün üzerinde mimari esere imza atan Mimar Sinan'ın, sadece Türkiye'nin değil, dünyanın ilk "Yıldız Mimarı-Starchitect" olduğu belirtildi.

Yazıda İstanbul'u ziyaret eden ve Mimar Sinan'ı tanımayan Batılı turistlere bilgi veren tur rehberlerinin, Mimar Sinan'ı aynı dönemlerde yaşayan İtalyan heykeltraş ve mimar Michelangelo ile karşılaştırdıklarını, oysa bu tür bir karşılaştırmanın aslında Mimar Sinan'a haksızlık olduğu vurgulandı. Mimar Sinan'ın, Belgrad'dan Mekke'ye kadar bugün hala ayakta olan ve hergün kullanılan yüzlerce eserinin bulunduğunu belirten gazete, "Sinan'a dünyanın ilk yıldız mimarı diyebilirsiniz" ifadesine de yer verdi.

Mimar Sinan'ın başta Süleymaniye, Selimiye, Mihrimah Sultan Camileri olmak üzere Edirne'deki ve İstanbul'daki ünlü mimari eserleriyle ilgili detaylı bilgiler ve fotoğrafların yer aldığı tam sayfalık yazıda, İstanbul'u ziyaret eden turistlerin İstanbul'da Mimar Sinan'ın camilerini turlara katılarak yakından tanıyabilecekleri de bildirildi.

Kaynak : AA / New York Times
Son düzenleyen Safi; 16 Temmuz 2016 23:50
15 Mart 2013 10:41   |   Mesaj #10   |   
bekirr - avatarı
VIP VIP Üye

Mimar Sinan


(1489 Ağırnas/Kayseri-1588 İstanbul)


Sponsorlu Bağlantılar
Osmanlı döneminde yetişen en büyük mimarlardan biri. Devşirme olarak istanbul'a getirildi. Yeniçeri ocağında inşaat işlerinde çalıştı. Böylece hem mimarî bilgisini geliştirmek, hem de seferler dolayısıyla gittiği ülkelerin mimarî yapıtlarını inceleme olanağını buldu. 1539'da mimarbaşı olduğunda arkasında uzun bir pratik tecrübe ile İran dahil hemen tüm Orta Doğu'yu, Macaristan dahil tüm Balkan ülkelerini gezip görmeye ve buralardaki mimarî yapıtları incelemeye dayalı bilgi ve görgüye sahip bulunuyordu. Ölümüne kadar yarım yüzyıl başmimar olarak yerini korudu ve bu uzun süre içinde 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 5 su kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 7 darülkurra, 17 imaret, 3 darüşşifa, 8 mahzen, 35 saray, 48 hamam, 22 türbe, birçok çeşme ve sebil yaptı. Yapıtlarında o güne kadar uygulanagelmiş tek kubbe tipine yarım kubbeler ekledi. Osmanlı mimarîsinde ilk kez merkezî plân uyguladı. Sürekli değişik plânlar deneyerek en uygun mekân şekillerini araştırdı. Anadolu Türk mimarîsinde klasik çağın simgesi oldu. En önemli üç yapıtı, Şehzadebaşı (1544-1548), Süleymaniye (1549-1556), Selimiye (1569-1574) camii ve külliyeleridir.

MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi

Son düzenleyen Safi; 16 Temmuz 2016 23:42

Daha fazla sonuç:
Mimar Sinan


Cevap Yaz
Hızlı Cevap
Mesaj:



Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç