Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 19 Temmuz 2018  Gösterim: 84.800  Cevap: 3

Boks Nedir? Boks Hakkında

22 Eylül 2008 23:57       Mesaj #1
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

BOKS

Ad:  boks1.JPG
Gösterim: 146
Boyut:  51.3 KB

yumruklarla saldın ve savunmaya dayanan, amatör ve profesyonel olarak yapılabilen bir spor.

Sponsorlu Bağlantılar
Modem boksta boksörler yumuşak bir maddeyle beslenmiş eldivenler giyerek, üç sıra halatla çevrili kare biçimli bir ringde karşılaşırlar. Karşılaşmalar en az üç, en çok 15 raunt sürer. Her raunt 3 dakikadır ve iki raunt arasında 1 dakikalık ara verilir.

İlk dönemler


Yumruk dövüşü Tarihöncesi çağa değin uzansa da, boksun spor olarak yapıldığına ilişkin ilk kanıtlar Girit’te, IÖ 1500]lerden kalma belgelerde bulundu. Boksu İÖ 7. yüzyılda Eski Yunanlılar Olimpiyat Oyunlan’na soktular. Daha sonra ortaya çıkan pankration adlı karşılaşma türü ise boks ve güreşi birleştiriyordu. Eski Yunanlılar için boks bir spor olduğu kadar, çeviklik ve savunma yeteneklerinden çok cesaret, güçlülük ve dayanıklılığı geliştirmeye yönelik, askeri amaçlı beden eğitiminin de bir parçasıydı. İlk boksörler antrenmanlarda korunmak için, günümüzde kilerin ilk örneği olan başlıklar giyer ve gymnasion’da kum torbasıyla çalışırlardı. Eski Yunanlı boksörler izleyicilerle çevrili açık bir alanda karşılaşırlardı. Önceleri ellerini sarmak ve kolun bilekten dirseğe kadar olan bölümünü korumak için yumuşak deriden yapılma şeritler kullanırlardı, ama sonradan sert deri kullanmaya başladılar. Böylece bandaj, korumadan çok, bir silah haline geldi. İlk boksörler yalnızca şan için dövüşürken, daha sonra Eski Yunan ve Roma’da zenginler kendi eğlenceleri için, köleleri boksör olarak yetiştirmeye başladılar. Eldiven olarak, üstünde madenden çiviler bulunan deri bağcıklar (kestos) kullanıldı. Gladyatörler arasındaki dövüş boksörlerden biri ölünceye değin sürüyordu. Roma İmparatorluğu döneminde gözden düşen bu spora ilişkin ipuçlarına çağımıza değin bir daha rastlanmadı.

Eldivensiz boks.


Kayıtlara geçen ilk eldivensiz dövüş, 1681’de, Albemarle dükünün uşaklarından biri ile bir kasap arasında İngiltere’de yapılmıştı. Ama ilk şampiyon olarak James Figg kabul edilir. 1719’da oybirliğiyle şampiyon olan Figg, bu unvanı 15 yıl kadar elinde tuttu. Boksta yaklaşık 19. yüzyıl sonuna değin eldiven kullanılmadı ve önceleri hiçbir kural da yoktu. Güreş oyunları yapmak, yere düşen rakibe vurmak serbestti. Para, ödül ya da ring kenarında girilen bahisler için dövüşülürdü. Figg ve onun izinden gidenler, Londra’daki haydutlara karşı kendilerini savunmak isteyenlere boksun yanında eskrim ve sopa ile dövüşmenin de öğretildiği okullar açtılar. Ödüllü boks başlıca bu okullarda yapıldı ve ders veren ustalar da hem düzenleyici, hem de yarışmacı olarak karşılaşmalara katıldılar. 1734-50 arasında şampiyonluk unvanını elinde bulunduran Jack Broughton ilk kez boksa kurallar getirdi.

Böylece, bir raunt boksörlerden biri düşene değin sürüyor ve yere düşen 30 saniye sonra devam edebilecek duruma gelmezse karşılaşma sona eriyordu. Kurallara göre rakibe yerdeyken vurmak ve bel altından tutmak yasaktı. Broughton’ın okulunda, aralarında zenginlerle soyluların da bulunduğu öğrenciler antrenmanlar sırasında, günümüzdeki boks eldivenlerinin ilk örneklerinden olan, keçeden yapılmış eldivenler giyerek dövüşürlerdi. Broughton’dan bir süre sonra, şikeli maçlar yüzünden ödüllü boks saygınlığını yitirdi. Şike, boks tarihi boyunca zaman zaman kendini gösteren bir sorun olarak kaldı. Hukukçuların ve din gruplarının boksa yaklaşımı ise her zaman düşmanca oldu. Bu düşmanlık bazı dönemlerde artıp bazı dönemlerde azalsa da yok olmadı. Boksörlerin ringde ölmesi boksa karşı çıkanların sık sık seslerini yükseltmesine yol açıyordu. Broughton’ın da kurallarını, bir karşılaşmada rakibinin ölmesi üzerine önerdiği söylenir.

Londralı ödül dövüşçüleri 18. yüzyıl boyunca ve neredeyse 19. yüzyılın sonuna değin boksta egemenliklerini sürdürdüler. Ama çok ender olsa da, İrlandalI, ABD’li ve AvustralyalI rakipleri çıkıyordu. Bilimsel bir yaklaşımı olan ilk ödül boksörünün Daniel Mendoza olduğu kabul edilir. 1780’lerin sonunda, rakibin yüzüne hızla vurarak dengesini bozup daha etkili saldırılara karşı kendini koruyamaz hale getiren sol direk vuruşların ve ayak oyunlarının önemi üzerinde duran Mendoza, önceki dövüş tekniklerini profesyonel boksa başarıyla aktardı. Mendoza’nın izinden giden John (Kibar) Jackson, boksu seçkin kişiler için çekici hale getirmeye çalıştı. Pierce Egan en önemli boks yazarı oldu. Londralı boksörler 1818’den başlayarak ABD’de karşılaşmalar yaptılar, ama burada dövüşen ilk şampiyon 1837’de Sağır Burke oldu.

Broughton kurallarını 1839’da konan London Prize Ring kuralları izledi. 1853’te yeniden gözden geçirilip düzeltilen bu kurallar, karşılaşmaların yaklaşık 7,3 m2 (24 ft2) büyüklüğünde, halatla çevrili bir ringde yapılmasını gerektiriyordu. Rauntlar ve dövüşün bitmesiyle ilgili kurallar Broughton nikilerle aynıydı, ama yere düşen boksörün başkasının yardımıyla ayağa kalkması yasaklanarak, bunu kendi gücüyle yapması koşulu getirildi. Tekmelemek, göze parmak sokmak, ısırmak, kafa atmak, belden aşağı vurmak kesinlikle faul kabul edildi. İngiliz Amatör Spor Kulübü üyelerinden John Graham Chambers’ın hazırladığı kurallar, 1867’de, 9. Queensberry markisi John Sholto Douglas’ın desteğinde yayımlanarak London Prize Ring kurallarının yerine geçti. Bu kurallar günümüzdeki boks sporunu da doğrudan etkilemiştir.

Ayrıca marki, 1867’den 1885’e değin her yıl verilen şampiyonluk ödülleri koydu. 1860’larda profesyoneller arasında şampiyon olan James (Jem) Mace, Gueensberry markisi kurallarını ABD’ye tanıttı. Kendisine dünya şampiyonu da diyen 1882 ABD şampiyonu John L. Sullivan eldivensiz dövüşçülerin sonuncusuydu. Queensberry markisi kuralları ile ilk dünya şampiyonu ise, 1892’de Sullivan’ı yenen “Kibar Jim” lakaplı James J. Çorbett oldu.

Mace’i izleyen İngiliz boksörler ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve pek ender olarak da kara Avrupa’sında karşılaşmalar yaptılar. Ama gene de Avrupalı boksörler 20. yüzyıla değin uluslararası üne kavuşamadılar. Fransa’da boks, Fransız boksu (la boxe française) ya da savateolarak bilinen ve tekme ile yumruk dövüşünü birleştiren sporun yerini aldı.

Çağımızda boks


Sullivan’dan sonra ABD iki nedenle boksun merkezi oldu: Göçler hazır bir izleyici kitlesi getiriyor, göçmenler de sürekli yenilenen bir boksör kaynağı oluşturuyordu. 1840’ların sonundaki patates kıtlığının ardından İrlandalIların buraya gelmesiyle başlayıp 1848’deki siyasal özendirmelerden sonra başka ülke yurttaşlarının da gelmesi biçiminde süren göçler, birbirinden farklı insanları bir araya getirdi. Sonuçta, farklı etnik ve dinsel gruplar 20. yüzyılda ABD’de boksa egemen oldular. Önceleri ağır sıklette üstün olan İrlandalIlar, 1915’ten sonra bütün sıkletlerde üstünlük sağladılar. Yahudi boksörler özellikle 1915- 30 arasında öne çıktılar; İtalyanlar ise 1920’lerden sonra etkili olmaya başladılar. 19. yüzyılda yetenekli birkaç Siyah boksör ortaya çıktıysa da, bunlar çoğu zaman ırkçı önyargılarla karşılaştılar. Ağır sıklette John L. Sullivan, Peter Jackson’a karşı unvanını korumayı reddederken, Jack Dempsey, Harry Wills ile dövüşmedi. Jack Johnson 1902’den sonra ağır sıklette unvan karşılaşması yapabilecek nitelikte olduğu halde, ancak altı yıl uğraştıktan sonra, 1908’de şampiyonluk dövüşüne çıkabildi ve şampiyon oldu. Öteki sıkletlerde de önemli Siyah boksörlerin yalnızca Siyah boksörlerle karşılaşmasına izin verildi. En ünlü ağır sıklet şampiyonlarından Joe Louis’le (1937-49 arasında bu unvanı elinde tutmuştur) bu durum ortadan kalktı ve ondan sonra Siyahlar beyazlardan daha fazla şampiyonluk unvanı elde ettiler. İspanyol-Amerikan Savaşı’ndan sonra Amerikan boksunun etkisi Filipinler’e kadar yayıldı. Meksika’dan gelen göç arttıkça, MeksikalI boksörler de ABD’de öne çıktılar. II. Dünya Savaşı’ndan sonra başta Japonya ve Güneydoğu Asya ülkeleri olmak üzere Asya’ya yayılan boks, 1950’lerde de yeni kurulan Afrika devletlerinde yaygınlaştı. 20. yüzyılın ikinci yarısında ABD yalnızca ağır sıklette üstünlüğünü koruyabildi.

Sıkletler


18. yüzyılda ve 19. yüzyılın ilk yarısında boksörler ağırlıkları ölçülmeden, yani serbest sıklette karşılaşma yapıyorlardı. Bununla birlikte o dönemdeki boksörlerin çoğu bugünkü ağır sıklet kilosundaydı. Bunun iki istisnası 70 kg dolayındaki Mendoza ve Mace’ti. Öteki sıkletler 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıktı. Ama uluslararası bir otoritenin olmaması, çeşitli ülkelerde farklı uygulamalara yol açıyor, hatta bir sıklette şampiyon olan boksörün, kilo aldığında, rakibiyle karşılaşma koşulu olarak limitleri kendiüğinden yükseltmesine bile izin veriliyordu. 1910’da sıkletler konusunda İngiltere ve ABD arasında belli bir anlaşmaya varıldıysa da, Avrupa Boks Birliği (kuruluşu 1948) ve Dünya Boks Birliği aşağıdaki sıkletler üzerinde ancak 1970’te anlaştılar. Sinek sıklet 50,8 kg’ye kadar, horoz sıklet 53,5 kg’ye kadar, tüy sıklet 57,2 kg’ye kadar, hafif sıklet 61,2 kg’ye kadar, velter sıklet 66,7 kg’ye kadar, orta sıklet 72,6 kg’ye kadar, yan ağır sıklet 79,4 kg’ye kadar, ağır sıklet 79,4 kg’nin üstünde.
Ad:  boks2.JPG
Gösterim: 141
Boyut:  69.2 KB

Aynca sinek sıkletin altında hafif sinek ve saman sıkletler, sinekle horoz sıklet arasında süper sinek sıklet, horozla tüy sıklet arasında yan tüy sıklet, tüyle hafif sıklet
arasında yan hafif sıklet, hafifle velter sıklet arasında yan velter sıklet, velterle orta sıklet arasında yarı orta sıklet, ortaylayan ağır sıklet arasında süper orta sıklet ve yan ağırla ağır sıklet arasında kruvazör sıklet de vardır. Profesyonel bokstan ayn olarak Olimpiyat ve Dünya Şampiyonaları için Uluslararası Amatör Boks Birliği tarafından belirlenen sıkletler de şöyledir: Hafif sinek sıklet 48 kg’ye kadar, sinek sıklet 51 kg, horoz sıklet 54 kg, tüy sıklet 57 kg, hafif sıklet 60 kg, hafif velter sıklet 63,5 kg, velter sıklet 67 kg, yarı orta sıklet 71 kg, orta sıklet 75 kg, yarı ağır sıklet 81 kg ve ağır sıklet 81 kg’nin üstünde. Boksörler isterlerse kendi sıkletlerinin üstünde dövüşebilecekleri gibi, aynı zamanda birden çok sıklette şampiyon da olabilirler. Örneğin Henry Armstrong 1937-39’da tüy sıklet, 1938-39’da hafif sıklet ve 1938-40’ta velter sıklette şampiyonluk unvanını elinde tuttu. Boksörler spora gençken başlar ve çoğunlukla aynı sıklette kalmazlar. ABD’li boksör Genç Stribling 1921’de horoz sıklette boksa başladı ve 1933’te, ağır sıklete kadar her sıklette dövüşmüş olarak öldü.

Organizasyon, tik zamanlarda boks maçları yalnızca boksörler tarafından düzenlenirdi. Boksörler 19. yüzyılın ikinci yarısına değin, aynı zamanda kendi kendilerinin menajerleri ve organizatörleriydiler. Başlangıçta boksörler kendi kendilerini şampiyon ilan eder ve unvanlarını da çoğunlukla ringde yitirirlerdi. İlk organizasyonlar, boks okullarının ilk dönemlerinden beri hızla artan amatörler arasında yapıldı. Boks karşılaşmaları 19. yüzyılda giderek daha ilgi çekici hale geldi. 1860’ta John Graham Chambers öbür sporların yanında boksu da kapsayan Amatör Spor Kulübü’nü kurdu. 1880’de İngiliz hükümeti bünyesinde Amatör Boks Federasyonu (ABA) kuruldu. 1888’de Amatör Spor Birliği’nin (AAU) kurulmasıyla ABD’de yıllık boks karşılaşmaları düzenlendi. Boks 1904’te Ölimpiyat Oyunlan’na girdi (1912 dışında) ve ABA’nın düzenlediği şampiyonalara 1906’da ABD’li, daha sonra da Fransız, AvustralyalI ve Güney Afrikalı boksörler katıldı. 1903’te kurulan ilk amatör boks kuruluşu Fransız Boks Federasyonu, II. Dünya Savaşı’nda varlığını koruyamadı, ama 1946’da yeniden oluşturulan Uluslararası Amatör Boks Federasyonu, 1948’den başlayarak Olimpiyat Oyunları’nda bokstan sorumlu oldu. 1926’da Chicago Tribüne gazetesince başlatılan ve 1927’den sonra Altın Eldiven adını alan turnuva, AAU şampiyonalarını genişleterek, ABA’nın düzenlediği şampiyonalarla birlikte sonraki dönemde pek çok profesyonel boksörün yetişmesini sağladı.

İngiltere’de modern profesyonel boks organizasyonu 1887’de kurulan ve 1891’de yerini Ulusal Spor Kulübü’ne bırakan Pelican Club ile başladı. 1929’dan sonra İngiliz Boks Denetleme Kurulu, Ulusal Spor Kulübü’nün yerini başarıyla doldurdu. ABD’de ise organizasyon daha geç ortaya çıktı. Organizatörlerin ayarladığı karşılaşmaların önündeki tek engel eyalet kurullarının getirdiği düzenlemelerdi. Bunların en saygını olan New York Kurulu 1920’de Walker Yasası’nı hazırladı. 1920’de kurulan ve 1962’de Dünya Boks Birliği (WBA) adını alan Ulusal Boks Federasyonu 1959’a değin gerçekte organizatörler kadar güçlü değildi. Bu tarihte ABD Yüksek Mahkemesi, 1949’da kurulan Uluslararası Boks Kulübü’nün antitröst yasalan bozduğu gerekçesiyle kapatılmasını kararlaştırdı. WBA’daki ABD egemenliği, 1963’te ona rakip olarak Dünya Boks Konseyi’nin (WBC) kurulmasına yol açtı. Her iki örgüt de boks kuralları ile değil, şampiyonluk karşılaşmaları düzenlemek ve şampiyon ilan etmekle ilgilendi. 1965’ten sonra WBA ve WBC, çok ender uyuşarak şampiyon ilan etmeye başladılar. Bu da kaçınılmaz olarak şampiyonların saygınlığının azalmasına yol açtı. Altın çağ. Boksun büyük yaygınlık kazandığı ilk dönem, ABD’li organizatör Tex Rickard’ın milyonları bulan hasılatlar elde etmesiyle, 1920’lerde başladı. Boks bütün sıkletlerde izleyici çektiyse de, en büyük ilgiyi ağır sıklet karşılaşmaları görüyordu. Büyük kitlelerce tanınıp sevilen ilk boksör Jack Dempsey’di. Ama eğitim görmüş bir kişi olan Gene Tunney onu tahtından indirdi. Joe Louis de uzun süre koruduğu şampiyonluğu boyunca gözde boksörlerdendi. Bu dönemde şampiyonluk karşılaşmalarının radyodan yayımlanması izleyici sayısını artırdı.
kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 19 Temmuz 2018 01:26

16 Haziran 2016 17:04       Mesaj #2
ahmetseydi - avatarı
VIP Je Taime
Ad:  boks.JPG
Gösterim: 232
Boyut:  23.6 KB

Boks ve televizyon


Louis’in 1949’da unvanını yitirmesiyle birlikte boksun ikinci parlak dönemi başladı. Karşılaşmaların televizyondan yayımlanması çok ilgi topladı ve 1950’lerde, yayınlar azahncaya değin bu ilgi sürdü. 1959’da Uluslararası Boks Kulübü’ nün dağılmasından sonra ABD’deki boks sermayesi New York’tan Los Angeles’a kaydı. 1920 ve 30’larda büyükçe kentlerde, dışardan gelen rakiplerle yıl boyu süren karşılaşmalar düzenlemeye yetecek kadar boksör varken, 1980’lere doğru boksu destekleyebilecek kentlerin sayısı yavaş yavaş azaldı. Şampiyonluk dövüşlerinin televizyon ve film haklarının satılması geliri artırdı ve bütün dünyada karşılaşmalar düzenlenmeye başladı. 1980’lerde yalnızca ağır sıklette değil, bütün sıkletlerdeki şampiyonluk dövüşleri 15 milyon dolardan fazla gelir getiriyordu. Bir şampiyonluk dövüşündeki en büyük para olan 8,5 milyon dolan, ağır sıklet dışından bir boksör, Sugar Ray Leonard kazandı.

Sponsorlu Bağlantılar

Profesyonel ve amatör boks


Queensberry markisi kurallanyla birlikte yakın dövüş yasaklanmıştı. Ring hakeminin, “Boks yapın, kavga etmeyin” uyarısı profesyonel maçlar ile amatör maçlar arasındaki temel farkı ortaya koyuyordu. Amatör karşılaşmalarda nakavt durumunda (rakip yere düştüğünde) 10’a kadar sayılması bir hak olarak tanınırken, sayı ve masa hakemleri tarafından verilen karann önemi vurgulandı. Zamanla karar sistemi profesyonel boksta da benimsendi. Bugün artık bir boksör nakavt ya da faul ile karşılaşma kazanabileceği gibi, rakibini sayıyla da yenebilir. Bütün boksörlerin bağlı olduğu tek bir otorite, hatta profesyonel ve amatörler için ayrı ayrı otoriteler bulunmadığından, kurallar bölgeye göre değişebilmektedir. Ringin büyüklüğü şampiyona standardı olan 7,3 m2’nin altında olabilir. 0,227 kg ağırlığındaki eldivenlerin yerine daha yumuşak, ama daha ağır olanlar kullanılabilir. Karşılaşmayı tek ring hakeminin yönetmesi genel kuraldır, ama masa hakemlerinin sayısı iki ile beş arasında değişir ve bazı durumlarda ring hakeminin oy hakkı yoktur. Raunt aralarında her boksör için iki yardımcının ringe çıkmasına izin verilir. Karşılaşma sırasında hazır bulunan bir doktor, özellikle kaş yarılmaları ve göz yaralanmalarında, dövüşü durdurup durdurmama konusunda hakeme öğüt verebilir. Amatörlerde karşılaşmalar 3 rauntken, pofesyonellerde 4 ile 12 arasında değişir. Şampiyonluk dövüşleri ise 15 raunt üzerinden yapılır. Bütün boksörler dişlerini korumak, dişeti ve dudaklardaki yarılmaları en aza indirmek için üst dişlerine koruyucu dişlik takarlar. Amatör karşılaşmalarda, boksör ciddi biçimde yaralandığında ring hakemine dövüşü durdurması söylenir. Profesyonel dövüşlerde ise, boksör kendini savunamayacak duruma geldiğinde ring hakemi karşılaşmayı durdurur. Hem amatör, hem profesyonel boksta rakibini yere deviren boksör sayma başlamadan önce tarafsız köşeye gitmek zorundadır. Amatör boksta, yere düşen rakip sayma bitmeden kalkarsa, ayaktayken sekize kadar sayılmasını bekler.

Türkiye'de boks


Bu sporun Türkiye’de yaklaşık 75 yıllık bir geçmişi vardır. İstanbul’un işgali sırasında yabancı askerlerin birbirle- riyle yaptıkları boks karşılaşmalarıyla tanınmış, daha çok I. Dünya Savaşı’ndan sonra ilgi görmeye başlamıştır.

İlk Türk boksörleri Galatasaray Kulübü’nün ilk futbolcularından Sabri Mahir ve İngiliz Kemal adıyla bilinen Esat Tomruk’tu. Avrupa ringlerinde başarılı karşılaşmalar yapan Sabri Mahir aynı zamanda, Dünya ağır sıklet boks şampiyonu Max Schmelling’in ilk antrenörüydü. Bu ilk dönemde Zeynel Akandere, Mazlum Kemal, Mısırlı Mazhar, Hilmi Bic, Ziya Boyer, İsmet Uluğ, Kemal Begof, Mazlumidis, Saranga, Kemal Türel adlarını duyuran öteki Türk boksörleriydi.

İlk boks kulübü, Akşiyani adlı bir Yahudi tarafından 1919-20’de İstanbul’da açıldı. Üç yıl sonra da Boks Federasyonu kuruldu (1923), başkanlığına Eşref Şefik Atabey getirildi. Boks Federasyonu’nun kısa bir süre sonra Güreş Federasyonu’na bağlanması Türkiye’de boks sporunun gelişmesini engelledi. Boksta ilk milli takım 1928’de kuruldu, uluslararası ilk karşılaşmalar da aym tarihte, Moskova’da SSCB ve Bakû’da Azerbaycan milli takımlarıyla yapıldı. Bu takımda GalatasaraylI Necmi, Beşiktaşlı Rauf, Fenerbahçeli Rıza Nemlioğlu ve Sıtkı Piran ile Selami yer almıştı. 1930’lardaki en önemli bireysel başarıya 1938’de ABD’deki “Altın Eldiven” şampiyonasında 830 boksör arasında birincilik kazanan Melih Açba ulaştı. Bu yıllarda başarılı olan başka boksörler arasında şu adlar sayılabilir: Cihet Vurucu, Nuri Kadıköylü, Küçük Kemal, Tank Akçırpan, Küçük Selami, Pakarat, Yorgo Tagar, Karpit, Saranga, Abdi Özkutlu, Recep Ozkutlu, Necip Şerif, Halit Ergönül, Kenan Yargan, Hüseyin Er, Abdullah Tomba, Hayri Angün, Cevdet Özçentik, Cafer Cik, Ziya Musluoğlu ve Oktay Altıok.

Boks 1942’de yeniden bağımsız bir federasyona kavuştu, II. Dünya Savaşı yıllanndaki duraklama döneminden sonra 1946’da Dublin’de yapılan Avrupa Boks Şampiyonasında alman başarılarla hareketlilik kazandı. Bu şampiyonada kilosunda en teknik boksör seçilen Vural İnan ile Avrupa karmasına çağrılan Halit Ergönül adlarını duyurdular.

1950’ler Türk boksu için yeni bir dönem oldu. İstanbul ve Ankara bölgesinin etkinliklerinin yanı sıra İzmir, Konya, Kocaeli ve İçel bölgelerinin de boks sporuna ilgi göstermesi, bu sporun Türkiye geneline yayılmasını etkiledi. Profesyonel boks 1950’de başladı. Bu tarihte eski boksörlerden Mahmut Kefeli, Boks Birliği’nden lisans alarak bazı başarılı amatör boksörleri profesyonel yaptı ve İstanbul Boks Kulübü adı altında ilk profesyonel boks kulübünü kurdu. İlk profesyonel karşılaşmalar da gene aynı tarihte, İstanbul’da Fransızlarla yapıldı. İlk profesyonel boksörler arasında olan Garbis Zaharyan boks yaşamını uzun bir süre başarıyla sürdürdü. Ayrıca 1959’da Beyrut’ta yapılan Akdeniz Oyunlan’nda Vural İnan ile Fuat Birol ikinci, Luzern’de yapılan 13. Avrupa Boks Şampiyonasında Orhan Tuş üçüncü olarak uluslararası alanda madalya kazanan ilk Türk boksörleri oldular.

1962’de Ankara’da yapılan Balkan Şampiyonasında Kemal Yalçmkaya ilk altın madalyayı kazandı. 1967 Balkan Şampiyonasında Celal Sandal,Nazif Kuran, Seyfi Tatar ve Engin Yadigâr birinci olarak dört altın, 1968 Balkan Şampiyonasında Seyfi Tatar ve Celal Sandal birinci olarak iki altın madalya kazandılar. Ayrıca 1967’de profesyonel boksa geçen Cemal Kamacı’nın 1972’de Fransız Roger Zami’yi yenerek Avrupa profesyonel boks şampiyonu olması da önemli bir başarıydı. Bundan başka 1970’lerde uluslararası karşılaşmalarda Celal Sandal 7 altın, 2 gümüş, 1 bronz, Seyfi Tatar da 6 altın, 4 gümüş madalya aldılar.

Türk boksunun son dönemde en başarılı dereceleri 51 kg’de Eyüp Can ve 54 kg’de Turgut Akçay’ın 1984 Olimpiyat Oyunlan’nda aldıkları üçüncülük, Eyüp Çan’ın 1985 Dünya Şampiyonasında aldığı üçüncülük, 81 kg’de Fikret Güneş’in hem 1990 Dünya Şampiyonası, hem de 1990 Dünya Kupası’nda aldığı üçüncülük, 51 kg’de Soner Karagöz’ün 1991 Akdeniz Oyunları’nda aldığı birincilik ve 81 kg’de Mehmet Gürgen’in 1991 Dünya Şampiyonasında aldığı üçüncülüktür. Ayrıca daha sonra profesyonelliğe geçen ve spor yaşamını Danimarka’ da sürdüren Eyüp Can 1989’da Danimarka lisansıyla dövüşerek 51 kg’de Avrupa şampiyonu olmuştur. Türkiye’de uluslararası kurallar çerçevesinde en geniş organizasyon her yıl Boks Federasyonu tarafından Türkiye Boks Şampiyonası adı altında düzenlenmektedir. Bu şampiyonada amaç bütün sıkletlerde Türkiye birincilerini ve milli takımı seçmektir.
kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 13 Temmuz 2018 02:35
13 Temmuz 2018 02:24       Mesaj #3
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Boks nedir?


Boks genel teknikleri nelerdir?
BOKS, iki yarışmacının belirli kurallar içinde, yumruklarıyla dövüşerek yaptığı bir spordur. Boks karşılaşmaları ring adı verilen, üç sıra halatla çevrili, yerden yüksekte kare biçimin­de bir alanda yapılır.

Kurallar ve Puanlama

Bir boks maçı üç türlü kazanılabilir: Boksör­lerden biri rakibinden daha fazla puan topla­***** maçı sayıyla kazanabilir; yere düştük­ten sonra 10 saniye içinde ayağa kalkmayı ya da raundun başında ringe yeniden çıkmayı başaramayan boksöre nakavt oldu denir ve rakibi galip ilan edilir; ring hakemi ya da doktoru bir boksörün artık kendini savuna-mayacak durumda olduğuna karar verebilir ve rakibinin maçı teknik nakavtla kazandığı ilan edilir.
Zorunlu sekize kadar sayma pek çok maçta uygulanan bir kuraldır. Bu kurala göre, bir boksör yere düştükten sonra, ring hakemi sekize kadar saymayı tamamlamadan boksa yeniden başlanmaz; her iki boksör ayakta olsa bile hakem sekize kadar saymayı sürdürür. Rakibini yere düşüren boksör, hakemin say­maya başlamasından önce tarafsız köşeye gitmek zorundadır. Gong çaldığında boksör yerdeyse sayma devam eder. Zorunlu seki­ze kadar sayma kuralı daha çok ABD'de uy­gulanır. Gene ABD'deki maçlarda bir raunt­ta üç kez düşen boksör yenilmiş kabul edi­lir.

Bokstaki önemli kuraldışı davranışlar (faul­ler) şunlardır: Belden aşağıya vurmak; bir elle vururken öbür elle rakibi tutmak; rakibi yerdeyken ya da yerden kalkıyorken vurmak; rakibi itmek, kafa, omuz ya da dizle vurmak; enseye vurmak. Faul yapan bir boksör uyan-labilir, puan kaybedebilir ya da yenik sayıla­bilir.
En yaygın puanlama yöntemleri raunt ve sayı sistemleridir. Raunt sisteminde, her bir raunt­ta hangi boksörün daha iyi dövüştüğü belirle­nir. Rauntların çoğunda daha iyi dövüştüğü kabul edilen boksör kazanır. Sayı sisteminde, her raundun sonunda, o rauntta başarılı olan boksöre amatör boksta 20, profesyonel boks­ta 10 sayı verilir. Rakibine de ona oranla daha az bir sayı verilir. Maç sonunda, daha çok sayı almış olan boksör kazanmış olur. ABD ve birçok başka ülkede puanları bir ring hakemi ve iki masa hakemi verir. Olimpiyatlar'da ring hakeminin oy hakkı yoktur; yalnızca beş masa hakemi puan verir. İngiltere'de ve bazı ülkelerde maçı kimin kazandığına çoğu za­man ring hakemi tek başına karar verir.
Amatör karşılaşmalar genellikle profesyo­nellerden daha kısadır ve bazen yalnızca ikişer dakikalık üç raunttan oluşabilir. Pro­fesyonel boksta her biri üç dakikalık, en çok 15 raunt vardır. Genellikle her raunt arasında bir dakika ara verilir.

Tarih
Eski Yunan'da ve Roma'da spor olarak bir tür yumruk dövüşü yapılırdı; ama boksun asıl başladığı yer Londra'dır. 1719'da gezgin bir gösterici olan James Fig çıplak yumrukla yapılan basit bir boks türü ortaya attı. Lon­dra'da, Tottenham Court Road'da bir ring kurarak ders vermeye başladı; kendisini şam­piyon ilan etti ve gelen gidene kendisiyle dövüşmesi için meydan okudu. Ödüllü dövüş olarak adlandırılan bu boksun başlangıçta hiçbir kuralı yoktu; ısırma, tekmeleme, raki­bi yere atma gibi hareketler yasak değildi. Çıplak yumrukla yapılan bu dövüşler çok acımasız oluyor ve bazen saatlerce sürü­yordu.
1795-1825 yılları arasında her sınıftan insa­nın çok sevdiği ödüllü boksun en tanınmış öğreticisi 1795'ten 1800'e kadar şampiyonluk unvanını koruyan "centilmen Jackson" oldu. Ama, bu yıllardan sonra ödüllü boks giderek gözden düştü. Bu düşüşün başlıca üç nedeni vardı: Birincisi, maçları izlemeye gelen kana susamış kalabalıklar; ikincisi, maçlar üzerine laşmaları yalnızca eş kilolardaki boksörler arasında yapılır. Uygulamada, her iki yarış­macının da aynı sıklette (uluslararası kurallar­la belirlenmiş ağırlık gruplarında) olması ge­rekir.

Boks Sıkletleri Üst Sınırlar
Ad:  boks1.JPG
Gösterim: 224
Boyut:  36.0 KB

Özgürlük Savaşı
1810'da Venezuelalılar İspanyol valiyi devi­ oynanmaya başlanan kumar ve üçüncüsü, bazı maçların çok acımasız olmasıydı.1866'da Amatör Spor Kulübü kuruldu. Başlıca destekleyicileri olan John Chambers ve VIII. Oueensburg markisinin yönlendir­mesiyle eldivenle yapılan maçlar için kurallar kondu. Çağdaş boks bu kurallara dayanmak­tadır.

ABD'de boks 19. yüzyıl başlarında ortaya çıktı. İlk dönem maçlarının çoğunluğu çeşitli çiftliklerden köleler arasında yapıldı. 1880'lerde John L. Sullivan'la birlikte ABD' de boksa karşı ilgi arttı. Sullivan, dünya şam­piyonu olduğunu ileri süren ilk ABD'li ***­sör Paddy Ryan'ı 1882'de nakavtla yenerek dünya şampiyonluğunu kazandı.
Dünya ağır sıklet boks şampiyonluğunu ka­zanan ilk Siyah boksör Jack Johnson oldu. Johnson 1908'de şampiyon olur olmaz, boks girişimcileri şampiyonluğu geri alacak bir be­yaz adam aramaya başladılar. Johnson'un boks yaşamının büyük bir bölümü ırkçı önyar­gılardan kaynaklanan gerilim içinde geçti.
1937'de Joe Louis ağır sıklet şampiyonu ol­du; "Kara Bomba" olarak anılan Louis bu un­vanı kazanan ikinci Siyah boksördü . Louis 1949'da, yenilmeyen şampi­yon olarak emekliye ayrılıncaya kadar unva­nını 25 kez koruyarak bir rekor kırdı.
1950'lerin en ünlü şampiyonu Rocky Mar-ciano'ydu. Boks tarihindeki en sert yumrukla­ra sahip boksörlerden biri olarak kabul edilen Marciano, hiçbir profesyonel maçında yenilgi almamış tek boksör olarak 1956'da boksu bı­raktı.
1960'lar ve 1970'lerde dünya boksunun en gözde kişisi Muhammed Ali oldu (bak. Mu-hammed AÜ). Boksun en hareketli ve en çok tartışılan şampiyonlarından biriydi.
Ağır sıklet dışındaki sıkletlerde de önem­li boksörler çıkmıştır. Örneğin Henry Armstrong aynı zamanda tüy sıklet, hafif sık­let ve velter sıklet şampiyonluğunu elde et­mişti. Tüy sıklet ve hafif sıklette George Dbcon, VVillie Pep, Joe Gans ve Benny Leo-nard gibi büyük boksörler dövüşmüştü.

Türkiye'de Boks
Boks Türkiye'de I. Dünya Savaşı sonrasında ilgi görmeye başladı. İlk boks kulübü 1919'da İstanbul'da açıldı. 1923'te Boks Federasyonu kuruldu. İlk başkanı Eşref Şefik Atabey olan Boks Federasyonu, bir süre sonra Güreş Fe-derasyonu'na bağlandı ve ancak 1945'te yeni­den bağımsız bir federasyon kuruldu.
Uluslararası ilk boks karşılaşmaları 1928'de SSCB ve Azerbaycan takımlarıyla Moskova ve Baku'da yapıldı. 1940'ta ABD'de yapılan "Altın Eldiven" amatör boks şampiyonasında Melih Acba 66 kiloda birincilik kazandı. Dub­lin'de yapılan 1947 Avrupa Boks Şampiyona­sında Vural İnan en teknik boksör seçildi.
Profesyonel boks Türkiye'de 1950'lerde başladı. Eski boksörlerden Mahmut Kefeli, İstanbul Boks Kulübü adıyla ilk profesyonel kulübü kurdu.
1960'larda Akdeniz Oyunları, Balkan Şam­piyonası ve Avrupa Şampiyonasında birçok madalya kazanıldı. Bu dönemin başlıca ***­sörleri Seyfi Tatar, Celal Sandal, Cemal Ka­macı, Nazif Kuran, Engin Yadigâr ve Kemal Yalçınkaya'dır. Cemal Kamacı profesyonel boksa geçerek 1970'te Avrupa şampiyonu ol­du. 1970'lerde de Akdeniz Oyunları ve Bal­kan Şampiyonası'nda basanlar sürdü. Celal Sandal yedi birincilik ve iki ikincilik, Seyfi Ta­hazırlanırken, boksörlerin birbiriyle yapacağı antrenmanların yanı sıra, gölge boksu, kum torbasıyla çalışma, ip atlama ve kondisyon için koşu yapılır.
Ad:  boks3.JPG
Gösterim: 137
Boyut:  46.6 KB

Boksörün saldın ve savunma gücü ile hızı dengesine ve harekete hazır olmasına bağlı ol­duğu için duruşu çok önemlidir. Ayaklann her hareketinin bir amacı olması gerektiği her zaman akılda tutulmalıdır. Boksör, ancak yumruk atmak, rakibinin sal-dınsından kaçınmak, daha iyi bir pozisyon almak ya da yanıltıcı hareketlerle ne yapaca­ğı konusunda rakibini şaşırtmak için hareket etmelidir. İyi ayak oyunlan, bir boksörün rakibine her zaman yumruk atabilecek kadar yakın, ama attığı yumruktan sonra geri çekile­bilecek ve karşı saldınyı savuşturacak kadar ra­kibinden uzak olması anlamına gelir.
Bunu başarmak için boksörün duruşu rahat olmalıdır. Sağa doğru biraz açılan sağ ayak, biraz öndeki sol ayakla bir denge oluşturmalı­dır. Her iki ayağın ucu da hafifçe sağa dönük olmalıdır; böylece bedenin yalnızca sol yanı rakibe gösterilir. Sol kol ileride, hafifçe sıkıl­mış sol yumruk çene hizasında olmalıdır. Gene yukan kalkık olan sağ kol ve çene hizasında çeneden yaklaşık 15 cm önde du­ran, daha az sıkılı sağ yumruk bedeni korur. Her iki dirsek de bedeni korumak için içe doğru çekilmiş ve çene sol omza doğru eğik olmalıdır. Denge yitirilmeksizin rakibin yum­ruğundan geriye kaçmayı kolaylaştırmak amacıyla beden öne doğru biraz eğik durmalı­dır. Bu duruş "İngiliz" ya da "Ortodoks" biçim olarak bilinir. Bunun tam tersi yani sağ ayağı ileride duran solak boksörlerin duruşu­na "ters duruş" denir.
Boksta doğru vuruş temeldir. Boksör yum­ruk atarken yumruğu eldivenin içinde iyice sıkılmış olmalıdır. Parmaklar kapalı ve baş­parmak ilk iki ya da üç parmağın kıvnmı içinde olmalıdır.
En yaygın vuruşlar, direk vuruş, çengel ve kroşe vuruş ile aparküt vuruştur. Direk vu­ruş, sağ ya da sol yumrukla düz olarak hızla ve genellikle art arda yapılan vuruştur. Bu tür yumruk rakibin dengesini ya da zamanlama­sını bozmak amacını taşır. Çengel vuruş kıvnk ve gergin bir durumdaki kolla yakın­dan atılan hasar verici bir yumruktur. Kroşe de buna benzer bir vuruştur, ama ağırlık merkezinin kaydınlmasıyla yumruğa bedenin ağırlığı da katılır. Aparküt aşağıdan yukarı doğru genellikle çeneyi hedef alarak atılan bir yumruktur. Çengel vuruş, kroşe ya da apar­küt rakibi nakavt edebilir.

Boksun Örgütlenmesi
Birçok ülkede yurtiçi şampiyonalan ve her düzeyde amatör boks karşılaşmaları düzenle­yen ulusal bir kurum bulunur. Başlıca ulus­lararası şampiyonalan Uluslararası Amatör Boks Birliği düzenler.
Aynca bazı ülkelerde profesyonel boksu yöneten örgütler de vardır. İki ayrı örgütün bulunduğu uluslararası alanda ise durum karı­şıktır. Dünya Boks Derneği (WBA), ABD' nin pek çok bölgesinde profesyonel boksu denetler. Dünya Boks Konseyi (WBC) ise Avrupa, Latin Amerika ve Doğu ülkelerinde­ki boks örgütlerini kapsayan, daha çok uluslar­arası nitelikte bir kuruluştur. Genel olarak her iki örgüt de yalnızca kendi şampiyonlarını tanır. Ne var ki, birkaç kez iki örgüt de aynı kişiyi dünya şampiyonu olarak tanımıştır.

Donanım
Amatör boksörler, yumuşak bir maddeyle beslenmiş 227 gr ağırlığında eldivenler giyer­ler. Profesyonel boksta sıklete göre, ağırlığı 170-283 gr arasında değişen eldivenler kulla­nılır. Eldiven giymeden önce eller koruyucu bir bantla sarılır. Profesyonel boksörler yal­nızca şort giyer, dişleri korumak için ağza lastikten dişlik, kasıkları korumak içinse şor­tun içine madeni bir koruyucu yerleştirirler. Antrenmanlarda koruyucu başlık giyerler. Amatör boksörler şort ve atlet giyer, karşılaş­malarda, diş ve kasık koruyucularından başka koruyucu başlık da takabilirler.
Profesyonel boksta ring büyüklüğü 5-6 m2 arasındadır. Amatör ring en az 3,6 m2 olur. Ringin köşeleri yumuşak bir maddeyle bes­lenmiştir.

Antrenman ve Teknik
Boks, çok yorucu bir spordur ve kusursuz bir sağlık ve zindelik gerektirir.
Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica
Son düzenleyen Safi; 19 Temmuz 2018 01:25
18 Temmuz 2018 18:59       Mesaj #4
Safi - avatarı
SMD MiSiM
BOKS
Alıntıdaki Ek 66832

a. (ing. box, vuruş'tan).
1. iki kişinin belirli birtakım kurallara uyarak yumruk yumruğa dövüştükleri spor dalı. (Eşanl. İNGİLİZ BOKSU.)
2. Tayland boksu, 1600 yıllarında Tayland'da doğan ve Avrupa'da kik-box adıyla tanınan, Uzakdoğu'nun geleneksel dövüş oyunu. Normal bokstan ayrı yanı, ayakların da kullanılmasıdır. Sonuç alıcı darbeler ayaklarla yapılır. 1985 Hollanda ve 1986 Avrupa kik-box şampiyonu yurt dışında bulunan Bayram Çolak adlı bir türktür.

Tarihçe


Yunan-roma yumruk dövüşü oyunu, XVIII. yy.'da ingilizler tarafından yeniden ortaya çıkarıldı. İngiltere'nin ilk şampiyonu James Figg’dir (1694-1733). Jack Broughton (1704 -1789), dövüş boksunun ilk ilkelerini oluşturdu (London Prize Ring Rules, 1838). Meraklı zenginler ya da bahisçiler tarafından düzenlenen çıplak yumrukla dövüşler, İngiltere ve ABD'de arttı. Daniel Men doza (1763-1836), John Jackson (1769 -1845), Tom Cribb (1781-1848), Bili Richmond (1763-1829), Tom Sayers (1860’ta amerikalı John C. Heenan'ı yendi) gibi boksörler büyük ün kazandılar. Ama, kurallara uygunluğu çoğu zaman kuşku uyandıran ve insanlık dışı bir sertlik içinde geçen karşılaşmalar, kamu düzenini bozuyor ve genellikle polisin müdahalesiyle sonuçlanıyordu.
1865'te, gazeteci John Graham Cham- bers, Oueensbury markisinin koruması altında, boks sporu kurallarının temellerini belirledi; buna göre maçlarda eldiven giyilmesi zorunlu tutuluyor ve özellikle şu ilkeler getiriliyordu:
—üç sıklet kategorisi (ağır: 71,667 kg'dan [158 libre] çok; orta: 63,503 kg'dan çok ve 71,667 kg'dan az; hafif: 63,503 kg’dan [140 libre] az);
—rauntların süresi: üç dakika ve her raunt arasında bir dakika dinlenme;
—knock-down'ın (düşüp yerde kalma) en uzun süresi: 10 saniye.

Bu kuralların tüm dünyada boks maçları düzenleyicileri tarafından giderek kabul edilmesi, boks sporuna yaygınlık ve güven kazandırdı. 1882’de John L. Sullivan (1858-1918), tartışmasız herkes tarafından kabul edilen ilk dünya şampiyonu oldu. XIX. yy.'ın sonlarından başlayarak boks gizlice Fransa'ya da girdi, sonra da resmen serbest bırakıldı. Birkaç yılda Paris, uluslararası boks karşılaşmalarının en canlı merkezlerinden biri oldu. Fransız boksörlerin ünü, Manş denizi’ ni ve Atlas okyanusu'nu aştı ve kimileri dünya çapında tanındı.

En önemli dünya şampiyonları: ağır sıklette, John L. Sullivan, James John Cor- bett (1866-1933), Bob Fitzsimmons (1862-1917), Jack Dempsey (doğm. 1895), Joe Louis (1914-1981), Rocky Marciano (doğm. 1923), Muhammet Ali (Cassius Clay) [doğm. 1942], Mike Tyson (doğm. 1966), daha alt sıkletlerdeyse, Georges Carpentier (1894-1975), Al Brown (1902-1951), Henry Armstrong (doğm. 1912), Ray “Sugar" Robinson (doğm, 1920), Josö Napoles (doğm. 1940), Carlos Monzon (doğm. 1942).
Profesyonel boksun büyük gelişmesine koşut olarak, İngiliz kolej ve üniversitelerinde uygulanan boksun devamı olan ve Pierre de Coubertin baronunun ön -ayak olduğu olimpiyat oyunları ruhunu sürdüren amatör boks da ilerleme gösterdi. Önceleri profesyonel boksa giden yolda bir evre olan amatör boks, yavaş yavaş benliğini kazandı ve özellikle 1904 Saint Louis ve 1908 Londra olimpiyat oyunları için düzenlenen turnuvalar ve bu sporun 1920 Anvers oyunları'ndan başlayarak olimpiyat programlarına girmesi sayesinde özerkliğine kavuştu.

Gerçekte amatör boks, birçok noktada profesyonel bokstan ayrılır: sıklet kategorileri, dövüş süresi, eldivenlerin ağırlığı, giyilen mayo ve hakem kurallarına daha sıkı biçimde uymak gibi.
XX. yy.'ın ikinci yarısından başlayarak amatör boks, çok güçlü bir örgüt olan Uluslararası amatör boks birliği'nin (bu örgüt, 120 kadar ulusu ve iki milyondan çok boksörü kapsar) koruması altında gelişmesini sürdürürken, World Boxing Council (WBC), World Boxing Association (WBA), New York State Athletic Öommission (NYSAC) gibi birçok rakip örgüte bölünen profesyonel boks, maç düzenleyicilerin ve menacerlerin baskısı altında ve kanlı dövüşlerin kurbanı olarak yavaş yavaş saygınlığını, seyircisini ve sporcularını yitirdi. Fransa'da profesyonel boksörlerin sayısı, yirmi yılda üçte iki oranında azaldı; karşılaşmaların sayısıysa daha da düştü. Profesyonel boksun altın çağı, 50'li yılların ötesine pek geçemedi.

Karşılaşmalar


Boks maçı, bir hakem tarafından yönetilir; hakem kurallara uyulmasına dikkat eder ve dört komut kullanır: time, rauntun başlaması ya da bitişi; stop, boksu durdurma; box, boksa yeniden başlama; break, birbirine sarılan boksörlerin ayrılması. Her karşılaşma 3 ya da 5 masa hakemi tarafından değerlendirilir. Orta hakem, iki masa hakemiyle birlikte karar verme durumunda da olabilir.

Maç için öngörülen süre bitmeden verilen galibiyet kararları şunlardır: yere düşen boksör on saniye sonra dövüşe devam edemeyecek durumdaysa rakibi karşılaşmayı nakavtla (knock-out) kazanır; hakem boksörlerden birinin dövüşe devam edemeyeceği kanısına varırsa oyunu durdurup öbür boksörü galip ilan eder; bir boksör, rakibinin hata yaparak diskalifiye edilmesi sonucu maçı kazanabilir; boksörlerden biri maçı bırakmak üzere yumruğunu havaya kaldırırsa rakibi galip ilan edilir. Boksörlerin elinde olmayan nedenlerle dövüşün yarıda bırakılmasına No-contest denir.

Maçın bitiminde, sayı ile galibiyet, en çok puanı toplayan boksörün olur; eşitlik durumunda, maç berabere biter.
Her rauntun sonunda hakem ya da hakemler boksörlere profesyoneller için 5 ya da 10 üzerinden, amatörler için 20 üzerinden not verirler. Bu notlar, raunt esnasında boksörlerin attığı yumrukların sayısını gösterir. Burada yalnız kurallara uygun olarak atılan yumruklar dikkate alınır; bunlar, yumruk sıkılı durumda el tarağının son dört parmağı kaplayan bölümüyle rakibin yüzüne ya da başının iki yanına ve belden yukansına atılır. Göğüs gö- ğüse boksta değerlendirme, kurallara uygunluğa, saldırı etkinliğine ve dövüşün bu evresinde elde edilen üstünlüğe göre yapılır.

Boks yapma yeterliliği, bir doktorun sıkı kontrolüne bağlıdır; hiçbir maç federasyon doktoru bulunmadan yapılamaz. Belden aşağıya yapılacak vuruşlardan korunmak amacıyla, her boksörün koruyucu bir korse ya da bir kemer kullanması zorunludur.

Dövüşün çeşitli evrelerinde yapılan hareket türleri şunlardır: saldırı, savunma, karşı-saldırı ya da karşı-vuruş. Başlıca saldırı vuruşlarıysa direk, kroşe, aparkat (uppercut) vesvving'dir. Savunmada, parad, blokajları (vücudun korunmasını sağlar) ve sakınmaları (rakip vuruşlarının boşa çıkarılması) kapsar; eskivler (darbeden sakınma biçimleri) geri çekilme, olduğu yerde dönme ya da yana çekilmedir. Karşı-saldırı vuruşları ise, durdurma vuruşu, kontra vuruş, geriletme vuruşu ve çapraz vuruştur. Gard ise bir boksörün hem saldırı, hem savunma için aldığı bir duruşu gösterir.

Türkiye'de boks


XX. yy. başlarında birkaç heveslinin bireysel girişimleriyle başladı (1910); 1919 yılından sonra yayıldı. İstanbul'un işgali yıllarında işgal kuvvetleri askerlerinin İstanbul’da yaptıkları boks karşılaşmaları türk gençlerini ringe çekti (1922). İstanbul'da ilk türk boks kulübü, Fransa Boks federasyonu'nun denetimi altında, bir musevi olan Aksiyani Efendi tarafından kuruldu (1919-1920).

ilk türk boksörleri İngiliz Kemal adıyla tanınan Esat (Tomruk), Galatasaray futbolcularından Sabri Mahir, Mazlum Kemal, Ziya (Boyer), Ali Sami, Hilmi Hoca, Kemai Hoca, Fenerbahçe futbolcularından Yavuz ismet (Uluğ) ve Mısırlı Mazhar beyler oldu. Öğrenimini Fransa'da sürdüren Sabri Mahir, katıldığı Fransa amatör boks şampiyonası'nda ikinci oldu (1911). Bir süre sonra Türkiye’nin ilk profesyonel boksörü ve türk boksunu yurt dışında temsil eden ilk boksör oldu. Sabri Mahir ayrıca, ağır sıklet boks şampiyonu alman Max Schmeling'in antrenörlüğünü de yaptı.

Galatasaray, Fenerbahçe ve Kurtuluş spor kulüplerinde boks şubeleri açılmasıyla türk boksunda yeni adlar ortaya çıktı: (Rıza [Nemlioğlu], Nuri Sıtkı [Piran], Büyük Selami, Küçük Selami, Tarık [Akçırpan], Necmi, Rauf, Yorgo Tagar ve Pakarat).

Boks sporunda ilk ulusal karşılaşmalar, ilk boks federasyonu başkanı Eşref Şefik (Atabey) zamanında gerçekleşti. Moskova'da, Sovyet Rusya ve Bakü'de Azerbaycan ulusal takımlarıyla karşılaşmalar yapıldı. Bu karşılaşmalarda Nuri Sıtkı (Piran), Selami, Necmi, Rauf ve Rıza (Nemlioğlu) S ulusal takımımızı temsil ettiler (1928). DaJj ha sonra yaptığı 359 maçın yalnızca birinde berabere kalan ve 358’ini kazanan i Galatasaray lisesi boksörlerinden Melih 8 Açba türk boksu adına yeni bir dönem başlattı. Melih Açba, Amerika'da yapılan en büyük amatör boks şampiyonası olan “Altın eldiven" şampiyonası'nda, kendi kilosunda (66 kg) birinci oldu (1940). Bu dönemde Cihan Vurucu, Abdi Ûzkutlu, Recep Özkutlu, Esat Cemiloğlu, Şerif Okankulu, Celal Bey, Kadir Özgüden, Necip Şerif, Halit Ergönül, Ali Ersoylu, Salih Özyazgan, Fuat Yücel, Halit Denli, Kenan Yargan, Terzi Ali, Hüseyin Er, Berber Burhan, Mehmet Sürenkök, Cafer (Karabomba) Cik, Ziya Musluoğlu ve (Sarı) Oktay Altıok başarılı boksörler arasında yer aldılar.

ilk.kez düzenlenen Avrupa boks şampiyonası Hüseyin Er, Vural inan, Kenan Yargan ve Halit Ergönül'den oluşan ulusal boks takımımızın ilk büyük sınavı oldu (1947). Bu şampiyonada "en teknik boksör" seçilen Vural İnan ve Avrupa karmasına çağrılan Halit Ergönül, resmi karşılaşmalarda başarılı olan ilk türk boksörleri oldular. 1959 Akdeniz oyunları'nda 60 J kg'da Vural inan, 63,5 kg’da Fuat Birol ikinci; XIII. Avrupa boks şampiyonası'nda da (1959) 57 kg'da Orhan Tuş üçüncü oldu. Ayrıca, profesyonel boks da bu yıllarda görüldü. Halit Ergönül, Ruhi Kuşçu, Aleks Papakozma, Alp Otsar ve Garbis Zaharyan, profesyonel olarak İstanbul Boks ihtisas kulübü’nde birleştiler ve profesyonel kategorilerde boks karşılaşmaları yaptılar (1950). 1960 yılları uluslararası alanda boksumuzun en parlak yılları oldu; 1962 Balkan şampiyonası’nda (Ankara) Kemal Yalçınkaya birinci; 1963 Akdeniz oyunları'nda (Napoli) Kemal Yalçınkaya ve İlhami Evrensel kilolarında üçüncü; 1966 Balkan şampiyonası’nda (Belgrad) Sadettin İncesulu, Ali Kılıçoğlu, Celal Sandal ikinci; Ali Nacaroğlu, Yeter Sevimli, Haşan Şekerer ve Hikmet Coşkunoğlu üçüncü; 1967 Avrupa boks şampiyonası’nda (Roma) Seyfi Tatar ikinci; aynı yıl Akdeniz oyunları'nda (Tunus) Celal Sandal, Seyfi Tatar, Hikmet Demirbayrak ve Yeter Sevimli ikinci; aynı şampiyonada Engin Yadigâr ve Nazif Kuran, üçüncü; 1967 Balkan şampiyonası'nda (İstanbul) Celal Sandal, Engin Yadigâr, Seyfi Tatar, Nazif Kuran birinci; Haşan Şekerer, Hikmet Coşkunoğlu ikinci; 1968 Balkan şampiyonasında (Atina) Celal Sandal, Seyfi Tatar birinci; Nazif Kuran, Hamdı Yiğit, Hakkı Sözen ikinci; Erim Denizer, Hüseyin Şener, Gülali Özbey üçüncü; 1969 Avrupa şampiyonasında (Bükreş) Seyfi Tatar ikinci olarak türk boksuna başarılı bir dönem yaşattılar Ayrıca, amatör boksta başarılı olan Cemal Kamacı, profesyonel olarak Avrupa şampiyonluğunu kazandı (1970).

Amatör ringlerde başarılar 1970’li yıllarda da sürdü. Bu yıllarda Celal Sandal, Akdeniz oyunları’nda 1 birincilik,1 ikincilik, Balkan şampiyonalarında 6 birincilik, 1 ikincilik; Seyfi Tatar ise, Balkan şampiyonalarında 5 birincilik, 4 ikincilik, Akdeniz oyunlan'nda 1 birincilik, 4 ikincilik ve iki Avrupa ikinciliği kazanarak büyük başarı gösterdiler. Bu dönemde Celal Sandal ve Seyfi Tatar'ın yanı sıra Nazif Kuran, Ham- di Yiğit, Gülali Özbey, Hikmet Özen, Arif Doğru, Mehmet Kumova, Eraslan Doruk, Habip Yalçın, Kemal Sonunur, Haşan Değirmenci, Nuri Eroğlu, Menef Durmuş, İbrahim Gür ve Sabahattin Burcu başarılı oldular.

1980 lı yıllarda da başarılar sürdü. Yener Durmuş, Selami Karakelle, Türker Gülveren, Mustafa Genç, Bülent Angın, Şahin Ersungur, Alpaslan Yıldırım ve Cemal Öner Balkan şampiyonalarında birinci; Mehmet Demir ve Ahmet Candaş Akdeniz oyunlan’nda ikinci, Salih Karaşahinoğlu ise üçüncü oldular. 1984 Los Angeles Olimpiyat oyunları'nda 51 kg'da Eyüp Can ve 57 kg’da Turgut Aykaç iki üçüncülük kazandılar. Türkiye, 1987 Balkan şampiyonasında 1 altın madalya (63,5 kg’da Ali Çıtak), 1989’da Bulgaristan’da yapılan Dünya kupası’nda 1 bronz madalya (Fikret Güneş), 1991'de Bükreş'te yapılan Altın kemer boks turnüvası’nda 2 altın (54 kg’da Ilhan Güler, 57 kg’da Vahdettin işveren) ve 3 bronz madalya kazandı (51 kg'da Murat Demirtaş, 60 kg’da Oktay Özcan, ağırda Erdal Sarıkaş).

Boka şampiyonası (Avrupa)


Avrupa ülkeleri arasında düzenlenen amatör boks şampiyonası, ilki, 1925’te Stockholm'de yapıldı, ikinci Dünya savaşı'na değin düzensiz aralıklarla sürdürüldü. 1947’den sonra iki yılda bir ve tek sayılı yıllarda değişik ülkelerde yapılmaya başlandı. Türkiye bu şampiyonaya 1946’dan bu yana katılmaktadır. Boksörlerimiz, 1992’ye kadar yapılan karşılaşmalarda gençlerde 1 altın 3 bronz, büyüklerde 4 gümüş 6 bronz madalya kazandılar.
Kaynak: Büyük Larousse
Hızlı Cevap
Mesaj:




paneli aç