Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 43.159|Cevap: 11|Güncelleme: 22 Eylül 2016

Bulgaristan ve Bulgaristan Tarihi

28 Ekim 2006 16:37   |   Mesaj #1   |   
kompetankedi - avatarı
SMD Bir Dünyalı

Bulgaristan

Ad:  Bulgaristan ve Bulgaristan Tarihi1.jpg
Gösterim: 118
Boyut:  72.7 KB

tam adı BULGARÎSTAN CUMHURİYETİ, Bulgarca REPUBLİKA BULGARÎYA.

Sponsorlu Bağlantılar
Avrupa'nın güneydoğusunda, Balkan Yarımadasının doğu bölümünü kaplayan ülke. Yüzölçümü 110.912 km2, nüfusu (1991 tah.) 9.005.000’dir. Başkenti Sofya’dır. Kuzeyinde Romanya, doğusunda Karadeniz, güneyinde Türkiye ve Yunanistan, batısında ise Yugoslavya ve Makedonya yer alır.

DOĞAL YAPI


YÜZEY ŞEKİLLERİ


Bulgaristan yüzey şekilleri bakımından başlıca üç bölgeye ayrılır: En kuzeydeki Tuna Ovası, güneydeki Rila ve Rodop dağlık yöresi ve iki bölge arasında uzanan Balkan Dağları. Ülkenin yaklaşık üçte birini kaplayan Tuna Ovası verimli bir düzlüktür. Bu düzlüğün üçte ikisinin yüksekliği 210 m’nin altındadır ve ovanın hiçbir yerinde yükseklik 600 m’yi aşmaz.
Tuna Ovasının güneyinde yer alan Balkan Dağlarının ortalama yüksekliği 720 m’dir; dağların en yüksek noktası Botev Doruğudur (2.376 m). Sredna, Vitoşa ve Lisa dağları ile Yukarı Trakya ve Tunca düzlükleri bu bölgededir.
Ülkedeki en yüksek doruklar güneydeki dağlık bölgede bulunur. Rodop Dağlarının en yüksek noktası Golyam Perelik’tir (2.191 m). Rila Dağları üzerindeki Musala (2.925 m) ise hem Bulgaristan'ın, hem de bütün Balkan Yarımadasının en yüksek noktasıdır. Vihren Doruğunda 2.914 m’ye ulaşan Pirin Dağları ile Belaritsalar olarak bilinen sıradağlar da bu bölgededir.

Bulgaristan’daki en önemli akarsu ülkenin kuzey sınırının büyük bölümünü çizen Tuna Irmağıdır. Öteki akarsular oldukça küçüktür. Bunlar arasında Rila ve Rodop dağlarının kuzeyindeki ovaları sulayan Meriç Irmağı, Sofya Havzasının sularını toplayan İskır (Iskor) Irmağı, Bulgaristan’ın batı sınırına koşut bir vadiden güneye Ege Denizine doğru akan Struma Irmağı, Orta Rodop’taki Arda Irmağı, Balkan Dağlarının güney yamacı boyunca doğuya akan Tunca Irmağı ve kuzeye doğru Tuna’ya akan Yantra Irmağı sayılabilir. Bu ırmaklardan kuzeydekiler ilkbaharda, güneydekilerse kışın maksimum debiye ulaşırlar. Bulgaristan’da çok sayıda göl vardır. Beş yüz dolayındaki yeraltı su kaynağının yarısı ılık ya da sıcaktır; Sapareva Banya’dakinde su sıcaklığı 101°C’ye ulaşır.

Bulgaristan’ın kuzeyinde çernozem denen verimli kara topraklar bulunur. Bu bölgede ayrıca esmer orman toprağı da yaygındır. Bulgaristan’ın güneyi asitli özellikler taşıyan orman toprağı, yüksek dağlık yöreler ise kahverengi orman toprağı, esmer orman toprağı ve otlak toprağıyla kaplıdır.

İKLİM.


Bulgaristan’ın büyük bölümünde kara iklimi görülür; Ege Denizinin etkisi altındaki güney bölgelerinde daha yumuşak bir iklim hüküm sürer. Yıllık sıcaklık ortalaması 10,5°C’dir, ama sıcaklık -38°C’ye kadar düşebildiği gibi 45°C’ye kadar da çıkabilmektedir. Kuzeydoğu bölgelerinde 450 mm, yüksek dağlarda ise 1.200 mm olan yıllık ortalama yağış miktarı ülkenin öteki yörelerinde 520-680 mm arasında değişir.

Bulgaristan kabaca beş iklim bölgesine ayrılabilir: Ülkenin kuzey ve kuzeybatısında ılıman bir kara iklimi görülür. Bu bölgede, Avrupa’nın içlerinden ve kuzeydoğusundan gelen soğuk kış rüzgârları Tuna Ovasını etkisi altına alır. Batı, güneybatı ve orta bölgelerde iklim daha yumuşaktır. Karadeniz kıyısında 40 km genişliğinde bir kuşakta kışlar ılık, yazlar da serin geçer. Mesta ile Struma vadilerinde ve güneydoğu bölgesinde yazlar sık sık kurak geçer. 900 m’nin üzerindeki bölgelerde ise sert dağ iklimi görülür.

BİTKİ ÖRTÜSÜ VE HAYVAN VARLIĞI.


Bulgaristan'da çok sayıda bitki ve hayvan türü görülür. Bunun nedeni ülkenin, Avrasya' nın büyük biyolojik ve coğrafi bölgelerinden birkaçının birleştiği bir yerde bulunmasıdır. Ayrıca bölgedeki hayvan varlığı Buzul Çağı sırasında kuzeyden göç eden hayvan türleriyle zenginleşmiştir. Bulgaristan’ın bitki örtüsü ve hayvan varlığının büyük bölümü, Kuzey Kutup Bölgesi etkileriyle Alp etkilerini birleştiren bir tiple karışmış Orta Avrupa özelliklerini taşır. Bozkır türlerine daha çok kuzeydoğu ile güneydoğu bölgelerinde rastlanır. Güneyde ise Ege yöresine özgü türler görülür. Bulgaristan’ın doğusunda, Karadeniz kıyı şeridindeki hayvanlar bozkır özellikleri sergiler. Karadeniz sularında da, Hazar Denizine özgü örneklerle karışmış Ege deniz hayvanları görülür.

YERLEŞME DOKUSU.


Bulgaristan’da yerleşmeler resmî olarak 200'den fazla kentsel bölgeyle 5 binden fazla köye bölünmüş durumdadır. Kent nüfusu ilk olarak 1969’da kırsal nüfusu geçmiş, kentlerin nüfusundaki hızlı artış ciddi boyutlarda bir konut sorunu doğurmuştur.

Bir milyonu aşkın nüfusuyla başkent Sofya en büyük kenttir ve ülkenin ekonomik ve kültürel yaşamına egemen durumdadır. Bir başka sanayi ve kültür merkezi olan Plovdiv (Filibe) Meriç Irmağı üzerinde güzel manzaralı bir kenttir. Plovdiv’de her yıl uluslararası bir ticaret fuarı düzenlenmektedir. Varna (eskiden Odessos) Karadeniz kıyısında bir dinlence kentidir. Tuna Irmağı üzerindeki Ruse (Rusçuk), Bulgaristan’ın en büyük ırmak limanıdır. Bulgaristan’ın Karadeniz’ deki en büyük limanı olan Burgaz aynı zamanda önemli bir sanayi, kültür ve dinlence kentidir. Sredna Dağlarının güneyinde yer alan ve Roma döneminde Augusta Traiana diye adlandırılan Stara Zagora (Eski Zağra) arkeolojik kalıntıları ve eski yapıları ile ünlüdür. Kırsal nüfusun çok büyük bir bölümü suyu ve elektriği bulunan, çoğu yeniden inşa edilmiş olan köylerde yaşamaktadır. Büyük köylerde sanayi işletmeleri kurulmuştur.

NÜFUS


Bulgaristan oldukça türdeş bir etnik yapıya sahiptir. Toplam nüfusun yaklaşık yüzde 85’ini Bulgarlar oluşturur. Balkan Yarımadasının doğusuna 6. Ve 7. yüzyılda yerleşmiş olan Slav kabileleri bu bölgedeki yerel Trak kabilelerini de özümseyerek temel bir etnik grup oluşturdular. Slavlar, Proto-Bulgarlar olarak bilinen bir başka grupla birlikte 681’de bir Slav-Bulgar devleti kurdular. 9. ve 10. yüzyılda Moesia, Trakya ve Makedonya’yı kapsayan ilk Bulgar devleti topraklarındaki etnik farklılıkların zamanla kaybolması üzerine Proto- Bulgarlar ile Slavlar birleşik bir Slav halkı oluşturdular ve bu tarihten sonra Bulgar adıyla anıldılar. Bulgar ulusal birliği 19. yüzyıldaki bağımsızlık mücadeleleri sırasında pekişti.

Bulgaristan’da kilise ile devlet ayrıdır. Bir dine bağlı olduğunu söyleyen Bulgarların büyük çoğunluğu Doğu Ortodoks Kilisesi’ ne bağlıdır. Ayrıca Müslümanlar ile az sayıda Katolik ve Protestan da vardır.

Bulgaristan’daki en büyük azınlık, çoğunluğu Rodop yöresinin kuzeydoğu ve doğusunda yaşayan ve nüfusun yüzde 8,5’ini oluşturan Türklerdir. Öteki önemli azınlıklar Çingeneler ve Makedonlardır. Ama Bulgar hükümeti Makedonları ulusal bir azınlık olarak kabul etmemekte, onların etnik açıdan Bulgar, dillerinin de Bulgarcanınn bir lehçesi olduğunu savunmaktadır. Azınlık topluluklar arasında birkaç bin Rusun yanı sıra Ermeniler, Yunanlılar, Rumenler ve Tatarlar da vardır. Bulgarca, Sırpça, Hırvatça, Slovence ve Makedonya dilini de içeren Güney Slav dil öbeğindendir.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra herkese ücretsiz sağlık hizmeti sağlanması ve çalışma koşullarındaki iyileşme nedeniyle 1939’da binde 13,4 olan ölüm oranı 1990’da binde 11,7’ye düşmüş, özellikle çocuk ölüm oranında önemli düşüş görülmüştür. Aynı dönemde doğum oranı da binde 21,4’ten binde 12,1’e inmiştir. Ayrıca Bulgaristan’a ve Bulgaristan’dan dış ülkelere önemli göç hareketleri görülmüştür. 155 bini 1949-51 arasında zoraki göç niteliğinde olmak üzere 200 bin kadar Türk Bulgaristan’ı terk etmiş, Bulgaristan’da bulunan Çek ve Slovakların hemen tamamı da anayurtlarına dönmüştür. Çok sayıda Rus ve Ermeni Sovyetler Birliği'ne, Yahudiler de İsrail'e göç etmiştir. Buna karşılık, Çoğunlukla Bulgar olan yaklaşık 35 bin kişi ise Kuzey Amerika'dan ve Avrupa ülkelerinden Bulgaristan'a gelmiştir. Ülke içinde, kırsal kesimlerden büyük kasaba ve kentlere doğru bir nüfus hareketi vardır. Bu gelişmelerin sonucunda, büyük kentlerin nüfusunda bir patlama olmuş, Sofya’nın nüfusu iki katına, Ruse' ninki üç katına çıkmıştır.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 22 Eylül 2016 00:22
Diğer Konular:
virtuecat
28 Ocak 2007 02:05   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Ad:  Bulgaristan ve Bulgaristan Tarihi2.jpg
Gösterim: 65
Boyut:  39.7 KB

EKONOMİ


1980'lerin sonlarında ortaya çıkan reform hareketinden önce Bulgaristan’da ekonomi tümüyle devletin yönetimindeydi. Bütün üretim araçları devletin mülkiyetindeydi ve tarımda tam bir kolektifleştirme vardı. Yürürlüğe konan ekonomik reformların sonucunda özel girişime izin verildi, tarımda kolektifleştirmeye son veren bir yasa çıkarıldı ve banka sistemi yeniden düzenlendi.
Bulgaristan’ın ekonomisi büyük ölçüde tarım ve sanayiye dayanır. 1990 verilerine göre Bulgaristan'da gayri safi milli hasıla (GSMH) 47,3 milyar ABD Doları, kişi başına düşen milli gelir ise 5.300 ABD Doları’dır. 1980-89 döneminde GSMH'nin büyüme hızı yüzde 0,4 olmuştur.

DOĞAL KAYNAKLAR.


Bulgaristan enerji kaynakları bakımından fazla zengin değildir. Töşkömürü ile antrasit yatakları neredeyse tükenmiştir. Meriç Havzasında Stara Zagora yakınında geniş linyit yatakları bulunmuştur. Dobruca bölgesinde bulunan köklük kömür yataklan umut vermektedir. Tuna Ovasında az miktarda petrol ve doğal gaz çıkarılır. Demir cevheri daha çok Sofya’nın kuzeydoğusundaki Kremikovtsi’den gelir. Termoelektrik santralların enerji gereksinimi yerel olarak çıkarılan linyit kömüründen sağlanır. Bulgaristan’ın hidroelektrik enerji kaynakları oldukça sınırlıdır. Ülkedeki boksit rezervlerinin 1 milyar ton, demir cevheri rezervlerinin ise 300-400 milyon ton dolayında olduğu tahmin edilmektedir.

SANAYİ.


II. Dünya Savaşı’ndan önce Bulgaristan’da sanayi gelişmemişti. Sosyalist yönetim altında sanayileşme ekonomik politikanın temel amaçlarından biri oldu. Özellikle elektrik enerjisi üretimine, metalürji ve kimya sanayilerine ağırlık verildi. Savaştan önce Varna’daki tersaneler ile Sofya, Plovdiv, Ruse ve Pernik’teki dökümhaneler en önemli sanayi işletmeleriydi. Savaştan sonra Pernik’te ve Kremikovtsi’de demir-çelik, Kırcalı’da kurşun ve çinko, Pirdop’ta bakır ve sülfürik asit fabrikaları kuruldu. Dimitrovgrad’da kimya sanayi gelişti. Ayrıca Stara Zagora, Vratsa, Devnya ve Vidin’de kimya fabrikaları, Burgaz’da petrokimya tesisi kuruldu. Ulusal ekonominin öncelik verilen bir dalı da makine sanayisidir. Savaş öncesinde dokuma sanayisi Sofya, Varna, Ruse, Gabrovo, Sliven (Islimye), Kazanlık (Kızanlık) ve Haskovo (Hasköy) yörelerinde toplanmıştı. Beş yıllık planlar çevçevesinde Sofya, Sliven ve Plovdiv’de yeni dokuma fabrikaları kuruldu ve dokuma üretimi büyük artış gösterdi. Savaştan sonra gıda sanayisi ile ayakkabı, mutfak eşyaları ve mobilya üretimi gibi sanayiler de gelişme gösterdi.

1990’da yaklaşık 42 milyar kW/sa olan elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 70’i termoelektrik, yüzde 20’si nükleer, geriye kalanı ise hidroelektrik santrallardan sağlanmaktadır. Sovyetler Birliği’nin yardımıyla Kozloduy’da kurulan 1.760.000 kilovatlık nükleer santral 1974’te işletmeye açılmıştır. Bulgaristan’ın gelir kaynaklarından biri de turizmdir. Özellikle Karadeniz kıyılarındaki dinlence merkezleri çok sayıda turisti bölgeye çekmektedir.

TARIM.


Bulgaristan’da II. Dünya Savaşı’ndan önce başlayan kooperatifçilik hareketi, ekilebilir toprakların çoğu kooperatiflerin elinde toplanıncaya değin savaştan sonra da sürdü. Daha sonra kooperatif çiftliklerle devlet çiftlikleri daha büyük birimler halinde birleştirildi. Ama tarım sektörünün gelişimi dengesiz oldu ve 1970’te bu birimler büyük tarım-sanayi komplekslerine dönüştürüldü. 1991’de tarımda kolektifleştirmeye son veren bir yasa çıkarıldı. 1990 verilerine göre net maddi hasılanın yaklaşık yüzde 13’ünü tarım sağlamakta ve işgücünün yüzde 17’si tarımda çalışmaktadır.

Ekili alanların hemen hemen beşte üçünde tahıl üretilir. En önemli ürün olan buğdayı, mısır ve arpa izler. Sanayi bitkileri, özellikle de tütün üretimi önemlidir. Güneyde iyi kaliteli Şark tütünü, kuzeyde ise ayçiçeği ve şeker pancarı yetiştirilir. Bulgaristan üzüm ve domates ihracatında önde gelen ülkeler arasındadır. Tarımsal üretimin hemen hemen yarısı hayvancılıktan sağlanır.

MALİYE VE DIŞ TİCARET.


Ulusal bütçenin yaklaşık yarısı ekonominin finansmanına, dörtte biri de eğitime ve toplumsal hizmetlere ayrılmaktadır. Para birimi levadır. 1991’de bankacılık sistemi yeniden düzenlenirken Bulgaristan Merkez Bankası özerkleştirildi. Ayrıca altı ayrı ticari banka kuruldu. Yerel devlet kuruluşlarının hisseleri bazı ticari bankalar aracılığıyla satışa çıkarıldı.
Dış ticaret devletin denetimindedir. İhraç ürünlerinin yaklaşık üçte ikisini makine ve donanım gibi yatırım malları, üçte birini de tüketim malları oluşturur. Yatırım mallarının toplam ithalat içindeki payı ise yaklaşık yüzde 47’dir. Öteki önemli ithal ürünleri mineraller, metaller ve yakıtlardır. Bulgaristan’ın ticaret yaptığı ülkelerin başında eski SSCB gelir. Batı Avrupa ülkeleriyle yaptığı ticaret artma yolundadır.

ULAŞIM.


Bulgaristan ekonomisinin gelişimi ulaşım sisteminin genişlemesini zorunlu kılmıştır. İnsan ve yük taşımacılığının büyük bir bölümü kara ve demir yolu ile sağlanmaktadır. Avrupa E-5 Uluslararası Karayolu, Bulgaristan’ı bir uçtan öbür uca geçerek İstanbul’a ulaşır; ana demiryolu hatları Sofya’yı Karadeniz kıyılarına bağlar. Tuna Irmağı hem ülke içi, hem de uluslararası taşımacılıkta kullanılmaktadır. Bulgaristan’ın başlıca limanları Varna ile Burgaz’ dır. Sofya, Burgaz ve Varna’da uluslararası havalimanları vardır.

YÖNETSEL VE TOPLUMSAL KOŞULLAR YÖNETİM BİÇİMİ.

Bulgaristan 1946’dan 1990’a değin sosyalist bir cumhuriyetti. 1947 tarihli Dimitri Anayasası’nın yerini alan 1971 Anayasası’na göre iktidar emekçilere aitti ve Bulgaristan Komünist Partisi ülkenin öncü gücüydü. 1989’da başlayan reform yanlısı hareketin gitgide yaygınlaşması üzerine Bulgaristan Komünist Partisi’ nin öncü rolüne son verildi ve Nisan 1990’da adı Bulgaristan Sosyalist Partisi olarak değiştirildi. Haziran 1990’da da 40 yıllık bir aradan sonra ilk genel serbest seçimler yapıldı. Seçimlerde çoğunluğu Sosyalistler kazandı.

Düzenli etkinlik gösteren en yüksek devlet organı Devlet Konseyi’dir. Bu organın üyeleri Büyük Ulusal Meclis’in üyeleri arasından seçilir. Devlet Konseyi Büyük Ulusal Meclis’e karşı sorumludur ve hem yasama, hem de yürütme işlevleri vardır. Resmî yürütme ve yasama organı ise Bakanlar Kurulu’dur. Dört yüz üyeli Büyük Ulusal Meclis yılda üç kez toplanır.
Ağustos 1987’de benimsenen yerel yönetim sistemi Ocak 1990’da kaldırılmış ve 28 ilden (okrıg) oluşan eski yönetim yapısı eniden benimsenmiştir. İller belediyelere, üyük belediyeler de kentsel seçim bölgelerine (rayoni) bölünmüştür. Köylerin birleştirilmesiyle kırsal seçim bölgeleri oluşturulmuştur.

Çeşitli temsili kurumlar için yapılan seçimler 18 yaşını dolduran herkese açıktır. 1990’a değin Bulgaristan’da etkinlik gösteren iki siyasal parti vardı. İktidardaki Bulgaristan Komünist Partisi 1891’de Bulgaristan Sosyal Demokrat Partisi adıyla kurulmuştu. Bu partinin adı 1990’da Bulgaristan Sosyalist Partisi olarak değiştirildi. Etkinliğine izin verilen öteki parti 1899’da kurulan Bulgar Halk Çiftçi Birliği’ydi. 1990’dan sonra yeni partiler ortaya çıktı. Bunların başlıcaları çevreci, dinci ve öteki muhalif grupları kapsayan Demokratik Güçler Birliği ile Hak ve Özgürlükler Partisi’dir.

YARGI.


Bulgaristan’da genel mahkemeler (bölge mahkemeleri), özel mahkemeler ve bir Yüksek Mahkeme vardır. Yüksek Mahkeme yargıçları beş yıllık bir süre için, bölge mahkemelerinin yargıçları ise üç yıl için Büyük Ulusal Meclis tarafından, halk mahkemelerinin yargıçları da üç yıllık dönem için seçmenlerce seçilir. Yargıçlar onları seçenlerce görevden alınabilir. Yüksek Mahkeme dışındaki mahkemelerin kararları bir hukuk kaynağı oluşturmaz ve yalnızca kararın verildiği olayla sınırlı olarak geçerlidir. Yargı uygulamaları da bir hukuk kaynağı olmamaktadır. Mahkeme kararları, yasanın ve uygulamanın açıklanması açısından bir önem taşımaktadır. Ama alt mahkemeler değerlendirme ve karar süreçlerinde Yüksek Mahkeme’nin kararlarını göz önünde bulundurmak zorundadır.

SİLAHLI KUVVETLER.


Bulgaristan silahlı kuvvetlerinin yönetimi Devlet Konseyi’nin sorumluluğundadır. Hava, deniz ve kara kuvvetlerinden oluşan Bulgaristan Halk Ordusu doğrudan Ulusal Savunma Bakanlığı’ nın emrindedir. Sınırların güvenliğinden sorumlu olan Sınır Birlikleri de Ulusal Savunma Bakanlığı’na bağlıdır. Lojistik Birlikleri ise doğrudan Bakanlar Kurulu’nun emrindedir. Yerel polis örgütü ile devlet güvenlik polisi İçişleri Bakanlığı’na bağlıdır.

EĞİTİM.


Eğitim bütün düzeylerde parasız ve 7-16 yaşları arasındaki çocuklar için zorunludur. 1959’dan bu yana genel eğitim, politeknik konularını ve mesleki eğitimi de kapsamaktadır. 1888’de Sofya Yüksek Enstitüsü olarak kurulan Sofya Üniversitesi (Sofiiski Universitet “Kliment Ohridski”) Bulgaristan’daki en eski yükseköğretim kurumudur. Plovdiv ile Veliko Tırnovo’daki (Tırnova) iki öğretmen okulu 1971’de üniversiteye dönüştürülünceye değin bu kurum ülkedeki tek üniversiteydi.

SAĞLIK VE KOMUT.


Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşları her türlü sağlık hizmetini ücretsiz olarak sağlamaktadır. Çocuk ölüm oranı binde 14 dolayında, ortalama ömür kadınlarda 74, erkeklerde ise 68 yılın üzerindedir. Geniş kapsamlı sosyal güvenlik hizmetleri devletin sosyal sigorta bütçesinden karşılanır. Tıbbi yardım hizmetleri ise devlet, kooperatif işletmeleri, kurumlar ve benzer organların katkılarından oluşan ve Sendikalar Merkez Konseyi tarafından yönetilen bir fondan karşılanmaktadır.
Bulgaristan’daki toplam yatırımların önemli bir oranı konut yapımına ayrılmaktadır. Bu program hızlı kentleşme sonucunda ortaya çıkan şiddetli konut sıkıntısını hafifletmek üzere 1970’te benimsenmiştir. Ayrıca devlet, 25 yıllık bir sürede geri ödenmek üzere kişilere özel konut kredisi vermektedir.

KÜLTÜREL YAŞAM


Çağdaş Bulgar kültürü bölgenin bin yıllık halk geleneklerinin, ulusal bilincin doğuşunda ve modern devletin gelişiminde önemli bir rol oynamış olan bir kültürün ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen sosyalist öğelerin bir karışımıdır.

SAM ATLAR VE MİMARLIK.


Bulgar resminde, sosyalizmin kurulması temasına dayalı olarak toplumcu gerçekçilik egemen olmuştur. Ama alaycı resimlerden ve karikatürlerden portrelere, günlük yaşamı betimleyen resimlerden ağaçbaskılara kadar uzanan çeşitli bireysel biçim ve üsluplara da rastlanmaktadır. Ahşap oymacılığı, seramik, dokumacılık, demir dövmeciliği ve nakış gibi el sanatlarında çağdaş sanatsal gereksinimlerle eski ulusal gelenekleri kaynaştırmaya çalışan sanatçılar vardır. Konut ve kamu binaları yapım programlan ve usta mimarların gelişmesi, Bulgar mimarisine yeni bir içerik kazandırmıştır. Bu gelişmelerin sonucu olarak pek çok yerleşim yerinin görünümü değişmiş, Karadeniz kıyılarında görülmeye değer dinlence ve tatil merkezleri kurulmuştur.

FOLKLOR VE EDEBİYAT.


Bulgaristan zengin bir sözlü folklor geleneğine sahiptir. Çağdaş folklor bir yandan eski biçimlerini korurken, öte yandan da II. Dünya Savaşı sırasındaki gerilla hareketini ve hemen ardından gelen yeniden inşa programlarını yansıtan yeni bir içerikle zenginleştirilmiştir.
Bulgaristan’ın yazılı edebiyatı, İS 9. yüzyılda Aziz Kyril (Kiril) ile Aziz Methodi’nin (Metodii) eski Bulgarcanm alfabesini yaratmaları ve Kitabı Mukaddes’i bu dile çevirmeleriyle başladı. Onların müritleri Sırp, Rus ve Rumen yazarları etkileyen bir edebiyat yarattılar. Bulgar edebiyatı en parlak dönemine şair Hristo Botev’le (1848-76) ulaştı. 1878’de kazanılan bağımsızlıklıktan sonra, Elin Pelin’in önde gelen temsilcisi olduğu eleştirel gerçekçilik dönemi görüldü. Ivan (Minçov) Vazov’un roman ve şiirleri bağımsızlıktan önceki ve sonraki dönemleri ele almaktadır. 1930’larda ve 1940’larda antifaşist ve antimilitarist yapıtlarda gözlenen Marksist edebiyat ile eleştirinin ardından II. Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde edebiyat alanına toplumcu gerçekçilik egemen oldu. Bu dönemin yazarları arasında Yelizaveta Bagryana, Valeri Petrov, Dimitr Talev, Dimitr Dimov, Emilian Stanev, Nikolay Haytov, Yordan Radiçkov ve Blaga Dimitrova sayılabilir.

MÜZİK, TİYATRO VE SİMEMA.


ulgaristan' da birkaç devlet operası ile orkestralar, bir operet sahnesi ve devlet koreografi okullan bulunmaktadır. Aziz Obretenov Korosu, Devlet Halk Dansları Topluluğu ile Bodra Smyana Öncü Çocuklar Korosu uluslararası üne sahiptir. Boris Hristov ve Nikolay Ghiaurov Batı’da çok iyi tanınan opera sanatçılarıdır.

Bulgar tiyatrosu hep güçlü bir gerçekçilik akımının etkisi altında kalmıştır. Bu akımın ilkeleri Moskova Sanat Tiyatroşu’nda öğrenim gören ve 1944’e değin İvan Vazov Ulusal Tiyatrosu’nun yöneticisi olarak güçlü bir etkiye sahip olan N.O. Massalitinov tarafından ortaya konmuştur. Ülkede pek çok devlet tiyatrosu, kukla tiyatrosu ve birkaç Türk varyete tiyatrosu etkinlik göstermektedir. Sofya’daki Krastyu Sarafov Dramatik Sanatlar Yüksek Enstitüsü 1948’de kurulmuştur.

kaynak: Ana Britannica
Son düzenleyen Safi; 22 Eylül 2016 00:22
Blue Blood
18 Şubat 2007 16:46   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

TARİH


Bugünkü Bulgaristan toprakları ilkçağda Trakya adıyla biliniyordu. Trakların geçmişi yarı göçebe kabilelerin Avrasya bozkırlarından güneydoğuya inerek Balkan Yarımadasına yerleştikleri İÖ y. 3500'e uzanıyordu. Bilinen ilk Trak krallığı İÖ 5. yüzyılın ortalarında kurulmuştu. Bölge önce Makedonya Krallığı’nın, sonra da Roma İmparatorluğumun parçası oldu.
Büyük bir olasılıkla Orta Asya kökenli bir Türk boyu olan Bulgarlar İS y. 370'te Hunlarla birlikte Volga Irmağının batısındaki bozkırlara yerleştiler. Daha sonra gene Hunlarla birlikte geri çekilerek yaklaşık 460' ta Azak Denizinin doğusu ile kuzeyini bir yay gibi çevreleyen topraklara geldiler. 6. yüzyılda, bazen Karadeniz kıyılarında yaşayan Slavlarla birleşerek, Bizans İmparatorluğu'nun Tuna kesimindeki topraklarına sürekli saldırılar düzenlediler. Bu saldırılar 560’larda Asya'dan Avrupa'nın içlerine doğru ilerleyen Avarlann Bulgarları da tehdit etmesine değin sürdü. Avarlar, batıdaki Bulgar kabilesi Kuturgurlan yok ettiler. Ama doğudaki Uturgur kabilesi, Asya’dan yeni gelen Türk akıncılarına boyun eğerek varlığını sürdürdü.
Türk akıncıları Asya’ya geri çekildikten sonra Bulgarlar, Kurt (ya da Kubrat; hd 605-665) adında bir hanın yönetimi altında birleştiler. Güneyde sınırı Kuban Irmağına kadar uzanan güçlü Bulgar Hanlığı Bizanslılarca Büyük Bulgaristan adıyla biliniyordu. Kurt’un ölümünden sonra beş oğlu, halkı beş aşirete böldü. Azak Denizi kıyılarında kalan aşiret Hazarların kurduğu yeni imparatorluğun içinde eridi. Aşiretlerden İkincisi, Avrupa’nın ortalarına göç ederek Avarlara karıştı; üçüncüsü ise İtalya’da Lombardların yönetimi altına girerek yok oldu.
Ad:  Bulgaristan ve Bulgaristan Tarihi3.jpg
Gösterim: 35
Boyut:  61.6 KB

Kurt’un oğlu Bezmer’in (ya da Bat-Bayan) aşireti iyice kuzeye çekilerek Hazarlardan kurtuldu; Volga ve Kama ırmaklarının kavşağına yakın bir yere yerleşti. Burada yerli halkla ya da öteki göçmenlerle birleşerek üç gruba bölündü ve varlığını 600 yıl boyunca sürdürdü. Bir devletten çok yarı göçebe bir konfederasyon oluşturan Volga Bulgarları, Bulgar ve Suvar adlarıyla iki önemli kent kurdular. Kuzeyde kürk satıcısı Uğurlar (Ugorlar) ve Ruslar ile güneyde Türkler, Abbasiler ve BizanslIlar arasındaki ticarette önemli birer aktarma noktası olan bu kentler giderek zenginleşti. Volga Bulgarları yaklaşık 922’de Müslümanlığı kabul ettiler; 1237’de Altın Orda’nın egemenliğine girdiler. Öteki Bulgarların daha uzun süre varlığını korumasına karşın Volga Bulgarları giderek kimliğini yitirdi ve Ruslara karıştı.

BİRİNCİ BULGARİSTAN İMPARATORLUĞU.


Kurt’un oğlu Asparuh (Esperik) beşinci aşireti Dinyester Irmağından geçirerek önce batıya, sonra da Balkanlar’ın güneydoğu kesimine (Moesia) götürdü. Buradaki Bizans topraklarını ele geçiren aşiret y. 679’da Birinci Bulgaristan imparatorluğumu kurdu; devlet 681’de Bizans imparatoru IV. Konstantinos tarafından resmen tanındı.

7. yüzyılda Balkanlar’ın doğu kesimine Ulahlar, ardından da Slavlar yerleşmişti. Slav kabilelerinin merkezî bir yönetimi yoktu; toprağı işleyen küçük demokratik topluluklar biçiminde örgütlenmişlerdi. Ama Roma uygarlığıyla ilişkileri Slavların yaşam biçimini önemli ölçüde etkiledi. İstilacı Bulgarlar çok geçmeden Ulahların, daha da çok Slavların etkisi altına girdi. Kazandıkları yeni topraklar da Bulgarları Hıristiyan Bizans’ın etki alanına yaklaştırıyordu. Sonunda Slavlarca özümlenen Bulgarlar, yalnızca askeri aristokrasi düzeyinde özgün kimliklerini sürdürdüler. İlk Bulgar hükümdarları, Bizans İmparatorluğu’na karşı giriştikleri seferlerle sınırlarını genişlettiler. Krum (hd 802-814) ve oğlu Omurtag (hd 814-831) Doğu Macaristan’ın ve Transilvanya’mn çoğunu ele geçirdiler. Ama Macarların ve Peçeneklerin 9. yüzyılın sonlarında yöreye gelmeleri üzerine Tuna Irmağının kuzeyindeki toprakları terk ettiler.

Pressian (Persiyan) (hd 836-852) ve I. Boris (hd 852-889) Bulgaristan’ın sınırını güneybatıya doğru daha da genişlettiler. Boris’in 865’te Hıristiyanlığı benimsemesi büyük olasılıkla siyasal nedenlere dayanıyordu. Roma ile Konstantinopolis (İstanbul) arasındaki rekabet dolayısıyla bir süre kararsız kalan Boris, papanın Bulgaristan’da bağımsız bir patrik bulunmasına razı olmaması üzerine Doğu Kilisesi’nden yana tutum aldı. Kilise ayinlerinde Slavca kullanılıyordu. Ama Balkan Yarımadasına kuzeyden yönelen istilaların aralıklarla sürdüğü dört yüzyıl boyunca Peçeneklerden, Kapçaklardan ve Kumanlardan alınan özelliklerle Bulgarların etnik bileşimindeki Türk unsuru Slav unsuru karşısında giderek güçlendi. Buna karşılık yüzyıllarca süren Osmanlı yönetimi (1396-1878) boyunca Bulgarların Hıristiyanlığa bağlı kalması Müslüman Türklerle kaynaşmalarını önledi. Slav diline bağlılıktan da OsmanlIların resmen tanıdığı Rum Ortodoks Kilisesi'ne egemen olan Rumların etkisinden Bulgarları korudu.

Krallık, I. Simeon’un (893-927) hükümdarlığında en parlak dönemini yaşadı. Simeon ülkenin sınırlarını güneybatıda Adriyatik kıyılarına, Sava ve Drina ırmaklarına kadar genişletti, Sırpları da egemenliği altına aldı. I. Simeon döneminde Bulgar uygarlığı büyük gelişme gösterdi. Edebiyat gelişti ve başkent Preslav “büyük sarayları ve kiliseleriyle” Konstantinopolis’e rakip olarak görüldü. Simeon'un ölümünden sonra iç çatışmalar nedeniyle Bulgar devleti zayıfladı. 933’te Sırbistan bağımsızlığını kazandı. Bulgaristan’ın kuzeyi doğudan gelen yeni bir istila dalgası altında kaldı. 972'de Bizans imparatoru I. İoannes Tmiskes II. Boris'i tahtından indirdi ve Bulgaristan’ın doğusunu yeniden ele geçirdi. Makedonya ise Nikolaos adlı bir kontun dört oğlunun yönetiminde bağımsız kaldı. Bunlardan Samuel (980-1014) Bulgaristan’ın kuzeyini ve Sırbistan'ı ele geçirerek yeni bir Bulgar İmparatorluğu kurdu. Ama 1014'te Bizans imparatoru II. Basileios’a yenildi. II. Basileios bu savaşta esir aldığı 15 bin askerin gözlerini oydurduğu için Bulgaroktonos (Bulgar Celladı) olarak anılmaya başladı. Samuel bu olay üzerine üzüntüsünden öldü, dört yıl sonra da hanedanı yok oldu. 1018’den 1185’e değin eski Bulgar toprakları Bizans İmparatorluğu’nun egemenliği altında kaldı.

İKİNCİ BULGARİSTAN İMPARATORLUĞU.


Tırnovalı Asen ve Petır Asen kardeşlerin önderliğinde Ulahların ve Bulgarların genel bir ayaklanması sonucunda 1185’te Bulgaristan’ın kuzeyi bağımsızlığını yeniden kazandı. Asen, Bulgarların ve Yunanlıların çarı I. İvan Asen unvanını aldı. Kuman- Bulgar kökenli olan Asen sülalesi Tuna’nın kuzeyinde yerleşmiş olan Kumanlardan büyük yardım gördü. Merkezi Tırnova’da bulunan İkinci Bulgaristan İmparatorluğu en parlak dönemini II. İvan Asen’in hükümdarlığı sırasında (1218-41) yaşadı. II. Asen insancıl ve aydın bir kişiydi. Bir dizi başarılı seferden, özellikle 1230’daki Klokotnitsa Çarpışmasından sonra Arnavutluk, Epeiros (Epir), Makedonya ve Trakya’yı egemenliği altına aldı. Hükümdarlığı sırasında ülkenin zenginliği arttı, ticaret, sanatlar ve edebiyat büyük gelişme gösterdi. Asenlerin son temsilcisinin egemenliği 1280’de sona erdi. Daha sonraki hükümdarlar güçlü bir merkezî yönetim kurmada başarılı olamadılar. 28 Temmuz 1330'da Çar Mihail Şişman, Sırp Kralı III. Stefan UroS’a yenildi ve öldürüldü, böylece Bulgaristan’ın Makedonya'daki eyaletleri Sırp egemenliğine girdi.

1340’a doğru tüm Meriç Vadisine akınlar düzenleyen OsmanlIlar 1362'de Plovdiv'i, 1382'de de Sofya’yı ele geçirdiler. Bulgaristan’ın son çarı ivan Şişman 1371 'de Osmanlı sultanı I. Murad'ın vasalı olduğunu açıklamak zorunda kaldı. 1389'da, Sırp, Bosna ve Hırvat güçlerinin Kosova'da bozguna uğramaları bütün Balkan Yarımadasının kaderini değiştirdi. Bu çarpışmadan sonra OsmanlIlar ivan Şişman'ın üzerine yöneldiler ve başkent Tırnova’yı üç ay süren bir kuşatmadan sonra 1393'te ele geçirdiler. 1396'da Vidin de OsmanlIların eline geçince Bulgar bağımsızlığının son kalıntısı da ortadan kalkmış oldu.

OSMANLI EGEMENLİĞİ.


1396'dan 1878'e değin süren beş yüzyıllık Osmanlı egemenliği Bulgaristan'ı büyük ölçüde değiştirdi. Pek çok soylu İslam dinini kabul ederken halkın bir bölümü Tuna'nın kuzeyine kaçtı. OsmanlIlardan kaçan halk dağlık yörelerde yeni yerleşim birimleri kurdu. Balkanlar'ın güneyindeki ve kuzeyindeki ovalarda Türk kolonileri kuruldu. Eskiden Bulgar çarlarının yönetiminde olan bütün topraklar Rumeli beylerbeyliğine bağlandı. Bulgar toprakları eyaletlere, bunlar da sancaklara bölündü. Boyarlarınkinin yerine yeni bir feodal sistem yerleştirildi. Tımarlar OsmanlI komutanlar ile OsmanlIlarla işbirliği yapan Bulgar soylularına dağıtıldı. Hıristiyan halk imparatorluk hâzinesine, başta cizye olmak üzere bir dizi vergi ödemek zorundaydı. Ayrıca tarımsal ürünün onda biri vergi olarak öşür adı altında feodal bey tarafından toplanıyordu. 10-18 yaşlarındaki erkek çocukların bir bölümü devşirilerek İstanbul'a götürülüyor ve kapıkulu olarak yetiştiriliyordu. Bulgar köylüsünün durumunun Osmanlı yönetimi altında kötüleştiği söylenemez. Her şeyden önce, Hıristiyanlara askerlik zorunluluğu yoktu. Dinleri ve dilleri konusunda sistemli bir baskı ya da yok etme çabası görülmüyordu. Belirli sınırlar içinde eski yerel yönetimlerini korumalarına ve kilisenin miras ile aile ilişkilerine ilişkin yargı yetkisini sürdürmesine izin veriliyordu. Ayrıca, başta tüccarlar ve madenciler olmak üzere toplumun belli kesimleri bazı ayrıcalıklardan yararlanıyordu. OsmanlIların güçlü olduğu dönemde ticaret gelişti, iyi yollar inşa edildi. 17. yüzyılın sonuna değin yalnızca bir ciddi ayaklanma girişimi görüldü.

1683'teki başarısız II. Viyana Kuşatması'ndan sonra OsmanlIların gücü zayıfladıkça Balkanlar'da anarşi yayıldı. 18. yüzyılın sonlarına doğru da Osmanlı yönetimine meydan okuyan asker kaçaklarının, haydutların ve Kırcalıların baskıları durumu daha da kötüleştirdi. 1794'te Vidin'de Pazvandoğlu Osman (1758-1807) adlı bir feodal bey bağımsızlığını ilan etti. Rusya'nın, Balkanlardaki Ortodoks Hıristiyanların koruyucusu olduğu iddiası 1774'te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması'nda resmen yer aldı. 19. yüzyılın başlarında Avrupa'da bir Bulgar halkının varlığı pek bilinmiyordu çünkü coğrafi konumları dolayısıyla Hıristiyanlıktan soyutlanmış biçimde yaşıyorlardı. Bulgaristan'daki ulusal hareket Bulgar çarları ve azizleri üzerine bir kitap (1762) yazan keşiş Paisiy ve piskopos Sofroniy tarafından başlatıldı. 1824'ten sonra çağdaş Bulgar diliyle yazılmış bazı yapıtlar ortaya çıktı. 1835'te Gabrovo'da ilk Bulgar okulu açıldı. On yıl içinde 50 kadar Bulgar okulu ve beş Bulgar basımevi etkinlik göstermeye başladı. Bu kültürel gelişme Yunan din adamlarının etki ve otoritesine karşı bir hareketin doğmasını sağladı. 1828'den sonra zaman zaman askeri ayaklanmalar görüldü. Bu ayaklanmaların önderleri arasında Georgi Mamarçev, Georgi Rakovski, Panayot Hitov, Hacı Dimitr ve Stefan Karaca bulunuyordu. Kırk yıl boyunca Bulgar milliyetçiliğinin öncüleri Yunan etkisinden bağımsız, özerk bir kiliseye sahip olmak için mücadele verdiler. 28 Şubat 1870'te OsmanlI sultanı bir ferman yayımlayarak Bulgaristan piskoposluğunun, aralarında Niş, Pirot ve Veles de (buğün Titov Veles) bulunan 15 bölge üzerinde yetki sahibi olduğunu açıkladı. İlk piskopos Şubat 1872'de seçildi.

1860'lardan sonra Romanya'daki gizli Bulgar örgütleri ülkenin bağımsızlığını kazanmasını sağlayacak genel bir ayaklanma başlatmak için hazırlıklara giriştiler. Bu örgütlerin önderleri arasında Vasil Levski, Hristo Botev ve Lyuben Karavelov bulunuyordu. Bunlardan Levski yakalandı ve öldürüldü. Ayaklanma Mayıs 1876'da, hazırlıklar henüz tamamlanmamışken başladı. Filibe sancağı dışına pek yayılmayan ayaklanma şiddetli bir biçimde bastırıldı. Büyük devletler bu duruma seyirci kaldılar ama Sırbistan bir ay sonra, Rusya ise Nisan 1877'de OsmanlIlara savaş ilan etti.

Çatalca’ya kadar ilerleyen Rusya Bulgarların hemen bütün isteklerini karşılayan Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması'nı OsmanlIlara zorla kabul ettirdi. Pirot, Üsküp, Ohri, Dibar (Debre), Kastoria (Kesriye) ve Vranje'yi (Vranya) içine alan ve Balkan Yarımadasının beşte üçünü kapsayan yaklaşık 4 milyon nüfuslu bir Bulgar Prensliği kuruldu. Ama büyük devletler bu yeni devletin Rusya'ya bağlı olmasından korktuklarından duruma müdahale ettiler. Berlin Kongresi sonrasında imzalanan 13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması'yla Bulgaristan Prensliği'nin sınırları daraltıldı; Makedonya'nın hemen tamamı OsmanlIlara geri verildi. Samokov, Pirot, Köstendil, Vranje ve Niş de Sırbistan'a bırakıldı. Bulgaristan Prensliği özerk ama OsmanlIlara bağlı olacaktı. Benzer biçimde, Balkan ve Rodop dağları arasındaki bölgede gene özerk ama OsmanlIlara bağlı Doğu Rumeli Vilayeti kuruldu.

22 Şubat 1879’da Tırnova’da kurucu meclis toplandı. Üyelerinin çoğunluğunu köylülerin ve liberal parti üyelerinin oluşturduğu meclis, Avrupa’nın en demokratik anayasasını hazırladı. 29 Nisan 1879’da da Battenbergli prens Aleksandır’ı Bulgar prensi seçti. Ama, Rus çarı II. Aleksandr’ın yeğeni olan 22 yaşındaki prens I. Aleksandır, bir Bulgar prensi olmaktan çok Rusya' mn dış ve iç politikadaki temsilcisi gibiydi. Kısa sürede Bulgar liberallerini karşısına aldı. Önce muhafazakâr bir hükümet, sonra da halkın baskısıyla Aleksandr Tsankov başkanlığında liberal bir hükümet kuruldu. Liberaller iktidara gelir gelmez Rusya’ya karşı bir kampanya başlatınca prens yeniden muhafazakâr bir hükümet oluşturdu. Yeni hükümetin yaptığı seçimlerde oluşan meclis Temmuz 1881’de anayasayı askıya alarak prense yedi yıl için mutlak yetkiler tanıdı. Böylece tutucuların ve Rus generallerin yönetiminde bir diktatörlük dönemi başladı. Kendisini destekleyenlerin demiryolu ayrıcalıkları konusundaki anlaşmazlıkları ve 1881’de Rus çarı II. Alek- sandr’ın ölümü üzerine Prens I. Aleksandır politikasını değiştirerek 1883’te anayasayı yeniden yürürlüğe koydu. Önce bir koalisyon hükümeti, 1884’te ise Karavelov önderliğinde sol-kanat liberallerin oluşturduğu bir hükümet kuruldu.

Doğu Rumeli’de de Muhafazakâr ve Liberal partiler vardı. Rus yanlısı bir politika izleyen Muhafazakârlar Bulgaristan Prensliği ile birleşmek için zamanın gelmediğini savunuyordu. Muhalefetteki Liberaller 1885’te Prens I. Aleksandır’ın onayını alarak genel vali Krasteviç Paşa’yı tutukladılar. Ardından da Bulgaristan Prensliğimle birleştiklerini ilan ettiler. Birkaç gün sonra Prens I. Aleksandır Plovdiv’e gelerek hükümeti devraltı ve olası bir saldırıya karşı ordusunu Osmanlı sınırına yığdı. Osmanlılar müdahale etmediler ve uluslararası alandaki gelişmeleri beklediler. Rusya kendi etki alanı içinde böyle bir bağımsızlık hareketinden hoşlanmadığından birliğe karşı çıktı ve Doğu Rumeli’ de yeniden Osmanlı otoritesinin kurulmasını istedi. Büyük Britanya bu öneriye karşı çıktı. Bu arada durumdan yararlanmak isteyen Sırp kralı Milan 14 Kasım 1885’te Bulgaristan'a savaş ilan etti ama Sırplar Bulgar ordusuna yenildiler. 3 Mart 1886 tarihli Bükreş Antlaşması ve 5 Nisan 1886 tarihli Tophane Konferansı’yla barış ve düzen yeniden kuruldu. Prens I. Aleksandır Doğu Rumeli genel valiliğine atandı. Bu gelişmeler üzerine Rus yanlıları ile durumdan hoşnut olmayan subaylar 21 Ağustos 1886’da bir darbe düzenleyerek I. Aleksandır’ı tahttan çekilmeye zorladılar; daha sonra da tutuklayıp Ruslara teslim ettiler. Plovdiv’deki birliklerin komutanı olan Albay Sava Mutkurov bir karşı darbeyle darbecileri devirdi ve prensi geri çağırdıysa da artık Rusların desteğine sahip olmayan prens 7 Eylül’de istifa etti. Yerine naip olarak Stambulov, Karavelov ve Mutkurov’u atadı.

Büyük Meclis 7 Temmuz 1887’de Saksonya-Coburg-Gotha sülalesinden, Louis-Philippe'in torunu Ferdinand’ı prens seçti. Ama Rusya onu tanımadı ve Ösmanlıların bu seçimi onaylamamasını istedi. 3 Ağustos’ta başbakan olan Stefan Nikolov Stambulov OsmanlIlarla dostluk kurmaya yönelirken, Prens Ferdinand Rusların desteğini kazanmaya çalıştı. Stambulov 1894’te istifa etti. Yerini alan Konstantin Stoilov’un başbakanlığı sırasında Ferdinand Rus yanlısı bir politika benimsedi. 14 Şubat 1896'da büyük oğlu Prens Boris’i (sonra III. Boris) Ortodoks Kilisesi’nde vaftiz ettirdi ve vaftiz babalığını Rus çarı II. Nikolay yaptı. Rusya ile uzlaşmayı güvence altına alan bu davranış Avusturya-Macaristan’ın hoşnutsuzluğuna yol açtı. Büyük devletlerin onayı üzerine Osmanlılar Ferdinand’ı 14 Mart 1896’da Bulgaristan prensi ve Doğu Rumeli genel valisi olarak atadı. Bulgaristan’da Rus etkisi artmaya başladı.

1903’teki Makedonya Ayaklanması Bulgaristan’ı OsmanlIlarla savaşın eşiğine getirdi. 1908’deki II. Meşrutiyet’ten sonra Ferdinand ile Avusturya imparatoru I. Franz Joseph arasında bir uzlaşma sağlandı. 5 Ekim 1908’de, Avusturya’nın Bosna- Hersek’i ilhakından bir gün önce Ferdinand Doğu Rumeli’yi de kapsayacak biçimde Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etti, kendisi de çar unvanını aldı. OsmanlIların 4,8 milyon sterlin tazminat istemine karşılık Bulgaristan 1,5 milyon sterlin ödemeyi önerdi. Rusya’nın aradaki farkı Bulgaristan’a borç olarak vermeyi kabul etmesi üzerine Osmanlılar da Bulgaristan’ın bağımsızlığını tanıdılar. Aleksandır Malinov’ dan (1908-11) sonra başbakan olan İvan Geşov’un döneminde Osmanlı Devletine karşı bir Balkan ittifakı arayışı başladı. Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan’la gizli ittifak antlaşmaları imzaladı. Yazılı bir antlaşmaya girmemiş olmasına karşın OsmanlIlara savaş ilan eden (8 Ekim 1912) ilk Balkan devleti Karadağ oldu. Onu 13 Ekim’de Yunanistan izledi ve böylece I. Balkan Savaşı başladı. I. Balkan Savaşı’nda Osmanlılar yenilgiye uğradılar ve 3 Aralık 1912’de ateşkes imzalandı. Ancak Londra’daki barış görüşmelerinde Edirne üzerinde antlaşma sağlanamayınca 3 Şubat 1913’te savaş yeniden başladı. Osmanlılar gene yenilince 16 Nisan’da yeni bir ateşkes imzalandı. Londra’da toplanan konferansta Osmanlılar Midye-Enez hattının batısındaki topraklardan çekilmeyi ve Arnavutluk’un bağımsızlığını tanımayı kabul ettiler. Savaştan zaferle çıkan Balkan devletleri ise Londra’da imzalanan antlaşmanın yorumunda anlaşmazlığa düştüler. Sonunda Bulgaristan Sırplara ve Yunanlılara saldırdı. Osmanlılar da Midye-Enez hattını geçip Edirne'yi ve Meriç kıyısına kadar olan toprakları geri aldılar. II. Balkan Savaşı Bulgaristan’ın yenilgisiyle sonuçlandı. Böylece 10 Ağustos 1913 tarihli Bükreş Antlaşması’yla Bulgaristan daha önce kendisine ait olan Dobru- ca’nın güneyini Romanya’ya bırakmak zorunda kaldı. Sırbistan ve Yunanistan Makedonya’yı aralarında paylaştılar. Temmuz 1913’te başbakan olan Vasil Radoslavov hükümeti Rus yanlısı politikayı terk etti. Fransa, Büyük Britanya ve Rusya, Bulgaristan’ın gereksindiği 500 milyon levalık krediyi vermeyince, Bulgaristan da İttifak Devletleri’yle ittifak kurdu ve bu parayı belli ayrıcalıklar karşılığında Berlin’deki Disconto-Gesellschaft’tan aldı.

6 Eylül 1914’te Bulgaristan İttifak Devletleri’yle bir antlaşma imzaladı. Osmanlı Devleti de Bulgaristan’ın istediği ayrıcalıkları tanımayı kabul etti. 22 Eylül’de seferberlik, 12 Ekim’de Sırbistan’a savaş ilan edildi. Büyük Britanya 15 Ekim'de, Fransa 16 Ekim’de ve İtalya da 17 Ekim’de Bulgaristan’a savaş açtılar. Başlangıçta Bulgar ordusu Sırbistan ve Dobruca’na başarı kazandı. Ama ülkede savaşa karşı genel bir muhafelet vardı. Özellikle köylüler, radikal ve sol-kanat politikacılar savaşa karşıydılar. 15 Eylül’de Makedonya cephesi çöktü. Birçok birlik ayaklanarak savaş karşıtı Çiftçi Partisi (Bulgar Halk Çiftçi Birliği) üyelerinin önderliğinde cepheyi terk etti. Savaş karşıtlarının başında gelen ve bir süredir tutuklu bulunan Çiftçi Partisi lideri Aleksandır Stamboliyski serbest bırakıldı. Ondan, ayaklanan ve bir cumhuriyet kurduklarını ilan ederek Sofya'ya doğru ilerleyen askeri birlikleri yatıştırması istendi. Bulgaristan İtilaf Devletleri’ne başvurdu ve 29 Eylül’de koşulsuz olarak ateşkes imzaladı. Kral Ferdinand 3 Ekim’de oğlu lehine tahttan çekildi ve ülkeyi terk etti.

Neuilly Antlaşması'na göre Bulgaristan silahsızlandırıldı ve ağır bir tazminat ödemeye mahkûm edildi. Dobruca'nın güneyi gene Romanya’ya verildi, Çaribrod (Dimitrovgrad) ve Strumitsa (Usturumca, bugün Strumica) Yugoslavya’ya, Makedonya'da son kazanılan topraklar da Yunanistan’a bırakıldı. 28 Ekim 1920’deki seçimlerde Çiftçi Partisi büyük bir zafer kazandı ve başbakan Stamboliyski toprak reformu ve zorunlu hizmet uygulamasını yürürlüğe koydu.

Stamboliyski dış politikada uzlaşma yanlısıydı. Ama Trakya, Makedonya ve Dobruca’da kalmış olan Bulgar azınlıklar ciddi bir sorun oluşturmaktaydı. Bu yörelerdeki Bulgarların kurmuş olduğu örgütlerin, Bulgaristan'daki üslerinden komşu ülkelere karşı giriştikleri saldırılar yüzünden Bulgaristan'nı bu ülkelerle ilişkileri bozuluyordu. Stamboliyski’nin, kendilerini engellemek için çaba harcadığı görüşünde olan bu örgütler Stamboliyski’nin politikasından hoşnut olmayan milliyetçiler ve subaylarla birleştiler. 8-9 Haziran 1923 gecesi gerçekleştirdikleri bir hükümet darbesinin ardından Stamboliyski öldürüldü.

Liberaller, Komünistler ve Çiftçiler dışındaki tüm partileri bir araya getiren bir hükümet oluşturuldu ve Aleksandır Tsankov başbakan oldu. Bir süre sonra Bulgaristan iç savaşın eşiğine geldi. Eylül 1923’te ülkenin birçok yerinde silahlı ayaklanmalar başladı. Önderleri arasında Georgi Dimitrov’un ve Vasil Petrov Kolarov’un da bulunduğu bu ayaklanmalar şiddet kullanılarak bastırıldı. Binlerce isyancı öldürüldü, yakalananların pek çoğu yargılanmadan hapsedildi. Dimitrov ve Kolarov ülkeden ayrılarak SSCB’ye sığındılar. Karışıklıklar sona ermedi ve 31 Ağustos 1924’te Makedonya Devrimci Örgütü’nün (VMRO) önderi Aleksandrov öldürüldü. 14 Nisan 1925’te kralı öldürmek için girişimde bulunuldu. Bir gün sonra General Kosta Georgiev öldürüldü. 16 Nisan’da generalin cenazesi sırasında Sofya’daki Sveta Nedelya Katedrali’nde patlayan bir bomba 123 kişiyi öldürdü, 323 kişiyi de yaraladı. Sıkıyönetim ilan edildi. Sonunda 1925’te ülkedeki bütün ayaklanmalar bastırıldı ve Tsankov 2 Ocak 1926’da istifa ederek, yerini Andrei Lyapçev’e bıraktı.

Lyapçev hükümeti 6.325 kişiyi etkileyen bir siyasal af çıkardı; Çiftçilere yeniden parti kurma izni verileli. 18 Ekim 1925’te Türkiye ile dostluk antlaşması imzalandı. Ama Yugoslavya, Yunanistan ve Romanya ile ilişkilerde gerginlik sürüyordu. 1920’lerin son yılları sakin geçti. 15 Mayıs 193ü’da yeniden düzenlenen Lyapçev kabinesi 21 Haziran 1931’de düştü. Kısa ömürlü Malinov hükümetinden sonra, 12 Ekim 1931’de, Ulusal Blok olarak adlandırılan bir hükümet kuruldu. Demokratik, Liberal, Çiftçi ve Radikal partilerin yer aldığı bu hükümete Nikola Muşanov başkanlık ediyordu. Bütün dünyayı saran Büyük Bunalım 1932’den sonra Bulgaristan’ı da etkisi altına aldı. Bu dönemde öbür Balkan ülkelerinde olduğu gibi Bulgaristan’da da otoriter eğilimler güçlenmeye başladı. Askeri Birlik’in 19 Mayıs 1934’te hükümeti devirmesinden sonra Kral III. Boris, Kimon Georgiev başkanlığında, bir anlamda yarı diktatörlük yönetimi oluşturan hükümeti onayladı. Bütün siyasal partiler yasaklandı, gazeteler kapatıldı, sansür uygulanmaya başladı. Zveno (zincirin halkası) grubu olarak anılan ve bazı subay ve politikacılardan oluşan grubu temsil eden hükümet, fazla aydın yetiştirilmesinden çekindiği için liselerin birçoğunu kapattı ve totaliter anlayışta bir ulusal gençlik örgütü kurdu. 19Î5’te Kral III. Boris, ülkeyi totaliter bir biçimde yönetmek üzere yetkileri elinde toplayınca Zveno grubunun etkisi azaldı. Muhalefet güçlerinin dağınıklığı demokrasiye dönüşü engellemekteydi. 24 Ekim 1937’de Yugoslavya ile “barış ve dostluk” antlaşması imzalandı.

kaynak: Ana Britannica
Son düzenleyen Safi; 22 Eylül 2016 00:22
NiliM
2 Mart 2007 18:58   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Ad:  Bulgaristan ve Bulgaristan Tarihi4.jpg
Gösterim: 78
Boyut:  54.1 KB

ll. DÜNYA SAVAŞI.


31 Temmuz 1938’de Balkan Antantı ile bir saldırmazlık antlaşması imzalayan Bulgaristan artık resmen yeniden silahlanabilecek ve ordu kurabilecekti. 15 Şubat 1940’ta Bogdan Filov başbakan oldu. Filov hükümeti açık biçimde Alman yanlısıydı. Almanlar Romanya’yı, Güney Dobruca’yı Bulgaristan’a vermeye zorladı. Mart 1941’de Bulgaristan Anti- Komintern Pakt’a katıldı. Alman birlikleri Bulgaristan’da üslendiler ve Yunanistan ile Yugoslavya’ya karşı giriştikleri harekâtlar için bu üslerden yararlandılar. Buna karşılık daha sonra Bulgar birliklerinin Trakya’nın Yunanistan sınırları içinde kalan bölümü ve Makedonya’nın Yugoslavya sınırları içinde kalan bölümü ile Sırbistan’ın bir bölümünü işgal etmesine izin verildi. 1941’de Hitler Sovyetler Birliği’ne saldırdığında Bulgarlar bu ülkeye savaş ilan etmekten çekindiler, ama ABD ile İngiltere'ye savaş ilan ettiler. 28 Ağustos 1943’te Kral III. Boris esrarengiz bir biçimde öldü.

Altı yaşındaki Prens Simeon reşit olana değin naipler konseyi yönetimi devraldı. Almanya’ya boyun eğen yeni bir hükümet kuruldu. Bu sırada, Komünistlerin yönettiği ve Askeri Birlik ile sol-kanat Çiftçilerin desteklediği direniş hareketi güçlenmekteydi. 1942’de kurulmuş olan Vatan Cephesi büyük gelişme göstermişti. 2 Eylül 1944’te devrimci bir ayaklanmanın başlatılması planlanıyordu. İç savaş tehlikesi karşısında Bojilov hükümeti Mayıs 1944’te istifa edince yerini alan başbakan İvan Bagriyanov Almanlarla ilişkilerini kesti ve Müttefikler’le ayn bir barış yapmak istedi. 26 Ağustos’ta Bulgaristan savaştan çekildiğini açıkladı ve 1 Eylül’de Bagriyanov istifa etti. Yerini alan Kosta Muraviev 5 Eylül’de tam tarafsızlığını ilan etti, ama Sovyet hükümeti Bulgaristan’ın tarafsızlığının “kesinlikle yetersiz” olduğunu belirtti. Bulgaristan hükümeti Ankara'daki büyükelçisi aracılığıyla Almanya’ya savaş açtığını Sovyet hükümetine duyurdu ve ayn bir ateşkes imzalamak istedi. Sovyet hükümeti bunu kabul etmedi ve Sovyet ordusu Bulgaristan’a girdi. Bu arada Vatan Cephesi 2 Eylül’de genel bir ayaklanma başlatmış ve partizanlar bazı bölgelerin denetimini ellerine geçirmişlerdi. 8-9 Eylül gecesi General Kyril Stançev komutasındaki ordu birlikleri hükümet binalarını ele geçirdiler ve Vatan Cephesi, Kimon Georgiev’in başbakanlığında yeni bir hükümet oluşturdu. 28 Ekim’de Müttefikler’le ateşkes imzalandı.

HALK DEMOKRASİSİ.


Yönetimin el değiştirmesinden sonra eski kral naipleri, bazı siyasal ve askeri yöneticiler, devlet memurları ve işadamları tutuklandı ve yargılandı. Aralık 1944’te başlayan yargılamalardan sonra 2 Şubat 1945’te üç kral naibi, 22 bakan, 68 meclis üyesi ile Kral III. Boris’in danışmanlarından sekizi idam edildi. Yargılamalar sonucunda toplam 2.680 kişiye idam cezası, 6.870 kişiye de hapis cezası verildi.

16 Mart 1945’te Georgi Dimitrov Sovyetler Birliği’nden Bulgaristan’a döndü. 8 Eylül 1946’da yapılan referandumda halkın yüzde 92’si Bulgaristan’ın cumhuriyet olması yönünde oy kullandı. Kral II. Simeon ve ana kraliçe 16 Eylül’de Bulgaristan’ı terk etti. 27 Ekim 1946’daki seçimlerden sonra Vatan Cephesi’nce kurulan hükümette Dimitrov başbakan oldu. İngiltere Şubat 1947’de, ABD ise Mart 1947’de Bulgaristan’ı tanıdıklarını açıkladılar. 4 Aralık’ta yeni bir anayasa yürürlüğe kondu. Aynı yılın sonunda Sovyet işgal birlikleri Bulgaristan’dan ayrıldı.

Dimitrov Temmuz 1949’da, yerine geçen Vasil Kolarov da 1950 başlarında öldü. Komünist Parti merkez komitesi başkanı Vulko Çervenkov başbakan oldu. Şubat 1950’de ABD Bulgaristan’la diplomatik ilişkilerini kesti.
Bulgaristan’da toplum yapısı sosyalist modele göre yeniden biçimlendirilmeye çalışıldı. Doğal kaynakların azlığı göz önüne alınmaksızın hızlı bir sanayileşme programı izlemeye girişildi. .Ayrıca hızlı bir kolektifleştirme programı uygulandı.
1953’te Stalin’in ölümünden sonra Komünist Partisi’nin merkez komitesi yeniden oluşturuldu. Todor Jivkov parti sekreteri oldu. 1956’da, bazı devlet görevlilerinin ihanetle suçlandığı 1949 yargılamaları gözden geçirilerek siyasal hava yumuşatılmaya çalışıldı; bu yargılamalar sonucunda idam edilmiş olan eski başbakan yardımcısı Kostov’un itibarı iade edildi. Stalin’in ölümünden sonra Bulgaristan’ın dış ilişkilerinde de değişiklikler gözlendi. Aralık 1955’te Bulgaristan Birleşmiş Milletler’e üye oldu. Mart 1959’da ABD ile ilişkiler yeniden kuruldu.

1961'de tarımda kolektifleştirme konusunda Komünist Parti içinde anlaşmazlıklar görüldü. “Parti düşmanı bir grup” oluşturduğu iddia edilen bazı yöneticiler tasfiye edildi. 1965’te barışsız bir hükümet darbesi girişiminde bulunuldu. 1967’de, Bulgaristan öbür sosyalist blok ülkeleriyle olan 20 yıllık karşılıklı yardım antlaşmalarını yeniledi. 1971’de yeni bir anayasa kabul edildi ve yeni bir ulusal meclis seçildi. Stanko Todorov başbakanlığa getirildi. Jivkov ise Devlet Konseyi başkanı oldu. 1970’lerin sonunda Parti merkez komitesi yeni düzenlemelere sahne oldu, parti üyeleri arasında büyük çapta temizlik yapıldı. 1980 ortalarından itibaren merkezî planlamanın daha esnek bir biçimde uygulanması yönünde girişimler gözlenmeye başladı. Bulgaristan’ın Yugoslavya ile ilişkilerinde Makedonların hakları sorunu çözülmemiş olarak kaldı. Türkiye ile ilişkileri de Bulgaristan’daki Türk azınlığın durumu nedeniyle gerginleşti. 1985’ten sonra Türk adlarının Slavlaştırılması, Türkçe eğitim ve dini ibadete sınırlamalar getirilmesi iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da gerginleşmesine ve kitlesel göçlere yol açtı.

1989’da Türkiye’nin Bulgar vatandaşlarına vize uygulamasını durdurması, Bulgar yönetiminin de Türk azınlığa pasaport vermeye başlamasıyla göçler hızlanarak doğrudan Türkiye’ye yöneldi. Başlangıçta bütün sığınmacıları kabul eden Türkiye, sığınmacı sayısı 310 bini aşınca 22 Ağustos’ta Bulgar vatandaşlarına vize zorunluluğunu yeniden yürürlüğe koydu. Bunun üzerine sığınmacı olarak kabul edilmeyi bekleyen göçmenlerin bir bölümü geri dönmeye başladı. Jivkov yönetiminin düşmesi geri dönüşleri daha da hızlandırdı. Yapılan tahminlere göre 1989 sonuna gelindiğinde aklaşık 92 bin kişi geri dönmüş, buna
arşılık Türkiye’de kalanlara 22 Ağustos’ tan sonra vize alarak gelen 14.500 kişi daha eklenmişti.

1980’lerin sonunda SSCB’de başlayıp sonradan öteki Doğu Avrupa ülkelerini saran reform hareketi Bulgaristan’ı da etkiledi. Gitgide güçlenen muhalefet karşısında Kasım 1989’da Jivkov istifa etti, yerine Petar Mladenov getirildi. Aralıkta Türk azınlığa yeniden kendi adlarını kullanma ve serbest ibadet hakkı tanındı. Nisan 1990’da Bulgaristan Komünist Partisi’nin adı Bulgaristan Sosyalist Partisi olarak değiştirildi. Haziranda yapılan genel seçimlerde çoğunluğu Sosyalistler kazandı. Seçimlerin ardından Mladenov istifa etti ve yerine Jelyu Jelev geçti. Jelev yönetimi sırasında Türkiye’yle olan ilişkiler yumuşamaya başladı. Temmuz 1991’de Bulgaristan’ı “demokratik ve anayasal bir sosyal devlet” olarak tanımlayan yeni anayasa kabul edildi. Ekimde yapılan parlamento seçimlerinden Demokratik Güçler Birliği birinci parti olarak çıktı; Bulgaristan Sosyalist Partisi ikinci sırayı aldı. Çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi ise parlamentoya 23 milletvekili sokmayı başardı.

kaynak: Ana Britannica
Son düzenleyen Safi; 22 Eylül 2016 00:23
Blue Blood
2 Haziran 2008 12:40   |   Mesaj #5   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

BULGARİSTAN,

Ad:  Bulgaristan ve Bulgaristan Tarihi5.jpg
Gösterim: 67
Boyut:  58.8 KB

bulgarca Bılgariya, Balkan yarımadasında devlet.

Sponsorlu Bağlantılar
Karadeniz kıyısında, 110 927 km2; 9 005 000 nüf. Başkenti, Sofya. Resmi dili bulgarca.

COĞRAFYA


bölgeler


400 km uzunluğunda, 250 km genişliğinde büyük bir dikdörtgen biçiminde olan Bulgaristan, topraklarını B.'dan D.'ya doğru kesen Balkan dağlarının her iki yanında, Tuna Avrupası ile Akdeniz Avrupası arasında bir geçiş ülkesidir. K.'de Balkan dağlarına yaslanan, geniş, lösle örtülü, kireçli bir platolar ve ırmak taraçaları dizisi, orta Eflak temelini örterek derin vadilerle (iskır, Osım, Vit, Yantra, Lom) yarılmış olarak basamaklar halinde Tuna’ya kadar iner; D.’daysa, Deliorman (Lu- dogorya) ve Dobruca birleşik bir yayladır. iklim, yazları az yağışlı kara iklimidir (Rusçuk'ta ocakta -1,3°C, temmuzda 23,5°C); ne var ki, 450 000 ha'ın sulanması ve modern tarım yöntemlerinin kullanılması sayesinde, uzun süre geri kalmış bir yöre olan Bulgaristan'ın Tuna kesimi, ülkenin başlıca tarım bölgesine (buğday, mısır, pirinç, ayçiçeği, şekerpancarı, pamuk, tütün, meyve ağaçları, üzüm bağlan) dönüşmüştür.

Temelin çevresinde biçimlenmiş olan Balkan dağları (Stara Planina [Koca Balkan]) Üçüncü Zaman’da kıvrımlanmış ve kırılmış, kuzeye yatık, yer yer billurlu çekirdekler taşıyan, dar, nispeten az yüksek, ama kesintisiz uzanan, yalnızca B. kesiminde iskır boğazları aracılığıyla geçit veren bir kütledir. Balkanlar, aşırı otlatma nedeniyle gerilemiş ormanlarla örtülü bir koyun yetiştirciliği (yaylaya çıkarma yöntemiyle), sulu tarım ve sayfiye bölgesidir.

Balkan dağlarına koşut (G.'de) bir sıra oluşturan ve bu dağlardan yalnızca dar bir çöküntü havzaları (Karlovo, Kazanlık, Güller Vadisi) oluğuyla ayrılan şistli ve billurlu birer horst olan Sredna Gora (Ortadağ) ve Sırnena Gora (Karadağ) ise, tersine, jeoloji açısından Rodop dağları sistemine bağlıdır. Gene bu noktada, Akdeniz Bulgaristanı başlar. Her yerde sert geçen kışlar (ocakta 0,5°C) ve yüksek Sofya havzasına yazın düşen yağışlar karasal iklim özelliğini sürdürürse de, Meriç havzasında ve Stranca Tepelerinde yazlar sıcak ve kurak geçer, incir ve badem ağaçları yetişir. Uçsuz bucaksız sulanmayan buğday tarlalarının yanında, akıllıca bir sulamayla (400 000 ha) tahıl, sebze ve sanayi bitkileri yetiştirilir (mısır, pirinç, karpuz, kavun, kabak, domates, biber, üzüm, ayçiçeği, soya, susam, tütün, pamuk, dut).

Rodop dağları ülkenin güneyini kapsayan bir set oluşturur. Üçüncü Zaman'da gençleşmiş olan bu yaşlı, billurlu kütlede başlıca gelir kaynakları B.’da onu çevreleyen kütleler (Sofya'nın yukarısında Vitoşa, Musala tepesinin yanı sıra, Balkanların en yüksek doruğu olan Rila, Pirin) gibi ormancılık, hayvancılık, kış ve kaplıca turizmi ve madenciliktir (demirsiz metaller, linyit).
İç kesimdeki yüzey şekillerine uyan Karadeniz kıyısında yalıyarlı üç kesim (Dobruca, Balkan dağları, Stranca) ile limanlı (Varna ve Burgaz'a doğru) iki alçak kıyı kesimi ayırt edilir.

ekonomi


Sosyalist rejim, savaş öncesinde yaygın yöntemle tarımla ve ham maden çıkarımıyla uğraşılan geri kalmış bir ülke olan Bulgaristan’ın ekonomisini bütünüyle değiştirdi. Daha 1949’da, ilk beş yıllık planda, ülkeyi sağlam enerji ve sanayi tesisleriyle donatma gereği vurgulandı. 1950’de girişilen toprak reformuyla, bir yıl içinde toprakların yarısı kolektifleştirildi. Yirmi üniversite (1939’da bir tek üniversite vardı) ve on yüksekokulda yönetici yetiştirilmeye başlandı. 1965’te yönetim sisteminde yapılan reformla (işletmelere özerklik tanınması, işçilerin yönetime ortak edilmesi) üretim artırıldı. Bütün bunların gerçekleştirilmesi, Bulgaristan’ın tarih, kültür, dil ve dostluk bağlarıyla bağlı olduğu eski SSCB’nin büyük yardımlarıyla sağlanmış, ülke Comecon'a katılmıştı.

Yapısı yenilenmiş olan tarımda, devlet çiftliklerinin yanı sıra, küçük özel çiftlikler ve her biri 10 000 - 30 000 ha büyüklüğünde, çok iyi donatılmış (makine, tohum sağlanması, deneme istasyonları) üç yüz tarıma dayalı sanayi kompleksi yer alır. 1 milyon ha’ı aşkın alanda sulu tarım yapılır. Kırk yıldan bu yana büyük ölçüde küçülen tahıl alanlarında buğday üretimi 4 kat (5,5 milyon ton), mısır üretimi iki kat (2,5 milyon ton), arpa üretimi beş kat (1,5 milyon ton) artmış, ortalama verimler hektar başına 12 kentalden 40 kentale yükselmiştir. Buğday ekili alanlardaki azalma, sanayi bitkileri (ayçiçeği 458 000 ton), patates (553 000 ton), şekerpancarı (966 000 ton şeker), tütün (188 000 ton), soya (22 000 ton), pamuk, keten, kenevir, dut ağacı ile yüzölçümleri yirmi yılda iki kat artan meyve bahçeleri (400 000 ha; 1 milyon ton elma, erik, armut, şeftali, kayısı, kiraz), çilek tarımı (20 000 ton) ve sebze yetiştiriciliği (800 000 ton domates) yararına olmuştur. Üzüm üretimi 743 000 t’a, şarap üretimi 241 milyon It’ye ulaşmıştır. Ayrıca, yeni bitkiler (yerfıstığı, nane) yetiştirilmeye başlanmıştır. Keçi sayısı bakımından gerilemekte (430 000 baş) olan hayvancılık, koyun (8 000 000 baş), domuz, (1 400 000 baş), sığır (1 600 000 baş) ve kümes hayvanları (13 700 000 baş) bakımından gelişmektedir. Karadeniz'de balıkçılıktan 63 000 ton balık elde edilmektedir. Bulgaristan tütün, pamuk, yün ve kenevir üretimi bakımından önde gelen ülkeler arasında yer almaktadır.

Savaştan önce yok denebilecek kadar az olan sanayi, günümüzde ülke ekonomisinde başlıca yeri tutmaktadır (tarımda % 16, hizmetler kesiminde % 38'e karşılık, nüfusun % 44'ü). Maden kömürü yataklarının pek büyük olmamasına karşılık, linyit yataklarından (Meriç havzası), 30 milyon ton kömür elde edilir. Termik santrallar, büyük dağ barajları (Rodoplar’da Arda ırmağı düzenlemesi) ve Tuna kıyısında Kozloduy’da bir nükleer santral, toplam 44,3 GW saat enerji sağlamaktadır. Ülkenin toplam elektrik enerjisi üretiminin % 61,1’i termik, % 32,8’i nükleer, % 6,1’i hidroelektrik kaynaklıdır. Plevne’deki bir petrol rafinerisi Dolni Dıb- nik’te ve Gigen'de çıkarılan petrolü, Rusçuk, Kameno-Burgaz ve Burgaz’daki üç rafineri de dışarıdan alınan petrolü işlerler: yağ, sentetik dokuma, plastik madde. kauçuk. Sredna Gora’da ve Rodop- lar’da bol maden bulunması sayesinde Bulgaristan, Avrupa’nın başlıca kurşun (95 000 ton, Kırcali), molibden (140 ton), bakır (75 000 ton, Pirdop), çinko (68 000 ton, Kırcali) üreticileri arasındadır.

Ülkede ayrıca demir (1 850 000 ton metal), piritler, amyant, manganez (38 000 ton), gümüş, boksit, uranyum, tuz ve fosfatlar üretilir. Biri Pernik’te (kömür) öteki Kremikovtsi’de (demir) olmak üzere, iki metalürji kombinası Sofya çevresinde yer alır. Meriç kıyısında Dimitrovgrad’da (süper fosfatlar, çimento) ve Varna yakınındaki Reka Devnya’da (soda, klorürler, çimento) iki kimyasal kombina kurulmuştur Bulgaristan’da elektrikli makineler sanayisi (çamaşır makinesi, televizyon, akümülatör yapımı, Varna tersaneleri), konserve ve meyve suyu sanayileri (Kriçim tesisleri) tütün işletmeciliği ve sigara yapımı, kereste ve selüloz sanayileri (ülkenin üçte biri ormanlarla kaplıdır), dokuma sanayisi (Sofya, Filibe, Gabrovo kombinaları), eczacılık ürünleri sanayisi gelişmiştir. 1939’da ulusal gelirin ancak % 22’sini karşılayan sanayi, günümüzde % 50'sini sağlamaktadır. Gözlenen hafif duraklamanın nedeni, on beş yıldır doğum oranının oldukça düşük oluşundan kaynaklanan işçi sıkıntısı ve yeni bir ekonomik düzene geçiş sürecinin yarattığı sorunlardır.

Turizmin de Bulgaristan’a büyük katkısı vardır. Tarihsel geçmişi zengin olan ülkede, ağırlama biçimleri çeşitlendirilmek- tedir. En ilgi çekici tesisler, Karadeniz kıyısındaki plaj kentlerindedir: Albena, Zlatni Pyasıtsi (Altınkum), Drujba (Dostluk), Shnçev Bryag (Güneş kıyısı). Ama kış sporları için donatılmış dağ sayfiyeleri de Vitoşa (Aleko), Rila (Borovets- Malyovitsa) ve Rodoplar’ı (Pamporovo) canlandırmıştır. İki yüz kaplıca işletilmekte (Hiyarsa, Velingrad, Köstendil), Eski Filibe, Veliko Tırnova, Nesebır gibi müze- kentler, Rila manastırı gibi anıtlarıyla, turizme katkıda bulunmaktadır. 1960’ta 200 000’e yakın yabancı turistin geldiği Bulgaristan’ı, 1990’da 10 milyonu aşkın yabancı turist ziyaret etmiştir.

Bulgaristan, enerji gereksiniminin ancak üçte birini karşılamaktadır, ama dışalımda akaryakıt, kömür, kok kömürü, sanayi donanımının, dışsatımdaysa tütün, sigara, meyve, konserve, demirdışı metaller, makine, kumaş ve ilacın ağır bastığı dış ticareti dengededir. Günümüzde alışveriş özellikle Rusya, Polonya, Çekoslovakya, Almanya ve Fransa’yla yapılır. Bölgesel açıdan, başkentin büyümesinin (nüfusun % 10'u) önlenmesi, sulanan alanların genişletilmesi, sanayinin ve bütün ülkeyi kapsayan hizmetlerin (okullar, bankalar) kurulması, kentleşmenin gelişmesi (1939’daki % 18’e karşılık, % 60 oranında kentli, yeni kurulan Dimitrovgrad, Reka Devnya, Kremikovtsi, Nova Vraca kentleri) Bulgaristan'da eski ekonomik siyasetin başarıları olarak sayılabilir. Ülke şubat 1991'de iktisadi reformlara başladı. 13 temel gıda maddesi ve kamu ulaşımı dışındaki malların fiyatları serbest bırakıldı. Ama paranın konvertibilitesi sınırlı ve özelleştirme henüz planlama aşamasındadır.

TARİH


kökenler


Günümüz Bulgaristan topraklarının ilk sakinleri Traklar'dı. İ.Ö. VIII. yy.’da Yunanjılar Trak kıyılarında koloniler kurdular. İ.Ö. I. yy.’da Romalılar Trak devletini ele geçirerek burayı Moesia eyaletine dönüştürdüler. Bu eyalet, Domitianus zamanında Aşağı Moesia ve Yukarı Moesia olarak ikiye ayrıldı. Daha sonra Bizans imparatorluğu topraklarına katılan Aşağı Moesia, yaklaşık olarak bugünkü Bulgaristan topraklarına denk düşer.

VI. yy.'ın başında Slav kabileleri Bizans imparatorluğu'na sızmaya başlayarak, Bulgaristan topraklarına yerleştiler ve yerli halkları bünyelerinde erittiler. Bulgarlar ya da Önbulgarlar da aynı dönemde ortaya çıktı; türk-moğol ya da fin asıllı bulgar halkı, 481'den itibaren Aşağı Tuna kıyılarına ve Volga bölgesine yerleşmeye başladı. Volga bölgesinde, daha sonra, VI. yy.'da "Büyük Bulgaristan” adıyla bilinen büyük bir imparatorluk kuracaklardı, iyi süvari oluşlarıyla tanınan Bulgarlar Bizans’ı birçok kez tehdit ettiler. 679'da, Asparuh Han yönetiminde, Tuna ile Balkan dağları arasındaki bölgeyi ele geçirerek buraya yerleştiler, iki yıl sonra, yenik Bizans bu toprakların Bulgarlar'a ait olduğunu kabul eden antlaşmayı imzalayınca, Bulgar devleti de kurulmuş oldu. VIII. yy.’da Bulgarlar Tervel Han (702-718) yönetiminde topraklarını genişleterek Konstantinopolis’i tehdit etmeye başladılar. Bu genişleme IX. yy.’da Krum Han döneminde de sürdü (803-814). Krum Han Serdica’yı (Sofya) ele geçirdi, Konstantinopolis’i kuşattı (814). Omurtag (814-831) ve Malamir (831-836) Han dönemlerinde Bulgarlar, Arnavutluk’u ele geçirdiler, ama Bizans’ı almayı ve Ege denizi’ne ulaşmayı başaramadılar.

ilk bulgar krallığı


865’te Boris I, ortodoks hıristiyanlığı benimsedi. Bizans’ın ülkeye bir metropolit atanmasını kabul etmesiyle resmi dili Slavca olan yarı özerk bir ulusal kilise kuruldu. Bulgarlar kiril alfabesini kabul ettiler. Önbulgarlar yavaş yavaş kabile örgütlenmesinden uzaklaşırken, ülkedeki çeşitli ırk toplulukları da gitgide birbirlerine karışıp tek bir bütün oluşturdular.
Boris’in oğlu Simeon (893-927) hıristiyanlığı yayıp, Makedonya, Arnavutluk ve Sırp topraklarını ele geçirdi. 897’de İstanbul’u kuşattı, bundan sonuç alamadı; ancak Bizans imparatorunu vergiye bağladı. Oğlu Petır (927-969) Ege denizi’nden Adriya’ya kadar uzanan büyük bir imparatorluğu yönetti, normal olarak Bizans imparatorluğu'nun vârisine özgü olan çar unvanını aldı ve Bizans ile barış antlaşmasının ardından imparatorun kızıyla evlendi. Böylece Bulgaristan’ın ilk parlak dönemi başlamış oldu.
X. yy. boyunca, iç çekişmelerin ve ayaklanmaların (Sırplar 931 ’de özgürlüklerine kavuştu) yıprattığı Bulgaristan imparatorluğu parçalandı. Bu siyasal bunalım, en önemlisi bogomiller’inki olan sapkın öğretilerin yayılmasını kolaylaştırdı.

Aslında, dinsel bir görünüme bürünmüş toplumsal bir hareket olan bogomillik, din adamlarını aradan çıkararak Tanrı ile doğrudan ilişki kurmayı ve büyük toprakların bölüşülmesini salık veriyordu. Bu hareket Bulgar devletini yıkan toplumsal karışıklıkların kaynağı oldu. Boris II döneminde (969-972) ülkeyi önce Ruslar işgal etti; sonra da 972’de Joannes Tzimiskes komutasındaki BizanslIlar çarı esir alıp krallığı topraklarına kattılar ve patrikliği ortadan kaldırdılar. Ancak binazslı işgalcilerin katı tutumu, bir soylu olan Samuil’in yönetiminde, ulusal bir ayaklanmanın başlamasına neden oldu. Başlangıçta başarılı olan Samuil, 986-995 arasında Bosna’dan Tesalya’ya kadar uzanan bir bulgar devleti kurmayı başardı, ama sonradan ardı ardına yenilgilere uğradı (Sperkheios [996] özellikle de Strumica [1014] çarpışmaları). Bizans imparatoru Basileios II (olaydan sonra Bulgaroktonos lakabıyla anıldı), Strumica savaşı sonrasında 15 000 tutsağı, gözlerine mil çektirip Samuil’e gönderdi. Samuil birkaç gün sonra öldü. 1018’detüm Bulgaristan, yeniden Bizans’ın egemenliği altına girmişti.

Kaynak: Büyük Larousse

Son düzenleyen Safi; 22 Eylül 2016 00:24
22 Mayıs 2009 02:24   |   Mesaj #6   |   
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Ad:  Bulgaristan ve Bulgaristan Tarihi6.jpg
Gösterim: 63
Boyut:  55.8 KB

ikinci Bulgar İmparatorluğu


Bir buçuk yüzyıllık bizans egemenliğinden sonra, Manuel Komnenos’un ölümünün (1180) ardından balkan halkları başkaldırdılar. Petır ve ivan Asen adlı kardeş iki senyörün önderliğinde Bulgarlar, devletlerini yeniden kurup, Tırnova’yı başkent yaptılar; Aşağı Tuna ovasını ele geçirip, Serdica (Sofya) bölgesini, Trakya’yı ve Makedonya’yı fethe giriştiler. Asen kardeşlerin öldürülmesi, Bulgarlar’ın ilerlemesini durdurmadı: Marmara denizi kıyılarına kadar ilerlediler, ivan II Kaloyan (1197-1207), kendini papa innocentius lll’e "Bulgarlar’ın ve Valaklar’ın" kralı ilan ettirerek, eski bulgar devletini yeniden kurdu. Kaloyan Haçlılar ile ittifak içine girip topraklarından birçok kez geçmelerine izin verdi, böylelikle Doğu Roma imparatorluğu'nun çökmesini kolaylaştırdı. 1205'te Konstantinopolis Latin imparatorluğu ile ittifakını bozdu, imparator Flandrelı Baudouin yenilgiye uğratıldı ve Tırnova’da, kapatıldığı hücrede öldü. Ertesi yıl Kaloyan Selanik’i işgal ederek krallığına Ege denizi'ne açılma olanağını sağladı. Ancak Selanik'te öldürüldü. Ondan sonra ülkeyi, Gasıp Boril (1207-1218) yönetti.

Tahtın yasal vârisi ivan III Asen II, Bogomiller’in desteğini alarak, Gasıp Boril’i ülkeden kaçmak zorunda bıraktı (1218) ve 1241’e kadar ülkeyi yönetti, ivan III Asen ll’nin yönetiminde, krallık bir refah dönemi yaşadı. Soylular (Boyarlar) yeniden krala boyun eğdiler. Gücünü, kıpçak ve moğal paralı askerlerinin katıldığı 100 000 kişilik ordudan alan krallık yeniden güçlendi. Krallık hâzinesi, vergilerin düzenli toplanması sayesinde doldu. Tarım ve ticaret gelişti, ülke birçok İtalyan tüccarın uğrak yeri oldu. Bu dönemde Bulgaristan Balkanlar'ın en güçlü devletiydi; toprakları Tuna’dan Ege denizi’ne, Karadeniz'den Adriya’ya uzanıyordu. Usta bir evlilik siyaseti sayesinde Macaristan, Sırbistan ve Nikaia (İznik) Rum imparatorluğu ile ilişki kuran kral, onların yardımıyla Konstantinopolis'i almaya çalıştıysa da başaramadı. 1235’te Nikaia, Roma ile ilişkilerini koparmak pahasına, Bulgar kilise- sı’nin özerkliğini tanıdı. Konstantinopolis’ ten sonra Balkanlar'ın ikinci kenti olan Tırnova’nın parlak uygarlığında güçlü bir bizans etkisi vardı. Hükümdarın imtiyazları, idari ve dini unvan ve görevler Bizans örnek alınarak düzenlenmişti.

ivan III Asen ll’nin ölümüyle (1241), büyük bir gerileme dönemi başladı. Bu gerilemenin temelinde merkez dışı güçlerin gelişmesi, Latin imparatorluğu’nun çökmeşinden (1261) sonra, Bizans’ın yeniden güçlenmesi yatmaktaydı. 1272'de moğol akınları başladı. Asen sülalesinden hükümdarlar, moğol istilasına engel olamadılar. Bir halk ayaklanmasıyla (1277) tahta çıkarılan yeni kral Çoban ivaylo istilacılara karşı direnmeyi başardıysa da, ayaklanma sonradan bastırıldı; Boyarlar üstünlük sağladılar, ivan IV Asen III, 1280'den sonra Konstantinopolis’e sığınmak zorunda kaldı. O sırada krallığı tam anlamıyla parçalanmaktaydı: kıpçak kökenli Terterler moğol egemenliğini tanıdılar ve ülkenin Boyarlar yararına parçalanmasını kabul ettiler. Boyarlar da birçok bağımsız prenslik kurdular.

1323'te bu prenslerden, Terterler ile akraba olan Mihail Şişman, Şişmanlar hanedanını kurdu ve yeniden bir bulgar devleti oluşturmaya girişti. Ancak ülkenin feodal beyliklere bölünmesini önleyemedi. 1330'da, Köstendil bozgunundan sonra, Bulgaristan Stefan Duşan yönetimindeki Sırbistan topraklarına katıldı. Bu durum 25 yıl sürdü. Çar ivan VI Aleksandır ölünce (1371) Bulgaristan iki prensliğe bölündü: Sofya ve Vidin prensliği. Tam o sırada Türkler de Avrupa kıtasına ayak basmış, Balkan devletlerini tehdit etmeye başlamışlardı. Bulgar prenslikleri, patrik Eftimiy'in çabalarına karşın, kendilerini savunacak güçten yoksunlardı. Türkler Sofya'yı (1382), Tırnova’yı (1393) ve Vidin’i (1396) ele geçirdiler. Haçlı seferinin başarısızlığı ve Haçlılar'ın Nikopolis'te (Niğbolu) bozguna uğramaları, Bulgaristan'ın kesin olarak OsmanlI imparatorluğu na katılması sonucunu doğurdu.

türk egemenliği


Türk egemenliği, ülkedeki toplumsal yapılarda büyük değişiklikler meydana getirdi. Boyarlar arasında bölünmüş olan ülke, doğrudan osmanlı yönetsel yapısına katılarak Rumeli beylerbeyliği’ne bağlı sancaklara (Silistre, Niğbolu, Sofya ve Çirmen sancağının batı bölümü) ayrıldı. Savaşlarda çoğu yok edilen Boyarlar'ın kalanları Osmanlı devletinin asker kadrolarına katıldı. Ülkenin nüfusu ve vergi kaynakları kayıtlara geçirildi, bu kayıtlara göre çeşitli yerlere tımarlı sipahiler yerleştirildi. Anadolu’da kargaşalık çıkaran Türkmenler ve Tatarlar Filibe yöresine yerleştirildi. Böylece XV. yy. ortalarından XVII. yy. sonlarına kadar hiçbir yabancı istilasına uğramadığı için tam bir istikrar kazanan ülke, osmanlı başkentinin yakınında ve Avrupa’ya düzenlenen türk seferlerinin yolu üzerinde olduğundan, büyük bir gelişme gösterdi. Yeni kentler kurulurken, eski kentler büyüdü; ticaret, tarım ve hayvancılık önemli ölçüde gelişti. Yerli soylular ve Rodoplar’daki Pomaklar müs- lümanlığı kabul ettilerse de halkın büyük çoğunluğu hıristiyan kaldı. Bu nedenle Bulgarlar vergiye bağlı çiftçi sınıfı olarak kabul edildiğinden, hıristiyanlardan alınan vergi (cizye) onlardan da düzenli bir biçimde alındı. Öte yandan, Yeniçeri ocağı'nın önemli devşirme bölgelerinden biri olan ülkede önceleri Voynuk adı altında askere alınan bulgar erkekleri, daha sonra osmanlı sarayında seyislikle görevlendirildiler. Osmanlı egemenliği döneminde, özellikle XVII. yy.'daki Osmanlı-Avusturya savaşları sırasında birçok ayaklanma girişimi oldu.

Osmanlı yönetimine karşı ilk ayaklanmaların XV. yy. ortalarında başladığı görülür. Macar ordusu Sofya yakınlarına kadar ilerleyince (1443), bölge halkı ayaklanarak Macarlar ile birleşti. Ancak, türk kuvvetlerinin kente gelmesi üzerine ayaklanma sona erdi. Tuna boyundaki köylülerin ayaklanması Sinan Paşa tarafından bastırıldı (1595).Avusturyalılar'ın Batı Bulgaristan'ı işgali sırasında (1683) halkın bir bölümü Avusturya kuvvetleriyle birleşti. Ancak, Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki türk ordusu işgal edilen toprakları geri aldı, dirlik ve düzeni yeniden kurdu. Keşiş Paısy Hilendarski'nin yazdığı Bulgar ulusunun, çarlarının ve azizlerinin tarihi (1762) adlı kitap ve Sofroniy adıyla bilinen piskopos Sofroniy Vracanski’nin Pazvandoğlu ayaklanmasını gördükten sonra kaleme aldığı yazılar bulgar milliyetçiliğini ilk kez gerçek anlamda uyandıran atılımlar oldu. Aralarından bazıları rus saflarında çarpışmalara katıldılar.

Bu canlanmanın etkisiyle 50'yi aşkın bulgar okulu açıldı (1835-1845); İstanbul’da çıkmaya başlayan isarigradski Vestnik (1848) adlı gazete ilki olmak üzere osmanlı topraklarında bulgarca gazete ve kitapların yayımlanmasına izin verildi. Bu arada, kentlerde ticareti ve kiliselerde dinsel makamları ele geçirmiş olan Rumlar ile Bulgarlar arasındaki egemenlik kavgaları padişah fermanıyla (1870) özerk bulgar kilisesi (eksarkhosluk) kurulana kadar sürüp gitti. Ulusal bilincin güçlendiği ve etkisinin giderek arttığı bu dönemde osmanlı yönetimine karşı birçok ayaklanma patlak verdi. Kopriuştitsa ve Panogvurişte'de çıkan ayaklanmalar türk kuvvetlerince şiddetle bastırıldı (nisan 1875). Ulusçu hareket, Georgi Stoykov Rakovski’nin (1821-1867), Lyuben Karavelov’un (1834-1879), "Bulgar devrimi merkez komitesi'ni” kuran Vasil Levski (1837 -1873) ve ozan Hristo Botev’ın (1848 -1876) çabalarıyla güçlendi. 20 nisan 1876’da bulgar komitecilerinin başlattığı ayaklanma, Avrupa’da bunu fırsat Menlerce büyük bir dayanışma hareketine yol açtı. Ruslar "slav kardeşlerine yardım" gerekçesiyle, Osmanlı devletinden Bulgaristan’da iki özerk bölge kurmasını istediler. isteğin reddedilmesi sonucu Rusya Osmanlı devletine karşı savaş açtı (nisan 1877).

Bulgarların da yanında yer aldığı rus ordularının İstanbul yakınlarına kadar ilerlediği bu savaşın sonunda imzalanan Ayastefanos (Yeşilköy) antlaşmasıyla (3 mart 1878) Makedonya'nın büyük bölümünü kapsayan ve Ege denizi'ne çıkışı olan büyük ve özerk bir Bulgaristan prensliğinin kurulması kabul edildi. Ancak Ruslar’ın başarısından kaygılanan öteki Avrupa devletlerinin işe karışması ve Berlin konferansı kararları sonucu (13 temmuz 1878) Dobruca Romanya'ya, Niş Sırbistan’a verildi ve Balkanlar ile Tuna arasındaki bölgede de başkenti Sofya olan küçük bir Bulgar prensliği kuruldu. Balkanların güneyinde kalan kesimse, merkezi Filibe olmak üzere Rumeli-i Şarki vilayeti adıyla bir osmanlı eyaletine dönüştürüldü. Anayasanın hazırlanmasından sonra Rusya'nın baskısıyla toplanan ilk bulgar parlamentosu (Sobranie), rus çarının yeğeni Aleksandr Battenberg’i bulgar prensi seçti (29 nisan 1879). Ülkeyi danışman sıfatıyla gelen rus generallerinin istekleri doğrultusunda yönetmeye başlayınca, Sobranie hükümete karşı cephe aldı, prens de meclisi dağıttı (aralık 1879). Ancak, yeni rus çarı Aleksandr III ile anlaşmazlığa düşünce bulgar prensi Aleksandr Battenberg, anayasayı yeniden yürürlüğe koyarak hükümeti kurma görevini de Karavelov’a verdi. Bir darbe sonunda Rumeli-i Şarki vilayeti'nde yönetimi ele geçiren bulgar komitacıları (eylül 1885) vilayetin prenslikle birleştiğini ve Aleksandr'ı prensleri olarak kabul ettiklerini duyurdular. Büyük Avrupa devletlerinin de onayladığı bu birleşmeyi osmanlı hükümeti kabul etmek zorunda kaldı.

Birleşmenin hemen ardından Avusturya’nın kışkırttığı Sırplar, Bulgar prensliğine savaş açtılarsa da onları yenilgiye uğratan Bulgarlar, Mart 1886 antlaşmasıyla Balkanlar’da konumlarını güçlendirdiler. Ancak, rus yanlılarının gerçekleştirdikleri bir darbe sonucu (21 ağustos 1886) Aleksandr prenslikten çekilmek zorunda kaldı. Böylece rus yanlısı Saksonya-Coburglu Ferdinand prens seçildi (haziran 1887). Hükümeti kuran Stefan Stambolov, iç muhalefeti sindirdi ve rus baskısından kurtulmak için Avusturya -Almanya yanlısı bir dış siyasete yöneldiyse de prens Ferdinand ile anlaşmazlığa düşünce görevden ayrıldı (1894). Onun istifasından sonra dış siyasetini değiştiren Bulgar prensliği, Rusya’nın da etkisiyle Balkanlar’da Osmanlı devleti zararına bir bağlaşma oluşturmaya girişti, ikinci meşrutiyetin duyurulmasından sonra Babıâli hükümeti, 100 milyon mark karşılığında
Rumeli-i Şarki eyaleti’nden bütünüyle vazgeçti. Böylece Bulgaristan Tırnova’da tam bağımsızlığını kazandı ve prens, Ferdinand I adıyla Bulgaristan’da "çar” unvanını aldı (20 Eylül 1908).

Çarlık'tan Cumhuriyet'e


Stambolov başbakan iken bir diktatör siyaseti izledi. Rusya’ya düşman bir tutum içine girdi ve ülkeyi kalkındırdı. Ama modern tipte bir sanayinin ortaya çıkması, işçi sorununun doğmasına yol açtı. 1891 mayısında Dimitır Blagoev'in (1856-1924) yönetiminde bir Bulgar gizli sosyal demokrat partisi kuruldu. Bu parti çok geçmeden iki farklı eğilime bölündü: Blagoev’e bağlı devrimci sol, reformcu sağ. Stambolov’un 1894’te görevinden çekilmesinden sonra (bir yıl sonra da öldürüldü), Ferdinand Rusya ile yakınlaşma içine girip iç bölünmelerin büyük zarar verdiği ülkeyi bir baskı rejimiyle yönetti. 1899’da Aleksandır Stamboliyski’nin (1879-1923) önderliğini yaptığı çiftçi partisi, çok geçmeden köylü yığınlarını etrafında topladı. Balkanlar’da hâlâ OsmanlI imparatorluğu’na ait olan topraklara göz diken Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan, bir Balkan birliği kurarak, 1912 ekiminde Türkiye’ye savaş açtılar. Bulgar ordusu Kırkkilise’de, Lüleburgaz’da, Bolayır’da başarılar kazandı ve Edirne'yi ele geçirdi. Çatalca'ya kadar ilerledi. Türkiye ile Londra barışı’nın (mayıs 1913) imzalanmasından sonra, ele geçirilen toprakların bölüşülmesi, Birlik üyelerini çok geçmeden birbirine düşürdü. Bulgaristan krallığı’nın çok geniş toprakları ele geçirmesi Sırbistan’ın, ardından da Yunanistan’ın Bulgaristan'a saldırmasına yol açtı. Romanya da kuzeyden harekete geçti. Bu arada türk ordusu da Edirne’yi geri aldı. Bulgar orduları dört cephede de yenilgiye uğradı. 10 ağustos 1913’te imzalanan Bükreş barışı ile Bulgaristan, ele geçirmiş olduğu toprakların büyük bölümünü geri vermek zorunda kaldı ve Ege denizi’ne ancak dar bir kıyıyla açılabildi.

1915 ekiminde Ferdinand, uzun süren bir kararsızlık döneminden sonra, Merkez devletleriyle ittifaka girdi. Sırbistan'a saldırıp, bozguna uğratarak, Selanik’te yunan ordusunu uzun süre zorladı. Ama Franchet d’Esperay komutasındaki itilaf devletleri ordusunun saldırısı, Bulgarlar'ı 28 eylülde Selanik antlaşması’nı imzalamak zorunda bıraktı. Halkın hoşnutsuzlu
ğunun artması üzerine, Ferdinand tahttan çekilerek yerini oğlu Boris Ifl’e bıraktı (3 ekim). Başbakanlığa getirilen Stamboliyski, sol sosyalistlerin gelişmesini önlemeye çalıştıysa da 27 mayıs 1919‘da sol sosyalistler Bulgar komünist partisi’ni kurdular.
Neuilly antlaşması ile (kasım 1919) Bulgarlar, Ege denizi'ne açıldıkları kapı dahil, ele geçirmiş oldukları bütün toprakları yitirdiler. Ağır tazminat ödemek zorunda kaldılar ve orduları 33 000 kişiye indirildi. Büyük bölümü Makedonya’dan gelen çok sayıda mülteci, sonradan ciddi sorunlara yol açtı.

1920 martındaki seçimleri ezici bir çoğunlukla kazanan Stamboliyski, bir köylü demokrasisi kurmaya çalıştı ve komünistler ile üyelerini mültecilerin oluşturduğu Uluslararası Makedonya devrim örgütü üzerinde sert bir baskı uyguladı. Ayrıca Yugoslavya ile yakın ilişkiler kurmaya çalıştı. Ama, haziran 1923'te Aleksandır Tsankov'un yönettiği sağcılar koalisyonu üyelerinin yaptığı bir darbeyle devrildi ve öldürüldü. Tsankov, Mussolini italyası'ndan esinlenen bir diktatörlük rejimi kurup, çiftçiler ve komünistlerin bir ayaklanma girişimini bastırdı ve ülkede, 20 000 kişinin ölmesiyle sonuçlanan bir beyaz terör uyguladı. 1931 haziranındaki seçimleri muhalefetin kazanması, kısa süreli bir demokrasi yönetimi sağladı, ama bu dönemde, tutucu gruplar durumlarını sağlamlaştırmaktan geri kalmadılar: Tsankov’un kurduğu Toplumsal halk hareketi ve subaylar ile aydınları kapsayan Zveno ("halka") grubu 1934 nisanında, bir hükümet darbesi düzenledi. Çok geçmeden kral, kişisel diktatörlüğünü kurarak, Yugoslavya’ya yaklaştı ve Almanya ile İtalya’nın, gün geçtikçe daha çok etkisine girdi, ikinci Dünya savaşı'nın patlak verdiği sırada, kral 1940 şubatında, başbakanlığa, Hitler hayranı Bodgan Filov’u atadı. Reich ile yakınlaşması Bulgaristan’a Romanya'dan Güney Dobruca’yı geri alma fırsatını verdi (Craiova anlaşması, eylül 1940). Viyana antlaşması’ndan (1 mart 1941) sonra Almanlar ülkeyi işgal edip, kaynaklarını işletmeye başladılar.

Bulgar birlikleri SSCB topraklarının istilasına katılmadılarsa da Yugoslavya’nın bozguna uğramasından sonra Hitler, Boris lll’ün sırp ve yunan Makedonyaları’nı işgaline izin verdi. 28 ağustos 1943’te kral Boris III esrarengiz bir şekilde öldü. Antikomintern paktı’na katılan Bulgaristan, SSCB’ye karşı yansız kaldı, ama 5 eylül 1944’te, Romanya’ya giren Sovyetler Bulgaristan’a savaş açtılar. Muraviev hükümeti hemen barış istedi ve Kızılordu ülkeyi işgal etti. Ama dört gün sonra, direnişçiler ayaklandılar. 1942 haziranından sonra Komünist partisi’nin çağrısıyla, nazi yanlısı rejimin bütün muhaliflerini bir araya toplayan bir Vatan cephesi (Otetçestven Front) kuruldu. Bu cephe, 9 eylül akşamı yönetimi ele alıp, başkanlığını Zveno’nun lideri albay Kimon Georgiev’in yaptığı, komünist, çiftçi ve radikal bakanlardan oluşan bir hükümet kurdu. Bu hükümet Reich’a savaş açtı; bulgar birlikleri cephede görev alarak çarpıştılar. Georgiev ayrıca, acımasız bir ayıklama hareketine girişti. Aralarında naiplerin, Boris'in kardeşi Filov’un ve Kiril'in de bulunduğu 2 680 kişi ölüm cezasına çarptırıldı.

halk demokrasisi


18 kasım 1945’te yasama meclisi seçimleri yapıldı. Georgiev hükümetinin kurulmasından sonra, Vatan cephesi içinde büyük görüş ayrılıkları belirmiş, tarihi önderi Georgi Dimitrov’un ülkeye dönmesiyle daha da güçlenmiş olan Sovyetler’in desteğindeki Komünist partisi, etkisini ülkede büyük ölçüde yaymıştı, ama komünistlerin daha da güçlenmesi, onlarla tek seçim listesi oluşturulmasına karşı çıkan çiftçiler ve önderleri Petkov tarafından engellendi. Vatan cephesi seçimleri kazandı ve Georgiev’in başkanlığında komünistlerin ağırlıkta olduğu bir hükümet kuruldu. 8 eylül 1946'da yapılan plebisit sonucu monarşi kaldırıldı; 15 eylülde Bulgar Cumhuriyeti ilan edildi. Yapılan yeni seçimlerde (27 ekim 1946), muhalefet oyların % 30’unu aldı ve Dimitrov başkanlığında bir hükümet kuruldu.

10 şubat 1947’de Müttefikler ile Bulgaristan arasında barış imzalandı; 23 eylül 1947’de Petkov idam edildi. O tarihten itibaren, muhalefetin ortadan kaldırılmasına girişildi ve hükümette başlıca gücü oluşturan komünistler, bulgar "halk demokrasisi”nin kurulduğunu ilan ettiler.
1945’te başlanmış olan iktisadi ve toplumsal reformlar hızlandırıldı: 9 haziran 1945'te çıkarılan ve toprak mülkiyetini 20 hektarla (Dobruca’da 30) sınırlayan toprak mülkiyeti yasası, köylerde kolektifleştirmenin başlatılması, devletleştirmeler (1946 yasası, özel sektörün payının 2 yılda % 5’e indirilmesini öngörüyordu), iki yıllık bir planın (1947-48) yürürlüğe konması.
2 temmuz 1949’da Georgi Dimitrov ölünce, yerine önce Vasıl Kolarov (öl. 1950), Sonra Vılko Çervenkov getirildi, ilk | beş yıllık planda özellikle ülkenin sanayi potansiyelinin artırılması ve ağır sanayinin geliştirilmesi hedef alındı. Buna koşut | olarak, ülkede stalinci yöntemler uygulandı: meclis başkan yardımcısı Trayço Kostov, ihanetle ve titoculukla suçlanarak aralık 1949'da idam edildi, ikinci beş yıllık planda (1953), özellikle köy iktisadının geliştirilmesi üstünde duruldu.

1956'da, "sosyalizmden sapmak”la suçlanan Çervenkov görevden uzaklaştırılarak, yerine Anton Yugov getirildi, Todor Jivkov parti genel sekreteri oldu. 1962 martında Ulusal meclis, Yugov’u yeniden Konsey başkanı seçti. Ama bir süre sonra, Tsankov ile birlikte bir temizlik hareketi sırasında ortadan kaldırıldı. Todor Jivkov, genel sekreterlik ve Konsey başkanlığı yetkilerini elinde topladı. Bulgaristan, SSCB ile yakın ilişkiler içinde olmasına karşın, komşularıyla da iyi ilişkiler sürdürebilmek için Arnavutluk ve Yugoslavya’ya karşı eleştirilerinde ölçülü davrandı.

27 şubat 1966 seçimlerinden sdnra, devlet yapısında yeni bir örgütlenmeye gidildi. 11 mart 1966’daTodor Jivkov) ikili görevine yeniden seçildi. Aynı yıl, planlama sisteminde reform yapıldı ve ulusal üretim olarak sanayi üretimi önemli ölçüde arttı. Batı ile ilişkiler çoğaltıldı: Fransa ile anlaşmalar imzalandı (1966); Sofya' daki ABD, VVashington'daki Bulgaristan temsilcilikleri büyükelçilik düzeyine yükseltildi. Bununla birlikte, 1968 ağustosunda bulgar birlikleri Varşova paktı’nın bir üyesi olarak Çekoslovakya’nın işgaline katıldılar ve ekim ayına kadar bu ülkede kaldılar. 1971 'de, mayıs ayında yapılan bir referandumda büyük bir çoğunluğun onayladığı yeni bir anayasa, 1947 anayasasının yerine yürürlüğe girdi. Todor Jivkov 7 temmuz 1971 'de devlet başkanlığına atandı ve Konsey başkanlığını Stanko Todorov'a bıraktı; ama parti genel sekreterliğinden ayrılmadı. Planlamayı ve iktisadi faaliyetleri geliştirmek amacıyla bir yapısal yeniden örgütleme çabasına girildi. 1981 haziranında, Stanko Todorov' un yerine Grişa Filipov getirildi. Kamu iktisadi teşebbüslerinde verimi artırmak için merkezi planlamanın daha esnek tutulması kararlaştırıldı. Üretimde nicelik yanında, niteliğe de önem verilmesi gerektiği vurgulandı. Tarımda plan hedeflerinin gerisinde kalınması eleştirilere yol açtı.

1985 başında türk azınlığa karşı baskılar yoğunluk kazandı. 1971 anayasasında ülkedeki azınlıkların varlığını reddeden yönetim, okullardan türkçe eğitimi kaldırdı, müslümanların ibadetlerine sınırlamalar getirdi. Türk adları slav adlarına çevrildi. Bulgarlaştırma kampanyasına karşı direnen türk köyleri, askeri birliklerle kuşatıldı. Türk azınlığa yöneltilen baskılar pek çok ülke tarafından kınandı. Bulgar yöneticiler ancak komünist rejim çöküp demokratik yönetim kurulduktan sonra bu kısıtlamalardan vazgeçtiler (1990).

Kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Safi; 22 Eylül 2016 00:24
20 Eylül 2016 22:55   |   Mesaj #7   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

demokratik yönetim

Ad:  Bulgaristan ve Bulgaristan Tarihi7.jpg
Gösterim: 36
Boyut:  37.4 KB

Sosyalist rejimlerin ard arda çökmesi ve SSCB’nin dağılması üzerine Bulgaristan’da da demokratik yönetime geçiş süreci başladı. 1954'ten beri parti ve 1971'den beri devlet başkanı olarak ülke yönetiminde birinci derecede rol oynayan Todor Jivkov bu görevlerinden ayrıldı, yerine Petar Mladenov geçti (kasım 1989). Bulgar parlamentosu Komünist parti'nin yönetici rolüne ilişkin anayasa maddesini iptal etti (ocak 1990). Komünist parti kongresi de çok partili sisteme ve pazar ekonomisine geçişi onayladı, adını Sosyalist parti’ye dönüştürdü (nisan 1990). Ağustos 1990'da Jelyu Jelev cumhurbaşkanı seçildi. Gösteriler, grevler ve karışıklıklar yıl boyunca sürdü. Andrey Lukanov tarafından kurulan sosyalist hükümet 29 kasımda istifa etti. Yeni hükümeti Dimitar Popov kurdu. Serbest seçimler sonucunda toplanan kurucu meclis tarafından demokratik bir anayasa yapıldı. 23 nisan 1992 de bir özelleştirme yasası çıkarıldı.

SAVUNMA


Bulgaristan küçük bir ülke olmasına rağmen önemli bir askeri güce sahiptir; kara ve hava kuvvetlerinde 2 yıl, deniz kuvvetlerinde 3 vıl hizmet zorunludur. Kara kuvvetleri, nispeten eski model (1 800 tane T-34 ve T-54/55 tankı, 1 500 tane daha yeni BTR-60 zırhlı refakat aracı) rus silahlarıyla donatılmış 8 piyade tümenini ve 105 000 kişiyi kapsar. Ayrıca, 66 nükleer taktik füzeye (orta menzilli 36 Frog ve uzun erimli 30 Scud) sahiptir. Deniz kuvvetleri, 4 denizaltı, Riga tipinde 2 firkateyn ve 3 karret ile 10 000 kişiyi kapsar.
Hava kuvvetleri, 34 000 kişiden oluşur. 248 savaş uçağına sahiptir. MİG-17 ve MİG-23'lerden oluşan 6 taktik avcı filosu, MİG-18 ve MİG-21 'terden oluşan 7 önleme filosu, 2 keşif filosu, 1 helikopter alayı, 150 adet yerden havaya SA-2 ve SA-3 füzesi.

EDEBİYAT


Bulgar (ve genel olarak slav) edebiyatı, IX. yy.'da gün ışığına çıktı. Bu dönemde, Kiril kardeşler ve aziz Metodiy’in Slavlar için bir abece geliştirdikleri ve dinsel metinlerden ilk çevirileri yaptıkları kabul edilir. Eski bulgarca edebiyat Boris’in oğlu Simeon döneminde (893-927) doruk noktasına ulaştı. Ohridli Clemens, Konstantin Preslavski (bulgar edebiyatının ilk şair ve tarihçisi), ivan Ekzarh (OEuvre des sıx jours [fr çev.] ve Traite de la vraie foi [fr. çev.] adlı yapıtlarıyla, bu dönemin en önemli yazarı sayılır), keşiş Hrabr (Traite sur les lettres [fr. çev.]) ve ulusal bir edebiyatın gelişmesinde yunan karşıtı siyasetine bir dayanak bulan çar Simeon'un kendisi, yazarlar arasında ilk sıralara yerleştiler. Resmi kilise, X. yy.'ın ikinci yarısında sapkın bogomillerle savaşmaya başladı; bu mezhebe bağlı olanlara yapılan eziyet yüzyıllar boyunca sürdü. Tüm bunlar, rahip Kosmas’ın Traitecontreles Bogomiles (fr. çev.) adlı yapıtında ve çok sayıda düzmece yazıda anlatıldı.

Bulgar edebiyatı, Bizans egemenliği döneminde (1018-1185) bir durgunluk dönemi geçirmekle birlikte, Suprasliensis ve Sava'mn Evangeliarium'u gibi Kiril abecesiyle yazılmış en eski belgelerin, bu dönemden kaldığı sanılır, ikinci Bulgar imparatorluğu döneminde (1185-1396), özellikle, çar ivan VI tahttayken, yeniden parlak bir edebiyat yaratıldı. Bu dönemin en önemli yazarı, kesykhia’cıların en büyüğü olan patrik Tırnovalı Evtim’dir. O ve öğrencileri (en ünlüleri Grigor Tsamblak'tır) sayesinde, bulgar edebiyatı, komşu ülkelerde ve Rusya'da saygınlık kazandı.

OsmanlI egemenliği altında geçen uzun dönemin (1396-1878) edebiyatçıları, en azından XVIII. yy.'ın sonlarına değin yalnızca ermiş menkıbeleri geleneğini sürdürdüler ve önceki yapıtlardan yeni düzenlemeler yapmakla yetindiler. XV. yy.'da Dimitır Kantakuzin ve XVI. yy.'da papaz Peyo adlarını duyuran edebiyatçılar oldular. XVII. ve XVIII. yy.'da da, damaskini diye adlandırılan değişik nitelikte derlemeler (azizlerin yaşamları, vaazlar, öğretici yazılar) yapıldı.
Ulusa) bilinç bulgar rönesansının başlangıcını gösteren keşiş Paisiy'ın Istorıya slavenobolgarskayo (Bulgar Slavları'nın tarihi) [1762] adlı yapıtıyla uyanmaya başladı. Uzun süre elyazması olarak kalan bu yapıtta Paîsiy, Yunanlılar'ı eleştirdi ve Bulgarlar’a şanlı geçmişlerini anımsattı ve onlardan dillerini, ırklarını unutmamalarını da isteyerek, birleşme çağrısında bulundu. Halkını uyuşukluktan kurtarmayı amaçlayan Paisiy'in bu kitabı, XIX. yy.'da da etkisini sürdürdü. Bunda, duygulandırıcı bir dille yaşamöyküsünü yazan piskopos Sofroniy Vraçanski'nin (1806’da Bükreş’te yayımlanan bu yapıt, modern edebiyatın basılmış ilk kitabıdır), 1824'te slavon dilinin etkisinden kurtulmuş bir dille küçük bir ansiklopedi yazan Petır Beron'un, bulgarcanın ilk dilbilgisi kitabını yazan (1835), Yeni Ahit'i çeviren (1840) ve 1835'te Vasil Aprilov tarafından Gabrovo’da kurulmuş ilk bulgar okulunda ders veren Neofit Rilski'nin de payı vardır. Fenerliler'e karşı girişilen mücadeleyi yürütenlerden keşiş Neofit Bozveli, Bulgarie nötre mere (fr. çev.) [1846] adlı en ünlü yapıtında, Yunanlılar’ın kültürel baskısını şiddetle yerdi, ilk bulgar dergisi olan Lyuboslovia.K. Fotinov tarafından 1844’te kuruldu. Bunu, 1848'de i. Bogorov tarafından yayımlanmaya başlanan Journal de Constantinople (fr. çev.) izledi. Çok zengin olan ve özellikle türkülerden oluşan halk edebiyatı, Miladinov kardeşler tarafından derlendi (1861).

1850-1878 arasındaki en önemli yazar Georgi Rakovski'dir (1821-1867). Bu dönemde, hepsi de bağımsızlık mücadelesine katılan yeni edebiyatçılar yetişti: bulgar edebiyatında, hemen hemen tüm türlerin ilk örneklerini veren Petko Slaveykov, tarihsel oyunlar yazan Dobri Voynikov ve Vasil Drumev, türk düşmanı yurtsever şair D. Çintulov, öykülerinde osmanlı egemenliğinin etkilerinden söz eden Lyuben Karavelov. Ama bu dönemin en büyük yazarı, Türkler'e karşı savaşırken ölen devrimci şair Hristo Botev' dir (1848-1876).

1878’den başlayarak edebiyat, Pod igoto (1888) adlı romanı bulgar edebiyatının başyapıtlarından olan romancı, öykücü, şair ve oyun yazarı ivan Vazov (1850-1921), simgeciliği ya da idealizmi «f temsil eden Penço Slaveykov (1866 -1912), PeyoYavorov (1877-1914), Kiril Hristov (1875-1944), Dimço Debelyanov (1887-1916), Teodor Trayanov (1882 -1945) gibi şairlerle gerçekçi kaynaklara başvuran ve proletaryayı konu edinen Hristo Smirnenski (1898-1923), Geo Milev (1895-1925), Nikola Vaptsarov (1909 -1942) gibi bir başka grubu oluşturan şairler ve Elisaveta Bagryana (doğm. 1893), Dora Gabe (1886-1983) gibi kadın şairler sayesinde önemli bir gelişme gösterdi. Düzyazıcılar da bu gelişmeye katkıda bulundular: ünlü Bay Ganyu'nun yazarı Aleko Konstantinov (1863-1897), toplum karşısında bireyi savunan Petko Todorov (1879-1916), kırsal kesimi anlatan Yordan Yovkov (1880-1937) ve Elin Pelin (1878 -1949), Angel Karaliyçev (1902-1972). Bu dönemde bulgar edebiyat tarihçisi eleştirmen Boyan Penev, Lyubomir Miletiç, Yordan ivanov, Stefan Mladenov gibi filologlar ve bulgarca sözlük yazan (1895 -1904) sözlükçü Nayden Gerov da dikkati çeken yazarlardandır.

ikinci Dünya savaşı'ndan sonra sosyalist rejimin kuruluşuyla, edebiyat yeni bir döneme girdi; rus ya da sovyet edebiyatının etkisi, 1944'ten önce ağır basan Batı etkisini ikinci plana itti. Sosyalist gerçekçiliğin ilkelerini benimseyen yazarlar, başlangıçta olumlu kahramanları yücelttiler, toplumsal sorunların önemini vurguladılar ve yeni rejimin başardığı işlere övgüler düzdüler. 1960'lara değin egemen olan bu eğilim, geçmişteki büyük kişileri yeniden ele alarak ve kitlesel hareketler üzerinde ısrarla durarak, adeta bulgar tarihini yeniden yazma iddiasında olan büyük çaplı yapıtların ortaya çıkmasıyla ayırt edilir. Bu yüzden bu dönemde yazılmış tarihsel romanların sayısı özellikle kabarıktır: Dimitır Dimov'un (1909-1966) 7u-tün'û (1951); G. Karaslovov’un (1902 -1980) Gens ordinaires'i (fr. çev.) [1952 -1966] ve les Freres de Saloniquei (fr çev.) [1978-79]; K. Zidarov’un (doğm. 1902) ivan Şişman'ı (1959) ve Kaloyani (1968); S. Zagorçinov’un (1889-1969) Ivaylo'su (1962) ve özellikle Emilyan Stanev'in (1907-1978) ivan Kondarev (1958 -1964), Legenda ya Sibin (1968) ve Antikrist (1970) adlı yapıtları. 1956'dan sonra doğan daha insancıl ve daha bireyci başka bir eğilim günümüzde de sürmektedir. Bu eğilimdeki yazarlar, gerçekçiliğin bunaltan dar kalıplarını bir yana bırakarak, insanı, ruhsal boyutlarıyla ele aldılar, onu sosyo-ekonomik değişimlerin merkezine yerleştirdiler ve iç dünyasını çözümlemeye çalıştılar. Yordan Radiçkov (doğm. 1929), Karnen Kalçev (doğm. 1914), Pavel Vetsinov (doğm. 1914), Emil Manov (doğm. 1919), Ivaylo Petrov ve Atanas Nakovski (doğm. 1925) gibi yazarların yapıtları, bu eğilimi yansıtır.

GÜZEL SANATLAR


Bizans dünyasının sınırlarında bulunan Bulgarlar, önce bozkır sanatını buralara getirdiler; daha sonra ise, hıristiyanlığı kabul etmeleriyle birlikte (IX. yy.) temelde süslemeciliğe ağırlık veren bu sanatla, kesin olarak yerleştikleri ülkenin sanatını bağdaştırdılar. En eski yapıtlar şunlardır: kayalara oyulu Madara süvarisi, Nagy -Szent-Miklos hâzinesi (Viyana müzesi); başkentleri olan Pliska Aboba’da iki saray kalıntısı. Bizans etkileri (Nesebır kiliseleri), günümüzde ancak temelleri ayakta kalan Pliska Aboba bazilikası’nda (IX. yy.), Preslav sarayı'nda ve yuvarlak plan şeması mozaikleri ve kakma mermerleri ile ilgi çeken saray kilisesinde göze çarpar. Aziz Pantaleimon manastırı’nın kalıntılarında, çok sayıda renkli seramik ortaya çıkarılmıştır.

ikinci Bulgar imparatorluğu döneminden (1197-1 396) kalma yapılar daha küçük boyutlardadır. En çok Tırnova'da ve bu kentin yakın çevresinde rastlanan bu yapılarda göze çarpan sadelik Bogomiller hareketinden kaynaklanır (Tırnova'da Kırk Mıçenitsi kilisesi [1230]). Cephelerde çok renkli malzeme kullanılır, taş ve tuğla sıraları almaşık olarak birbirini izler; mineli levhalara çok az rastlanır, fresklerde bizans katılığının yerini belli bir gerçekçilik alır (özellikle Sofya yakınında Boyana'daki küçük kilise [1259]; absidadaki iyilikçi İsa betisi, bizans sanatının Balkanlardaki en yetkin örneklerinden biri sayılır).

İkinci Bulgar İmparatorluğu döneminde, duvar resminde büyük bir gelişme görüldü; bu gelişme Makedonya ile aynı zamanda, daha genel olarak da, bizans resmi ile aynı ritimde oldu. Zemen kilisesinde (XII-XIII. yy.) ikona kırıcılık döneminden önceki konular işlendi; buradaki resimler, eskiyi anımsatan ve halka özgü bir görünüm taşırlar. Buna karşılık, Boyana kilisesi, kendine özgü gerçekçi özelliklerini korumakla birlikte, Konstantinopolis örneklerine bağlı kalan son derece gelişmiş bir resim anlayışını sergiler. XIV. yy.'da, konular aynı kalsa da, güzellik anlayışı değişir: Baçkovo'da, Berenda'da ve Spasovica’da yalın bir betimleme tarzı kullanılır; ancak, gerçekçi öğelerin zenginliği, resme yerel ve güncel bir renk katar.

Gerçekçi eğilim OsmanlI döneminde de sürdü: Kremikovtsi (1493) ve Poganovo (Yugoslavya) [1500] manastırlarının, Tırnova'daki Aziz Petır ve Aziz Pavel kilisesi'nin (XVI. yy.) duvar resimleri. Gerçekçi eğilim XVII. yy.'da, bizans etkilerine boyun eğdiyse de, XVIII. yy. sonlarında, Hristo Dimitrov ve okulu (Plevne, Pazarcık kiliseleri, Baçkovo ve Rila manastırları) ile yeniden ortaya çıktı, ikonalar (bunlar geleneksel üsluptaydı) uzun bir süre Aynaroz dağından getirtildi; bu durum, XIX. yy.'da, Trevna, Samokov, Bausko ve Debar gibi daha canlı bir üslupla çalışan yerel okulların ortaya çıkmasına kadar sürdü.
Bulgar minyatür sanatı da, bizans katılığı (giysilerde) ile gerçekçilik (insan yüzlerinde) arasında gidip geldi: Çar ivan Aleksandır'ın dua kitabı (1356; Brıtısh Museum), halkın günlük yaşamından sahnelerin sergilendiği Manasses Konstanti- nos'un kronikleri (1360, Vatikan kütüphanesi).

Taş heykelciliğinin izine rastlanmaz; buna karşılık, tahta işçiliği alanında çok sayıda başyapıt vardır: Rila manastırı'nda (XIV. yy.) Hrelu kapısı ve tahtı, Lutacovo kilisesi'nin (XVIII. yy.) Sofya müzesi'nde korunan frizleri.

Siyasetteki yenilikler, 1830’dan başlayarak sanatta, büyük ortodoks mimarisiyle simgelenen bir uyanışı da birlikte getirdi; Rila manastırı’nın yeniden inşası, Sofya’da Aleksandr Nevski katedrali’nin yapımı, ikonadan portre resmine geçiş, Hristo Dimitrov’un oğlu ressam Zahari Zograf'ın (1810-1853) yapıtlarında izlenir.
Çek asıllı ressamlar, Jan (ya da ivan) Mrkviçka (1856-1938) ve Yaroslav Vışin, 1878'den başlayarak ülkedeki yaşamdan esinlendiler; bu açıdan ilk çağdaş bulgar ressamları sayılırlar, ivan Angelov, Anton Mitov ve başka sanatçılar da onları izleyerek köy yaşamını, folkloru işlediler. 1880’lerde doğan genç ressamlar ise, portre resmi ve insan figürüyle (Tseno Todorov ve Aleksandır Boyinov) ya da izlenimci renk ve manzaralarla (Vladimir Dimitrov-Maystora ve Boris Denev) ilgilendiler. Sirak Skitnik, ivan Milev ve Ve- selin Stoykov’un egemen olduğu iki savaş arasındaki artizlenimci kuşak, kozmopolitliğe karşı tümüyle bulgar bir sanat anlayışını ortaya koydu. Gerçeküstücü Georgi Papazov ve anlatımcı Jules Pascin, Paris okuluna bağlıdır. Deçko Uzu- nov, iliya Beşkov, iliya Petrov, Nikola Balkanski gibi 1900 dolaylarında doğan ressamlar, ustalarından aldıkları renkçiliği geliştirdiler, toplumsal sorunları işleyen yapıtlar verdiler. Bu akım, Hristo Neykov (doğm. 1929) ve Stefan Gaçev (doğm.1935) gibi çağdaş sanatçılar tarafından sürdürüldü.

Heykel sanatı köklü bir geleneğe dayanmaz. Bu alanda, ivan Lazarov (1884 -1952), Vladimir Ginovski (doğm. 1927) ve Veliçko Minekov (doğm. 1928) gibi sanatçılar dikkati çekti.
Çağdaş mimarlık, ikinci Dünya savaşı’ndan sonra Lyuben Tonev ile ortaya çıktı. Mimar ve kuramcı olan Tonev, ilk bulgar şehircisidir; Sofya, Plevne, Loveç ve Burgaz'ın yeniden düzenlenmesi için planlar yapmıştır. Aleksandır Barov’un da çağdaş bulgar mimarlar arasında önemli bir yeri vardır. Sofya’daki Ludmila Zhivkova Ulusal kültür sarayı, Barov'un en ünlü yapısıdır.

MÜZİK


Kilise müziği.
Bizans ilahilerinin slavcaya çevrilmesine öncülük edenler, ilk slav havarilerinden aziz Kiril ile aziz Metodiy'dir Onların öğrencileri, Moravya’dan kovulunca, hıristiyanlığı kabul etmiş olan Bulgaristan’a sığındılar, Boris I ve oğlu Simeon tarafından sıcak bir ilgiyle karşılandılar. Bulgaristan’da, slav kültürünün yeniden parlamasına yol açan bu din adamlarının en ünlüsü aziz Clemens, okullar açtı, edebiyat ve notalama dersleri verdi, yeni şarkılar çevirdi, kendi de ilahiler besteledi, kilise koroları kurdu. Yüz yıl sonra hıristiyanlığı kabul eden Ruslar (988-989), dinsel törenler için bestelere gereksinim duyduklarında, aradıklarını slav kültürünün o dönemdeki tek merkezi olan Bulgaristan’da buldular. Bizans neumalarını içeren bu eski bulgarca yazmaların kopyaları günümüzde, SSCB kitaplıklarında korunmaktadır; en eskileri XI. yy.'dan kalmadır.
1018’de, Bizans egemenliğine giren Bulgarlar, daha sonra Bizans müzik sisteminin tüm gelişimini izlediler.

Modern müzik.
Bulgar kuramcı Yohan Kukuzel'in XVII. yy.’ın sonlarından başlayarak Bizans kilise müziğinin temellerini belirlemiş olmasına rağmen, bulgar ulusal müzik okulu ancak geçen yüzyılın sonlarında, (1878) sonra gelişmeye başladı. Besteciler, folklorcuların derlediği 40 000 halk türküsünden esinlendiler ve bunların özellikle aksak ritimlerini değerlendirdiler. Emanuil Manolov (1860-1902), Angel Bukoreştliev (1870-1950), Panayot Pipkov (1871-1942), Dobri Hristov (Dvorak’ın öğrencisi, 1875-1941) ve Georgi Atanasov (bulgar operasının kurucusu, 1881-1931) gibi besteciler modern bulgar müziğinin ilk kuşak yaratıcılarıdır. 1920’den sonraki besteciler, halk geleneğiyle Batı etkileri arasında (Strauss, Debussy, Ravel ve Schola Cantorum'un kurucuları) bir uzlaşma noktası bulmaya çalıştılar. Panço Vladigerov (doğm. 1899), Venedict Bobçevski (1895-1957), Petko Staynov (doğm. 1896), Boyan ikonomov (V. d’indy’nin öğrencisi, 1900-1973), Veselin Stoyanov (1902-1969), Dimitır Nenov (1902-1953), Filip Kutev (doğm. 1903), Marin Goleminov (doğm. 1908), Svetoslav Obretenov (doğm. 1909), Paraşkev Hadyiev(doğm. 1912) ve Dukas'ın öğrencisi Lyubomir Pipkov (1904-1974) gibi bestecilerin yapıtlarında daha yetkin bir besteleme tekniğine dayalı bir yeniklasikçilik göze çarpar. Dikkatlerini, anlatım ve biçimle ilgili çağdaş sorunlara yönelten genç besteciler, ulusal kökenlerine az ya da çok bağlı kalarak, yeni anlatım yolları aradılar. Bunlardan bazıları (Stefan Remenkov (doğm. 1923, Şostakoviç’in öğrencisi], ivan Marinov [doğm. 1928] ya da Aleksandır Vladigerov [doğm. 1933]) geleneksel müzik anlayışına bağlılıklarını sürdürürken, Simeon Pıronkov’da (doğm. 1927) Bartök ve Berg’ın, Lazar Nikolov’ da (doğm. 1922) ve Konstantin iliev’de (doğm. 1924) onikitoncuların etkileri görülür. Öncü akımı, Köln’e yerleşen ve kurduğu Deney ve yanılgı adlı grupla en gelişmiş tekniklerin tanıtılmasına çalışan Boyidar Dimov (doğm. 1935) temsil etmektedir.

SİNEMA


Bulgar sineması, gerçek anlamda, gözüpek ve tutkulu bir amatörün, Vasil Jendov'un derme çatma araçlarla Max Linder tarzında çevirdiği Bulgar kibar adamdır adlı filmle başladı (1910). Bulgaristan, 1948’deki ulusallaştırma hareketine dek bir sinema sanayisi kuramadı. Devletleştirmeden önce çevrilmiş olan elli beş uzun film, gerçek profesyonellerden çok, ateşli sinema tutkunlarının ürünleriydi. Vasil Jendov, 1923’te Şeytan Sofya'da ve Bay Ganyu'yu, 1933'te ilk sesli bulgar filmi olan Kölelerin ayaklanması'm, 1937'de de Yanık toprak'ı çevirdi. Bu dönemin yönetmenleri arasında Jendov' dan başka, Nikola Larin, Boris Gorejov, Vasil Poşev, Aleksandır Vazov ve Stoyçev de anılmalıdır.

1948’de bulgar sineması, Bulgaristan Halk Cumhuriyeti kültür ve sanat kurulu’ nun bir birimi tarafından yönetilmeye başlandı. Resmi adı Sinema genel müdürlüğü olan bu birim, ulusal film yapımının sanatsal, yöntemsel, parasal ve yönetsel sorumluluğunu üstlendi. Bulgaristan, 1949 -1955 arasında yılda ancak bir ya da iki uzun film yaptı. Bunlar arasında Boris Borozanov'un Kartal Kalin (1949), Zahari Jandov'un Alarm (1951) ve Eylül kahramanları (1953), Borislav Şaraliev'in insanın şarkısı (1954) ve Sovyet yönetmen Sergey Vasiliev’in Şipka kahramanları (1955) dikkati çekti. Bulgar sineması 1960’tan sonra yılda on kadar uzun film gerçekleştirdi; yıllık üretim ortalaması uzun süre değişmedi. 1959’da, bir doğu alman-bulgar ortakyapımı olan Konrad Wolf’un çektiği Yıldızlar, uluslararası bir başarı kazandı. Bu dönemin en iyi yönet menleri arasında Binka Jelyazkova (Gençtik, 1962), Lyubomir Şarlandyev (Zincir, 1964; Badem kokusu, 1967), Dimitri Petrov (Yüzbaşı, 1962), Nikola Karabov, Yanko Yankov, Vılo Radev (Şeftali hırsızı, 1964; Uzun gece, 1966), özellikle de Ranghel Vılçanov (Küçük adada, 1958; Güneş ve gölge. 1962; ilk ders, 1960) ve Borislav Şaraliev (Zırhsız şövalye, 1966) sayılabilir. Angel Vegenstein de senaryocu olarak dikkat çekti.
Uzun süredir Stalin döneminden kalan bir alışkanlıkla özde de biçimde de belli bir akademizme bağlı kalan bulgar sinemacılar, 60’lı yıllarda, özellikle de 1970’lerin başlarında, yavaş yavaş ve ihtiyatla geleneksel ideolojik ve siyasal temalarla bağdaştırmaya çalıştıkları bir modernizme yöneldiler. İlk kuşak yönetmenleri arasında şu adlar ön sırada yer aldı:
Borislav Şaraliev (Elveda dostlar, 1970; Bekleyiş, 1972), Lyubomir Şarlandyev (Tanıdığım en iyi adam, 1973; Üç ölümcül günah, 1980), Binka Jelzaykova (Son sözleri, 1973; Havuz, 1977); Nikola Karabov (ivan Kondarev, 1973), özellikle de Ranghel Vılçanov (Aisopos, 1969; Sorgu yargıcı ve orman, 1975; Aşk ve sevecenlikle, 1978; Meçhul askerin cilalı postalları, 1979). Bu ilk kuşak yönetmenlerini izleyenler arasında da en önemlileri şunlardır: Vılo Radev (Siyah melekler, 1969; Doğan güneşin kökleri, 1971; Mahkûm ruhlar, 1974; Zehirli çiçekler 1980), Metho- di Andonov (Keçi boynuzu, 1971), Grişa Ostrovski (Sapma, —Todor Stoyanov ile biri'kte— 1967; Sınırın yakınındaki çiftlik,1973), Zako Heskiye (Sekizinci, 1969), Georgi Stoyanov (Kuşlar ve tazılar, 1968; Çitsizevler, 1973; Pantelei, 1978) Hristo Hristov (ikonostas, —Todor Dirıov ile birlikte— 1970; Geçen yaz, 1973; Köksüz ağaç, 1974; Kyklops, 1976; Engel, 1979),
Ludmil Staykov (Sevgi, 1972; Devleti koruma yasasında değişiklik, 1976; Yanılsama, 1980), Todor Stoyanov (Tuhaf bir düello, 1971), Eduard Zahariev (Tavşanlıktaki adatavşanlarının sayımı, 1973; Villalar bölgesi, 1975; Hemen hemen bir aşk öyküsü, 1979), Margarit Nokolov (Kayıpların izinde, 1978), Georgi Dyulgerov (Avantaj, I977; Değiş tokuş, I978), Stefan Dimitrov (Horozu duy, 1978), ivan Andonov (Dam, 1978; Kirazlık, 1979), Kiran Kolarov (Meslek: emir eri, 1978), Asen Şopov (Sonsuz zamanlar, 1974), Ludmil Kirkov (Bisikletli köylü, 1974).
Bulgar çizgi filmciliği, Todor Dinov,Donyo Donev, Radka Bıçvarova, Hrista Topuzanov, Penço Bogdanov, Stoyan Dukov, ivan Andonov, ivan Veselirıov gibi sanatçılarıyla dünyanın en dikkate değer çizgi-film okullarından biri durumuna geldi ve 60'ların ilk yıllarından başlayarak, ünlü yugoslav Zagreb okulu, Çekoslovak, macar ve rumen çizgi-film okulları yanında parlak bir yer edindi.

Kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Safi; 22 Eylül 2016 00:25
20 Eylül 2016 23:06   |   Mesaj #8   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Bulgaristan

Ad:  Bulgaristan ve Bulgaristan Tarihi8.jpg
Gösterim: 36
Boyut:  61.0 KB

Bulgaristan, Avrupa'nın güneydoğu­sunda, Balkan Yarımadası'nda küçük bir ülkedir. Tuna Irmağı ku­zeyde Romanya ile sınırını çizer, doğusunda Karadeniz vardır. Balkan Dağları Karadeniz kıyısından başlar, Tuna Irmağı'na paralel giderek ülkenin ortasından geçer ve batıdaki dağlık bölgeyle birleşir. Batıda bu dağların arasında, yüksek bir yaylada başkent Sofya yer alır. Sofya, batıda Yugos­lavya sınırına giden anayolun da üzerindedir. Rodop Dağlan güneyde Bulgaristan ile Yunanistan arasındaki sınırı oluşturur. Balkan Dağları ile Rodop Dağları arasındaki vadide Meriç Irmağı akar. Bu vadiden, güneydoğu komşusu Türkiye'ye bağlanan karayolu ge­çer. Meriç Vadisi ve Balkan Dağları etekle­rinden Tuna'ya doğru tatlı bir eğimle alçalan kuzey yaylasının bereketli topraklarında tahıl üretilir. En önemli ürün buğdaydır, onu mısır ve arpa izler.

Bulgaristan'a ilişkin bilgiler
  • Resmi adı: Bulgaristan Cumhuriyeti
  • Yüzölçümü: 110.912 km²
  • Nüfus: 8.983.000 (1987)
  • Yönetim biçimi: Tek meclisli, çok partili cumhuriyet
  • Başkent: Sofya
  • Coğrafi özellikler: Ülkede iki sıradağ grubu (Bal­kanlar ve Rodoplar) ve iki geniş vadi vardır. En yüksek yeri 2.925 metre ile Musala Dağı'dır.
  • Belli başlı ürünler: Buğday, mısır, arpa, tütün, gülyağı, domates, şarap, makineler, kömür, kimya­sal maddeler, dokuma.
  • Önemli kentler: Sofya Plovdiv (Filibe), Varna, Rus­çuk, Burgaz.
  • Eğitim: 7 ile 16 yaşları arasında bütün çocuklar için zorunludur.
Bulgaristan'ın kırsal görünümü çok çekicidir. Dağ yamaçlarında ülke topraklarının yüzde 25'inden fazlasını kaplayan büyük me­şe, kayın ve köknar ormanları vardır. Dağlar, kışın karla örtülür. İlkbahar ve yaz aylarında Alp bitkileriyle donanan dağlarda çobanlar koyun ve keçi sürülerini otlatırlar. Kuzeydeki tepelerde at, sığır ve manda sürüleri dolaşır. Ülkede yetiştirilen üzümün kullanıldığı Bul­gar şarabı dış ülkelere de satılır ve önemli bir gelir kaynağıdır. Meriç vadisinde ve Güney­batı Bulgaristan'da nitelikli tütün yetiştirilir. Balkanlar'ın güney yamaçlarında, korunaklı Kızanlık (Kazanlık) vadisi kırmızı gül bahçe­leriyle ünlüdür. Güllerin taç yapraklarından parfüm yapımında kullanılan gülyağı elde edilir. Bulgaristan'da çiçekçilik ile sebzecilik de gelişmiştir. Köylerde halkın bir bölümü gereksinim duyduğu hemen her şeyi kendisi üretir. Büyük devlet çiftliklerinde kimyasal gübre ve çağdaş tarım araçları ile tarım yapılır.

Fabrikalarda çalışanların sayısı sürekli art­maktadır. II. Dünya Savaşı'ndan sonra geli­şen sanayiler arasında demir-çelik, kimya, makine, dokuma, besin ile ayakkabı ve mobilya üretimi sayılabilir. Ayrıca tahta oy­macılığı, seramik, dokumacılık, demir döv­meciliği ve nakış gibi el sanatları sürmekte­dir.
Bulgaristan'ın taşkömürü ve linyit üretimi kendi gereksinimi için yeterlidir. Elektriğin yüzde 70'i termoelektrik santrallerden sağla­nır. Geriye kalan ise nükleer ve hidroelektrik santrallardan elde edilir. Bulgaristan dış tica­retinin dörtte üçünden fazlasını SSCB ile yapar.

Başkent Sofya'dan sonra Bulgaristan'ın en büyük kentleri Meriç vadisinde, tütün sana­yisinin merkezi Plovdiv, Tuna üzerindeki li­man kenti Rusçuk, Karadeniz'deki liman kentleri Varna ve Burgaz'dır. Eski başkent Tırnova'da ortaçağdan kalma saray ve kilise kalıntıları vardır. Kentlerin bir bölümü çok eskidir; örneğin, Filibe'yi (Plovdiv) İÖ 4. yüzyılda Makedonyalı II. Philippos kurmuş­tur. Öbür kentler ise Bizans İmparatorluğu döneminde kurulmuştur.
Nüfusun çoğunluğunu Rusça'ya yakın bir dil konuşan Slavlar oluşturur. Nüfus içindeki oranı yaklaşık yüzde 10'a varan Türkler'den başka, büyük kentlerde Yunanlılar, Ermeni­ler ve Yahudiler de yaşar.

Bulgaristan'da din ile devlet ayrıdır. Türk­ler ve Rodop Dağları'nda yaşayan Pomaklar Müslüman'dır. Halkın çoğunluğu Ortodoks Kilisesi'ne bağlı Hıristiyanlar'dır. Dağlarda birçok manastır var­dır. Bunların en ünlüsü Sofya'nın güneybatı­sındaki Rila Manastırı'dır.

Tarih


Bulgaristan tarihinin büyük bölümünde baş­ka ülkelerin egemenliğinde kalmıştır. Bulgar­lar İS 7. yüzyılın sonlarında kuzeyden gelip Tuna Irmağı'nı geçen savaşçı bir kavimdir. Buraya 6. yüzyılda gelmiş olan Slavlar'ı ege­menlikleri altına aldılar, ama onların dillerini ve geleneklerini benimsediler. Daha sonra da Yunanlılar'dan etkilenip Hıristiyan oldular. İyi savaşçı olma özelliklerini koruyan Bulgar­lar, Balkanlar'a egemen olarak, Bizans İmparatorluğu'nun başkenti Konstantinopolis'i (İs­tanbul) tehdit eden büyük bir devlet kurdu­lar. Bulgar Krallığı I. Simeon (893-927) döne­minde sınırlarını Adriya kıyılarına, Sava ve Drina ırmaklarına kadar genişletti. Simeon' un ölümünden sonra baş gösteren iç çatış­malarla Bulgar devleti zayıfladı. Krallığa son yıkıcı darbeyi 1014'te "Bulgar Celladı" diye bilinen Bizans İmparatoru II. Basileios vurdu.

Bizanslılar ülkeyi, İvan ve Petır Asen adlı iki kardeşin yeni bir Bulgar devleti kurduğu 1185'e kadar yönettiler. Bu devlet de 14. yüzyılda Osmanlılar'ca ele geçirildi ve Bulga­ristan yaklaşık 500 yıl (1396-1878) Osmanlı­ların egemenliğinde kaldı. 1876'da başlayan Bulgar ayaklanması Osmanlılar'ca bastırıldıy­sa da 1877'de Rusya, Osmanlılar'a savaş açarak Bulgarlar'ın yardımına geldi. Savaştan sonra Osmanlılar ile Ruslar arasında Bulgar­lar'ın neredeyse bütün isteklerini yerine geti­ren Ayastefanos Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmadan sonra bir Bulgar Prensliği kurul­du. Bu prenslik özerk ama Osmanlılar'a bağlı olacaktı. Ne var ki, Balkanlar'daki hareketli­lik sürüyordu. 1903'te Makedonya'da çıkan ayaklanma Osmanlılar ile Bulgarlar arasında nerdeyse bir savaşa yol açacaktı. 20 Eylül 1908'de Bulgaristan'ı yönetmekte olan Prens Ferdinand Bulgaristan'ın bağımsızlığını ilan ederek, kendisi de "çar" unvanını aldı. Os­manlılar da Bulgaristan'ın bağımsızlığını tanı­dılar.

1912'de Bulgaristan, öbür Balkan ülkele­riyle birlikte, Osmanlılar'ı Avrupa dışına sür­mek amacıyla saldırıya geçti ve I. Balkan Savaşı'nın ardından yeni topraklar kazandı. Ne var ki, kazanılan toprakların paylaşımı Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Ro­manya arasında anlaşmazlıklara yol açtı. 1913'te çıkan II. Balkan Savaşı'nda Bulgaris­tan yenildi ve kendi topraklarının bir bölü­münü Romanya'ya kaptırdı. Bulgaristan, I. Dünya Savaşı'nda Sırbistan ve Yunanistan'a yeniden saldırdıysa da bir kez daha yenildi ve toprak yitirdi. II. Dünya Savaşı'nda Alman­ya, Romanya'ya baskı yaparak II. Balkan Savaşı'nda aldığı Bulgar topraklarını geri vermesini istedi. Bunun üzerine Bulgarlar Almanlar'ın yanında yer aldılar. II. Dünya Savaşı'nın sonuna doğru Bulgaristan savaştan çekildiğini açıkladı ve tam tarafsızlığını ilan etti. Ülkede genel bir ayaklanma baş göster­di; kral taraftarları, bakanlar, meclis üyeleri yargılanarak cezalandırıldılar. 1946 Eylül'ünde yapılan bir halkoylaması sonucunda seç­menlerin yüzde 92'si Bulgaristan'ın cumhuri­yet olması yönünde oy kullandı. Seçimlerden sonra kurulan hükümette Georgi Dimitrov başbakan oldu. 1947'de yeni bir anayasa yürürlüğe kondu; Bulgaristan sosyalist kal­kınma modelini benimsedi. Ülkeyi çağdaşlaş­tırmak, fabrikaları, enerji santrallerini ve madenleri geliştirmek, tarımda modern maki­nelerin kullanımına geçmek için büyük çaba­lar harcandı.

1985 sonrasında Türk adlarının Slavlaştırılması, Türkçe'ye ve dinsel ibadete getirilen sınırlamalar Bulgaristan ile Türkiye arasındaki ilişkilerde gerginliğe yol açtı. Toplumsal çatış­malara da neden olan bu baskıcı politikalar Bulgaristan'dan kitlesel göçle sonuçlandı. Türkiye'nin Bulgaristan yurttaşlarına vize uy­gulanmasını kaldırmasıyla göç hızlanarak doğrudan Türkiye'ye yöneldi. Başlangıçta Türk hükümetinin bütün sığınma başvuruları­nı kabul etmesiyle, Ağustos 1989'da Türkiye' deki sığınmacı sayısı 300 bini aştı. Bunun üzerine yeniden vize zorunluluğu getirildi ve sığınmacı olarak kabul edilmek üzere bekle­yen çok sayıda göçmen Bulgaristan'a döndü.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) ile Doğu Avrupa'daki gelişmelere ko­şut olarak, 1989'da Bulgaristan'da da muhale­fet giderek güçlendi. Otuz beş yıldır iktidarda olan Todor Jivkov Kasım 1989'da devlet baş­kanlığından istifa etti. Yerine, dışişleri bakanı Petar Mladenov getirildi. Aralık 1989'da Bul­garistan Komünist Partisi ve hükümet, Türk düşmanı politikalardan vazgeçildiğini ve Müs­lüman Türkler'e bütün hak ve özgürlüklerin tanınacağını açıkladı. 1990 başlarında BKP' nin öncü rolüne son verildi ve Nisan 1990' da partinin adı Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) olarak değiştirildi. Haziran 1990'da ise 40 yıllık aradan sonra ilk serbest genel seçim­ler yapıldı. Ardından Mladenov istifa etti ve yerine Jelyu Jelev geçti.

Temmuz 1991'de yeni bir anayasa kabul edildi. Ekimde yapılan parlamento seçimle­rinden, 111 milletvekilliği kazanan Demokra­tik Güçler Birliği (DGB) birinci parti olarak çıktı. İkinci sırayı ise, 106 sandalye ile BSP aldı. Çoğunluğunu Türkler'in oluşturduğu Haklar ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) ka­zandığı 23 milletvekilliğiyle parlamentoda anahtar parti durumuna geldi.

Birleşmiş Milletler'in ambargo kararına karşın Makedonya'ya silah satılması ve eko­nomik çöküşün önlenememesi nedeniyle hü­kümete yöneltilen eleştiriler yoğunlaştı. Dev­let başkanı da eleştirilere hedef oldu ve DGB, Jelev'in istifasını istedi. Devlet başkanı ile Başbakan Filip Dimitrov arasında sert tartış­malar oldu. HÖH hükümetten desteğini çe­kerek başbakanın istifasını istedi. Siyasal bu­nalım Ekim 1992'de Başbakan Dimitrov'un istifasıyla doruğuna çıkmıştı.

MsXLabs.org & Temel Britannica
Son düzenleyen Safi; 22 Eylül 2016 00:26
20 Eylül 2016 23:12   |   Mesaj #9   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Ad:  Bulgaristan ve Bulgaristan Tarihi9.jpg
Gösterim: 36
Boyut:  52.1 KB

BULGARİSTAN


  • DEVLETİN ADI: Bulgaristan Demokratik Halk Cumhuriyeti
  • BAŞŞEHRİ: Sofya
  • YÜZÖLÇÜMÜ: 110.994 km2
  • NÜFUSU: 8.987.000
  • RESMİ DİLİ: Bulgarca
  • DİNİ: Hıristiyanlık
  • PARA BİRİMİ: Leva
Ülkemizin kuzey batı komşusu olup, kuzeyden Romanya, batıdan Yugoslavya ve güneyden Yunanistan ile sınırlandırılan ülke. Kuzeyde Tuna ve doğuda Karadeniz tabiî sınırlarını teşkil eder. Ekonomi ve ideolojik bakımdan Sovyetler Birliği’ne bağlıyken, 1989’da Rusya’da başlayan yeniden yapılanma ve batıya açılma politikası, Bulgaristan’da da hızla yayıldı ve komünizm eski hâkimiyetini büyük ölçüde kaybetti.

Târihi


Bugünkü Bulgaristan topraklarına, M.Ö. 30’larda Traklar denilen bir kavim, bir süre sonra da Romalılar hâkim olmuştur. Altıncı yüzyılda İslavlar her tarafı yakıp yıkarak hâkimiyeti ele geçirmişlerdir. M.S. 680 yıllarında Karadeniz’in kuzeyinden Bulgar Türklerinin gelmesi ile Bulgar târihi başlamıştır. On-Oğuz grubundan olduğu bilinen bu Türklerin aynı zamanda Yukarı Tuna kıyıları ile birlikte Volga ve Kama vâdilerini de idâresi altına alarak Büyük Bulgaristan adıyla 14. yüzyıla kadar varlığını devâm ettirmiştir. Bu arada 11. yüzyıla kadar devâm eden Birinci Bulgar Krallığı yıkılarak Peçenek, Guz ve Kumanlar (Kıpçak)vâsıtasıyla İkinci Bulgar Krallığı kurulmuş, 1241 senesinde Moğol istilâsına uğramıştı.

Mîlâdî 1331-1371 yıllarında Kral İvan Aleksandr zamânında Sırpların Balkanlarda üstünlük kurmasıyle zayıflamış, Osmanlı Hükümdârı Birinci Murad Han zamânında (1326-1389) Bulgaristan toprakları zaptedilmiştir. İvan Aleksandr’dan sonra Vidin ve Dobruca beylikleri ile Tırnova Krallığı Osmanlılara karşı çıkması üzerine 1393’te Tırnova, 1396’da Niğbolu Zaferlerinden sonra, Vidin ve 1400’de Dobruca zaptolunarak Bulgar Krallığı tamâmen ortadan kaldırılmıştır.

On altıncı yüzyılda Bulgaristan üzerinde Sırplar ve Macarlar üstünlük kurmak istemişlerse de güneyden gelen Osmanlı Devleti Bulgaristan’a hâkim olarak düzenli bir idâre getirdi. Bulgaristan’ı 500 yıl Osmanlılar idâre etti. Bu dönemde idâre, Sofya’da oturan Rumeli Beylerbeyi tarafından sağlanıyordu. Osmanlı İmparatorluk merkezine yakın olması ve sefer yolu üzerinde bulunması sebebiyle ticâreti oldukça gelişme gösterdi. Bulgar tüccarlara geniş imtiyazlar tanındı. Osmanlılar, diğer tebaalarında olduğu gibi Bulgarlara da dînî yönden baskı siyaseti gütmediler. Bulgarlar genellikle reâyâ adını taşıyan, vergiye tâbi çiftçi sınıfları hâlinde kaldılar. Âdil idâre ve imtiyazlı tüccar sınıfının bulunması ve benzeri müsbet Osmanlı siyâsetine rağmen, 17. yüzyıl ortalarında Bulgaristan’da haydut denilen çeteler türeyerek isyân etmeye başladılar ve her fırsatta düşman ordularıyla Osmanlılara karşı birleşmekten geri kalmadılar. Devâm eden bu isyânlar karşısında Osmanlı hükûmeti "Çorbacı Nizamnâmesi" gibi bâzı kânûnî tedbirler alarak, Bulgaristan’da âsâyişi korumaya çalıştı. Tuna vilâyetinin başına bu maksatlarla getirilen ve geniş yetkilere sâhip bulunan Midhat Paşa, Bulgaristan’a birçok hizmetler götürdü. Hattâ Midhat Paşa, Hıristiyanlara yaranmak için ayyıldızlı Türk bayrağına bir de haç ilâve etti. Bulgar ihtilâl merkez komitesinin 20 Nisan 1875’te Koprivştitsa ve Panagyuviste’de başlattıkları büyük isyân da bastırıldı. 1876 yılı Aralık ayında İstanbul’da toplanan büyük devletler, Bulgaristan’da iki muhtar bölge teşkilini teklif ettiler. Rusya bunu kabul etmedi. Midhat Paşa ısrarla Rusya’ya savaş açmamız için direndi. Netîcede Rusya’ya savaş açıldı (20 Nisan 1877). Bulgarlar Rus ordusuna katıldıkları gibi, Türklere karşı tedhiş hareketlerine de giriştiler.

Osmanlı-Rus harbinin sonunda Ayastefanos Antlaşması imzâlandı (3 Mart 1878). Muhtar bir Bulgaristan idâresi kurulması kabul edilmişse de diğer büyük devletlerin baskısı ile Balkanlar ile Tuna arasında küçük bir Bulgar Prensliğinin kurulması şeklinde değiştirildi. Diğer bölgeler Romanya ve Sırbistan devletlerine bırakıldı. Bir süre sonra Rusya’nın mevcut Bulgar Prensliğinin idârî ve içişlerine doğrudan karışması, Osmanlı hükûmeti ile Avusturya ve İngiltere hükûmetleri, Prensliği Rusya’nın tahakkümüne bırakmak istememelerinden bu hususta büyük devletlerin nüfuz mücâdeleleri başladı. Bir süre sonra Bulgaristan Prensliğinde Prens Aleksandr idâreyi ele alarak Bulgaristan birliğinin sağlanmasını temin etti ve tamâmen Rusya’ya yaklaştı. Daha sonraki gelen idârecilerde iç ve dış ilişkilerin düzene sokulması gibi gelişmelerden sonra, 1904’te Türkiye aleyhine Sırbistan’la bir antlaşma imzâladı. 1908 İkinci Meşrûtiyetin îlânından sonra, 20 Eylül 1908’de tam bağımsızlığını îlân etti.

8 Eylül 1944 ihtilâlinden sonra Bulgaristan Komünist rejimi kabul ederek Varşova Paktına girdi. Rusya’da olan batıya açılma hareketleri, Bulgaristan’da büyük hızla yayıldı. Bir süre sonra, 35 senedir başta bulunan Cumhurbaşkanı Jivkov 10 Kasım 1989’da istifâ etmek mecbûriyetinde kaldı. 29 Aralık 1989’da ülkede bulunan Türklere yeniden kendi adlarını kullanma ve serbestçe ibâdet etme hürriyeti tanındı. 10-17 Haziran 1990’da iki kademeli ve 1932’den bu yana ilk defâ yapılan çok partili seçimde 1943-1990 arasında Bulgaristan’ı idâre eden Komünist Partisi (yeni ismi Bulgaristan Sosyalist Partisi)iktidâr oldu. Türkiye-Bulgaristan arasında siyâsî münâsebetler müsbet yönde gelişmektedir.

Fizikî Yapı


Bulgaristan, doğudan batıya uzanan Balkan Dağları ve Rodopların ayırdığı dört bölgeden meydana gelir. Bunlardan birincisi Tuna Nehri ile sıra dağları arasındaki ovalardır. Tuna Nehri kıyıları ülkenin en münbit yeridir. Burada buğday, mısır, ayçiçeği, şekerpancarı ve tütün üretilir.

İkinci bölge, ülkeyi baştan başa kesen Balkan Sıradağlarıdır. Her ne kadar bâzı bölgeleri oldukça yükaaaae de, geçilmek için gerçek bir engel teşkil etmezler. En önemli geçidi Şıpka Geçididir. Dağlar orman ve ot yetişmesi bakımından zengindir. Buralarda kömür yanında bakır, kurşun ve çinkoya da rastlanır. Bu bölgede târihî Gabrovo, Kotel ve Tryavna şehirleri vardır.Sıradağlar arasında Bulgaristan’ın gül endüstrisinin merkezi olan ova mevcuttur.

Üçüncü bölge de güneyde bulunan Trakya Ovasıdır.Meriç Nehri bu ovada akar. Bu bölge esas olarak meyve, sebze ve bağlarıyle meşhurdur. Ayrıca buğday, mısır, tütün ve pirinç yetiştirilir. Plovdiv ve Pazarcık en önemli şehirlerindendir.

Dördüncü bölge, Rila ve Pirin ve esas olarak Rodopları içine alır. Bu bölgede yalnız Bulgaristan’ın değil, Balkanların en yüksek tepesi bulunur. Kurşun, çinko, krom, manganez ve altın gibi mâdenler bakımından bölge zengindir. En yüksek tepe, daha sonra Stalin olarak bilinen Musula 2925 metredir. Başşehir Sofya, Vitoşa isimli bir büyük dağın eteğindedir. Bu şehir yeri îcâbı Meriç Vâdisine ve Tuna Ovalarına kolayca ulaşabilmesi yönünden merkezîdir. Tuna ve Meriç nehirleri ekonomik yönden bölgedeki ülkeler arasında en önemli bağlantıyı teşkil ederler. Tuna özellikle sulama ve balıkçılık yönünden gelişmiştir. Bulgaristan’ın üçte birini havza olarak alan Meriç Nehri, komşu ovaların sulamasında önemli rol oynar. Karadeniz kıyıları ve ülke içindeki kaplıcalarıyla turistleri çeker.

İklimi


Ilıman bir kara iklimi mevcuttur. Yıllık ortalama sıcaklık 13°C, ocak ortalaması 0°C, temmuz 22°C’dir. Kuzey kısımları güneye nazaran daha soğuktur. Senelik yağmur ancak 640 milimetreyi bulur. Yaz aylarında yeterli olmayan bu durum, toprak kullanımında çok geniş bir sulama sisteminin gelişimini gerekli kılmıştır.

Nüfus ve Sosyal Hayat


Bulgarlar aslen Orta Asya’dan gelen Avar Türklerindendir. M.S. 7. yüzyılda Tuna Nehrini geçerek Islav kabîlelerini yendiler ve onları güneye sürdüler. Ancak, zamanla onların kültürlerini, dillerini benimsediklerinden kendi kültürlerini, dillerini unuttular ve Islavlaştılar.

Bulgaristan’da halk diğer Balkan milletlerinden daha homojendir. Halkın % 88’i Bulgar, % 8,6’sı Türk, geri kalanları da Çingene, Romen, Yunanlı ve Yahûdîler teşkil eder. Buradaki Türkler Dobruca ve Rodop’ta, Varna gibi şehirlerde yaşamaktadır. İdârî baskı ve Birinci-İkinci Balkan harplerinde Bulgarların katliam ve soygunları netîcesi Türkler ülkenin en fakir sınıfı durumuna düşmüşlerdir. Yapılan büyük baskılar sonunda zaman zaman Türkler anayurda sığınmaya mecbur bırakılmaktadır. 1989 yılında 400.000’den fazla yurttaş Türkiye’ye göç etmiştir. Resmî dil Bulgarca olmakla berâber, halkın çoğu Türkçe, Rusça dillerini de bilmektedir. Kullanılan Islav alfabesine 1945’te yapılan reform ile üç Rus harfi de ilâve edilmiştir. Hıristiyan nüfusun % 90’ı Ortodokstur. Halkın % 61’i şehirlerde yaşar. Şehirdeki binâlar komünist ülkelerin ortak mîmârî tarzıyla yapılmaktadır. Sovyetlerle ilişkilerden sonra halk an’anevî geleneklerini terk etmiştir. Başlıca şehirleri Sofya, Filibe, Varna, Rusçuk’tur.

Eğitim:

Okuma ve yazma oranı diğer Balkan ülkelerine nisbeten daha yüksektir. 7 ilâ 15 yaşları arası eğitim mecbûridir. Sofya’da ve Plovdir’de üniversiteler vardır.

İdâre:
Bulgaristan 8 Eylül 1944 ihtilâlinden sonra komünist bir idâreyle yönetilmekteydi. Bulgaristanla Türkiye arasındaki ilişkiler 1983 yılından îtibâren bozulmaya başladı. Aynı yıllarda, Todor Jivkov yönetimi ülkede bulunan Türklerin isimlerini asimile etme, sindirme çalarına girişti. Türklerin isimleri değiştirildi. Çocukların sünnet edilmeleri yasaklandı. Câmiler kapatıldı. İnsanların ibâdet ve kendi dillerini (Türkçeyi) çocuklarına öğretilmesine engel olundu. Bu hareketlere karşı çıkanlar BELENE gibi toplama kamplarına ve hapishânelere konuldu. Hattâ Türklerin malları ellerinden alınıp, trenlere doldurularak Türkiye’ye gönderilmeye başlandılar. Bu dönemlerde Türk-Bulgar münâsebetleri en gergin duruma geldi.

Bulgaristan’daki komünist rejim, Sovyetler Birliği’yle paralel olarak gelişti. Brejnev döneminde Sovyetler Birliği’nce izlenen sıkı politikayı Todor Jivkov da aynı şiddetle Bulgaristan’da uyguladı. Fakat Sovyetler Birliği’nde başgösteren glasnost rüzgarları, her Doğu Bloku ülkesini olduğu gibi, Bulgaristan’ı da etkiledi. Todor Jivkov yönetimi, ısrarla ve inatla reformlardan kaçındı. Fakat Türklere yapmış olduğu zulümlerden dolayı dünyâ kamuoyundan tepkiler alması, tabandan gelen baskılara da dayanamaması Jivkov’u istifâ etmek zorunda bıraktı. Bundan sonra Bulgaristan’ın yönetimini eline alanlar Jivkov’un politikasını yumuşattılar. Türklerin ellerinden alınan bütün hakları geri verildi. Bu sebeple Bulgaristan ile Türkiye arasındaki ilişkiler tekrar düzelmeye başladı. Bugün karşılıklı komşuluk münâsebetleri gâyet iyi bir şekilde seyretmektedir (Aralık 1992). 1989’da Rusya’da olan gevşeme politikası Bulgaristan’da da görüldü. Komünist rejimi bırakarak, demokratik düzene dönme hareketleri başladı. 1990 Haziranında ilk serbest genel seçim yapıldı. Komünistler seçimi kazandı. Yirmi Türk parlamentoya girdi. Yasama Meclisi 5 yıllığına seçilen üyelerden meydana gelir. Bulgaristan idârî bakımdan 27 vilâyete bölünmüştür.

Ekonomi


Birinci ve İkinci Dünyâ savaşlarına girip yenik düşmesi, düşman işgâli, ekonomiyi çok etkilemişti. Bu bakımdan sanâyi tamâmen felce uğramıştı. Komünist idâre geçtikten sonra bütün sanâyi, zirâat ve ticâretle ilgili hususlar devletleştirildi. Mecbûrî çalışma, iş yerinden ayrılmama, verilenle yetinme gibi tedbirler getirilerek, sanâyinin ilerlemesine çalışıldı. Sanâyi eskisine nisbetle oldukça ileri durumdadır.

Başlıca üç bölgede mâden çıkarılır. Stara Planina bölgesinde çinko, kurşun; Burgaz-Varna bölgesinde ise pik demir üretilir. Ancak bu çıkarılan mâdenler genellikle iç tüketim için kullanılır. Karadeniz sâhilindeki Balçık bölgesinde, Varna’nın kuzeyinde ülke ihtiyâcını karşılayacak kadar petrol çıkarılır. Diğer önemli mâdenler uranyum, pirit ve linyittir. Yılda 35 milyar Kw/s elektrik enerjisi elde edilmektedir. Motörlü araçlar, küçük gemiler, vagonlar ve elektrik araçları yapılmaktadır. Ancak iç tüketimi karşılamadığı için, ithal yoluyla açığı kapatmaktadır. Kimyâ sanâyii çok gelişmiş olup, azot, boya, plastik, eczâcılık ürünleri ve antibiyotik îmâl edilir. Ülkede sanâyi kuruluşları daha ziyâde Sofya, Varna ve Filibe’de bulunur.

Ticâret:


Bulgaristan ticâretini daha ziyâde Doğu bloku ile yapmaktadır. Bu ülkeden gelip geçen Tırlardan ve Avrupa’da çalışıp izne gelen Türklerden büyük bir gelir sağlamaktadır.Kimyevî maddeler, elektrik ve elektrik ürünleri ihraç etmektedir. İthal ettiği malzemeler ise, makina, ulaştırma ve tarım için lâzım olan malzemelerdir.

Tarım:


Bulgaristan oldukça yüksek oranda (% 43) tarım alanına sâhiptir. İlk zamanları küçük çiftçilerin elinde olan toprak, İkinci Dünyâ Savaşından sonra başlayan Sovyet modeli kollektifleşme, 1957’de tamamlanmıştır. Daha sonra ortalama 4000 dönüm civârında arâzisi olan büyük çiftlikler teşkil edilmiştir. Bütün bunlara rağmen, 1963-1964 yılları arasında yiyecek sıkıntısı, bir zirâat ülkesi olan Bulgaristan’da had safhaya erişmiştir. En önemli ürünü buğdaydır. Onu da bilhassa hayvan yemi olarak kullanılan mısır tâkib eder. Diğer önemli ürünleri, arpa, çavdar, nohut ve pirinçtir. Sanâyide kullanılan bitki üretimini artırmak için büyük çaba harcanmaktadır. Yağ elde etmek için yetiştirilen ay çiçeği önemli bir alanı kaplamaktadır. Şekerpancarı üretimi iç tüketimi karşıladığı gibi ihraç da edilmektedir. Üretilen pamuk tekstil sanâyisi için elverişlidir. Tütün yüksek kalitede olup ihrâcat için yetiştirilir. Üretilen gül yağı parfüm sanâyiinde önemlidir. Ormanlar ülkenin % 30’unu kaplar ve kerestecilikte kullanılır. Ormanlarda geniş yapraklı ağaçlar, meşe, kayın, yaban elması gibi ağaçlar bulunur.

Bahçe ürünleri, sebze, meyve, domates, haşhaş, yetiştirilir ve Orta Avrupa ülkelerine satılır. Bağcılık, konservecilik ileri gitmiştir.Hayvancılık gelişmemiştir. Vahşi hayvanlardan ayı, kurt, yabânî kediler, tilkiler, sincap ve diğer kemirici hayvanlar bulunur.

Ulaşım:


Ulaştırma çok gelişmiştir. Osmanlılar devrinde yapılan demiryolları ve modern karayolları ile komşu ülkelerine bağlıdır. Karayollarının uzunluğu 32.000 kilometreden, demiryollarıın uzunluğu da 6000 kilometreden fazladır. Varna ve Burgaz limanları işlektir. Tuna Nehri üzerinde taşımacılık yapılmaktadır.
Son düzenleyen Safi; 22 Eylül 2016 00:27
20 Eylül 2016 23:13   |   Mesaj #10   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Bulgaristan

Ad:  Bulgaristan ve Bulgaristan Tarihi10.jpg
Gösterim: 36
Boyut:  42.6 KB

Bulgaristan (Bulgarca: Balgariya), Güneydoğu Avrupa'da yer alan bir ulus devlettir. Ülke, batıda Sırbistan ve Makedonya Cumhuriyeti, doğuda Karadeniz, kuzeyde Romanya ve güneyde Yunanistan ve Türkiye ile çevrilidir.

Sponsorlu Bağlantılar

Coğrafya


Balkan Dağları (Stara Planina) Bulgaristan'ı kuzeyde Tuna platosu, güneyde ise Trakya platosu olarak kabaca iki coğrafi bölgeye ayırır. Oldukça dağlık bir coğrafyaya sahip olan güney Bulgaristan'da Rodop ve Rila sıradağları yer alır; ülkenin ve Balkanların en yüksek dağı olan 2925 metre rakımlı Musala Dağı da burada bulunmaktadır.
Ülkenin en önemli ırmağı olan Tuna (Dunav), aynı zamanda Romanya-Bulgaristan sınırını çizer. Bulgaristan sınırları içerisinde doğup, Yunanistan-Türkiye sınırını oluşturduktan sonra Ege Denizi'ne dökülen Meriç (Maritsa) Bulgaristan'ın bir diğer önemli akarsuyudur.

Tarih


Bulgaristan'ın ilk sakinleri Hint-Avrupa kökenli bir kavim olan Traklardır. Milatla birlikte ülke önce Roma İmparatorluğu, sonraysa Bizans İmparatorluğu egemenliğine girer. M.S. 6. yüzyılda Slavlar ile birlikte Türk kökenli bir kavim olan Bulgarlar bu alana yerleşir. Aristokratik tabakayı oluşturan Türk Bulgarları bir süre sonra Slavlaşarak dillerini, 10. yüzyıldan itibaren de Ortodoksluğu kabul edip dinlerini bırakarak asimile olmuşlardır.
Bizans İmparatorluğu yıkılıncaya değin Bizans ile savaşıp hakimiyet alanlarını genişleten Bulgarlar, bir ara 1018-1186 yılları arasında yeniden Bizans İmparatorluğu'nun egemenliğine girmiştir. 14. yüzyılda Türklerin Rumeli'ye çıkmasından sonra bağımsızlıklarını yitirerek Osmanlı Devleti'nin egemenliğine girmişlerdir.

Osmanlı Devleti'nin gerilemeye başlaması ve Çarlık Rusyası'nın da desteğiyle, Balkanların tümünde olduğu gibi Bulgaristan'da da ulusal kurtuluş hareketi alevlenmiş, 93 Harbi'nden yenilgiyle çıkan Osmanlı Devleti, Bulgaristan'ı 1878 yılında içişlerinde bağımsız prenslik olarak, 20 Eylül 1908 senesinde ise tam bağımsız çarlık olarak tanımıştır.
Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlılarla aynı cephede savaşa katılan Bulgaristan, İkinci Dünya Savaşı'na da Almanya saflarında katılarak her iki savaştan da yenilgiyle çıkmıştır.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Balkanlar'da ilerleyen Sovyet ordusunun da yardımıyla Georgi Dimitrov önderliğinde sosyalist rejime geçen ülke, soğuk savaş yıllarında Varşova Paktı'nın üyesi olarak kalmış, geçen yüzyılın 80'li yıllarından itibaren ise topraklarındaki Türk azınlığa uyguladığı zorla bulgarlaştırma politikalarıyla dünyanın tepkisini çekmiş ve bunun faturasını 1989'da bulgar ekonomisine ağır bir darbe vuran Bulgaristan'dan Türkiye'ye yarım milyona yakın insanın göçüyle ödemiştir.
Doğu Bloku'nun çözülmesiyle 1990 yılında sözde sosyalist rejimin yıkıldığı Bulgaristan, türk azınlığa yönelik asimilasyon politikalarını da terk ederek komşusu Türkiye ile olan ilişkilerini oldukça olumlu bir temele oturtmuştur. Ülkenin 2007 yılında Avrupa Birliği'ne katılması beklenmektedir.

Ekonomi


1990'a değin devlet yönetiminde sosyalist ekonominin hakim olduğu ülke, Doğu Bloku'nun çözülmesi sonucu Sovyet pazarını kaybetmesi ve kapitalist ekonomiye eklemlenme sorunları nedeniyle 90'lı yıllar boyunca milli gelirin % 70'e yakın küçüldüğü çok ağır bir ekonomik bunalım yaşamıştır. Bulgar ekonomisi, 90'lı yılların sonundan itibaren toparlanma sürecine girmiş olsa da, halkının gereksinimlerini yeterince karşılayabilen istikrarlı bir iktisadi yapı olmaktan hala çok uzaktadır. Ekonomi ile ilgili bazı istatistik veriler şöyledir: Milli gelir (2001): 13,5 milyar $, kişi başına düşen milli gelir: 1690 $, devlet borçları: 10 milyar $, devlet gelirleri (2000): 4,2 milyar $, devlet giderleri (2000): 4,4 milyar $, enflasyon (2001): % 93, ekonominin sektörlere göre dağılımı (2001): hizmet: % 57, endüstri: % 29, tarım: % 14

Türk azınlığı


Bulgaristan'da, yakın zamana değin Türkiye ve Bulgaristan arasındaki ilişkileri Bulgar devletinin inkar ve zorla asimilasyon politikaları dolayısıyla geren, çok sayıda Türk asıllı Bulgar yurttaşı yaşamaktadır. Bulgaristan'daki Türk azınlığın kökleri Anadolu'ya dayanır. Rumeli'nin 14. y.y.'da Osmanlılarca ele geçirilmesiyle Osmanlılar, Anadolu'daki diğer beyliklerin ve yarı göçebe aşiretlerin gücünün kırılması amacıyla, çok sayıda Türkü bilinçli olarak Balkanlara yerleştirmiştir. Tarih boyunca yaşanan çeşitli savaş ve çatışmalar dolayısıyla Bulgaristan'dan Türkiye'ye dört büyük göç dalgası yönelmiştir:
Bunlardan ilki Osmanlıların 93 Harbinde Ruslar karşısında bozguna uğramasının ardından yaşanan 1878 göçüdür. İkinci göç dalgası Balkan Harbinde yenilgiye uğrayan Osmanlı Devletinin Rumeli'ndeki tüm topraklarını Trakya dışında terketmek durumunda kalması sonucu 1912 yılında gerçekleşmiştir.
Üçüncü büyük göç İkinci Dünya Savaşı sonrası sosyalist rejime geçen Bulgaristan'ın tarım arazilerini devletleştirmesi ve Türkiye'nin Kore Savaşı'na katılması sebebiyle Moskova'dan Bulgar devletine yöneltilen, Türkiye'ye misilleme amaçlı Türk göçünün teşvik edilmesi talebi sonucu 1950-1951 yılları arasında yaşanan göçtür.
Dördüncü ve en son göç dalgası 1989 senesinde Bulgar devletinin asimilasyon politikalarına tepki olarak gerçekleşmiştir.
Yaşanan tüm bu göçlere karşın Bulgaristan'da kesin sayısı tam olarak bilinmese de halen 1 milyona yakın Türk kökenlinin yaşadığı tahmin edilmektedir.
Son düzenleyen Safi; 22 Eylül 2016 00:28
Cevap Yaz
Hızlı Cevap
Mesaj:



Bu sayfalarımıza baktınız mı
Pixabay Resimleri:
paneli aç