Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 23 Aralık 2016  Gösterim: 118.615  Cevap: 5

Aztek Uygarlığı (Aztekler)

TheGrudge
10 Ocak 2006 22:21       Mesaj #1
TheGrudge - avatarı
Ziyaretçi

Aztekler

Ad:  Aztek Uygarlığı (Aztekler)1.jpg
Gösterim: 364
Boyut:  65.1 KB

15. yüzyıl ile 16. yüzyıl başlarında, bugünkü Meksika’nın orta ve güney kesimlerinde büyük bir imparatorluk kurmuş halk. Nahuva dili konuşan Azteklerin adı, atalarının bir olasılıkla Kuzey Meksika’da bulunan anayurdu için kullanılan Aztlân’dan (Beyaz Ülke) gelir. Öteki adlarından “Tenoçka”, ataları Tenoch’tan kaynaklanır. Gene Aztekler için kullanılan “Meksika” adı, Texcoco Gölünün mistik adı Metzliapân (Ay Gölü) ile ilişkilendirilir. En büyük kentleri Tenochtitlân’m adı “Tenoch”tan türetilmiş, “Meksika” ise önce kentin ve çevresindeki vadinin, sonradan da tüm ülkenin adı olmuştur. Azteklerin kendilerinden söz ederken kullandığı “Kulhua-Meksika” adı ise, Meksika Vadisinin en gelişmiş merkezi olan Colhuacân ile özdeşleşmek çabasını yansıtır.

Sponsorlu Bağlantılar
Azteklerin kökeni kesin olarak bilinmemektedir. Ama bazı gelenekleri, 12. yüzyılda Orta Amerika’ya gelene değin, daha kuzeydeki Meksika Platosunda avcılık ve toplayıcılıkla geçinen bir kabile oldukları izlenimini verir. Gene de Aztlân yalnızca destanlarda doğmuş bir yer olabilir. Azteklerin güneye göçünün, Toltek uygarlığının çöküşünü izleyen ve belki de bu çöküşü hızlandıran genel bir göç hareketinin parçası olduğu sanılır. Texcoco Gölündeki adalara yerleşen Aztekler, tarihleri boyunca başlıca merkezleri olan Tenochtitlân’ı İS 1325’te kurdular. Büyük bir devlet ve sonunda bir imparatorluk kurabilmelerinin temelinde, kullanılabilir tüm toprakların entansif biçimde ekildiği, gelişkin bir sulama ve bataklık kurutma sistemine dayalı olağanüstü tarım düzenleri yatar. Bu yöntemlerle sağlanan yüksek verimlilik, zengin ve kalabalık bir ülkenin doğmasını sağlamıştır.

Tenochtitlân,


Itzcöatl döneminde (1428- 40) komşu Texcoco ve Tlacopan devletleri ile ittifak kurarak Orta Meksika’da egemen güç durumuna geldi. Daha sonra hem ticari ilişkiler, hem de fetihler yoluyla, 400-500 küçük devletten oluşan, 5-6 milyonluk nüfusuyla 1519’da 207.200 km2’lik alana yayılan bir imparatorluğun merkezi oldu. Kent, en gelişkin döneminde, 13 km2’yi aşkın bir alanda 140 binden çok insan barındırıyordu; dolayısıyla Orta Amerika uygarlıklarının tarihinde en yoğun nüfuslu yerleşim yeriydi.

Aztek devleti


askerlerin egemenliğindeki bir despotluktu. Kastlara ve sınıflara bölünmüş ama dikey akışkanlığını da koruyan
Aztek toplumunda yükselmenin en güvenli yolu savaşta kahramanlık göstermekti. Devlet işlerini rahipler ve memurlar yürütürdü. Toplumun alt katmanlarında, serfler, sözleşmeli hizmetkârlar ve köleler yer alırdı.

Aztek dini


birçok Orta Amerika kültüründen değişik unsurları özümsemiş, çeşitli inanç sistemlerinden karşıt öğeleri bir araya getirmişti. Önceki halkların birçok kozmolojik inancını paylaşan bu din, özellikle evrenin bir dizi yaradılışın sonuncusu olduğu ve 13 gök katı ile 9 yeraltı dünyası arasında bulunduğu yolundaki Maya inancını benimsemişti. Azteklerin başlıca tanrıları, Savaş ve Güneş Tanrısı Huitzilopochtli, Yağmur Tanrısı Tlaloc ve yan tanrıyan kahraman Tüylü Yılan Quetzalcöatl idi. İnsan kurban etme töreninde, kurbanın yüreği Güneş Tannsı’na sunulurdu. Kan akıtma töreni de yaygındı. Dinle yakından ilişkili Aztek takvimiç), rahiplerin uğraşı olan kapsamlı bir ayinler ve törenler döngüsünün temeliydi. Orta Amerika’nın büyük bölümünde kullanılan bu takvim, 365 günlük (20’şer günlük 18 ay, artı 5 uğursuz gün) bir güneş takvimi ile 260 günlük (20’şer günlük 13 devre) bir dinsel yıldan oluşuyordu. Birbirine koşut giden bu iki yıl döngüsü, 52 yıllık daha büyük bir döngünün parçasıydı.

Yöreye 1519’da gelen İspanyol kâşifler bu uygarlığın gelişmesine son verdiğinde Aztek İmparatorluğu’nun genişlemesi ve toplumsal evrimi henüz durmuş değildi. Son imparator II. Montezuma (hd 1502-20), Hernân Cortes tarafından tutsak alındı ve hapiste öldü, imparatorluk, üstün silahlarla donanmış Avrupalılarca hızla fethedildi.

Aztek’lerin Batı dünyasında Codic olarak bilinen ve geyik derisi ya da agave liflerinden yapılmış kâğıtlara yazılmış kutsal metinleri ve elişleri, tapınaklarda korunurdu. Yazıcılar, ideogram, resimyazı ve fonetik imgelerin karışımı bir teknik kullanırlardı. Dinsel tören takvimi, kehanetler, törenler ve tanrılar ile evrene ilişkin yorumlar da yazıcıların ilgi alanına girerdi. Ülkenin fethedilmesinden sonra bu metinlerin çoğunun yok edilmesine karşın, Codex Borbonicus, Codex Borgiav, Codex Fejervâry-Mayer ve Codex Cospiano gibi bazı örnekler günümüze ulaşabilmiştir. Bu el yazması metinlerin anlaşılması çok güçtür ve pek azı gerçekten Azteklere aittir.

Arkeolojik kalıntılar arasında tanrı heykelleri, dinsel içerikli taş alçak kabartmalar, duvar resimleri, kilden yapılmış insan heykelleri ve vazolar ile taş ve ahşap maskeler bulunur. Aztek sanatı temelde simgesel olduğu için bu kalıntılar yardımıyla önemli bilgiler elde edilebilir.
Ad:  Aztek Uygarlığı (Aztekler)9.jpg
Gösterim: 375
Boyut:  74.2 KB

Aztek takvimi


tonalpohualli denen 260 günlük dinsel yıl ile 365 günlük Güneş yılını birleştiren takvim sistemi.
Örnek aldığı Maya takvimi gibi, Aztek takvimi de 20’şer günlük 13 döneme bölünen dinsel yıl ile 20’şer günlük 18 aya bölünen ve ayrıca uğursuz sayılan beş günlük bir dönemi (nemontemi) içeren toplumsal yıldan oluşuyordu. Gene Maya takviminde olduğu gibi, dinsel ve toplumsal Aztek yıllan her 52 yılda bir, birbirlerine göre aynı konuma gelirdi. “Yılların Bağlanması” ya da “Yeni Ateş Töreni” adıyla kutlanan bu olaya hazırlık olarak önce tüm kutsal ateşler ve evlerdeki ateşler söndürülürdü. Törende heyecanın doruğa ulaştığı anda rahipler yeni bir kutsal ateş yakardı. Ardından Aztek halkı da ocaklanndaki ateşi yeniden tutuşturur ve şölene geçerlerdi.

1790’da Mexico’da yapılan kazılarda bazalttan yapılmış, ağırlığı 25 tonu bulan, 3,7 m çapında daire biçiminde bir takvim taşı ortaya çıkarılmıştır. Bugün Mexico’daki Ulusal Autropoloji Müzesi’nde sergilenmekte olan taşm tam ortasında Aztek Güneş Tanrısı Tonatiuth’un yüzü görülür. Bu yüzün çevresinde de tanrının önceki cisimleşmiş biçimlerini yansıtan ve dünyanın dört eski çağını simgeleyen kare biçiminde dört pano vardır. Bunları da Aztek ayının 20 gününü simgeleyen işaretler çevreler.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 23 Aralık 2016 23:06


virtuecat
11 Haziran 2006 02:40       Mesaj #2
virtuecat - avatarı
Ziyaretçi
AZTEKLER
Kristof Kolomb'un 1492'de Amerika kıtasını keşfetmesinden önce, eski Amerika halklarının en önemlilerindendi. Kendilerini "Meksika" ya da "Tenoçka" ola­rak adlandıran bu insanlar, bugün Meksiko kentinin bulunduğu vadide yaşıyorlardı. Ne­reden geldikleri kesin olarak bilinmemekte­dir. Destanlarına göre, kuzeyde bir göl adası olan Aztlân adlı anayurtlarından ayrılarak büyük bir olasılıkla 12. ya da 13. yüzyılda Meksika vadisine ulaşmışlardır.
Ad:  Aztek Uygarlığı (Aztekler)3.jpg
Gösterim: 332
Boyut:  56.5 KB

Aztekler, buraya ilk geldiklerinde hayvan avlayarak, meyve toplayarak, balık tutarak ve ticaret yaparak yaşayan güçsüz ve önemsiz bir kabileydi. Bugün kurumuş olan Texcoco Gö­lü kıyısında bataklık bir adaya yerleştiler. Başlangıçta, daha güçlü komşularının saldırı­larından korunabilmek için, onlara haraç ödüyorlardı. Zaman geçtikçe, ticaretle zen-ginleştiler. Öte yandan, başarılarının asıl ne­deni ileri tarım yöntemleriydi. Tarım alanları elde etmek için, önce gölde "çinampa" adını verdikleri yapay adalar oluşturdular; daha sonra da adaların çevresindeki toprakları ele geçirdiler. 1325'te adada büyük bir başkent kurmaya başladılar. Başkentin adı, kendi adları olan Tenoçka'dan kaynaklanan Tenoç-titlân oldu. Kent, karaya su yüzeyinden yük­sekte yapılan geçit ve yollarla bağlanıyor, saldırı durumunda kaldırılan köprülerle koru­nuyordu. Toprağı tarıma elverişli kılarak ken­tin alanını genişlettiler. Bir zamanlar bu kentte 150 bin kişinin yaşadığı tahmin edil­mektedir. Tek ulaşım aracı kanolardı.

Aztek İmparatorluğu


Aztekler'in gücü giderek arttı 1428-40 yılları arasında hüküm süren dördüncü kralları Itz-cöatl döneminde, öteki kabilelere mal ve para haracı ödemeye son verdiler ve yaşadıkları bölgenin en önemli halkı olan Texcoco'lular kadar güçlü oldular. Kısa sürede komşu uygarlıkların önderi durumuna gelerek, gü.ıü-müzde Guatemala olarak adlandırılan ülkeye kadar topraklarını genişlettiler. Gelmiş geç­miş Orta Amerika uygarlıkları arasında en yoğun nüfuslu olanı Aztekler'di.

Gittikçe daha da güçlenip zenginleşen Az­tekler'in başkenti Tenoçtitlân, 16. yüzyılda tüm Meksika'nın en görkemli kenti oldu. Adanın çeşitli bölümleri arasında ulaşımı kolaylaştırmak için kanallar açıldı, ev ve saraylar yapıldı; 25 piramidi kapsayan kutsal bir alan kuruldu. Bunların en önemlisi, yağ­mur ve savaş tanrılarına adanan ve 1485'te tamamlanabilen Huitzilopoçtli piramidiydi. Yüksek bir platform üzerinde yükselen bu piramidin, dik basamaklarla ulaşılan tepesi düzdü; sunak ile putlar buraya yerleştiril­mişti.

Aztekler ticareti iyi biliyordu. Başlıca tica­ret maddeleri yeşim ve başka değerli taşlar, kuş tüyleri ve kakao çekirdeğiydi. Kendileri­ne haraç ödemek zorunda olanlardan da çeşitli mallar elde ediyorlardı. Aztek toplu­munda tüccarların ayrıcalıklı bir yeri vardı; kendi "semf'lerinde oturuyor ve Yacetecuhtli adlı kendi tanrılarına tapıyorlardı.

Aztekler, kocaman taşları yontarak büyük yapılar, gerçek boyutlarda insan figürleri ya da ilginç desenler yaptılar. Yeşim ya da kristalden oyulmuş minyatür hayvan ve insan figürlerini, değerli taşlar ya da incilerle süs­lenmiş kutsal masklar gibi küçük parçalan işlemekte de çok ustaydılar. Parlak renklerle boyanmış çömlekler yaptılar. Gelişmiş bir pa­muklu dokuma sanayileri vardı; altın, değerli kürkler ve tropikal kuşlann parlak renkli tüyle-riyle süslenmiş zarif giysiler yaparlardı. Başlıca müzik aletleri boru, trompet, davul ve zildi. Şenliklerde şiir okuyup, şarkı söylerlerdi.

Aztekler'in alfabesi olmamasına karşın, re-simyazısıyla tarihlerini kaydetmişlerdi. Zen­gin kişilerin çocukları, rahip ve rahibelerin yönetimindeki okullarda eğitilirdi. Doktor ve cerrahların görevlendirildiği hastaneleri var­dı. Aztek bilim adamları, Ay ve Güneş tutulmalarının tarihlerini hesaplayabilecek ve ayrıntılı bir takvim geliştirebilecek kadar iyi astronomi bilgisine sahiptiler; xiuhmolpilli adı verilen 52 yıl süreli dönemleri vardı. Aztek destanlarında, bu dönemlerden birinin biti­minde dünyanın sonunun geleceği kehanetin­de bulunuluyordu. Aztek kalıntılarının en ünlüsü, 20 ton ağırlığındaki taştan oyma takvimdir. Aztek evrenini betimleyen bu tak­vimin üzerine Güneş tanrısı Tonatiuh'un yüzü oyulmuştu. Başka bir kalıntı ise, insanların kurban edildiği adak taşıdır.

Komşu uygarlıkların tanrılarının çoğunu benimseyen Aztekler, çok sayıda tanrıya ta­par ve onlardan korkarlardı. Tanrıların, özel­likle savaş tanrısı Huitzilopoçtli'nin, insan kurban edilmesini istediğine inanırlardı. Ba­zen binlerce kurban gerekirdi. Tanrıların insan kalbiyle beslendiğine inandıklarından, rahipler savaş tutsaklarının kalbini çıkararak tanrılara armağan ederlerdi. Savaşçı etkinlik­lerinin bir gerekçesi de, tanrılara kurban edilecek yeterli sayıda tutsak ele geçirmekti.

İmparatorluğun Sonu


İmparator II. Montezuma yönetiminde, bü­yük bir Meksika imparatorluğuna dönüşme evresinde olan Aztekler'in egemenliğine son veren, 600 kişilik ordusuyla Küba Adası'ndan gelen İspanyol kaptan Hernân Cortes oldu. Aztek destanlarında, doğudan gelerek onları yönetecek olan bir beyaz tanrıdan söz edili­yordu. Bu Aztek inancı Cortes'in işine yaradı ve 1519'da bu bölgeyi fethetmeye başlayarak sonunda Aztek İmparatorluğu'na son verdi.

Pırıl pırıl beyaz sarayları ve tapınaklarıyla, güzel Tenoçtitlân kenti işgalci İspanyollar'ın gözlerini kamaştırdı. Burada, eşsiz bitkilerle dolu gölgeli parklar ve bahçeler, Meksika'nın benzersiz hayvanlarını barındıran hayvanat bahçeleri buldular. Kentte, İspanyollar'ın da­ha önce hiç benzerini görmedikleri yiyecek, giysi ve el ürünleri ticaretiyle gelişmiş, hare­ketli, kalabalık ve büyük pazarlar vardı. Tenoçtitlân, Avrupa'da gördükleri kentler kadar büyük ve güzeldi. Meksika vadisini çevreleyen dağların tepesinden kenti ilk gördüklerinde İspanyollar çok şaşırmışlardı.

Merkezden yönetilen, etkili devlet örgütü de İspanyollar'ı hayran bıraktı. Erkek çocuk­lara devlet okullarında savaş sanatı öğretili­yor, imparatorluğun her köşesinden vergi top­lanıyordu. İmparatorluk yasalarla yönetili­yor, suç işleyenler cezalandırılıyordu. Yabancı ülkelere giden tüccarlar, devlet adına elçilik ve casusluk yapıyordu.

Cortes yönetimindeki İspanyollar, uzun ve zorlu savaşlardan sonra Aztek egemenliğine son verdiler. Böylece Meksika, İspanya'ya bağlandı. Aztek ülkesine, Yeni İspanya adını verdiler. Bu fethin üzerinden dört yüzyıldan fazla süre geçmiş olmasına karşın, Meksika' da yaşayan pek çok Yerli hâlâ Aztek dilini konuşur, böylece de İspanyolca'yı zenginleşti­rir. Günümüz Meksika'sında halk, Aztek atalarıyla övünür; Aztek giyim, yemek ve yaşam alışkanlıklarının çoğunu da sürdürür.

MsXLabs.org & Temel Britannica

Son düzenleyen Safi; 23 Aralık 2016 23:07
Daisy-BT
11 Haziran 2006 18:50       Mesaj #3
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi
Aztekler
12. yüzyılın sonlarında kuzeydeki Aztlan'dan Meksika Vadisi'ne doğru göç ederek Orta Meksika'da yerleşmiş bir halk.

Önce Texcoco Gölü'ndeki adalara sığınan Aztekler, 1325'e doğru sonradan başkentleri olan Tenochtitlan'a (bugünkü Mexico City) yerleştiler. Tolteklerin kentlerini fethettiler ve Orta Meksika'ya egemen oldular. Azteklerin kültürü, Toltek kültürü üzerine kuruluydu. Ekonomilerinin temel etkinlikleri el sanatları ve mısır ile agav (bir cins sabırotu) tarımıydı. Yaygın bir biçimde yapılan sulama, ürünlerdeki verimi artırıyordu. Gökbilim alanında dikkate değer ilerlemeler kaydeden Azteklerin, önemli takımyıldızları keşfettiklerine ve tutulmalar ve gezegenlerin hareketi gibi konular hakkında bilgi sahibi olduklarına ilişkin veriler vardır. Aztekler ayrıca altın, gümüş, bakır gibi madenlerin işlenmesinde, dokumacılıkta ve müzik alanında da gelişmiş bir kültüre sahiptiler. Aztek toplumu dinî ilkelere göre işleyen bir toplumdu. İki önemli tanrı, savaş tanrısı ve güneş tanrısıydı. Yılın belirli zamanlarında, yüzlerce kişi, özellikle de savaş esirleri, bu tanrılara kurban edilirdi.
Ad:  Aztek Uygarlığı (Aztekler)6.jpg
Gösterim: 312
Boyut:  100.8 KB
Aztek İmparatorluğu, üç şehir devletinden oluşan bir konfederasyondu ve 20 soylu klanın şeflerinin bir araya gelerek oluşturdukları bir konsey tarafından yönetiliyordu. Yönetim, seçkin bir tabakanın elindeydi. Yönetici, bir önceki kralın erkek kardeşleri ya da erkek yeğenleri arasından seçiliyordu. Texcoco Gölü'nün ortasında kurulmuş olan başkent Tenochtitlan, dört yanından sularla çevriliydi ve kıyıya yalnızca dört geçitle bağlanıyordu. Yöneticilerin sarayları ve piramit biçimindeki tapınaklar gibi yapılar dışında, Aztek kentlerinin çoğu kerpiçten yapılmıştı. En büyük tapınaklar başkentte ve Tula, Cuicuilco, Cholula gibi diğer önemli kentlerde bulunuyordu. Aztek krallarının en önemlisi olan Moktezuma döneminde (1440-1469) imparatorluğun sınırları genişledi ve ülkeyi su baskınlarından koruyabilmek için büyük bir su bendi yapıldı.

Aztekler, II. Moktezuma döneminde uğradıkları büyük İspanyol saldırısına başarıyla karşı koydular. Saldırılarını tekrarlayan İspanyolların idam ettiği II. Moktezuma'nın yerine geçen kardeşi ve yeğeni, saldırılara karşı direnmek istedilerse de başarılı olamadılar ve 1524'te yakalanarak idam edildiler. Aztek İmparatorluğu, İspanyol fatihi Hernan Cortés'in ordusunun saldırıları sonucu yıkıldı, başkent Tenochtitlan yok edildi, binlerce Aztek öldürüldü. Azteklerin ve onlarla yakın ilişkileri bulunan diğer yerli kabilelerin soyundan gelen halklar, bugün hâlâ Meksika ve Orta Amerika'nın çeşitli bölgelerinde yaşamaktadırlar. Bu insanlar Uto-Aztek diline benzeyen eski bir dili konuşurlar. Bir hiyeroglif olan Aztek yazısıysa, henüz çözülememiştir.

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Safi; 23 Aralık 2016 23:08
11 Eylül 2006 20:51       Mesaj #4
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Aztekler
Ad:  Aztek Uygarlığı (Aztekler)2.jpg
Gösterim: 305
Boyut:  53.5 KB
15. yüzyıl ile 16. yüzyıl başlarında, bugünkü Meksika’nın orta ve güney kesimlerinde büyük bir imparatorluk kurmuş halk. Nabuva dili konuşan Azteklerin adı, atalarının bir olasılıkla Kuzey Meksika’da bulunan anayurdu için kullanılan Aztan’dan (Beyaz Ülke) gelir. Öteki adlarından “Tenoçka”, ataları Tenoch’tan kaynaklanır. Gene Aztekler için kullanılan “Meksika” adı, Texcoco Gölünün mistik adı Metzliapan (Ay Gölü) ile ilişkilendirilir.

En büyük kentleri Tenochtitlan’ın adı “Tenoch”tan türetilmiş, “Meksika” ise önce kentin ve çevresindeki vadinin, sonradan da tüm ülkenin adı olmuştur. Azteklerin kendilerinden söz ederken kullandığı “KulhuaMeksika” adı ise, Meksika Vadisinin en gelişmiş merkezi olan Colhuacan ile özdeşleşmek çabasını yansıtır. Azteklerin kökeni kesin olarak bilinmemektedir. Ama bazı gelenekleri, 12. yüzyılda Orta Amerika’ya gelene değin, daha kuzeydeki Meksika Platosunda avcılık ve toplayıcılıkla geçinen bir kabile oldukları izlenimini verir. Gene de, Aztlan, yalnızca destanlarda doğmuş bir yer olabilir.

Azteklerin güneye göçünün, Toltek uygarlığının çöküşünü izleyen ve belki de bu çöküşü hızlandıran genel bir göç hareketinin parçası olduğu sanılır. Texcoco Gölündeki adalara yerleşen Aztekler, tarihleri boyunca başlıca merkezleri olan Tenochtitlan’ı IS 1325’te kurdular. Büyük bir devlet ve sonunda bir imparatorluk kurabilmelerinin temelinde, kullanılabilir tüm toprakların entansif biçimde ekildiği, gelişkin bir sulama ve bataklık kurutma sistemine dayalı olağanüstü tarım düzenleri yatar. Bu yöntemlerle sağlanan yüksek verimlilik, zengin ve kalabalık bir ülkenin doğmasını sağlamıştır.

Tenochtitlan, Itzcoatl döneminde (1428-40) komşu Texcoco ve Tlacopan devletleri ile ittifak kurarak Orta Meksika’da egemen güç durumuna geldi. Daha sonra hem ticari ilişkiler, hem de fetihler yoluyla, 400-500 küçük devletten oluşan, 5-6 milyonluk nüfusuyla 1519’da 207.200 km2’lik alana yayılan bir imparatorluğun merkezi oldu. Kent, en gelişkin döneminde, 13 km2’yi aşkın bir alanda 140 binden çok insan barındırıyordu; dolayısıyla Orta Amerika uygarlıklarının tarihinde en yoğun nüfuslu yerleşim yeriydi. Aztek devleti, askerlerin egemenliğindeki bir despotluktu. Kastlara ve sınıflara bölünmüş ama dikey akışkanlığını da koruyan Aztek toplumunda yükselmenin en güvenli yolu savaşta kahramanlık göstermekti. Devlet işlerini rahipler ve bürokratlar yürütürdü. Toplumun alt katmanlarında, serfler, sözleşmeli hizmetkarlar ve köleler yer alırdı.
Aztek dini, birçok Orta Amerika kültüründen değişik unsurları özümsemiş, çeşitli inanç sistemlerinden karşıt öğeleri bir araya getirmişti. Önceki halkların birçok kozmolojik inancını paylaşan bu din, özellikle evrenin bir dizi yaradılışın sonuncusu olduğu ve 13 gök katı ile 9 yeraltı dünyası arasında bulunduğu yolundaki Maya inancını benimsemişti. Azteklerin başlıca tanrıları, Savaş ve Güneş Tanrısı Huitzilopochtli, Yağmur Tannsı Tlaloc ve yarı tanrı-yarı kahraman Tüylü Yılan Quetzalcoatl idi. Insan kurban etme töreninde, kurbanın yüreği Güneş Tanrısı’na sunulurdu. Kan akıtma töreni de yaygındı.

Dinle yakından ilişkili Aztek Takvimi, rahiplerin uğraşı olan kapsamlı bir ayinler ve törenler döngüsünün temeliydi. Orta Amerika’nın büyük bölümünde kullanılan bu takvim, 365 günlük (20’şer günlük 18 ay, artı 5 uğursuz gün) bir güneş takvimi ile 260 günlük (20’şer günlük 13 devre) bir dinsel yıldan oluşuyordu. Birbirine koşut giden bu iki yıl döngüsü, 52 yıllık daha büyük bir döngünün parçasıydı. Yöreye 1519’da gelen Ispanyol kaşifler bu uygarlığın gelişmesine son verdiğinde Aztek Imparatorluğu’nun genişlemesi ve toplumsal evrimi henüz durmuş değildi. Son Imparator Il. Montezuma (hd 1502-20), Hernan Cortas tarafından tutsak, alındı ve hapiste öldü. Imparatorluk, üstün silahlarla donanmış Avrupalılarca hızla fethedildi.

Azteklerin Batı dünyasında Codic olarak bilinen ve geyik derisi ya da sabırotu liflerinden yapılmış kağıtlara yazılmış kutsal metinleri ve elişleri, tapınaklarda korunurdu. Yazıcılar, ideogram, resimyazı ve fonetik imgelerin karışımı bir teknik kullanırlardı. Dinsel tören takvimi, kehanetler, törenler ve tanrılar ile evrene ilişkin yorumlar da yazıcıların ilgi alanına girerdi. Ülkenin fethedilmesinden sonra bu metinlerin çoğunun yok edilmesine karşın, Codex Borbonicus, Codex Borgtav, Codex Fejervary-Mayer ve Codex Cospuno gibi bazı örnekler günümüze ulaşabilmiştir. Bu el yazması metinlerin anlaşılması çok güçtür ve pek azı gerçekten Azteklere aittir.
Arkeolojik kalıntılar arasında tanrı heykelleri, dinsel içerikli taş alçak kabartmalar, duvar resimleri, kilden yapılmış insan heykelleri ve vazolar ile taş ve ahşap maskeler bulunur. Aztek sanatı temelde simgesel olduğu için bu kalıntılar yardımıyla önemli bilgiler elde edilebilir.

Aztlân ve Aztek Göçü Efsanesi

Zaman: İÖ 13-15. yüzyıllar
Mekân: Meksika Vadisi
Ülkenin sakinleri olan diğerleri gibi bu insanlar da, Aztlân adlı ve yaşadıkları yerdeki Yedi Mağaralar'dan ayrıldılar. Aztlân, "Beyazlık" ya da "Balıkçılların Ülkesi" demektir.
Fray Diego DURAN, 16. yy

Aztekler ve müttefikleri 15. yüzyılda ve 16. yüzyıl başlarında orta ve güney Meksika'da bir imparatorluk kurdular, imparatorluk, Hernân Cortes'in İspanyol Seferi sonunda, ancak yüz yıl yaşadıktan sonra yıkıldı. Günümüz Meksika ulusal efsanelerinde, Aztekler, kahraman yerli geçmişi ve yabancı istilasının trajedisini temsil edecek biçimde popüler hayal gücünde idealleştirilmiştir.
Aztek başkenti Tenochtitlan'ın İspanyol sömürgesi Mexico City'ye dönüştürülmesi ve çağdaş milletin başkenti olmaya devam etmesi Aztekler'i İspanyol öncesi kolektif 3000 yıllık kültürel mirasın en önemli temsilcileri olarak diğer kızılderililerin üzerine çıkarmaktadır.
Codex Boturini'den bu sayfalarda, Aztekler'in bir gölün ortasında bir ada olan Aztlân'dan göçmeleri resmedilmiştir.

Efsanenin kökeni


Aztekler nereden gelmişlerdir?
Aztek kaynaklarına dayanılarak hazırlanan ilk sömürge tarihçeleri, resimli belgeler ve arkeolojik kazılar Aztekler'i tarihsel bir kesinlikle ancak 13. yüzyılda Meksika Vadisi'ne kadar izleyebilmiştir. Kökenlerinin coğrafi bölgesi hâlâ çözümlenmemiş bir muammadır.
Aztekler'in, 13. yüzyılda kuzey çöllerinden Meksika Merkez Yaylaları'na göçen göçebe avcı ve kısmen çiftçi kabilelerden biri oldukları anlaşılmaktadır. Efsanelerde çıkış yerleri olarak kuzeyde Aztlân'dan, "Balıkçıl kuşlarının yeri"nden söz edilmektedir. Aztlân bir göldeki bir ada tepe olarak tanımlanmaktadır.

Aztekler yaratılış zamanında orada topraktan ve mağaralardan çıkmışlardır. Bir gün gelmiş oradan ayrılmaya karar vermişler, kanolarına binip karaya çıkmışlar ve uzun göçlerine başlamışlardır. Çok geçmeden Meksika "ay insanları" diye bir grup kendilerine katılmıştı (ondan sonra Meksika-Aztekleri adını almışlardır). Başlarında reisleri Huitzilopochtli ("Soldaki Sinekkuşu") vardı. Bu daha sonra, rahipler tarafından taşınan kutsal bir simge olarak görülmektedir. Göç devam ederken rahipler Huitzilopochtli'nin kabilenin ne yöne gideceği hakkındaki kehanetlerini sözlü olarak ifade etmekteydiler.
Huitzilopochtli'nin mucizevi doğumu, göçten önce gerçekleşmişti. Efsaneye göre yaşlı rahibe Coatlicue, Coatepetl ("Yılan Dağ") tepesinde bir tapınağı süpürürken gökten bir tüy topu düşmüş ve kendisini Huitzilopochtli'ye hamile bırakmıştı.
Coatlicue'nin oğulları Centzonhuitznaua ("dört yüz" yani çok) ve büyük kızı Coyolxauhqui annelerinin hamileliğini öğrenince kızmışlar ve onu öldürmeye karar vermişlerdi.

Silahlı düşman dağa tırmanmaya başlamıştı. Huitzilopochtli birden yüreklere korku salan, doğaüstü güçlü bir savaşçı olarak doğmuştu. Bir "Ateş yılanı" atarak Coyolxauhqui'yi delmiş ve başını kesmiş, gövdesini dağdan aşağı atıp parçalamıştı. Sonra Centzonhuitznaua'yı kovalamış, hiç acımadan hepsini öldürmüştü.
Kabile göçe devam ederken bazı yerlerde yıllarca kaldığı oluyordu. Yine konakladıkları bir yerde muhalif bir grup kabileden koptu. Kabile, 10. yüzyıl Tolteca-Chichimecaları'n daha önceki göç hikâyesinde de yer alan Culhuacan-Chicomoztoc Dağı'nda da durakladı. Aztekler Meksika Vadisi'ne gelince, Chapultepec pınarları yakınlarına yerleşmek istediler.
Burada bir savaş daha yapıldı ve Huitzilopochtli düşman reisini öldürüp kalbini göl kıyısındaki bataklığa attırdı. Ama bataklığa atılan kalp, göçebe kabilenin daha sonra büyük piramitlerini yapıp başkentleri Tenochtitlan'ı kuracakları yere düştü. Burası efsanelerde, beyaz ardıçlarla ve söğütlerle kaplı bir alan olarak tarif edilir.
Ad:  Aztek Uygarlığı (Aztekler)8.jpg
Gösterim: 314
Boyut:  69.7 KB

Anlatılanlara göre, bir derede beyaz yılanlar, kurbağalar ve balıklar yüzüyordu. Bir başka hikâyede suları kara ve sarı renklerde olan iki dereden söz edilir. Aslında bu görüntüler Historia Tolteca-Chichimeca'da yer aldığından, daha eski kaynaklardan alınmadır.
Aztekler sonunda bir kaya üzerindeki kaktüsün üstüne konmuş bir kartal gördüler. Bu, Huitzilopochtli'nin, kabilenin yerleşeceği kehanetinde bulunduğu ve uzun zamandır aradıkları noktaydı. Bu olay, Aztek takvimine göre "2 ev" yılında gerçekleşmişti ki, bu da Hıristiyan takviminde 1325'e tekabül ediyordu.

Bu efsanevi olaylardan ne anlam çıkarabiliriz?
Aslında Aztekler'in Meksika Vadisindeki ilk yılları çok farklı bir tablo çizmektedir. Aristokrat bir hükümdar ailesi olmayan barbarlar olarak aşağılanan ve diğer eski kentli topluluklar tarafından yenilgiye uğratılan kabile, sazlıklar arasına kaçmak zorunda kalmıştı. Ancak dirençli ve girişimci insanlardı.

1428 yılı geldiğinde kentli hayat biçimini benimsemişler ve Tetzcoco ile Tlacopanlar'la ittifak kurmuşlardı. Güçler dengesini ustaca dengeleyerek yaptıkları fetihlerle Tenochtitlan'ı Meksika'nın en korkulan ve en zengin kentine dönüştürmeyi başardılar. Hükümdar Itzcoatl çok geçmeden yeni bir tarihi kimlik belirleme ihtiyacını gördü. Toplanan meclis karanlıkta kalmış geçmişlerini, varolan kabile göç hikâyelerini, katlanılan aşağılanmaları ve saygın ataların eksikliğini gözden geçirdi: Bütün bunlar yeni imparatorluk statüsü için kabul edilemez şeylerdi. Eski belgeler yakıldı. Çok tanınmış efsanevi olayları içeren yeni ve "resmi" bir tarih hazırlandı, Huitzilopochtli tanrılaştırılmış Aztek koruyuculuğuna yükseltildi.
Bu "resmi" metinleri inceleyen araştırmacılar Aztlân'daki başlangıcın Guatemala, Meksika'nın içleri kuzeybatıdaki Michoacan ve kuzeyde New Mexico'ya yayılmış göç hikayeleriyle uyumlu olduğuna dikkat etmişlerdir. Olay uzak bir ülkede ya da kuzeyde bir gölde yeni bir çağ ile başlar. İnsanlar genellikle toprağın altından ya da sudan çıkarlar. Bir anlaşmazlık ya da savaş sonunda bir Tanrı ya da Tanrıça'nın önderliğinde göçe çıkılır. Göçen gruba başkaları katılır ve doğaüstü bir lider ya da ulak göç yolunu gösterir.

Böylece resmi Aztek göç hikâyesi de varolan örnekleri yansıtmaktaydı ve Aztlân da belirli bir coğrafi mekândan çok Aztekler'in yarattığı bir efsane mekânıydı. Bu neden Aztlân'ı bulma çağdaş çabalan hep başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Huitzilopochtli'nin "babasız" doğumu ve düşmanlarını öldürmesi, Aztekler'in "yasal" bir aristokrat soyun eksikliğini kapamak için konulan bir efsane olarak görülmektedir. Huitzilopochtli'nin zaferini kutlamak için Büyük Tenochtitlan Piramiti, efsanevi Coatepetl Dağı'nın simgesi olarak inşa edilmiştir. En tepede Mezoamerikan tarımsal Yağmur Tanrısı Tlaloc'un tapınağının yanında Huitzilopochtli'nin tapınağı vardı, aşağıda da Coyolxauhqui'nin parçalanmış cesedinin heykeli duruyordu. Aztekler böylece cesaret, gurur ve yıkıma odaklanan savaşçı kültürleri için bir esin kaynağı yaratmışlardı.
Ancak eski Meksika'da en azından İÖ l. binyılda orta yayla havzalarının kentli insanlarıyla kuzeyin kurak bölgelerinin kavimleri arasında ilişkiler olduğu gerçeği vardır. Aztekler'in bu geniş bölgeden oldukları düşünülebilir ve Aztekler kent hayat biçimine ne kadar alışmış olsalar da, geçmişlerini tümüyle unutacak insanlar değillerdi.
Bu nedenle Aztlân'ın araştırılması, bir zamanlar Birleşik Devletler'in güneybatı çölleri ile Meksika yaylaları arasında yaşayan pek çok toplum arasındaki kültür tipinin araştırması ve bu insanların eski ve çağdaş Meksika tarihine nasıl biçim verdikleri sorununun araştırılması olarak görülebilir.
Son düzenleyen Safi; 23 Aralık 2016 23:11
27 Kasım 2012 13:35       Mesaj #5
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam

Aztekler Ve Tanrıları

Ad:  Aztek Uygarlığı (Aztekler)5.jpg
Gösterim: 332
Boyut:  128.6 KB

Aztek Takvimi


Tonalpohualli denen 260 günlük dinsel yıl ile 365 günlük güneş yılını birleştiren takvim sistemi. Örnek aldığı Maya takvimi gibi, Aztek takvimi de 20'şer günlük 13 döneme bölünen dinsel yıl ile 20'şer günlük 18 aya bölünen ve ayrıca uğursuz sayılan beş günlük bir dönemi (nemontemi) içeren toplumsal yıldan oluşuyordu. Gene Maya takviminde olduğu gibi, dinsel ve toplumsal Aztek yılları her 52 yılda bir, birbirlerine göre aynı konuma gelirdi. "Yılların Bağlanması" ya da "Yeni Ateş Töreni" adıyla kutlanan bu olaya hazırlık olarak önce tüm kutsal ateşler ve evlerdeki ateşler söndürülürdü. Törende heyecanın doruğa ulaştığı anda rahipler yeni bir kutsal ateş yakardı. Ardından Aztek halkı da ocaklarındaki ateşi yeniden tutuşturur ve şölene geçerlerdi. 1790'da Mexico'da yapılan kazılarda bazalttan yapılmış, ağırlığı 25 tonu bulan, 3,7 metre çapında daire biçiminde bir takvim taşı ortaya çıkarılmıştır. Bugün Mexico Ulusal Antropoloji Müzesi'nde sergilenmekte olan taşın tam ortasında Aztek Güneş Tanrısı Tonaiuth'un yüzü görülür. Bu yüzün çevresinde de tanrının önceki cisimleşmiş biçimlerini yansıtan ve dünyanın dört eski çağını simgeleyen kare biçimindeki dört pano vardır. Bunları da Aztek ayının 20 gününü simgeleyen işaretler çevreler.

Aztek Tanrıları


Huitzilopochtli


Uitzilopochtli olarak da yazılır (Nahuva dilinin Nahuvatl lehçesinde huitzilin: “kolibri” ve opochtli: “sol”). Güneş ve savaş tannsı. Aztekler ölen savaşçıların ruhlarının kolibri (çok güzel, parlak renkli bir kuş) bedenine büründüğüne inanırlar ve güneyi dünyanın sol yanı olarak kabul ederlerdi. Bu nedenle Huitzilopochtli’nin adı “güneyin dirilen savaşçısı” anlamına geliyordu. Öteki adlarından ikisi Xiuhpilli (Turkuvaz Prens) ve Totec’ti (Efendimiz). Nahual’ı (büründüğü hayvan biçimi) kartaldı.

En eski inanışa göre Huitzilopochtli, Coatepec Dağında, Tula kenti yakınında doğmuştu. Annesi Yeryüzü Tanrıçası Coatlicue, gökten düşen bir top kolibri tüyünü (Yani bir savaşçının ruhunu) bağrında sakladıktan sonra Huitzilopochtli’ye hamile kalmıştı. Erkek kardeşleri olan güney yarıküre yıldızları Centzon Huitznaua (Dört Yüz Güneyli) ve kız kardeşi Ay Tanrıçası Coyolxauhqui onu öldürmeve karar vermişler, ama Huitzilopocthli, Xiuhcoatl'ıı (turkuvaz yılan) silah olarak kullanıp onları yok etmişti.

Başka efsanelere göre Huitzilopochtli, Aztekleri geleneksel yurtları Aztlan'dan Meksika vadisine ulaştıran uzun göç sırasında kabilenin kutsal önderiydi. Rahipler onun colibri biçimindeki tasvirini omuzlarında taşıyorlardı. Bir gece onun buyruk veren sesi duyuldu;bu bu buyruk gereğince Aztek başkenti Tenochtitlan 1325’te Meksika Vadisindeki gölde küçük ve kayalık bir adada kuruldu. Ilk tapınak, rahiplerin bir kartalı bir yılanı yutarken gördükleri kaya üzerinde yer alıyordu. Sonraki Aztek hükümdarları bu sunak yerini genişlettiler. Sekiz Kamış yılında (1487) imparator Ahuitzotl burada görkemli bir tapınak yaptırdı. Huitzilopochtli genellikle kolibri biçiminde ya da kolibri tüylerinden miğfer ve zırh giymiş bir savaşçı olarak betimlenirdi. Bacakları, kolları ve yüzünün alt bölümü maviye, yüzünün üst bölümüyse siyaha boyanırdı. Ayrıntılarla işlenmiş tüylü bir başlık giyer, elinde bir kalkan ile bir turkuvaz yılan bulunurdu.

Dinsel takvimin Panquetzaliztli (Değerli Tüy Bayraklar Şöleni) adı verilen yılının 15. ayı. Huitzilopochtli’ye ve yardımcısı Paynala (Tez Canlı: Paynal’ı canlandıran rahip, tören alayı kentin çevresinde dolanırken en önde koşardı) adanmıştı. Bu ayda, savaşçılar ve auıanime (fahişeler) tanrıya adanan tapınağın önündeki alanda geceler boyunca dans ederlerdi. Savaş esirleri ya da köleler Huitzilopochco’da (bugün Churubusco, Mexico yakınında) kutsal bir kaynağın suyuyla yıkanır, Paynal’ın başını çektiği tören alayının kenti dolaşması sırasında ya da daha sonra tapınağın sunak taşında kurban edilirlerdi. Rahipler ayrıca tanrının en önemli silahını simgeleyen, ağaç kabuğundan yapılmış bir yılan yakarlardı. Son olarak Huitzilopochtli’nin öğütülmüş mısırdan yapılan bir tasviri törensel olarak okla öldürülür, rahipler ve rahip adayları arasında paylaşılırdı. “Huitzilopochtli’nin bedeni"ni yiyen gençler bir yıl boyunca ona hizmet etmek zorundaydılar.

Aztekler güneş tanrısına günlük besin olarak (tlaxcaltiliztli) insan kanı ve yüreği sunmak gerektiğine ve "güneş insanları" olarak kendilerinin de tanrıya bu kurbanı bulmakla yükümlü olduklarına inanırlardı. Kurban yürekleri quauhtlehuanitl'e (yükselen kartal) sunulur ve quauhxicalli'de (kartal vazosu) yakılırdı. Savaşta ya da sunak taşında ölen savaşçılara quauhteca (kartalın insanları) denirdi. Savaşçıların öldükten sonra, ilkin güneşin parlak kuyruğunun bir parçasına dönüştüğüne, dört yıl sonra da sonsuza değin kolibrilerin bedeninde yaşamaya başladıklarına inanılırdı.

Büyük Huitzilopochtli rahibi Quetzalcoatl Totec Tlamacazqui (Tüylü Yılan, Efendimizin Rahibi), Yağmur Tanrısı Tlaloc'un büyük rahibiyle birlikte Aztek din adamlarının başıydı

Quetzalcoatl


Nahuatl dilinde quetzalli: "değerli tüy" ve coatl : "yılan". Eski Meksika tanrılarının en önemlilerinden olan Tüylü Yılan. Tüylü Yılan betimlemelerinin ilk örneklerine ülkenin merkezindeki Teotihuacan kültüründe (3-8. yy.) rastlanır. O dönemde Quetzalcoatl, Yağmur Tanrısı Tlaloc'la yakından ilgili bir yer ve su tanrısıydı.

Nahua dili konuşan kabilelerin kuzeyden göç etmesiyle Quetzalcoatl inanışında önemli değişiklikler oldu. Tula kenti çevresinde gelişen Toltek kültüründe (10-12. yy.) gökcisimlerine tapınmayla ilişkili olarak savaşın ve insan kurban edilmesinin önemi arttı. Quetzalcoatl sabah ve akşam yıldızı tanrısı sayıldı ve tapınağı Tula'daki törenlerin merkezi oldu.

Aztek döneminde (14-16. yy) Quetzalcoatl rahiplerin koruyucusu, takvimin ve kitapların mucidi ve demircilerle başka el sanatçılarının koruyucusu sayıldı. Aynı zamanda Venüs gezegeniyle eş tutuldu. Sabah ve akşam yıldızı olarak ölümün ve yeniden dirilişin de simgesiydi. Arkadaşı köpek başlı Tann Xolotl’la birlikte ölmüş ataların kemiklerini toplamak için Mictlan’ın yeraltı cehennemine indiğine ve topladığı kemikleri kendi kanına bulayarak bugün yeryüzünde yaşayan insanları doğurduğuna inanılıyordu.

Bir başka önemli efsaneye göre OuetzalcoatI Tolteklerin başkenti Tula’nın rahip kralıydı. Insan değil, yalnızca yılan, kuş ve kelebek kurban ederdi. Ama Gece Göğünün Tanrısı Tezcatlipoca büyü yaparak onu Tula’dan atmıştı. Quetzalcöatl da “tanrısal su” (Atlas Okyanusu) kıyılarına inmiş ve kendini ateşe atarak Venüs gezegeni haline gelmişti. Bir başka öyküye göreyse yılanlardan yapılmış bir sala binerek doğu ufkunda kaybolmuştu.

Tezcatlipoca’nın Tüylü Yılan’a karşı kazandığı zaferde gerçeklik payı olabilir. Toltek uygarlığının ilk yüzyılında Teotihuacan kültürünün rahipler düzeni ve barışçı ilkeleri geçerliydi. Kuzeyden göç edenlerin baskısı toplumsal ve dinsel bir devrime yol açmış, yönetim rahiplerden askerlerin eline geçmişti. Ouetzalcoatl’ın yenilgisi klasik teokrasinin çöküşünü haber veriyordu. Onun doğuya yaptığı deniz yolculuğu, Toltek özellikleri gösteren Itza kabilesinin Yucatan’ı istilasıyla ilişkili olabilir. Quetzalcoatl’ ın takvim adı Ce Acatl’dı (Tek Kamış) ve onun Tek Kamış yılında doğudan geri döneceğine inanılırdı. Bu inanç Aztek hükümdarı Il. Montezuma’nın, Meksika Körfezine çıkışları (1519) Tek Kamış yılına rastlayan Ispanyol fatih Hernan Cortes ile arkadaşlarını tanrısal elçiler olarak görmesine yol açtı.

Quetzalcoatl tüylü bir yılandan başka, sık sık sakallı bir erkek olarak da betimlenirdi. Rüzgar Tanrısı Ehecatl kimliğiyle içinden rüzgar geçen iki oluklu bir maske takar ve kuzeydoğudaki Meksika kabilesi Huasteklere özgü koni biçiminde bir şapka giyerdi. Azteklerin başkenti Tenochtitlan’daki (bugün Mexico) tapınağı Ehecatl’a uygun, yuvarlak bir yapıydı. Çünkü Ehecatl’ın, rüzgara karşı keskin köşeleri bulunmadığı için dairesel tapınaklardan hoşlandığına inanılırdı. Bu tür anıtlara özellikle Huastek yöresinde sık rastlanır.

Ouetzalcoatl hem ehecatl (rüzgar) günleri, hem de ayin takviminin 13 günlük dizilerinin 18.‘si boyunca egemenlik sürerdi. Ayrıca gün saatlerinin 13 tanrısı arasında dokuzuncu sayılırdı. Genellikle birinci derece tanrılar listesine alınmakla birlikte, kendisine adanmış bir tören ayı yoktu.

Eğitim, yazı ve kitap tanrısı olarak rahip adaylarıyla soyluların çocuklarının eğitildiği calmecac’ta (tapınağa bağlı din okulu) özellikle saygı görürdü. Tenochtitlan dışında Quetzalcoatl inanışının önemli merkezleri arasında Pueblo Platosundaki Cholula sayılabilir.

Tlaloc

(Nahuatl dilinde “Tomurcuk Verdiren”). Yağmur tanrısı. Iri, yuvarlak gözlü ve uzun azı dişli bir maske takmış olarak betimlenen figürlerinin ilk örneklerine IS 3-8. yüzyıllar arasındaki Teotihuacan kültüründe rastlanır. Aynı dönemde Mayaların taptığı yağmur tanrısı Chac’la büyük benzerlikler taşır.

Aztek uygarlığı döneminde bütün Meksika’ya yayılan Tlaloc kültüne büyük önem verilirdi. Kahin takvimlerinde Tlaloc günlerin sekizinci hükümdarı ve gecelerin dokuzuncu efendisi olarak yer alırdı. On sekiz yıllık dinsel yılın beş ayı Tlaloc’a ve dağ doruklarında yaşadıkların inanılan öteki tanrılara (Tlaloque) adanmıştı. Dinsel yılın ilk ayı Atlcaualo ile üçüncü ayı Tozoztontli'de Tlaloc’a çocuklar kurban edilirdi. Altıncı ay Etzalqualiztli’de yağmur yağdırmakla görevli Aztek rahipleri gölde yıkanır, yağmur yağması için su kuşlarının seslerini taklit eder ve büyülü sis çıngıraklarını (ayauhchicauaztli) kullanırlardı. On üçüncü ay Tepeilhuitl ise Tlaloque’ye adanmıştı; bu ayda yoğrulmuş horozibiği etinden yapılma küçük tasvirler dinsel törenle "öldürülerek” yenirdi. On altıncı ay Atemoztli’de de benzer bir tören yapılırdı.

Tlaloc, kuzeyli savaşçı kabilelerin Orta Meksika’yı ele geçirmesinden önce, yüzyıllar boyunca bölgedeki çiftçi kabilelerinin ana tanrılarından biri olarak varlığını korumuştu. Savaşçı kabilelerle birlikte bölgeye Hluitzilopochtli ve Tezcatlipoca kültleri de girdi. Aztekler bağdaştırıcı bir yaklaşımla hem Huitzilopochtli’yi, hem de Tlaloc’u en büyük tanrı olarak benimsediler. Başkent Tenochtitlan kentindeki Büyük Tapınak’ta (Teocalli), her iki tanrıya ayrılmış, eşit büyüklükte iki kutsal bölüm yer alıyordu. Yağmur tanrısı başrahibi Quetzalcoatl Tlaloc Tlamacazqui’nin (Tüylü Yılan, Tlaloc’un Rahibi) ünvanı ve konumu Güneş tanrısı başrahibininkine eşitti.

Saygı gördüğü kadar korku da uyandıran Tlaloc, yağmur yağdırdığı gibi kuraklığa ve açlığa da neden olabilirdi. Yeryüzüne yıldırımlar fırlatır, korkunç kasırgalar estirirdi. Tlaloque ise Yeryüzüne bereketli vağmurlar yağdırabilir ya da ekinlere zarar veren seller gönderebilirdi. Bu tanrıların ayrıca cüzam, romatizma, vücutta su toplanması gibi hastalıklara da neden olduklarına inanılırdı. Azteklerin ölüleri yakma geleneğine karşın, bu hastalıklardan ölenlerle boğulma ya da yıldırım çarpması sonucunda ölenler gömülürdü. Bu yollarla yaşamı sona erenlerin Tlalocun cenneti olan Tlalocan’da sonsuza değin mutlu bir yaşam süreceklerine inanılırdı.

Tatlı su gölleriyle küçük akarsuların tanrıçası olan ve Matlalcueye (Yeşil Etekli Kadın) olarak da bilinen Chalchiuhtlicue (Yeşim Etekli Kadın) Tlaloc’un eşi sayılırdı.

Tezcatlipoca


(Nahuatl dilinde “Puslu Ayna”). En önemli Aztek tanrılarından. Büyükayı takımyıldızının ve karanlık gökyüzünün tanrısıdır. Tezcatlipoca kültü, IS 10. yüzyılın sonlarına doğru, kuzeydeki savaşçı Tolteklerce Orta Meksika’ya getirilmiştir. Tezcatlipoca’nın, Tanrı Ouetzalcoatl’ı (Tüylü Yılan) Tula kentinden nasıl kovduğunu anlatan çok sayıda efsane vardır. Istediği kılığa giren büyücü Tezcatlipoca kara büyüyle birçok Toltekin ölümüne neden olur; erdemli Ouetzalcoatl’ı içkiye, günaha ve bedensel tutkulara sürükleyerek Tolteklerin altın çağına son verir. Orta Meksika’daki insan kurban etme geleneği onun etkisiyle başlamıştır. Tezcatlipoca’nın nahual'ı jaguardır; bu jaguarın benekli postu, yıldızlı bir gökyüzünü andınr. Yaratıcı Tanrı Tezcatlipoca bugünkü evrenden önce yaratılıp yok edilmiş dört evrenden ilki olan Ocelotonatiuh’ta (Jaguar-Güneş) hüküm sürmüştür.

Tezcatlipoca genellikle yüzünde siyah bir şeritle betimlenir; ayaklarından birinin yerinde obsidiyenden bir ayna vardır. Guatemala’daki Mayalar ve Kiçeler 10. yüzyılda sonra Tezcatlipoca’ya Hurakan (Tek Ayak) adını verdikleri bir şimşek tanrısı olarak taptılar. Bazı betimlemelerde ayna Tezcancatlipoca’nın göğsünde yer alır. Bu aynada her şeyi gören Tezcatlipoca görünmeyen ve her yerde var olan bir tanrıdır; insanların bütün eylemlerini ve düşüncelerini bilir.

Tezcatlipoca Aztekler döneminde (IS 14-16. yy) Huitzilopochtli, Tlaloc ve Ouetzalcoatl’la birlikte en yüce tanrılardan biri durumuna geldi. Bu dönemde Tezcatlipoca’ya Yoalli Ehecatl (Gece Rüzgarı), Yaotl (Savaşçı) ve Telpochtli (Delikanlı) adlarıyla tapılırdı. Geceleri dörtyol ağızlarında savaşçılara meydan okuduğu söylenen Tezcatlipoca, halktan kimselerin ilköğretim ve askerlik eğitimi için erkek çocuklannı gönderdiği telpochcalli'lere de (delikanlılar evi) başkanlık ederdi. Ayrıca köleleri korur, “Tezcatlipocanın çocukları”na kötü davranan köle sahiplerini cezalandınrdı. Erdemi zenginlik ve ünle ödüllendirir, yanlış yol tutanları ise cüzam gibi hastalıklarla ya da kölelik ve yoksullukla cezalandırırdı.

Tezcatlipoca için, beşinci ayin ayı Toxcatl’da törenler düzenlenirdi. Rahip genç ve yakışıklı bir savaş esirini seçer, bu genç bir yıl boyunca tanrının yerini alarak lüks içinde yaşardı. Tanrıçalar gibi giydirilmiş dört güzel kız da ona eşlik ederdi. Ayin günü bu genç, çaldığı flütleri kıra kıra tapınağın merdivenlerini tırmanır, tepeye geldiğinde yüreği sökülerek kurban edilirdi.

Azteklerin başkenti Tenochtitlan dışında Tezcatlipoca’ya özellikle Texcoco’da ve Oaxaca ile Tlaxcala arasında yaşayan Mikstek ve Puebla Yerlileri tapardı.

Tlazoltéotl


(Nahuatl dilinde “Kirlilik Tannçası”). Ixcuina ya da Tlaelquani olarak da bilinir, saflıktan uzak, günahkar davranışlan temsil eden tanrıça. Huaxteca körfez ovalarındaki halklardan alındığı sanılır. Önemli ve çok yönlü bir toprak ana tanrıçaydı. Yaşamın değişik evreleriyle bağlantılı dört ayrı kimliğe bürünürdü. Genç bir kadın olarak hafifmeşrep ve baştan çıkarıcıydı. Ikinci kimliğinde insanları kötü alışkanlıklara sürükleyen yıkıcı bir tanrıçaya dönüşürdü. Orta yaşlarda, insanların günahlarını yüklenebilen büyük bir tanrıça biçimini alırdı. Son kimliğinde gençlere musallat olan öldürücü ve korkunç bir kocakarı olarak ortaya çıkardı. Aztekler tören kurallarının çiğnenmesini, yasak cinsel ilişkileri ve geleneklere uymayan davranışları günah ya da “kirli” sayarlardı. Tlazoltéotl, rahiplerine itirafta bulunan insanların günahlarını bağışlama gücüyle ünlüydü. Bir kimliğiyle insanları günaha sürüklerken, başka bir kimliğiyle günah işleyenleri bağışlayabiliyor ve dünyayı günahtan arındırıyordu. Kaba pamuktan yapılma süslü bir başlıkla, bazı tasvirlerinde de bir kurbanın derisini sarmış olarak ya da Ay simgeleri taşıyan giysiler içinde betimlenirdi.

Xipe Totec


(Nahuatl dilinde “Derisi Yüzülmüş Tanrımız”), Meksika’da yağmur mevsiminin başlangıcı olan ilkbaharın ve yeni yeşeren bitkilerin tanrısı. Aynı zamanda kuyumcuların koruyucusuydu. Yeni yeşeren bitkilerin simgesi olarak Xipe Totec, insan derisine bürünürdü. Bu deri ilkbaharda yeryüzünü kaplayan “yeni deri”yi temsil ederdi. Heykellerinde ve taştan yapılma masklarında da hep yeni yüzülmüş bir deriye bürünmüş olarak betimlenirdi.

Anauatl iteouh (kıyı tannsı) olarak tanımlanan Xipe Totec, başlangıçta altın yönünden zengin olduğuna inanılan bugünkü Oaxaca ve Guerrero eyaletlerinde yaşayan Zapotek ve Yopi Yerlilerinin tanrısıydı. Zapotekler onu bir bitki tanrısı olarak kabul ediyor ve Quetzalcoatl’la (Tüylü Yılan) ilişkşili görüyorlardı. Kesinlikle yabancı bir tanrı sayılan Xipe Totec’in tapınağı Yopico ya da Yepi Evi olarak anılıyordu. Xipe Totecin ilk temsili resimleri, Teotihuacan yakınlarındaki Xolalpan’da ve Texcoco'da Mazapan kültürüyle bağlantılı olarak yani klasik sonrası Toltek döneminde (10-12. yy.) ortaya çıktı. Aztekler bu kültü daha sonra Axayacatl yönetimi (1469-81) sırasında benimsedi. Aztek yılının ikinci dinsel tören ayı olan Tlacaxipehualiztli'de (Insanlann Yüzülmesi), rahipler yüreklerini çıkararak insanları kurban ederlerdi. Daha sonra bu kurbanların yüzülerek sarıya boyanan ve teocuitlaquemitl (altın giysi) denen derilerini üzerlerine giyerlerdi. Öteki kurbanlar ise bir çerçeveye bağlanarak oklarla öldürüldü. Yere damlayan kanlarının verimli ilkbahar yağmurlarını simgelediğine inanılırdı. Xipe Totec, onuruna söylenen bir ilahide, Yoalli Tlauana (Gece Içkicisi) olarak anılırdı. Bunun nedeni bereketli yağmurların gece yağdığına inanılmasıydı. Aynı ilahide Xipe Totec'e, bereketin simgesi Ouetzalcoatl’ı getirdiği ve kuraklığı önlediği için şükranlar sunulurdu.

Mictlantecuhtli


Ölüler tanrısı. Genellikle yüzü bir kurukafa biçiminde betimlenir. Karısı Mictecacfhuatl’la birlikte yeraltı dünyası Mictlan’ı yönetir. Savaşta, kurban edilerek, çocuk doğururken, boğularak, yıldırım çarpması sonucu ya da bazı hastalıklardan öldükleri için çeşitli cennetlerin hiçbirine giremeyenler, Mictlan’ın dokuz cehenneminde yargılanmayla geçen dört yıllık bir yolculuğa başlar. Mictlantecuhtli’nin yaşadığı sonuncu cehenneme ulaşınca ya yok olur ya da huzura kavuşurlar.

Coatlicue


(Nahua dilinin Nahuatl lehçesinde “Yılan Etekli”). Yeryüzü tanrıçası. Yaratıcı ve yok edici özellikleriyle yeryüzünün simgesi, tanrıların ve insanların anası olarak kabul edilir. Mexico kentinde, Ulusal Antropoloji Müzesi’ndeki heykeli mitolojideki anlamını çok güçlü bir biçimde somutlaştırır: Yüzü birbine dolanmış iki yılandan oluşmuş, eteği gene yılanlardan örülmüştür; yılanlar verimliliği simgeler. Insanları ve tanrıları beslediği için göğüsleri sarkıktır. Ellerden, kalplerden ve bir kafatasından oluşan kolyesi vardır. Ayak ve el parmakları pençeyi andırır; yeryüzünün insanları yutması gibi o da insanlarla beslenir. Teteoinnan (Tanrıların Anası) ve Toci (Büyük Anamız) olarak da bilinen Coatlicue, korkunç doğum tanrıçası Cihuacoatl (Yılan Kadın; Tonantzin Anamız olarak da bilinir) ve Kirlilik Tanrıçası Tlazolteotl olarak ortaya çıkan yeryüzü tanrıçasının bir görünümüdür.
Ad:  Aztek Uygarlığı (Aztekler)7.jpg
Gösterim: 315
Boyut:  65.2 KB

Aztekler’den Dua Örnekleri


Ölmek İçin Güzel Bir Gün(Ayinde Okunan Dua)
Onaltı gündür at sırtında general
atlar susamış ve yorgun
hain şefin!! izini sürmekte
onun gelişini takdir etti!
askerler tepelerin gerisinde saklanmıştı
kampın etrafı sarılmıştı

bir atlı surdu atini reise doğru
onlar koyu almak ve yağma etmek icin gelmişlerdi

"kollarınızı aşağı indirin"
"mızraklarınızı aşağı indirin"
Reisin gözlerinde hüzün vardı
Fakat gözlerinde korku görünmüyordu

"Ölmek için güzel bir gün"

Gözlerinizi kurulayın çocuklarım ağlamayın
"Ölmek için güzel bir gün"

O konuşmuştu beyaz adam gelmeden çok önce,
Onların silahları ve wiskisi hakkında
Halkını uyarmıştı
Onlar tarihlerini yazmadan önce
General inanmadı onun sözlerine
ne de yüzüne.
Fakat O biliyordu daha çok insan öleceğini
sonrada bu kara lekenin yaşanacağını
Bu kanun nasıl yıkılır
Ne yanlış yaptım ben?
ki beni gömmek öldürmek istiyorsun
bu kan izleri üzerinde

Biz topraklarımız, toraklarımız bizim için endişeli
Ve bu yol daima olmalı
Asla daha fazlasını sorma asla
Ve şimdi şöyle bana son sözünü
Silahlarımı aşağıya indirdim
Başımı eğdim
Simdi istersen beni atabilirsin bu yerden
Gidecek bir yeri olmadan
Ve insanlarına dönüp yaşlı gözlerini kurulamalarını söyledi
bizler huzurlu ve rahatız
ve sesi gökyüzünde yankılandı

Kutsal Ruh'a Dua
" Ulu Tanrı , rüzgarın içinde duyduğum ses kimin sesi,bütün dünyaya hayat veren kimin nefesi -duy beni-. Senden önce geldim . Senin çocuklarından biriyim.ben küçük ve güçsüzüm , senin gücüne ve bilgeline ihtiyacım var. Güzellikler içinde yürüyelim ve gözlerim hep farkına varabilsin kırmızı ve mor gün batımının. Ellerim saygı göstersin senin yaptığı ve yarattıklarına,kullaklarım açıkca duyabildin sesini. beni öyle bilge yap ki ben benim insanlarıma öğrettiklerini anlayabileyim ve kayalara ve yapraklarına arasına gizlediğin derslerini anlayabileyim. En büyük düşmanım olan kendimle savaşıp kendi içimdeki gücü bulabileyim ve hazır olayım sana gelirken;Temiz ellere ve saf gözlere , öyle ki yasam batan bir günbatımı gibi solmaya başladığında ruhum sana saf ve lekesiz gelebilsin."
Son düzenleyen Safi; 23 Aralık 2016 23:10
23 Aralık 2016 14:27       Mesaj #6
Safi - avatarı
SMD MiSiM

AZTEKLER

Ad:  Aztek Uygarlığı (Aztekler)4.jpg
Gösterim: 308
Boyut:  82.8 KB

İspanyolca Aztecas, XV.yy. 'da Meksika’da imparatorluk kuran Orta Amerika yerli halkı.

Tarih.


Geleneksel anlatılara göre, nahuatl dilini konuşan bir halk olan Aztekler sınırları belirsiz bir bölge olan Aztlân’ın yerlileridir. İ S. II. yy.’da buraya yerleşmiş olabilecekleri tahmin edilmektedir. Bin yıl sonra Aztekler bugünkü Meksika’nın güneyini istila etmeye başladılar ve Toltekler’in eski başkenti olan Tula'da yüz yıldan fazla yaşadılar. XIII. yy.'da, o zamanlar güçlü site devletlerinin işgali altında bulunan Mexico vadisine girdiler ve bu krallıkların hizmetinde paralı asker oldular. 1325’te (ya da 1345’te) Aztekler Tenochtitlân ya da Mexico kentini kurdular ilk hükümdarları Acamapichtli oldu. 1428-29’da, vadide hüküm süren Azcapotzalco Tepaneca hanedanının düşüşünden sonra birleşen Tenochtitlân, Texcoco ve Tlacopan devletleri üçlü bir ittifak oluşturdular. Konfedere güçlerin kumandanlığını yapan aztek hükümdarı, kısa zamanda birliğin en önemli kişisi durumuna geldi. Bölgedeki halkları egemenlikleri altına aldıktan sonra üç bağlaşık, vadinin dışında kalan bölgeleri fethetmeye giriştiler. XVI. yy.’ın başında çok büyük bir arazi parçasını denetimleri altına aldılar. Bu toprak, körfez kıyısında yer alan Veracruz’un kuzeyinden, Büyük okyanus kıyısında bulunan Guerrero devletine kadar uzanmaktaydı; güneyde iseTehuantepec kıstağına ulaşıyordu. Bu yayılmaya özellikle Tenochtitlân hükümdarları Moktezumal ileAksayakatl katkıda bulundular Aksayakatl’ın oğlu Moktezuma II ispanyollar'a karşı savaşmak zorunda kaldı. Cortâs’in yönetimindeki ispanyollar Tenochtitlân’ı ele geçirerek imparatoru idam ettiler; imparatorun kardeşi ile yeğeni, Cuitlahuac ve Cuauhtömoc, son bir direnişi örgütlemeyi denediler. Son imparator Cuauhtemoc 1525'te asıldı.

Toplumsal ve siyasal örgütlenme.


Aztek toplumu başlangıçta eşitlikten yana bir toplumdu. Bir tür klan olan calpulli halinde bölünmüştü; otorite, bir ihtiyarlar kurulunun yardımcı olduğu aile başkalarının elindeydi. Bu örgütlenme, giderek büyüyen ayrılıklarla yavaş yavaş değişti. Soylu kişilerle halk yığınları arasında olduğu kadar tüccarlar, memurlar ve en usta zanaatçılar gibi yeni toplumsal grupların oluşmasıyla da yeni ayrımlar ortaya çıktı. Bu gruplar önemli ayrıcalıklardan yararlandılar. Tüccarlar, yani pochteca' lar, başkentten çok uzak yörelerle ticaret yapma görevini üstlenmişlerdi. Kral Ahuitzotl tarafından kendilerine verilen ayrıcalıklardan büyük bir bölümü, onların aztek devleti lehine casusluk görevi yapmalarından ve sağladıkları bilgilerin, çoğu zaman silahlı kuvvetlerin başarısına katkıda bulunmasından kaynaklanıyordu. Bu toplumsal grupların altında haraca ve angaryalara bağlanmış özgür yurttaşlar olan ayaktakımı, macehualtin’ler yer alıyordu. Bu toplumsal sınıfların en altında derebeylerin topraklarında çalışan topraksız köylüler ve mal edinme ya da özgür kişilerle evlenebilme gibi bazı haklardan yararlanan köleler bulunuyordu. Siyasal iktidarın başında tlatoani, “söz sahibi” kişi yer alıyordu. Önceleri savaş başkanı ve belki aynı zamanda dinsel önder de olan tlatoani, Moktezuma II döneminde, son derece karmaşık törensel kurallar çerçevesi içinde başvurulan çok güçlü bir kişi durumuna geldi.

Aztek devletinin ikinci adamı, başbakan, yüksek yargıç, silahlı kuvvetler komutanı ve tlatoani'nin yokluğunda krallığın naibi durumundaki cihuacoatl'dı. Cihuacoatl, itzcoatl'ın hükümdarlığı döneminde ilk kez bu görevi alan Tlacaelel'in soyundan gelenler arasından seçilirdi. “Yürütme gücü", hükümdarla aynı zamanda seçilen dört danışmandan oluşuyordu. Bu belli başlı kişilerin altında, unvanlara, görevlere ve topraklara sahip olan ve soylular sınıfını oluşturan önderler yer alıyordu. Aztek toplumu hiçbir zaman tümüyle kapalı bir toplum halini almadı; bu uygarlıkta temel kurum olan savaş, en yüksek görevlere ulaşmada önemli bir araç oldu. En yiğit savaşçılar hükümdarın yanında bir savaş konseyi oluşturuyorlardı. Fetih sırasında bu kastdaki görevler babadan oğula devredilmeye başlanmıştı.

Gelecekteki yurttaşların yetiştirilmesi iki tür okula bırakılmıştı: çocukların özellikle savaş sanatlarını öğrendikleri telpochcalli, ibadet ve sanat öğretimini üstlenmiş olan calmecac. Birinci tür okullarda özellikle halk çocuklarının, öbürlerinde ise soylu çocuklarının eğitildiği sanılmaktadır.

iktisat.


Başlıca ekonomik etkinlik göynüklerde mısır, fasulye, biber, kabak, domates... ekimiydi. Mexico lagününde Aztekler yüzen bahçeler (chinampas) işliyorlardı; bu Mexico vadisinde kendilerinden önce yaşamış halklardan kalma çok eski bir teknikti. Evcil hayvanları yalnızca köpek ve hindiydi. Etini çok sevdikleri köpekle, hindinin yetiştirilmesi ekonomide önemli bir rol oynamıyordu. Ticaret çok gelişmişti; işlenmiş ürünler başkentte, tropikal bölgelerden gelen yeşim taşı, kakao, pamuk, değerli metaller ya da kuş tüyleri gibi maddelerle değiştiriliyordu. Mal değiş tokuşu sayesinde biriken büyük zenginliklere, imparatorluğun otuz sekiz ili tarafından mal olarak ödenen haraçlardan elde edilenleri de eklemek gerekir.

Din.


Aztek dininin en beiirgin iki özelliği, bir yandan çok tanrılı oluşu, öte yandan insan yaşamının her anında etkisini göstermesiydi. Bu durum, doğa güçlerini denetleme becerisini ellerinde bulunduran rahiplerin kazandıkları nüfuzu ortaya koymaktadır. Aztek tapınağının birçok tanrısı arasında şunlar sayılabilir: uygarlık tanrısı Ouetzalcoatl'ın rakibi Gece ve Savaş tanrısı Huitzilopochtli; Yağmur tanrısı Tlaloc; karısı Chalchiuhtlicue; Aşk tanrıçası Tlazolteotl, vb. En yaygın ayinlerden biri insan kurban etmekti. Dinin giderek ölçüsüz bir durum alan gereklerini yerine getirmek ve yeni kurbanlar ele geçirmek için Aztekler "zorlama savaş”ı bulmuşlardı. Nisbi barış dönemlerinde, üçlü ittifakın üyeleri, kardeş ve bağımsız Tlaxcala ve Huejotzingo prensliklerinin halklarıyla savaşıyordu.
Aztekler, insanların ölüm biçimlerinin, öbür dünyadaki yaşayışlarını belirlediğine inanırlardı. Örneğin, çarpışma sırasında ölen savaşçılar, güneşle beraber gökyüzünde yükselirlerdi.
260 günlük bir ayin takvimi üstüne kurulan bir kâhinlik sistemine göre, gelecek tahmin edilebiliyordu. Büyük toplumsal ve özel olaylar dolayısıyla rahipler kehanette bulunmaya çağrılıyordu.

Mimarlık ve plastik sanatlar.


Bugün Aztek mimarlığı yalnızca birkaç yapı ile temsil edilmektedir; çünkü anıtsal eserlerin çoğu İspanyolların başkenti tahrip etmeleriyle yok olmuştur. Bu mimarlık sanatı büyük ölçüde Teotihuacân klasik sanatından ve Toltekler’in sanatından esinlenmişti, ama huastec geleneğinden alıntılar da görülmektedir. Bununla birlikte, aztek mimarlık sanatı, örneğin Mexico'daki Tlaloc ve Huitzilopochtli tapınaklarında görüldüğü gibi, aynı piramit üstünde ikiz yapılar gibi özgün niteliklerden yoksun değildir. Kayaya oyulmuş bir tapınak olan Malinalco bir başka özgün uygulamayı oluşturmaktadır.

Aztek hükümdarlığı döneminin sonunda taş heykelciliği —heykeller ve alçak kabartmalar— büyük bir gelişme gösterdi; tapınaktaki birçok tanrı tasvirleri bunu kanıtlar. Tanrıça Coatlicue’nin dev heykelleri, bunun yanı sıra güneş takvimini gösteren tekparça taş anıt, aztek heykel sanatının Mexico müzesinde korunan yetkin örnekleridir.
Maden sanatları arasında en dikkat çekici olanları, mixtec üslubundaki kuyumculuk ve tüycülüktü. Aztekler maskeler ve yarıdeğerli taşlardan eşyalar yapmada da çok başarılıydılar.
Saraylar ve tapınaklar fresklerle süslenmişti; bunun yanı sıra, hiyeroglifle elyazması kutsal ve din dışı metinler, çokrenkli resimlerle canlandırılmıştı.
Cuauhtemoc'un ölüm yılı olan 1525’te Ispanyol zaferi kesinleşti ve aztek toplumunun kültür birikimi amansız bir yıkıma uğradı.

Edebiyat.


Nahuatl, ya da klasik aztek,
—Fetih'in ilk yıllarından başlayarak latin harfleriyle kopya edildi ve "piktografik" biçimiyle kısmen çözümlendi.
— Ayazmalarının fatihler tarafından büyük ölçüde tahrip edilmesiyle büyük bölümü kaybolmuş olan zengin ve özgün bir edebiyatın iletim aracı oldu. Cortâs’ten önceki dönemden hiçbir belge kalmadı. Günümüze dek korunan metinler bize Andres de Olmos, Alonso de Molina, Toribio Motolinı'a ve özellikle Bernardino de Sahagün gibi misyonerler tarafından iletildi. Bunlar bilgilere sahip yerlilerle işbirliği yaparak Kolomböncesi nahuatl geleneklerini derlediler ve kaleme aldılar. Kolomböncesi dönemin kaybolmuş kodeksinin aslına uygun çevirileri XVI. ve XVII. yy.’larda yerliler tarafından bu yolla gerçekleştirildi: Borbonicus, Tonamatl, Mendoza kodeksleri, vb. Aztekler kutsal, dinsel, törensel, mitolojik, tarihsel ve soyla ilgili temalardan esinleniyorlardı.

Aztek edebi anlatımının temel öğesi olan şiir ya da "süslü söz”, özel kurumlarda müzik ve dans eşliğinde öğretilirdi. Şarkı ve koregrafinin amacı bu şiirlerin içeriğinin sözcüğü sözcüğüne belleğe yerleşmesine yardımcı olmaktı: bu sıkı ezberletme sistemi ulusal kültür kalıtının korunmasını ve yeni kuşaklara bozulmadan iletilmesini sağlıyordu. Değişik esin ve yapıda olan bu şiirler ilgili bulundukları türe göre Angel Maria Garibay tarafından bir araya getirildi: ilahi şarkı ya da "teocuicatr, savaş şarkısı ya da "yaocuicatl", çiçekler şarkısı ya da "xochicuicatl", vb. Bununla birlikte düzyazı çok yaygın bir tür olarak kaldı; retorik de dilin en etkili kaynaklarından yararlanan kendine özgü bir öğretimin konusu oldu. Ayrıca, gençlerin ahlaksal eğitimine yönelik olan "huehuetlatolli”ler ya da yaşlıların konuşmaları, söylevlerden, öğütlerden ve atasözlerinden oluşmaktaydı. Nihayet, tarih anlatımına geniş bir yer ayrılmıştı. Fetihten sonra, aslına çok uygun pimografik çevirilerde kaleme alınmış çok sayıda kodeks vardır. Bunlar büyük tarihsel olayları, destanları ve soy kütüklerim anlatmaktadır: bu yapıtlar, Kolomböncesi uygarlıkların tarihi konusunda değerli bir bilgi kaynağıdır. (Boturim kodeksi ya da "Tira de la Perigrinaciön", Ramirez kodeksi, İspanyollar ın çıkarmasını anlatan Misantla kodeksi...) Son olarak XVI. yy. sonunda ve XVII. yy. başında yer alan Hernando-Alvarado Tezozömoc ya da Fernando de Alva lxtiilxöchitl (Törencilik öyküsü) gibi büyük yerli yazarların, gecikmeli de olsa oynadıkları önemli rolü belirtmek gerekir.

Kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Safi; 23 Aralık 2016 23:09


Daha fazla sonuç:
aztek medeniyeti

Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç