Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 27 Aralık 2016  Gösterim: 83.193  Cevap: 19

Hitit Uygarlığı

Kısaca
İÖ 2. binyıl başlarında Anadolu’ da ortaya çıkan ve IÖ 1340’larda Yakındoğu’nun büyük bölümüne egemen olan antik Hint Avrupa halkı.
Misafir
11 Eylül 2006 23:30       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Hititler

Ad:  Hititler.JPG
Gösterim: 325
Boyut:  117.2 KB

İÖ 2. binyıl başlarında Anadolu’ da ortaya çıkan ve IÖ 1340’larda Yakındoğu’nun büyük bölümüne egemen olan antik Hint Avrupa halkı.

Sponsorlu Bağlantılar
Karadeniz’in ötesinden gelerek Kızılırmak (Halys) boyunca ilerledikleri ve yerli halklarla barışçıl bir biçimde kaynaşarak Orta Anadolu’ya yerleştikleri sanılmaktadır. Eski metinlerde Kuşşara krallarından ilk Hitit hükümdarları olarak söz edilmekle birlikte, son arkeolojik bulgular Hititlerin Hatti kökenli bu krallığı İÖ 18. yüzyıl sonlarında ele geçirdiğini göstermiştir.

Eski Hitit Krallığı dönemi (tÖ 1650-1450) öncesindeki efsanevi Hitit hükümdarı Labarna ile ilgili bilgiler son derece sınırlıdır; bilinen en eski Hitit metinleri onun oğlu I. Hattuşili döneminden (İÖ y. 1650 - y. 1620) kalmadır. Hitit topraklarının Kızılırmak’ın güneyine doğru genişlemesi nedeniyle başkenti Kuşşara’dan Hattuşa’ya (Boğazköy) taşıyan Hattuşili, Kapadokya seferinin ardından Toroslar’ı aşarak Kilikya’ya indi. Daha sonra Amanos Dağları üzerinden Kuzey Suriye’ye girdi ve Alalah ile Urşu gibi kentleri aldı. Bu arada güçlü orduları ve müttefikleri olan Yamhad (bugün Halep) kentiyle karşı karşıya geldi.

Hattuşili’nin sonraki yıllarda Anadolu’nun güneybatısındaki Arzava Krallığı’yla uğraşması, güney ve güneydoğudaki Hitit topraklarının Hurri tehdidi altına girmesine yol açtı. Önceki yüzyılda Asurların geçici gerilemesinden yararlanarak Kuzey Mezopotamya ve Suriye’ye girmiş olan Hurriler, çok geçmeden Anadolu’da da önemli bir güç durumuna geldiler. Yeniden güneydoğuya yönelen Hattuşili, uzun savaşlardan sonra Hurrileri püskürtmeyi başardı. Kuzey Suriye’de Hurrilere destek veren Halep’e de boyun eğdirmeye çalıştı. Ama çabaları sonuç vermeyince geri döndü. Oğullarına güven duymadığından tahtını torunu I. Murşili’ye bıraktı.

Hurrileri kesin bir yenilgiye uğratarak Halep’i yıkan Murşili, Fırat Irmağı boyunca geniş çaplı bir sefere girişerek Babil’e ulaştı (İÖ y. 1595) ve Amori hanedanına son verdi. Babil’i kısa bir süre işgal altında tuttuktan sonra yağmalayarak geri çekildi. Böylece Mezopotamya’ya Hititlerle ittifak içinde olan Kassitler egemen oldu. Dönüşünde yakınlarının komplosu sonunda öldürülen Murşili’nin ardından bir kargaşa dönemi başladı. Kilikya’yı ele geçiren Hurriler Kizzuvatna adlı bir krallık kurdu. Bu durum Hitit ordularının Kuzey Suriye kentleriyle bağlantısını kopardı. Hanedan çatışmalarını bastırarak denetimi sağlayan Telipinu (hd İÖ y. 1525 - y. 1500), sınırlarını güvence altına almak için Kizzuvatna ile bir antlaşma imzalamak ve Arzava üzerindeki hak iddialarından vazgeçmek zorunda kaldı. Öte yandan kendi adıyla bilinen bir kararname çıkararak yeni bir hükümdarın seçiminde gözetilecek öncelikleri belirledi ve veraset sorununa kesin bir düzen getirdi. Telipinu Kararnamesi’nin bir başka ilginç yanı da, devlete karşı işlenen suçlara bakmak üzere pankus adlı bir yüksek kurula yer vermesiydi.

Genellikle Eski Hitit Krallığı’nın son önemli hükümdarı sayılan Telipinu’dan sonraki Hitit tarihi büyük ölçüde karanlıkta kalmıştır. Hititler bir yüzyıl kadar süren bu dönemin başlarında, Suriye’de Hurri egemenliğine son veren Mısırlılarla ittifaka girdiler. Ama çok geçmeden Suriye’de güçlenen Mitanniler ile Mısırlılar arasında bir yakınlaşma başladı. Bu gelişme Hitit topraklarındaki iç karışıklıkları daha da hızlandırdı.

Hititlerin yeniden toparlanmasını yansıtan Büyük Hitit İmparatorluğu’nun (İÖ y. 1450- y. 1200) kuruluşu III. Tudhaliya’nın yönetimi altında başladı. Onun oğlu Şuppiluliuma döneminde (IÖ y. 1380 - y. 1346) imparatorluk en parlak çağma ulaştı. Öncelikle Hattuşa’nın savunmasını güçlendiren Şuppiluliuma, Toros geçitleri ve Kizzuvatna üzerinden Suriye’ye saldırma girişiminin sonuçsuz kalmasından sonra, Fırat Vadisini izleyerek Mitanni kuvvetlerini arkadan çevirme yoluna gitti. Büyük bir direnişle karşılaşmadan Mitanni başkenti Vassukkani’yi ele geçirdi ve Fırat’ın batısındaki kentlerin çoğuna boyun eğdirdi. Mısır’ın herhangi bir müdahalesiyle karşılaşmayan Hitit orduları güneyde bugünkü Şam yakınlarına kadar ilerledi. Başkentine dönen Şuppiluliuma, Mitannilerin Asurlarla ittifak kurma girişimi üzerine yeni bir sefere çıktı. Büyük bir stratejik önem taşıyan Karkamış’ı da alarak denetimi sağladıktan sonra, Vaşşukani’de (Vassukkani) Asurlara karşı tampon bir devlet oluşturdu. Bu sefer sırasında Şuppiluliuma ile gizli yazışmalara giren Mısır kraliçesi Anhesenamen, kendisiyle evlenerek tahta oturmak üzere bir oğlunu Mısır’a göndermesini istedi. Ama genç prens Mısır sarayındaki rakip hiziplere bağlı askerlerce yolda yakalanarak öldürüldü.

Şuppiluliuma’dan sonra genç yaşta tahta geçen II. Murşili (hd İÖ y. 1346,- y. 1320), Vaşşukani’nin Âsurlu işgali altına girmesini önleyemedi. Buna karşılık Arzava’daki ayaklanmayı bastırarak bölgedeki küçük krallıkları doğrudan Hitit yönetimine bağladı. Aynı dönemde kuzeydeki dağlık bölgelerde yaşayan Kaşkaların Hitit topraklarına yönelik saldırıları ciddi bir boyut kazandı. Kaşkaları sindirme görevini komutanlarından birine bırakan II. Murşili, Suriye’de baş gösteren ayaklanmalarla uğraştı. Öldüğünde ardılı Muvatalli’ye, bağımlı devletlerle çevrili geniş bir imparatorluk bıraktı. Muvatalli döneminin (İÖ y. 1315-1282) başlarında Suriye’nin denetimi konusunda Mısır’la başlayan çekişme, sonunda iki devlet arasında bir savaşı kaçınılmaz hale getirdi. Orontes (Asi) Irmağı kıyısındaki Kadeş’te karşı karşıya gelen Hitit ve Mısır orduları arasındaki çarpışmanın başlarında Hitit atlı savaş arabaları Mısır kuvvetlerinin merkezini geriden çevirerek güçlü bir saldırıya girişti. Ama ana kuvvetlerden ayrılmış bir Mısır birliğinin Hititlere beklenmedik bir yönden yüklenmesi çarpışmanın akışını değiştirdi. Antik dünyanın en büyük çarpışmalarından biri sayılan Kadeş Savaşı (İÖ 1286), Mısır firavunu II. Ramses’in kendisini galip ilan etmesine karşın, iki taraf açısından da kesin bir üstünlükle sonuçlanmadı.

Hititlerin Suriye’deki egemenliğini korumayı başaran Muvatalli, kuzeydeki toprakları kardeşinin yönetimine bırakarak ağırlığını güneydeki topraklara verdi. Onun ölümünü izleyen taht çekişmelerinin ardından başa geçen III. Hattuşili (hd İÖ y. 1286 - y. 1250), Asurlara karşı Mısırlılarla barışçıl ilişkiler kurmaya yöneldi. İÖ y. 1270’te Mısır’la imzaladığı karşılıklı savunma antlaşmasını pekiştirmek için kızını II. Ramses ile evlendirdi. III. Hattuşili ve onun oğlu IV. Tudhaliya dönemlerinde yönetim ve din alanında çeşitli reformlar yapıldı; bu gelişmelerde Hattuşili’nin karısı Puduhepa da önemli rol oynadı. Bu arada batıda güçlenen Assuva ve Ahhiyava devletleri bu bölgedeki Hitit egemenliğinin sarsılmasına yol açtı. İmparatorluğun son dönemiyle ilgili bilgiler sınırlı olmakla birlikte, birdenbire başlayan çöküşün (İÖ y. 1193) Deniz Halklar ve başka bazı istilacı kavimlerin bu döneme rastlayan geniş çaplı göç hareketleriyle bağlantılı olduğu sanılmaktadır.

Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla Orta ve Batı Anadolu’da ortaya çıkan boşluğu Frigler doldururken, Kilikya, Doğu Anadolu ve Kuzey Suriye’de Hititlerin yanı sıra, etnik ve kültürel bakımdan Hititlere yakın olan Luvilerin başında bulunduğu bir dizi küçük krallık ve kent devleti ortaya çıktı. Geç Hitit devletleri olarak bilinen bu bağımsız siyasal birimlerin en önemlileri Karkamış, Milid, Tabal, Kue, Til Barsib, Samal, Gurgum, Hattina ve Arpad’dı. İÖ 10. yüzyıldan sonra Kuzey Suriye’deki devletlerin çoğu Arami etkisi altına girdi. Asurların IÖ 9. yüzyılda batıya doğru başlattığı istila hareketi, Luvi Arami ittifakı nedeniyle kesin bir üstünlük getiremedi. Aynı yüzyılın ikinci yarısında Asurların gerilemesiyle rahatlayan geç Hitit devletleri, IÖ 8. yüzyılda Urartuların baskısıyla karşı karşıya kaldılar. Urartuların çöküşüyle birlikte. Anadolu’ da yeniden öne çıkan Asurlar İÖ 740-708 arasında bu devletleri birer birer ortadan kaldırdılar.

Boğazköy’de bulunan Hitit çiviyazısı tabletleri Hititlerin siyasal örgütlenmesi, toplumsal yapısı, ekonomik düzeni ve dinsel inançları konusunda önemli bilgiler elde edilmesini sağlamıştır. Devletin en üst yöneticisi, askeri önder ve yüksek yargıç olan Hitit kralları, aynı zamanda fırtına tanrısının yeryüzündeki temsilcisi sayılır, öldüklerinde de tanrı katma yükselirlerdi. Temelde tarımsal bir yapıya dayanan Hitit toplumunda toprak ilişkileri bağımlılık ilkesi üzerine kuruluydu. Yöneticiler ve savaşçılar dışındaki halk kesimi özgür insanlardan, zanaatçılardan ve kölelerden oluşuyordu. Anadolu’da başta gümüş ve demir olmak üzere zengin maden yatakları bulunduğu için, Hititlerin imparatorluk döneminde geliştirdiği demir işleme teknolojisi bölgenin Demir Çağma geçişinde önemli rol oynadı. Yerel Anadolu tanrılarının yanı sıra Suriye ve Hurri tanrılarına da yer veren Hitit dininin hoşgörülü bir çoktanrıcılık anlayışına dayandığı söylenebilir.

İmparatorluk dönemi öncesindeki Hitit kültürünü yansıtan görsel sanat yapıtları son derece azdır. Buna karşılık imparatorluk döneminden kalma çok sayıda taş kabartma örneği bulunmuştur. Hurri etkisinin izlerini de taşıyan bu kabartmalarda sağlam, ama incelikten uzak bir üslup görülür. Belirgin bir farklılık gösteren geç Hitit sanatında ise Hitit, Suriye ve Asur öğelerinin karışımına dayanan bir üslup öne çıkar. Ayrıca yer yer Mısır ve Fenike izlerine de rastlanır. Gövdelerinin en şişkin yerinde bir kaburga bulunan, gaga ağızlı toprak kaplar tipik Hitit çanak çömlek örnekleri arasındadır. Genellikle daire biçiminde yüksek bir surla çevrili olan Hitit kentlerinde görkemli saray kalıntıları bulunmuştur.

Hitit başkenti Boğazköy’deki ilginç sur ve tapmak kalıntıları imparatorluk döneminin mimarlık anlayışını yansıtır. Kentin dışındaki açık hava tapınağı Yazılıkaya’daki kaya kabartmaları Hitit heykelciliğine önemli ölçüde ışık tutmaktadır. Gâvurkale ve Fraktin Anıtı’ndaki kaya kabartmaları daha çok arkeolojik açıdan önem taşır. İvriz Kaya Kabartması Hititlerin yıkılışını izleyen dönemdeki gelişmeleri temsil eden en önemli anıttır. Zincirli Höyüğü ve Karkamış’taki kalıntılar da bu dönemin sanat ve mimarlığını yansıtan önemli örnekleri oluşturur.

Kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Baturalp; 26 Aralık 2016 23:07


TheGrudge
12 Eylül 2006 21:31       Mesaj #2
TheGrudge - avatarı
Ziyaretçi

HİTİTLERİ DÜNYAYA TANITALIM


Hitit uygarlığı en az Mısır uygarlığı kadar eski ve zengin. Üstelik bu uygarlığın dünyaya tanıtılmasında Türk araştırmacıların büyük katkısı var. Buna karşın tanıtım yeteri kadar yapılamamış. En azından Mısır'ın yaptığı kadar bir tanıtım yapılmadığı ortada. Hattuşa'yı gezmeğe giden herkes bunu kendi gözleriyle görebilir. Piramitleri gezen yüzlerce turiste karşılık Hattuşa'yı gezenlerin sayısı bir elin parmakları kadar az. Oysa Hattuşa inanılmaz zenginlikte bir yer. Biraz çabayla biraz düzenlemeyle burası dünyanın ilgi odağı olabilir. Dünyada 4000 yıl öncesine dayanan kaç tane uygarlığın kalıntıları var ki? Biz Ankara'nın amblemindeki Hitit güneşini değiştirmekle uğraşırken Mısırlılar neler yapıyor dersiniz?

Hititler, ilk kez ne zaman ortaya çıktılar? Kendilerinden önce Anadolu'da yerleşik bulunan Hattilerin yerini nasıl aldılar? Henüz kesin çizgileriyle bilinmiyor. Bulgular, Hititler'in İÖ 1700'lerde Anadolu'ya Kafkaslardan geçip orada yerleşik olan Hattiler ile kaynaşmış ve yavaş yavaş onları içlerinde eritmiş oldukları sanılıyor. Çünkü bu iki ulus arasında bir savaş olduğuna ilişkin herhangi bir kanıt yok elde. Bu geçiş süreci sırasında Hatti kültüründen etkilenmiş olduklarını, Hatti ülkesi adını almalarından ve Hattilerin Neşa kentinden esinlenerek kendi dillerini Nesice olarak adlandırmalarından anlıyoruz. Hititlerin kurucusunun Kuşşaralı Pithana'nın oğlu Anitta olduğu kabul ediliyor. Hititlerin bir krallık haline gelmesi Labarna ile imparatorluk biçimine girişi ise Şuppiluliuma ile oluyor.

En önemli tanrıları Baştanrıça Hepat ile Fırtına tanrısı Teşup. Hepat, sonraki kültürlerde bereket tanrıçası Kibele ya da geç Hititlerde ana tanrıça Kubaba olarak yeniden ortaya çıkıyor. Hititler, ele geçirdikleri kentlerin tanrılarını da kendi tanrıları arasına katmışlar. Bundan amaç o tanrıların nefretini üstlerine çekmemek. Bu nedenle 1000 dolayında tanrıları olduğu tahmin ediliyor. Başkent Hattuşa'ya 1000 tanrılı kent denmesinin nedeni de bu. Hitit dininde cennet ve cehennem yok. İşlenen günahların cezasının ve yapılan sevapların karşılığının bu dünyada alınacağına inanıyorlarmış.

Hititlilerin dilleri Hint - Avrupa dil grubuna ait. Hattuşa kitaplıklarında bulunan tabletlerin sekiz ayrı dilde yazılmış olduğu görülüyor: Hititçe, Hattice, Hurrice, Mitannice, Luvice, Palaca, Akadça, Sumerce. Akadça, dönemin diplomasi dili. Mısırlılar ve Hititler ya da Hititler ile Asurlular arasındaki yazışmalar Akadça olarak yapılıyormuş.

Hitit ülkesinde bütün topraklar krala ait. Yani toprakta özel mülkiyet yok. Kral veya kraliçe istediklerine toprak tahsis ederlermiş. Kendisine toprak tahsis edilenlerin krala, her savaşa gidişinde asker vermek yükümlülüğü varmış. Sonraları Osmanlı'da ortaya çıkan timar, has ve zeamet sisteminin ilk biçimi.

Hititler paralarını gümüşten yapıyorlarmış. 8.5 gramlık gümüş çubuklar ya da halkalar 1 Şegel adını taşıyan bir para birimiyle ifade ediliyor. 40 şegel yani 260 gram gümüş ağırlığındaki kuruşların toplamı 1 Mana ediyor. Üst para birimi olan Mana'yı Hititler, Sumerlerden almış. Mana, latin dillerindeki money kelimesini andırıyor.

Hitit ordusu piyadeler ve at arabalı askerlerden oluşuyordu. Her arabada üç asker var: İlki sürücü. İkinci, sürücüye kalkan tutan asker. Üçüncü ise ok atan ve mızrak kullanan asker. Kadeş savaşında Ramses ordularıyla kapışan Hitit ordusunda 17000 piyade ve 4500 savaş arabası olduğu yazılı. 4500 arabayı 3 ile çarparsak 13500 kişi eder. 17000 de piyadeyi de katınca toplam 30 bin asker. Oldukça büyük bir ordu.

Hititlerin Panku adlı bir asiller meclisi varmış. Kral, Panku'nun onayını almadan savaşa karar veremiyor. Panku, ayrıca kral öldüğünde yerine kimin geçeceğine de karar veriyor. Hitit imparatorluğu, Kadeş barış antlaşması sonrasında Mısırlılar ile girdikleri uzun dönemli barışa karşın deniz kavimlerinin sürekli saldırıları sonucu tarihe karışıyorlar. Buna karşın geç Hititler adıyla anılan imparatorluğun bir parçası Kargamış ve dolaylarında izini sürdürmeye devam ediyor bir süre. Asurluların saldırıları Hititlerin son uzantısı olan geç Hititleri de İÖ 700'lerde tarih sahnesinden silip yokediyor.

Hititlerin enbüyük kralı olarak kabul edilen Şuppiluliuma'nın tahta geçişinin nasıl olduğu henüz kesinlik kazanmış değil. Şuppiluliuma, II. Tuthaliya'nın oğludur. II. Tuthaliya'nın ölümünden sonra tahta Şuppiluliuma'nın erkek kardeşi Arnuvanda ve kızkardeşi Aşmunikal birlikte geçmişlerdir. Arnuvanda'nın genç yaşta ölümü üzerine tahta geçmeye hazırlanan oğlu III. Tuthaliya, Şuppiluliuma tarafından öldürtülmüştür. Böylece yeğenini öldüren amca, Hitit tahtına otrumuştur.

Şuppiluliuma ve ardından tahta çıkan oğlu II. Arnuvanda'nın vebadan ölmesi, tanrıların cezalandırmasına bağlanmış ve bu korkuyla tahta geçen II. Murşiliş ünlü veba duasını yazmıştır. Önce babasının işlediği cinayetin günahının kendisine de geçtiğini söylüyor:

"Doğrudur, babanın günahı oğluna da geçer,
Bana da babamın günahı geçti…"
Sonra bu günahı işleyenlerin ortadan kalktığını anlatıyor:
"Yanlış yola sapanlardan,
Kötü işler yapanlardan,
Hiç kimse kalmadı artık,
Hepsi öldü çünkü."

Hititlerin 1000 tanrısı olduğu sanılıyor. Hattuşa'ya 1000 tanrılı kent denilmesinin nedeni de bu. Hitit tanrıları arasında en önemlisi fırtına tanrısı Teşup. Onun karısı ise bereket tanrıçası Hepat. Hepat, Friglerde ve diğer kültürlerde Kibele ve geç Hititlerde Kubaba adıyla yeniden ortaya çıkıyor. Buna karşın en korkulan tanrı fırtına tanrısı Teşup. II. Murşiliş, veba duasını şöyle bitiriyor:
"Bakın sizlere, ey tanrılar, ey benim efendilerim,

Sizlere, ülkem için,
Ülkemi vebadan kurtarmak için,
Kefaret kurbanları sunuyorum,
Herkes ölünce size kimse kurban getirmez,
Bu acıları çekip çıkarın yüreğimden benim,
Ruhumdan bu korkuları alın benim."

Duanın en ilginç yanı II. Murşiliş'in tanrılara yönelik biraz rüşvet biraz da tehdit içeren bir cümlesi: "Herkes ölünce size kimse kurban getirmez." Yani diyor ki beni öldürmezseniz ben size kurban getirmeyi sürdürürüm. Hititlerin başkenti Hattuşa, Ankara'ya 200 kilometre uzaklıkta. Çorum'un Boğazkale ilçesinde. Mutlaka görülmesi gereken bir yer. Özellikle Hattuşa, Yazılıkaya ve Alacahöyük'ü gördükten sonra bir gün de Ankara'daki Anadolu Uygarlıkları Müzesinde harcanırsa inanılmaz bilgi edinmek mümkün.
Son düzenleyen Baturalp; 26 Aralık 2016 23:10 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
evo
29 Eylül 2006 01:34       Mesaj #3
evo - avatarı
VIP kirlenmek güseldir : )

1. dünya savaşı...

Yağmurlu bir İstanbul akşamı, Sirkeci Garı'na giren Avrupa treninden, havagazı lambalarının aydınlattığı perona inen yolcular arasında Avusturya?Macaristan İmparatorluğu üniforması taşıyan genç bir teğmen de vardı. Savaş başlayalı bir yıl olmuştu. Askeri pasaportunu ve Osmanlı Harbiye Nezareti'ne hitaben yazılmış izin kağıtlarını vermek için gar binasına yönelen teğmenin gözleri, yapının, kendisine farklı gelen mimarisine takıldı.

Alman mimar Jasmund, Doğu ile Batı'nın birleştiği yerdeki imparatorluk payitahtına yaptığı bu eser için her iki dünyanın mimari üsluplarının karışımı olan bir tarz benimsemişti. 3 Mayıs 1890'daki açılışından beri Sirkeci Garı, batıdan gelen demiryolunun Avrupa'daki son noktasını oluşturmaktaydı. Çek asıllı teğmen Bedrich Hrozny, orduda yedek subay olarak görev yapıyordu. Ancak İstanbul'a gelişinin savaşla ilgisi yoktu. Viyana Üniversitesi'nde Doğu Dilleri okuduktan ve Arapça yazıtlar üzerine hazırladığı tezle doktor ünvanını aldıktan sonra, 1914 yılında Berlin'de Alman Şarkiyat Cemiyeti'ne üye olmuş ve ardından, Berlin ve Londra müzelerindeki çiviyazılı tabletleri incelemeye başlamıştı. Kafasını meşgul eden sorun, 1906 yılında Anadolu'da, Boğazköy'de, H. Winckler ve İmparatorluk Müzesi olan Müze?i Hümayun (bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzeleri) uzmanı Theodor Makridi Bey'in ortaya çıkardığı çiviyazılı tabletlerin diliydi. Bunlar çiviyazısıyla yazıldıkları için okunabiliyor, ama, dili bilinmediği için anlaşılamıyordu...

Ordudaki üstleri, Bedrich'in Müze?i Hümayun'daki bu tabletleri inceleme isteğini, savaşta olmalarına rağmen, olumlu karşılamıştı. Ertesi gün müzeye çıkan yokuşu heyecanla tırmanırken, Hititoloji biliminin temellerini atacağı ana yaklaştığının farkında değildi...

Hrozny, müzedeki tabletler üzerinde çalışırken bir cümleye rastladı: "nu NINDA?an ezzatteni nu watar?ma ekutteni". "NINDA", Sümerce bir kelimeydi ve "ekmek" anlamına geldiği biliniyordu. Ekmek ve suyun insanın yaşamsal gereksinimleri olduğu açıktı. "Su" için bu cümlede "watar" en uygun yerdeydi ve Hint?Avrupa dillerinde ortak bir kökten geliyordu. Almanca "wasser", İngilizce "water" gibi... Ekmek yenir, su içilirdi. "Ezzatteni" de Hint?Avrupa dillerindeki, Almanca "essen", İngilizce "eat" ile benzerlik gösteriyordu. İçmek anlamında kullanılmış olduğunu düşündüğü "ekutteni" ise, Latince "su" demek olan "aqua"yı çağrıştırıyordu. Bu fiillerin sonundaki ?teni ise, çekim eki olmalıydı. Hrozny cümleyi şöyle çevirdi: "ve ekmeği yiyeceksiniz, suyu ise içeceksiniz". Bu dil belli ki, bir Hint?Avrupa dili idi. Hint?Avrupa Dil Ailesi'ne ait dillerdeki kelimelerle karşılaştırıp, onların dilbilgisi kuralları ile kıyaslayarak, pek çok Hititçe cümleye anlam verebiliyordu.
Gerisi çorap söküğü gibi geldi...

Hititçe artık çözülmüştü. Bugüne kadar, sadece savaşlar nedeniyle kesintiye uğrayan kazılarda ele geçen 30.000'i aşkın çiviyazılı tablet ve elde edilen arkeolojik bulgular, Hititler hakkında bildiğimiz her şeye kaynaklık etti. Kilden kitaplar Ne yazık ki, kil üzerine çiviyazısı ile yazılmış tabletleri, kitaplık raflarından alıp okumuyoruz. Tabletler, zamana karşı en dayanıklı madde olan kilden yapılmış olmalarına rağmen, tarih boyunca yüzyılların, hatta binyılların getirdiği yıkımla, kaldıkları toprak altında kırılmış, dağılmış ve zamanında düzenle korundukları yer, kitaplık ya da arşiv, çılgınca bir keşmekeşe gömülmüş...

İster tarih, ister mitoloji, ister hukuk alanında olsun, bu tabletlerden birşeyler öğrenmek isteyen araştırmacının karşısında olağanüstü zor bir bilmece durmaktadır. Bir romancının beş eserinin sayfalarının koparıldığını, bunlardan bir bölümünün küçük parçalar halinde yırtıldığını ve hepsinin birden karıştırılıp, romanların rekonstrüksiyonunu yapmaları için iki ayrı kişiye verildiğini varsayın. Bu iki kişinin, ellerindeki parçaları tek tek okuyup içeriğine göre nereye ait olduğunu saptaması gerekir.

Daha sonra da biraraya gelip, sonuçları karşılaştırmaları ve diğerinin elinde, kendinde olan parçaları bütünleyen başka parça olup olmadığını kontrol etmeleri gerekir. Ayrıca varsa, bunun hangi boşluğu tamamladığını veya fazladan ne içerdiğini bulmaları, anlatılan olayların roman içinde nerede olacağının kestirilmesi de önemlidir. Bu yöntemle acaba beş romanın hangileri saptanabilecek ve hangisinin başı hangisinin sonuna getirilecek, hangi roman kahramanı ait olmadığı yerde boy gösterecektir?

Kilden yapılmış kitaplar olan tabletler konusunda da durum aynen böyledir. Bilimsel gerçek olarak bugün söyleyebildiğimiz her şey, uzun süren araştırmaların sonucunda elde edilmiş bilgilerdir.

Coğrafya: tarihin sahnesi Tarihsel olaylar, coğrafyanın oluşturduğu sahnede geçer. Bu nedenle bir ülkenin tarihi, o ülkenin coğrafi konumundan etkilenir. Tarihi, bir tiyatro oyunu gibi kabul edersek, coğrafya bunun oynandığı sahnedir. Bir tiyatro sahnesinin boyutları, ışık ve ses düzeni, oyunu nasıl olumlu ya da olumsuz biçimde etkilerse, coğrafya da tarihsel olayların akışını o derecede etkiler. Tarih biliminin yanıtını aradığı başlıca sorulardan ikisi, gazetecilikteki gibi, "nerede" ve "ne zaman"dır.

Bunlardan birincisi hep bir coğrafyaya bağlıdır ve coğrafya engebeleri, denizleri, akarsuları ile, ülkeyle diğer bölgeler arasında ya kolay bir ulaşım sağlar ya da tersine onu yalıtır. Üç kıtanın birleşme noktasında ve Eskiçağ dünyasının merkezinde yer alan Anadolu, Asya'nın kitlesel bir yarımadasıdır. Ancak Avrupa kıtasına o kadar sokulmuştur ki, Batı Anadolu'nun kentleri Orta Avrupa'ya, bazı Doğu Avrupa ülkelerinden daha yakındır.

Anadolu'nun kuzey ve güney kıyılarına paralel uzanan dağ sıraları arasındaki çöküntüler doğal yolları oluşturarak doğu?batı arasındaki ulaşımı sağlar. Bu yarımada, Doğu Akdeniz ile Karadeniz bölgelerini birbirinden ayırıyorsa da, İstanbul ve Çanakkale boğazları iki bölge arasında deniz ulaşımına olanak verir, Kızılırmak ve Göksu nehirlerinin vadileri ise, karayolu ile kıyı şeritlerini iç kesimlere ve dolayısıyla da bu bölgeleri birbirine bağlar.

Batıda Ege Denizi, Anadolu ile Batı dünyası arasında bir engel olmaktan çok, iki coğrafyayı birbirine bağlayan bir özellik taşır. Yüzlerce ada ve kayalık Yunanistan ile Anadolu arasında en ilkel deniz araçlarıyla dahi genellikle güvenli bir bağlantıyı mümkün kılar. Yarımadanın güneydoğu ucu, Toroslar'ın ötesinde Suriye Çölü'nün kuzeyi ve Yukarı Mezopotamya Ovası'na açılır. Doğudan ise kolay yollar değilse de dağ geçitleri İran'a ve oradan da Asya içlerine bağlanır. Anadolu bir geçiş bölgesinin tüm özelliklerini yansıtır; iklimindeki bölgelerarası farklılık, bitki örtüsünün zenginliği, doğal ve tarım ürünlerinin çeşitliliği de buna bağlıdır. Bu koşullar, Anadolu toprakları üzerinde yeşeren tüm kültürleri derinden etkilemiştir ve Hitit Uygarlığı'nda bu etkiler en çarpıcı biçimiyle gözlenebilir. Kimliğin göstergesi dil Hititler'de Doğu ile Batı'nın buluşmasının en önemli göstergelerinden biri, kullandıkları dildi. Hititçe, Hint?Avrupa Dil Ailesi'nin yazılı belge bırakmış en eski üyesi ve bu dil ailesi ?adından da anlaşıldığı gibi? Hint Okyanusu'ndan Atlas Okyanusu kıyılarına kadar uzanan bir coğrafyada, Türkçe, Macarca ve Fince dışında konuşulan tüm dilleri içinde barındıran büyük bir aile. Hititçe sözü edilen bu ailenin ölü fertlerinden oluşan Anadolu Dil Grubu içinde yer alıyordu. İÖ 2. binyılda Hititçe ile birlikte konuşulmuş Luvice ve Palaca da bu grubun diğer üyeleriydi. Hititler, Hint?Avrupalıların anayurdu varsayılan Güney Rusya steplerinden Anadolu'ya göç etmelerinden sonra, Mezopotamya kökenli çiviyazısı ile tanışmışlardı. Bu yazı sisteminin daha ilk krallarının egemenliği sırasında dillerine uygulanması sonucu doğan Hititçe, doğulu çiviyazısı kültürünün bir parçası olmuştu. Ve Hititler bu yazı ile, tarihten edebiyata çok çeşitli türlerden oluşan zengin bir belgeler topluluğu yarattı. Doğuya olduğu kadar Batı'ya da açık Anadolu coğrafyası sayesinde Ege dünyası ile de ilişkide olan Hititler, orada kullanılmakta olan resim karakterli hiyeroglif yazıdan etkilendiler ve kendilerine özgü bir hiyeroglif sistemi yarattılar.

Bu yazı, göze hitap ettiği için anlaşılması daha kolaydı ve bu nedenle toplum tarafından çiviyazısına göre daha çok benimsendi. Çiviyazısının kullanımı devlet arşivlerine konacak belgelerle sınırlı kalırken, halka açık yerlerdeki tüm yazıtlar hiyeroglif ile yazılmıştı. Büyük olasılıkla, halkın özel yazışmalarında da hiyeroglif kullanılıyordu. Ancak halkın günlük yaşamına ışık tutabilecek bu belgeler, zamanla tahrip olan tahta tabletlerle yazıldığı için günümüze ulaşamadı. Buna karşın, çiviyazılı belgelerde adı geçen, bu tahta tabletlerin sivri uçlarına iplerle bağlanan, killi topraktan yapılmış, koni biçimli "bulla"lar, yine hiyeroglif yazılı mühürlerin baskılarını taşıyordu. Hiyeroglif yazının uygulandığı dil, Luvice'nin bir lehçesiydi. Çiviyazısının dili olan, bizim Hititçe dediğimiz bu dile, Hititler Neşa/Kaneş dili adını veriyordu. Bu dili konuşan kişiler, siyasal açıdan etkili bir grup olmalıydı. Buna karşın Luvice, Anadolu halkı arasında daha yaygındı. Her iki yazı ve dil aynı anda ve kral mühürlerinde olduğu gibi, biri Doğu'nun diğeri ise Batı'nın icadı olarak, yan yana kullanılıyordu. Tanrıların kökenleri Hititler kendilerini "bin tanrılı" olarak nitelerdi. Gerçekten de toplamı 1000'e ulaşmasa da, tanrılar topluluğunda çeşitli etnik kökenlerden gelen çok sayıda tanrı ve tanrıça bulunuyordu. Anadolu'ya gelirken beraberlerinde getirdikleri Hint?Avrupa soyundan olanlar, bunların arasında azınlık sayılırdı. Hitit tanrılar topluluğunun en önemli özelliği ise, Hititler'in ilişki içinde olduğu toplumların tanrılarını da kendi inanç sistemleri içine almalarıydı. Bu nedenle Anadolulu/Hattili, Hint Avrupalı, İndo?Ari denilen Hintli, Assur?Babil kökenli Semitik veya Asyalı pek çok tanrı yan yana kutsanıyordu. Böyle bir ortamda doğmuş olan Hitit Mitolojisi de aynı etnik çeşitliliği gösteriyor.

Asya kökenli Hurriler'in edebiyatından alınma Kumarbi Efsanesi'nin çeşitli kaynaklardan eski Yunan yazarlarını etkilediği, örneğin Hesiodos'un tanrıların yaratılışını konu alan ünlü eseri Theogonia ile Hititçe metin arasındaki dikkat çekici benzerliklerden açıkça görülüyor. Ve günümüz Batı düşüncesine kaynaklık eden Eski Yunan Mitolojisi'nin Doğu'dan bu denli etkilenmiş olması, her iki kültür arasında bir köprünün varlığını kanıtlıyor.

İÜ. Edebiyat Fakültesi Hititoloji Anabilim Dalı Başkanı

National Geographic Türkiye
Son düzenleyen Baturalp; 26 Aralık 2016 23:14 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
Misafir
6 Ocak 2007 18:45       Mesaj #4
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Hititler iz birakanlardan


Bugün kültürümüzde fark etmesekte derin izler taşıdığımız topluluk. orta anadolu da daha çok mesken tuttukları için iç anadolu da bunun etkisi daha çok gözükür. örneğin kapadokya daki kilden çanak çömlek yapımı hitit kökenlidir. hatta hala kili kızılırmaktan çıkartılır. binlerce yıllık aynı tekniği uygulayan ustalar bile vardır. zaten kapadokya ismi de kapa tokia* yani hititçe de güzel atlar diyarında gelmekte olduğunu duymuştum
Son düzenleyen Baturalp; 26 Aralık 2016 23:13
Misafir
11 Mart 2007 08:17       Mesaj #5
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Hititler


Anadolu'ya göç tarihleri kesin olarak bilinmemektedir. MÖ 2000 yıllarında Hint-Avrupa kavimlerinin doğuda Kafkasya üzerinden Anadolu'ya girdikleri en kabul gören tezlerdendir. Tezlerden bir diğeri Çanakkale Boğazı'ndan, bir başkası ise, Karadeniz'den geldikleri varsayımıdır. Yeni gelenler yerli Anadolu Hatti Beylikleri'ni egemenlikleri altına almışlar, kısmen politik ve askeri, bir dereceye kadar da ekonomik gücü ellerinde tutmuşlardır.

MÖ II.bin başlarında, Yukarı Mezopotamya'daki Assur şehrinin zengin tüccarlarının Anadolu ile yoğun bir ticari ilişkiye girmiş olduklarını görüyoruz Orta Anadolu'nun geniş toprakları üzerinde kurulan küçük krallık veya beylikler, "Karum" adı verilen pazar yerleri ile son derece canlı birer ticaret merkezleriydiler.

Assurlu tüccarlarla birlikte gelişen bir başka ve çok önemli olgu ise, MÖ II. bin de Anadolu'da bilinmeyen fakat Mezopotamya'da MÖ 3000 yılından beri kullanılan çivi yazısının Anadolu'ya gelişidir. Böylece Anadolu tarihi çağlara girmektedir. Kilden yapılmış tabletler üzerine yazılan mektuplardan, Assurlu tüccarların Anadolu'ya kumaş, koku ve kalay madeni getirerek yerli krallara ve halka sattıklarını, karşılığında altın, gümüş ve bazı tunç malzeme aldıklarını öğreniyoruz.

Koloni Çağı'nı izleyen Eski Hitit (M.Ö. 18.yy.) ve Büyük Hitit Krallığı dönemleri sonunda, takriben 1200 yıllarında batıdan gelen ve Deniz Kavimleri diye adlandırılan toplulukların istilası ile Hitit İmparatorluğu son bulmuş ve Hititler yaşamlarına şehir beylikleri halinde devam etmişlerdir.

Başkentleri: Hattuşa
Anadolu'da ilk kez organize devlet kuran Hititleri'in başkenti olan Boğazköy (Hattuşa), dağlık-engebeli bir arazi kurulmuş olup Çorum,a uzaklığı 82 km'dir. Boğazköy'ün gerçek tarihi M.Ö. 1900'den az sonra başlar. Geç Hitit ve Asur belgelerinden öğrendiğimize göre Boğazköy; Hattuştu ve Pijusti adlı krallarla son bulan bir hanedanlığın merkezi idi. M.Ö. 19. ve 18. yy.'da Hitit öncesideki dönemde Boğazköy'de, Hattiler ve Asurlu tüccarlar da konaklamaktaydılar.

Şehirde Asurlu tüccarların ticaret yaptıkları "karum" denilen bir pazar yeri bulunmaktaydı. Boğazköy, M.Ö. 1200 yıllarına kadar Hititler'in başkenti olma özelliğini korumuştur. İlk Hitit kralı olarak Hattuşa'lı anlamına gelen Hattuşili'yi görüyoruz. Kentin asıl merkezini büyük kale teşkil eder. Büyük kalenin kuzeybatı yamacında Hitit İmparatorluk dönemine ait özel evler ile Büyük Mabed'in yer aldığı "aşağı şehir" bulunmaktadır.

Şehrin güney kısmını teşkil eden "yukarı şehir"; M.Ö. 13. yy kralları tarafından yapılmış sandık şeklindeki surlarla çevrilmiştir. Bu surda Kral Kapısı, Potern, Sfenskli Kapı, Aslanlı Kapı yer almaktadır. Yukarı şehir içinde Yenice kale ve Sarıkale tahkim edilmiş olarak yapılmıştır. Hitit Krallığı; M.Ö. 1200'deki Deniz Kavmi Göçleri sonunda Trak asıllı kavimlerin baskıları sonucu yıkılmış olup, dolayısıyla Boğazköy de başkent olma özelliğini kaybetmiştir. M.Ö. 750 yılında Friklerin yerleşimine sahne olmuştur.

Hellenistik çağda ise Boğazköy; büyükçe bir yerleşim alanı olmaktan öte gidememiştir. Bizans çağında da iskan edildikten sonra Boğazköy'e 18. yy.'da bugünkü sakinleri yerleşmiştir. Antik Hattuşa harabeleri ile Yazılıkaya Açık Hava Mabedi birer açık hava müzesi olarak önem taşımakta olup, ayrıca; Milli Park projesi kapsamına alınmış ve Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilmiştir.

COĞRAFYA


Küçük Asya'ya İ.Ö. 2. binyılın başlarında gelen Hititler egemenliklerini İ.Ö. 13. yüzyıl sonlarına kadar sürdürdü. Bu uygarlığa ait kalıntılar Anadolu'nun büyük bir kesimine yayılmış olmakla birlikte, günümüzde özellikle dikkat çekenler Boğazkale, Yazılıkaya, Alacahöyük ve Ortaköy gibi Hitit merkezleri.

Konya'nın Halkapınar ilçesine bağlı Aydınkent köyü yakınında İvriz Kaya Kabartması, Kayseri'nin Develi ilçesine bağlı Gümüşören köyündeki Fraktin Anıtı gibi Hatti kalıntılarının yanı sıra Gaziantep'in İslahiye ilçesindeki Zincirli Höyük, Karkamış, Adana'nın Kadirli ilçesindeki Karatepe gibi geç Hitit beyliklerine ait kalıntılar da görülmeye değer. Hitit kazılarındaki buluntuların büyük bir kısmının sergilendiği Ankara Anadolu medeniyetleri Müzesi, Hititlerin izini sürenlerin ilk durağı.

KÖKENLERİ


İndo-German kökenli Hititlerin tarih sahnesine çıkıp İsa'nın doğumundan 20 yüzyıl önce KüçükAsya topraklarında yaptığı işlerde, İsa'nın doğumunda 20 yüzyıl sonrasının insanları bizler için de ibret alınacak çok şey bulunur. Çünkü Hititolog Albrecht Götze'nin dediği gibi "Avrupalı ulusların kültür dünyasında görünmeleri Hititlerle başlar; bu da onların ilginçliğini daha da arttırmaktadır" Hititler kuzeydoğudan mı gelmişlerdi, yoksa kuzeybatıdan mı?

Bunu henüz kesinlikle öğrenemediğimiz gibi, geldikleri zaman asıl adlarının da ne olduğunu bilmiyoruz. Kuşkusuz birkaç bin kişiden fazla değildiler, fakat buranın yerli halkı Proto-Hatti'lerden daha gelişmiş ve daha becerikli oldukları hemen anlaşılıyor. Meydana çıktıkları andan itibaren siyasal yönetim ile askeri güç arasında çok ender dengesizlikleri var. Başka bir deyişle, öylesine güç kazanıyorlar ki, yayılmalarına karşı çıkmayı kimse göze alamıyor. Ayrıca siyasal açıdan büyük yetenek sahibi oldukları besbelli. Öyle ki, çiğneyip geçtikleri ulusları köle yapmıyorlar, aksine onları bir sadakat ilişkisi içinde eritmeyi başarıyorlar.

BOĞAZKÖY (HATTUŞAŞ)


Orta Anadolu'da küçük bir şehrin İ.Ö. 1700'lerde sonu gelmiş gibiydi. "Hattuş şehrini geceleyin yaptığım bir saldırı ile aldım. Yerine yaban otu ektim. benden sonra her kim kral olur ve Hattuş'u yeniden iskan ederse Gökyüzünün Fırtına Tanrısının laneti üzerine olsun" Kuşşara şehri kralı Anitta bu dileğini bir tablet üzerine çiviyazısıyla yazdırdı. Ancak Hatti krallığı'nın ve başkenti Hattuş'un yerle bir edilişi üzerinden yüz yıl bile geçmeden, yine Kuşşara kökenli bir soylu, sonradan aldığı adıyla 1. Hattuşili, bu tehdidi kulak arkası yaparak burayı Hitit Krallığı'nın başkenti yaptı ve 400 yıldan uzun bir süre, antik dünyanın süper gücü olarak varlığını sürdürecek bir imparatorluğun merkezi haline getirdi.

1834'te Texier, Boğazköy harabelerini görmüş, Hattusas'ı tanımıştı, ve 1907'de Winckler Hattusas'ın Hitit İmparatorluğun başkenti olduğunu tanıtladı Medeniyetlerin yoğrulduğu bir kazandı Anadolu, Hattusha da tam ortasındaydı onun. Geçtiğimiz yüzyılda fark edildi, ancak yüzyılımızın başında Hitit başkenti olarak tanımlandı. Bugün, UNESCO'nun Dünya Kültür Mirasları listesinde ve bu kazılar Anadolu'nun Karanlık Çağ'ını aydınlatmayı sürdürüyor.

ANADOLU'NUN DİLİ


Hattuşa'da bulunan belgeler, Anadolu'da aynı dönemde (İ.Ö. 2. bin yılda) Hint-Avrupa dillerinin en eskisi Hititçeden başka, yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala dillerinin, ayrıca Hurrice, Hattice ve Akadca'nın yazı dili olarak kullanıldığını gösterir. Hepsi de çiviyazısıyla yazılan bu dillerde her işaret bir heceyi simgeler. Hititlerin kullandığı bir başka yazı da Luvi dilinde yazılan ve hiyeroglif denen resim yazısıydı.

Mısır hiyerogliflerinden tamamen farklı olan bu biçimde heceler hatta kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu. Hiyeroglif daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda tercih edilirdi ve büyük olasılıkla daha büyük kesim için anlaşılabilir nitelikteydi. Hititlerde okuryazarlığın yalnızca küçük bir gruba ait beceri olduğu kabul edilir. Çiviyazısını kralların bile okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve yazıcıya hitap ettiği anlaşılan "sesli oku" ibaresinden anlaşılır.

BİN TANRILAR TOPRAĞI


Antikçağın pek çok toplumunda olduğu gibi Hiitlerin de çok tanrılı inanç sistemleri vardı. Yendikleri komşularının tanrılarını kızdırıp, gazaba uğramaktansa, armağan ve dualarlaonlara saygılarını dile getirip panteonlarına, yani kendi tanrıları arasına almayı gelenek haline getirmişlerdi. Bu da zamanla yabancı inançların Hitit dininde etkinlik kazanmasına sebep oldu. Hitit inancında, özellikle komşu Mitanni ülkesi halkı Hurrilerin etkisi önemli boyutlardaydı. Hatta bir dönem kendi tanrılarını bile Hurrice adlarla andılar.

Her şehrin bir baştanrısı, her kralın bir koruyucu tanrısı vardı. Ülkenin en büyük iki tanrısı Göklerin Fırtına Tanrısı Teşup ile Güneş Tanrıçası Hepat'dı. Bunlar bölgelere göre değişik isim alıyorlardıysa da, aynı tanrı-tanrıça esasına dayanan bir inanç tüm ülkede geçerliydi. Devletin en üst düzey yöneticisi, askeri önder ve yüksek yargıç olan Hitit kralları, aynı zamanda Fırtına Tanrısı'nın yeryüzündeki temsilcisi sayılır, öldüklerinde de tanrı katına yükselir.

KADEŞ SAVAŞI


Mısır'ın üstünlüğünü yeniden kurmakta olağanüstü atılımlara girişen II. Ramses ve eskiçağın bu en güçlü hükümdarının karşısına dikilmesi gereken de Muvattalis'ti. Yalnızca piyadelerin savaştığı dönemler, İ.Ö. 2000. binyılın ortalarında kalmıştı, çünkü artık savaş arabaları kullanılıyordu.

Mısırlıların hafif ve sürücü dışında yalnızca bir savaşçının binebileceği arabalarına karşı, Hititlerin daha ağır ve sürücü dışında iki savaşçı taşıyabilen arabaları vardı. Bu arabalar, Mısırkılarınkinden daha ağır olmakla beraber, üzerindeki savaşçı sayısı açısından orduya üstünlük sağlıyordu. Mısır kaynaklarına göre Kadeş savaşına giden Hitit ordusunda 3 bin 500 araba, ve 17 bin yaya asker bulunuyordu.

KRONOLOJİ


Kralların egemenlik sürelerini gösteren tarihler Dr. Sidney Smith ve Prof. Albrecht Götze'nin çalışmalarından alınmıştır. Kesin yılların eksik olduğu yerlerde, ortalama insan ömrüne göre yapılmış boşlukları zaman bakımından ihya edilmesi çalışmaları Dr.O.R. Gurney'e aittir. Dr. Gurney 1590 ve 1335 tarihlerini her bakımdan güvenilir sağlam yıllar saymaktadır. Öteki tarihlerin hepsi, yaklaşık olarak doğru kabul edilmektedir.

Teşup: Boğa, Hititlerin en büyük tanrısı Teşup'un kutsal hayvanı ve simgesiydi. Boğazköy'de bulunan, sunu kabı formundaki bir çift boğanın koşum kayışlarıyla betimlenmesi, Fırtına Tanrısı'nın arabasına koşulu olabileceklerini akla getiriyor.
Son düzenleyen Baturalp; 26 Aralık 2016 23:17 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
ispermecet
19 Ocak 2008 22:47       Mesaj #6
ispermecet - avatarı
Ziyaretçi
Herkese Ankara’da Kale’ye çıkarken, Kurtuluş Savaşı sırasında kurulan Anadolu Medeniyetleri Müzesine gitmelerini öneriyorum. Ankara’da yaşayanlara dahi Çatal Höyük’ü sorsanız bilemeyenlerin oranı Ankara’da bu müze olmasına karşın %99 un üzerinde çıkacaktır. Ben sorduğumda Çatal höyüğü Hititlere ait olduğunu söyleyenler de var, çoğunluk ise duymuş ama ne olduğunu bilmiyor.

Bereketli Hilal’in hemen kuzeyinde yer alan Anadolu, uygarlık tarihinin en önemli yeridir. En önemli bölgelerinden biri değil en önemli yerdir. İnsanlık tarihi için önemi bugünkü öneminden milyonlarca kat fazla bence.

Tarih öncesi döneme ait kaç yerleşim bulundu, bulunuyor, sayısını kestiremeziniz. Neolitik çağda, 9000 yıl önce dünyanın en büyük yerleşim yeri neresiydi; Türkiye’de bilen sayısı bini geçmez.

Ben Ankara’da yaşıyor olsaydım haftada bir gün Anadolu Medeniyetleri Müzesine giderdim.

İyi ki Türkiye’den tarihi eser kaçakçılığı olmuş da bu eserler kurtulmuş. Değerini bilmememizden çok, taşları mermerleri ısıtıp kireç yapar duvarları badanalardık. Bu nedenle iyi ki diyorum, yok ederdik tarihimizi.
29 Ekim 2008 15:58       Mesaj #7
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

Hititler


Anadolu'ya İÖ yaklaşık 2000 yılında küçük topluluklar halinde gelerek Kızılırmak'ın çizdiği yay içine yerleşen ve büyük bir imparatorluk kuran Hint-Avrupa kökenli bir kavimdir. 20. yüzyıla kadar bu halka ilişkin pek az bilgi vardı. Ama arkeo­logların sabırlı çalışmaları sonucunda Babil ve Asur uygarlıklarının en parlak dönemleri önce­sinde Hititler'in büyük bir uygarlık kurduğu ortaya çıktı. Hititler'in hangi yolla Anado­lu'ya geldikleri bilinmemektedir. O çağlarda Hatti ülkesi olarak anılan bu topraklarda Hattiler yaşamaktaydı. Günümüzde ise eski­den bu bölgede oturanlara Hititler, dillerine de Hititçe denmektedir.

Hititler'in Anadolu'ya geldikleri dönemde özellikle Orta Anadolu ile Mezopotamya arasında sıkı bir ticaret ilişkisi vardı. Asurlular İÖ 19. ve 18. yüzyıllarda bu bölgenin çeşitli yerlerinde birçok ticaret kolonisi kur­muşlardı. Bu sırada Anadolu küçük krallıkla­ra ve beyliklere bölünmüştü. Yerleştikleri bölgede yerel krallıkların yönetimlerinde söz sahibi olan Hititler zamanla bütün Anadolu' yu egemenlikleri altına alarak büyük bir imparatorluk kurdular. Hitit tarihi genel ola­rak üç döneme ayrılarak incelenir: Eski Hitit Devleti, imparatorluk dönemi ya da Yeni Hitit Devleti ve Geç Hitit Devletleri.

Eski Hitit Devleti


Anadolu'da küçük krallıkların egemenlikleri­ne son vererek merkezi birlik kurmaya yöne­lik ilk adım Kuşşara Kralı Anitta tarafından atıldı. Anitta, Kuşşara'nın sınırlarını genişle­terek Neşa (Kaniş) ve Hattuşaş'la birlikte birçok kenti kendine bağladı. Neşa kentini başkent yaparak burada kendisi için bir saray ve tanrılar için tapınaklar yaptırdı. Anitta'dan sonraki yaklaşık 100 yıllık bir dönem konu­sunda yeterli bilgi yoktur.

İÖ 1680-1650 yılları arasında hüküm süren Labarna, Hitit Devleti'nin kurucusu olarak kabul edilir. Eski Hitit Devleti'nin resmi belgelerinde Labarna'dan ilk kral olarak söz edilmektedir. Labarna ülkesinin sınırlarını genişleterek Kızılırmak yayı içindeki birçok kenti ele geçirdi.

Labarna'dan sonra Hititler'in başına I. Hattuşili (İÖ 1650-1620) geçti. Hattuşaş'ı başkent yapan Hattuşili Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye'ye doğru yayılma siyaseti izledi. Bugün Hatay ilindeki Tel Açana'da bulunan Alalah'ı ele geçirerek Kuzey Suriye' ye egemen olmak için ilk adımı attı. Daha sonra çıktığı Güneybatı Anadolu seferi sıra­sında fırsattan yararlanmak isteyen Hurriler, Hitit topraklarına saldırarak birçok kenti ele geçirdiler. Bunun üzerine yeniden Güneydo­ğu Anadolu'ya yönelerek Hurriler'in üzerine yürüyen I. Hattuşili onları Anadolu'dan çı­karmakla yetinmeyip Kuzey Suriye'deki bir­çok Hurri kentini de egemenliği altına aldı.

Hititler özellikle Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye seferlerinden büyük ganimet­lerle döndüler. Hesaplanamayacak kadar al­tın ve gümüşle çok sayıda köle elde edildi. Ama tüm bu başarılara karşın ülke içinde karışıklıklar yaşandı. Taht kavgaları oldu. Bu olumsuzlukların da üstesinden gelen I. Hattu­şili, Hitit Devleti'nin temel düzenini ve kom­şu ülkelerle ilişkilerinin ilkelerini belirledi.

I. Hattuşili'nin ölümünden sonra Hititler'in başına I. Murşil (İÖ 1620-1590) geçti. Bu yeni kral da Kuzey Suriye'ye yönelerek Halep kentini aldı. Kuzey Suriye'nin fethi Hititler'e Mezopotamya kapılarını da açtı. Fırat'ı geçen I. Murşil, Babil'i alarak kenti yağmaladı.

Çıktığı seferler nedeniyle I. Murşil çok uzun süre Hattuşaş'tan uzak kalmıştı. Bu süre içinde başkentte saray entrikaları yaygınlık kazandı. Sonunda askeri başarılarla dolu Su­riye seferinden dönen I. Murşil, eniştesi tarafından bir suikast sonucu öldürüldü.

I. Murşil'in ölümünden sonra kargaşa dö­nemine giren Hitit Devleti taht kavgaları ve cinayetlerle çalkalandı. Ele geçirilen toprak­ların yitirilmesinin yanı sıra Anadolu içindeki yerel devletler arasında oluşturulan bağlar da koptu. Egemenlik alanı iyice daralan Hitit Devleti ilk kuruluş dönemindeki Hattuşaş ve çevresindeki topraklara çekildi. İÖ 1525-1500 yılları arasında kral olan Telipinu hanedan içindeki cinayetleri engellemek için yayınladı­ğı bir fermanla Hitit tahtına çıkışların ana ilkelerini belirledi. Ayrıca yüksek mahkeme niteliğinde bir soylular meclisi oluşturarak kralın yetkilerini sınırladı.

İmparatorluk Dönemi


Hitit tarihinde Telipinu'dan sonraki evreye imparatorluk dönemi ya da Yeni Hitit Devleti adı verilir. Bu dönemin ilk kralı II. Tuthalya'dır (İÖ 1460-1440). I. Şuppiluliuma (İÖ 1380-1340) tahta geçinceye kadar Hitit Devleti'nde karışıklıklar ve toprak yitirimleri sürdü. I. Şuppiluliuma ilk iş olarak Anadolu'da Hitit birliğini yeniden sağladı. Ardından Suriye'ye yöneldi. Mitanniler'le yaptığı ilk savaşı yitirdiyse de daha sonra düzenlediği seferle Mitanni başkentini ele geçirerek Suriye'ye girdi. Halep'i yeniden Hitit sınırları içine kattı. Ama Anadolu'da baş gösteren karışıklıklar nedeniyle başkente dönmek zorunda kaldı.

Bundan sonra I. Şuppiluliuma Anadolu'da büyük Hitit birliğini yeniden oluşturmak üze­re 20 yıl süren bir mücadeleye girdi. Kuzey ve kuzeybatı sınırlarını güvenlik altına alıp Kizzuvatna'yı Hitit Devleti'ne bağladıktan sonra yeniden Suriye'ye yöneldi. Karkamış kentini alarak oğullarını bu kente ve Halep'e kral olarak gönderdi. Hitit Devleti'ni güçlü bir imparatorluk durumuna getiren I. Şuppiluliu­ma savaşçılığının yanı sıra büyük bir diplo­mattı. Ele geçirdiği kentlerin yöneticilerini Hititli prenseslerle evlendirerek hem bir barış ortamı, hem de ilerde o kentlerin tahtları üzerinde Hititler'in hak iddia etmelerinin koşullarını yaratmıştı.

I. Şuppiluliuma'nın ardından II. Murşil (İÖ1339-1306) tahta geçti. II. Murşil'in küçükyaşta başa geçmesi Hititler'e bağlı krallıklarınbaşkaldırmalarına yol açtıysa da II. Murşil buhareketleri kısa sürede bastırdı. Güneybatı Anadolu'daki Arzava'yı ele geçirerek buradaki küçük krallıkları doğrudan Hititler'e bağladı. Ayrıca Anadolu'da kendisine bağlı küçükkrallıklarla barış antlaşmaları imzaladı.II. Murşil'in ölümü üzerine kral olan oğlu Muvatalli (İÖ 1306-1282) birçok devletin bağlı olduğu bir imparatorluk devralmıştı.Bu dönemde Hititler ile Mısırlılar arasında Filistin ve Suriye'den ötürü bir rekabet başladı.İki ülke arasındaki bu gerginlik İÖ 1292'de Kadeş kenti önlerinde ordularının karşı karşıya gelmesine yol açtı. Savaşın başında Hititler savaş arabalarının sağladığı üstünlükle savaşı lehlerine çevirdiler. Ama Hititler'in Mısır ordusunu yağmalamaya başlamasından yararlanan Mısır Firavunu II. Ramses yedek askerlerini savaşa sokarak Hititler'i püskürttü. Nevar ki, iki ordu da çok yıprandığı için savaşınsonucu alınamayarak II. Ramses ile Muvatalliarasında antlaşma yapıldı. Antlaşma uyarınca
Hititler'in Suriye'deki egemenliği sürdü.

Muvatalli'nin ölümünün ardından çıkan taht çekişmelerinin sonunda kral olan III. Hattuşili (İÖ 1275-1250) döneminde Hitit Devleti gücünü korudu. Bu sırada Asurlu-lar'ın güçlenmesi hem Hititler'i, hem de Mısırlılar'ı tedirgin etmekteydi. Sonunda III. Hattuşili ile Mısır Firavunu II. Ramses arasın­da tarihin en eski antlaşması olarak bilinen Kadeş Barış Antlaşması İÖ 1270'te bazı kaynaklara göre de İÖ 1280'lerde yapıldı. Bu anlaşma uyarınca her iki devlet de birbirini "büyük devlet" olarak tanıyacak, Suriye Mı­sır'a katılacak, iki devlet sonsuza kadar dost kalacak ve düşman saldırılarında birbirlerine yardım edeceklerdi. Antlaşmadan sonra II. Ramses, Hitit kralının kızıyla evlendi.

III.Hattuşili'den sonra tahta geçen IV. Tuthalya döneminde devlet yönetiminde ve dinde birtakım yenilenmelere gidildi. Bu sıra­da Asur Devleti de güçlenerek Hititler'i tehdit etmeye başladı.
IV.Tuthalya'nın ardından gelen krallar döneminde birçok bölgede egemenliği sarsı­lan Hititler, Anadolu'ya Boğazlar'dan giren Frigler'in hücumları sonunda İÖ yaklaşık 1200'lerde tarih sahnesinden silindiler.

Geç Hitit Devletleri


Hitit Devleti yıkıldıktan sonra bazı Hitit prensleri Güney ve Güneydoğu Anadolu ile Kuzey Suriye'deki kentlerde varlıklarını İÖ 7. yüzyıla kadar sürdürdü. Bu kent devletlerinin halkını Frigler'in önünden kaçan Hititler oluşturuyordu. Bu dönemde Asur Devleti'nin iç karışıklıkları, Mısır firavunlarının tahtlarını korumak için yalnızca devletin içişleriyle uğ­raşmaları, Hitit kent devletlerinin oluşması için uygun ortamı yarattı. Ayrıca bu kent devletleri doğudaki Urartular ile batıdaki Frigler arasındaki rekabetten de yararlanı­yordu.

Geç Hitit Devletleri'nin halkı kendilerini Büyük Hitit Devleti'nin mirasçısı saymaktay­dı. Bu küçük kent devletleri Asurlular'ca vergiye bağlandı. Asurlular'a karşı bir konfe­derasyon içinde birleşerek birlik oluşturmaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Asurlular'ın egemenliklerinin sarsıldığı yıllarda Geç Hitit Devletleri rahat bir dönem yaşadı; ama ardından Urartu baskıları geldi. Daha sonra kent devletleri üzerinde yeniden Asur ege­menliği kuruldu ve bunlar birer Asur eyaleti durumuna getirildi.

Devlet Yapısı ve Ordu


İlk dönemlerinde birçok beyliğin birleşmesin­den oluşan Hitit Krallığı'nda merkezi yöneti­min başında "Büyük Kral" unvanıyla anılan başrahip, başkomutan ve başyargıç yetkileriy­le donatılmış bir kral bulunuyordu. Beylikle­rin başındakilere ise "Küçük Kral" sanı veri­lirdi. Daha sonraki dönemlerde merkezi yö­netimin ağırlığı arttı ve küçük kralların yerle­rine valiler atandı. Hitit krallarının yetkileri pankus adı verilen ve soylulardan oluşan bir meclisçe sınırlandırılmıştı. Bu meclis kral soyundan gelen birine verilen ölüm cezasını ya da kralın gösterdiği veliahtı onaylamama hakkına sahipti.

Hititler'de kraldan sonra en yetkili kişi tavananna adını verdikleri ana kraliçeydi. Saraydaki bütün siyasal etkinliklere katılan ana kraliçe, kralın yokluğunda ya da tahta geçen kralların çocuk olması durumunda, devleti yönetirdi. Hititler'in ilk zamanlarında krallar belirli bir hanedanın prensleri arasın­dan soylular ve önde gelen devlet büyüklerince seçilirdi. Daha sonra Telipinu'nun fermanıyla kral ölümünden önce veliahtı seçebili­yordu. Ama veliahtın pankus tarafından onay­lanması gerekmekteydi. Hititler'de kralın bi­rinci karısından olan oğlu veliaht sayılırdı. Veliaht ülke yönetimine katılır, bazen "Kü­çük Kral" sanıyla bir bölgenin yönetimine atanırdı. Başarısız olması durumunda veliaht­lık hakkı elinden alınırdı.

İlk dönemlerde Hititler, ele geçirdikleri ülkelerin krallarına bağlılık yemini ettirir, bir antlaşma imzalayarak onları tahtlarında bıra­kırlardı. Daha sonra bu krallıkların bazılarına doğrudan merkeze bağlı valiler atandı. Antaşmalı krallıklar da kendi içlerinde bağlı devletler ve vasal devletler diye ayrılırdı. Bağlı devletler Hititler'ce korunan bağımsız krallıklardı. Vasal devletlerse Hititler'e karşı belirli yükümlülükleri yerine getirme zorunda olan prensliklerdi. İçişlerinde serbest ama dışişlerinde büyük krala bağlı olan bu devlet­ler istendiğinde asker göndermekle yüküm­lüydü.

Hititler'de savaşabilecek durumda olan her erkek asker sayılırdı. Kralın toprak verdiği soylular da tüm masraflarını kendilerinin üst­lendiği özel askeri birlikler beslerlerdi. Ayrıca savaş sırasında prensler ve vasal krallar da askerleriyle birlikte büyük krala katılırdı. Hitit ordusu yaya ve arabalı askerlerden oluşurdu. İki tekerlekli ve bir çift atın koşulduğu savaş arabalarında sürücünün yanı sıra iki savaşçı asker bulunurdu. Hızlı hareket etme yeteneğine sahip bu savaş arabaları savaşlarda Hititler'e büyük üstünlük sağlamıştır.

Din, Hukuk ve Ekonomi


Toplumsal yaşamda dinin çok önemli bir yeri vardı. Hititler çoktanrılı bir dine sahipti. Ele geçirdikleri ülkelerin tanrı heykellerini kendi tapınaklarına taşıyarak onları da benimserler­di. Hititler tanrılarını insan şeklinde düşünür, onların insanın gereksindiği her şeye gereksi­nim duyduğuna, insan gibi üzülüp, sevindiği­ne, evlenip çocukları olduğuna inanırlardı. Bazı tanrıların özel bir yeri vardı. Bunların başında fırtına tanrısı Taru ve onun karısı güneş tanrıçası Vuruşemu gelirdi. Bunların oğullarından biri olan bereket simgesi Telipi-nu tarımla uğraşır, su getirir, tahılların büyü­mesini sağlardı. Hititler'de tapınmanın önko­şulu temizlikti. Tapınaklara yıkanıp temiz elbiseler giyerek girerlerdi. Tanrılara hayvan ya da insan kurban eden Hititler her türlü olumsuzluğu ve felaketi tanrıların öfkesine bağlarlardı.

Hititler'de toplumsal yaşamı düzenleyen yasalar hür ya da köle herkese mülkiyet hakkı tanımakta ve bu hakkı devlet güvencesine almaktaydı. Evlenmeler, miras dağıtımı ve aile içi ilişkiler yasayla düzenlenmişti. İşlenen suçlara verilen cezalar da insancıl ve ılımlıydı; onur kırıcı cezalar verilmezdi. Ölüm cezaları ise çok özel durumlarda verilirdi. İşlenen suçun bilerek yapılıp yapılmadığının üzerinde durulurdu. Hititler'de pankus meclisinin dı­şında halkın davalarına bakan Yaşlılar Mah­kemesi, yüksek memurların davalarına bakan Ayan Mahkemesi ve ağır suçlara bakan Kral Mahkemesi vardı.

Ekonomik yaşamın temelini tarım ve hay­vancılık oluştururdu. Arpa, çavdar ve buğday en önemli ürünleriydi; tarım aracı olarak saban kullanılmaktaydı. Beslenen başlıca hayvanlar ise at, sığır, domuz, eşek, koyun ve keçiydi. Savaş arabalarında da kullanıldığı için ata son derece önem verilirdi. Hitit Devleti'nin bir başka gelir kaynağı da vasal devletlerin gönderdiği vergilerdi. Ayrıca al­tın, gümüş ve bakır madenlerinin işletilmesi ve Anadolu'dan geçen ticaret yollan da devle­te önemli bir gelir sağlamaktaydı.

Sanat ve Yazı


Göçebe bir toplum olarak Anadolu'ya gelen Hititler kendi kültürlerini dışa karşı kapalı tutmamış, beraber yaşadıkları toplumlardan birçok kültür öğesi almışlardır. Bütün buöğeler Hatti uygarlığı içinde birleşerek yeni bir kültür oluşumuna yol açmıştır. Hitit sanatı üzerinde Mezopotamya etkisi görülse de Hitit sanatı kendine özgü ayrı bir gelişme göster­miştir. Demir ve öteki madenleri işlemeyi bilen Hititler yetenekli zanaatçılardı. Dinsel yapıları ise anıtsal mimarlığın görkemli ör­nekleriydi. Kabartma sanatı da çok gelişmişti. Düzleştirdikleri kayalara tanrılarının ve kral­larının kabartmalarını yaparlardı. Bunlar için­de Boğazköy yakınındaki Yazılıkaya açık hava tapınağındaki tanrı ve tanrıçaları göste­ren kabartmalar günümüze kadar ulaşan en önemli yapıtlarındandır. Halk iki katlı, üç ya da dört odalı evlerde yaşardı.

Hititler iki tür yazı kullanmışlardır. Bunlar Sümer ve Akadlar'dan aldıkları çiviyazısı ile kendilerinin bulduğu resimyazısı hiyerogliftir. Hitit hiyeroglif yazısı insan ve hayvan vücudu­nun çeşitli bölümleri ile ev eşyalarını simgele­yen işaretlerden oluşmuştur.

MsxLabs & TemelBritannica
Son düzenleyen Baturalp; 26 Aralık 2016 23:26 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
HerHangiBiri
24 Kasım 2008 11:05       Mesaj #8
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi

Hitit Çağı


(M.Ö. 1650-1200)

Asur Ticaret Kolonileri dönemi, sosyal ve siyasal yeni görüşlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yerel Prenslerle yönetilen Anadolu’da, Mezopotamya’daki gibi merkezi devlet fikri gelişmiş ve sonucunda iç mücadeleler başlamıştır. Hint-Avrupalı bir kavim olan Hititler, MÖ.3000 yıllarının sonunda küçük gruplar halinde Kafkaslar üzerinden Anadolu’ ya girerek yerli halk Hatti nüfusu ile karıştılar.

Hititler, Asurluların Anadolu’ dan çıkma zorunda kalmasıyla devlet idaresini ellerine almışlardır. Anadolu’nun yerli halkıyla kaynaşıp Hitit Devleti’ni kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu Labarna‘dır. Başkenti ise Boğazkale-Hattuşa’ dır.

Hitit tarihi M.Ö. 1650-1450 eski krallık ve M.Ö. 1450-1200 Hitit İmparatorluk Devri olmak üzere iki safhada incelenir. Hititler Anadolu’da hakimiyeti kurduktan sonra Suriye’ye seferler yapmışlardır. M.Ö. 1274’ de Mısır’la yaptıkları Kadeş Savaşı sonrası, M.Ö. 1269 yılında tarihteki ilk yazılı anlaşma olan Kadeş Anlaşmasını gerçekleştirmişlerdir. Hitit Devletinin kuruluşundan itibaren, sanattaki Mezopotamyalı unsurlar kaybolarak, Anadolu’nun yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta, boyutları büyümüş anıtsal eserler ortaya çıkmıştır. Mabetler, saraylar, sosyal yapılar, kaya kabartmaları ve orthostatlarla (bina cephelerinde alt sırada yer alan kabartmalı taşlar) önceki sanattan ayrılır. Hitit Devleti M.Ö. 1200 yıllarında deniz kavimleri göçü ve kuzeyden Kaşka kavmi saldırılarıyla yıkılmıştır.

Hitit Siyasi Tarihi


M.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin başlangıcı yerli Aglutinant dil grubuna ait Hattiler ve Hint Avrupalı Hititler hakkında ilk bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit kültürünün başlangıç ve gelişme aşamalarının kaynağıdır. M.Ö 2500-2000 yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş kültürün temsilcisi Hattiler’ di. Şehir devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral mezarları, hazineleri, Hatti kültürünün simgeleridir. M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar sonucunda çıkan yangınlarla sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri dönemi izler. Yazılı kaynaklardan Hititlerin, Anadolu’ya M.Ö. 3. binin son yıllarında, 2. binin başında küçük gruplar halinde, girmeye başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititlerin Anadolu’ya kuzey Karadeniz üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak kavisinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları değerlendirilmektedir.

Birbirini izleyen akınlarla Orta Anadolu içlerine yayılan Hititler, zamanla etki alanlarını genişletmişler, Hattili Prenslerin arazilerine hakim olmuşlardır.

Asur Ticaret Kolonilerinin geç evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih sahnesine çıktılar. Onlar Hitit diline Naşili adını veren Kaniş/Neşa’yi zaptedip krallığın ilk merkezi yaptılar. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara kralı Anitta, Hattuş Krali Pijusti’yi yenip şehrini tahrip ettiğini anlatmaktadır. “Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün Fırtına Tanrısı’nın laneti üzerinde olsun.”

Hattuşa M.Ö. 17. yy.’ ın ikinci yarısında, Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit Devleti’nin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki çekirdek ülkede birliği sağladıktan sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat Bölgesi’nde Hurri Ülkesine karşı yönettiği akınlarla, kendisini izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya devleti olma amacının işaretini veriyordu. Murşili istilalara güneyde devam ederek ve Suriye’deki şehir devletlerini devreden çıkartarak, Mezopotamya ticaret yollarını kontrol altına aldı. Halep ele geçirildi ve ordu Babil’e kadar ilerleyerek Hammurabi hanedanlığına son verdi.

Ancak, Murşili’nin Hantili tarafından öldürülmesi bir karışıklık dönemi getirir. Hantili idareyi ele aldıysa da o da öldürüldü. Hantili’den sonra tahta geçen Zidanta ve I. Huzziya’da Hantili ile aynı kaderi paylaşarak öldürüldüler.

Bu dönemde Hitit devleti, Torosların güneyindeki ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer bölgeleri yeniden Mitanni Krallığı’na kaptırdı.

Telipinu tahta geçince, saraydaki kan davalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak bölgelere yaptıkları seferleri durdurarak, Anadolu’yu kendi içinde tutarlı bir idari teşkilat altına almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. Telipinu fermanı olarak bilinen fermanı yayınlayarak, taht verasetini belli kurallara bağladı.

Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre, Telipinu devrini “Orta Krallık” adı verilen dönem izler. Bu dönem krallarından Tuthaliya I ve Arnuvanda I’in dikkatleri zaman zaman Hitit etki alanının Batı Anadolu’ya uzanması yolunda yoğunlaşmışsa da Hititler I. Hattuşili ve I. Murşili’nin başarılarından sonra, yeniden Kuzey Suriye’de etkili olma isteğinden vazgeçmemişlerdir. Tuthaliya’nın Ege Kıyılarında Aşşuva’ya dek uzanan başarılı bir askeri harekatının anlatıldığı, savaş ganimeti olup Çorum Müzesi’nde sergilenen tunç kılıç üzerindeki yazıt, bu anlamda yorumlanmaktadır.

Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin amansız düşmanı Kaşkalar’ la da başetmek zorunda kalmıştır. Metinlerde Tuthaliya zamanında, Fırat’ın yukarı yatağında kalan bölgelere ve Kuzey Mezopotamya’da Hurrilere karşı yapılan askeri harekatlardan söz edilmektedir. Bu başarılarla I. Tuthaliya’nın Hatti ülkesinde krallığın gücünü yeniden sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliya’nın hükümdarlık alanı genelde Anadolu ile sınırlı kalmıştır.

I.Şuppiluliuma tahta geçince, öncelikle Anadolu’ daki hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Daha sonra Suriye ve Kuzey Mezopotamya’ nin bazı bölgelerini Hitit Krallığı’ na katmıştır. Kaşka’ larla savaşmış, Ugarit Kralı II. Nigmedu ile bir anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır’ da Tutankhamon’ un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Kargamış’ ı alarak Mitanni Krallığı’ na son vermiştir.

II.Murşili’nin, Anadolu’nun kuzeyindeki ve batısındaki seferleri, Hitit çekirdek ülkesinde vebanın hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur etkisiyle Suriye’de huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır. Bu arada Asur, Yukarı Mezopotamya’nın batısında Yukarı Belih Bölgesi’ne ve onu sınırlayan Kargamış’a kadar etki alanını genişletmişti. Büyük Kralın 9. hükümdarlık yılında Kargamış’ı yöneten Piyaşşili, Kizzuvatna ülkesinde, birlikte bir kült törenine (dini tören) katıldıkları sırada öldü. Suriye’de huzursuzluklar tekrar başladı, Kral’ın ordusunun başına geçerek Kargamış’a gelmesi ve Piyaşşili’nin oğlunu tahta geçirmesiyle Kargamış Ülkesi’ni düzene sokmuş ve Kuzey Suriye yeniden Büyük Hitit Kralı’nın sıkı denetimi altına girmiştir.

Babası Murşili’nin ardından fazla zorluk çekmeden tahta geçen11. Muvattalli, yirmi yıldan fazla ’’Büyük Kral’’ olarak hüküm sürmüştür. O’ nun küçük kardeşi Hattuşili, askeri birliklerin başı, saray memuru, kuzey sınırının sürekli huzursuz bölgelerinde ve Hattuşa’da Vali olarak Hükümdara birçok alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde Muvattalli sarayını, tanrı ve atalarının heykelleri ile birlikte Hattuşa’dan Tarhuntaşşa’ya taşımıştır. Muvattalli zamanında Orta Suriye’deki Amurru bölgesi nedeniyle, Hititler’in anlaşmazlığa düştüğü ülke Mısır’dı. Bu anlaşmazlık Kadeş Savaşı’ na yol açtı. (M.Ö. 1274)

Günümüzde Mısır’ daki Abydos, Luksor, Abu Simbel’in duvarları ve Ramsesseum’un pylonlarının üzerindeki kabartmalarda, Yakındoğu’nun geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri olan Kadeş Savaşı’ nın tasviri görülmektedir. Kabartmalara II.Ramses’in Hitit Kralı II. Muvattalli’yi yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı hiyeroglif metinler eşik etmektedir. Firavun çok iyi hazırlanarak savaş alanında bizzat bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler olmuştur. Amurru yeniden Hitit yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel kral Benteşina ise Anadolu’ya sürülmüş, Kadeş Kalesi Hitit denetiminde kalmıştır.

Büyük Kral II. Muvattalli öldüğünde, eski bir kurala uyulmuş ve imparatorluğun en güçlü adamı olan kardeşi Hattuşili yerine, oğlu III. Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O, başkenti Tarhuntaşşa’dan, yeniden Hattuşa’ya taşımıştır. Büyük Kral ile imparatorluğun ikinci adamı Hattuşili arasındaki uzlaşmacı tutum, zamanla bozulmuş ve Büyük Kral’ın, amcası Hattuşili tarafından tahttan uzaklaştırılmasına neden olmuştur. III. Hattuşili bu durumu tanrıların karar verdiği bir “Hak Sorunu” olarak göstermiştir. Yasal bir biçimde tahta geçmediğinin bilincinde olduğu için III. Hattuşili, dini ve diplomatik görevlerine çok sıkı bir şekilde bağlıydı. Kült (Tapınma, ibadet) görevlerinde Büyük Kraliçe Puduhepa kendisine yardımcı olmaktaydı.

Bölgede II. Muvattalli döneminden ve Kadeş Savaşı’ ndan bu yana II. Ramses hüküm sürmekteydi. Hattuşili Asur ve Babil Hükümdarları ile olduğu gibi, II. Ramses ile de hükümdarlar arasındaki olağan ilişkilerini sürdürmüştür. I. Şuppiluliuma’ dan beri süregelen savaş durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile barış antlaşmasını imzalamıştır. Antlaşma Hattuşa’ da ortaya çıkarılan ve günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır. Akadca yazılmıştır. Ayrıca Mısır-Karnak Ramesseum’ da da Mısır hiyeroglifi ile kaleme alınmış kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış antlaşması, Hattuşili’ nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir. Bu başarı kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege’ deki rakibi Ahhiyava karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.

Kurallara uygun olmaksızın tahta çıkmış olmasına rağmen, III.Hattuşili önemli politik başarılar ve uluslararası takdir kazanmıştı; ancak Hattuşa’da tahtına çıkacak kişi ile ilgili düzenlemeyi yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden seçilen varisten vazgeçilmiş ve yerine Prens IV. Tuthaliya seçilmişti. Tuthaliya tahta çıktıktan sonra, Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa ülkesinin sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattali’nin oğlu olarak hanedandan gelen Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı ile aynı düzeyde yer verilmiştir.

Hitit İmparatorluğu’nun bilinen son hükümdarı IV. Tuthaliya’ nın oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren yiyecek sıkıntısıyla daha da gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar elde etmiştir. Hattuşa’da bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki bir yazıtta, II. Şuppiluliuma’ nın askeri birliklerinin Orta ve Güneybatı Anadolu’da başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa’ da da hükümdarın yeniden otorite kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler de, Kargamış Kralı ve doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya (Kıbrıs) ülkesiyle antlaşma yapıldığı belirtilir.

Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 1200’den kısa bir süre sonra yıkılma nedeni halen tam olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden olduğu değerlendirilmektedir. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde, halk içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan çatışmalar başgöstermiştir. Hitit Devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında neden ya da sonuç olarak değerlendirilmektedir.

Hitit Dili


Arkeolojik araştırmalarda Hitit yerleşimlerinde bulunan yazılı belgeler, Anadolu’da aynı dönemde (M.Ö. 1800’ lü yıllarda) Hint-Avrupa dillerinin en eskisi Hititçe’den başka, yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala dillerinin, ayrıca Hurrice, Hattice ve Akadca’ nın yazı dili olarak kullanıldığını göstermektedir. Çivi yazısı ile yazılan bu dillerde her işaret bir heceyi simgeler. Hititlerin kullandığı bir başka yazı türü de Luvi dilinde yazılan ve hiyeroglif denen resim yazısıdır. Hititlerin kullandığı ve Mısır hiyeroglifinden tamamen farklı olan bu hiyeroglifte, heceler hatta kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu. Hiyeroglif daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda tercih edilmekteydi. Hititlerde okur yazarlık yalnızca çok küçük bir gruba ait bir beceri olarak kabul edilirdi. Çivi yazısını kralların da (LUGAL.GAL) okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve yazıcıya hitap ettiği anlaşılan “sesli oku” ibaresinden anlaşılır. Çivi yazısıyla yazılmış metinler arasında yıllıklar, törensel metinler, tarihi olaylara ilişkin belgeler, antlaşmalar, bağış belgeleri ve mektuplar vardır. Bu yazı kil tablet üzerine, kalem yerine kullanılan sivri uçlu bir araçla, kil henüz ıslakken kazılarak yazılıyordu. Kil tabletlerin, özellikle yangın geçirip sertleşmiş olanları, günümüze kadar iyi durumda gelmiştir. Ahşap ve maden tabletlerin varlığı yine metinlerden bilinmektedir. Hattuşa’da 1986 yılında bulunan ilk madeni tabletin üzerinde “Hitit Kralı ile Tarhuntaşşa Kralı arasındaki bir antlaşmanın” metni vardır.

Hitit Dini


Hitit dini çok tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır.

Hititler’ de tanrılar tıpkı insanlar gibidir. Fiziki şekilleri insan gibi olduğu kadar, ruhen de onlarla aynı olup, insanlar gibi yerler, içerler, kendilerine iyi bakıldığı sürece insanlara iyilik ederler; ancak ihmal edildikleri zaman hemen intikam almaya, insanları en acımasız yöntemlerle cezalandırmaya hazırdırlar. Bir Hitit metni insanlarla tanrıları birbirleriyle kıyaslamakta ve tanrı- insan ilişkilerini bey - hizmetçi ilişkilerine benzetmektedir.

Hitit devletinin panteonu Anadolu ve Suriye şehirlerinin çeşitli yerel panteonlarının zamanla bir araya getirilip birleştirilmesinden oluşmuştur.

Hitit devletinin başlangıcından itibaren baş tanrı, fırtına tanrısıdır (Teşup). Kozmik dönemi (kainatı) sağlayan, krallığı ve ülkenin düzenini koruyan fırtına tanrısıdır. Kral, efendisi adına ülkeyi yönetir.

Hitit İmparatorluğu’nun Yapısı


Siyasal yapısı itibariyle Hitit Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı Panku’dur (İmparatorluk Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından toplantıya çağırılmaktaydı.

Hitit Kraliyet ailesi, dışarıya karşı kapalı bir topluluk değildi. Krallık kalıtsaldı, ancak, Kral olabilecek birinci ve ikinci dereceden erkek olmaması durumunda, birinci dereceden bir prensesin eşi de Kral olabilirdi. Kral tarafından belirtilen veliahdın Panku’nun onayını aldıktan sonra bağlılık yemini etmesi gerekiyordu. Krallık yanında, kurumsallaşmış bir Kraliçelik de vardı. Kraliçenin politik hayatta önemli görevler üstlendiği III. Hattuşili’nin eşi Puduhepa’nın icraatlarından anlaşılmaktadır. Ancak Hitit devlet yapısında Kral, mutlak güçtü.

Kadeş Savaşı ve Barış Antlaşması


M.Ö. 1274 tarihinde II. Ramses ile Muvattalli arasında Kadeş önünde büyük bir meydan savaşı yapılmış ve Kadeş Barış Antlaşması ile sonuçlanmıştır. Bu antlaşmaya bağlı olarak II. Ramses savaştan önce aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri Hititlere kalmıştır.

Kadeş Barış Antlaşması sırasında orduda çıkan bir isyanda, Muvattalli öldürülmüştür. Antlaşma, onun yerine geçen III. Hattuşili tarafından imzalanmıştır. (M.Ö.1269) Bu antlaşma dünya tarihinde eşitlik ilkesine dayanan en eski antlaşmadır. Antlaşma çivi yazısıyla gümüş plakalar üzerine Akadca olarak yazılmıştır. Ayrıca Kralın mührünün yanında Kraliçenin mührü de vardır.

Bu antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış olan asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların duvarlarına kazınan antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy (Boğazkale) kazılarında kil tablet olarak bulunmuş olup Istanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Kadeş antlaşmasının Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tabletinin büyütülmüş kopyası New York’ta Birleşmiş Milletler Binasında asılıdır.

Kadeş Antlaşması Metni


Mısır Memleketi Kralı, Büyük Kral, Kahraman Ra-maşe-şa mai Amana’nın Hatti memleketlerinin büyük Kralı Hattuşili ile iyi dostluklarının , kardeşliklerinin ve büyük krallıklarının devamı için yaptıkları antlaşmadır.

Bunlar, Mısır memleketi Büyük Kralı, bütün memleketlerin kahramanı, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral, kahraman Minmua-rea’nın oğlu, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral, kahraman Minpahirita’rea’nın torunu, Rea-Maşeşta-Mai Amana’nın, Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral, Murşili’nin oğlu, Büyük Kral, Hatti memleketi Kralı, kahraman Şuppiluliuma’nın torunu, Büyük Kral, Hatti memleketi Kralı, kahraman Hattuşili’ye söylediği sözlerdir.

Aramızda daima olarak iyi kardeşlik ve iyi sulh kurdum. Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki münasebetlerde iyi kardeşliğin ve iyi sulhun tesisi için şunları söylüyorum: İşte, Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince, ezelden beri tanrı onlar arasında düşmanlığa müsaade etmediğinden antlaşma ebedidir. Büyük Kral, Mısır memleketi Kralı, Rea-Maşeşa Mai Amana, güneş ve fırtına tanrılarının münasebeti gibi öyle edebi bir münasebet tesis etti ki, o aralarında daima düşmanlık yapmağa mani olur.

Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana gümüş bir tablet üzerine kardeşlik Hatti memleketi Kralı, büyük Kral Hattuşili ile bugünden itibaren aramızda iyi sulh ve iyi bir kardeşlik tesisi için bir muahede yaptı. O benim kardeşimdir, ben de onun kardeşiyim ve onunla daima sulh halindeyiz. Bize gelince: Bizim kardeşliğimiz ve sulhumuz evvelce Mısır memleketi arasındaki sulh ve kardeşlikten daha iyi olacaktır.

Kadeş Antlaşması Metni


Bak, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili ile sulh ve kardeşlik halindedir.

Bak, Mısır memleketi Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’nın oğulları Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili’nin oğulları ile ve kardeşleri ile sulh ve dostluk daimidir. Onlar da bizim gibi kardeş ve sulh halindedir.

Mısır memleketiyle Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince: Onlarda bizim gibi daima kardeşlik ve sulh halindedirler.

Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana istikbalde her hangi bir şey almak için Hatti memleketine girmeyecektir. Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili de istikbalde herhangi bir şey almak için Mısır memleketine girmeyecektir.

Bak Güneş ve Fırtına tanrılarının Mısır memleketi ile Hatti memleketi için getirmiş oldukları ilahi nizam, onlar arasındaki sulh ve kardeşliktir, düşmanlık değildir. Bak Mısır memleketi Kralı; Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana bugünden itibaren iyi durumu muhafazada sebat edecektir. İşte Mısır memleketi Hatti memleketi ile daimi sulh ve kardeşlik halindedir.

Eğer yabancı bir memlekette bir düşman Hatti memleketine gelirse ve Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili bana “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadesini süvarisini gönderecek onu öldürecek, Hatti memleketi için ondan intikam alacak.

Eğer Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili tâbi beylerine kızarsa, onlar ona karşı bir kusurda bulunursa Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya haber gönderirse Mısır memleketi Kralı piyadesini ve süvarisini ona gönderir. O kimlere kızmışsa onları imha eder.

Eğer dış memleketlerden yabancı bir düşman Mısır Kralı kardeşin Rea-Maşeşa Mai Amana’ya ve Mısır memleketine karşı gelirse ve onun kardeşi Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse Hatti memleketi Kralı Hattuşili piyadesini, süvarisini gönderecek ve benim düşmanımı öldürecek.

Eğer Mısır Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana tâbi beylerden birine kızarsa, onlar ona karşı birleşirlerse ve ben Hatti Kralı kardeşim Hattuşili’ye “Haydi” dersem Hatti memleketi Büyük Kralı Hattuşili piyadelerini ve harb arabalarını gönderecek, o kimlere kızmışsa onların hepsini mahvedecek.

Bak, Hatti memleketi Kralı Hattuşili’nin oğlu babası Hattuşili’nin bir çok senelerinden sonra Hattuşili’nin yerine Hatti memleketi Kralı olacak. Eğer Hatti memleketinin asilzadeleri ona karşı birleşirlerse Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadelerini ve harp arabalarını Hatti memleketinin hatırı için onlardan intikam almak üzere gönderecek. Hatti memleketinin Kralının ülkesinde asayişi temin ettikten sonra memleketleri Mısır’a dönecekler.

Eğer bir asilzade Hatti memleketinden kaçarsa böyle bir adam Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea Maşeşa Mai Amana’ya iltica ederse vazifesini yerine getirmek için, ister Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye ait olsun, ister ayrı bir şehre ait olsun, onu yakalayacak ve onu Hatti Kralı, Büyük Kral Hattuşili’ye iade edecektir.

Eğer bir asilzade Mısır memleketi Büyük Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’dan kaçarsa ve böyle birisi Hatti memleketine, Hatti memleketi Kralı Büyük Kral Hattuşili’ye gelirse onu yakalayacak, kardeşi Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya iade edecektir.

Eğer bir adam veya iki üç adam Hatti memleketinden kaçarsa, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya gelirse Mısır memleketi Kralı Büyük Kral onları yakalayacak ve kardeşi Hattuşili’ye iade edecek. Mısır Kralı ve Hatti Kralı kardeştirler, bu sebepten onları bu kabahatleri için şiddetle cezalandırmasınlar, onların gözlerinden yaş akmasın, bu şahıslardan karıları ve çocuklarından intikam alınmasın.
Son düzenleyen Baturalp; 27 Aralık 2016 14:41 Sebep: Kırık link temizlendi başlık ve sayfa düzeni
HipHopRocK
22 Mart 2009 03:48       Mesaj #9
HipHopRocK - avatarı
Ziyaretçi

Hitit Güneş Kursu


Hitit Uygarlığı ve sanatının sembolü sayılan bir nesnedir. Güneşi sembolize eden dairesel biçimin etrafına yerleştirilmiş öğelerden oluşur. Bazılarının üstünde ses çıkarması için sallanan parçalar, kimisinin üstüne barışı sembolize eden geyik figürü, kimisine ise üremeyi sembolize etmek üzere kuş, ağaç figürleri vardır. Ahşap asaların ucuna takılarak dini törenlerde kullanıldığı veya at koşum takımlarının arasında kullanıldığı sanılmaktadır. Genellikle tunçtan yapılır. En seçkin örnekleri Çorum yakınlarında Alacahöyük’te bulunmuştur.

Hitit’lerin sembolü haline gelmesine rağmen, aslında Anadolu’nun en eski uygarlığı olan Hattilere ait bir eserdir. Hatti Kralları öldükleri zaman güneş kursu ve benzeri 4- 5 sembolle birlikte gömülmekteydi. Eskiden astrologlar tarafından yıldızların birbirlerine göre konumlarını belirlemekte kullanıldığı, daha sonra bu amaçla başka araçlar geliştirilince törensel bir nesneye dönüştüğü sanılmaktadır. Ortadoğu uygarlıklarında hükümdarlığın simgesi olan “alem” lerin atası kabul edilir.

Çorum Alacahöyük'te bulunmuş olan bu tarihi eser, Çorum'un sembolü olarak valilik ve belediye dahil bir çok resmi ve sivil kurum tarafından kullanılıyor olmasına rağmen Ankara'ya maledilmiştir. Çorum’un sivil toplum kuruluşlarının itirazına rağmen Türk Patent Enstitüsü (TPE), "Güneş Kursu"nu, Ankara Üniversitesi’nin marka ve logosu olarak tescilledi. Bu konudaki tartışmalar devam etmektedir.

Ankara’nın Sıhhiye Meydanı’nda yapılmış olan "geyik figürlü güneş kursu anıtı" yine Alacahöyük'te ki kazılarda ele geçirilmiş bir Hatti eserinin kopyasıdır. 1973'te belediye başkanı Vedat Dalokay tarafından şehrin sembolü yapılmış ve 1995'te yine belediye tarafından değiştirilmiştir. Bu konudaki tartışmalar sürmektedir. Hatti krallarının mezarlarından çıkan Güneş Kursu örnekleri Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde görülebilir.

Hitit güneşi aynı zamanda Türkiye'nin başkenti Ankara'nın da bir dönem sembolü olarak kullanılmıştır.
Son düzenleyen Baturalp; 27 Aralık 2016 14:43 Sebep: Kırık link temizlendi başlık ve sayfa düzeni
Misafir
10 Şubat 2010 13:52       Mesaj #10
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Hititler


Hititler M.Ö . 2000 yılında Anadoluya gelerek Kızılırmak nehrinin kıvrımına yerleştiler . Anadolu’da ilk defa bir devlet kurdular . Suriye yüzünden Hititlerle Mısırlıların arası açıldı . Hititlerle Mısırlılar kuzey Suriye‘de Kadeş denen yerde savaştılar ( M.Ö. 1296 ) . Savaştan sonra tarihte ilk yazılı anlaşma olan Kadeş anlaşması imzalandı . Boğazlar üzerinden gelen Frigler M.Ö. 1200 yıllarında Hitit Devletine son verdiler.
Son düzenleyen Baturalp; 27 Aralık 2016 17:11



Daha fazla sonuç:
Hitit Uygarlığı

Cevap Yaz
Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:


Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç