Arama

Tansiyon Nedir?

Güncelleme: 23 Temmuz 2016 Gösterim: 98.229 Cevap: 11
Mystic@L - avatarı
[email protected]
Ziyaretçi
13 Eylül 2006       Mesaj #1
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  tansiyon5.jpg
Gösterim: 4267
Boyut:  30.1 KB

TANSİYON


Sözlüğe bakıldığında basınç ve gerginlik gibi anlamlara geldiği görülen tansiyon sözcüğü, sağlık alanında önüne veya arkasına başka sözcük eklemeden kullanıldığında, atardamarların içindeki kan basıncını ifade eder.
Sponsorlu Bağlantılar
Damarın içinde kanın akabilmesi için belirli bir basıncının olması gerekir. Bu basıncı, kalbin kasılmasıyla kanı damarların içine pompalaması ve atardamarların elastikliğiyle bu basıncı dengelemesi sistemleri oluşturur.
Kalp kasıldığı zaman atardamarların içine kanı belirli bir basınçla pompalar. Bu sırada damar içindeki basınç en yüksek düzeye ulaşır. Bu basınca tıpta sistolik basınç, halk arasında büyük tansiyon adı verilir.
Kalbin gevşemesiyle, damar içine pompalanan kan durur. İşte bu sırada devreye damarın elastikliği girer. Önce genişlemiş olan damar, kana bir basınç uygulayarak kalbin gevşemesi anında da kan akımını sağlar. İşte bu sırada oluşan en düşük basınca da tıpta diastolik tansiyon, halk arasında da küçük tansiyon denilir.
Bu basınç, 1 cm2 alanındaki cıva sütununun tabanına yaptığı basınçla karşılaştırılarak belirtilir. Örneğin bir kişinin tansiyonu 12 dediğimiz zaman, bu basınç 12 cm yüksekliğindeki cıva sütununun tabanına yaptığı basınca eşdeğerdir. Tıpta bu ölçüler, mm olarak belirtilir. Yani halk arasında 12-14 gibi cm cinsinden söylenen ölçüler tıpta 120-140 gibi, mm cinsinden ifade edilir.

Normal tansiyon değerleri nelerdir?


Tıpta genel olarak herkesin bünyesinin farklı olduğunu bilmek gerekir. Bu nedenle herkesin tansiyon ölçüm değerlerinin aynı olması beklenemez. Bu nedenle bir kişide tansiyonun yükselmiş ya da düşmüş olduğundan bahsedebilmek için, herhangi bir şikayetinin ya da hastalığının olmadığı dönemde tansiyonunun zaman zaman ölçülüp değerlerinin bir kenara kaydedilmesi yararlıdır.
Herkesin tansiyon değerlerinin farklı olduğundan bahsettik ama genel olarak normal kabul edilen sınırları da ihmal etmemek gerekir.
Yapılan uzun araştırmalar sonucu, yaşın artışıyla küçük değişmeler olmakla beraber sistolik (büyük) tansiyon için 120 ile 140, ya da Türkiye'de yaygın söylendiği gibi 12 ile 14 arası, diastolik (küçük) tansiyon için 70-90 ya da 7-9 arası olması halinde tansiyona bağlı olarak bir sağlık sorunu riski doğmadığı belirlenmiştir.

Düşük Tansiyon Nedir?


Tıp dilinde hipotansiyon olarak adlandırılan düşük tansiyon, belirli bir düzeye kadar sorun yaratmaz. Tam tersine normalin biraz altında olması kalp-damar hastalıklarından uzak daha sağlıklı bir yaşam sürme nedenidir.
Düşük tansiyonun sorun olduğu durum, sistolik tansiyonun çok uzun süreler için 70 mm den düşük kalması halleridir. Böyle hallerde şok durumundan söz edilir.
Düşük tansiyonun en sık rastlanan şekli ortostatik hipotansiyondur. Kişinin oturur veya yatar durumda iken nomal düzeylerde olan tansiyonunun, ayağa kalkılınca düşmesi halidir. Bu durumda bir süre için beyine daha az kan gideceği için geçici olarak denge ve şuur bozuklukları ortaya çıkabilir. Sıvı kayıpları sırasında daha sık görülen bu durum sıvı açığının kapatılmasına rağmen devam ediyorsa veya yüksek tansiyon tedavisi altında olanlarda görülüyorsa bir doktora başvurmak gerekecektir.

Son düzenleyen Safi; 23 Temmuz 2016 14:44
TheGrudge - avatarı
TheGrudge
Ziyaretçi
16 Eylül 2006       Mesaj #2
TheGrudge - avatarı
Ziyaretçi

TANSİYON NEDİR? NASIL ÖLÇÜLÜR?

Ad:  tansiyon4.jpg
Gösterim: 2577
Boyut:  18.7 KB
Bedenimizde trilyonlarca hücre vardır. Bunlar mükemmel bir işbölümüyle çalışırlar. Ama çalışabilmeleri için yakıta ve oksijene gereksinimleri vardır. Bu yakıtı, hücrede oksijenle yakıp, çalışabilmeleri için gerekli enerjiyi sağlarlar. Sonra bu yanmadan arta kalan artıkların ve açığa çıkan karbondioksitin hücreden uzaklaştırılması gerekir. İşte hücrenin gereksindiği yakıt ve oksijenin hücreye taşınması, oluşan artık ve karbondioksitin hücreden uzaklaştırılması işini kan üstlenir.
Kanla hücre arasında az önce söylediğimiz alışverişin yapılabilmesi için, tüm hücrelerin kanla temas etmesi gerekir. Bu yüzden, nasıl ki, dallar incele incele tüm yapraklara kadar ulaşıyorlarsa, kan damarları da benzer biçimde damarlarla tüm hücrelere kadar uzanırlar.

Sponsorlu Bağlantılar
Ne var ki, kanın hücrelere kadar bir kere gitmesi yetmez. Sürekli yeni yakıtın, taze oksijenin hücrelere taşınması, artıkların da sürekli uzaklaştırılması gerekir. Yani bunun için kanın sürekli hareket etmesi gerekir. Bu işi, doğumdan ölüme kadar hiç durup dinlenmeden kalp üstlenir. Bir kaç dakika bile dursa, bizim için tam bir felaket olur.

Kalp, akciğerden gelen temizlenmiş, bol oksijenli kanı hücrelere kadar, atardamarlarla pompalar. Kirlenmiş kan ise toplardamarlarla yeniden kalbe taşınır. Yani kalp her atımda, önce kanı pompalar, sonra da kanın yeniden kalbe dolması için istirahate geçer. Bu durmadan tekrarlanır. Öyle ki, kalp her dakikada 70-80 kere pompalar bekler; pompalar bekler...

Tansiyon dediğimiz şey, kanın damar duvarını zorlamasıdır. Kalp kanı pompaladığında, atardamarların duvarı daha fazla gerilir; bekleme sırasında ise bu gerginlik daha azdır. Yani iki farklı tansiyon vardır. İlki pompalama sırasında, daha fazla olanı. Biz buna büyük ya da sistolik tansiyon diyoruz. İkincisi, kalbin istirahati sırasında, daha düşük olanı. Buna da küçük ya da diastolik tansiyon diyoruz.

Kanın damar duvarına ne kadar basınç yaptığı, bir civa sütununu ne kadar yükseltebildiğiyle ölçülür. Diyelim ki 120 mm yükseltebiliyorsa 120 mmHg ya da 12 cm Hg olarak söylenir. Hg, civanın kimya dilindeki kısaltımıdır.
Kan basıncı çeşitli aletlerle ölçülür. En bilinenleri civa sütunlu olanlardır. Ama yay sistemli ölçümler de geliştirilmiştir. Son yıllarda, elektronik ölçme tekniğinin kullandığı araçlar, basit kullanımları nedeniyle, çokça satılır olmuştur.

TANSİYONUN NE ÖNEMİ VAR?


Tansiyonu, kanın damar duvarını zorlaması diye tarif etmiştik. Tansiyon ne kadar yüksekse, damar duvarı o kadar çok zorlanır. Yani o kadar çok bozulur. Öyle bir kaç ayda değil ama uzun yıllar bu zorlanma devam ederse, damar duvarı sertleşmeye başlar. Damar duvarı sertleştikçe tansiyon daha da yükselir. Tansiyon daha da yükselince, damar duvarı da daha çok bozulur. Bu böylece, giderek daha kötüye doğru devam eder. Damar duvarının bu bozulup sertleşmesine, “damar sertliği” ya da “aterosklerozis” denmektedir.

Peki damar duvarı sertleşip bozulunca ne olur? Ne yazık ki çok kötü olur. Çünkü, en başta hücrelerin iyi çalışıp işlerini yapabilmeleri için kanın gerekli yakıt ve oksijeni; sonra açığa çıkan karbondioksit ve artıkları damarlarda taşıdığını söylemiştik. Damarlar bozulunca bu taşıma işlemi bozulur, hücreler de görevlerini yapamaz hale gelir, hatta ölürler. Tıpkı, su ve borular olduğu halde, boruların içlerinin tıkanıp, suyun artık akamaması gibi...

Vücudun her yerinde damar olduğu için vücudumuzun her yeri etkilenir. Ama bazı yerler, daha da çok etkilenir.

En başta kalbi besleyen damarlar (yani koroner damarlar) etkilenir. Kalbi besleyen damarlar birden tıkanırsa, “kalp krizi” dediğimiz durum ortaya çıkar. Kalp krizi o kadar ağır bir hastalıktır ki, kriz geçirenlerin dörtte biri hastaneye bile yetişemeden ölür. Dörtte bir kadarı da hastanede, doktorların müdahelesine rağmen hayatlarını kaybederler.

Kalpten sonra en çok etkilenen ikinci organ beyindir. Beyindeki damarların tıkanması ya da bazen yırtılıp kanamaları yüzünden “felç” oluşur.

Üçüncü sırada alt üyelere yani uyluk, bacak ve ayağa giden damarların tıkanması vardır. Onlar tıkanınca “gangren” denilen ve tıkanan yerde çürümeye neden olan, o yüzden de kesip çıkarılmalarını gerektiren hastalık gelişir.

Damar sertliğinin çokça etkilediği ve bizim için önemi fazla olan iki organ daha vardır. Bunlar göz ve böbrektir. İlki körlüğe, ikincisi idrarın atılamamasına kadar gidebilen kötü sonuçlar doğurabilir.

Yukarıda sıraladığımız hastalıklar, günümüzde insanların ölüm nedenlerinin yarısını oluşturmaktadır. Yani, günümüzde, her iki kişiden biri, damar sertliği yüzünden ölmektedir. Bu yüzden, son zamanlarda tıp, damar sertliğine bağlı hastalıklar konusunda seferber olmuştur. Bu hastalıkların nasıl önlenebilecekleri ve bu hastalıkların nasıl daha iyi tedavi edilebilecekleri son zamanların en önemli çalışma konusudur.


Tansiyon, zarar vermek için bazen yıllarca damarların bozulmasını beklemeyebilmektedir. Damarda önceden var olan bir baloncuk (anevrizma), tansiyon yükselince patlayıp, anî ölüme neden olabilmektedir. Ya da, kalp pompası bir başka nedenle bozulmuşsa, yükselen tansiyon, kalp yetmezliğini ölüme götürebilecek kadar kötüleştirebilmektedir.

Ama tansiyonun zararı, başta da söylediğimiz gibi, daha çok damarları bozması yoluyladır. Tansiyon, damarı, yıllar içinde yavaş yavaş ama kararlı bir şekilde bozar. Sonunda, yukarda saydığımız kötü sonuçlara ve ölüme kadar götürür. Bu yüzden tansiyona “sinsi katil” denmektedir. Sinsi katil denmesinin bir nedeni de, farkına varılmayabilmesidir. Tansiyonu olanların çoğunun hiç bir şikâyeti yoktur. Farkına bile varmazlar...


TANSİYONUN NORMAL DEĞERLERİ NEDİR?


Nasıl herkesin boyu farklı farklıysa, tansiyonu da farklıdır. Nasıl, kısa birine ya da uzun birine “anormal” demek kolay değilse, normal tansiyonu tarif etmek de zordur. Üstelik yaşa ve kiloya göre de çok büyük değişiklikler gösterir. Yaş ve kilo arttıkça, genelde tansiyon daha yüksektir.

Bu durumda, tıpkı boyda olduğu gibi, belli bir yaştakilerin ortalama tansiyonunun ne olduğuna bakılabilir. Ama son yıllarda, daha çok, tansiyonu kaç olanların, ne kadar sağlıklı olduğuna bakılmaya başlandı. Yani damar sertliği olanların tansiyonlarıyla, sağlam olanların tansiyonları karşılaştırılmaya başlandı.

Sonuçta, tansiyon ne kadar artarsa, tansiyona bağlı hastalıkların ve ölümlerin o kadar arttığı görüldü. Önceleri büyük tansiyonu 165, küçük tansiyonu 95 mmHg ‘dan daha yüksek olanların tedavisinin gerektiği düşünülüyordu. Ama şimdi, bu sınırlar daha aşağı indirildi; 140 ve 90 olarak. Yani büyük tansiyonu 140 ve/veya küçük tansiyonu 90'ın üstündekilerin yüksek tansiyonu olduğu kabul ediliyor ve bunlara “HİPERTANSİYON HASTASI” deniyor.

Ama bazı tıp merkezleri ve bazı doktorlar, bu sınırların daha da aşağı çekilmesini istiyorlar. Şeker hastalığı ve böbrek hastalığı gibi damar sertliği için riskli hastalıkları olanlarda, bu sınırlar şimdiden aşağı çekildi. Bu tür riskli hastalıkları olanlarda tansiyonun 130/85'in altına inmesi isteniyor.

Önlemeyi önemseyenler, bununla da yetinmiyorlar. Haklı olarak, tansiyon ne kadar düşükse, damar sertliği ve buna bağlı hastalıkların daha az görülmesi gerçeğine bakıp, tansiyonu normal sınırda gözükenlerin bile, tansiyonlarının daha da düşürülebilmesini tartışıyorlar.


TANSİYON SORUNUYLA NASIL BAŞETMELİ?


Tansiyonu normal bile görünse herkesin dikkat etmesi gereken şeyler var. Çünkü, daha önce de söylediğim gibi, tansiyon ne kadar düşükse, tansiyonun yol açtığı sorunlarla karşılaşma riski o kadar azalıyor.

Burada sayacaklarımız, tansiyonu yüksek olanların da dikkat etmesi gereken şeyler. Çünkü, bunlara dikkat edilirse, tansiyon hastası birinin ilaç kullanmasına gerek kalmayabilir. Ya da ilaç kullansa bile, daha az ilaç yeter hale gelebilir ve tansiyonu daha iyi düşürmek mümkün olabilir.


KİLO ARTTIKÇA, TANSİYON HASTALIĞI RİSKİ ARTAR.


Gerçekten de, kilo ne kadar fazlaysa, tansiyon da o kadar artmaktadır. Doktorların, araştırma laboratuarı gibi kullanıp, yıllardır izledikleri Framingham kasabasındaki araştırmalarına göre, kiloda her yüzde 10'luk artış, tansiyonu 7 mmHg artırmaktadır. JNC dediğimiz örgütün 1993'te yaptığı çalışmalara göre, balıketi ya da toplu dediklerimizde risk, normal kilolu olanların 2 ile 6 katı daha fazladır. NIH denilen örgütün 1998 yılında yaptığı çalışmada ise, normal kilolu erkek ve kadınlarla, şişman erkek ve kadınlardaki yüksek tansiyonlular karşılaştırılmış ve şişmanlarda daha çok tansiyon hastası olduğu görülmüştür. Aşağıda bunu grafik halinde gösterdim.
Ad:  clip.gif
Gösterim: 1903
Boyut:  6.4 KB
Bu yüzden yüksek tansiyon sorunuyla karşılaşmamak ya da varsa yoluna koyabilmek için, belki de ilk yapılması gereken şey, insanların kilo almamaları ya da kilosu fazla olanların zayıflayabilmeleridir. Bunu nasıl başarabileceğiniz, dr pozitifin temel uğraşı alanıdır. Bununla ilgili bı sitede pek çok bilgi bulabilirsiniz...

DAHA İYİ TANSİYON İÇİN, DAHA ÇOK HAREKET GEREKİR.


Daha çok hareket, hem kiloyu azaltmamıza katkı sağladığından, hem de, kiloyla ilgisi olmadan, doğrudan doğruya, tansiyonun düşmesine ve yükselmemesine yardım eder.
Bu amaçla, hem günlük yaşantımızda daha hareketli olmalyız. Mesela, asansör yerine merdiveni kullanmak, uzak olmayan yerlere araba yerine yürüyerek gitmek, evde televizyon karşısında pineklemek yerine parkta gezinmek gibi.

Hem de, düzenli spor veya egzersiz yapmalıyız. Her sporun tansiyona yararı aynı değildir. Hatta bazıları zarar da verebilir. Mesela tansiyonu olanların ağırlık kaldırmadan kaçınmaları gerekir. Herkesin kolayca yapabileceği şey, tempolu yürümektir. Üstelik doktor kontrolü bile olmadan yapılabilir. Aksi halde, sağlık sorunları olanların doktor kontrolünden sonra spor yapmaları ve vücutlarını alıştırarak, kısa süreli ve hafif egzersizlerden uzun süreli ve yoğuna geçmeleri tavsiye edilir.


TANSİYON KONTROLÜNDE TUZUN AZALTILMASI ÇOK ÖNEMLİDİR


Tansiyon konusunda en çok konuşulan mineral sodyum yani sofra tuzunun esasıdır. Hem tansiyonu yüksek birinde tansiyonun düşmesi, hem de tansiyonu normal birinin daha düşük değerlere sahip olması ya da tansiyonunun yükselmemesi için tuzun kısıtlanması gerektiği çok eskiden beri bilinmektedir. Buna rağmen toplumlar, ihtiyaçlarının çok çok üstünde, 5-10 kat daha fazla tuz tüketmektedir. Buna biraz da, eskiden yalnızca yüksek tansiyonluların az tuz yemeleri gerektiği ama normal tansiyonluların dikkat etmelerine gerek olmadığı inancı katkıda bulunuyordu. Ama şimdi, bunun herkes için gerekliliği kabul edilmeye başlandı.
Bir araştırmada daha sonra söz edeceğimiz DASH diyeti yapıp, tuzun kısıtlanmasıyla, yüksek tansiyonlularda 12, tansiyonu normal olanlarda 7 mmHg kan basıncı düşüşü sağlandı. Oysa aynı diyeti yapıp tuzda kısıtlamaya gitmeyenlerinki yalnızca 2-3 mmHg düştü.

Bu yüzden, günde 2.4 g'dan daha az sodyum yani 6 gr'dan daha az sofra tuzu tüketilmesi salık verilmektedir. Bu da yaklaşık bir çay kaşığı kadar tuz demektir. Ama kalp yetmezliği varsa, bu yarı yarıya azaltılır.

Tuzu azaltmak için, tabii ki, en başta yapmamız gereken şey, yemeklerin daha az tuzla yapılması ve sofrada yemeklere tuz eklemekten kaçınılmasıdır.
  • Bazı hekimler, yemeğin tuzsuz yapılıp, sofrada tuz eklemenin daha az tuz almaya yardım edeceği kanısındadır. Özellikle sıcak yenen tahıllarda (pilav, makarna...) bu çok işe yarayabilir.
  • Tuzluğun deliğinin küçük olması da yardımcıdır.
  • Tuz yerine, tatlandırıcı olarak baharat, limon, sirke, yoğurt kullanılabilir.
  • Hazır yiyeceklerde sodyumu (tuzu) azaltılmış veya tuzsuz ürünler tercih edilebilir.
  • Et olarak konserve ve tütsülenmiş (füme) ürün tüketiminden kaçınmalı; tazeler yeğlenmelidir.
  • Tuzlanarak hazırlanan salam, jambon gibi besinler, konserveler, hazır çorbalar, hazır karışımlar, salamuralar (turşu, zeytin vb), hardal, ketçap gibi çeşnilerden olabildiğince uzak durmalıdır.
Ancak herkes tuz kısıtlamasına aynı ölçüde yanıt vermemektedir. Tuz kısıtlamasına yeterince yanıt vermeyenler hayli fazladır. Bu durum, “tuza direnç” olarak adlandırılır. Tuza direnç, yüksek tansiyonluların %30-50'sinde, normal tansiyonu olanların %15-25'inde görülmektedir. Üstelik bunlarda tuzu artırmak da tansiyonda yükselme yapmamaktadır.

Tablo: Çeşitli besinlerdeki sodyum (tuz) miktarı


BESİN GRUBU - SODYUM (mg)
Tahıllar ve tahıl ürünleri
  • ½ su bardağı tuzsuz pişmiş tahıl, pilav, makarna - 0-5
  • 1 su bardağı hazır tahıl gevreği - 100-360
  • 1 dilim ekmek - 110-175
Sebzeler
  • ½ su bardağı taze veya dondurulmuş, tuzsuz pişirilmiş - 1-70
  • ½ su bardağı soslu konserve ya da dondurulmuş - 140-460
  • ¾ su bardağı konserve domates suyu - 820
Meyveler
  • ½ su bardağı taze veya dondurulmuş veya konserve - 0-5
Az yağlı veya yağsız süt ürünleri
  • 1 su bardağı süt - 120
  • 1 su bardağı yoğurt - 160
  • 45 gr sade peynir - 110-450
  • 45 gr işlenmiş peynir - 600
Kabuklu kuruyemiş, tohum ve baklagiller
  • 1/3 su bardağı tuzlu yer fıstığı - 120
  • 1/3 su bardağı tuzsuz yer fıstığı - 0-5
  • ½ su bardağı kuru ya da dondurulmuş, tuzsuz pişirilmiş baklagil - 0-5
  • ½ su bardağı konserve baklagil - 400
Et, balık ve kümes hayvanları
  • 90 gr taze et, balık, kümes hayvanı - 30-90
  • 90 gr suda saklanmış, tuzsuz ton balığı konservesi - 35-45
  • 90 gr suda saklanmış, ton balığı konservesi - 250-350
  • 90 gr yağsız, fırında kızartılmış jambon - 1020

TANSİYONU OLANLAR ALKOLLÜ İÇKİLERİ DE AZALTMALIDIR.


Az miktarda alkol almanın etkisi konusunda, tıp dünyasında farklı görüşler vardır. Kimileri diğer her şey aynı olduğunda, az alkol almanın, daha az kalp hastalığına yol açtığını söyler. Bu, genelde kabul edilen bir düşüncedir. Tansiyonda da benzer düşünceler varsa da kalpte olduğu kadar taraftar bulmamaktadır. Ama ortak kanı, bu görüşler doğru bile olsa, başka zararları nedeniyle, içmeyen birine, daha az kalp hastası olacağı düşüncesiyle, alkol almasını teşvik etmenin doğru olmadığıdır.
Buna karşılık hem tansiyon, hem de kalp için, kadınlarda 1-2, erkeklerde 2-3 kadehin üstündeki alkolün, zararlı olduğu ve miktar arttıkça bu zararın da giderek arttığı, herkes tarafından kabul edilmektedir.


TANSİYONA ETKİLERİ TARTIŞILAN DİĞER ŞEYLER


Tansiyona etkisi en fazla tartışılan şeylerin başında bazı minrealler gelmektedir. Üstünde en çok durulanlar potasyum, kalsiyum ve magnezyumdur. Ama tuzdan yani sodyum mineralinden farklı olarak, bu minerallerin azaltılması değil, arttırılması tavsiye edilmektedir.
Bunlardan potasyum, daha iyi bir tansiyon için, daha fazla alınması gerektiği konusunda, herkesin üstünde anlaştığı bir maddedir. Günde 3.5 gramın üstüne çıkılması önerilmektedir. Sodyum ne kadar düşük, potasyum ne kadar fazlaysa, tansiyon o kadar iyi olmaktadır. Gerçekten de, bir çalışmada, potasyum alımını yalnızca yarım gr kadar artırmanın, felç riskini %40 azalttığı gösterilmiştir. Ama, bunu potasyumlu tuzlar alarak başarmak tavsiye edilmemektedir. Doğru olan şey potasyumdan zengin besinlerle bunu başarmaktır. Bunun içinse, bol sebze-meyve tavsiye edilmektedir. Özellikle, 100 gr'daki potasyum açısından, kahve, kuru baklagiller, fındık, marul, maydanoz, ıspanak, patates, enginar, muz, havuç başta gelen besinler olarak sayılabilir.


Kalsiyum için tavsiye edilen miktar günde 800-1200 mg, magnezyum için 280-350 mg'dır. Bu minerallerin en yoğun olduğu besinlerse süt ve süt ürünleridir. Ayrıca kalsiyum için pekmez, susam, fındık, fıstık, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve kurutulmuş meyveler; magnezyum için ıspanak, kuru baklagil, ekmek, badem, fıstık sayılabilir.

Daha az yağ ve daha çok lif tüketmenin, kilo vermenin ötesinde, tansiyona yarar sağladığı iddia edilmektedir. Gerçekten de, yalnızca bitkisel besinlerle beslenenlerde (vegan), her türlü besinle beslenenlere (omnivor) göre, - tuz tüketimleri anlamlı farklı olmasa bile- daha az tansiyon yüksekliği görüldüğü bildirilmiştir. Buna karşılık bir çalışmada günde 3,7 gr balık yağının yaşlılarda, hafif bir tansiyon düşmesi sağladığı yayımlanmıştır. Kimileri kahve gibi, kafeinli içecekleri de az tüketmeyi önermektedir.


YÜKSEK TANSİYON İÇİN TANIMLANMIŞ KAPSAMLI BİR DİYET: DASH DİYETİ


Tıp çevrelerinde tansiyona yönelik diyetlerden en bilineni DASH diyetidir. Adı, “yüksek tansiyonu durdurmaya yönelik beslenme yaklaşımı” karşılığı, İngilizce “Dietary Approaches to Stop Hypertension” kelimelerinin kısaltımından gelmektedir.

DASH diyeti, şu ana kadar saydıklarımızın bir toplamı gibidir.
  • Doymuş yağlar ve kolesterol başta olmak üzere yağların azaltıldığı,
  • Tuzca fakir,
  • Potasyum, magnezyum ve kalsiyumdan zengin bir diyettir.
Bu amaçla,
  • Hayvansal yağlar ve kırmızı et azaltılır,
  • Azalan kalori, -posadan zengin- taneli tahıl ve karbonhidratlarla telafi edilir,
  • Potasyum, magnezyum ve posa kaynağı olarak bol sebze ve meyve tüketilir,
  • Protein ve kalsiyum, potasyum, magnezyum kaynağı olarak az yağlı veya yağsız süt ve süt ürünleri tüketimi artırılır,
  • Protein, posa, potasyum, magnezyum kaynağı olarak yağlı tohumlar ve kuruyemiş ile baklagiller arttırılır.
Tablo: DASH Diyeti
Besin grupları - Günlük porsiyon - Daha çok neyin amaçlandığı
  • Taneli tahıllar ve ürünleri - 7 – 8 - Karbonhidrat ve lif
  • Sebzeler - 4 – 5 - Potasyum, magnezyum ve lif
  • Meyveler - 4 – 5 - Potasyum, magnezyum ve lif
  • Az yağlı veya yağsız süt ve süt ürünleri - 2 – 3 - Kalsiyum, protein, potasyum, magnezyum
  • Etler (özellikle kanatlılar ve balık) - 2 veya daha az - Protein ve magnezyum
  • Yağlı tohumlar ve kuruyemiş ile baklagiller - Haftada 4 –5 - Magnezyum, potasyum, protein ve lif

Son düzenleyen Safi; 23 Temmuz 2016 14:45
Sedef 21 - avatarı
Sedef 21
Ziyaretçi
23 Aralık 2007       Mesaj #3
Sedef 21 - avatarı
Ziyaretçi

TANSiYON Bitkisel Tedavisi



TANSİYON


Kalbin atar damarlara pompaladığı kanın basıncına tansiyon denir. Kalp akciğerlerden temiz okijenle temizlenmiş olarak gelen kanı yüksek basınçla atardamarlara sevkeder. Kalbin bu pompalama esanasında yaptığı basınç 120 mm. civa basıncına eşittir. Buna büyük tansiyon denir. Kalp gevşeyince bu basınç 80'e düşer. Buna da küçük tansiyon denilir.


Tansiyon rahatsızlıkları hipertansiyon (yüksek tansiyon) ve Hipotansiyon (düşük tansiyon) şek­linde isimlendirilir.
  • Düşük tansiyon genellikle kadınların adet günlerinde olur.
  • Fazla limon yiyende, kanı incelenenlerde, delibal yiyenlerde de görünür.
  • Güneş çarpması da tansiyonu düşürür.
  • Hiper tansiyon; damarlardaki kan miktarının artması, damar civarına basınç uygulanması ve danar direncinin artarak elastikiyetinin azalması ile ortaya çıkar.
  • Hiper tansiyonun bir sebebi de böbrek rahatsızlıklarıdır.
  • ikinci sebebi, pisikolojiktir, yani stresdir.
  • Üçüncü sebebi ise damara basınç uygulanmasıdır.

Belirtileri

Baş dönmesi, sersemlik, sendeleme, ense ağrısı, yorgunluk, burun kanaması, sinirlilik, sanki kafada bir ton yük taşıyormuş gibi basınç.

Bitkilerle Tedavi


  • Tansiyonun en iyi ilacı incir yemektir. Düşüğü çıkarır, yükseği indirir. Yani dengeler.
  • Hergün düzenli olarak 200 gr. incir yenmelidir.
  • Düşük tansiyonu tuzlu ayran içmek düzene sokar
  • Potasyum içeren incir, üzüm,kavun, karpuz tansiyona faydalıdır. Tansiyonu regüle eder.
  • 2/3 ökse otu, 1/3 zeytin yaprağı ve kekik karışımı kaynatılıp balla tatlandırılarak günde 3 su bardağı içilmeye devam edilir.
  • Sarımsak yenmeye devam edilir.
  • Sarımsak şurubu ve sarımsak hapı yutulur.
  • Limonata içilir, limon yenmeye devam edilir. Kanın akışkanlığı arttırılır.
  • Kolesterolü arttıran gıdalardan uzak durulur, kolesterol, tansiyonu da etkiler.
  • Civan perçemi, az pelin otu karışımı içilmeye deyam edilir.
  • Turunç, greyfurt tansiyonu düşürür.
  • Eğer böbreğiniz rahatsız ise böbreğinizin rahatsızlığını tedavi edin. Böbrek tedavi olmazsa tansiyonunuz düşse bile tekrar çıkar. (Böbrek hastalıklarına bak)
  • Eğer tansiyonunuzun stresle ilişkisi varsa, yani sinirli birisi iseniz. 2/3 oğul otu, 1/3 karabaş otu karışımı kaynatılıp balla tatlandırılarak günde 3 su bardağı içiniz.
  • Eğer midenizde safra birikintisi varsa, midenizi komple yıkatın, göreceksiniz çok rahat edecek­siniz.
  • Kan aldırmak ve Hacamat yaptırmak tansiyon için faydalıdır.
Son düzenleyen Safi; 23 Temmuz 2016 14:46
zegamemati - avatarı
zegamemati
Ziyaretçi
22 Ocak 2009       Mesaj #4
zegamemati - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  tansiyon1.jpg
Gösterim: 1982
Boyut:  8.4 KB
Sağlıklı olmak ne demektir? Farz edelim hiçbir belirgin hastalığınız yok, normal bir vücut ağırlığına sahipsiniz, vücudunuzun enerji rezervleri tam ve vücudunuzun hormonal dengesi, su-tuz dengesi de yerinde... Ancak bütün bunlara rağmen sağlıklı olduğunuzdan söz edebilmek için Vücudunuzdaki sayacın da doğru değerleri göstermesi gerekiyor...

Nedir Bu Sayaç?

Kalbimiz sürekli pompa gibi çalışarak, kanın vücudumuzda dolaşımını sağlar. Tansiyon, diğer bir deyişle kan basıncı, dolaşım sırasında damarlarımızda akan kanın damar çeperlerine yaptığı basınçtır.
Vücudumuzdaki organları oluşturan dokular, kalp ve damar yoluyla düzenli bir şekilde oksijen ve besin maddeleri alış-verişi yaparak görevlerini yerine getirir. Bu işlemin sürekliliği için kalp düzenli olarak çalışır.Kendisine kulakçıklardan gelen kanı karıncıklar yoluyla büyük ve küçük dolaşıma pompalar.Bu pompalama vücudun değişik bölgelerinde,örneğin,boyun ve el bilek damarlarında nabız atması şeklinde hissedilir. Nabız sol karıncıktan atılan temiz kanın bu damarlarda oluşturduğu basınçtır. Büyük dolaşım sistemi ile dokuların gereksinimini karşılamak için dağıtılan bu kan kullanıldıktan sonra tekrar temizlenmek üzere küçük dolaşım yardımı ile akciğerlerden geçirilir.
Damarın içinde kanın akabilmesi için belirli bir basıncının olması gerekir. Bu basıncı, kalbin kasılmasıyla kanı damarların içine pompalaması ve atardamarların elastikliğiyle bu basıncı dengelemesi oluşturur.
Kalp kasıldığı zaman atardamarların içine kanı belirli bir basınçla pompalar. Bu sırada damar içindeki basınç en yüksek düzeye ulaşır. Bu basınca tıpta sistolik basınç, halk arasında büyük tansiyon adı verilir.
Kalbin gevşemesiyle, damar içine pompalanan kan durur. İşte bu sırada devreye damarın elastikliği girer. Önce genişlemiş olan damar, kana bir basınç uygulayarak kalbin gevşemesi anında da kan akımını sağlar. İşte bu sırada oluşan en düşük basınca da tıpta diastolik tansiyon, halk arasında da küçük tansiyon denilir.
Bu basınç, 1 cm2 alanındaki cıva sütununun tabanına yaptığı basınçla karşılaştırılarak belirtilir. Örneğin bir kişinin tansiyonu 12 dediğimiz zaman, bu basınç 12 cm yüksekliğindeki cıva sütununun tabanına yaptığı basınca eşdeğerdir.
Ülkemizde insanların arasında yaygın olan sağlık sorunlarından biri tansiyondur. Gündelik hayatımıza "Yine tansiyonum yükseliyor..." ya da "tansiyonum düştü..." gibi ifadelerle sık yer alan tansiyonun gerçekteki karşılığı nedir?

Normal Tansiyon Değerlerinin Ölçümü

Tıpta genel olarak herkesin bünyesinin farklı olduğu kabul edilir. Ama genel olarak normal kabul edilen sınırlar mevcuttur. Yapılan uzun araştırmalar sonucu, yaşın artışıyla küçük değişmeler olmakla beraber büyük tansiyon için 12 ile 14 arası, küçük tansiyon için 7-9 arası olması halinde değerler normal sayılır.
Nabız, milattan önceleri de bilinmekteydi buna karşılık, tansiyon kavramı yakın zamanlarda gelişmiştir. Kan dolaşımı konusunda ilk bilimsel yapıtı 1628'de Harvey yayınladı. Ardından 1727'de Stephen Hales, tansiyonu ölçmek için ilk deneyini yaptı. Bu deney, U harfi şeklinde bir borucuğun atardamara yerleştirilip, borucuktaki kan düzeyinin gözlenmesi ile yapıldı. Bu iş için Hales bir at kullandı. Daha sonra bazı araştırmacılar aynı yolu değişik hayvanlarda, daha geliştirilmiş araçlar kullanarak uyguladı. Bu yüzyıl başında ise, damara girilmeden tansiyon ölçmeyi sağlayan dolaylı yollar geliştirildi. Bunlardan en yaygın olanı kola ya da bileğe takılan tansiyon aletleridir.

Düşük Tansiyon

Tıp dilinde hipotansiyon olarak adlandırılan düşük tansiyon, belirli bir düzeye kadar sorun teşkil etmez. Tam tersine normalin biraz altında olması kalp-damar hastalıklarından uzak daha sağlıklı bir yaşam demektir.
Düşük tansiyonun sorun olduğu durum, sistolik tansiyonun çok uzun süreler için 70 mm den düşük kalması halleridir. Böyle hallerde şok durumu söz konusudur.
Düşük tansiyonun en sık rastlanan şekli ortostatik hipotansiyondur. Kişinin otururken normal düzeylerde olan tansiyonunun, ayağa kalkılınca düşmesi halidir. Bu durumda bir süre için beyne daha az kan gideceği için geçici olarak denge ve şuur bozuklukları ortaya çıkabilir.

Yüksek Tansiyonun Zararları

Kan basıncı aniden yükselirse damarların çeperini yırtarak kanamaya neden olabilir. Kanama, burun gibi dışa açık bir organdaysa, sorun kan kaybı riskidir, beyin gibi kapalı ortamda oluştuğunda ise beyin dokusu damarın içinden çıkan kan kütlesi içinde sıkışıp kalıcı hasara uğrar. Bunun sonucu felçler ve hatta hayati tehlikeler meydana gelebilir. Tansiyonun aşırı yükselmesi hallerinde, bir diğer tehlike damarlardan sıvı sızması ile beyin ödeminin meydana gelmesidir.
Yüksek tansiyonun kalıcı olması; felç, kalp krizi ve böbrek hastalığı gibi ciddi sorunlara sebep olabilir. Bu yüzden, yüksek tansiyonun sürekli olarak kontrol edilmesi gerekir. Yüksek tansiyon genellikle uyarıcı belirtiler göstermediğinden kan basıcının yüksek olduğunun anlaşılmasının en güvenli yolu düzenli olarak ölçüm yaptırmaktır.
Allah, yaşamı çok hassas sınırların içinde var etmiştir. Atmosferden, Güneş sistemine, yere inen yağmur damlasından, insan vücudundaki tek bir hücrenin faaliyetine kadar her şeyi bir ölçü ile yaratmıştır. Tansiyon da bu ölçülerden bir tanesidir. Bu ölçü sayesinde biz farkında olmadan kan basıncımız ölçülür ve doğru değerlerde olmadığı zaman, gerekli tedbirleri almamız için bazı belirtilerle uyarılırız.
Her insan sağlıklı olmanın önemini kabul eder. Ancak bunun nasıl mümkün olduğunu, vücudundaki mucizevi sistemlerin nasıl var olduğu düşünmez, hatta özellikle düşünmekten kaçar. Bu tip konular üzerinde fazla düşünmenin insanın ruh sağlığını bozacağına dahi inananlar vardır.
Oysa Allah insanlardan "düşünmelerini" ister. Allah insanlara yarattığı varlıklar üzerinde derin derin düşünmelerini, böylece kendisinin gücünü ve kudretini daha iyi kavramalarını, ve kendisinden daha çok korkup sakınmalarını emreder. Bir Kuran ayetinde Allah müminlerin nasıl davranmaları gerektiğini, kendi yarattığı varlıklar üzerinde nasıl düşünmeleri gerektiğini ve bu tefekkürün sonucunda Allah korkularının nasıl artması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
"Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yüce'sin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)

Tansiyon ve Sağlıklı Beslenme

Yüksek tansiyon, kolesterol, kalp ve damar hastalıkları günümüzde çok yaygın olan sağlık sorunlarıdır. İnsanların beslenme alışkanlıklarıyla bağlantılı olarak bu rahatsızlıkların ortaya çıkma riski de artar. Kuşkusuz Yüce Allah aczimizi hatırlamamız için hastalıkları vermektedir. Ancak sağlıklı olmak için beslenmeye dikkat etmek bu yönde yaptığımız fiili bir dua olacaktır. Çünkü hastalıklar gibi sağlığı veren de Allah'tır.
Sağlıklı beslenmek için, vitamin, mineral ve protein yönünden zengin besinleri tercih ederek başta damar sertliği olmak üzere bir çok dolaşım sistemi rahatsızlıklarına zemin hazırlayan hayvansal yağlardan uzak durmalı ve harcayacağımızın çok üzerinde kalorili besinleri tüketmekten kaçınmalıyız. Aksi takdirde vücuda alınan fazla besinler yağ olarak depo edilir bu da şişmanlığa yol açar.
Son düzenleyen Safi; 16 Nisan 2016 18:55
Keten Prenses - avatarı
Keten Prenses
Kayıtlı Üye
26 Şubat 2009       Mesaj #5
Keten Prenses - avatarı
Kayıtlı Üye

Hipotansiyon, Düşük tansiyon


tansiyon düşüklüğü


Büyük tansiyon, 11'den aşağı düştüğü zaman tansiyon düşüklüğü vardır. Bu duruma tıp dilinde hipotansiyon denir. tansiyon, ateşli hastalıklar sırasında, büyük kanamalardan sonra, iç salgı bezi bozukluklarında veya herhangi bir hastalıktan sonraki iyileşme döneminde düşer. Bazı kadınların aybaşı hallerinde, veya sıcakta fazla ter kaybından sonra veya sinirli kimselerde de tansiyon düştüğü görülür. Devamlı olarak tansiyon düşüklüğü önemli bir hastalığın işareti olabilir.

başdönmeleri


Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları şunlardır: Kulak ağrısı. Araç tutmaları. Ani hava değişimi. Bazı göz hastalıkları. İlaç zehirlenmeleri. düşük veya yüksek tansiyon. Damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları. Kansızlık ve kan hastalıkları. Mikrobik hastalıklar. Beyin hastalıkları. Sara ve bazı ruh hastalıkları. Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir.

kulak çınlaması


Kulak çınlaması, kulak uğultusu veya kulak vızıltısına, tıp dilinde tinnitus denir. Çok çeşitli nedenleri vardır. Bunlar arasında, kulak kiri, içkulak iltihabı, ortakulak iltihabı, menier hastalığı, ateşli hastalıklar, yorgunluk, zafiyet, bazı ilaçlar, yüksek veya düşük tansiyon sayılabilir. Bu nedenle doktora başvurmak gerekir.

tansiyon


Kan basıncına tansiyon denir. Kalp her kasılışında belirli miktardaki kanı atardamarlara pompalar. Bu sırada da, kan basıncı en yüksek seviyeye çıkar. Buna büyük tansiyon denir. Kalbin iki kasılışı arasında geçen zaman içinde ise, kan basıncı en düşük seviyeye iner. Buna da küçük tansiyon denir. Büyük tansiyon ile küçük tansiyon arasındaki fark da nabız basıncını gösterir. tansiyon yaşa bünyeye ve tansiyon ölçüldüğü andaki ruhi veya bedeni duruma göre farklılık gösterir. Yaşlandıkça tansiyon yükselmesi normaldir
Son düzenleyen Safi; 23 Temmuz 2016 14:31
Quo vadis?
Keten Prenses - avatarı
Keten Prenses
Kayıtlı Üye
27 Şubat 2009       Mesaj #6
Keten Prenses - avatarı
Kayıtlı Üye

Düşük kan basıncı ne demektir?

Ad:  tansiyon2.jpg
Gösterim: 13215
Boyut:  18.9 KB

Kan basıncı damarlardaki kanın damar duvarına yaptığı basınç olarak ifade edilebilir. Bu basınç kalbin dakikada vücutta döndürdüğü toplam kan miktarıyla ve damarlardaki esneklikle alakalı olarak değişmektedir. Genel olarak Tansiyon sistolik ve diastolik tansiyon olarak ifade edilebilir. Sistolik tansiyon kalbin kanı ilk defa pompalamak için kasıldığı anda damarlarda oluşturduğu basınç miktarıdır. Söylenirken 12/8 dendiğinde, örneğin birinci söylenen sistolik kan basıncıdır. İkinci söylenen ise diastolik kan basıncıdır. diastolik kan basıncı kalbin kanı pompaladıktan sonra gevşemesi ve vücudu dolaşıp geri dönen kanın kalbe girdiği zamana denk gelir bu durumda basınç daha düşüktür. Sistolik kan basıncının normali 90 il 120 mm Hg (civa) arasındadır. Normal diastolik kan basıncı ise 60 ile 80 mm civa arasındadır. En son kabul edilen kılavuzlara göre normal kan basıncı 12/8 den aşağı olmalıdır. Kan basıncı 13/8 den yüksek olan durumlar yüksek kan basıncı olarak kabul edilir. Yüksek kan basıncı kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, felçler, damar sertliği dediğimiz Ateroskleroz durumunu, riskini arttırır. Düşük kan basıncında yüksek kan basıncındaki ifadeler gibi sabit bir değer yoktur. Düşük kan basıncı daha çok kendini yakınmalarla ve bulgularla belli eder. Kandaki düşük basınç nedeniyle hayati organlar dediğimiz beyin ve böbreklerde kanın bu düşük basınç durumu devam ettiği sürece kalıcı hasarlara rastlanabilir. Bazı kişilerde 9/6 veya 9/5’lik bir tansiyon her hangi bir bulgu vermezken; normalde yüksek tansiyonda seyreden kişilerde 10/6 düşen bir tansiyonda düşük tansiyon bulguları oluşabilir.

Kan basıncını belirleyen iki ana faktör vardır. Bunlardan birincisi kalbin akım esnasında dolaşıma pompaladığı kan miktarı ve bu kanın geçmiş olduğu küçük arterlerdeki dirençtir.

Normal kan basıncı nasıl sağlanır?


Normal kan basıncı düştüğü ya da yükseldiği dönemlerde bu durumu algılayan vücudumuzda reseptörler yani alıcılar vardır. Bunlar kalpte küçük arteriollerde, toplardamarlarda ve böbrekte yer alırlar. Bu bölgelerdeki alıcılar kan basıncını algıladıktan sonra algıladıktan sonra değişik mekanizmalarla kan basıncını düşürmeye veya alçaltmaya çalışabilirler. Genel olarak düşük tansiyonu yükseltmek için vücudun sahip olduğu mekanizmalar şunlardır:

1.Kalp tarafından atılan kan miktarını arttırılması. Bu kalbin hızını arttırarak da sağlanmaya çalışılır. Damarlara gelen toplam kan miktarını arttırmaya çalışmak da küçük arterlerde, atardamarlardaki direnci arttırarak kan basıncı yükseltilmeye çalışılanabilir. Kalp kan basıncını yükseltmek içim daha hızlı ve daha güçlü atmaya çalışır.

2.Toplardamarlardaki gevşeme ve kasılmalardır. Toplardamarlardaki gevşemelerle daha fazla kan bu bölgede göllenir, böylece kan basıncı düşer. Diğer yandan toplardamarlar kendini daha fazla daraltır ise bu seferde dolaşımdaki ve kalbe gelen kan miktarı artacağından dolayı tansiyon bu şekilde yükseltilmeye çalışılır.

3. Toplardamarlar dışında atardamarların küçük olanları arterioller yine aynı şekilde genişleyebilir ve daralabilir bu şekilde tansiyonu ayarlamaya çalışır. Genişlediği zaman basınç düşecektir. Daraldıkları zaman basınç artacaktır.

4. Böbreklerde kan basıncını ayarlamakta etkindir. Yaptığı idrar miktarını arttırarak veya azaltarak kan basıncını ayarlamaya çalışır. İdrar yapımını azaltıp daha çok sıvıyı vücutta tutar ise bu tansiyonu yükseltmeye yarayacaktır. İdrar miktarı arttırılarak vücuttan daha fazla sıvı atılırsa bu da yüksek olan tansiyonu düşürmeye yardımcı olur. Böbreğin; kalp ya da damarlarda olan değişikliklere nazaran tansiyon üzerindeki iyileştirici etkisi daha uzun sürelerde saatler ya da günler içerisinde olacaktır. Diğer atardamar, toplardamar ve kalple ilgili değişiklikler saniyeler içerisinde görülecektir. Böbreklerde kan basıncını ve dolaşan kan miktarını ayarlamaya çalışan sisteme renin-anjiyotensin-aldesteron sistemi de denir. bu sistem dolaşan kan miktarı vebasıncı algıladıktan sonra bu adı geçen hormonlar sayesinde böbrek üzerinden tuz atılımı ve tutulmasını ayarlayarak tansiyonu azaltır veya artırır.

Örneğin bir mide kanamasında hızlı kan kaybedilir. Bu kan kaybı sırasında damardaki kan miktarı azalmaya başladığında kalp daha hızlı ve güçlü çarparak kan basıncını yükseltmeye çalışırken damarlarda; atardamarda olsun toplardamarlarda olsun buna aynı şekilde katılarak cevap verir toplardamarlar kasılarak kalbe dönen kanı artırır, daha çok kan dolaşmasını sağlamaya çalışır. Küçük damarlar; kasılarak basıncı arttırıp hayati organlara kan gitmesine çalışır. Bu şekilde kişi kanıyorsa bile bir süre bu kan kaybı kan basıncı düşürülmeden idare edilebilir, ta ki kanama durmaz ve bu mekanizmalar artık baş edemez duruma gelene kadar

DÜŞÜK KAN BASINCI VÜCUDUMUZ İÇİN KÖTÜ MÜDÜR?


Kişiler ne kadar ne kadar tansiyonları düşük olursa bulgu olmadığı sürece yakınma yapmadığı sürece daha düşük felç, daha düşük böbrek hastalığı ve daha düşük kalp hastalığına sahip olurlar. Atletler, sürekli egzersiz yapanlar,ideal kilosunu koruyan kişiler,sigara içmeyenler genelde düşük kan basıncına sahiptirler. Bu düşük kan basıncı herhangi bulgu ya da yakınma olmadığı sürece istenilebilir bir durumdur.

DÜŞÜK KAN BASINCININ YAKINMA VE BULGULARI NELER OLABİLİR?


Düşük kan basıncı hayati organlara kan gidimini azaltacaktır. Bu organlardan biri beyindir. Beyine giden kan azaldığı takdirde baş dönmesi, sersemlik ve baygınlık oluşacaktır. Kişiler yatar durumdan oturur duruma ayakta durma pozisyonuna geçtiklerinde bu bulgular artabilir. Düşük tansiyonda ayağa kalkma bu kişilerdeki tansiyonu daha da düşürecektir. Zaten tansiyonu düşük olan kişiler ayakta kaldıklarında bu düşük tansiyonu daha da kötüleştirecektir. Ayağa kalkıldığında bulgu veren düşük tansiyona ortostatik hipertansiyon denir. Normal kişiler ortostatik hipertansiyon durumunu daha önce belirttiğimiz mekanizmalarla kolayca düzeltebilirler.

Düşük kan basıncında kalbe giden kan miktarıda azalacaktır. Kalbi besleyen koroner arterlerdeki bu kan azalması risk altındaki kişilerde kalp krizi riskini artırabilecektir.

Böbreklerde uzun süre düşük kan basıncına maruz kalırsa, süzme fonksiyobları önce geçici sonra kalıcı olarak bozulabilir ve kişide akut böbrek yetmezliği gelişebilir.
Hipotansiyonun düzeltilemediği durumlarda beyin, böbrek , kalp, akciğer, karaciğer ve diğer organlarda yetmezliğe gidecektir, buna hipotansif şok denmektedir.

Hipotansiyon sebepleri nelerdir?

  • Düşük Kan hacmi
    • Kanamalar- gastrointestinal kanamalar, hematüri gibi
    • batın içine sıvı yer değiştirmesi- akut pankreatiti gibi batın içi inlfamasyonu hallerinde karın boşluğuna sıvı toplanır. buna assit denir. assit oluşurken kan volumunden çalarak oluşacağından tansiyon düşecektir.
  • Düşük kalp kan pompalanması
    • Kalp kası yetmezliği
    • Perikardit
    • Kalp ritm bozuklukları
    • pulmoner embolizm
  • İlaçlar
  • Dehidratasyon
    • su alımı azlığı
    • egzersiz
    • ateş
    • güneş çarpması
    • hipertermi
  • Bulantı-kusma
  • ishal

KALBE BAĞLI HİPOTANSİYON SEBEPLERİ


A) ZAYIFLAMIŞ KALP KASI


Zayıflamış kalp kasının sebepleri kuvvetli bir kalp krizi sonrası olabileceği gibi küçük kalp krizi atakları sonrasında da olabilir. Ayrıca kalbe toksik olabilecek değişik ilaçlar kalbi zayıflatabilir. Bazı viral enfeksiyonlar miyokardit yaparak kalbi zayıflatabilir. Miyokardit kalp kasının iltihabı demektir. Yine benzer şekilde kalp kapaklarındaki sorunlar uzun vadede kalbe yüklenerek kalp kasını zayıflatabilir; en önemli örnek: aortik stenoz dediğimiz durumdur. Aort kalpten ilk çıkış anında bütün vücuda kanın pompalandığı ana damardır. Aort kapağı ise bu damarın hemen başlangıcında yer alır. pomplanan kanın kalbe geri dönmesini engeller, bu sayede kan devridaim yapabilir. Burada darlık olduğu zaman kalp kanı pompalamakta zorlanacaktır ve tansiyon düşecektir.

B) PERİKARDİT


Perikard kalbi etrafını saran zara denir. Bu zar iltihaplandığı zaman perikardit olarak adlandırılır. Perikardit durumlarında perikard iç boşluğuna sıvı birikir ve bu kalbe baskı yapar. Kalbin içine kanı almasını ve pompalamasını engelleyeceğinden dolayı hipotansiyon gelişecektir.

C) PULMONER EMBOLİZM


Genelde ayak toplardamarlardaki pıhtıların kopup önce kalbe sonra akciğerlerdeki büyük damarlara gitmesiyle ve o bölgeyi tıkamasıyla oluşur. Böylece küçük kan dolaşımı dediğimiz Kalpten akciğere oradan da tekrar kalbin sağ boşluğuna kanın gitmesi engellenir. Bu durumnda kalbin pompalayacağı kan miktarı azalacaktır bu da; hipotansiyona sebep olacaktır. Pulmoner embolizm acil ve hayati tehlike oluşturan bir durumdur.

D) KALP HIZINDA AZALMA (Bradikardi)


Normal sağlıklı bireylerde kalp hızı dakikada 60 ile 100 arasında olmalıdır. 60’ın altındaki hıza basınca bradikardi deriz. Atletlerde ve ağır egzersiz yapanlarda 40 ve 50 lerde olan kalp ritmlerine normalde rastlanabilir. Hastalık hali kabul edilmez. Bu kişilerde kalbin anlık atımı güçlü olduğundan daha düşük sayıda daha yüksek hacim i pompalayabilirler.
Bradikardinin en sık sebebleri şunlardır
  • Hasta sinus sendromu
  • Kalp blokları
  • İlaç toksisiteleri
Hasta Sinus sendromu
normalde kalbin ana elktrik aktivitesini sino-atriyal düğüm (S-A düğüm) denilen odak sağlar. burada oluşan elektrik dalgaları önce atriumları kasılmasını sağlar daha sonra ileti ventriküllere iletilir. S-A düğüm bozulduğunda bradikardi gelişebilmektedir.

Kalp Blokları
S-A düğüm normal olduğu halde elelktrik aktivitesinin daha ileri noktalara taşınmasında değişik noktalarda bloklar gelişebilir. Bu durumlardada bradikardi gelişebilir.

İlaç toksisiteleri
yüksek tansiyonda tedavi amaçlı alınan digoksin ve betablokerler gibi ilaçlar bazı hastalarda özellikle yaşlılarda bradikardiya ve ardından hipotansiyona sebep olabilir.

E) taşikardi- aşırı hızlı kap ritmi


Aşırı hızlı kalp ritimlerinde kalbe dönen kan içeri girmesi mekanik olarak zor olmakta ve kalb yeterince dolamadan pompalama yapmaktadır. bu durumda dakilada pomplananan toplam kan düşmekte buda hipotansiyona neden olmaktadır. sık görülen hızlı ritm sorunları şunlardır
  • Atriyal fibrilasyon
  • PAT
  • ventriküler taşikardi
  • Ventriküler fibrilasyon

İLAÇLARA BAĞLI HİPOTANSİYON


Kalsiyum kanal blokerleri, beta bolkerler, Digoksin kalp hızını ve kasılma gücünü azaltarak hipotansiyona yol açabilirler. ayrıca ACE (Anjiyotensin converting inhibitörleri) inhibitörleri ve alfa blokerlerde aynı şekilde yaşlılarda hipotansiyon sebebi olabilirler.
İdrar söktürücü ilaçlardan furosemide (Lasix ®) aşırı su atılımına yol açarak hipotansiyona yol açar. depresyon ilaçlarından amitriptilin, parkinson hastalığında kullanılan veya Levo-dopacarbi-dopa, ikditarsızlık (impotans) da kullanılan sildenafil (Viagra ®) gibi ilaçlar nitrogliserin içeren kalp ilaçları ile beraber kullanıldıklarında tansiyon düşürürler. Alkol ve narkotik ilaçlarda hipotansiyon sebebi olabilir.

VAZOVAGAL REAKSİYON


Bu sık görünen bir durumdur. Genellikle sağlıklı kişilerde geçici olarak ani tansiyon düşmelerine kalp hızının ani düşmesine ve bayılmalara sebep olabilir. Tipik olarak ağrı, iğne batması, kan aldırma gibi durumlar örnek verilebilir. Serum takılması kola, koldan kan alınması aşırı kusma ve bunaltı reaksiyonlarına ani gelişen bu durumlara vagus siniri dediğimi sinir karın bölgesinden de duyuları alıp beyne iletebilir ve reaksiyon olarak geriye tansiyon düşmesi kalp hızı düşmesi şeklinde bir sonuç verebilir. Bu kişilerin kısa süre bayıltacak kadar tansiyon düşebilir. Vagusun bu aşırı reaksiyonu bazı kişilerde büyük abdest yaparken ıkınmayla ya da kusma sırasında da olabilir. Aniden soğuğa girme soğuk duş alma bu durumda benzer etkiler yapabilen olaylardandır.

POSTURAL HİPOTANSİYON


Ayağa kalkıldığında sistolik kan basıncında 30 mm Hg dan fazla veya diyastolik kan basıncında 15 mm Hg dan fazla düşme olmasına postural veya ortostatik hipotansiyon denir.

Kişilerde yatar durumdayken aniden ayağa kalkma durumlarında olan tansiyon düşmelerine ortostatik hipotansiyon denir. Aniden ayağa kalkındığında ayaklardaki toplardamarlarda yer çekiminden dolayı bir kan gömmesi olur; bu ani durumda kalbe gelen kan azalır ve tansiyonda düşüklüğe yol açar. Normal kişilerde bu durum kalp hızında artış ve toplardamarlarda kasılma ile kendini hızlıca toparlar. Ancak bazı kişilerde bu toparlanma olmayabilir ve bu durumda ortostatik hipotansiyon veya diğer adıyla porstural hipotansiyon gelişir. Postural hipotansiyonU kolaylaştıran bazı faktörler ise şunlardır: Yaşlılık, kullanılan bazı ilaçlar, diyabet, uzun süre yatak istirati yapan kişiler, susuzluk, adrenal yetmezlik, otonomik sinir harabiyetleri ki; bunlara sebep olan nedenler diyabet ve alkolizm sayılabilir. Yine bazı nörolojik sendromlar ortostatik hipotansiyona neden olabilir. Örneğin Shy-drager sendromu. Ortostatik Hipotansiyonun gençlerde görülen nadir bir sebebi de otonomik sinir sisteminin uzun süre ayakta kalma durumlarında yanlış cevap vermesidir. buna otonomik disfonksiyon adı verilir. Bu kişilerde uzun süre ayakta kalındığında otonomik sinir sistem kalp hızını arttırmak yerine azaltıp damarlarda kasmak yerine genişlettiği için tansiyon düşmektedir.
Uriner hipotansiyon
bazen yaşlılarda idrar yaparken açığa çıkan hormonal medyatörler ani tansiyon düşüklüklerine yol açabilir.

ADDİSON HASTALIĞI


Addison hastalığında surrenal bezlerde (böbreküstü bezleri) çalışamama söz konusudur. kortizol hormonu eksik olan bu kişilerde iştahsızlık, Na tutamama ve aşırı K yükselmesi, zayıflık, kas zayıflığı, halsizlik ve ciltte hiperpigmentasyon görülür. addison hastalığının en sık iki sebebi tuberküloz ve otoimmun hastalıktır.

SEPTİSEMİ


vucudda kana karışan mikroorganizmaların sahip olduğu bazı yapılar endotoksinler damar sistemine etki ederk aşırı bir gevşemeye ve tansiyon düşmesine sebep olurlar. zamanında önelem alınmazsa tüm organ sistemleri bu septik şok durumunda kalıcı hasar görebilir.

ANAFİLAKTİK ŞOK


Tip I allerjik reaksiyondur. ımmunoglobulin E aracılığı ile oluşur. değişik allerjenik maddelere karşı oluşan Ig E ve ilgili antijen kompleksleri ardışık bi r immunolojik mekanizmayı tetikleyerek sayısız ara medyatör salınımına sebep olur. mast hücrelerinde salınan histamin özellikle kuvvetli bir vasodilatatör (damar genişletici)dür. damarlarda aşırı bir geveşme ve genişlemeye yol açar bu ise tansiyonu aniden düşürür. anafilakside aşırı hipotansiyona eş olarak akciğer hava yollarındada bronkospazm, ciltte akut ürtiker meydana gelebilirir. hayati bir sorundur. epinefrin gibi sistemik vazokonstriktör (damar kastırcı) ialçalrın acilen subkütan (cilt altı yolla ) yapılması hayati öneme haizdir. radyolojik çalışmalarda kullanılan IV iyod solusyonları, yer fıstığı, arı sokmaları bu tip ani reaksiyonlara sebep olabilir.

HİPOTANSİYON (Düşük Tansiyon) NASIL TEŞHİS EDİLİR VE NASIL DEĞERLENDİRİLİR?


Düşük tansiyonun öncelikle tansiyon ölçerek tespiti gerekir. Düşük tansiyonun yanında ortostatik tansiyonun sayısal değerlerine de dikkat etmek gerekir. Bu ortostatik tansiyonda kişi yatar pozisyondan ayağa kalktığında sistolik kan basıncında 30 mm cıva miktarında düşüş olursa diastolik kan basıncında 15 mm cıvadan fazla düşüş olursa buna ortostatik hipotansiyon adı verilir. Bu tür tansiyon tespit edildikten sonra sebebi araştırılmalıdır. Bazen sebep çok kolay bulunabilir; örneğin herhangi bir sebepten dolayı kan kaybı var ise veya röntgen çekilirken damardan iyot içerikli kontrast madde enjekte edildiyse bunlardan oluşan sebepler kolayca anlaşılabilir. Diğer durumlarda ise testler yapılmalıdır.

Testler şunlardır:
  • Tam kan sayımı: Enfeksiyonların lehine olabilecek yükselmiş beyaz küreyi görebiliriz veya kan kaybıyla ilgili anemi durumunu kansızlık durumunu görebiliriz.
  • Kandaki elektrolitlerin düzeyi susuz kalmayı, mineral kayıpları, böbrek sorunlarını ve asidozu gösterebilir.
  • Kanda kortizon düzeyi ve adrenal yetmezlik addison hastalığı açısından yol göstericidir. Kan ve idrar kültürleri septisemi ve idrar enfeksiyonları açısından faydalı olabilir
  • Radyolojik tetkikler, akciğer filmi, karın ultrasonu, tomografi; zatürreeyi, kalp yetmezliğini(kalp büyük görünür),safra kesesi taşlarını, pinomoniyi, pankreatit ve divertikülit gösterebilir. Bunları röntgen çalışmalarında görebiliriz.
  • EKG; kalp hızını,değişen perikardit durumlarını,kalp yetmezliğini,kalp iletim bloklarını, eski veya yeni kalp krizlerini gösterebilir.
  • Holter monitör kaydı sürekli olmayan ara ara gelen kalp ritim sorunlarını anlayabilmek için hastalara EKG gibi 24 saat ölçüm yapacak şekilde göğse elektrotlar yerleştirilerek gün içerisinde normal aktivitelerini yapar iken yapılan bir testtir. Zaman zaman olan taşikardi ataklarını bradikardi(yavaş kalp ritmi) durumlarını test etmek için kullanılabilir. Holter monitör kayıtlarında 24 saatlik olan bu kayıtta taşikardi veya bradikardi atakları yakalanamaz ise bazen daha uzun süreli ancak hasta tarafından herhangi ritim sorunu ya da tansiyon düşüklüğü hissedildiği zaman bir düğmeye basılarak aktive edilen kayıt cihazları da mevcuttur. Eko kardiyogram ultrasonik dalgalarla kalbin çalışmasını kapakların açıklılığını kapalılığını kalbin bir atıştaki gönderdiği pompalayabildiği kan miktarını ölçebilen bir metottur bununla kalp hastalıkları, perikardi içinde sıvı olup olmadığı, kalp kasının bölgesel olarak yavaş çalışıp çalışmadığı, kapaklarda bir sorun olup olmadığı, kalp gözcüklerinde bir pıhtı bir trombus, trombir olup olmadığı görülebilir.
  • · Ani gelişen nefes darlığı ve potasyon durumunda pulmoner embolizm dışlamak için bacaklara doppler ultrasonu ve akciğere tomografi çekilebilir.

DÜŞÜK KAN BASINCI (Hipotansiyon) NASIL TEDAVİ EDİLİR?


Hipotansiyon sağlıklı kişilerde ve herhangi yakınma veya bulgu yapmıyor ise tedaviye gerek yoktur. Bununla birlikte normal basınç, kan basıncı belirgin şekilde düşenlerde bulgu olmasa da bu durumda incelenmesi gerekecektir. Tedaviden önce sebebinin bilinmesi önemlidir. Örneğin bazı ilaçlardan dolayı tansiyonu düşen bir kişi de ilaç dozajlarını azaltmak da tedaviyi kolaylaştırır. Susuzluk sebebiyle oluşan düşük tansiyonlarda durum hafif ise ağızdan alınacak sıvılarla yerine koyulabilir. Ancak ciddi ve şiddetli susuzluk durumlarında bazen damardan sıvıyı vererek dengeyi sağlamak gerekir. Kan kayıplarına bağlı tansiyon düşüklükleri de damardan sıvı ve kan transfüzyonları ile tedavi edilir. Seplik şok yine acil bir durumdur; damardan sıvılar ve antibiyotikler ile tedavi edilebilir. Tansiyon düşüren ilaçlar ve idrar sökücüler doktor tarafından ayarlanmalı, değiştirmeli veya kesilmelidir. Bunun ayarlamasını doktor yapacaktır. Hastalar kendiliğinden doktora danışmadan bu tip değişiklikleri yapmamalıdırlar. İlaçlar nedeniyle gerçekleşen kalp hızı düşüklüğü ilaçlar değiştirilerek veya azaltılarak tedavi edilebilirken hasta sinüs sendromu nedeniyle veya kalp blokları nedeniyle olan hipotansiyonlarda genellikle kalp pili(pacemaker) takılabilir.

Tansiyonu yükseltmek için.


  1. Mümkün olduğunca erken yatıp erken kalkmalıdır. Gece 10'da yatan kişi, sabah 7'de kalkmalıdır. Uyku saati en az 8 ila 10 saat olmalıdır.
  2. Yataktan kalkmadan önce biraz dinlenip, sonra yatağa oturmak ve yavaşça hareket ederek kalkmalıdır. Her birinin arası en az 1 ila 2 dakika olmalıdır.
  3. Yataktan kalktıktan sonra mümkünse ılık ve soğuğa yakın duş almalıdır. Acele hızlı hareket etmemelidir.
  4. Sabahları çok güzel bir kahvaltı, özellikle az tuzlu çorba ve çeşitli kahvaltılıklar yenmelidir. (Özellikle ceviz, ıhlamur, limon, sarımsak, ve çaydan uzak durmalıdır.) Çay yerine adaçayı, biberiye gibi bitkisel çaylardan az içilmelidir.
  5. Sabahları yürümek mümkünse yürümelidir.
  6. İş yoğunluğu stres moral bozukluklarından kaçmalıdır. İnsanlarla ikili münakaşalardan uzak durmalı ve o ortamlardan uzakllışılmalıdır.
  7. Günde en az 10-15 bardak su, aslında su yerine evinizde hoşaf suyu içilmelidir.
  8. Tuvaletinizi fazla bekletmeden yapmalısınız.
  9. Öğlen yemeğinizide ihmal etmeden yemelisiniz. Çok yemek yemek tansiyon düşüklüğü yapar.
  10. Mümkünse öğleden sonra, muhallebi sütlaş, elma, armut, muz gibi bunlardan birini veya ikisini mevsimine göre ürünleri saat 3 ila 4 arasında yemelidir.
  11. Akşam yemeğini hafif balık mevsiminde balık, ıspanak, pırasa, bal kabağı gibi mevsimine uygun meyveler yenilmelidir.
  12. Gece yatarken muhallebi, hoşaf, cacık, yoğurt gibi besinler almalıdır. Yani günün her öğünü az yemek yemelidir.
  13. Özellikle kola, fast foot, çukulata, şekerlemeler gibi yapay maddelerden yapılan yiyeceklerden uzak durmak gerekir.
Kısaca işin özü, rahat bir uyku, stretsiz günler, mevsimine göre her türlü ürün yenmeli, bol su hoşaf içilmeli, ılık soğuk banyo, hatta namaz kılıp ibadet yapılmalı, zinde sağlıklı sporlarla uğraşılmalıdır.
Bazı kişilerde nemli basıncın olmadığı 0-100 rakımlı deniz kenarında yaşamalıdır.
Bu sayede 9-6 olan tansiyonunuzu;
11-7 çıkarabilirsiniz. 12-8 yine olmaz. Yukarıdaki bahsettiklerime dikkat etmezseniz tansiyonunuz yine düşer.

Yüksek kalp hızı nedeni ile olan hipotansiyonlarda ilaç tedavisi uygulanabildiği gibi gerektiğinde elektriksel kardiyoveriyon yapılabilir. kateterizayon ile pulmoner ven izolasyonu yapılabilir. ventriküler taşikardiler ilaçlarla kontrol altına alınmaya çalışılır. kontrol altına alınamıyan veya ilaçların yan etkileri sebebi ile kullanılamadığı durumlarda gğüs cildi altına yerleştirilebilen defibrillatör pacmaker lar bir seçenektir.
Pulmoner emboli ve derin ven trombozunda yeni pıhtı oluşumunu engellemek ve varolan pıhtının güvenli bir şekilde ortadan kalkmasını sağlamak için önce IV Heparin daha sonra oral warfarrin kullanılması gerekecektir. sebebe yönelik testler ek önlem laınıp alınmayacağını belirler.
Perikardiyal effüzyonda pericardiosentez denile işlemle kalp etrafındanki sıvı boşaltılır. Perikariyosentez işleminde dışarıdan bir iğne ile perikard zarı ile kalp arasındaki boşluğa girilerek buradaki sıvı boşaltılır.
Postural hipotansiyonda veya semptomatik hipotansiyonda
  • su tuz alımını artırma
  • varis çorabları ile ayaklardan kan dönmesini artırmak
  • ilaçlar:
    • midodrine (proamatine ®) postural hipotansiyonu düzeltmede etkin olmakla beraber hastaların yatarken geirdikleri zmanlarda tansiyonları oldukça yükseltebildiği ve felç riski oluşturduğu bilinmektedir.
    • pyridostigmine (Mestinon ®) da postural hipotansiyon etkilidir. ek avantajı yatar pozisyonda iken aşırı kan basıncı yükselmesi yapmamasıdır. Bu bir antikolinesteraz inhibitörüdür. yan etkileri, karın krampları, barsak motilite artışıdır. kalp yetmezliği olan kişilerde tuz ve su alımını artıracağından yetmezliği de artırma riski mevcuttur. Dolayısıyla bu kişilerde yakın doktor gözetiminde kullanılmalıdır.
Vaso-vagal hipotansiyonlarda betablokerlerden propranolol (Dideral ®) kullanılabilir. SSRI (selektif serotonin geri alım inhibitörleri) kullanılabilir. bu ilaçlara örnek olarak fluoxetine (Prozac ®), esitalopram , Paroxetine sayılabilir. Fludrikortizon (Florinef ®) ise bir mineralokortikoiddir, vücudda tuz ve su alımını artırırarak çalışır. ilaçlarla kontrol altına alınamayan ve sık olan vasovagal reaksiyonlarda pacemaker takılabilir.

Son düzenleyen Safi; 23 Temmuz 2016 14:52
Quo vadis?
Daisy-BT - avatarı
Daisy-BT
Ziyaretçi
12 Ekim 2009       Mesaj #7
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi
Önce belirtmeliyiz ki, sağlık ile ilgili her türlü sorununuzu bir uzmanla, bir sağlık merkezinde çözmelisiniz. Bizim yardımımız sadece genel bilgilendirme olabilir. Aşağıdaki bilgiler; doktor tedavisi veya uzman önerisi değildir.

Nabız Hakkında:

Normal bir insanda nabız sayısı dakikada 70-80 arasında değişir. Çocuklarda daha hızlıdır. Nabız, ateşli enfeksiyon hastalıklarında ve bazı kalp ve akciğer hastalıklarında artar. Sarılık ve bazı hastalıklarda ise nabız sayısı azalır.
Nabızın hızı, birden ağır spor yapmada, korku ve heyecanda, ateşli hastalıklarda, şokta, kanamalarda ve alkol alınmasında artar.Nabzın hızı, hepatitlerde, beslenme yetersizliğinde, yorgunlukta, yaşlılarda ve eğitimli sporcularda, uyutucu ve uyuşturucu ilaç alımında azalır.

Tansiyon Hakkında:
Büyük tansiyonun kişinin yaşına göre yüksek olmasına halk arasında tansiyon yüksekliği, tıp dilinde ise hipertansiyon denir. Bir çok hastalıkta tansiyon yüksekliği görülür. Mesela kalbin sol bölümünün büyümesinde, böbrek hastalıklarında, damar sertliğinde, kan hücrelerinin çoğalmasında, şişmanlıkta ve iç salgı bezleri hastalıklarında kan basıncı artar. tansiyon yüksekliğinin belirtileri arasında yorgunluk, sinirlilik, çarpıntı, baş dönmesi, uykusuzluk, baş ağrısı vardır.

Normal tansiyon değerleri nelerdir?
Tıpta genel olarak herkesin bünyesinin farklı olduğunu bilmek gerekir. Bu nedenle herkesin tansiyon ölçüm değerlerinin aynı olması beklenemez. Bu nedenle bir kişide tansiyonun yükselmiş ya da düşmüş olduğundan bahsedebilmek için, herhangi bir şikayetinin ya da hastalığının olmadığı dönemde tansiyonunun zaman zaman ölçülüp değerlerinin bir kenara kaydedilmesi yararlıdır.

Herkesin tansiyon değerlerinin farklıdır ama genel olarak normal kabul edilen sınırları da ihmal etmemek gerekir.
Yapılan araştırmalar sonucu, yaşın artışıyla küçük değişmeler olmakla beraber Büyük Tansiyon için; 11 ile 14 arası, küçük tansiyon için; 7-9 arası olması halinde tansiyona bağlı olarak bir sağlık sorunu riski doğmadığı belirlenmiştir.
Son düzenleyen Safi; 23 Temmuz 2016 14:35
Eschschaltzia - avatarı
Eschschaltzia
Kayıtlı Üye
8 Nisan 2010       Mesaj #8
Eschschaltzia - avatarı
Kayıtlı Üye
yaşın artışıyla küçük değişmeler olmakla beraber sistolik (büyük) tansiyon için 120 ile 140, ya da Türkiye'de yaygın söylendiği gibi 12 ile 14 arası, diastolik (küçük) tansiyon için 70-90 ya da 7-9 arası olması halinde tansiyonunun normal seyrinde olduğu kabul edilir
Büyük Ve Küçük Tansiyon Nedir?
Doktorlar büyük tansiyona sistolik, küçük tansiyona ise diyastolik tansiyon adını verirler. Bu şu anlama gelir. Örneğin bir kişinin tansiyonu 12/8 ise (doktorlar 120/80 olarak adlandırırlar), 12 büyük tansiyon, 8 ise küçük tansiyondur. Bu deyimler şu mekanizmalarla oluşurlar. İnsanın kalbinin dakikada ortalama olarak 70 defa attığını kabul edersek, kalp kanı damarların içine 70 defa attğını gösterir. İşte her bir atım sırasında kalbin içinde bulunduğu duruma sistol adı verilir. Hemen bu atımın ardından, kalp istirahat haline geçer, gevşer, kan kalbe dolmaya başlar. İşte budevreye diyastol adı verilir. İşte bu sistol sırasında kalbin damarlara kan atması sistolik yani büyük tansiyonu, gevşeme anında damarların içinde bulunduğu durum ise küçük yani diyastolik tansiyonu oluşturur. İki tansiyonda önemlidir, ancak son zamanlarda büyük tansiyonun kalp ve damar hastalıklarının oluşmasında daha önemli olduğuna dair görüşler çok artmıştır ve daha çok kabul görmektedir. Biz tansiyonu ölçerken ikisini birden ölçeriz
Son düzenleyen Safi; 16 Nisan 2016 17:24
Beni devirmek çok kolaysa tarihinden adımı sil
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
16 Ekim 2011       Mesaj #9
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  tansiyon.jpg
Gösterim: 3700
Boyut:  38.5 KB
Damarlardaki Hassas Basınç ve Hız

Geçen sayıda, kanı dokulara taşımakla vazifelendirilmiş damar şebekesi ve asıl hizmetin görüldüğü kılcal damarlar hakkında enteresan rakamlar vererek, insan denen meçhulün üzerindeki nakışlara ışık tutmaya devam etmiştik. Kılcal damarların atardamar tarafındaki kısmında bulunan gıda ve diğer maddeler, bu kısmın yüksek basıncı (32 mmHg) sebebiyle doku arasına süzülürken; kılcalların toplardamar tarafında bulunan doku arasındaki atık maddeler ise, buradaki basıncın daha düşük olması (15 mmHg) sebebiyle kılcal damar içine geçer. Bu basınca karşı duran kanın osmotik basıncı 22 mmHg iken, doku arası sıvının basıncı 10 mmHgdır. Kılcalların atardamar tarafında, kanın damardan dışarı süzülmesine vesile olan esas basınç ise, 10 mmHgdır. Doku arasındaki atıkların toplardamara geri emilmesine vesile olan basınç da 7 mmHgdır. Kan plâzmasının bir deveranı sırasında, % 0,5i bu kılcallarda süzülür. Bir günde yaklaşık 20 litre kan plâzması dokulara süzülürken, bunun yaklaşık % 90ı -yani 18 litre kadarı- tekrar geri emilir; kalan % 10luk kısım (2 litre) ise, tasfiye edilmek üzere lenf sistemine aktarılır.

Damarlardan dokulara, dokulardan damara süzülme işinin temel fizikî sebeplerinden biri kan basıncı (halk arasındaki tabirle tansiyon); diğeri de süzgeçtekilere benzer çok ince deliklere sahip yaratılmış kılcal damar çeperleridir. Çok küçük olan bu deliklerin bir kısmı 4–5 nm çapındadır. Ayrıca 15–20 nm çapında daha büyük geçitler de bulunur. Kılcal damar çeperindeki deliklerin, damarın toplam yüzey alanına nispeti ancak % 0,1–0,3 kadardır. Fakat bu durum hayatî ehemmiyet arz eder. Bu deliklerden geçebilecek maddelerin çapları da farklı farklıdır. Meselâ oksijen molekülü 0,16 nm, sodyum ve klor 0,23 nm, üre 0,26 nm, glikoz 0,36 nm, insülin 1,50 nm, myoglobin 1,90 nm, albumin 3,50 nm, gamma-globulin 5,60 nm, fibrinojen ise 10,80 nm çapındadır. Her birinin ayrı ayrı vazifeleri olan bu moleküllerin çaplarıyla, kılcal damar çeperlerindeki deliklerin birbirine uygun yaratılması, moleküllerin zekâsına(!) veya akıl ve şuurdan mahrum tesadüflere verilemeyeceğine göre, bu mükemmel nakliye sisteminin işleyişinde Kudreti Sonsuzun isimlerinin tecellileri, nazarları bulanmamış insanlarca çok açık şekilde görülür.

Yaratıcı, her organa ihtiyacı kadar kan gönderilmesi için, organlara giren ve çıkan damarların çapını çok hassas bir şekilde ayarlamış; kanın kesintisiz ilerlemesi için de bu damarlara düzenli bir basınç kontrol mekanizması yerleştirmiştir. Damar çeperlerindeki baroreseptörler (basınç algılayıcıları), vücuttaki değişiklikleri (yatık, eğik, ayakta, hareketli vs.) algılayacak kabiliyette yaratıldığından, her an ortaya çıkabilecek farklılıklara karşı damar çeperlerini daraltıp genişleterek veya kalbdeki basıncı artırıp azaltarak organlarımızın kansız ve gıdasız kalmalarını engellemek üzere vazifelendirilmiştir.

Organların bir dakikada ihtiyaç duydukları kan miktarı, ağırlıkları ve fizyolojik ihtiyaçları nazarı dikkate alınarak dengeli bir şekilde düzenlenmiştir. 1.400 gramlık beyin 780 ml, 300 gramlık kalb kası 250 ml, 300 gramlık böbrekler, 1.200 ml, 4.000 gramlık deri (sadece canlı olan alt deri) 400 ml, 1.500 gramlık karaciğer 1.500 ml, 30.000 gramlık toplam iskelet kasları istirahat hâlinde 900 ml, azamî kapasitede çalışırken de 20.000 ml kana ihtiyaç duyar. Bu vazifenin yerine getirilmesinde kalb her vuruşunda; % 15 beyin, % 5 kendi kas kitlesi, % 23 böbrekler, % 17 istirahat hâlindeki iskelet kasları (azamî çalışmada % 80), % 8 deri ve % 28 de karaciğer için çalıştırılmış olur.

Damarlardaki kanın ileriye itilmesine vesile olan kalbden çıkan kasılma veya nabız atımı, damar duvarları üzerinde dalgalar hâlinde ilerlerken, bir zaman düzenlenmesi de yapılır; böylece büyüklüğü ve kan ihtiyacı farklı olan her organ, kalbden yapılan basınçla gönderilen kanı kesintisiz ve aksamadan alır. Bunun için de nabız dalgası, ana atardamar olan aortta saniyede 5 m/s, çıkan sırt aortunda 4 m/s, kol atardamarlarında 6 m/s, uyluk atardamarında 10 m/s, akciğer atardamarında ise 1,5–2 m/s hızla ilerletilerek her dokunun zamanında ve kesintisiz bir şekilde kan alması temin edilir. Böyle mükemmel bir düzenlenme, akışkanlar dinamiğine ait hassas mühendislik hesapları gerektirdiğinden, akılsız ve şuursuz bir tabiat mefhumuna verilemez.

Kanın damarlar içindeki hareketine ve kılcallarda madde mübadelesine vesile olan basıncı da hayatımız için çok önemlidir. Tansiyon normalinden çok düşük olursa (hipotansiyon) kan, beyin gibi yüksekte kalan organlara ulaşmayabilir. Normalin üzerindeki (hipertansiyon) bir basınç da, çeperleri ince olan veya esnekliğini kaybetmiş yaşlı bazı damar bölgelerini patlatarak kanamalara sebebiyet verebilir. Kalbin kanı pompalamak için kasılması esnasındaki (sistolde) basınca büyük tansiyon, yeniden kanla dolmak için gevşediği sıradaki (diastolde) basınca ise küçük tansiyon denir.
Halk arasında yaşlandıkça tansiyondan şikâyetlerin arttığı düşünüldüğünde, tansiyonun mmHg cinsinden normal kabul edilen değerlerinin iyi bilinmesi gerekmektedir:

Tablodan da anlaşılacağı üzere bir yaşlarında 95–96 olarak başlayan büyük tansiyon giderek yükselmekte ve nihayetinde 145–150 gibi bir rakama ulaşmaktadır. Buna yol açan temel husus, yaşlanma sebebiyle damarların elâstikiyetini kaybetmesine bağlı olarak, kalbin daha fazla pompalama gücü üretmek için daha kuvvetli kasılmasıdır. Damarlar ne kadar esnek ise, kalb de kanı o kadar kolay iletmektedir. Yaşlanmaya bağlı damar esnekliğinin kaybolmasına ek olarak, damar duvarları da kireçlenme sebebiyle sertleşirse, bu menfî durumu telâfi için kalb basıncının yükseltilmesi, sert damarların kolayca patlamasına yol açabilmektedir.

Yukarıdaki tablo ve rakamlardan anlaşılacağı üzere insan vücudunda hesapsız, ölçüsüz ve nizamsız hiçbir faaliyet yürütülmemektedir. Kalb ve damar hastalıkları uzmanları, yıllarca ihtisas görmelerine rağmen, bu mükemmel sistemlerin işleyişindeki birçok noktayı hâlâ anlamaktan aciz olduklarını itiraf ederken, bazı insanların bu âhenkli organizasyonun atom ve moleküllerin tesadüfî dizilişleriyle kendi kendine ortaya çıktığını iddia etmeleri hayret verici değil midir?

kaynak: İnsan Denen Gizemli Varlık ( Anatomi )
Son düzenleyen Safi; 16 Nisan 2016 16:39
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
9 Kasım 2011       Mesaj #10
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Tansiyon konusu halk arasında ilgiyle, fakat genellikle de yanlış değerlendirmelerle dolu bir konu olarak tartışılır. Halk arasında tansiyon konusunda gereksiz korkuların olduğu gibi, tehlikeli umursamazlıkların da yaygın olduğu bir gerçektir.
Kalp her kasılışında, büyük dolaşıma, belli bir basınçla kan pompalar. Daha sonra bir süre gevşer ve bu sürenin sonunda yeniden kasılır. Kalbin sistolde (kasıldığında), büyük dolaşıma gönderdiği kanın kalp kası tarafından kazandırılan basıncı 120 mm/cıva kadardır. Bu basınca “Sistolik basınç” (büyük tansiyon) denir. Kalp kası gevşediğindeyse, büyük dolaşımın atarda-marlarındaki kan basıncı düşer. Kalp diastoldey-ken [gevşemiş) büyük dolaşımın atardamarlarm-daki kanın sahip olduğu basınca ise “Diastolik basınç” (küçük tansiyon) denilmektedir. Diastolik basınç 70 mm/cıva kadardır. Verdiğimiz bu sayısal değerler ortalama değerlerdir. Sistolik basıncın 100-140 mm/cıva olması, diastolik basıncın ise 60-90 mm/cıva arasında olması normaldir, sistolik ile diastolik kan basıncı arasındaki farkın ise 50 mm/cıva kadar olması normaldir. Bu farka “Nabız basıncı” denilmektedir.

Elbette, her yaşta tansiyondan söz edilebilir. Yaşa göre farklılıklar göstermekle birlikte her yaşta küçük ve büyük tansiyon değerlerimiz vardır.
Yapılan uzun araştırmalar sonucu, yaşın artışıyla küçük değişmeler olmakla beraber;
  • Sistolik (büyük) tansiyon için 120 ile 140, ya da Türkiye’de yaygın söylendiği gibi 12 ile 14 arası,
  • Diastolik (küçük) tansiyon için 70-90 ya da 7-9 arası
olması halinde tansiyona bağlı olarak bir sağlık sorunu riski doğmadığı belirlenmiştir.

Çocuklarda ise aşağıdaki değerlere kadar normal değerlerdir. Bu değerlerin üzeri yüksek tansiyon olarak kabul edilir.
  • 3-5 yaş için 116 - 76 mmHg, (11.6 - 7.6)
  • 6-9 yaş için 122 - 78 mmHg, (12.2- 7.8)
  • 10-12 yaş için 126 - 82 mmHg (12.6 - 8.2)
  • 13-15 yaş için 136 - 86 mmHg. (13.6 - 8.6)
Son düzenleyen Safi; 16 Nisan 2016 16:40
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

16 Nisan 2016 / Misafir Tıp Bilimleri
16 Nisan 2016 / Ziyaretçi Tıp Bilimleri
12 Aralık 2012 / Misafir Cevaplanmış
11 Kasım 2016 / ahmet dadas Soru-Cevap
16 Nisan 2016 / Safi X-Sözlük