Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 31 Temmuz 2016  Gösterim: 3.569  Cevap: 5

İstiklal Mahkemeleri

Gabriella
24 Mayıs 2008 09:50       Mesaj #1
Gabriella - avatarı
Ziyaretçi

İstiklal Mahkemeleri

Ad:  istiklal mahkemeleri1.jpg
Gösterim: 294
Boyut:  48.3 KB

Milli Mücadele’nin başlannda, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) yönetimince oluşturulan geniş yetkili, olağanüstü yargı mercileri.

Sponsorlu Bağlantılar
TBMM’nin varlığına son vermeyi amaçlamakla suçlananları, “vatana ihanet” suçlularını ve asker kaçaklarını yargılayan bu mahkemeler, daha sonra “Cumhuriyet rejimini koruma ve kollama” amacıyla varlıklarını sürdürmüşlerdir.
TBMM 29 Nisan 1920’de, kendi varlığına son vermeyi amaçlayan eylemleri, iç ayaklanmaları ve asker kaçaklarını cezalandırmak amacıyla Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nu kabul etti. Yasada gösterilen suçları işleyenler sivil mahkemelerde ve harp divanlarında yargılanacak, verilen kararlar TBMM’de onaylanacaktı.

Yasanın uygulanmasındaki aksamalar ve mahkemelerin yetersiz kalması üzerine, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nda belirtilen suçlarla ilgili davalara bakacak yeni mahkemeler kurulması kararlaştırıldı. 11 Eylül 1920’de kabul edilen Firariler Hakkında Kanun’la, İstiklal Mahkemeleri kurum olarak gündeme geldi. Mahkemelerin üyeleri, TBMM üye sayısının üçte iki çoğunluğuyla ve kendi üyeleri arasından seçilecek; başkanlan ise üyeler kendi aralarında belirleyeceklerdi. İstiklal Mahkemeleri’nin sayısı ve nerelerde kurulacağı İcra Vekilleri Heyeti’nin önerisiyle TBMM’ce saptanacaktı. Mahkemelerin kararları kesindi ve temyiz ya da itiraz yolu kapalıydı. Mahkemeler kararlarından sorumlu değildiler, hükümlerini vicdani kanaatlerine göre vereceklerdi. TBMM’nin yargı yetkisini de üstlenmesi anlamına gelen bu düzenlemenin sınırları 26 Eylül 1920’de genişletildi; İstiklal Mahkemeleri, Milli Mücadele’yi tehlikeye düşürebilecek her türlü suça bakmakla görevlendirildi.

Eylül-Ekim 1920’de Ankara, Eskişehir, Konya, İsparta, Sivas, Kastamonu, Pozantı ve Diyarbakır’da sekiz ayrı İstiklal Mahkemesi kuruldu. 17 Şubat 1921’de Ankara İstiklal Mahkemesi dışındaki mahkemelerin görevlerine son verildi.

23 Temmuz 1921’de beş ayn bölgede İstiklal Mahkemeleri’nin yeniden kurulması kararlaştırıldı. 5 Ağustos 1921’de TBMM’de kabul edilen ve TBMM başkanı Mustafa Kemal’e (Atatürk), meclise ait yetkileri şahsında toplamak ve bu yetkileri meclis adına kullanmak üzere “Başkumandanlık” yetkisi veren yasadan sonra, İstiklal Mahkemeleri Mustafa Kemal’in yayımladığı “Tekâlif-i Milliye Emirleri”nin yerine getirilmesiyle de yükümlü kılındılar. İstiklal Mahkemeleri’nin bu dönemdeki çalışmaları da 20 Temmuz 1922’de sona erdi.

31 Temmuz 1922’de TBMM’de kabul edilen İstiklal Mehakimi Kanunu, mahkemelerin bazı yetkilerine sınırlama getirdi. Buna göre İstiklal Mahkemeleri’nin ölüm cezası dışında verdiği kararlar kesin olacak, ölüm cezası kararları ise TBMM’nin onayından geçecekti. Ancak olağanüstü hallerde gene meclis karan ile, TBMM onayı aranmayabilecekti. Savcılar, mahkeme kararlarına itiraz edebilecekti. İtiraz halinde, son karar yeri TBMM idi. 1 Ağustos 1922’de İstiklal Mahkemeleri’nin çalışmalarına yeniden son verildi.

Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra, İstanbul basınındaki hilafet yanlısı yayınlar üzerine, 8 Aralık 1923’te İstanbul İstiklal Mahkemesi kuruldu. Aralarında Hüseyin Cahit Yalçm’m da bulunduğu bazı gazeteciler mahkemede yargılandılar, ama beraat ettiler. İstanbul Barosu başkanı Lütfi Fikri Bey ise aynı mahkemede beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul İstiklal Mahkemesinin çalışmaları 5 Şubat 1924’te son buldu.

4 Mart 1925’te, Şeyh Said Ayaklanması üzerine kabul edilen Takrir-i Sükûn Kanunu ile İstiklal Mahkemeleri yeniden kuruldu. Ayaklanma bölgesindeki Şark İstiklal Mahkemesi, verdiği ölüm cezalarını uygulama yetkisine sahipti. Ankara İstiklal Mahkemesinin kararları ise TBMM’nin onayından geçecekti. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra, 7 Mart 1927’de her iki mahkemenin de çalışmalarına son verildi. Bu dönemde yönetime muhalefet eden gazeteciler ile yeni kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nm (TpCF) ve eski İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yöneticileri bu iki mahkemede yargılanarak ağır cezalara çarptırıldılar. Ankara İstiklal Mahkemesinde telgrafçılar grevine katılanlar, şapka kanunu ile tekke ve zaviyelerin kapatılması kanununa karşı çıkanlar, hilafeti geri getirmek isteyenler de yargılandı.

Kuruluş yasası uzun süre yürürlükten kaldırılmadığı için, İstiklal Mahkemeleri’nin daha sonraki yıllarda da hukuken yeniden kurulabilmesi olanağı vardı. Ama bu yola yeniden başvurulmadı. Çok partili yaşama geçiş döneminde, 4 Mayıs 1949’da, Demokrat Parti (DP) milletvekillerinin önerisiyle İstiklal Mahkemeleri’yle ilgili yasa hükümleri yürürlükten kaldırıldı.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 31 Temmuz 2016 00:19


RoSSoRoSe
17 Haziran 2008 08:08       Mesaj #2
RoSSoRoSe - avatarı
Ziyaretçi

istiklal mahkemeleri


Kurtuluş savaşı süresince asker kaçaklarını ve TBMM yönetimine karşı çıkanları yargılamak üzere kurulan ve Cumhuriyet'in ilanından sonra da vatana ihanetle suçlananların yargılanması için varlığını sürdüren devrim mahkemeleri (1920-1927). TBMM'nin Ankara'da toplandığı günlerde iç ayaklanmalar ve ulusal ordu oluşturulmasına karşı, askerden kaçma olaylarının yaygınlaşması karşısında istiklal mahkemeleri kurulması yolunda ilk adım olarak, 29 nisan 1920’de "Hıyaneti vataniye kanunu” çıkartıldı: 14 maddeden oluşan bu yasa, TBMM’nin meşruluğuna karşı her çeşit ayaklanma ve kışkırtıcılığı vatan hainliği olarak değerlendiriyor, ayaklanmaya İsıtılanların idam edileceklerini, yardımcılarının da Ceza kanunu'nun 45 ve 46. maddelerine göre cezalandırılacağını belirliyordu.
Ad:  istiklal mahkemeleri2.jpg
Gösterim: 159
Boyut:  38.7 KB

Yasaya göre, sanıklar 24 saat içinde mahkemeye sevk edilecek, yargılanmalar yirmi gün içinde sonuçlanacak ve kararlar TBMM’ce onaylandıktan sonra hemen yerine getirilecekti. Yargılamalar bidayet mahkemelerince ya da harp divanlarınca ve olay yerinde yapılacaktı. Bu yasaya göre ilk uygulama, Safranbolu'da baş gösteren ayaklanmaya, ardından da Yozgat ayaklanması'na katılanlara karşı uygulandı. Ancak, mahkeme kararlarının TBMM onayından geçmesi işleri aksatıyor ve bu arada kuvayi tedibiye komutanı Çerkez Ethem'in keyfi uygulamaları huzursuzluk yaratıyordu. Düzenli ordu kurulması çalışmaları sırasında asker kaçaklarının büyük ölçüde artması üzerine, TBMM yeni önlemler düşünmeye başladı. Dr. Tevfik Rüştü (Araş) ve Mustafa Necati beyler "Telkin ve tedhiş kanunu" adıyla Medis’e bir teklif verip yedi milletvekilinden oluşacak, asker, sivil herkesi Meclis adına yargılayıp gerektiğinde idam edebilecek bir mahkeme kurulmasını önerdiler. Sert tartışmalardan sonra bu teklif Meclis'ten geçmedi. Buna karşılık olağanüstü mahkemelerin kurulmasına olanak veren çalışmalar sürdürüldü.

Dr. Tevfik Rüştü (Araş) ve Refik Şevket (ince) yeni bir yasa teklifi hazırladılar. "Firar ceraimini irtikap edenler hakkında kanun teklifi" adındaki bu öneri, uzun tartışmalardan ve bazı değişikler geçirdikten sonra 11 eylül 1920'de "Firariler hakkında kanun” adıyla yasalaştı. 9 maddelik bu yeni yasa, TBMM üyeleri arasından seçilecek ve biri başkanlık yapacak üç üyeden oluşan İstiklal mahkemeleri kurulması, bu mahkemelerin kararlarının kesin olması, mahkeme kararlarının uygulanmasını önlenmeye kalkışacakları da yargılayabilmesi, yargılama ve kararları yerine getirebilme için hükümet kuvvetlerini kullanabilmesi hükümlerini getiriyordu. Kurulacak bu istiklal mahkemeleri'nin kaç tane olacağı ve nerelerde görev yapacağı İstiklal caddesi Bakanlar kurulu’nun önerisiyle Meclis'çe kararlaştırılacaktı.

Fransız ihtilali'nin Devrim mahkemelerinden esinlenerek kurulmasına karar verilen bu mahkemelerin kararları kesindi ve bir üst mahkemesi olmadığı için temyiz hakkı da yoktu. Bu yasayı çıkarmakla TBMM kuvvetler birliği esasını da ortaya koymuş ve açıkça bir ihtilal meclisi olduğunu belirtmiş oluyor, yasama yetkisinin yanı sıra yürütme ve yargı yetkisini de eline alıyordu. Ne var ki, bunca geniş yetkilerle donatılacak bir mahkemenin üyelerinin seçiminde zorluklar çıktı. Bu mahkemelerin kaç yerde kurulması gerektiği de tartışma konusu oldu. 26 eylül 1920'de yasanın birinci maddesinde değişiklik yapan yeni bir yasa kabul edildi ve bu ekle istiklal mahkemeleri'nin salt asker kaçaklarını değil, Hıyaneti vataniye kanunu’nda belirtilen suçların sanıklarını da yargılaması kabul edildi ve bu mahkemelerin bakamayacağı dava konusu kalmadı. Aynı gün yapılan sd^imler sonunda Ankara, Eskişehir, Konya, İsparta, Sivas, Kastamonu, Pozantı, Diyarıbekir istiklal mahkemeleri adlarıyla sekiz istiklal mahkemesi oluşturuldu.

Bu mahkemelerin üyeliklerine Kılıç Ali Bey, Topçu İhsan (Eryavuz), Rasih Hoca (Kaplan), Muhittin Baha (Pars), Hamdi Namık (Gör), Hüsrev Sami (Kızıldoğan), Mustafa Necati, Abdülkadir Kemali (Öğütçü), Şeyh Servet Efendi, Refik Şevket (İnce), Dr. Tevfik Rüştü (Araş) gibi milletvekilleri seçildi, istiklal mahkemeleri üyeleri Ankara'da toplanıp bir bildiri hazırladılar ve görev yerlerine gitmeden bu bildiriyi bölgelerine gönderdiler. Bildiride vatanın tehlikede olduğu hatırlatılıp, asker kaçaklarının teslim olmaları halinde bağışlanacakları, bu mahkemelerin üzerinde başka hiçbir yetkili bulunmadığı, en küçüğünden en büyüğüne devlet görevlileri dahil herkesi yargılayabilecekleri ve hiçbir kanun maddesine bağlı kalmadan vicdani kanaatlerine göre ceza verebilecekleri belirtiliyordu.

ilk dönemde oluşturulan istiklal mahkemeleri görevlerini sürat ve başarıyla yerine getirdiler Askerden kaçma olayları büyük ölçüde önlendi. Bu mahkemeler içinde en ağır yükü Ankara istiklal mahkemesi yüklendi. İstanbul'daki Damat Ferit Paşa hükümetinin kimi üyeleri ile Sevr antlaşması'nı imzalayanları gıyaplarında yargılayıp vatana ihanetten idama mahkûm etti. Kuvayı inzibatiye'ye katılıp yönetenleri, Askeri Nigehban cemiyeti yöneticilerini de, gene gıyaplarında yargılayıp ağır cezalara çarptırdı Bu mahkeme ayrıca Çerkez Ethem ve kuvvetlerinin ihaneti üzerine bunlar hakkında da idam kararları verdi.

Aynı dönemde gizli komünist.partisi kuranlar, Yeşil ordu mensupları hep bu mahkemede yargılandılar ve çoğunlukla ölüm cezasına çarptırıldılar; ele geçenleri için de hükümler hemen infaz edildi. Ankara istiklal mahkemesi'nin iki yılda yargıladığı sanık sayısı 13 096 kişiyi buldu. Hüküm giyenlerden 108'i idam, 279'u müeccelen idam ve 48’i de yokluklarında idam cezasına çarptırıldı. 470 sanık aklandı 12 137 sanık da değnek ve para, 54 sanık da kalebentlik cezasına çarptırıldı. Öteki mahkemeler de casusluk, beylik eşyayı satmak, düşmana hizmet, eşkıyalık, eşkıyaya rehberlik, yataklık, hakaret, hırsızlık, hükümete aleyhtarlık, kadın kaçırma, kanuna muhalefet, katil, yaralama, rüşvet, sahtekârlık, sarkıntılık, serserilik, türklüğü tahkir, vatana ihanet, vazifeyi suiistimal, vazifeyi ihmal gibi çeşitli davalara bakıp hüküm verdiler, istiklal mahkemeleri çalışırken TBMM'nin çıkardığı yasalarla sıkıyönetim mahkemeleri kaldırıldı ve onların görevleri de istiklal mahkemeleri'ne verildi. Bu mahkemelerin kararları, özellikle Kastamonu istiklal mahkemesi'nin kararları, kimi çevrelerce çok sert bulunduğundan yakınmalara yol açtı. Meclis’te sürekli olarak bu mahkemelerin kaldırılması, denetlenmesi, yetkilerinin sınırlandırılması yolunda teklifler yapıldı. Hükümetin 17 şubat 1921 tarihli önergesiyle Ankara dışındaki istiklal mahkemeleri kaldırıldı ve böy- lece istiklal mahkemeleri'nin birinci dönem çalışmaları son buldu.

Ne var ki, İstiklal mahkemeleri’nin çalışmalarının durdurulmasından kısa bir süre sonra, Sakarya savaşı öncesinde, ülkede yeniden asker kaçaklığı, eşkıyalık ve ayaklanmalar görüldü. Temmuz ayında Kastamonu, Konya ve Samsun'da üç yeni istiklal mahkemesi kuruldu. Bunlara Hacim Muhittin (Çarıklı), Muhittin Baha (Pars), Saip (Ursavaş), Mustafa Necati, Mahmut Esat (Bozkurt), Refik (Koraltan), Ziya Hurşit, Mazhar Müfit (Kansu), Avni (Doğan) gibi yeni üyeler seçildi. Pontus rum ayaklanması, Konya ayaklanmaları gibi ayaklanmaların sanıkları bu mahkemelerde yargılandılar.

1922 temmuzunda istiklal mahkemeleri üyeleri görevlerinden geri çağrıldılar, 31 temmuz 1922'de "istiklal mehakimi kanunu" adıyla yeni bir yasa kabul edildi ve mahkemelerin görev ve yetkileri yeniden saptanıp kimi kısıtlamalar getirildi, idam kararlarının Meclis'in onayından geçirilmesi koşulu kondu. 1 ağustos 1922'de de bu yeni kanunla istiklal mahkemeleri'nin çalışmalarına Meclis kararıyla son verildi. Ancak arada kurtarılmış bölgelerde yeni istiklal mahkemeleri kuruldu (Elcezire istiklal mahkemesi gibi), istiklal mahkemeleri'nin üç yıllık süre içinde yargıladıkları sanık sayısı 59 164'ü buldu. Bu sanıklardan 2 696'sı müeccelen idam, 243'ü gıyaben idam, 1 054'ü idam, 1 768’i kalebentlik ve kürek cezalarına çarptırılmış, 11 744'ü de beraat ettirilmiştir.

Cumhuriyet dönemi


1922 yılı temmuzunun sonunda kaldırılan, Kurtuluş savaşı dönemi istiklal mahkemeleri’nin ardından, Cumhuriyet’in ilanından bir ay sonra İstanbul’a gönderilen yeni bir İstiklal mahkemesi kuruldu. Şeyh Sait ayaklanmasını izleyerek 1925 martında Ankara ye Doğu Anadolu'da çalışmak üzere iki İstiklal mahkemesi daha oluşturuldu. Bu mahkemelerde Ali (Çetinkaya-Kel Ali), Kılıç Ali, Necip Ali (Kücüka), Ali (Zırh), Ali Saib (Ursavaş), Asaf (Hakkâri), Avni (Doğan), Cevdet (izrop). Hacim Muhittin (Çarıklı), İbrahim (Tolon), İhsan (Eryavuz-Topçu İhsan), Lütfi Müfit (Özdeş), Mazhar Müfit (Kansu), Refik (Koraltan), Reşit Galip, Vasıf (Çınar) başkan, üye ve savcı olarak görev yaptılar.

Atatürk devrimlerinin oluşturulması sürecinde görev yapan bu mahkemeler İstanbul’da gazetecileri, baro başkanı Lütfi Fikri Bey'i, Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal'e karşı suikast girişimi sanıklarını, ayaklanma bölgesine gönderilen Şark istiklal mahkemesi de Şeyh Sait ayaklanması sanıklarını, teşvikçilerini, Terakkiperver fırka kurucularını yargıladı. Ankara'da da telgrafçıların grevi, komünistlerin davası, şapka kanunu ve tekkelerle zaviyelerin kapatılmasına karşı çıkanlar, saltanat ve hilafeti geri getirmek isteyenler yargılandı.

Aralarında ittihat ve Terakkinin ünlü Maliye nazırı Cavit Bey, Dr. Nazım, İsmail Canbolat, Ankara eski valisi Abdülkadir, Rüştü Paşa, İskilipli Atıf Hoca, Seyit Abdülkadir, Sarı Efe Edip, Ziya Hurşit gibi pek çok ünlü kişi de İzmir suikastı nedeniyle bu mahkemelerin kararlarıyla asıldı. İdama mahkûm edilenlerden Kara Kemal Bey yakalanacağını anlayınca intihar etti. Bu ikinci dönem istiklal mahkemeleri de 7 mart 1927'de görevlerine son verilerek kaldırıldı, istiklal mahkemeleri'nin kurulmasına olanak veren yasa ise, hayli gecikmiş olarak, ancak 1949 yılında yürürlükten kaldırıldı.

Kaynak: Büyük Larousse

Son düzenleyen Safi; 31 Temmuz 2016 00:17
RoSSoRoSe
17 Haziran 2008 08:09       Mesaj #3
RoSSoRoSe - avatarı
Ziyaretçi

İstiklal Mahkemeleri

Ad:  istiklal mahkemeleri3.jpg
Gösterim: 199
Boyut:  56.3 KB

Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonrasında özel kanunla kurulan ve olağanüstü yetkilerle donatılmış mahkemeler. 29 Nisan 1920'de TBMM'de kabul edilen "Hiyânet-i Vataniyye Kanunu" ile 11 Eylül 1920'de kabul edilen asker kaçakları hakkında "Firariler Hakkında Kanun" hükümleri içine girenlerin bu mahkemelerde yargılanması kabul edildi.

26 Eylül 1920'de TBMM'nin kararı ile Ankara, Eskişehir, Konya, Isparta, Sıvas, Kastamonu, Pozantı ve Diyarbakır'da sekiz mahkeme kurulması kararlaştırıldı. Yine bu mahkemelerin yargı kurullarını oluşturacak olan 33 üye TBMM üyeleri arasından seçildi. Bu ilk İstiklâl Mahkemeleri'nin çalışmaları 17 Şubat 1921 tarihine kadar sürdü. Bu tarihte bakanlar kurulu kararıyla Ankara dışında kalan İstiklal Mahkemeleri kaldırıldı. İstiklal Mahkemeleri ikinci defa olarak Eskişehir-Kütahya Savaşları sırasında TBMM ordularının yenilmesiyle ortaya çıkan buhran sırasında, 1921 yılında Kastamonu, Samsun, Konya ve Yozgat'ta olmak üzere dört yerde kuruldu.

Bu mahkemeler Başkomutanlık Kanunu gereğince doğrudan başkomutan olarak Mustafa Kemal'e bağlandı. Mahkemeler özellikle Sakarya Savaşı'nı yapacak olan ordunun kuruluşunda etkili ve yararlı oldular. Şeyh Sait Ayaklanması ile 13 Eylül 1925'te Ankara ve Diyarbakır olmak üzere iki İstiklâl Mahkemesi kuruldu. Diyarbakır mahkemesinde Şeyh Sait Ayaklanması ile ilgili görülenler yargılandı. Ankara İstiklal Mahkemesi'nde ise siyasî ve ideolojik davalara bakıldı. İstiklal Mahkemeleri son olarak İzmir Suikastı'ndan sonra İzmir ve Ankara'da kuruldu. İzmir mahkemesi doğrudan suikast girişimiyle ilgili olanları, Ankara mahkemesiyse eski İttihatçıları yargıladı. İstiklal Mahkemeleri Kanunu 4 Mayıs 1949'da çıkan 5384 sayılı kanunla yürürlükten kaldırıldı.

MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Safi; 30 Temmuz 2016 23:45
toxic91
4 Ocak 2009 21:43       Mesaj #4
toxic91 - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  istiklal mahkemeleri4.jpg
Gösterim: 165
Boyut:  58.1 KB

İSTİKLAL MAHKEMELERİ


Milli Mücadele için silâhaltına çağırıldıkları halde gelmeyen ya da ordudan silahları ile birlikte kaçan askerler vardı. Bunlarla ilgili gerekli tedbirleri almak amacıyla 11 Eylül 1920’de Milli Savunma Bakanlığınca Kaçaklar Hakkında Kanun hazırlanmış Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmişti. Bu yasa: asker kaçakları, onlara yardım edenler ya da görevlerini yerine getirmeyenler için özel mahkemeler kurulmasını öngörüyordu. Asker kaçaklarını yargılamak ve ordundan kaçanlara gerekli cezayı vermek amacıyla kurulan bu mahkemelerde Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin görev almaları kabul edilmiş ve adına İstiklal Mahkemesi denilmişti. Türkiye’nin o günkü olağanüstü şartlarına göre kurulmuş olan bu mahkemelerin üç üyesi bulunacak, bu üyeler meclis tarafından oy çoğunluğuyla seçilecekti. Üyeler kendi aralarından birisini başkan seçeceklerdi. İstiklal Mahkemeleri geniş yetkilerle donatılmıştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yargı görevini de üstlenen bu mahkemelerin verecekleri kararların kesin olduğu ve bütün devlet güçlerinin kararları uygulamakla yükümlü bulundukları belirtilmiştir.

Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun çıkarılması, İstiklal Mahkemeleri’nce desteklenerek çabuk ve etkili bir biçimde uygulanması, ayaklanmaların bastırılmasında ve Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında etkili olmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nu çıkardıktan sonra İstanbul’un fetvasına karşılık Ankara Müftüsü Rıfat Efendi’nin ve yüz elli beş kadar müftünün ve din adamlarının hazırladığı karşı fetvayı bütün camilerde okutarak hakla duyurdu. Ayrıca Mustafa Kemal’in emriyle kurulan Anadolu Ajansı da yayınladığı haberlerle milletin doğru bilgi almasını sağladı. Milli birliği tehlikeye düşürecek iç ve dış yayınlara karşı milleti uyarma görevini yaptı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, İstanbul Hükümeti’yle her türlü haberleşmeyi kesmeyi, İstanbul’dan gelen resmi evrakları geri göndermeyi kararlaştırdı. Buna uymayan memurları vatan haini sayacağını ilan etti.

İstiklal Mahkemeleri, Kurtuluş Savaşı sırasında ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında rejim muhaliflerini yargılamak için kurulan özel mahkemelerdir.
İlk kuruluşu TBMM'nin, 18 Eylül 1920 tarih ve 42 sayılı kararı ile kaçak erat ve casusların yargılanmasıyla görevli olmak üzere İstiklal Mahkemeleri kurulması kararına dayanmaktadır.
İstiklal mahkemeleri yasasının kabulünden sonra Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa 14 İstiklal Mahkemesi kurulması için öneride bulundu. Fakat sayı çok görüldüğü için 7 mahkeme bölgesi saptandı. Bir ay sonra Diyarbakır'a da bir mahkeme kurulması kabul edilince sayı 8'e yükseldi.
İstiklal mahkemesi kurulan kentler:
  • Ankara
  • Eskişehir
  • Konya
  • Isparta
  • Sivas
  • Kastamonu
  • Pozantı
  • Diyarbakır
En sonunda İstiklal Mahkemeleri'nin kuruluşunu hazırlayan olağanüstü tehlikenin bittiği düşünülerek, aleyhtarların da baskısı ile hükümet mahkemelerin çalışmasında ısrarlı olmasına karşın, 1921'de Ankara İstiklal Mahkemesi dışında diğerlerinin görevlerine son verildi.
Son düzenleyen Safi; 30 Temmuz 2016 23:46
elma
1 Mart 2009 20:47       Mesaj #5
elma - avatarı
Ziyaretçi

İstiklal Mahkemeleri


çok masum bir gerekçeyle gündeme gelir: Asker kaçaklığını önlemek.

Osmanlı Ordusunun savaştaki en büyük handikaplarından birini asker kaçakları oluşturuyordu. Bu sorun “milli mücadele” önderleri içinde önemli bir sorundur. Silâhaltına çağrılanlar İstanbul Hükümetinin fetvasını ve padişahın askerliği kaldırdığına dair fermanını dikkate alarak ya askere gelmiyor veya şubelerden ve kıtalardan kaçarken kendilerine verilen silah ve cephaneleri de beraberinde götürüyorlardı.

Bu durumu M. Kemal Nutuk’ta Filhakika, birçok yerlerde, bazı nizamiye efradı, usatla müsademe etmeksizin bilakis silahlarını bırakarak köylerine, memleketlerine savuşuyorlardı diye ifade eder. Zaten “Birinci Dünya Savaşı yıllarında her sekiz firariden birisi idam edilerek cephelerin çökmesi önlenmiştir. Buna rağmen firarilerin sayısı gittikçe artar ve 300.000’ni bulur”. (genellikle bu üç yüz bin sayısı verilmekle birlikte bu sayının her cephedeki kaçak sayısı olmalı)

1920 Eylül’ünde Meclis kürsüsüne çıkan Fevzi Çakmak; “Efendiler biz askeri değil, milleti giydiriyoruz. Elbiseyi alan üç gün sonra firar ediyor.”diye ifade etmektedir. Bunlar elde silah istikrarı bozan unsurlar oldukları gibi aynı zamanda Ankara’nın otoritesini tanımayanların da insan kaynağını oluşturmaktadır. Hatta bu firarilerin Ankara’ya karşı İstanbul hükümeti yanlısı güçlere katılması Ankara’yı sarsmaktadır.

Ankara kontrol bölgesindeki istikrarı bozabilecek her türlü unsuru askere alarak sorunu çözümleme kararındadır, hatta gayrimüslimleri de askere alarak bunlardan gelebilecek tehlikeyi bertaraf etmek için Osmanlı gibi yeniden Amele taburları oluşturmuştur.

Ankara’nın celp çağrısına uyanlar da düzenli ordu yerine çetelere katılmaktadırlar. “Alayın birinci taburu bin mevcutla Bilecik’ten hareket etmiş olmasına rağmen Bursa’ya ancak elli mevcutla gidebilmişti. Neferler, Bilecik-Bursa arasında firar etmişlerdi. İkinci taburda aynı akıbete uğramıştı.”Ankara Hükümetinin ilk celbiyle Kütahya’dan katılanlar topluca Ethem Bey’in Kuvay-i Seyyaresine katılmışlardır. Batı Anadolu’nun seferberlik ilan edilen öteki yerlerinde de buna benzer olaylar görülmektedir.

M. Kemal’in 17 Mart 1920’de yayınladığı genelgesinde, vatanın çıkarlarına aykırı, memleketin huzur ve asayişini bozanların din ve millet farkı gözetilmeksizin kanunen şiddetle cezalandırılmalarını ister.

Kuvay-i Milliye komutanlarınca bunlara karşı idama varan cezalar uygulanıyor, asker kaçaklarının evleri yakılıyor mallarına el konuluyordu. Kaçaklar için 1914’te çıkarılmış olan Esrar-ı Askeriyeyi İfşa ve Casusluk, Hıyanet-i Harbiye Hakkındaki Kanun uygulanmaktaydı. Ancak bu kanunun bir Osmanlı Kanunu olması İstanbul Hükümeti ve Padişah aleyhine davrananların da vatan haini olacağı anlamı çıkmasından dolayı kanunun uygulanması sorunluydu.
Son düzenleyen Safi; 30 Temmuz 2016 23:03
Mavi Peri
1 Ağustos 2012 08:36       Mesaj #6
Mavi Peri - avatarı
Ziyaretçi

Kurtuluş Savaşı ve İstiklal Mahkemeleri Dönemi Hukukçuları


Mondoros ateşkes anlaşması Osmanlı Devletini küçültmek ve Türk halkının topraklarını paylaşmak esasına dayalı idi.Ülke İngiliz,Yunan,Fransız,İtalyan devletleri tarafından işgal edilmişti. Mustafa Kemal ve arkadaşları ulusa dayalı, meclisin en büyük erk kabul edildiği düzenli ordu esasına dayalı Kurtuluş Savaşı hareketini başlatmaları ile işgal hali ortadan kaldırıldı.Kurtuluş Savaşı'na en büyük siyasal ve hukuksal kaynaklık eden belge Amasya Tamimi dir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Kurtuluş Savaşı'nın merkezi idi.Bu dönemde ülkede (padişahın İstanbul'unu saymazsak) meclis hükümeti ve idaresi vardı.Yasama-yürütme yargı erkleri Meclise aitti. Kurtuluş Savaşı sırasında asker kaçaklarını , talan ve anarşiyi engellemek için kurulan İstiklal Mahkemeleri de Meclis'in içinden çıkmıştır. Meclise karşı sorumlu olan bu mahkemeler, savaş koşullarında çalışmışlardır.Bu mahkemeler "İstiklal Mahkemeleri Teşkili Hakkında Heyet-i Umumiye Kararı " adlı 18 Eylül l920 tarihli ve 45 nolu Meclis kararıyla kurulmuşlardır. Toplu mahkeme olan istiklal mahkemeleri, genellikle gezici mahkemelerdir.Olayın olduğu yer yanı sıra sanıkların yakalandığı yerlere giderek süratli bir şekilde yargılama yapan bu mahkemelerin kararları genellikle kesindi ve kararın infazı da geciktirilmeksizin yapılmaktaydı. İstiklal Mahkemeleri Kurtuluş Savaşı sırasında asker toplama, erzak ve silah toplama buyruklarının yerine getirilmesi yönünde de hizmet verdi. istiklal
Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara.

TBMM 'nin Ankara'da Ulus semtinde bulunan ilk binası o tarihte İstiklal Mahkemesi olarak da kullanılmıştır. İstiklal Mahkemeleri Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra da çalışmalarına devam etmiştir. Dinci ayaklanmaların yoğun yaşandığı Cumhuriyetin ilk yıllarında bu mahkemeler devrimi koruyan çehreye bürünmüşlerdir. İstiklal Mahkemeleri Atatürk' e suikast davalarında da ses getiren kararlar vermişlerdir.
Nitekim Atatürk'e İzmir'de yapılmak istenen suikast ortaya çıkarılınca , İzmir'e İstiklal Mahkemesi gönderilerek sanıkların yargılanması yapıldı. Şeyh Sait ayaklanmalarını kovuşturan Diyarbakır ve Ankara İstiklal Mahkemeleri çeşitli idam kararları verdi.

Bu kararlar bugün anti laik çevrelerce kıyasıya eleştirilmektedir.Bu mahkemelerin ayaklanmadan sonra Meclisin 117 nolu kararıyla kurulmaları doğal yargıç ilkesine aykırı olmasıyla da çeşitli çevrelerce ele alınmıştır.Bunun yanısıra İstiklal Mahkemeleri çoğu zaman Harp Divanı olarak çalışmaları nedeniyle de eleştirilmişlerdir.Mahkemenin oluşumunda hukukçuların bazen hiç olmaması çoğu zaman da hukukçu üyenin azınlıkta kalacak sayıda olması bu mahkemelere getirilen bir diğer önemli eleştiri olmuştur. Hukuk devrimi ile birlikte İstiklal Mahkemeleri yerini hukuk tahsili yapmış yargıçlardan oluşan mahkemelere bırakmıştır. Ancak asker üyelerin mahkemelerde yer alması geleneği ile, askeri mahkemeler geleneği hukuk hayatımızda İstiklal Mahkemelerinin uzantısı olarak devam etmektedir.

Ali Çetinkaya İstiklal Mahkemeleri


Ali BEY (Çetinkaya)
(d. 1878, Afyon - ö. 21 Şubat 1949, İstanbul), asker ve siyaset adamı. Kurtuluş Savaşı'nda Ayvalık'ta ilk direnişi örgütlemiş, Cumhuriyet döneminde bayındırlık ve ulaştırma bakanlığı yapmıştır. Afyon Rüştiyesi'nde ve Bursa Askeri İdadisi'nde okudu. 1898'de Mekteb-i Harbiye'yi bitirdi. Makedonya ve Arnavutluk'ta çetecilere karşı yapılan savaşlara katıldı. 1907'de Manastır'da ittihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi, cemiyetin örgütlenmesinde rol oynadı. II. Meşrutiyet'in ilanından (1908) sonra Bulgar çetecilerine karşı gönderilen güçlerin komutanlığım yaptı. Trablusgarp Savaşı'nda (1911-12) Derne'de İtalyanlara karşı çarpıştı. I. Dünya Savaşı'nda Irak, Kafkasya ve Makedonya cephelerinde görev aldı. 1917'de kaymakam (yarbay) oldu. Mondros Mütarekesi'nin (30 Ekim 1918) ardından Ayvalık bölgesindeki 72. Alay komutanlığına atandı. 29 Mayıs 1929'da Ayvalık'ı işgal eden Yunanlılara karşı ilk direnişi başlattı ve halkın da direnişe katılmasını sağlayarak Ayvalık cephesini oluşturdu. Ocak 1920'de İstanbul'da toplanan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na Afyon mebusu olarak katıldı. İngilizlerin 16 Mart 1920'de İstanbul'u işgal etmelerinden sonra Malta'ya sürüldü. 1921'de serbest bırakılın ca Ankara'ya gitti ve Afyonkarahisar milletvekili olarak TBMM'ye katılarak Müdafaa-i Hukuk grubunda yer aldı. Halk Fırkasi'nın (sonradan Cumhuriyet Halk Partisi) meclis grubu başkan vekilliğini yaptı. 1925'te TBMM'de tartıştığı Ardahan milletvekili Halit Pasa'yı vurdu. Aynı yıl Ankara İstiklal Mahkemesi başkanlığına getirildi. Bu mahkeme 1926'da Mustafa Kemal'e İzmir'de düzenlenen suikast ile ilgili görülen Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TpCF) kurucuları ile eski İttihatçıları da yargıladı. Çetinkaya 16 Şubat 1934'te nafia vekilliğine (bayındırlık bakanlığı) atandı ve bu görevi 3 Nisan 1939'a değin, 6. ve 7. İnönü, l. ve 2. Bayar, l. Refik Saydam hükümetlerinde sürdürdü. 3 Nisan 1939'da kurulan 2. Refik Saydam hükümeti döneminde ilk kez oluşturulan muhabere ve münakale vekilliğine (ulaştırma bakanlığı) getirildi. 20 Kasım 1940'ta bu görevden ayrılan Çetinkaya, ölümüne değin Afyon karahisar milletvekilliğini sürdürdü.
Ankara Istiklal Mahkemeleri Üyeleri: Kiliç Ali Bey, Ali Bey(Çetinkaya), Necip Ali Bey ve Resit Galip Bey (Aydin)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara İstiklal Mahkemesi mücadelesinde yalnız Allah'tan korkar

Kılıç Ali Paşa


kiliçali
Kılıç Ali olarak tanınan asker kökenli, ilk mecliste görev almış,mebusluk (milletvekillik) yapmıştır.Kuruluşundan bu yana ağırlığını ve kişiliğini istiklal mahkemesi olgusuna ve devrimin ilkelerine damga gibi vurmuş hakimlerdendir.Uzun yıllar İstiklal Mahkemelerinde başkanlık yapmıştır.
Kılıç Ali Mustafa Kemal Atatürk'ün daima yanında yer almıştır.Kurtuluş Savaşı sırasında ve Cumhuriyetin inşası sırasında olduğu gibi hastalığında da Atatürk'ün yanından ayrılmamıştır.Atatürk'ün hastalığının en ağır dönemlerinde ailesini ve işini bırakarak Dolmabahçe Sarayı'nda onun yanından ayrılmamıştır.Atatürk'ün ölümü ile birlikte İstanbul'a taşınmış, yalnızlık duygusuyla bunalımın eşiğine gelmiş , kimseyle görüşmemeye başlamıştır.Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı ,dostu onun ölümüyle birlikte adeta giderek yok olmaya başlamıştır. Uzun matemden sonra hayata yeniden bağlanan Kılıç Ali tavrı ve fikirleriyle Atatürk Türkiye'sinin en önemli ismi olarak yaşamış ve ölmüştür.Tarihe Kurtuluş Savaşı kazanımlarını koruyan, vatanını seven, Atatürk'ün dostu bir devlet ve hukuk adamı olarak geçmiştir.
Son düzenleyen Safi; 30 Temmuz 2016 23:06


Daha fazla sonuç:
İstiklal Mahkemeleri

Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç