Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 21.414|Cevap: 25|Güncelleme: 18 Ocak 2017

Güneş (Uzay)

Mesaja atla
nünü
2 Nisan 2008 10:04   |   Mesaj #1   |   
nünü - avatarı
Ziyaretçi
Güneş
Ad:  güneş1.jpg
Gösterim: 675
Boyut:  24.8 KB

Dünyaya en yakın yıldızdır ve 8 ışık dakikası (149.6 milyon km) uzaklıktadır. Bu aynı zamanda güneşe baktığımızda onun 8 dakika önceki halini görüyoruz demektir.700.000 km yarıçapı ve 15 milyon K çekirdek sıcaklığı göz önüne alındığında H-R diyagramına göre G2 türünden cüce yıldızlar sınıfına girer. Güneş sisteminin Samanyolu’nda Oort Bulutu’ndan oluştuğu sanılmaktadır. ( C ile K dönüşümü +/- 273 ile yapılır)
Güneş manyetik bir alana sahip olan, dönen ve çekirdeğinde enerji üreten bir gökcismidir. Güneş, güneş sistemindeki maddenin % 99.85’ni içerir. Gezegenler % 0.135, uydular,asteroidler, kuyruklu yıldızlar, meteoritler ve gezegenler arası ortam ise % 0.015’ni oluşturur. Güneşin enerjisi, 15 milyon K (Kelvin) sıcaklıktaki ve yeryüzü atmosfer basıncından milyarlarca kez fazla olan çekirdeğindeki, hidrojenin helyuma dönüşmesinden kaynaklanır. Çekirdek tepkimeleri sonucu serbest kalan enerji, yüzeye gelir ve buradan uzaya yayılır. Bu enerjinin sadece 2.2 milyarda biri yeryüzü tarafından soğurulur ve yaşam için gerekli koşulların oluşmasını sağlar. Güneşten, X-ışınlarından radyo dalgalarına kadar her dalga boyunda enerji yayılır. Güneşte ışınım kuvveti ile çekim kuvveti denge halinde bulunur.
Sponsorlu Bağlantılar

700.000 km çapa göre çekirdekte oluşan ışığın hızı da göz önüne alındığında yüzeye yaklaşık 2 sn de gelmesi gerekirken, aşırı hidrojen yoğunluğuna bağlı olarak bu süre 10 milyon yıldır. Aslında biz 8 dakikadan da öte güneşin 10 milyon yıl önce oluşturduğu ışığı görüyoruz.

Güneş ;
Yeryüzü çapının yaklaşık 110 katı,
Yer yüzey alanının 12.000 katı,
Yer kütlesinin 333.000 katı,
Yer hacminin ise 1.306.000 katıdır.
Güneş kendi ekseni etrafında diferansiyel dönme hareketi yapar yani kutuplar ve ekvator farklı hızlarda döner.
Ekvatoral bölgenin dönme hızı kutupların dönme hızından fazladır. Yaklaşık 400 km kalınlığında olan ve Işıkküre (fotosfer) denilen güneşin gözle görülen parlak yüzeyi teleskopla incelendiğinde granüler (bulgurcuk) yapıya sahip olduğu görülür. Her biri sıcak bir gaz kütlesinin tepesi olan bu granüllerin sayısı yaklaşık 4 milyon kadardır ve tüm güneşin yüzeyini kapsar. Ortalama ömürleri 7-10 dk arasında olan bu granüllerin boyutu 300–1450 km arasındadır ve bu gazlar saatte 0.5 km hızla yükselirler, enerjilerini kaybedince soğuyarak yüzeye doğru düşerler ve granüller arası karanlık çizgileri oluştururlar.

Güneşin kenarı, merkezinden daha karanlık görünür. Bunun nedeni, güneşin merkezine bakıldığında ışıkkürenin derin ve sıcak katmanlarını, kenar kısmına bakıldığında ise daha yüksek ve daha az sıcak katmanlarını görüyor olmamızdır. Işıkkürenin üzerinde, yaklaşık 5.000 km kalınlığında ve renkküre (kromosfer) adını alan bir iç atmosfer vardır. Yapılan araştırmalar renkkürenin kenarlardaki katmanlarının bir çayır yangını görünümünde olduğunu, birbiri üzerine binişen pek çok fışkırtı bulunduğunu belirledi ve bunlara iğnecik (spikül) adı verildi. Bu iğnecikler bulundukları yüzeyden 8.000 km kadar yüksekliğe çıkabilmektedir.

Renkkürenin de üzerinde son derece yüksek sıcaklıklı Güneş tacı (korona) bulunur. Güneş tacı, birkaç güneş yarıçapı uzaklıkta, yaklaşık 2 milyon K’lik bir kinetik sıcaklığa sahiptir. Güneş tacının bu kadar sıcak oluşu, ışıkkürede ve renkkürede bulunan bulgurcuk (granül) ve iğneciklerdeki (spikül) kütle hareketleri olduğu sanılmaktadır. Güneş tacının bu yüksek sıcaklık nedeniyle, dışarıya doğru yayılan ve dünyanın ötesine kadar uzanan elektrik yüklü bir tanecik akımı (nötrino) oluşturur. Bu akım, Güneş rüzgarı olarak adlandırılır.

Güneş lekeleri ışıkküredeki önemli, değişken, kalıcı olmayan, güneş yüzeyine oranla fazla yer kaplamayan ve çok şiddetli manyetik alana sahiptir oluşumlardır. Bu alan 500 gauss’dan başlayıp 4.000 gauss’a kadar çıkabilir, bir karşılaştırma yapmak gerekirse dünyanın manyetik alan şiddeti 1 gauss’dan küçüktür ayrıca güneşin manyetik alan şiddetinin de birkaç gauss olduğu düşünülmektedir Güneşin merkezinde açığa çıkan enerji radyatif iken yüzeye doğru gittikçe maddesel taşınma (konveksiyon) meydana gelir. İşte bu maddesel taşıma ile güneşin diferansiyel dönmesi etkileştiğinde kara leke meydana gelmektedir. Ortaya çıkan leke grubu hızla büyüyerek birbirinden ayrılır ve güneşin dönme yönünde en öndeki leke genellikle en büyük lekedir ve baş leke adını alır. Lekeler max. büyüklüklerine ulaştıktan sonra genellikle birkaç hafta içinde kaybolurlar, yalnız kalan baş leke de giderek küçülerek o da birkaç hafta içinde kaybolur. Ortalama büyüklükteki bir lekenin gölge çapı 30.000 – 50.000 km arasındadır, nadiren de 140.000 km’ ye kadar çıkabilir. Güneş yüzeyinde gözlenen leke sayısı sürekli olarak değişir. Leke etkinliğinin max olduğu iki çevrim arasındaki süre 11 yıldır, buna ilaveten 80 yıllık bir çevrim daha olduğu bilinir.

Genelde renkküre beneklerinde zaman zaman ortaya çıkan ani parlamalar püskürme denir. Küçük püskürmeler birkaç dakika, büyükleri ise birkaç saat sürer. Fışkırmalar, görünüşü çok güzel olan güneş olaylarından biridir. Bunlar güneş yüzeyinde 200.000 km uzunlukta, 40.000 km yükseklikte ve 6.000 km kalınlıkta olabilen şerit biçimli gaz akımlarıdır.
Ad:  güneş2.jpg
Gösterim: 442
Boyut:  21.2 KB

15 milyon K iç sıcaklığa sahip olan güneş, yaydığı enerji (3.86 x 1033 erg/sn) göz önüne alındığında saniyede 4.7 milyon ton kütle kaybetmektedir. Başka bir deyişle güneş yılda kütlesinin 100 milyarda birini kaybetmektedir. Güneşin kütlesinde ve yaydığı enerjide sezilebilir bir değişme ancak 6 milyar yılda ortaya çıkabilir. Dünyanın 4.5 milyar yaşında olduğu düşünülürse, bu da demektir ki güneş, yeryüzü var olduğundan beri hiç değişmemiştir. %60’ı hidrojenden oluşan güneşin bu kadar güçlü enerji açığa çıkarması ancak çekirdek tepkimeleri sonucunda oluşabilir. Bu tepkimeler içerisinde en önemlisi proton-proton tepkimesi olarak adlandırılan çekirdek kaynaşması (füzyon) zinciridir. Açığa çıkan enerjinin küçük bir bölümü de tepkimelerde oluşan nötrinolar tarafından taşınmaktadır.

Güneşin bundan sonraki evriminin öteki yıldızların evrimine benzeyeceği söylenebilir. Bütün hidrojen tükendiğinde helyum ile daha ağır atomlar arasında oluşacak tepkimeler başlayacak, böylece güneş, boyutları büyüyüp parlaklığı artarak, bir kırmızı dev yıldıza dönüşecektir. Sonunda bütün nükleer enerji kaynakları tükenince, dış katmanlarını boşluğa fırlatacak ve gezegenimsi bulutsu oluşturacaktır. (Gezegenimsi bulutsular ise daha sonra yeni yıldızların oluşması için ortam hazırlayacaklardır) Gezegenimsi bulutsu oluşturduktan sonra beyaz cüceye dönecek olan güneş, şu anki çapının 1/100’üne kadar küçülecek. Güneşin toplam ömrünün 10 milyar yıl olduğu tahmin edilmektedir.


Son düzenleyen Safi; 29 Mart 2016 02:54
nünü
17 Mayıs 2008 10:50   |   Mesaj #2   |   
nünü - avatarı
Ziyaretçi
Güneş'in görünen yüzeyine ışıkküre (fotosfer) denir. Bunun üzerinde, renkküre (kromosfer) adını alan 5.000 km kalınlığında bir iç atmosfer vardır. Bunun da üzerinde, son derece yüksek sıcaklıktı Güneş tacı (korona) bulunur. Güneş tacı,
Yer'e hatta daha ötelere kadar uzanır. Güneş, bir magnetik alana sahip olan, dönen ve çekirdeğinde enerji üreten bir gökcismidir. İç bölümlerinde üretilen enerjinin yüzeye taşınmasının, magnetik alanın yüzeyde yol açtığı gelişmelerin ve dönme hareketinin etkisiyle son derece karmaşık hale gelen Güneş olaylarının incelenmesi, modern Güneş astronomisinin başlıca konulan arasındadır.
Güneş, yüzyıllar boyunca tapınılan bir varlık olmuş ve bu nedenle fiziksel özellikleri pek incelenmemiştir.
Sponsorlu Bağlantılar
Atinalı filozof
Ad:  güneş3.jpg
Gösterim: 440
Boyut:  21.0 KB

Anaksagoras İÖ 467 dolaylarında Aigos-Potamorye düşen büyük bir göktaşının Güneş'ten geldiğini ileri sürdü. Bundan kalkarak da Güneş'in Peloponne-sos'tan daha büyük, kızgın demirden oluşan bir cisim olduğu sonucuna vardı. Teleskopun keşfini izleyen yıllarda Galileo Galilei, Johannes Fabricius, Christoph Scheiner ve Thomas Harriot, aynı yıllarda Güneş lekelerini buldular (1610-11). İki yüzyıl sonra, 1843'te Alman amatör astronom Samuel Heinrich Schwabe, 33 yıl boyunca sürdürdüğü çok dikkatli gözlemlere dayanarak, Güneş lekelerinin sayısının 10 yıllık bir dönem içinde değiştiğini ortaya koydu.
1852'de bu çevrimin 11,2 yıl olduğu ve ayrıca 80 yıllık bir başka dönemin de bulunduğu anlaşıldı.
1858'de, yeni çevrimin başlangıcında ilk lekelerin ±30° enlemlerin çevresinde ortaya çıktığı ve çevrim ilerledikçe lekelerin giderek Güneş ekvatoruna doğru kaydığı ve ±8° enlemleri çevresinde toplandığı gözlendi.

1834'te Alman matematikçi ve astronom Carl Friedrich Gauss, magnetik olguların gözlenmesine yönelik ilk gözlemevini Göt-tingen'de kurdu. Bunu başkaları izledi. 1857'de, küçük günlük magnetik değişimlerin Güneş çevrimi ile ilintili olduğu gösterildi. 1904'te, şiddetli magnetik fırtınaların, büyük leke gruplarının merkezî meridyenden geçişiyle ilintili olduğu bulundu.

Tam güneş tutulması sırasında güneş koronası çıplak gözle görüebilir.
Yeni teleskopların ve çok ileri tekniklerin kullanıldığı yardımcı donanımlarla Güneş astronomisinde çok önemli gelişmeler sağlandı. Güneş lekelerinin fiziksel ve kimyasal yapısının anlaşılması spektroskopinin gelişmesinden sonra olanaklı oldu.
1870'te, Güneş lekelerinden salman ışınımın tayfında, molekül halinde bileşiklerin bulunduğunu gösteren karanlık bantlar keşfedildi. Daha sonra, bazı çizgilerin genişlemesinin, dara-larak keskinleşmesinin ye bazı karanlık çizgilerin tümüyle parlak çizgi durumuna gelmesinin, Güneş lekelerinin çevresindeki gazların parlamasından (bugün püskürtü olarak adlandırılır) kaynaklandığı ileri sürüldü. Spektroskopik incelemeler sonucunda 1909'da, lekelerin daha soğuk ve karanlık olan merkezinden (gölge) dış kısımlara (yarıgölge) doğru, saatte 2 km hızında bir gaz akımının bulunduğu belirlendi. 1913'te, lekelerin üstündeki atmosferin yüksek katmanlarından, leke merkezine doğru, tersine bir akımın varlığı saptandı. Spektrohelyo-grafın (güneş tayfçekeri) 189İ'de George Ellery Hale tarafından bulunuşu, Güneş'in hidrojen, kalsiyum ve öteki elementlerin iyon ve atomlarından salınan ışıkta incelenmesini olanaklı kıldı, böylece renkküreye ilişkin ayrıntılı bilgiler elde edildi. 1908'de Hale, Güneş lekelerinin magnetik niteliğini ortaya koymak amacıyla leke tayfındaki bazı atomlara ait çizgilerde yarılma ve kutuplanma olup olmadığını (Zeeman etkisi) araştırdı. Bunun için, Wilson Dağı Gözlemevi'nde büyük kule teleskoplar kuruldu, bunların zeminlerine spektroskoplar yerleştirildi. 1914-24 arasında Hale, güneş lekelerinde magnetik kutupların tersine dönmesi konusundaki yasaları geliştirdi. Hale Güneş'in genel magnetik alanını ölçmeye de niyetlendi, ama bu konudaki güvenilir ölçümler ancak 1948'de fotoelektrik magnetografın bulunmasından sonra gerçekleştirilebildi.

Alman fizikçi Joseph von Fraunhofer, kendi yapımı çok geliştirilmiş bir spektroskopla Güneş tayfındaki karanlık çizgilerden 574 tanesini görsel olarak belirledi; bu çizgilerin çok belirgin olanlarını, bugün hâlâ çizgi tanısında kullanılan bir sistemle, A,a,B,C,D gibi harflerle gösterdi. Günümüzde Fraunhofer çizgileri olarak bilinen bu karanlık çizgilerin fiziksel anlamı, 1859'da Alman fizikçi Gustav Robert Kir-chhoff tarafından açıklandı. Kirchhoff, sıcak Güneş'i çevreleyen, kendisinin "çevirici katmanlar" olarak adlandırdığı ve tayftaki karanlık çizgileri oluşturduğu sanılan daha soğuk buhar katmanlarının bulunduğunu ileri sürdü. Laboratuvarda elde edilen tayflarla Güneş ışığı tayfının karşılaştırılması sonucunda, Güneş'te sekiz elementin varlığı saptandı. ABD'li fizikçi Henry Augustus Rowland, 1897'de 12 metre boyunda çok yüksek nitelikli bir Güneş tayfı fotoğrafı yayımladı. Bu tayf aracılığıyla, Güneş'te 39 kimyasal elementin varlığı kanıtlandı. Yer atmosferindeki ozonun soğurma etkisi nedeniyle, Rovvland'ın tayfı ancak morötesine kadar uzanabiliyordu. Bu sınır, atmosfer dışında (uzayda) gözlem yapılmasının olanaklı duruma gelmesiyle aşıldı. Günümüzde Güneş tayfı görünür ışık bölgesinden 1 ângströmden (A, 10~10 m) daha küçük dal-gaboylarına kadar elde edilmiştir. Kırmızıya doğru ise, 1888'de Güneş tayfı 53.000 A'ya kadar elde edilmişti. Yeni algılayıcılarla bu sınır, yalnızca Yer atmosferinin 25 mikrometreden büyük kızılötesi tayfını engelleyen su buharı kuşaklarıyla belirlenmektedir. Tayfın tümü, su buharı ve ozon soğurmalarından etkilenmeyecek kadar vükseâe çıkıldığında gözlenebilir.

Güneş Patlaması

Güneş sıcaklığı. Güneş'in sıcaklığının belirlenmesi Güneş astronomisindeki en güç problemlerden biridir. İngiliz astronom Sir John Herschel Güney Afrika'da ve 1837'de Fransız fizikçi Claude-Servais-Mathias Pouil-let Fransa'da Güneş ışınlarının dik gelmesi ve tümünün soğurulması durumunda 1,8 cm derinliğindeki bir su katmanının sıcaklığını dakikada TC yükselttiğini gözlediler. Ölçüm tekniği ilke olarak çok kolaydı, ama atmosfer soğurması bilinmeyen bir faktör olarak kalıyordu. Son zamanlarda, balon ve uçak gözlemleri sonucu, dakikada 1,9b cal/cm2'lik bir güneş sabiti değeri bulundu. Güneş sabiti, Yer atmosferi dışında, ortalama Güneş-Yer uzaklığında, birim alana gelen toplam Güneş ışımasıdır.

Güneş, X ışınlarından radyo dalgalarına kadar her dalgaboyunda enerji yayınlar. Bu enerjinin yaklaşık yüzde 4O'ı tayfın görünür bölgesinde, yüzde 50'si kızılötesi bölgesinde, kalanı da morötesi bölgesinde salınır. Güneş'in yüzeyinden uzaya kaçan ışınım, Güneş atmosferinin farklı derinlikteki ve sıcaklıktaki bölgelerinden gelir. Dış yüzeyde sıcaklık 4.200 K kadardır ama çıplak gözle bakıldığında sıcaklığın 10.000 K olduğu derinlikler görülebilir. Güneş'in etkin sıcaklığı, bir başka deyişle, Güneş'in saldığı enerjiye eşit enerji salan küresel bir kara cismin (bak. kara cisim) sıcaklığı da belirlenmiş, Stefan-Boltzmann yasalarından hareketle bu sıcaklığın 5.740 K olduğu hesaplanmıştır. Tayfın farklı bölgelerinde de farklı renk sıcaklıkları bulunmuştur. Görünür ışık bölgesinin tümü için 6.000 K'lik bir renk sıcaklığı uygun düşmektedir.

Güneş'ten salınan çok büyük miktardaki enerjinin tanımlanması pek kolay değildir. Bir örnek vermek gerekirse; eğer Güneş 12 m kalınlığında bir buz katmanıyla sarmalanmış olsaydı, bunu eritmesi için bir dakika yeterli olacaktı. Yeryüzüne ulaşan Güneş enerjisi km2 başına 1,5 milyon BG dolayındadır. Bu çok büyük enerjiyi yararlanılabilir duruma getirmekte önemli güçlükleüe karşılaşılır. Yüksek sıcaklıklar elde etmek amacıyla büyük parabolik toplayıcılar kullanmak gerekmektedir.

Güneş'ten gelen radyo dalgaları ilk kez 1942'de ingiliz radar istasyonlannca belirlendi. Bunun, Güneş'in yüzeyinde görülen etkin bir lekeyle, özellikle de 28 Şubat'ta gerçekleşen büyük püskürmeyle ilintili olduğu ileri sürüldü. Aynı yıl, Güneş lekeleri ve bunlarla ilintili etkinliklerin en az olduğu "sakin Güneş" döneminde de zayıf bir radyo yayını belirlendi. Enerjinin Güneş'in iç bölümlerinde üretildiğine ilişkin modern görüş, Sir Arthur Stanley Eddington'la başladı. Eddington, Güneş sisteminin tahmin edilen ömrü boyunca, Güneş'ten dışarıya sürekli olarak gönderilen enerjinin ancak çekirdek tepkimeleriyle karşılanabileceğini ileri sürdü. Hidrojenin helyuma dönüştüğü çekirdek tepkimeleri sonucunda açığa çıkacak enerji miktarı 1937-38 yıllarında ayrıntılı olarak hesaplandı.
Son düzenleyen Safi; 29 Mart 2016 02:57
XxSuiKasTxX
8 Nisan 2010 22:27   |   Mesaj #3   |   
XxSuiKasTxX - avatarı
Ziyaretçi
Yeryüzündeki canlıların yaşaması bakımından en büyük enerji kaynağı olan Güneş dünyadan bir milyon defa daha büyüktür. Dünyadaki bütün canlılar canlılıklarını Güneş'in ısısına ve ışığına borçludurlar.

Güneş dünya'ya en yakın yıldızdır. Güneş sisteminin merkezi olan Güneş aslında küçük yıldızlardan sayılır. Fakat başka yıldızlara oranla dünya'ya yakın olduğu için bize büyük görünür. Güneş'in dünyadan uzaklığı yaklaşık olarak 149.500.000 kilometredir. Çapı 1. 380. 000 kilometre olup dış görünüş bakımından 3 kısımda incelenebilir :
Sponsorlu Bağlantılar

1- Işıkküre (Fotosfer)
Ad:  güneş4.jpg
Gösterim: 363
Boyut:  19.3 KB

2- Renkküre (Kromosfer)
3- Taç (Korona)


Güneş dünyadan bir milyon defa daha büyüktür ama ağırlığı dünyanın sadece 332. 000 katıdır. Bu durumdaGüneş'in dünyadan daha hafif materyalden yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Başka türlü söylemek gerekirse Güneş'i meydana getiren maddeler dünyayı meydana getiren maddelerden daha hafiftir. Çünkü dünya Güneş kadar büyük olsaydı ağırlığı onun ağırlığının dört misli olacaktı.

Dünyayı meydana getiren elemanların büyük bir kısmı Güneş'te de mevcuttur. Hatta bunlardan bazılarının oranı dünyadakinden daha fazladır. Güneşin bileşiminde en yüksek oranla bulunan maddeler hidrojen kalsiyum sodyum magnezyum ve demirdir.

Yukarda Güneş'i oluşturan materyalin dünyaya oranla daha hafif olmaları gerektiğini belirtmiştik. Bunun nedeni Güneş'in genellikle gazlardan meydana gelmiş bir küre olmasıdır. Yani Güneş kızgın bir gaz küresidir. Uzayda kızgın gazlardan oluşmuş bir kürenin varlığını tahayyül etmek belki de güçtür. Çünkü gaz kapalı tutulmadığı süre kaçan dağılan bir elemandır. Ancak çekim kuvvetinin buradaki etkisini de unutmamak gerekir. Güneşin çekim gücü dünyanın çekim gücünden çok büyüktür.

Güneşin en belirgin özelliklerinden biri belki birincisi de buradaki akıl almayacak yüksek ısıdır. Güneş'in ışık ve sıcaklık veren parlak kesimi ışıkküre'deki ısının 5800° (derece) olduğu hesaplanmıştır. Merkezindeki ısı ise yaklaşık olarak 20.000.000° (derece) yi bulmaktadır.Yüzeye doğru geldikçe bu ısı azalır.Işıkküre'nin üst kesimlerinde ısı 4200° ye kadar düşer.Bilimsel yöntemlerle yapılan incelemeler bundan sonra ısımn gene yükseldiğini belirtmektedir. Taç kısmının başladığı 15.000 kilometrede 500. 000° ye ulaşmışken tacın dış kesimlerinde 1.500.000°ye yükselir.

Güneş'in merkezindeki korkunç ve akıl almaz ısıda madde en ilkel halindedir. Başka türlü söylemek gerekirseatom çekirdekleri kendilerini kuşatan elektron uydulardan sıyrılmışlardır.

Dünyanın yoğunluğuna oranla Güneş'in yoğunluğunun daha az olacağı tabii bir şeydir. Nitekim Güneş'in yoğunluğu suyun yoğunluğunun 1.14 ü kadar olduğu halde dünyanın yoğunluğu bunun 5. 5 katıdır.

Yazının başında Güneş'in dünyamıza en yakın yıldız olduğuna değinmiştik. Güneşten sonra bize en yakın yıldız (Alpha Centauri)gerçekte Güneşten yaklaşık olarak 300.000 defa daha uzaktır.

Güneşin enerji kaynağı çok eski tarihlerden beri bilim adamları için bir merak konusu olmuştur. Güneşin aynı büyüklükte bir kömür kitlesi olduğu varsayılsa bu kitle 1500 yıl içinde yanıp biterdi. Oysa bilimsel yöntemlerle yapılan incelemeler sonucu dünya gibi Güneş'in de birkaç milyar yaşında olduğu ortaya çıkmıştır. Son inceleme ve araştırmalara göre Güneş'teki enerji kaynağı atomlardır. Güneş'in merkezindeki hidrojen atomları sürekli olarak helyum atomuna çevrilmektedir. Bunun nedeni basit yapılı hidrojen atomunun diğer bütün elemanların "yapı taşı" niteliğinde olmasıdır. Hidrojen'den sonra en basit atom da helyum atomudur. Hidrojen atomu Güneş'in merkezinde helyum atomuna dönüşürken % 3 oranında bir kayıp olur. Bu fark da enerji sıcaklık ve ışık olarak şekillenir. Yani Güneş'in yüzünden devamlı olarak kaybolan enerji iç yapısında atom değişmelerinden oluşan enerjiyle karşılanmaktadır. Bu da Güneş'e akıl almaz boyutlarla dev yapılı ve tükenmez bir atom pili niteliği verir.

Güneşin ışığı ne renktir?
Çoğunuzun sarı diyeceğine eminim.
Güneş ışığı beyazdır, yani bir renk değildir, bütün renklerin karışımıdır.
Bunun ispatı ise çok kolaydır. Eğer evinizde kristal bir avize varsa, bir parçasını annenize belli etmeden alın ve güneşe doğru tutun. Kristalin ışığı kırarak aynı gökkuşağının renkleri gibi ayrıştırdığını göreceksiniz.
Bilindiği gibi, güneşin beyaz ışığı aslında mor, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı renklerin karışımıdır. Güneşten çıkarak atmosferimize kadar yol alan güneş ışınlarının çoğunluğu teğet geçerken, bir kısmı atmosferimiz tarafından emilir.

Ad:  gokyuzu-neden-mavi.jpg
Gösterim: 327
Boyut:  24.8 KB
Atmosferde mavi renk kırılması

Bu ışık atmosferden geçerken mor tarafındaki ışıklar, kırmızı tarafındakine göre daha fazla dağılırlar ve atmosferde çoğunlukla mavi renk kırılarak yeryüzüne yansıtılır. Bu durumda biz gökyüzünü mavi renkte görürken, güneşi de beyaz-sarı karışımı bir renkte görürüz.
Atmosferimiz olmasaydı, güneşi yine parlak bembeyaz renkte görecek ancak bütün gökyüzü geceleri olduğu gibi karanlık olacak, güneşle beraber diğer yıldızlar da görünüyor olacaktı.

Ad:  gunesin-acilarina-gore-renkleri.jpg
Gösterim: 318
Boyut:  8.7 KB

Gündoğumunda güneş neden turuncu?
Peki aslında beyaz renk olan güneş ışınları yukarıda bahsedilenler nedeniyle sarı renk görülüyor da, güneş ufka yaklaşıp batarken nasıl turuncu, hatta kıpkırmızı bir renk alabiliyor?
Güneş ufukta alçaldığı zaman, açısı nedeni ile gözümüze ulaştığı mesafe de uzadığından, ışınları ona bakanlara daha çok yol kat ederek ulaşır. Bu, ışınların havada daha çok molekül ve parçacık arasından geçmesi, onlar tarafından daha çok yansıtılması ve dağıtılması demektir.
Böylece güneş ufukta alçalmaya, batma noktasına doğru gelmeye başlayınca, o anda tepesinde bulunduğu yerlerde kırmızı dışındaki renkler atmosfer tarafından emildiği için gökyüzü mavi, güneş sarı renkte görüldüğü halde, güneşi ufukta görenlere kırmızı ve biraz da turuncu renkler ulaşır.

Güneş batarken neden kırmızı görünür?
Atmosferi oluşturan renksiz gazlar küçük oranda da olsa ışığın saçılmasına neden olur. Bu saçılma mavi ışık için görece fazla kırmızı ışık içinde daha azdır. Gökyüzünün mavi olmasının nedeni de budur. Akşam batmadan önce ve sabah doğduktan sonra yani güneş ufka yakın olduğu konumda güneşten gelen ışık oldukça uzun bir hava tabakasından geçerek bize ulaşır. Bu nedenle de olağandan çok daha fazla saçılım gerçekleşir.


Son düzenleyen Safi; 31 Mart 2016 19:35
19 Kasım 2010 13:27   |   Mesaj #4   |   
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI
Güneş Yüzeyi Oldukça Hareketli Bir Dönem Geçiriyor

Güneş gökyüzünde görüldüğü gibi sakin olarak durmamaktadır. Yüzeyinde gerçekleşen ilginç olaylarla hem amatörlerin hem de profesyonel gözlemcilerin ilgisini üzerine çekmeyi başarmaktadır. Ekim ayı ortalarında meydana gelen lekenin yaklaşık 12 gün boyunca kaybolmaması geçtiğimiz dönemin önemli gök olaylarından biri olmuştur.

20 Ekim’de meydana gelen 1117 numaralı büyük Güneş lekesi ay sonuna kadar o kadar büyüdü ki çıplak gözle bile görülebilecek hale geldi. Lekenin ana kısmının büyüklüğü, Yer’in büyüklüğünün dört katı genişliğine ulaştı. Sadece büyümekle kalmayan Güneş lekesi, şeklini de değiştirdi. Ayrıca M sınıfı bir parlama (flare) gerçekleştirdi. M sınıfı parlamalar orta şiddetteki parlamalar olup Yer’in uçlak bölgelerindeki radyo yayınımlarını etkilemektedir. Amatör gökbilimciler için görsel bir şölen olarak tanımlanan bu parlamanın görüntüleri profesyonel gökbilimciler tarafından da incelenerek parlamanın Yer’e etkisi araştırıldı. Ayrıca Güneş Dinamiği Gözlemevi (Solar Dynamics Observatory - SDO)’ni kullanan profesyonel gökbilimciler dev Güneş kasırgasını görüntülediler. 28 Ekim günü,gözlenen bükülmüş ipliksi yapının aniden düzeldiği de görüntülendi. Bu düzelme sonucunda olağanüstü bir püskürme gerçekleşti. Bu bükülmüş - düzelmiş yapının yüksekliği Güneş yüzeyinden 350000 km’dir. Uzaya atılan bu yapı Yer’e doğru gelmediği için bizim için bir tehlikesi de olmadı. İpliksi yapı sakin olarak iki gün geçirdikten sonra tekrar kırılarak iki parlama gerçekleştirdi. Bu parlamalar düşük şiddetteki C2 ve C6 sınıfı türlerindendi.

Güneş aktivitesi hızını kesmeden geçtiğimiz günlerde de devam etmiştir ve etmektedir.3 Kasım’da gerçekleşen C4 sınıfı bir parlama oldukça uzaktan SDO tarafından en uç moröte dalgaboyunda kaydedilmiştir. Bu parlama Güneş’in arka yüzeyinde bulunan doğu çevresindeki etkin bölgede gerçekleşmiştir. İlginç olan bu parlamanın kaynağının sahibi olan Ekim ortalarında ortaya çıkmış 1112 numaralı etkin bölgedir. Bölge Güneş’in arka yüzeyine giderek gözlem alanından kaybolmuş ve bu parlamayla tekrar geri geldim mesajı vermiştir.

İkinci geçişini gerçekleştiren 1112 numaralı lekeye yeni geçiş gözlemleri için 1121 numarası verilmiştir. Leke 4 Kasım’da M1 sınıfı, 5 Kasım’da M2 sınıfı ve 6 Kasım’da bu yılın en parlak parlaması olarak kaydedilen M4.5 sınıfı bir parlama gerçekleştirmiştir. Parlamalar SDO tarafından gözlenmiştir. 11 Kasım’da ise leke beşten fazla C sınıfı parlama geçirerek ikiye ayrılıp yeni bir lekenin ortaya çıkmasına neden oldu. 1123 numarası verilen yeni leke 12 Kasım’da C4 sınıfı bir parlama gerçekleştirmiş ve Güneş yüzeyinden koparttığı maddeleri doğrudan Yer’e doğru atmıştır. Bu kütle atımını Güneş ve Helyosfer Gözlemevi (Solar and Heliospheric Observatory - SOHO) ve NASA’nın ikiz uydusu Güneş Yer İlişkileri Gözlemevi (Solar Terrestrial Relations Observatory -STEREO) koronograf yardımıyla gözlemiştir. C sınıfı parlamalar düşük şiddetli oldukları için Yer’e doğrudan bir zararları yoktur. Doğa harikası olarak nitelendirilen uçlak ışıklarının oluşmasına neden olurlar. 13 Kasım’da da 1124 ve 1125 numaralı lekeler tarafından B sınıfı parlamaların meydana geldiği gözlenmiştir.







Kaynak:Spaceweather(27 Ekim-13 Kasım 2010)
3 Ocak 2011 18:54   |   Mesaj #5   |   
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI
Büyük Ayı'nın Keskin Gözüyle Güneş Lekesi

Güneş lekelerine görsel bölgede baktığımızda Güneş’in yüzeyinde karanlık bölgeler şeklinde dikkat çekerler. Güçlü manyetik alanların Güneş’in içindeki ısı aktarımını engellemesi sonucu leke yüzeye göre daha soğuktur. Yalnızca bir lekeyi incelediğimizde ise içte tam karanlık ve dışta yarı karanlık bölge şeklinde ikiye ayrılmış yapısını fark ederiz. Güneş lekelerinin büyüklüklerinin genelde Yer’den daha büyük olduğunu düşünürsek, bu yapıların boyutları hakkında da bir bilgimiz olur.

Büyük Ayı Güneş Gözlemevi (Big Bear Solar Observatory - BBSO)’ne kurulan 1.6 metre çapındaki Yeni Güneş Teleskobu (New Solar Telescope - NST) bu lekelerden birini fotoğraflamayı başardı. Görüntüdeki leke, 50 kilometreden daha az bir genişliğe sahip ve Yer’den yaklaşık 150 milyon kilometre ötede Güneş’in diskinde bulunmaktadır. Görüntüde Güneş lekesinin tam karanlık ve yarı karanlık bölgeleri ile Güneş’in bulgurlu yüzeyi (konvektif hücreleri) oldukça net bir biçimde görülmektedir. Ayrıca bu görüntü şimdiye kadar çekilmiş en net Güneş lekesi görüntüsüdür.Uzun bir sakin dönemden sonra birkaç Güneş lekesi ortaya çıkmaya başlasa da asıl lekelerin artacağı Güneşin etkin olacağı dönem 2012 ve 2014 yılları arasında beklenmektedir.



Kaynak:RAS(Royal Astronomical Society)
Son düzenleyen nötrino; 29 Mart 2016 21:10
9 Ocak 2011 13:22   |   Mesaj #6   |   
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI
Güneş’in uzaya doğru uzanan parlak gazyuvarı olan ‘taç’ kısmının neden yüzeyden çok daha sıcak olduğu anlaşıldı

Gökbilimciler tarafından uzun yıllardır Güneş’in dış atmosferinin yani tacının yüzeyinden çok daha sıcak olduğu bilinmesine karşın bunun nedeni belirsizdi.NASA’nın ‘Güneş Dinamikleri Gözlemcisi’ adlı uydusu ile Japonya’nın Hinode uydusunun görsel güçlerinin işbirliği sayesinde bilimciler, Güneş’in yüzeyinden taç kısmına doğru fışkıran ve bu tabakayı milyonlarca dereceye ısıtan plazma fıskiyelerini doğrudan gözleyebilme imkanı yakaladılar.

‘İğne’ olarak adlandırılan bu küçük ve dar fıskiyelerin varlığı uzun süredir bilinmesine karşın, doğrudan incelenmeleri daha önce mümkün olmamıştı ve önemli bir etki etmeyecek kadar soğuk oldukları düşünülüyordu. Fakat bu noktalara ‘güçlü’ gözlerle tekrar bakılınca fıskiyelerin Güneş’in iç kısmındaki enerjiyi sıcak tacı oluşturmak üzere dışarıya taşıdıkları belirlendi.

Araştırma makalesinin başyazarı fizikçi Bart De Pontieu, doğrudan gözlenmeyen bu fıskiyelerin atmosfer sıcaklığını oluşturmadaki rollerinin uzun yıllardır gözden kaçırılmış olduğunu belirtiyor. De Pontieu ve bir grup araştırmacı 2007 yılında yeni bir tip iğne keşfetmiş. Tip II adını verdikleri bu daha hızlı hareket eden ve daha kısa ömürlü olan iğnelerin, yok olmadan önce saniyede 100 kilometrelik hızla püskürme gerçekleştirebildiklerini saptamışlar. Bu oldukça hızlı gerçekleşen yok olma durumu, fıskiyelerin taşıdıkları plazmanın çok sıcak olabileceğini akıllara getirse de doğrudan gözlenmeleri mümkün olamamış.

2010 Şubatı’nda aktif hale geçirilen Güneş Dinamikleri Gözlemcisi’ndeki Atmosferik Görüntüleme Aygıtı ile Japon Hinode uydusunda bulunan Güneş Optik Teleskobu, bu plazma fıskiyelerini oldukça yüksek çözünürlükle gözler önüne sermiş.

Ortalama 50 ila 100 km arasında değişen hızlara sahip bu püskürmelerin sıcaklığının genellikle 20.000 ile 100.000 santigrat derece arasında değiştiği ve nadiren de bir milyonun üzerine çıktığı hesaplanmış.De Pontieu, Güneş hakkında elde edilen yeni bilgilerin, Güneş’in görünür yüzeyi ya da diğer adıyla fotosferle taç arasında kalan bölgenin daha iyi anlaşılabilmesine yardımcı olacağını belirtiyor.


Kaynak:sciencemag(07 Ocak 2011,17:01)
Son düzenleyen nötrino; 29 Mart 2016 21:12
19 Şubat 2011 21:40   |   Mesaj #7   |   
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI
Güneş'ten Yükselen Bulutlar da Yer’dekiler Gibi Dalgalanıyor


Warwick Üniversitesi’nden araştırmacılar Güneş'ten yükselen bulutların yeni görüntülerini incelerken bulutta oluşan düzensizliklerin Yer’deki bulutlarda oluşanlara benzediğini keşfetti. Bu bulgu fizikçilerin Güneş Dizgemiz’in hava durumunu anlamasına yardımcı olabilir.

NASA'nın Güneş Dinamikleri Gözlemevi (Solar Dynamics Observatory - SDO) koronal (taç küreye ait) kütle atımlarının uç morötesi dalgaboylarında daha önce mümkün olmayan sıcaklıklarda (11 milyon Kelvin) fotoğraflarını çekti. Bu görüntülerin incelenmesi sonucu araştırmacılar bir bulutun kenarında Yer’deki bulutlardaki dağılma desenlerine benzer bir düzensizlik fark ettiler. Bu düzensizlikler farklı hızlarda hareket eden maddeler arasındaki kenarlarda kıvrılmalar olarak ortaya çıkıyor ve hız farkı kenar düzensizlikleri oluşturuyor.

Koronal kütle atımlarının Güneş tacından yükselirken izledikleri yolun manyetik yapısına göre oluşan hız ve erke farklılıkları da benzer düzensizlikler oluşturabiliyor. Bu düzensizliklerin varlığı Güneş Dizgemiz’in içindeki hareketten yapılan çıkarımlarla öngörülmüş olsa da ilk defa taçkürede tesbit edilmektedir. Daha da ilginç olanı, bu düzensizliklerin yalnızca tek bir kenarda oluşması. Bu durum, koronal kütle atımlarının ilerledikçe neden kıvrılıp büküldüklerini açıklayabilir.


Kaynak:warwıck
Son düzenleyen Safi; 29 Mart 2016 03:00
20 Mart 2011 12:03   |   Mesaj #8   |   
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI
14 Şubat Güneş Patlaması

2006 yılının Aralık ayından beri meydana gelmemiş büyüklükte bir patlama (flare) Güneş’in güney yarıküresindeki bir bölgede gerçekleşti. Aynı zamanda bu patlama 24. Güneş Çevrimi’nde meydana gelen en büyük patlamadır.

Bu patlamayla birlikte yeni Güneş çevriminin giderek etkin bir hale geldiği görülmektedir. 14 Şubat’ta meydana gelen bu olay dört yıldan uzun bir zamandır gerçekleşmeyen, ilk X sınıfı patlamadır. X sınıfı patlamalar en güçlü patlamalar olup uzun ışınım fırtınalarına ve radyo kesilmelerine neden olur.Etkin bölge 1158’den gelen X2.2 sınıfındaki patlama NASA’nın Güneş Dinamiği Gözlemevi(Solar Dynamics Observatory - SDO) tarafından görüntülenmiştir.

Patlamadan çıkan yüksek hızlı parçacıklar birkaç gün sonra Yer’e ulaşarak uçlak ışıklarına neden olmuşlardır.

Kaynak:Astronomy(Mart 2011)
Son düzenleyen nötrino; 29 Mart 2016 21:13
4 Mayıs 2011 13:15   |   Mesaj #9   |   
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI
Güneş’in Kızgın Atmosferi

Kamp ateşine elinizi yaklaştırmanız ısınmalarına neden olur. Burada kamp ateşinin “atmosfer”ine ellerinizi yaklaştırmanız ısınmaya neden olmuştur. Ellerinizi ateşin kaynağına yaklaştırmanız halinde sıcaklık artar; hatta ellerinizi yakabilirsiniz. Kaynağa yaklaştıkça sıcaklığın arttığını bilmeyenimiz yoktur. Bu örnekten yola çıkarak Güneş’te de durumun böyle olduğunu tahmin edebiliriz, ancak yanılırız. Güneş’in atmosferi yani tacı içinde Güneş’ten uzaklaştıkça sıcaklık hızla artar. Tüm yıldızlar için bu durum geçerlidir. Ancak bunun böyle olmaması gerekir. Bu konuda kesin bir fizik kuralı olduğunu biliyoruz. Termodinamiğin ikinci kanununa göre kaynaktan uzaklaştıkça sıcaklık sadece azalabilir. O halde, Güneş’in ve yıldızların taç tabakasında, görülemeyen, sihirli bir etki bu sonucu doğurmakta.

Termodinamiğin ikinci kanunu Güneş sisteminde doğru çalışıyor; yani Merkür çok sıcak, Plüton çok soğuk. Güneş’in kendi içinde de bu kural doğru yani Güneş’in kalbindeki 15,000,000 derecelik sıcaklık, dışarıya doğru gittikçe azalarak yüzeyde 5,000 dereceye düşüyor. Her şey buradan itibaren bozuluyor ve taç tabakada sıcaklık tekrar 2,000,000 dereceye çıkıyor. Uydulardan elde edilen en son bilgilere göre, taç tabakayı oluşturan plazma, çok yoğun manyetik alanlar tarafında ısıtılmakta. Isınan plazma yükselerek Güneş’in etrafındaki kızgın atmosfer tabakasını oluşturuyor.


Kaynak:Space

Son düzenleyen nötrino; 29 Mart 2016 21:14
28 Haziran 2011 13:17   |   Mesaj #10   |   
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI
Güneş Patlamaları Felaket Getirebilir

Şiddetli Güneş patlamalarının Dünya’da felaketlere yol açabileceğini düşünmüş müydünüz? Modern uzay çağı öncesinde ya da 19. yüzyılda böyle bir soru sormak anlamsız kaçabilirdi. Ancak uzayhavası (spaceweather) uzmanları, yaşamımızın artık uydulara, büyük karmaşık elektronik cihazlara ve tüm Dünya’ya yayılmış elektrik şebekelerine bağlı olduğu günümüzde bunun çok ciddi bir soru olduğunu ve yanıtının maalesef “evet” olduğunu söylemekteler.

21 Haziran günü Washington Basın Kulübünde, NASA ve Meteoroloji Dairesi’nden gelen uzmanlar bir gün boyunca medya mensuplarına bu konuda bilgiler verdiler. Uzayhavasını ve bu bilim dalının tahminlerini anlattılar.

Uzayhavası (spaceweather) denince ne kastedildiğini çoğumuz anlamayabiliriz. Ama Güneş lekeleri, Güneş fırtınaları denen olayları duymuşuzdur. Uzayhavası, Güneş’teki durum ve olayların, manyetosfer, iyonosfer ve termosferle ilişkili olarak, Dünya’da ve yakın uzaydaki etkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Güneş’teki olaylar öncelikle uyduları etkiler, ama doğrudan veya dolaylı olarak yer konuşlu teknolojik sistemleri ve tüm yaşamı etkileyebilir.

Güneşimiz yaklaşık 11 yıllık sürelerle sessizlik ve aktiflik dönemlerinden geçer. Aktivitenin çoğaldığı zamanlarda Güneş’te patlamalar ve lekelerle birlikte Dünya’da kutuplara yakın enlemlerde aurora denen gece ışıkları görülür. Ama asıl etki Güneş’in çevresine yaydığı radyasyon ve özellikle yüksek enerjili atom altı parçacıklardır. Bunlar elektronik cihazları bozarlar. En çok etkilenen elektronik cihazlar yüksek irtifada, yaklaşık 36.000 km yukardaki uydulardır. Bunlar genelde haberleşme uyduları olduğu için Dünya’daki iletişim, radyo ve TV yayınları aksar.

Dünyamızın manyetik alanı bizi uzaydan gelen elektrik yüklü parçacıkların bombardımanından büyük oranda korur. Ancak yoğun radyasyon bu korumayı aşarak Dünya’daki sistemleri de etkileme gücüne sahiptir.

Güneşimiz yaklaşık 11 yıllık dönemlerinin son doruk noktasına 1999-2000 yılında ulaşmıştı. Sonra gittikçe azalan aktiviteler neredeyse sıfıra kadar indi. Şu sıralarda gene artma sürecinde. Yalnız artma beklenenden yavaş ilerlemekte. Önceleri 2012 olarak tahmin edilen doruk noktası şimdilerde Haziran 2013’e kaydırılmış durumda. Bazı felaket tellalları 2012 yılını Güneş patlamalarının da doruğa ulaşacağı zamanla ilişkilendirmişlerdi. Ancak şimdiki tahminler bu ilişkiyi doğrulamamakta.

Güneş’te nisbeten zayıfça bir patlama oldu. Patlama sonucu oluşan parçacık bulutları saniyede 650 km hızla Dünyamıza yaklaşmaktalar. Patlamanın etkileri Dünya’da 24 Haziran sabah saatlerinde görülmeye başlandı. Kuzey ışıkları (aurora) Türkiye enlemlerinden görülmez, ya da çok şiddetli durumlarda nadiren kuzey illerimizden görülebilir. Fakat Kuzey Avrupa ülkelerinde ve Antarktika’da 24 Haziran Cuma sabahı erken kalkıp gökyüzüne bakanlar güzel ışımalar gördüler. Aşağıdaki animasyon bu patlamayı anlatmakta.


Animasyonu => Buradan <= İzleyebilirsiniz

Son birkaç yüzyılda kayıtlar tutulduğundan beri bilinen en büyük Güneş patlaması Eylül 1859’da vuku bulmuştu. Güneş’ten çıkan alevler şimdiye kadar görülenlerden açık ara büyüktü. Dünya’yı bombardıman altına alan yüksek enerjili protonlar, Kuzey Amerika ve Avrupa’da telgraf ofisleri ve diğer elektrik tesislerinde yüksek akımlarla sigortaları attırmış, hatta yangınlara neden olmuştu. O günlerdeki en büyük aksama birkaç gün telgraf hizmetinin verilememiş olmasıydı. Bunun yanında Akdeniz ve Küba enlemlerinde bile görülen kuzey ışıklarını binlerce vatandaş hayranlıkla izlemişti.

Bugünün dünyası 150 yıl öncesinden çok daha farklı. Artık elektrik ve elektronik yaşamımız ile iç içe. Aynı şiddette bir Güneş patlaması bugün Dünya’yı ve yaşamımızı müthiş olumsuz etkileme gücüne sahip. Akla ilk gelenler uydu yayınları, küresel haberleşme, GPS gibi uyduya dayalı hizmetler. Fakat bunun daha ötesinde elektrik şebekeleri, büyük trafolar var. Ülkeler çapında veya büyük bölgesel elektrik kesintileri olması ve bunların günlerle hatta haftalarla sürmesi mümkün. Sadece yaygın elektrik kesilmeleri bile insanlar için büyük zorluklar oluşturur ve milyarlarca dolar zarara yol açar. Büyük bilgisayar sistemleri ve veri merkezlerine gelebilecek fiziki zarar ve bunun yol açabileceği maddi zararı düşünmek bile zor.

İşte 21 Haziran’da Washington basın kulübünde NASA ve meteoroloji uzmanları, fizikçiler ve mühendisler, medya mensupları ile bu konuları konuştular.

Peki her 11 yılda bir tekrarlanan Güneş patlamaları bu kez neden böyle bir tedirginliğe yol açtı? Bunun nedenini aktivite doruğu öncesi durumdaki sükunet ve doruğun gecikmesi. 1859 doruğundan önceki dönem de şimdiki gibi olağanüstü sakin geçmiş ve doruk gecikmişti. Sanki Güneş patlama enerjisini biriktirip birdenbire salmış gibiydi. Son yıllarda Güneş aktivitelerindeki beklenmeyen düşündüren düzey acaba fırtına öncesi sessizlik mi demek oluyor?


Kaynak:Bilimania(Prof.Dr.Fuat İnce/24 Haziran 2011)
Daha Ayrıntılı Bilgi=>Spaceweather,ofcm,NASA-Science


Son düzenleyen Safi; 29 Mart 2016 03:01

Daha fazla sonuç:
Güneş (Uzay)


Cevap Yaz
Hızlı Cevap
Mesaj:
Uzay Bilimleri forumu 'Güneş (Uzay)' konusunu görüntülüyorsunuz: Güneş Dünyaya en yakın yıldızdır ve 8 ışık dakikası (149.6 milyon km) uzaklıktadır. Bu aynı ...

Kaynak:


Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç