Arama

Denizanaları / Medüzler (Medusozoa)

Güncelleme: 1 Hafta Önce Gösterim: 18.594 Cevap: 2
5 Mayıs 2008       Mesaj #1
The Unique - avatarı
Üye
MEDÜZLER
Denizanaları, Cnidaria (Coelenterata) şubesinin Scyphozoa takımına ait canlılardır. Sycphus, kadehe benzer; zoa kelimesinin de hayvan anlamına gelir. Böylece bu canlıları 'kadehe benzeyen hayvanlar' diye adlandırabilinir. Yalnız kadehe değil; kase, borazan, kubbe, tabak, küp ve piramite benzeyen deniz anası türlerini de görmek mümkündür. Bu omurgasız canlılar, Yunanlılar tarafından 'kızınca sokan' anlamına gelmektedir; çünkü gerçekten de rahatsız edildikleri zaman yakıcı kapsülleriyle rahatsız edici olabiliyorlar.
Sponsorlu Bağlantılar
Bu durumda belki de ilk yapılması gereken şey; deniz anasının çarptığı yüzeyi soğuk suyla yıkamak olacaktır.


Denizanası Sokmaları
Bilindiği gibi Deniz anasının çok çeşitli türleri vardır. Özellikle yaşadıkları bölgelere ve okyanuslara göre boyları, renkleri ve zehir şiddetleri de değişmektedir. Bu canlılar, ölü olsalar bile dokundukları her cisme zehirini akıtırlar. Deniz anaları özellikle ısırdıkları veya dokundukları bölgelerde kaşıntı başlamakta ve daha sonra yerini acıya bırakmaktadır. Denizanalarının tahribatlardan en önemlisi kırmızılaşma ile kana karışan zehirin miktarıyla ilgilidir. Öncelikle önemsiz bir kaşınma ve ovuşturma ile geçiştirildiği zannedilmektedir. Ancak aşırı dozda zehire maruz kalındığında diğer zehirlenmelerde olduğu gibi, nefes darlığı, bulantı, mide krampları görülmektedir. Denizanasına temas ettiyseniz, sudan çıktıktan sonra o bölgeyi amonyaklı su ile silin. Ancak yaraya dokunmayın, ovuşturmayın ve kesinlikle de kaşımayın. Aksi halde zehirin yayılmasına ve daha kötü sonuçlara yol açabilirsiniz.
Denizanaları / Medüzler (Medusozoa)
Gövde disk şeklindedir. Disk kısmı bu canlıların hareketini sağlamakla görevlidir. Bunun altındaki ‘ağız kısmı’ ise tentakül denen çok sayıdaki dokunaçları içerir. Bu dokunaçlar avlama görevini üstlenmiştir. Gövdenin dış kısmında epidermis ve iç kısımda gastrodermis bulunur. Gastrodermis deniz analarındaki sindirim boşluğunu çevreler. Epidermis ve gastrodermis arasında jelatinimsi bir görünüş hakimdir. Bu yüzden İngilizler de deniz analarını ‘JELLYFISH’ olarak adlandırırlar. Deniz analarının vücutlarının %95'ini SU, %4'ü TUZ, %1'i de PROTEİN'lerden oluşur.

Deniz analarının kalpleri, beyinleri, kemikleri, pulları ve gerçek gözleri yok. Sinir sistemleri sinir ağı biçiminde şekillenmiştir. Epitel oku birbirine bağlanmış ve az miktardaki hücrelerarası madeden oluşuyor. Değişik görevleri görmek için DUYU, BEZ, ÖRTÜ EPİTEL'leri özelleşmişlerdir.


Denizanaları planktonların en büyüklerinden biri olarak kabul edilir. Bu arada planktonun tanımını şöyle yapabiliriz;hareket için özelleşmiş yapıları (organları) olsa bile kullanmayan,su hareketlerinin etkisiyle pasif olarak hareket eden bitkisel ya da hayvansal canlı topluluklarıdır.


Denizanalarının korunma ve yiyeceklerini yakalamaya yarayan yakıcı kapsüllerin içindeki zehirli hücrelere NEMATOSİST'ler denir. Yakıcı hücreler tentakül dediğimiz dokunaçlarda değil canlının dışında yer alan üst derinin iç kısımlarında yer alır. Gerektiğinde nematosistlerin fışkırması için dış deriye doğru hareket gerçekleşir. Nematosistlerin fışkırmasıyla insanda görülen etkileri yanma ve kaşınma 'dır. . . .

Denizanaları / Medüzler (Medusozoa)
Zehirsiz denizanası türleri de mevcuttur. Bu türlerde savunma amacıyla gelişmiş özellik biyolüminesan dediğimiz ışık vermedir. Özellikleri düşmanları olan deniz kaplumbağalarından, deniz kuşlarından,balıklar ve balinalardan kurtulmak için bu yolu uygularlar.

Bazı denizanası türlerinde ise;yakıcı kapsüllerdeki nematosistler ve biyolüminesan olayından farklı bir korunma yolu da gelişmiştir. Düşmanının baskın çıkabileceği durumlarda denizanaları gövdeden ışık salınımını sonlandırır ama dokunaçlar ışık vermeye devam ederek gövdeden ayrılır. Düşmanlarını böyle bir yolla kendisine değil de dokunaçlarına yönlendiren denizanalarımız bu durumdan faydalanıp kaçarlar,zira rejenerasyon yetenekleri sayesinde gövdeden dokunaçları oluşturmak çok da zor bir şey değildir denizanalarımız için.


Denizanaları etoburdur. Küçük deniz hayvanları ,yumurtalar ve larvalarla beslenirler. Bunun için avlanmaları gerekmez. Suda sürüklenerek ilerlerken yiyebilecekleri bir canlıya rastlar ve onu, fışkırttıkları zehirle etkisiz hale getirip, ağızdan içeri alıp yerler.


Denizanaların besin olarak tüketen canlılar yalnızca deniz kaplumbağaları, deniz kuşları, balıklar, salyangozlar, sümüklü böcekler, balinalar değil insanlar da denizanalarını yiyorlar. Çinliler, Koreliler ve Japonları örnek olarak verebiliriz. Öyle ki salatasını ve böreği dahil olmak üzere pek çok şekilde tüketiyorlar.


Japonlar, denizanalarıyla birlikte yaşamayı da seviyorlar. Kedi, köpek ya da akvaryum balığı gibi denizanası besleyenler de var. Hatta denizanası ile yaşamayı sakinlikten ve sessizlikten hoşlananlara öneriyorlar;'Denizanaları ne havlıyor ne de ağızlarından salyalar akıtıyor. Asla sizi rahatsız etmiyor !' diyorlar.


Denizanaları, 650 milyon yıl öncesinden günümüze kadar varlıklarını devam ettirebilme özellikleri nedeniyle de önem taşırlar. 2 milyar yıl öncesiyle 550 milyon yıl arasında kalan zamana Proterozoik dönem denir. Bu jeolojik dönem, birinci çağın kambrien dönemine kadar sürmüştür.

Denizanaları / Medüzler (Medusozoa)
Bu dönemde çokça tortul taşlar,devrin ortalarında ise ilk çekirdekli eukaryot hücreler oluşmuştur. Bitki ve hayvanlarda bazı grupların belirlendiği ve çok hücreli organizmalara geçişin tamamlandığı görülmektedir. Medüzlerin daha baskın olduğu bu dönemde sünger spikülleri, mantar kalıntıları, algler, Brachiopoda ve tüp şeklinde annelida ortaya çıkmıştır ve MEDÜZ DEVRİ (DENİZ ANASI DEVRİ= PREKAMBRIUM) olarak da adlandırılır. Bu evrenin sonuna doğru serbest oksijende azalma görülmektedir.

Medüzlerin farklı bir yaşam döngüleri var. Bu döngüleri anlayabilmemiz için üremeleri hakkında fikir sahibi olmalıyız. Çoğalmaları yumurta ve sperm yoluyla oluyor ama eşeysiz olarak da üreyebiliyorlar. Eşeysiz üreme ,bölünerek çoğalma anlamına gelir. Medüzlerde eşeyli ve eşeysiz olmak üzere birbirini izleyen iki farklı çoğalma vardır. Eşeyli üreme aşaması ,dişi yumurta hücrelerinin erkeğin sperm hücrelerince döllenmesidir. Gövde kısmında bulunan eşeysel bezlerde bulunan üreme hücreleri suya dökülür ve yumurta suda döllenir. Döllenme sonucunda yumurta, önce larva sonra polip evrelerinden geçer. Yani yumurtadan çıkan larvalar polip olarak gelişim geçirdikten sonra bir denizanası halin gelebilirler. Bazen de polip olarak yaşamayı sürdürürler.

Denizanaları / Medüzler (Medusozoa)
Larva ileri de deniz anasına (medüze) dönüşecek bu küçücük canlıların yaşamı dişinin vücudunun dışında başlar. Döllenmiş denizanası yumurtaları çatladıklarında ortaya larvalar çıkar. Bu larvalar üzerlerinde bulunan saç biçimindeki siller yardımıyla yüzmeye başlar ve sudaki mikroskobik canlılarla beslenirler. Daha sonra bu larvalar polip aşamasına geçerler.

Polip
aşamasındaki medüzlerin görünümleri hayvandan çok bitkiye benzer. Bazı medüzler yaşamlarını polip aşamasında geçirirler. Üremelerini ise eşeysiz olarak gerçekleştirirler. Bazıları kendi kendini kopyalayarak ,bazıları tomurcuk olarak çoğalır. Tomurcuklanan bu yapılar genç denizanalarını oluştururlar.

Genç denizanaları suyun hareketiylr etrafa dağılırlar. Kendi kendilerine beslenirler,düşmanlarına yem olmazlarsa büyüyerek yetişkin bir denizanası olurlar.


Medüz yetişkin denizanalarına denir. Erkek denizanası spremlerini suya bırakır,bu hücreler sudan dişinin vücudundaki oyuğa girer. Dişi, burada döllenen yumurtalarını daha sonra suya bırakır.

Denizanaları / Medüzler (Medusozoa)
MOON JELLY
Aurelia labiata (Ay Denizanası)

Denizanaları / Medüzler (Medusozoa)
BLUE JELLY
Catostylus mosaicus (Mavi Denizanası)

Kaynaklar:

* MARINE BIOLOGY Function, Biodiversity, Ecology - JEFFREY S. LEVINTON
* GULF SPECIMEN COMPANY, PANACEA
- Denizler Efsanesi
- İlyas Tunç
- Criptozoik
- Prekambrium
* Deniz Biyolojisine Giriş
* www. montereybayaquarium. org
* Derin Mavi Atlas, Bülent GÖZCELİOĞLU, Ö. Faruk AYDINCILAR


BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 2 üye beğendi.
Bir bildiğim varsa hiç bir şey bilmediğimdir. (:
bi quan - avatarı
bi quan
Ziyaretçi
10 Nisan 2009       Mesaj #2
bi quan - avatarı
Ziyaretçi
Deniz Anaları
Denizanaları herkesin tanıdığı son derece ilginç canlılardandır. Ancak %95'i sudan oluşan denizanalarının genelde bilinmeyen şaşırtıcı özellikleri de vardır. Örneğin, bazı türleri ışık saçarak düşmanlarını yanıltır, bazıları ise vücutlarında düşmanları için öldürücü zehirler üretir.
Sponsorlu Bağlantılar
Hemen hemen bütün iklim koşullarında yaşamlarını sürdürebilen denizanalarının pek çok türü canlılar için tehlikelidir. Saydam bir yapıları olan bu canlıların, vücutlarının alt kısımlarından uzanan dokungaçları vardır. Bazı türlerin dokungaçlarında zehirli bir sıvı bulunur. Denizanaları avlarını bu zehiri fışkırtarak yakalar, düşmanlarını da bu zehirle öldürürler. Zehiri olmayan deniz anaları türleri ise elbette ki savunmasız değildir. Bunlardan kimileri kendilerini korumak için ışık saçma özelliklerini kullanırlar. Düşmanları olan deniz kaplumbağalarından, deniz kuşlarından, balıklar ve balinalardan kurtulmak için planlı ve metodlu bir şekilde hareket ederler. Düşmanlarından kaçarken bütün vücutlarında ışık yanar.
İşte denizanaları hakkındaki bilgiler bu bakış açısıyla incelendiğinde ufuk açan, insanı çok önemli sonuçlara ulaştıran bilgiler haline gelmektedir.
Denizanalarını ve özelliklerini, yaptıklarını düşünen kişi bu canlıların kendi kendilerine hiçbir şey yapamayacaklarını, herşeye hakim olan bir güç tarafından yönetildiklerini anlayacaktır.
Hiç benzeri olmayan bu güç Allah'a aittir. Allah tüm canlıları çeşit çeşit yaratarak, kendi üstün aklını ve benzeri olmayan ilmini bu canlılarda tecelli ettirmektedir. Denizanaları sadece tek bir örnektir.



800px Pelagia noctiluca 28Sardinia29
Pelagia noctiluca türü bir deniz anası

Nilgün Özbaşaran
İsrailli bilim adamları denizanası saldırılarından koruyan bir merhem geliştirdi. Ayrıca, medüzün savunma mekanizmasından da yararlandılar. Merhemin sedef ve cilt kanseri gibi riskli hastalıklar üzerinde uygulanabilirliği araştırıyor.
İnsanoğlu milyonlarca yıllık evrim sürecinde en ilkel aletlerden ileri teknolojiye doğru ilerleyerek dünyadaki tüm canlılardan üstün bir konuma geldiğine inanır. Kendisini tehlikeli hayvanlardan ve düşmanlarından korumak için planlı bir şekilde alet ve silahlar üreten tek canlıdır insan.
Aslında bu onun için bir zorunluluktu. Sonuçta insanın yırtıcı hayvanlar gibi ciddi yaralanmalara neden olacak keskin dişleri ve pençeleri yoktur.
Canlıların hayatta kalma çabası ve rekabet gibi sorunlar için edindikleri deneyimler ve çözümler, evrim süresince kalıtımlarına şifrelenerek depolanmıştır. Ve bir canlının hayatta kalmasında yararlı olan genetik özellikler kuşaktan kuşağa aktarılır.

Hayvanların güvenlik çözümü
Karada ve denizde yaşayan kimi omurgalı ve omurgasız canlıların kendilerini korumak için buldukları çözümlerden biri de zehirdir. Zehir özellikle de diğer canlıları av olmaktan korur.
İnsan zaman zaman diğer canlıların bu zehirli korunma mekanizmalarına karşı çaresiz kalır.
Akrep, yılan veya zehirli örümcekten kim korkmaz ki. Ya da hangimiz denizde medüzlerden kaçmadık? Gerçi denizanasının çarptığı bölgelerde cildimizde hafif yanmalar ve kızarıklar oluşur, ama ülkemizin kıyılarında öldürücü denizanaları yaşamaz. Ülkemizde en sık rastlanan zehirli denizanası Aurella aurita ve bilimsel adı Hermodice carungulata olarak bilinen deniz çıyanıdır.
Medüzler sahip oldukları binlerce knidosit hücreleri sayesinde kendilerini savunurlar. Bu hücrelerin içinde nematosit adı verilen yakıcı kapsüller bulunur. Tehlikeli bir uyarı anında hücre patlar ve zehir hayvana dokunan diğer canlıya geçer. Zehirlenmenin etkisi, dokuya temas eden nematosistlerin sayısına bağlıdır. Araştırmalar, dokunmanın etkisiyle nematosistlerin %25’inin patladığını göstermiştir.

Çok zehirli
Ama sıcak sularda yaşayan Physalia physalis en zehirli, dolayısıyla da en tehlikeli türdür. Cilde verdiği zararlar dışında dolaşım sistemini de etkileyen belirtiler doğurur. Bu nedenle bedenin birden fazla bölgesine temas etmesi öldürücü olabilir.
İsrailli bilim adamları şimdi medüz saldırılarından iki saate kadar koruyan bir madde geliştirdi. Tami ve Amit Lotan çifti NanoCyte biyoteknoloji firmasında başta medüz ve deniz şakayıkları olmak üzere deniz canlılarının avlanma ve savunma mekanizmalarını araştırıyor.
Bilim adamları medüzün, dokunma anında bunun diğer bir uzantıya mı, ava mı, yoksa insana mı ait olduğunu fark edebildiğini saptamışlar.
Yakıcı kapsüller insan cildi tarafından salgılanan bir maddeye reaksiyon gösteriyorlar ve bu mesaj uyarı maddeleri tarafından yakıcı kapsüllere iletilmekte. Die Zeit gazetesindeki araştırma yazısına göre (Die Zeit 15/2004) bundan sonra şu yaşananlar şöyle:
Saniyeden çok daha kısa bir süre içinde 150-200 atmosferlik bir basınç oluşmakta (bu bir otomobil lastiğindeki hava basıncından 200 misli fazladır). Yakıcı kapsül içindeki iğne, dünyamızın hızından 40.000 misli bir hızla ateşlenmekte. Bu ani hareket doğada izlenmiş olan en hızlı davranıştır.

Kan dolaşımına sızıyor
Medüz zehri bu şekilde kan dolaşımına sızmakta. "Bazılarının sekiz milimetre uzunluğunda iğneleri var ve bunlar kaslara kadar işleyebiliyor" diyor Tami Lotan aynı yazıda.
Fakat ilginç bir şekilde medüz zehrinden etkilenmeyen canlılar da var. Bu bilgiden yola çıkan Tami ve Amit Lotan, palyaço balığının üzerindeki sümüksü tabakayı incelediklerinde koruyucu maddeler saptadıktan sonra, knidosit hücrelerinden koruyan bir losyon üretmişler.
Losyon içindeki bir bileşim, hücrelerin ciltle temas etmesini engellerken diğer maddeler de hücrenin içindeki sensorları bloke ediyor, uyarıları durduruyor ve bu şekilde kapsül içindeki basınç oluşumunu önlemekte. Koruyucu losyona ayrıca zararlı güneş ışınlarından koruyan bir madde de eklenmiş.
Peki medüzlerin bu özelliklerinden yararlanılabilir miydi? Bu düşünceden yola çıkan Tami Lotan, deniz şakayığının iğnelerinden zehirleri temizliyor ve bunun yerine ilaçla dolduruyor. Çünkü bu kapsüller, sterilize edilmiş pudra halinde bile ciltle temas ettiklerinde olağanüstü basınç yetisine sahipler.

Sedef ve cilt kanseri
Basınç oluşmaya başladığında ilaçlı sıvı kapsüle akıyor ve ateşlenmeye hazır iğneyi yüklüyor. Tami ve Amit Lotan ayrıca lokal anesteziyle izin veren bir maddenin üzerinde de çalışıyorlar. Etkisini yarım saat sonra gösteren "uyuşturucu" kremler ve plasterlerin aksine Lotanlar tarafından geliştirilen merhemin etkisi sürüldükten sadece beş dakika sonra ortaya çıkıyor.
Cildin üzerindeki bir santimetrekarelik alana 500.000 nano iğneyle etkiyebilen madde, bildik yöntemlere göre çok daha etkili. 50 gönüllüyle yapılan ilk deneylerle merhem uygulamadan sadece dört dakika sonra ortaya çıkan uyuşma hissi 30 dakika kadar etkili olmuş.
Sonuçlardan gayet memnun kalan İsrailli bilim adamları şimdi benzer bir tekniğin örneğin sedef ve cilt kanseri tedavisinde uygulanabilirliğini araştırmaya başladılar.
Kim bilir belki de bizlerin biraz tiksinerek biraz da korkarak uzak durduğumuz denizanaları gelecekte gerçekten de ilaç hammaddesi haline gelebilir.


Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
1 Hafta Önce       Mesaj #3
Avatarı yok
Yasaklı

Denizanasının Biyolüminesans Özelliği!


Ad:  177851-050-01493D37.jpg
Gösterim: 38
Boyut:  70.1 KB
Tüm denizanası türlerinin yarısından fazlası, büyük ölçüde yırtıcı hayvanlara karşı caydırıcı olmak üzere bir çeşit biyolüminesans üretmektedir. Bazıları, potansiyel yürütücüleri daha fazla kafa karıştırmak için bile salgılı bir mukus salgılar. Görseldeki denizanası, başlangıçtaki mavi ışığını yeşil flüoresan protein (GFP) olarak bilinen bir bileşikten geçirerek çanının kenarı etrafında yeşil bir parlaklık üretir. Bu proteini kodlayan gen bir laboratuvarda sentezlendi ve diğer türlerin DNA dizilerine yapay olarak yerleştirildi, böylece vücutlarının belirli alanları bilim adamları tarafından daha kolay tanımlanabildi. İlgili çalışma, 2008 yılı Nobel Kimya Ödülü'nü getirmiştir.
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

21 Aralık 2008 / Ziyaretçi Taslak Konular
11 Haziran 2011 / AndThe_BlackSky Taslak Konular