Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 8 Eylül 2018  Gösterim: 20.300  Cevap: 6

Böcekler (Insecta)

Misafir
16 Kasım 2007 21:53       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Böcek
MsXLabs.org & Vikipedi, özgür ansiklopedi


Sponsorlu Bağlantılar

Sınıflandırma
  • Alem: Animalia - Hayvanlar
    • Şube: Arthropoda - Eklem bacaklılar
      • Alt şube: Hexapoda - Altı bacaklılar
        • Sınıf: Insecta - Böcekler
Ad:  260px-Plumpollen0060.jpg
Gösterim: 965
Boyut:  13.4 KB

Böcek, taksonomide Arthropoda (eklembacaklılar) şubesinin böcekler (Insecta) sınıfından canlılara verilen ad. Böcekler, dünyada en çok çeşitliliğe (tür sayısına) sahip olan hayvanlar olarak da bilinmektedirler; 800 binin uzerinde tür şu ana kadar tanımlanmış olmakla birlikte halihazırda bu listeye yeni türler eklenmektedir. Kutuplardan okyanuslara kadar hemen her ekosistemde ayakta kalmayı başarabilmiş canlılardır. Canlılar aleminin belki de en kalabalık sınıfıdır. Yaklaşık olarak 30'un üzerinde takım içerir. Tanımlanmış olan hayvanların yaklaşık 4/5'i böceklerdir.
Vücutları cephalo (baş), thorax (göğüs) ve abdomen (kuyruk) olmak üzere 3 bölümden oluşur. Bazı gruplarda bu vücut bölümlerinde kaynaşmalar görülebilir. Baş bölgesinde bir çift anten ve bir çift bileşik göz bulunur. Sınıf özelliği olarak göğüsleri 3 segmentlidir ve her segmentten bir çift bacak çıkar. Çoğunda 2. ve 3. göğüs segmentlerinden birer çift kanat çıkar. Hayvanlar aleminde "uçma" ilk defa bu grupta ortaya çıkmıştır, ancak böceklerin kanatları, kuşların kanatlarından farklı yapıdadır. Abdomen (göğüs) 11 segmentlidir ve hiçbir segmentte üye bulunmaz. Son segmentlerde yapısal değişiklikler sonucu oluşmuş kavuşma organı, cercus uzantıları veya yumurta yerleştirme borusu gibi yapılar görülebilir.
Dış iskelet bulunur. Büyüme esnasında dış iskeletin neden olduğu kısıtlama, deri değişimi ile telafi edilir. Vücutlarında sadece çizgili kas bulunur.bu yüzden çok hızlı hareket ederler. Solunum trake sistemiyledir. Açık dolaşım sistemi görülür. Vücutta dolaşan solunum sıvısı "hemolenf" adını alır ve çoğunlukla renksiz, bazen de soluk yeşil-sarı renktedir. Vücutları bez bakımından zengindir. Çekici veya itici koku, mum, zehir, ipek, yağ, tükürük, antikoagülan madde gibi birçok maddeyi salgılamak üzere özelleşmiş çok sayıda bez taşırlar. Duyu organları ve sinir sistemleri iyi gelişmiştir. Birçok grupta, özel görevleri olan duyu organlarına rastlanır. Avlanmak veya avcılarından korunmak için son derece başarılı uyumlar kazanmışlardır. Renklenmeleri büyük çeşitlilik gösterir. Bazılarında ışık çıkarma özelliği görülür.
Kural olarak yumurta ile çoğalırlar ve gelişmelerinde çoğunlukla bir metamorfoz görülür.
Bazı gruplarda koloni hâlinde sosyal yaşam örnekleri görülür. Yaşam ve beslenme şekillerine göre, ağız parçaları, anten ve bacak yapıları farklılık gösterir.

Sınıflandırma
Alt sınıf: Apterygota
Takımlar
  • Archaeognatha
  • Thysanura
  • Monura
  • Protura
Alt sınıf: Pterygota
  • İnfra sınıf: "Paleoptera"
Takımlar
  • Ephemeroptera
  • Palaeodictyoptera
  • Megasecoptera
  • Archodonata
  • Diaphanopterodea
  • Protodonata
  • Odonata
  • İnfra sınıf: Neoptera
    • Üst takım: Exopterygota
Takımlar
  • Caloneurodea
  • Titanoptera
  • Protorthoptera
Polyneoptera
  • Grylloblattodea
  • Mantophasmatodea
  • Plecoptera
  • Embioptera
  • Zoraptera
  • Dermaptera
Orthopteroidea
  • Orthoptera
  • Phasmatodea
Dictyoptera
  • Blattodea
  • Isoptera
  • Mantodea
Paraneoptera
  • Psocoptera
  • Thysanoptera
  • Phthiraptera
  • Hemiptera
  • Üst takım: Endopterygota
Takımlar
  • Hymenoptera
  • Coleoptera
  • Strepsiptera
Neuropteroidea
  • Raphidioptera
  • Megaloptera
  • Neuroptera
Mecopteroidea
  • Mecoptera
  • Siphonaptera
  • Diptera
  • Protodiptera
Amphiesmenoptera
  • Trichoptera
  • Lepidoptera
Konumu Belirsiz Olanlar
  • Glosselytrodea
  • Miomoptera

Son düzenleyen Blue Blood; 3 Aralık 2007 19:59

22 Eylül 2008 20:00       Mesaj #2
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın
Yeryüzünde yaşayan bütün hayvan­lar içinde en kalabalık grubu böcekler oluştu­rur. Bu omurgasız hayvanlar Kuzey Kutbu'ndan Antarktika'ya, dağ doruklarından çölle­re, ormanlardan akarsu ve göllere kadar her yere dağılmıştır. Buna karşılık içlerinden pek azının deniz yaşamına uyum sağlamayı başa­rabilmiş olması şaşırtıcıdır.
Bilinen böcek türlerinin sayısı 1 milyonu bulur; bu sayı dünyadaki bütün öbür hayvan türlerinin en azından üç katıdır. Bu canlıların üstelik hızla ürediği düşünülürse, toplam bi­rey sayısı olağanüstü boyutlara ulaşır. Hatta bazı araştırmacılar, böceklerin öbür hayvan­lardan çok daha küçük oldukları halde yeryü­zündeki toplam ağırlıklarının bütün öbür hay­vanları geride bıraktığını öne sürerler. Ama denizlerdeki balıklarla birlikte bütün hayvan­lar hesaba katıldığında herhalde bu sav doğru olamaz.
İnsanlar genellikle örümcek, akrep, tespih-böceği, kırkayak gibi bütün eklembacaklı hayvanlara böcek derler. Oysa böcekler ko­nusunda uzmanlaşmış bir doğa bilimci (entomolog) için böcek sözcüğünün anlamı daha dar ve belirlidir. Bu uzmanların yaptığı sınıflandırmada örümcek ve akrepler ayrı, böcek­ler ayrı bir sınıftır. Tespihböceği de gerçek böceklerle değil ıstakoz, karides, yengeç gibi kabuklu deniz hayvanlarıyla aynı sınıftandır. Kırkayaklar da öbürlerinden ayrı bir sınıf oluşturur. Kısacası böcekler ile bütün bu hayvanların tek ortak noktası hepsinin eklem­bacaklı olmasıdır.
Sponsorlu Bağlantılar
Kelebek, güve, karınca, sinek, çekirge, arı ya da bit gibi değişik gruplar oluştursalar da, bütün böceklerin bazı ortak özellikleri vardır. Bunlardan en önemlisi de bacak sayısının hiçbir zaman altıyı geçmemesidir. Bu özellik böcekleri bütün öbür eklembacaklılardan ayı­ran temel farklardan biridir. Gerçekten de erişkin bir böceğin dört bacağı olabilir; hatta bazılarının hiç bacağı olmayabilir. Ama larva evresindeki geçici bacakları, örneğin kelebek tırtıllarının sonradan kaybolan ek bacaklarını saymazsak, erişkin bir böceğin en çok altı (üç çift) bacağı olabilir. Oysa eklembacaklıların öbür sınıflarında bacak sayısı en az sekizdir.

Böceğin Gövdesi
Gelişmesini tamamlamış bir böceğin gövdesi baş, göğüs ve karın olmak üzere üç bölümden oluşur.



Bacaklar göğüs bölümünden çıkar; kalp, mide gibi iç organlar ise karın bölümün­dedir. Arı ya da kelebekte bu üç bölüm birbirinden kolayca ayırt edilebilir. Ama bö­ceklerin çoğunda göğüs ile karın tek bir parça gibi görünür ve gövdenin altını çevirip bak­madıkça bu iki bölüm arasındaki sınırı belirle­mek güçtür.
Böceğin başının yapısı oldukça karmaşıktır; bu yüzden başın önemli bölümlerini inceleye­bilmek için bir büyüteçle bakmak gerekir. İri bir çekirgede ya da sinekte anten gibi uzanan bir çift duyargayı ve her biri çok sayıda küçük gözden oluşmuş iri bileşik gözleri görebilirsi­niz. Petekgöz denen bu bileşik gözlerden başka böceklerin üç basit ya da yalın gözü daha vardır. Hafifçe parıldayan bu küçük gözler birbirinden uzakta yer alır. Hayvan petekgözlerinin her peteğiyle, baktığı alanın küçük bir bölümünü görür ve bu görüntülerin birleşmesiyle mozaik gibi bir görüntü oluşur. Bu görüntü insandaki gibi ters değil düzdür. Üstelik böcekler renkleri, hatta insan gözü­nün algılayamadığı morötesi (ültraviyole) ışınları da algılayabilirler.
Gözlerin altında çene ve dudaklarla birlikte ağız parçaları yer alır. Böceklerin alt ve üstçeneleri bizimki gibi aşağı-yukarı değil, iki yana doğru hareket eder. Ama bütün böcek­lerin çene ve ağız yapısı yiyeceklerini çiğne­meye değil, çoğununki emmeye uyarlanmış­tır. Örneğin ağustosböcekleri bitki özsularını, sivrisinekler ise insan ve hayvanların kanını emerek beslenir. Hatta bazı böcekler larva evresinden sonra hiçbir şey yemeden yaşadık­ları için, bunların erişkinlerinde ağız bile yoktur. Örneğin karıncaaslanı larva evresin-deyken bol bol beslenir, ama gelişmesini tamamladıktan sonra bilindiği kadarıyla hiç­bir şey yemez.
Erişkin bir böceğin hareketlerini denetle­yen bütün organlar göğsünde toplanmıştır. Göğüs bölümü birbirine eklemlenmiş üç bölütten oluşur; ama bütün böceklerde bu bö-lütlü yapıyı görmek pek kolay değildir. Göğüs bölütlerinin her birinde bir çift bacak bulu­nur. Kanatlar ise hiçbir zaman ön bölüte değil, mutlaka orta ve arka bölütlere bağlan­mıştır. Göğsün içinde bacakları ve kanatlan hareket ettiren güçlü kaslar geniş bir yer kaplar. Böceklerde omurgalılarınki gibi bir iç iskelet olmadığı için, bu kaslar gövdeyi örten dış kabuğun iç yüzeyine bağlanır. Kütikül adı verilen bu gövde örtüsü kitin denen sert bir maddeden yapılmıştır ve hem iç organlan korur, hem de gövdeye biçimini veren bir dış iskelet ödevi görür.
Böceğin gövdesinin içinde bir uçtan öbür uca uzanan iki sinir kordonu hayvanın bütün hareketlerini denetler ve baş bölümünde bir­leşerek küçük bir beyin oluşturur. Kuşkusuz böceklerin de dokunma, görme, işitme, koku ve tat alma duyuları vardır; ama daha gelişmiş canlılar gibi ağrı duyup duymadıkları yanıt­lanması güç bir sorudur.
Böceğin kalbi sırtında, bütün karın bölgesi boyunca uzanan bir boru biçimindedir. Kanı arkadan öne doğru pompalayan bu borunun üzerinde kanın geri dönmesini engelleyen kapakçıklar bulunur. Aynı boru göğüs ve baş bölümünde de devam eder; ama burada kan pompalanmadan aktığı için adı artık kalp değil aorttur. Böceklerde, kalp ve aorttan oluşan bu uzun boru ya da sırt damarı dışında başka hiç damar bulunmadığı için açık kan dolaşımı görülür. Renksiz bir sıvı olan kan, sırt damarının açık ucundan akarak bütün iç organların çevresinde serbestçe dolaşır. Deri­si ince ve yumuşak olan tırtılın kalp atışlarını çıplak gözle bile görebilirsiniz.
Böceklerin gövdesinin içinde dallanarak bütün dokulara ulaşan incecik soluk boruları vardır. Trake denen bu borular gövdenin yanlarında dışarıya açılan ve hayvanın soluk alıp vermesini sağlayan soluk deliklerine bağ­lanır.
Hemen hemen bütün böceklerde eşeyli üreme görülür. Yani dişiler bir erkekle çiftleş-medikçe, yavruların çıkacağı döllenmiş yu­murtaları yumurtlayamaz. Yalnız balardan, yaprakbitleri ve yaprakarıları gibi bazı böcek­ler erkeğin katkısı olmadan da döllenmiş yumurta yumurtlayabilir. Hatta bazı türlerde tekeşeylilik görülür; bu böcekler de döllen­meden üreyebildikleri için, o türün bütün bireyleri dişidir ve aralarında hiç erkek bu­lunmaz.
Böcek henüz larva evresindeyken kanatlan da ancak mikroskopla görülebilecek kadar küçük, katlanmış birer torbacık biçimindedir. Çekirgelerde olduğu gibi dıştan ya da tırtıllar-daki gibi içten göğüs duvarına yapışık olan kanat torbacıkları her deri değişiminde biraz daha büyür. Ama bu torbalann açılarak geliş­miş kanatların ortaya çıkması için böceğin en son deriyi değiştirmesi, örneğin kelebeklerin kozadan çıkması gerekir. Kanatlar zar gibi in­cecik iki katmandan oluşur; bu katmanların arasında da yoğun bir damar ağı vardır.
Böceklerin bir bölümü tümüyle kanatsızdır ya da kanatlar körelmiş, yalnızca kalıntılan kalmıştır. Bazılarında da iki çift yerine yalnız­ca bir çift kanat bulunur. Çoğu kez bunun nedeni kınkanatlılarda olduğu gibi, ön kanat çiftinin sertleşerek arka kanatları koruyan bir kına dönüşmesidir.


En üstte: Sığırsineklerinin çok iri gözleri ve ısırıcı ağız parçaları vardır.
İkinci: Arısineği yumurtalarını arıların yuvalarına bırakır.
Üçüncü: Bir yarımkanatlının yavrusu attığı son derinin içinden tam gelişmiş bir erişkin halinde çıkıyor.
Dördüncü: Bir avcısinek güçlü ayaklarıyla tuttuğu bir çekirgenin derisini delici çeneleriyle parçalayarak avını yemeye hazırlanıyor.
En altta: Peru'nun yağmur ormanlarından garip görünümlü bir tırtıl (kelebek larvası).

Böceklerde Başkalaşma
Bütün böcekler larva evresinden erişkin duru­ma gelinceye kadar birkaç kez deri değiştirir. Çünkü önceleri çok yumuşak olan ve larvanın büyümesini engellemeyen kitinli kabuk sert­leştikten sonra böceğe dar gelmeye başlar. Böceğin büyüyebilmesi için, gövdesini bir zırh gibi saran bu sert ve dar kabuğu atıp kendisine yeni ve daha geniş bir kabuk yapması gerekir.
Böceklerin bir bölümü yumurtadan çıktığı anda nasılsa, son derisini değiştirdiğinde de aynıdır. Oysa birçoğunda, atılan her kabuğun altından tanınmayacak kadar değişik bir bö­cek çıkar. Yalnız böceklere özgü olmayan, amfibyumlar, derisidikenliler, kabuklular ve yumuşakçalar gibi başka hayvan gruplarında da görülen bu köklü değişiklik sürecine baş­kalaşma (metamorfoz) denir.
Böceklerin geçirdiği başkalaşmanın derece­si sınıflandırmanın da temel dayanak noktala­rından biridir. Nitekim bilim adamları, bü­yüme sırasında geçirdikleri değişikliklere da­yanarak böcekleri üç büyük gruba ayınrlar: Başkalaşmasız, yarıbaşkalaşmalı ve tümbaş-kalaşmalı böcekler.
Başkalaşmasız böcekler az sayıda örneği kapsayan en küçük ve en ilkel gruptur. Bunla­rın larvaları yumurtadan çıktığı anda erişkinin küçük bir kopyası gibidir; ana-babasının bü­tün yapısal özelliklerini taşır, aynı beslenme ve davranış özelliklerini gösterir. Deri değişti­rirken de bu özelliklerini koruduğu için, cin­sel olgunluğa eriştiğinde, yani üreyebilecek duruma geldiğinde yapısında hemen hiçbir değişiklik olmamış, yalnızca boyutları büyü­müştür. Gümüşçün ve yaykuyruk gibi ilkel, kanatsız böcekler bu gruptandır.
Daha kalabalık bir grup olan yarıbaşkalaş­malı böceklerim yavruları da yumurtadan çık­tığında ana-babasına benzer, yalnız kanatları yoktur. Ama bir süre sonra deri değiştirerek nemf evresine girdiğinde sırtında küçük kanat torbacıkları belirir ve her deri değişikliğinde biraz daha gelişerek, son derisini attığı anda uçabilen tam bir erişkin görünümünü alır.



Hamamböcekleri, çekirgeler, termitler, gün-sinekleri, kızböcekleri, yaprakbitleri, ağus-tosböcekleri ve tahtakuruları bu gruptandır.
Tümbaşkalaşmalı böceklerde, ise yumurta­dan çıkan larva erişkine neredeyse hiç ben­zemez; kanatlan da vücudun dışında değil içinde gelişir. Yaşamlarının ilk evresini tırtıl olarak geçiren kelebek, ipekböceği ve güve­ler, kurtçuk dediğimiz larvalardan gelişen si­nekler, aynca karınca, arı ve yabanarısı gibi zarkanatlılar ile ateşböceği, uğurböceği gibi kınkanatlılar bu grupta yer alır.
Bu böceklerde larva evresi ife erişkinlik arasında, öbür böceklerin hiçbirinde olmayan bir gelişme evresi daha vardır. Böceğin pupa ya da krizalit adıyla bilindiği bu evre bir din­lenme dönemidir; hayvan pupa halindeyken hiç beslenmez, hareket etmez ve örneğin gü­velerde olduğu gibi, çevresine ördüğü koza­dan erişkin bir böcek olarak çıkar.



Böceklerin Sınıflandırılması
Bilimsel adı Insecta olan böcekler sınıfı, ka­natsız böcekler ve kanatlı böcekler olarak iki altsınıfa ayrılır. Kanatsız böcekler altsınıfı yalnızca başkalaşmasız böcekleri, kanatlı bö­cekler ise yarıbaşkalaşmalı ve tümbaşkalaş­malı böcekleri içerir. Bu altsınıflardan her biri takım denen daha küçük gruplara, takımlar familyalara, familyalar cinslere, cinsler de rür'lere ayrılır. Kuşkusuz 1 milyona yakın tü­rün sınıflandırılması hiç kolay değildir. Nite­kim uzmanların hepsi sınıflandırmada aynı özellikleri temel almadıkları ya da türler ara­sında aynı akrabalık ilişkilerini kuramadıkları için, takım düzeyine geldiği anda birbirinden ayrılan değişik sınıflandırmalar vardır. Ama genel olarak bütün böcekler 30 takımda top­lanır. Bunların dördü kanatsızlar, geri kalan­ların hepsi kanatlılar altsınıfındandır. Bu ka­labalık altsınıf da 16 yarıbaşkalaşmalı ve 10 tümbaşkalaşmalı takımı kapsar.
Kanatsız böceklerin en tanınmış iki üyesi, Thysanura takımından gümüşçün ile Collem-bola takımından yaykuyruktur. 1 santimetre­den daha kısa olan gövdesi gümüş gibi parla­yan gümüşçün evlerde bannır. Nişastayla bes­lendiği için duvar kâğıtlarını ve kitap ciltlerini yiyen zararlı bir böcektir. Gene küçük bir böcek olan yaykuyruk da bu adı, gövdesinin altında bir kilit mekanizmasıyla yay gibi kıvrık duran kuyruğundan alır. Bu kilit boşaldığında ser­best kalan kuyruk yere çarpar ve böceği hava­ya savurur.
Kanatlı böceklerin yarıbaşkalaşmalı gru­bundan düzkanatlılar (Orthoptera) takımı çe­kirgeleri ve cırcırböceklerini kapsar. Hamam­böcekleri ile peygamberdeveleri Dictyoptera, değnekçekirgeleri Phasmida takımındandır. Dermaptera takımını oluşturan kulağakaçan­lar, düzgünce katlanmış kanatlarını çok sey­rek kullanırlar. Termitler (Isoptera) tıpkı ka­rıncalar gibi koloni halinde yaşar ve onlara benzeyen davranış biçimleri gösterir ama ka­rıncalarla hiçbir akrabalıkları yoktur İnsanın ve bazı memelilerin asalağı olan emici bitler ile kuşların vücudunda yaşayan ısırıcı bitler Phtiraptera takımını oluşturur. Bunlar kanatlı böcekler arasında sınırlandırıldıkları halde kanatları körelmiştir. Çok zarif görünümlü böcekler olan günsineklerinin (Ephemeropte-ra) ömrü genellikle birkaç saati geçmez. Yiye­ceğe gerek duymayacak kadar az yaşadıkları için ağızları ve sindirim sistemleri körelmiştir. Odonata takımını oluşturan kızböceklerinin ya da yusufçukların dar ve uzun kanatları bazı türlerde göğse kısa bir sapla bağlanır.
Eşkanatlılar (Homoptera) ile yarımkanatlılar (Hemiptera) çoğu kez birlikte sınıflandırı­lacak kadar birbirine benzeyen iki takımdır. Her iki takımın bütün üyelerinde ısırıcı ağız parçaları,' bitkilerden özsu emmeye yarayan bir hortuma ya da gagaya dönüşmüştür. Nite­kim ağustosböcekleri, şeytantükürükleri (sal-yalıbitler), yaprakbitleri ve kabuklubitler yalnızca bitki özsularıyla beslenen birer eşka-natlıdır. Dolayısıyla, "bit" adını taşıyan üye­lerinin de gerçek bitlerle bir akrabalığı yok­tur. Eşkanatlılar bitki sağlığı açısından büyük önem taşır. Çünkü bu böceklerin çoğu yalnız­ca bitki özsularını emerek ürüne zarar ver­mekle kalmaz, daha ağır sonuçlar doğuran birçok bitki hastalığını da taşır. Yarımkanatlılar da bitki özsuları ve kan emerek beslendik­leri için bitki, hayvan ve insan sağlığına çok zararlı olan hortumlu böcekleri içerir. Örne­ğin yatak tahtakuruları insan kanı emerek, sü­ne ve kımıl gibi ağaç tahtakuruları ise tarım bitkilerinin özsuyunu emerek beslenir. Bu ta­kımda, karada yaşayan tarım zararlılarının yanı sıra, suda yüzen çok ilginç böcekler de vardır. Su tahtakuruları denen bu grubun bazı üyeleri, uzun arka bacaklarıyla "kürek çeke­rek" suların derinliklerinde sırtüstü ya da ka-rınüstü yüzerler. Hatta tuzlu suda yaşamaya uyarlanmış tek böcek cinsi de bu takımda yer alır.
Kanatlı böceklerin tümbaşkalaşmalı grubu en yakından tanıdığımız böcekleri ve çok ka­labalık takımları içerir. Örneğin kınkanatlılar (Coleoptera) yaklaşık 250 bin türüyle en kala­balık böcek takımıdır. Uğurböceği, ateşböceği, bokböceği ve karafatma birer kınkanatlı­dır. Bu büyük takımı, karıncaları arıları ve yabanarılarını içeren zarkanatlılar (Hyme-noptera) ile güveleri, ipekböceklerini ve kele­bekleri içeren pulkanatlılar (Lepidoptera) iz­ler. Bu böceklerin iki çift kanadı genellikle çok güzel renkli, incecik yassı pullarla süslü­dür. Karasinek, sığırsineği, atsineği, tatarcık ve sivrisinek gibi iki kanatlı böceklerin çoğu çiftkanatlılar (Diptera) takımını, pireler de Siphonaptera takımını oluşturur.
Bugün yaşayan böceklerin çoğu küçük hay­vanlardır. Oysa bundan milyonlarca yıl önce yaşayan bazı kızböcekleri kanatlarını açtıkla­rında genişliği bir uçtan öbür uca 76 santimet­reyi buluyordu. Fosillerinden anlaşıldığına göre bu böcekler bugün yaşayan herhangi bir türün en az üç katı büyüklüğündeydi. Bugün­kü hamamböcekleri, kelebekler, güveler, ka­rıncalar, yabanarıları ve sinekler de ataları kadar iri değildir. Ama Afrika'da 12 cm uzun­luğunda, yani küçük bir fareden biraz daha büyük dev kınkanatlılar yaşar

Böceklerin Yaşamdaki Yeri
Yeryüzünde bütün canlılara yararı dokunan pek çok böcek vardır; ama daha yakın çevre­mizdeki böcekler ya bizi rahatsız ettikleri ya da yiyeceklerimize ve eşyalarımıza zarar ver­dikleri için böcekleri bu yönleriyle pek tanı­mayız. Doğrudan insana zarar veren böcekle­rin başında sıtma ve sarıhumma hastalığını ta­şıyan sivrisinek, uyku hastalığını taşıyan çeçe sineği, tifüs salgınlarına yol açan bit, vebanın yayılmasında rol oynayan pire ve tatarcık humması, şark çıbanı, kalaazar gibi hastalık­ların taşıyıcısı olan tatarcık gelir. Ayrıca evcil hayvanlara öldürücü hastalıkları bulaştıran ve tarladaki ya da depolardaki ekinlere zarar ve­ren pek çok böcek vardır. Tahtakurusu, ha­mamböceği, karınca ve daha birçokları da hastalık taşımadıkları halde insanın huzurunu kaçıran hayvanlardır.
Bu zararlı ya da yararsız böcekler bir yana, birçok böcek de doğada dengenin sağlanma­sında çok önemli rol oynar. Örneğin çiçektoz­ları erkek çiçekten dişi çiçeğe taşınmadıkça, tohumlu bitkiler hiçbir zaman çoğalamaz. Bu görevi bir yandan rüzgâr, bir yandan da böcekler yerine getirir. Özellikle bal yapmak için çiçeklerin içinde balözü arayan arılar, bazı kınkanatlılar ve si­nekler çiçeklerin tozlaşmasına çok yardımcı olur. Yaşamak için birbirlerine gereksinim duyan böcekler ve çiçekler milyonlarca yıl bo­yunca birlikte evrim geçirmiştir. Örneğin Ma­dagaskar'daki bir orkidenin balözü 30 cm de­rinliğindeki bir borunun dibindedir. Hortumu aynı uzunlukta olan bir güve balözü alırken çiçektozlarını da taşımasaydı bu bitkinin soyu çoktan tükenmişti. Dünyanın en büyük çiçek­lerini açan Malezya'daki Rafflesia arnoldi bit­kisi de çürümüş et gibi koktuğu için leş yiyen böceklerin yardımıyla tozlaşır.
Böcekler aracılığıyla tozlaşan bütün bitkile­rin belki insana doğrudan yararı yoktur; ama hepsi yaşadığımız dünyaya renk verir. Üstelik yalnız bu ilginç tropik bitkiler değil, elma, ar­mut, erik, şeftali, çilek gibi severek yediğimiz birçok meyve de böcekler olmadan kolay ko­lay tozlaşamaz. Çok önemli bir hayvan yemi olan üçgül ise döllenmesini yalnızca arılara borçludur.
Süprüntü sineklerinin larvaları ile uğurbö-cekleri de özellikle yaprakbiti, kabuklubit, tırtıl gibi tarım zararlılarını yiyerek insanlara yardımcı olur. İpek ve bal gibi çok değerli iki ürün ipekböceği ile arının insanlara armağanı­dır. Ayrıca mobilyacılıkta çok kullanılan do­ğal laka boyalar bir kabuklubitin salgısından, boyarmadde olarak kullanılan kırmız da bazı böceklerin ölüsünden elde edilir. Bunlardan başka, dünyanın birçok yerinde tırtıllar, kın­kanatlıların larvaları ve termitler, Arabistan ile Afrika'nın bazı bölgelerinde göçmen çekir­geler insanların en sevdiği yiyeceklerdendir. Doğu Afrika'daki göllerin çevresinde yaşa­yanlar da sürü sineklerinin oluşturduğu oğulla­rı ezip pelte haline getirerek bir tür kek ya­parlar.


Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica


Son düzenleyen Safi; 8 Kasım 2015 19:49
snackbloot
20 Ekim 2010 17:36       Mesaj #3
snackbloot - avatarı
Ziyaretçi

Kitin: Mükemmel Kaplama Malzemesi
Böcekler dünyada en çok rastlanan canlılardandır. Bunun nedeni pek çok olumsuz şarta dirençli yapıa yaratılmış olmalarıdır. Onları böylesine dayanıklı kılan nedenlerden biri, vücutlarını saran kitin tabakasıdır:
Kitin son derece hafif ve incedir. Bu nedenle böcekler onu taşımakta hiçbir zaman zorlanmazlar. Böceğin bedenini dışardan sarmasına karşın, iskelet işlevi görecek kadar sağlamdır. Ama aynı zamanda da son derece esnektir. Vücut içinden uçları kendine bağlı olan kasların kasılıp esnemesi ile hareket edebilir. Bu, böceklere hareketlerinde çabukluk kazandırdığı gibi, dışarıdan gelecek darbelerin etkisini de azaltır. Üzerindeki özel kaplama maddesi nedeniyle dışarıdan içeri su geçirmez. Vücut içindeki sıvıları da dışarı çıkarmaz.49 Sıcaktan hatta radyasyondan etkilenmez. Çoğu zaman etrafa tam uyum sağlayacak bir renktedir. Bazen de caydırıcılık sağlayacak kadar parlak olabilir.

Eğer uçaklar ve uzay gemileri kitinin özelliklerine sahip bir maddeden yapılsalardı nasıl olurdu? Açıkçası böyle bir malzeme havacılık uzmanlarının rüyalarını süslemektedir.
Böceklerin karnı da,vücut yapısına ve etkinliklerine bağlı olarak özel bir dizaynla yaratılmıştır. Örneğin çöl akrebinin karnı, tarak adı verilen çok duyarlı organlarla kaplıdır. Akrep bunlarla toprağın sertlik düzeyini tespit eder ve yumurtalarını bırakmak için en uygun yeri belirler.


Resilin
Kanat eklemi, mükemmel esneme özellikleri olan resilin adlı özel bir proteinden oluşmuştur. Hem doğal hem de suni kauçuktan çok daha üstün özellikleri bulunan bu madde, laboratuvarlarda kimya mühendislerince üretilmeye çalışılmaktadır. Resilin, esneme-bükülme yoluyla üzerine yüklenen tüm enerjiyi depolayan ve üzerine etki eden kuvvet kaldırıldığında bu enerjiyi tümüyle geri verebilen bir maddedir.
Bu açıdan bakıldığında resilinin verimi % 96 gibi çok yüksek bir değere ulaşmaktadır. Bu sayede kanadın yukarı kaldırılması sırasında harcanan enerjinin yaklaşık % 85'i depolanmakta ve aşağı kanat hareketinde bu enerji yeniden kullanılmaktadır.15 Göğüs duvarları ve kaslar da bu enerji birikimine imkan tanıyacak özel bir yapıda yaratılmıştır.

Kanatlardaki Simetri
Resimlerde görülen kelebeklerin kanatlarına dikkatle baktığımızda kusursuz bir simetrinin hakim olduğunu görürüz. Bu tül görünümlü kanatlar, şekillerle, beneklerle ve renklerle süslenmiş olarak yaratılmış ve sonuçta her biri birer sanat harikası olan görüntüler meydana gelmiştir.
Bu kelebeklerin kanatlarına baktığınızda ne kadar karmaşık olursa olsun, her iki taraftaki desenin ve renklerin tıpatıp birbirleriyle aynı olduğunu fark edebilirsiniz. En ufak bir nokta dahi her iki kanatta birden yer alır, dolayısıyla ortaya kusursuz bir düzen ve simetri çıkar.
Aynı zamanda o incecik kanatlardaki bir renk, diğerine hiçbir şekilde karışmaz ve var olan renkler keskin çizgilerle birbirlerinden ayrılır. Oysa bu renkler üst üste dizilen pulcukların biraraya gelmesiyle oluşur. Elinizi dokunduğunuz an dağılıveren bu pulcuklar nasıl oluyor da sıralarını hiç şaşırmadan aynı deseni tutturacak şekilde iki kanatta da dizilebiliyorlar? Tek bir pulun bile yer değiştirmesi kanatlardaki simetrinin bozulmasına ve estetiğin kaybolmasına neden olabilir.
Oysa yeryüzündeki hiçbir kelebeğin kanadında bir düzensizlik göremezsiniz. Sanki her biri bir ressamın elinden çıkmış gibi düzgün ve estetik görünümlüdür. Çünkü gerçekten de üstün bir Yaratıcı'nın -Allah'ın- eseridir.

Metamorfoz: Tırtıldan Kelebeğe

Sizin 450-500 kadar yumurtanız olsa ve bunları dışarıda muhafaza etmeniz gerekse ne yapardınız? Onların rüzgar gibi doğa şartlarının etkisiyle saçılıp dağılmalarını önleyecek bir tedbir almanız kuşkusuz ki en akılcı olandır. İşte dünyanın tek seferde en fazla yumurta yumurtlayan canlılarından biri olan ipek böcekleri (450-500), yumurtalarını muhafaza etmek için çok akılcı bir yönteme başvururlar: Yumurtaları salgıladıkları yapışkan bir maddeyle (iplikle) birbirlerine bağlayarak, etrafa saçılıp, dağılmalarını engellerler.



Tırtılın kendini kozaya sarışı ve ardından bu kozayı yırtarak, mükemmel desen ve renklere sahip bir kelebek olarak çıkışı...

Yumurtadan çıkan tırtıllar, ilk iş olarak kendilerine uygun bir dal bulur ve daha sonra da aynı iplikle oraya bağlanırlar. Ardından gelişebilmeleri için salgıladıkları bu iplikle kendilerine koza örmeye başlarlar. Hayata gözlerini yeni açmış bir tırtılın bu işlemi yapması, durup dinlenmeksizin 3-4 gün sürer. Bu süre içerisinde tırtıl, binlerce kez dönerek, ortalama 900-1500 m. uzunluğunda bir iplik çıkarır.17 Bu işlem bitince de hiç dinlenmeden yeni bir işe başlar ve güzel bir kelebek olmak üzere değişim geçirmeye başlar.
Ne anne ipek böceğinin yavrusunu muhafaza edebilmek için aldığı tedbir, ne de herşeyden habersiz, henüz hiçbir eğitime, bilgiye sahip olmayan küçücük bir tırtılın gösterdiği davranışlar evrimle izah edebilecek olaylar değildir. Herşeyden önce annenin, yumurtaları yapıştırmak için kullandığı ipliği üretebilmesi mucizevidir.
"Yaratan hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp düşünmez misiniz?" (Nahl Suresi 17)
Yumurtadan yeni çıkan bir tırtılın kendisi için gerekli ortamı tanıyıp ona uygun koza örmesi, ardından değişim geçirmeye başlaması ve bu değişimi problemsiz olarak geçirebilmesi ise insan aklının anlayış sınırlarını zorlamaktadır. Bu durumda her tırtılın dünyaya ne yapması gerektiğini bilir bir şekilde geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz ki bu da, tüm bunların henüz dünyaya gelmeden "öğretilmiş" olduğu anlamına gelecektir.
Bunu bir örnekle açıklayalım. Eğer yeni doğmuş bir bebeğin, doğumundan sadece birkaç saat sonra ayağa kalktığını, dahası kendisine bir yatak yapmak için malzeme (yorgan, yastık, minder vs.) topladığını ve bunları düzgün bir biçimde birleştirip bir yatak yapıp içine yattığını görürseniz, ne düşünürsünüz? Olayın şaşkınlığını üzerinizden attığınızda, varacağınız en mantıklı sonuç, bu bebeğin böyle bir işlemi yapması için henüz anne karnında olağanüstü bir yolla bir şekilde "eğitilmiş" olduğunu düşünmektir. Tırtılların durumu, bu örnekteki bebeklerden farksızdır.
Bu da bizi yine aynı sonuca ulaştırır: Bu canlılar, kendilerini yaratan Allah'ın belirlediği biçimde doğmakta, davranmakta ve yaşamaktadırlar. Kuran'da, Allah'ın balarısına vahyettiğini ve ona bal yapmayı emrettiğini haber verilerek, aslında canlılar dünyasındaki büyük sırrın bir örneğini bildirilmiştir. (Nahl Suresi, 68-69)
Bu sır, tüm canlıların Allah'ın iradesine boyun eğmiş olarak, O'nun belirlediği kaderi izledikleri sırrıdır. Arı bu nedenle bal yapar, ipek böceği bu nedenle ipek üretir.
Son düzenleyen Safi; 8 Kasım 2015 19:50
10 Ocak 2017 16:41       Mesaj #4
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye

BÖCEKLER


Eklembacaklıların en kalabalık sınıfı (İnsecta). Üzeri kutikula ile örtülü vücutları halkalardan oluşmuş; baş, göğüs ve karın olmak üzere üç bölgeye ayrılmıştır. Başta, önde çeşitli parçalardan oluşan ve böceğin beslenme biçimine göre şekillenmiş bir ağız, yanlarda birçok basit gözün birleşmesiyle oluşmuş petekgözler, çoğunlukla gözlerin önünde olmak üzere de bir çift anten bulunur. Böceğin cinsine göre çeşitli biçim alan antenler, dokunmaya ve koku almaya yararlar. Toprak altında yaşayan kimi türlerde göz yoktur. Kimi böcekler de dört gözlüdür. Üç halkadan oluşmuş göğüs bölgesinde hareket etmeye yarayan organlar (bacak ve kanatlar) bulunur. Bacaklar her halkada bir çifttir. Görevlerine göre çeşitli biçimler ve adlar alırlar; koşma, yürüme, sıçrama, yırtma, kazma, yüzme bacakları gibi. İki çift olan kanatlar, kanatsızböcekler dışında, böceklerin hemen hepsinde bulunur.

Ad:  Böcekler.jpg
Gösterim: 509
Boyut:  39.4 KB
Kimi böceklerin ön kanatları, kınkanatlılarda olduğu gibi, sertleşip kalınlaşarak kanat örtüsü biçimini almıştır. Bunun dışında kanatlar genellikle zarımsıdır ve böceğin cinsine göre belirli biçim ve özellikler taşırlar. Karın bölgesi 11 halkadan oluşur. Kimi türlerde bu halkaların bir kısmı kaynaşmıştır. Böcekler yumurtayla ürer, genellikle başkalaşım geçirerek erginleşirler. Yumurtadan çıkan hayvana "kurt" adı verilir. Kurt evresi, böceklerin beslenip büyüdükleri dönemdir. Kurtların bir baş ve üç çift bacakları bulunur. Kimi kurtlarda bacaklar, hatta baş da bulunmayabilir. Pulkanatlılardan kelebeklerin kurtlarına ise "tırtıl" denir. Tırtıllar 10-16 ayaklıdır.

Ayrıca, 18-20 ayaklı olan "yalancı tırtıl"lar vardır (yaprak arıları). Kurtlar deri değiştirerek büyürler. Erginlerine tamamen veya kısmen benzerler ya da hiç benzemezler. Erginlerine benzemeyen kurtlar gelişmelerini tamamladıktan sonra krizalit devresine (dinlenme devresi) girerler. Böcek, krizalit devresinde beslenmez ve hareket etmez. Krizalit devresinde çıkan böcek ergin olur. Çoğunlukla yılda bir döl verirler. Bununla beraber birkaç yılda bir (mayısböceği) ya da yılda birkaç kez (kimi yaprakbitleri) döl verenleri de vardır. Yeryüzünde devon devrinden beri yaşamaktadırlar. Hepsi karada yaşarlar. Kimi türleri yararlı, kimi türleri zararlıdır. Örneğin, ipekböceği ve balarısı, kullandığımız bazı ürünleri üretirler. Bir kısmı ise doğadaki zararlı böcekleri yiyerek (kumböcekleri, vb.) ya da onların kurt ve erginlerinin içinde yaşayıp ölmelerine neden olarak (tırtıl sinekleri vb.) yararlı olurlar.

Zararlı olanlar ise insan ve hayvanlarda asalak olarak yaşarlar (bitler) ya da bitlerle geçinir, çok fazla ürediklerinde geniş zararlara yol açarlar (yaprakböcekleri, kabukböcekleri vb.). Tarımcılıkta yaygın olan bir söze göre "insanlar, böceklerden arta kalan yiyeceklerle beslenmektedirler". Böcekler sınıfı iki alt sınıfa ayrılır: Kanatsız ya da ilksel böcekler (Apterygota) ve kanatlıböcekler (Pterygota).

Böceklerin Özellikleri


Böceklerin özellikleri, böcekler gerçek eklembacaklıların alt dalına ait bir sınıftır. Günümüzde tanımlanmış böcek türleri yaklaşık 686 bin kadardır. Böcek sayısının ise, birkaç yüz milyon kadar olduğu düşünülmektedir. Çoğu böcek türlerinin hala daha yapıları ve özellikleri hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Ancak böcekler genellikle yapısal özellikleri benzer canlı türleri arasındadır. Böcek türleri sudan karaya çıkan ilk canlı türleridir. Günümüze kadar bulunan fosil böcek türleri mevcut böceklerden fazla farklı değildir. Böcekler ayrıca tarım için oldukça faydalı özelliklere sahiptir.

Böceklerin yapısal özellikleri

Ad:  Böcekler-2.jpg
Gösterim: 425
Boyut:  23.8 KB

Böceklerin vücudu baş, karın ve gövdeden meydana gelir. Baş kısmında ağız, petek gözler, gövde kısmında iki çift kanatla üç çift bacak olur. İlkel böcek türlerinde kanatlar kaybolmuştur. Gövde 3 bölütlü, karın 6-11 bölütlü olur. Böcekler trake solunumu yapar. Malpighi tüpçükleri ise boşaltım organlarıdır. Böceklerin bacakları da koksa, trohanter, tibya, femur ile tarsus olarak beş kısımdan oluşur. Ses çıkaran böcek türlerinde işitme organları da bulunur.

Duyargalar dokunma ve doku duyuları olarak görev yaparlar. Başta yan kısımlarda olan petek gözleri mozaik şeklinde yerleşmiş ve on binlerce tek lensten oluşmuştur. Basit gözler genellikle iki anten arasındaki üçgen şeklinde yerleşmiştir. Ağız kısmı hem biçim bakımından, hem de işlev bakımından farklılıklara sahiptir. Ağızda yatak şekilde çalışan üç çift çene vardır. Önde olanlar oldukça kuvvetli olup, dişli yapıdadır.

Gövde kısmı ön, orta ve son olarak ayrılır. Bölütlerin her birinde bir çift bacak olur. Böceklerin çoğu türünde orta ve son gövde kısmında bir çift kanat olur. Böceklerin hepsi 6 bacaklı olmasına rağmen, bazılarında sadece dört bacak gelişmiştir. Yeterli olgunluğa ulaşmamış tırtıl gibi türlerde eklemsiz, yardımcı bacaklar olur. Arı ve eşek arılarının, diğer kurtların bacakları olmaz. Bacaklar ara bir bölümle kasığa yerleşir. Kasıkta ayağı taşıyan incikle bağlantılıdır. Böcek türlerinin alışkanlıklarına bağlı olarak, bacaklarda farklılık gösterir.

Bazı kazıcı böceklerin ön bacakları adeta kazma organı haline gelmiştir. Çekirge ve ağustos böceğinde arka bacaklar diğerlerine göre daha büyük olur. Bunları sıçrama için kullanırlar. Su böcekleri türlerinde ise, bacaklar küreğe benzer.

Böcekte karın bölgesi en büyük yeridir. Genellikle 12 bölütten meydana gelir. Bazı türlerde bu sayı daha az olabilir. Son bölüt anal deliktir. Bazılarında uzun ve ipliğimsi, bazılarında kısa, bazılarında ise kerpeten şeklinde sese ve dokunmaya duyarlı çift kuyruk duyargası olur. Çoğu böcek türünün erkeklerinde dokuzuncu bölütte çiftleşmede dişiyi tutan bir çift uzantı bulunur. Dişilerin de sekizinci ve dokuzuncu bölütte türlere göre yumurtlama borusu olur. Kraliçe, işçi arı ve eşek arılarında yumurtlama borusu değişir ve iğne gibi olur.

Böceklerin solunumu yanda bulunan dizili hava deliklerinden olur. Deliklerden trake denen ince tüplerle hava bacaklara ve kanatlara taşınır. Böceklerde akciğer ya da dolaşım sistemi olmaz. Kan vücudun boşluğuna akar, arkadaki kalp denen iki ucu açık tüpün sıkıştırmasıyla vücutta her yere taşınır. Böceklerin sindirim organları ile üreme organları karında olur. Baş bölgesinde beyinde çıkıp, vücudun alt kısmında iki tarafa uzanan iki ana sinirden meydana gelen sinir sistemi olur.

Böceklerin üreme özellikleri


Böceklerde üreme genellikle iç döllenmeyle olur. Sperm çekirdeği ile yumurta çekirdeği birleşerek döllenir. Böceklerin yumurtaları da oldukça farklıdır. En fazla düz yüzeyli ya da şekilli yüzeyli, girintili çıkıntılı olan mil şeklinde ya da uzun silindir gibi olanlar görülür. Bazen yuvarlak ya da sepet gibi kapakları olur. Bir kısmı da yumuşak ya da sert olabilir.

Yumurtalar bazen dişinin vücudundan taşınarak, canlı olarak yavruların doğduğu görülür. Arıların çoğunda döllenmemiş yumurtalardan erkek arılar olur, döllenmiş olanlardan kraliçe ve işçi arılar olur. Bazı türlerde döllenmeden çoğalma olur.


-derlemedir.
13 Mart 2017 20:28       Mesaj #5
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI!

Böcekler En Fazla Ne Kadar Yüksekte Uçabilir?


Böceklerin maksimum uçuş yükseklikleriyle ilgili bilgilerimiz uzaktan görüntüleme yöntemleri ve doğal ortamda yakalanan örneklerden elde edilen verilerle sınırlı. Bu araştırmalara göre böcekler çoğunlukla 5000 metrenin altında yaşıyor. 6000 metre yükseklikte yakalanan bazı uçan böcek türleri var. Ancak bu canlıların yukarı yönlü rüzgârların etkisiyle geçici olarak bu irtifalarda bulunduğu tahmin ediliyor. Yüksek irtifalarda hava yoğunluğunun, oksijen miktarının ve sıcaklığın düşük olması böceklerin uçuş yüksekliğini sınırlandıran temel etkenler. Örneğin havanın yoğunluğunun azalması kanatların hareketi sonucu oluşan kaldırma kuvvetinin belirgin şekilde azalmasına neden oluyor.

Bombus Arıları!


Ad:  ari_bocek_ucus.jpg
Gösterim: 452
Boyut:  55.9 KB
Vücutlarının büyüklüğüne görece küçük kanatları olan Bombus arılarının 4000 metre yükseklikte sürekli olarak yaşayabildiği biliniyor. Ancak bilim insanları geliştirdikleri simülasyonda Bombus arılarının Everest’ten bile yüksek irtifalarda uçabileceğini gösterdi. Araştırmada havanın yoğunluğu azaltılarak arıların yüksek irtifalarda karşı karşıya kaldığı ortam koşulları oluşturuldu ve hava basıncı arılar uçamayıncaya dek düşürüldü.

Sonuçlar arıların 9000 metrenin üzerindeki irtifalarda bile uçabileceğini gösteriyor. Araştırmada Bombus arılarının düşük hava basıncı nedeniyle karşı karşıya kaldıkları aerodinamik zorlukları, kanatlarını daha sık çırparak değil, yukarı ve aşağı doğru daha geniş bir şekilde hareket ettirerek aştıkları anlaşıldı.

Kaynak: Biology Letters
30 Kasım 2017 21:04       Mesaj #6
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI!

Anophthalmus!


Ad:  hitlers beetle.jpg
Gösterim: 169
Boyut:  43.3 KB
Gözsüz, kör, ağılı böcek. Kuzey Amerika'da ve kutupsu bölgelerdeki mağaralarda yaşar. Anophthalmuslar ince, uzun, kehribar renginde yarı saydam böceklerdir. Ayakları ve antenleri çok uzundur. Alp ve Pireneler'deki mağaralarda pek çok türüne rastlanır. Bu türler bugün trechus duvalites, geotrechus, aphoenops vb. cinslere dağılmıştır. Bu cinsler ışıkta yaşayan ve normal gözleri olan türleri de içine alır.

Kaynak: Büyük Larousse
8 Eylül 2018 01:20       Mesaj #7
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI!

Hava Sıcaklığı ile Böcek Metabolizması Arasındaki Bağlantı!


Hava sıcaklıklarındaki artışın zararlı böceklerin metabolizmasını hızlandırdığı ve böylece enerjiyi daha çabuk yakan haşerelerde beslenme ve çoğalmanın arttığı belirlendi. Washington Üniversitesi'nden Curtis Deutsch ve ekibi, bir bütün olarak böceklerin daha sıcak günlerde ne kadar hızlanacağına, çoğalacağına ve tahıllara zarar vereceğine ilişkin matematiksel bir simülasyon geliştirdi. Sıcaklığın, böcek metabolizmasını ve üremesini ne kadar hızlandırdığını inceleyen araştırmacılar, hava sıcaklığındaki her santigrat artışın, buğday, mısır (darı) ve pirinç için ilave yüzde 10 ile 25 hasar anlamına geldiğini tespit etti.

Sıcaklıktaki artışın böceklerin iştahını artırarak ekinlerde daha fazla zarara neden olduğunun altını çizen Deutsch, zararlı böceklerin halihazırda her yıl dünya genelindeki mısır ve buğdayın yüzde 8'ine, pirincin ise yüzde 14'üne zarar verdiğini belirtti. Ortalama küresel sıcaklığın sanayi öncesi dönemdeki seviyenin sadece 2 derece üzerine çıkması halinde, yıllık mahsul kayıplarının mısır için yaklaşık yüzde 10, buğday için yüzde 12 ve pirinç için yüzde 17'ye kadar çıkabileceğini belirten araştırmacılar, bunun üç tahıl için toplam yaklaşık 213 milyon tonluk kayıp anlamına geldiğine işaret etti.

Kaynak: Science News (1 Eylül 2018)
Hızlı Cevap
Mesaj:



paneli aç