Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Forumda Ara

Beyin Nedir? Beynin Yapısı ve Görevleri

Bu konu Biyoloji forumunda Blue Blood tarafından 14 Mayıs 2009 (16:40) tarihinde açılmıştır.
15323 kez görüntülenmiş, 6 cevap yazılmış ve son mesaj 19 Aralık 2010 (20:17) tarihinde gönderilmiştir.
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Eski 14 Mayıs 2009, 16:40

Beyin Nedir? Beynin Yapısı ve Görevleri

#1 (link)
Blue Blood
Ziyaretçi
Blue Blood - avatarı
Sponsorlu Bağlantılar
Beyin
Vikipedi, özgür ansiklopedi

200px-Cerebral_Cortex_location

İnsan beyni

Hayvan anatomisinde beyin, veya ensefalon (yunanca), merkezi sinir sisteminin yönetim merkezidir. Birçok hayvanda beyin, kafanın içinde, birincil duyu organlarının ve ağzın yakınında yerleşmiştir. Tüm omurgalılarda beyin olduğu gibi, omurgasızlarda da merkezileşmiş bir beyin veya birbirinden bağımsız ganglionlar topluluğu vardır. Beyin, şaşırtıcı derecede karmaşık ve komplike olabilir. Örneğin insan beyni 100 milyar'dan fazla nöron içerir ve bu nöronların her biri, kendi gibi 10.000 tanesiyle bağ yapar.

Görevleri

Duyu organlarını kontrol eder. Hormonların salgılanmasını kontrol eder. İstemli hareketlerin kontrol merkezidir. Kan basıncını, vücut sıcaklığını, susama ve acıkmayı kontrol eder. Zeka, irade, hırs merkezleri beyindedir. Akıl küpüdür.

Akıl ve Beyin

150px-Yeni_beyin.svg magnify-clip
Beyin işlev ve yeteneklerinden bir kısmı diagram olarak.

Beynin tanımı; kafatasının içindeki, tüm elektrokimyasal nöronal faaliyetlerden sorumlu, fiziksel ve biyolojik bir cevher olduğudur. Akıl ise, inanç veya istek gibi zihinsel öz niteliklerle ilgili görülmüştür. Bazı görüşlere göre akıl beyinden bağımsız bir şekilde vardır. Tıpkı ruh gibi. Bazı teorisyenlere göre ise, akıl bir bilgisayar yazılımına, beyin ise donanımına karşı gelmektedir.

Karşılaştırmalı anatomi

180px-Mouse_brain

Fare beyni

Özellikle, 3 hayvan grubunda komplike beyin bulunmaktadır: eklembacaklılar (artropod) (örneğin: böcekler ve kabuklu hayvanlar), kafadanbacaklılarahtapot ve mürekkepbalığı), ve omurgalılar. Eklembacaklıların ve kafadanbacaklıların beyni, birbirine paralel ikiz sinirden meydana gelmektedir. Eklembacaklılar üç loptan ve görme işlemi için oluşmuş göz arkasındaki geniş "optik lop"lardan oluşan merkezi bir beyine sahiptir.


Omurgalıların beyni, sonradan omuriliğe dönüşecek olan arkadaki bir nöral tübün öndeki kısmından gelişir.Omurgalılarda beyin kafatası kemikleri tarafından korunmaktadır. Serebral korteksin kıvrım sayısı, filogenetik ve evrim basamağındaki yeri belirler. Kıvrım sayısı arttıkça basamak yükselir. Balık, sürüngen gibi ilkel omurgalılar beyninin dış katmanlarında altı katmandan daha az nörona sahiptir. Bu konfigürasyona allokorteks (veya heterotipik korteks) adı verilmektedir.
Memeliler gibi daha komplike omurgalılarda, allokortekse ilaveten altı bölmeli neokorteksMemelilerde, daha fazla kıvrımlı beyin, daha gelişmiş beyinle karakterizedir. Bu kıvrımlar, kafatasına sıkışmış beyindeki nöronlara daha geniş bir alan sağlamaktadır. Kıvrılma, daha fazla gri maddenin daha az bir hacmin içine yerleşmesini sağlar. Kıvrımlar tıp dilinde gyrus (çoğul gyri), kıvrımlar arası boşluk da sulcus (çoğul sulci) olarak adlandırılır. İnsan beyni üç zarla sarılmlştır.Bunlar,En dışta Duramater,ortada araknoid tabaka,en içte ise Piamater bulunur... Beynin genel histolojik incelenmesi kişiden kişiye değişmese de, yapısal anatomi incelemesi farklı olabilmektedir. Temel embriyolojik bölümlerin tersine, spesifik gyrus veya sulcusların yeri, birincil duyu bölgeleri ve diğer yapıların yerleri türlere göre değişebilmektedir.
Omurgasızlar

Böceklerde beyin dört bölümden oluşur: optik bölmeler, protoserebrum, dutoserebrum, tritoserebrum. Optik bölmeler her bir gözün arkasında bulunur ve görsel uyarıyı sağlar. Protoserebrum, kokuya cevap veren mantar vücudu ve merkezi vücut kompleksini barındırır. Arı gibi bazı türlerde mantar vücut kısmı görme duyusundan da uyarı almaktadır. Dutoserebrumda kokuları birbirinden ayırt etmeyi sağlıyan ve baştaki antenlerin dokunma reseptörlerinden bilgi alan anten lobları bulunmaktadır. Sineklerin ve güvelerin anten lobları oldukça komplikedir.
Kafadanbacaklılarda beynin özofagus tarafından ayrılmış iki bölgesi vardır: supraözofagal kütle ve subözofagal bölge.Bu iki kütle birbiriyle iletişimini bazal loplar ve arka magnoselüler loplarla sağlar.Geniş optik loplar bazen beynin bölmesi olarak tanımlanmaz çünkü anatomik olarak beyinden ayrıdırlar ve optik saplarla beyine katılırlar. Ama optik loplar görme işlemini sağladıklarından fonksiyonel olarak beynin bir parçasıdır.
Sponsorlu Bağlantılar
Rapor Et
Eski 19 Mayıs 2009, 13:07

Beyin Lobları

#2 (link)
Je T'aime
ahmetseydi - avatarı
İnsan beyninde beş ana lob bulunur. Bunlar:

  1. Frontal lob--bilinçli düşünme; zarar görmesi durumunda ruh hali, hissiyat değişikliği olabilir.
  2. Parietal lob--çeşitli duyu organlarından gelen bilgileri birleştirmede önemli rol oynar. Ayrıca nesnelerin kullanılması ve bazı mekansal görüş işlemelerinde (visuospatial processing) parietal lobun kimi bölümleri rol alır.
  3. Oksipital lob--görme duyusuyla ilgili bilgilerin işlendiği lobdur. Hafif zarar görmesi halüsinasyonlara sebep olur.
  4. Temporal lob--ses ve kokunun algılanması, aynı zamanda da yüzler, mekanlar gibi karmaşık uyaranların işlenmesi bu lob tarafından sağlanır.
  5. serebellum--duyu organlarından gelen bilgilerle haraketi ilişkilendirir. Bu lob özellikle dengenin sağlanmasında önemli rol oynar.
Yukarıda listelenen her bir lob, beynin her iki yarımküresinde de bulunur. Serebellum dışında bu lobların hepsi telensefalonun parçasıdır.






Vikipedi
Rapor Et
Eski 23 Ağustos 2009, 23:24

Beyin Nedir? Beynin Yapısı ve Görevleri

#3 (link)
Blue Blood
Ziyaretçi
Blue Blood - avatarı
Kafa içi boşluğunu dolduran, üç kat beyin zarı ile örtülü, beyaza yakın gri renkli, yumuşak sinir sisteminin en önemli kısmı ve merkezi olan organ. Beyin, kendisini koruyan kafatası boşluğu içerisinde yer alır. Biçimi, büyüklüğü ve ağırlığı; kafatasının biçimine, ayrıca canlının vücut büyüklüğüne ve gelişmiş olmasına bağlıdır. İnsan beyninin ağırlığı 1300-1800 gr arasında değişir. Bir filin beyni ise 5000 gr civarındadır. Görüldüğü gibi beynin ağırlığı, kabiliyetini göstermemektedir. Beynin kabiliyeti bazı kitaplarda evvelce belirtildiği gibi kıvrımlarının sayısına da bağlı değildir. Zira bazı balıkların beyin kıvrımlarının sayısı insan beynindekinden daha fazladır. İlim adamları bunu daha ilmi metodlarla araştırmalarına rağmen ortak bir sonuca henüz ulaşılamamıştır.

Beynin veya sinir hücrelerinin bir özelliği, uyarılabilir olmalarıdır. Bir sinir hücresi uyarıldığı zaman ortaya çıkan uyarı dalgası hücreden hücreye yayılır. Bu, ateşlenen barutta her taneciğin bir sonraki barut tanesini ateşlemesine benzetilebilir. Sinir hücrelerini uyaran tesirler ısı, ışık, ses, temas olabilmektedir. Uyarı bir hareket veya aktif bir cevap uyandıracaksa, sonuçta ortaya çıkan cevap yine sinir uzantılarıyla kaslara ulaştırılır. Burada karar organı beyindir. Ancak reflekslerde durum daha değişik olup istek dışı olarak hareket ortaya çıkmaktadır.

Kimyasal olarak, beynin başlıca yapı maddesi proteindir. Fakat vücudun diğer organlarında fazla bulunmayan bazı yağlı maddeler (lesitin gibi) beyinde bol miktarda bulunmaktadırlar. Sinir faaliyetinin enerjisi glükozun (bir basit şeker) oksijenle yanmasından sağlanır. Beynin kimyasal veya fiziksel özellikleri vücudun diğer organlarındakinden fazla bir fark göstermez.

Omurgalı hayvanların da bir beyni olduğu bilinmektedir. Daha basit yapılı canlıların bir sinir sistemi bulunmasına rağmen bir beyinleri yoktur. Omurgalı hayvanlar ve insan ana karnında cenin halinde iken beyinleri boru biçiminde bir boş organdan gelişmektedir. Organın ortasındaki boş kısım daha sonra omurilikte daralarak omurilik “merkezi kanalı”nı meydana getirir. Merkezi kanalın yukarı doğru uzantısı beyin içindeki ventrikülleri, yani “beyin sarnıçları”nı meydana getirmektedir. Ön beyinden gelişme esnasındaki belli bir zamanda göz çıkıntısı ortaya çıkmaktadır. Göz sinirleri beynin ileri doğru uzantısı olarak kabul edilirler.

İnsan beyni doğuşta gelişmesini tamamlamamıştır. Çocuğun ana karnında büyümesiyle insan beyni de gelişmesini tamamlamaktadır. Bazı beyin sinirlerinin kılıfları doğumdan sonra teşekkül eder. Beyin doğuşta insan yavrusunun en büyük organıdır ve vücut ağırlığının 12’de birine eşittir. Ancak 20 yaşına gelindiğinde ağırlığı vücut ağırlığının 50’de birine eşit hale gelir. Hem beynin hem de omurga kanalı içerisindeki omuriliğin etrafında katlı koruyucu bir zar bulunmaktadır. Dıştaki zara sert beyin zarı, içtekine de yumuşak beyin zarı denilmektedir. Yumuşak beyin zarı da Araknoid ve Pia mater diye iki kattan yapılıdır. Bunlarda Araknoid dışa yakın olup, Pia mater omurilik veya beyne yapışık vaziyettedir. Araknoid ile Pia mater arasında “beyin omurilik sıvısı” bulunur. Bu sıvı, beynin ve omuriliğin bütün yüzeylerini çevreler. Beyin; beyin yarıküreleri (hemisferler), orta beyin, beyincik ve beyin sapından meydana gelir. Beyin sapı da, pons ve omurilik soğanından meydana gelir.

Beyin önden arkaya doğru derin bir yarık ile iki ayrı yarıküreye (hemisfere), bunlar da derin yarıklarla başlıca dört bölüme ayrılır. Her parçaya “lob” denilmektedir. Önde alın lobu, arka üst kısımda yan tepe lobu, şakak lobu ve art kafa lobu, beyin yarıkürelerinin kısımlarıdır. Beyin yarı küreleri ortadan birbirlerine “beyin büyük birleşiği” (Corpus Callosum) ile bağlanırlar. Ayrıca ara beyin yapıları da her iki hemisferi birbirine bağlarlar.

Beyin; işitme, görme, kavrama, öğrenme, düşünme, akılda tutma gibi hassaların komuta merkezidir. Bir beyin kesitine bakıldığında gri ve beyaz olarak iki ayrı renkte kısımdan meydana geldiği görülür. Gri bölümlere “gri cevher”; beyaz bölümlere de “ak cevher” denir. Gri cevher, sinir hücrelerinden; ak cevher ise, sinir hücrelerinin uzantılarından meydana gelmiştir. Beynin kabuk kısımları gri, iç kısımları ak maddeden ibarettir. Ayrıca beynin iç kısımlarında da gri maddeden yapılı çekirdekler (beynin nukleusları) bulunur. Gri maddeyi meydana getiren milyonlarca hücre dıştan etkilenerek kazandıkları özellik ve bilgileri bir ağ gibi birbirini saran sinir telleriyle birbirlerine iletirler.

Beyin yüzeyinde belirli bir fonksiyonu gerçekleştirmekle mesul bölgeye, o fonksiyonun merkezi denilir. Mesela, alın lobu ile yan tepe lobunu birbirinden ayıran yarığın ön kısmında hareket merkezleri, arka kısmında duyu merkezleri bulunmaktadır. Ard kafa lobunda görme duyusu ile ilgili işlemler gerçekleştirilir. Alın lobunun büyük bir kısmı henüz yeterince anlaşılamamış görevler yapar. Duyu ve davranışları düzenleyen merkezlerin alın lobunda bulunduğu zannedilmektedir. Bu alanda hafıza ve karışık zihni faaliyetler gerçekleşir. Alkoliklerde en önce hasara uğrayan alın lobundaki sinir hücreleridir. Alınan alkol miktarının çok düşük olduğu hallerde bile bu hücrelerin zarara uğrayacağı tesbit edilmiştir.

Beynin, ilaçla ve cerrahi yollar ile tedavi edilebilen pekçok hastalığı vardır. Beynin tıbbi hastalıkları ile nöroloji (asabiye) bilim dalı ilgilenir. Sara, beyin damarlarının hastalıkları (tıkanma veya kanamalar, felçler), enfeksiyon hastalıkları (menenjit, beyin iltihabı, beyin absesi) ve parkinson hastalığının tedavisi, nörolojinin sahasına girer.

Beyin urları, darbe ve çarpmalar ile meydana gelen kırık ve kanamaların yaptığı basınçlar, anevrizma gibi damar hastalıklarının cerrahi usullerle tedavisiyle de “Beyin Cerrahi” dalı uğraşır.

Hayvanların anatomisinde beyin, sinir sisteminin yönetim merkezidir. Ayrıca genelde beyin omurgalı sinir sistemlerinin yönetim merkezi olarak anılır. Aynı terim omurgasız merkezi sinir sistemi için de kullanılabilir. Bir çok hayvanda beyin, kafanın içine yerleşmiştir.

Beyin bir çok hareketi, davranışı ve kalp atışı, kan basıncı, sıvı dengesi ve beden sıcaklığı gibi homeostatik(?) beden işlemlerini düzenler ve denetler. Algılama, duygu, hafıza, motor öğrenme ve diğer öğrenme türleri için, beynin işlevleri sorumludur.

Beyin temel olarak iki tip hücreden ibarettir; glia(?) ve nöronlar. Glianın temel işlevi nöronları korumak ve desteklemektir. Nöronlar eylem potansiyelleri olarak bilinen, elektrik sinyalleri biçiminde iletilen bilgileri taşırlar. Bunlar beyindeki ve vücut içindeki diğer nöronlarla, boşluklar içinden synapses olarak bilinen nöro naklediciler (neurotransmitter?) adını alan çeşitli kimyasallar göndererek iletişim kurarlar. Böcek gibi küçük omurgasızlarda beyinde bir milyon nöron olabilir, büyük omurgalılar beyinlerinde 100 milyardan fazla nörona sahiptir. İnsan beyni özellikle karmaşık ve ayrıntılıdır. Bilinmeyenler

1. Bilgi nöronlarda nasıl kodlanıyor?

Beynin en karışık işlemlerinden bir tanesi, bilginin kodlanması. Bu süreçte beyindeki nöronlar, yani sinir hücreleri, zarlarının dışında elektrik akımı oluşturuyor. Bu elektrik akımları, ‘akson’ adı verilen uzantılara ulaşarak, onlar vasıtasıyla gerekli olan kimyasal sinyallerin açığa çıkmasını sağlıyor. Bu akımlar sayesinde dünyayla, çevremizde olup bitenle ilgili bilgiler beynimize aktarılıyor. “Ne görüyorum?”, “Aç mıyım?”, “Hangi sokağa sapayım?” gibi sorulara yanıt işte böyle bulunuyor. Bilim adamları, beyindeki bilgilerin tek tek hücrelerin içinde biriktirilmediğini tahmin ediyorlar. Bu bilgilerin ‘hücre grupları’ tarafından depolandığı düşünülüyor. Ancak hangi nöronların, hangi hücre gruplarına ait oldukları henüz bilinmiyor. Şu anki teknoloji ise binlerce nöronu aynı anda ölçecek kapasitede değil. Tek bir nöronun bağlantılarını bile şu an elimizde olan teknolojilerle görüntülemek imkânsız. Tek bir nöronun, yaklaşık 10 bin nörondan bilgi ve sinyal aldığını biliyor muydunuz? Beynin içindeki elektrik akımı sayesinde ise sinyal alışverişi çok hızlı olabiliyor. Bilim adamlarına göre, sinir sistemleri arasındaki bilgi aktarımının tek yolu, bu elektrik akımları değil. Bu nedenle, ‘bilgi taşıyan’ başka hücreler keşfetmeye yönelik araştırmalarını sürdürüyorlar. Burada, ‘glial hücreler’ üzerinde duruluyor.

2. Anılar beyinde nasıl saklanıyor ve nasıl tekrar hatırlanıyor?

Bir kişinin ismi gibi, yeni bir şey öğrendiğinizde beynin yapısında birtakım fiziksel değişiklikler meydana geliyor. Ancak bu değişikliklerin hâlâ ne tür değişiklikler olduğunu, nerelerde meydana geldiğini, bilginin nasıl depolandığını ya da yıllar sonra tekrar hatırlanarak tekrar nasıl gündeme getirildiğini anlayamıyoruz. Beyinde çeşit çeşit hatıralar var. Ancak beyin, ‘kısa dönem anılarla’ (yeni öğrenilen bir telefon numarasını hatırlamak gibi), ‘uzun dönem anıları’ (geçen yıl doğum gününüzde yaptıklarınız gibi) birbirinden bir şekilde ayırıyor. Bilim adamları ‘öğrenme’ ve ‘hafızada tutma’ şeklinin değişik beyin şekillerine bağlı olduğunu düşünüyorlar. Beyin travması ya da beynin zarar görmesi ise bu yetenekleri bozabiliyor.

3. Beyin, geleceği nasıl öngörüyor?

Çoğu zaman gelecekle ilgili birtakım planlarımız ve öngörülerimiz olur. Geleceğin nasıl şekilleneceğini düşünürüz. Beynimizde, gelecekle ilgili bir şekil vardır. Ancak beynin bu ‘gelecek simülasyonunu’ nasıl yaptığı henüz anlaşılmış değil. Beyin, dünyayla ilgili öngörülerde nasıl bulunabiliyor? Bilim adamları hâlâ bunun yanıtını arıyor.

4. ‘Duygu’ ne demek?

Beyin, sadece bilgi biriktiren bir organ değil; aynı zamanda duygu, motivasyon, korku ve umutları barındıran bir organ. Bütün bunlar bilinçaltında olan şeyler aslında... Örneğin beynin duygularla ilgili bölümü sinirli yüzlere, o yüzleri görmeden de tepki verebiliyor. Kültürler arasında da temel duyguların dışa vurulması, aslında birbirine benziyor. Hatta Darwin’in de gözlemlediği gibi, temel duyguların ifade edilmesi bütün memelilerde benzer. Bilim adamları, insanların fiziksel tepkilerinin sürüngenlerin ve kuşların tepkilerine çok ciddi bir şekilde benzediğine dikkat çekiyorlar. Özellikle de korku, öfke ve anne-baba sevgisini hepsi benzer bir şekilde gösteriyor. Duyguların beyinde nasıl işlediği üzerinde bilim adamları hâlâ çalışıyorlar. Duygulara aslında bir çeşit hesaplama ya da ‘ölçüm’ şekli gözüyle bakılabilir. Yani duygular, aslında hızlı bir eylemi harekete geçiren bir ‘durum tespit özetidir’. Nöro-bilimcilerin en önemli hedeflerinden biri ise duygu ve düşünce durumunda ortaya çıkan bozuklukları anlamak. Mesela depresyon... Depresyon, çağımızın en önemli, en yaygın duygu bozuklukları arasında yer alıyor. Şiddet ile dürtüsel saldırı ya da öfkenin de duyguların doğru bir şekilde kontrol edilememesinden kaynaklandığı düşünülüyor.

5. Zekâ nedir?

Zekâ farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Ancak ‘biyolojik’ açıdan zekânın ne anlama geldiği henüz bilinmiyor. Milyarlarca nöron, bilgiyi ‘harekete geçirmek’ için nasıl birlikte çalışıyor? Gereksiz bilgi beyinden nasıl siliniyor? İki kavram ‘birbirine uyunca’ ve böylece bir soruna çözüm bulduğunuzda, beyinde neler oluyor? Zeki insanlar bilgiyi beyinlerinde ‘hatırlaması kolay’, ayrı bir bölgede mi muhafaza ediyorlar? Beyin fonksiyonlarının temel işleyişiyle ve nöronlar arasındaki bağlantılarla ilgili, bilim adamlarının elinde hâlâ çok az bilgi var. Ancak zekânın, beynin tek bir alanıyla değil, pek çok bölgesiyle ilgili olduğu üzerinde duruluyor. İnsan beyninin diğer canlılardan farkı hâlâ araştırılıyor.

6. Beyin, ‘zamanı’ nasıl algılıyor?

Alkışladığınızda ya da parmağınızı ‘şıklattığınızda’ sesi mi daha önce duyarsınız, hareketi mi daha önce görürsünüz? Her ne kadar duyma yeteneği, görme yeteneğinden daha hızlı çalışsa da, parmakların görüntüsüyle, çıkarılan ses aynı anda gerçekleşiyormuş hissi doğuyor. Yani beyin pek çok olayın aynı anda gerçekleştiği ‘hissi’ yaratarak aslında bizi ‘kandırıyor’. Beynin zamanla ‘oynadığını’ aslında çok kolay anlayabilirsiniz. Aynanın karşısında sol gözünüze bakın. Daha sonra bakışınızı sağ gözünüze kaydırın. Gözlerinizi diğer tarafa çevirmek bir zaman alıyor elbette. Ancak siz gözlerinizin hareket ettiğini görmüyorsunuz. Gözlerinizi kırpıştırdığınızda da aslında gözleriniz çok kısa süreliğine de olsa karanlıkta kalıyor. Ancak bu karanlığı da görmüyorsunuz.

7. Nasıl uyuyor ve rüya görüyoruz?

Zamanımızın üçte birini uyuyarak geçiriyoruz. Bebekler ise zamanlarının üçte ikisini uykuda geçiriyor. Araştırmalara göre, az uyumak sinir sisteminde bozukluğa yol açıyor. Araştırmalar, 10 gün uyumayan farelerin, 10’uncu günün sonunda öldüklerini ortaya koyuyor. Canlılar uyuduklarında beynin bir bölümü de uyuyor, ama uykunun mekanizması, işleyişi hâlâ bilinmiyor. Uykuda nöronların aşırı derecede hareket halinde oldukları biliniyor. Ayrıca önemli bir sorunu çözmeden önce uyumanın, o sorunu çözebilmek açısından yararlı olduğu da düşünülüyor. Düzenli uykunun, öğrenme kapasitesini de artırdığı söyleniyor. Özetle, uyku sayesinde beyin bir şekilde gerekli bilgileri depoluyor, gereksizleri ise ekarte edebiliyor.

8. Beynin ayrı ayrı olan sistemleri, birbirleriyle nasıl bütünleşiyor?

Gözle bakıldığında, aslında beynin her bölgesi aynı görünüyor. Ancak aktivitelerini, işlevlerini ölçtüğümüzde, her nöron bölgesinde farklı bilgilerin kayıtlı olduğunu görüyoruz. Örneğin görme yeteneğini ilgilendiren bölgenin içindeki alanlarda hareketler, yüzler, köşeler ve renklerle ilgili çeşit çeşit bilgiler bulunuyor. Yetişkin bir insanın beynini, çeşitli ülkelerin bulunduğu bir dünya haritasına benzetebiliriz. Beynin içinde koku, açlık, acı, hedef koyma, sıcaklık, öngörü ve daha pek çok şeyle ilgili ‘beyin ağları’ var. Farklı işlevlerine rağmen bu sistemler birbirleriyle bir şekilde bütünleşerek çok iyi bir işbirliğine giriyorlar. Bunun nasıl gerçekleştiğine dair ise bilim adamlarının hiçbir fikri yok. Ayrıca beynin, sistemlerini nasıl bu kadar hızlı bir şekilde koordine ettiği de henüz anlaşılmış değil.

9. ‘Bilinç’ nedir?

İlk öpücüğünüzü düşünün. Bu, hafızanızdan hiç çıkmaz. Peki bu hafıza, bu deneyimi yaşamadan, bu deneyimin bilincinde olmadan önce neredeydi? Modern bilimde, ‘bilinç’ çözülememiş olan en önemli sırlardan biri. Bilinç, tek bir fenomen değil. Peki ne? Bilinç, beyindeki hangi sistemlerle ilgili? Bilim adamlarının bu konuda da hiçbir fikri yok... Şimdiye kadar yapılan araştırmalara göre, bilinç konusunda, büyük bir ihtimalle yine bir grup aktif nöron iletişim içinde. Bilincin altında yatan mekanizmanın moleküllerle ya da hücrelerle ilgili olabileceği üzerinde de duruluyor. Belki de mekanizma, bu sistemlerin etkileşimleriyle oluşuyor. Bilim adamları bu sıralar bilincin, beynin hangi bölgeleriyle ilgili olduğunu araştırıyorlar. Bunu keşfettikten sonra, bu bölgelerin neden birbirleriyle iletişime geçtikleri araştırılacak.

kaynak
Rapor Et
Eski 14 Mayıs 2010, 14:46

Beyin Tesadüfün Eserimidir?- Beyin Hakkında

#4 (link)
SUNU
Ziyaretçi
SUNU - avatarı
İnsan beyni tesadüfün eseri midir?

b-219315-beyin
İçinde bulunduğumuz atom çağında sırrını tam anlayamadığımız varlığın; bir yıldız, bir galaksi, uzaydaki kara delikler veya mikroskobik canlılar olduğunu düşünebilirsiniz. Bunların hepsinde de az çok bir müphemiyet söz konusudur. Ancak, mahiyetine bihakkın vâkıf olamadığımız şey öyle çok uzaklarda, dış âlemde değil, bizatihi kendi bünyemizde, bizim âlemimizdedir.
Maddî kâinatta kemonörolojik nizamın ve kompleksliğin en yoğun olduğu ve dolayısıyla sırrına en az bildiğimiz yer, beynimizdir. Burası bir video-kamera ve kütüphane, aynı zamanda bir kompüter ve haberleşme merkezidir. Beyinde cereyan eden karşılıklı hadiseler, tamamen bir gayeye göredir ve harikuladedir. Burada her hücrenin belirli bir vazifesi vardır, ama bu hususiyetleri tam olarak anlamak ne mümkün. Yani beyin, kendisini anlamaktan acizdir1.
Bütün bilgilerin mercimek tanesi kadar yerde muhafaza edilmiş olması bile, başlı başına bir mucizedir. Nedir beyin? Yetişkin bir insanda, ortalama 1350 gram ağırlığında bir maddedir. Ancak, 1000 süper kompüterin bilgilerini alabilecek kapasiteye sahiptir. Beyindeki temel birim "nöron" yani sinir hücresidir. Her hücre, milimetrenin binde biri kadar uzunluktadır ve bir çekirdek ile dendrit ve akson adı verilen dallanmış fibrilleri ihtiva eder.
Bir hücre uyarıldığı zaman, elektro-kimyevî impulsları, aksonlarıyla komşu hücrelerin dendritlerine iletir. Bu ikisinin kontakt'ına sinapsis adı verilir. Beynimizde takriben 10 milyar hücre bulunur. Her hücre, çevresindeki diğer hücrelerle binlerce nörolojik bağlantı yapabilir ve böylece hücreler arasındaki toplam bağlantı sayısı yüz trilyona ulaşır. Bir başka ifade ile bu hücreler; Amerika'nın yarısını kaplayacak kadar bir ormanın bütün ağaçları üzerindeki toplam yaprak sayısı kadar bağlantı yapabilirler. Yetişkin bir insandaki bu hücre uzantılarının toplam uzunluğu ise 100 bin km. den fazladır2.
Yakıp-söndürme düğmesi gibi çalışan beyin hücreleri en az 100 trilyon bilgiyi muhafaza edebilirler. Bütün bu işlerde hücrelerin hepsi faal de değildir. Yaklaşık 100 hertz frekanslı bir uyarıda, beyin hücrelerinin ancak %10'u uyarılır. Yani her saniyede 1 katrilyon sinyal veya bağlantı hasıl olmaktadır. Kısacası, beyin organizasyonu o kadar şümullüdür ki, teknolojide veya tabiatta kıyaslanabilecek başka hiçbir şeye benzemez3-4.

Beyin bu harika yapısına nasıl kavuştu?

Evrimcilerin bu konuyu açıklaması, aşağı yapılı varlıklara ait beyinlerin zaman içinde evrimleşerek bu hale ulaştığı şeklindedir. Aslında Darwin de, beynin sahip olduğu bu mükemmelliği evrimle izahın mümkün olmadığını itiraf etmiştir5-7.
Beynin içinde de bir iş bölümü söz konusudur. Vücudun sol tarafı beynin sağ yarım küresi, sağ tarafı da sol yarım küresi tarafından idare edilmektedir. İş bununla da kalmaz. Sol yarım kürede konuşma ve analitik problemleri çözen, sağ yarım kürede görme ve sentetik (sanatlı) düşünmeyi sağlayan merkezler yer alır. Beynin iki yarım küre halinde gelişmiş olması, evrimci düşünceye göre, herhangi bir parçanın zarar görmesi halinde, diğer yarım kürenin bu vazifeyi devam ettirmesi içindir 8-9.
Ancak, böyle basit bir izah tarzı, tatmin edici olmaktan uzaktır. Çünkü beynin iki parçalı değil, dört, belki altı parçalı olmuş olması, insanın hayatta kalma şansını, iki parçalıya göre daha fazla arttırırdı. Kaldı ki, iki parçanın birbirini destekleyici olarak husule geldiğini kabul etmek, bunların farklı vazifeler üstlenmiş olmasıyla da bağdaştırılamaz. Evrimci düşüncenin ilme verdiği zararlardan birisi de, beyin büyüklüğünü zeka ölçüsü olarak kabul etmiş olmasıdır10.
Sonuç olarak, beynimizin zarif güzelliği yanında son derece kompleks olan yapısını evrimin basit, maddî ve sebeplere dayanan yavan izahları tatmin edemez. En basitinden, her bir beyin hücresi, bir trilyon atomdan meydana gelmiştir. Yani her hücre, mikroskobik bir kâinat gibidir. İnsan, başı içine yerleştirilen bu muhteşem cihazla Rabbini tanımak ve ebedi saadete ulaşmakla mükelleftir.

Prof.Dr. Adem Tatlı

Kaynaklar
I. R. Dawkins, The Blind Watch-Maker, Longmans Group, Harlow, Essex England. 1986, p. 5.
2. M. Denton, Evolution: A Theory in Crisis, Adler, Bethesda, Maryland, 1985, p. 330.
3. D. Meredith, Metamagical Tnemes, Basic Books, N.Y., 1985.
4. R. Penrose, The Emperor's New Mind, Oxford University Press, New York, 1989.
5. R.M. Restak, The Brain the Last Frontier, Doubleday and Company, Inc., Garden City, New York, 1979, pp. 58, 59.
6. a, g, e, s. 67.
7. C.U.M. Smith, The Brain, GP. Putnam's Sons, New York, 1970, p. 195.
8. K.R. Fialkowsky, "A Mechanism for the Origin of the Human Brain: Hypothesis "Current Anthropology 27 : 288, June 1986. Ayrıca şuraya da bakılması: "A half-baked The-ory of How Our Brains Grew?" Discover 7 (9): 15, September 1986.
9. R.M. Restak, The Brain, Bantam Books, New York, 1984, p. 240.
10. H.B. Sarnat and M.G. Netsky, Evolution of the Nervous System, Oxford University Press, New York, 1981, p. 398.

Kaynak Sorularla Evrim » İnsan beyni tesadüfün eseri midir?
Rapor Et
Eski 1 Ekim 2010, 21:18

Beyin Nedir? Beynin Yapısı ve Görevleri

#5 (link)
CenneT-ul Meva
Ziyaretçi
CenneT-ul Meva - avatarı
Beyin hakkında ansiklopedik bilgi

Alm. Gehirn (n), Fr. Cerveau (m), İng. Brain. Kafa içi boşluğunu dolduran, üç kat beyin zarı ile örtülü, beyaza yakın gri renkli, yumuşak sinir sisteminin en önemli kısmı ve merkezi olan organ. Beyin, kendisini koruyan kafatası boşluğu içerisinde yer alır. Biçimi, büyüklüğü ve ağırlığı; kafatasının biçimine, ayrıca canlının vücut büyüklüğüne ve gelişmiş olmasına bağlıdır. İnsan beyninin ağırlığı 1300-1800 gr arasında değişir. Bir filin beyni ise 5000 gr civarındadır. Görüldüğü gibi beynin ağırlığı, kabiliyetini göstermemektedir. Beynin kabiliyeti bazı kitaplarda evvelce belirtildiği gibi kıvrımlarının sayısına da bağlı değildir. Zira bazı balıkların beyin kıvrımlarının sayısı insan beynindekinden daha fazladır. İlim adamları bunu daha ilmi metodlarla araştırmalarına rağmen ortak bir sonuca henüz ulaşılamamıştır.

Beynin veya sinir hücrelerinin bir özelliği, uyarılabilir olmalarıdır. Bir sinir hücresi uyarıldığı zaman ortaya çıkan uyarı dalgası hücreden hücreye yayılır. Bu, ateşlenen barutta her taneciğin bir sonraki barut tanesini ateşlemesine benzetilebilir. Sinir hücrelerini uyaran tesirler ısı, ışık, ses, temas olabilmektedir. Uyarı bir hareket veya aktif bir cevap uyandıracaksa, sonuçta ortaya çıkan cevap yine sinir uzantılarıyla kaslara ulaştırılır. Burada karar organı beyindir. Ancak reflekslerde durum daha değişik olup istek dışı olarak hareket ortaya çıkmaktadır.

Kimyasal olarak, beynin başlıca yapı maddesi proteindir. Fakat vücudun diğer organlarında fazla bulunmayan bazı yağlı maddeler (lesitin gibi) beyinde bol miktarda bulunmaktadırlar. Sinir faaliyetinin enerjisi glükozun (bir basit şeker) oksijenle yanmasından sağlanır. Beynin kimyasal veya fiziksel özellikleri vücudun diğer organlarındakinden fazla bir fark göstermez.

Albüminli madde; organizmanın en önemli yapı taşı. Amino asitlerin birleşmesinden meydana gelmiş karmaşık yapılı organik moleküllerdir. Kelime olarak “en önemli” mânâsına gelen protein, gerçekten de canlının en önemli maddesini teşkil eder. Bütün canlıların hücreleri protein ihtivâ eder. Proteinler hücre stoplazmasında çözünmüş hâlde bulunur. Kas, karaciğer gibi organ ve dokuların % 80-90’ı proteindir. Kemik sistemi ve yağ dokusunda ise protein daha azdır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Omurgalı hayvanların da bir beyni olduğu bilinmektedir. Daha basit yapılı canlıların bir sinir sistemi bulunmasına rağmen bir beyinleri yoktur. Omurgalı hayvanlar ve insan ana karnında cenin halinde iken beyinleri boru biçiminde bir boş organdan gelişmektedir. Organın ortasındaki boş kısım daha sonra omurilikte daralarak omurilik “merkezi kanalı”nı meydana getirir. Merkezi kanalın yukarı doğru uzantısı beyin içindeki ventrikülleri, yani “beyin sarnıçları”nı meydana getirmektedir. Ön beyinden gelişme esnasındaki belli bir zamanda göz çıkıntısı ortaya çıkmaktadır. Göz sinirleri beynin ileri doğru uzantısı olarak kabul edilirler.

İnsan beyni doğuşta gelişmesini tamamlamamıştır. Çocuğun ana karnında büyümesiyle insan beyni de gelişmesini tamamlamaktadır. Bazı beyin sinirlerinin kılıfları doğumdan sonra teşekkül eder. Beyin doğuşta insan yavrusunun en büyük organıdır ve vücut ağırlığının 12’de birine eşittir. Ancak 20 yaşına gelindiğinde ağırlığı vücut ağırlığının 50’de birine eşit hale gelir. Hem beynin hem de omurga kanalı içerisindeki omuriliğin etrafında katlı koruyucu bir zar bulunmaktadır. Dıştaki zara sert beyin zarı, içtekine de yumuşak beyin zarı denilmektedir. Yumuşak beyin zarı da Araknoid ve Pia mater diye iki kattan yapılıdır. Bunlarda Araknoid dışa yakın olup, Pia mater omurilik veya beyne yapışık vaziyettedir. Araknoid ile Pia mater arasında “beyin omurilik sıvısı” bulunur. Bu sıvı, beynin ve omuriliğin bütün yüzeylerini çevreler. Beyin; beyin yarıküreleri (hemisferler), orta beyin, beyincik ve beyin sapından meydana gelir. Beyin sapı da, pons ve omurilik soğanından meydana gelir.

Beyin önden arkaya doğru derin bir yarık ile iki ayrı yarıküreye (hemisfere), bunlar da derin yarıklarla başlıca dört bölüme ayrılır. Her parçaya “lob” denilmektedir. Önde alın lobu, arka üst kısımda yan tepe lobu, şakak lobu ve art kafa lobu, beyin yarıkürelerinin kısımlarıdır. Beyin yarı küreleri ortadan birbirlerine “beyin büyük birleşiği” (Corpus Callosum) ile bağlanırlar. Ayrıca ara beyin yapıları da her iki hemisferi birbirine bağlarlar.

Beyin; işitme, görme, kavrama, öğrenme, düşünme, akılda tutma gibi hassaların komuta merkezidir. Bir beyin kesitine bakıldığında gri ve beyaz olarak iki ayrı renkte kısımdan meydana geldiği görülür. Gri bölümlere “gri cevher”; beyaz bölümlere de “ak cevher” denir. Gri cevher, sinir hücrelerinden; ak cevher ise, sinir hücrelerinin uzantılarından meydana gelmiştir. Beynin kabuk kısımları gri, iç kısımları ak maddeden ibarettir. Ayrıca beynin iç kısımlarında da gri maddeden yapılı çekirdekler (beynin nukleusları) bulunur. Gri maddeyi meydana getiren milyonlarca hücre dıştan etkilenerek kazandıkları özellik ve bilgileri bir ağ gibi birbirini saran sinir telleriyle birbirlerine iletirler.

Beyin yüzeyinde belirli bir fonksiyonu gerçekleştirmekle mesul bölgeye, o fonksiyonun merkezi denilir. Mesela, alın lobu ile yan tepe lobunu birbirinden ayıran yarığın ön kısmında hareket merkezleri, arka kısmında duyu merkezleri bulunmaktadır. Ard kafa lobunda görme duyusu ile ilgili işlemler gerçekleştirilir. Alın lobunun büyük bir kısmı henüz yeterince anlaşılamamış görevler yapar. Duyu ve davranışları düzenleyen merkezlerin alın lobunda bulunduğu zannedilmektedir. Bu alanda hafıza ve karışık zihni faaliyetler gerçekleşir. Alkoliklerde en önce hasara uğrayan alın lobundaki sinir hücreleridir. Alınan alkol miktarının çok düşük olduğu hallerde bile bu hücrelerin zarara uğrayacağı tesbit edilmiştir.

Beynin, ilaçla ve cerrahi yollar ile tedavi edilebilen pekçok hastalığı vardır. Beynin tıbbi hastalıkları ile nöroloji (asabiye) bilim dalı ilgilenir. Sara, beyin damarlarının hastalıkları (tıkanma veya kanamalar, felçler), enfeksiyon hastalıkları (menenjit, beyin iltihabı, beyin absesi) ve parkinson hastalığının tedavisi, nörolojinin sahasına girer.

Beyin urları, darbe ve çarpmalar ile meydana gelen kırık ve kanamaların yaptığı basınçlar, anevrizma gibi damar hastalıklarının cerrahi usullerle tedavisiyle de “Beyin Cerrahi” dalı uğraşır.

Hayvanların anatomisinde beyin, sinir sisteminin yönetim merkezidir. Ayrıca genelde beyin omurgalı sinir sistemlerinin yönetim merkezi olarak anılır. Aynı terim omurgasız merkezi sinir sistemi için de kullanılabilir. Bir çok hayvanda beyin, kafanın içine yerleşmiştir.

Beyin bir çok hareketi, davranışı ve kalp atışı, kan basıncı, sıvı dengesi ve beden sıcaklığı gibi homeostatik(?) beden işlemlerini düzenler ve denetler. Algılama, duygu, hafıza, motor öğrenme ve diğer öğrenme türleri için, beynin işlevleri sorumludur.

Beyin temel olarak iki tip hücreden ibarettir; glia(?) ve nöronlar. Glianın temel işlevi nöronları korumak ve desteklemektir. Nöronlar eylem potansiyelleri olarak bilinen, elektrik sinyalleri biçiminde iletilen bilgileri taşırlar. Bunlar beyindeki ve vücut içindeki diğer nöronlarla, boşluklar içinden synapses olarak bilinen nöro naklediciler (neurotransmitter?) adını alan çeşitli kimyasallar göndererek iletişim kurarlar. Böcek gibi küçük omurgasızlarda beyinde bir milyon nöron olabilir, büyük omurgalılar beyinlerinde 100 milyardan fazla nörona sahiptir. İnsan beyni özellikle karmaşık ve ayrıntılıdır.
Bilinmeyenler

1. Bilgi nöronlarda nasıl kodlanıyor?

Beynin en karışık işlemlerinden bir tanesi, bilginin kodlanması. Bu süreçte beyindeki nöronlar, yani sinir hücreleri, zarlarının dışında elektrik akımı oluşturuyor. Bu elektrik akımları, ‘akson’ adı verilen uzantılara ulaşarak, onlar vasıtasıyla gerekli olan kimyasal sinyallerin açığa çıkmasını sağlıyor. Bu akımlar sayesinde dünyayla, çevremizde olup bitenle ilgili bilgiler beynimize aktarılıyor. “Ne görüyorum?”, “Aç mıyım?”, “Hangi sokağa sapayım?” gibi sorulara yanıt işte böyle bulunuyor. Bilim adamları, beyindeki bilgilerin tek tek hücrelerin içinde biriktirilmediğini tahmin ediyorlar. Bu bilgilerin ‘hücre grupları’ tarafından depolandığı düşünülüyor. Ancak hangi nöronların, hangi hücre gruplarına ait oldukları henüz bilinmiyor. Şu anki teknoloji ise binlerce nöronu aynı anda ölçecek kapasitede değil. Tek bir nöronun bağlantılarını bile şu an elimizde olan teknolojilerle görüntülemek imkânsız. Tek bir nöronun, yaklaşık 10 bin nörondan bilgi ve sinyal aldığını biliyor muydunuz? Beynin içindeki elektrik akımı sayesinde ise sinyal alışverişi çok hızlı olabiliyor. Bilim adamlarına göre, sinir sistemleri arasındaki bilgi aktarımının tek yolu, bu elektrik akımları değil. Bu nedenle, ‘bilgi taşıyan’ başka hücreler keşfetmeye yönelik araştırmalarını sürdürüyorlar. Burada, ‘glial hücreler’ üzerinde duruluyor.

2. Anılar beyinde nasıl saklanıyor ve nasıl tekrar hatırlanıyor?

Bir kişinin ismi gibi, yeni bir şey öğrendiğinizde beynin yapısında birtakım fiziksel değişiklikler meydana geliyor. Ancak bu değişikliklerin hâlâ ne tür değişiklikler olduğunu, nerelerde meydana geldiğini, bilginin nasıl depolandığını ya da yıllar sonra tekrar hatırlanarak tekrar nasıl gündeme getirildiğini anlayamıyoruz. Beyinde çeşit çeşit hatıralar var. Ancak beyin, ‘kısa dönem anılarla’ (yeni öğrenilen bir telefon numarasını hatırlamak gibi), ‘uzun dönem anıları’ (geçen yıl doğum gününüzde yaptıklarınız gibi) birbirinden bir şekilde ayırıyor. Bilim adamları ‘öğrenme’ ve ‘hafızada tutma’ şeklinin değişik beyin şekillerine bağlı olduğunu düşünüyorlar. Beyin travması ya da beynin zarar görmesi ise bu yetenekleri bozabiliyor.

3. Beyin, geleceği nasıl öngörüyor?

Çoğu zaman gelecekle ilgili birtakım planlarımız ve öngörülerimiz olur. Geleceğin nasıl şekilleneceğini düşünürüz. Beynimizde, gelecekle ilgili bir şekil vardır. Ancak beynin bu ‘gelecek simülasyonunu’ nasıl yaptığı henüz anlaşılmış değil. Beyin, dünyayla ilgili öngörülerde nasıl bulunabiliyor? Bilim adamları hâlâ bunun yanıtını arıyor.

4. ‘Duygu’ ne demek?

Beyin, sadece bilgi biriktiren bir organ değil; aynı zamanda duygu, motivasyon, korku ve umutları barındıran bir organ. Bütün bunlar bilinçaltında olan şeyler aslında... Örneğin beynin duygularla ilgili bölümü sinirli yüzlere, o yüzleri görmeden de tepki verebiliyor. Kültürler arasında da temel duyguların dışa vurulması, aslında birbirine benziyor. Hatta Darwin’in de gözlemlediği gibi, temel duyguların ifade edilmesi bütün memelilerde benzer. Bilim adamları, insanların fiziksel tepkilerinin sürüngenlerin ve kuşların tepkilerine çok ciddi bir şekilde benzediğine dikkat çekiyorlar. Özellikle de korku, öfke ve anne-baba sevgisini hepsi benzer bir şekilde gösteriyor. Duyguların beyinde nasıl işlediği üzerinde bilim adamları hâlâ çalışıyorlar. Duygulara aslında bir çeşit hesaplama ya da ‘ölçüm’ şekli gözüyle bakılabilir. Yani duygular, aslında hızlı bir eylemi harekete geçiren bir ‘durum tespit özetidir’. Nöro-bilimcilerin en önemli hedeflerinden biri ise duygu ve düşünce durumunda ortaya çıkan bozuklukları anlamak. Mesela depresyon... Depresyon, çağımızın en önemli, en yaygın duygu bozuklukları arasında yer alıyor. Şiddet ile dürtüsel saldırı ya da öfkenin de duyguların doğru bir şekilde kontrol edilememesinden kaynaklandığı düşünülüyor.

5. Zekâ nedir?

Zekâ farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Ancak ‘biyolojik’ açıdan zekânın ne anlama geldiği henüz bilinmiyor. Milyarlarca nöron, bilgiyi ‘harekete geçirmek’ için nasıl birlikte çalışıyor? Gereksiz bilgi beyinden nasıl siliniyor? İki kavram ‘birbirine uyunca’ ve böylece bir soruna çözüm bulduğunuzda, beyinde neler oluyor? Zeki insanlar bilgiyi beyinlerinde ‘hatırlaması kolay’, ayrı bir bölgede mi muhafaza ediyorlar? Beyin fonksiyonlarının temel işleyişiyle ve nöronlar arasındaki bağlantılarla ilgili, bilim adamlarının elinde hâlâ çok az bilgi var. Ancak zekânın, beynin tek bir alanıyla değil, pek çok bölgesiyle ilgili olduğu üzerinde duruluyor. İnsan beyninin diğer canlılardan farkı hâlâ araştırılıyor.


6. Beyin, ‘zamanı’ nasıl algılıyor?

Alkışladığınızda ya da parmağınızı ‘şıklattığınızda’ sesi mi daha önce duyarsınız, hareketi mi daha önce görürsünüz? Her ne kadar duyma yeteneği, görme yeteneğinden daha hızlı çalışsa da, parmakların görüntüsüyle, çıkarılan ses aynı anda gerçekleşiyormuş hissi doğuyor. Yani beyin pek çok olayın aynı anda gerçekleştiği ‘hissi’ yaratarak aslında bizi ‘kandırıyor’. Beynin zamanla ‘oynadığını’ aslında çok kolay anlayabilirsiniz. Aynanın karşısında sol gözünüze bakın. Daha sonra bakışınızı sağ gözünüze kaydırın. Gözlerinizi diğer tarafa çevirmek bir zaman alıyor elbette. Ancak siz gözlerinizin hareket ettiğini görmüyorsunuz. Gözlerinizi kırpıştırdığınızda da aslında gözleriniz çok kısa süreliğine de olsa karanlıkta kalıyor. Ancak bu karanlığı da görmüyorsunuz.

7. Nasıl uyuyor ve rüya görüyoruz?

Zamanımızın üçte birini uyuyarak geçiriyoruz. Bebekler ise zamanlarının üçte ikisini uykuda geçiriyor. Araştırmalara göre, az uyumak sinir sisteminde bozukluğa yol açıyor. Araştırmalar, 10 gün uyumayan farelerin, 10’uncu günün sonunda öldüklerini ortaya koyuyor. Canlılar uyuduklarında beynin bir bölümü de uyuyor, ama uykunun mekanizması, işleyişi hâlâ bilinmiyor. Uykuda nöronların aşırı derecede hareket halinde oldukları biliniyor. Ayrıca önemli bir sorunu çözmeden önce uyumanın, o sorunu çözebilmek açısından yararlı olduğu da düşünülüyor. Düzenli uykunun, öğrenme kapasitesini de artırdığı söyleniyor. Özetle, uyku sayesinde beyin bir şekilde gerekli bilgileri depoluyor, gereksizleri ise ekarte edebiliyor.

8. Beynin ayrı ayrı olan sistemleri, birbirleriyle nasıl bütünleşiyor?

Gözle bakıldığında, aslında beynin her bölgesi aynı görünüyor. Ancak aktivitelerini, işlevlerini ölçtüğümüzde, her nöron bölgesinde farklı bilgilerin kayıtlı olduğunu görüyoruz. Örneğin görme yeteneğini ilgilendiren bölgenin içindeki alanlarda hareketler, yüzler, köşeler ve renklerle ilgili çeşit çeşit bilgiler bulunuyor. Yetişkin bir insanın beynini, çeşitli ülkelerin bulunduğu bir dünya haritasına benzetebiliriz. Beynin içinde koku, açlık, acı, hedef koyma, sıcaklık, öngörü ve daha pek çok şeyle ilgili ‘beyin ağları’ var. Farklı işlevlerine rağmen bu sistemler birbirleriyle bir şekilde bütünleşerek çok iyi bir işbirliğine giriyorlar. Bunun nasıl gerçekleştiğine dair ise bilim adamlarının hiçbir fikri yok. Ayrıca beynin, sistemlerini nasıl bu kadar hızlı bir şekilde koordine ettiği de henüz anlaşılmış değil.

9. ‘Bilinç’ nedir?

İlk öpücüğünüzü düşünün. Bu, hafızanızdan hiç çıkmaz. Peki bu hafıza, bu deneyimi yaşamadan, bu deneyimin bilincinde olmadan önce neredeydi? Modern bilimde, ‘bilinç’ çözülememiş olan en önemli sırlardan biri. Bilinç, tek bir fenomen değil. Peki ne? Bilinç, beyindeki hangi sistemlerle ilgili? Bilim adamlarının bu konuda da hiçbir fikri yok... Şimdiye kadar yapılan araştırmalara göre, bilinç konusunda, büyük bir ihtimalle yine bir grup aktif nöron iletişim içinde. Bilincin altında yatan mekanizmanın moleküllerle ya da hücrelerle ilgili olabileceği üzerinde de duruluyor. Belki de mekanizma, bu sistemlerin etkileşimleriyle oluşuyor. Bilim adamları bu sıralar bilincin, beynin hangi bölgeleriyle ilgili olduğunu araştırıyorlar. Bunu keşfettikten sonra, bu bölgelerin neden birbirleriyle iletişime geçtikleri araştırılacak.
Rapor Et
Eski 1 Ekim 2010, 21:53

Beyin Nedir? Beynin Yapısı ve Görevleri

#6 (link)
jaws
Ziyaretçi
jaws - avatarı
BEYİN
beyin-1



insanda Kafatasının içinde, beyin zarlarıyla örtülmüş, beyazımtırak ve yumuşakça bir kitle durumundaki sinir organı. Duyum ve bilinç merkezini oluşturan beyin, insanları hayvanlardan ayıran en önemli organdır. Bu bakımdan insan beyni hayvanlarda görülmeyen bilinç, konuşma, sevinç, üzüntü gibi olayları da bir merkezdir. Dış dünya ile olan maddi ve manevi bütün ilişkiler, duyular aracılığı ile beyne iletilir, orada değerlendirilir ve vücudun gerekli tepkiyi göstermesi ayarlanır. Gri ve beyaz hücrelerden oluşan beyin, kafatasının arkasında bulunan bir delikle omuriliğe bağlanır. Beyin ve omurilik, üç katlı koruyucu zarla (meninks) sarılıdır. Beyne en yakın olan iç zar ile orta zar arasında beyin sıvısı denilen bir sıvı bulunur. Anatomik yapıdan beyin, beyin yarıküreleri, orta beyin, beyincik ve beyin sapından oluşur. Beyin yarıküreleri de “lop” denilen dört kısma ayrılmıştır. Loplar, alın (frontal), yan (parietal), şakak(temporal) ve artkafa (oksipital) diye adlandırılır. Ayrıca loplar “girus” kıvrımlara ayrılır. Loplarda duyu organları aracılığıyla alınan duyuların yorumlanması (çiçek kokusu ile yemek kokusunun ayırt edilmesi gibi) ve kaslara hareket sağlayıcı uyarıcıların yapılması gerçekleşir (yazı yazmak için el ve parmaklara gerekli uyarıların verilmesi gibi). Beyin yarı kürelerinin üzerinde beyin kabuğu (korteks) denilen gri hücrelerden oluşmuş, kıvrımlı bir kısım vardır. Beyin kabuğunun iç tarafı beyaz sinir liflerinden oluşmuş, çok yoğun bir tabakayla kaplıdır. Sinir lifleri sinir hücreleriyle beyin hücreleri arasındaki bağlantıyı kurarlar. Beyin kabuğunda duyularla ilgili belirli görevleri üstlenmiş bölgeler vardır; sözgelimi görme merkezi artkafa lobunun kabuğundadır. Organlardan işlevleri fazla ve duyarlı olanlar için, beyin kabuğunda daha geniş bir bölge ayrılmıştır. Bu bakımdan beyin kabuğunda en geniş bölge el ve dudak hareketlerine uyaran bölgelerdir. Orta beyin, Varol köprüsüyle beyinciğin bağlantısını sağlar. Beyincik, vücudun dengesini, kasların gerilmesini ve kaslar arasında uyumun sağlanmasını denetler. Beyin sapı denen omurilik soğancığında (bulbus) beyinden gelen sinirler omuriliğe geçerken yön değiştirirler; sağ yarıküreden gelen sinirler vücudun sol tarafını, sol yarıküreden gelenler de sağ tarafını denetler. Soğancıkta omurilikten gelen uyarılar alınır, ayrıca sindirim, solunum, dolaşım sistemlerine komutlar verilerek denetleme yapılır. Beyinde, gelen uyarıların dağıtım merkezi olarak çalışan “talamus” ile, iç organların dış tepkilere göre çalışmasını ayarlayan, acıkma, susama duyularını harekete geçiren “hipotalamus” merkezleri vardır. Beynin çalışması, milyonlarca kablo görevi yapan sinir lifinin haber götürüp direktif taşıdığı, çok karmaşık bir telefon santralı gibidir. Bu kablolar arasında gerekli bağlantılar yine on binlerce küçük bağlantı merkezlerinde yapılır. Sinir lifleri arasında elektrik akımı aracılığı ile haberleşme sağlandığı ilk defa İtalyan hekimi L. Galvani tarafından bulunmuştur. Beynin oksijen ihtiyacı oldukça fazladır. Vücut ağırlığının %2’sini kaplayan beyin, vücuda giren oksijenin %25’ini kullanır. Bu bakımdan beyne kan götüren ve getiren damarlar, diğer organlardakine göre, sayı bakımından daha fazla ve daha geniştir. Normal boyutlardaki yetişkin bir insanın beyin ağırlığı 1.500-1.600 gr.’dır. vücut ağırlığına göre insan beyni 1/50 oranında iken, en gelişmiş memelilerde bu oran 1/100’ü bulur.
Rapor Et
Eski 19 Aralık 2010, 20:17

Beyin Teorisi

#7 (link)
AndThe_BlackSky
Ziyaretçi
AndThe_BlackSky - avatarı
Yeni Beyin Teorisi ve Eğitim
Dr. Selim ÇALDIRANLI


Günümüzde nörobiyolojik bilimlerdeki gelişmeler ve beynin içini görüntüleme tekniklerindeki ilerlemeler, beynin nasıl işlediği ve nasıl mükemmel bir programla düzenlendiği konusundaki eski anlayışları sorgulamayı gerekli kılmaktadır. Kompleks uyum sağlayıcı ve dinamik bir sistem olan beynin işleyişi, makinelerdeki gibi mekanik prensiplere göre değil, biyolojik prensiplere göre çalışmaktadır. Her ne kadar düşünme, akletme. öğrenme, anlama ve idrak etme gibi faaliyetlerin arka plânında ruhun fonksiyonu olsa da, bu ruhî fonksiyonların tezahürü, beynimizin işleyişi İle doğrudan bağlantılıdır. Beynin işleyişi ve öğrenme olayının son basamakta ortaya çıkışını (ekranda görünmesini) beyindeki nöral ağların yapısı ve düzeni belirler. Ana rahminde embriyo olarak teşekkül etmeye başladığımız sırada, ebeveynimizden aldığımız genetik programa göre, irademiz dışında yaratılan beynimizdeki nöral ağlar kompleks ve dinamik bir uyum sağlama kapasitesinde olan yapılar olmakla beraber, temelde yaratılış kapasitesiyle sınırlı olmak zorundadır. Eğitimde bilgi, maharet, tutum ve davranış değişiklikleri oluşturacak-sak, öncelikle ruhî fonksiyonların tezahür yeri olan beynin/zihnin işleyiş kaidelerini ve biyolojik temellerini anlamak mecburiyetindeyiz. İnsanın ruhî fonksiyonları biyolojik yapısı üzerinde ortaya çıktığından, biyolojinin kavram ve prensiplerinin anlaşılması, öğrenme ve eğitim gibi metafizik ve ahlâkî boyutlu meseleleri anlamamıza yardımcı olacaktır.

Kompleks Adaptif Dinamik Bir Sistem Olarak Beyin/Zihin Birlikteliği

İnsan beyni ve zihni, içinde bulunduğu şartlara dinamik şekilde adapte olabilen kompleks bir sistemdir. Şimdiye kadar düşünüldüğü gibi o basit bir mekanik âlet veya paralel işlem gören bir bilgisayar da değildir. Ruh/zihin/beyin/beden sistemi, kendini düzenlemede hem genetik yapısından kaynaklanan potansiyel kapasitesiyle, hem de çevre faktörlerinin bu kapasiteyle karşılıklı münasebetinde kullandığı bilgilerle çalışır. Öğrenme, anlama, hafızaya kaydetme, düşünme gibi ruh/zihin fonksiyonları, beyindeki nöral ağların işleyişine ve yerleşim sistemine bağlı olarak gerçekleşir.


63421936

Beynin işleyişine ait yeni teorilerin geçerlilik kazanmalarına bağlı olarak, çocuklarımızın kapasitelerinin onlarla daha doğru bir şekilde ilgilenmemiz mümkün olabilecektir. İki nöron arasındaki iletişimi sağlayan nörotransmitlerin salgılanmasiyla ortaya çıkan aklımızın alamayacağı işleri, sadece onların kimyevî yapılarına verebilir miyiz?


Nöra! ağların işleyişi de hem genetik yapıya hem de çevre faktörlerine (beslenme, uyku, sosyal çevre, öğrenme ortamlarının tasarımı ve mimarîsi) bağlıdır. İnsan beyni doğuştan gelen kapasitesiyle, hayatını tehdit eden fizikî, sosyo-kültürel engelleri ve problemleri çözebilecek kapasitede öğrenen ve uyum sağlayan bir sistemdir. Ancak başta eğitim olmak üzere sosyo-kültürel şartlar ve yönlendirmeler, onun bu özelliğini geliştirebilmekte veya köreltebilmektedir. İnsanoğlu hayatını sürdürebilmek için karşılaştığı problemlere mutlaka iyi veya kötü çözümler üretir. Eğitim, hayatın problemlerini çözebilecek bilgi-maharet-tutum ve davranışların insana kazandırıldığı bir süreç olarak tanımlanırsa, eğitimin problem çözmeye dayalı boyutu ön plâna çıkarılmalıdır. İnsanın, eğitim süreci sonunda kazandığı bilgi ve becerilerle ürettiği çözümler, yetersiz veya geçersiz ise, hayat standardı aşağılarda kalır veya hayata veda eder. Bunun için asıl önemli olan. problemlerin hangi standartlarda nasıl ve ne seviyede çözüldüğüdür. Yoksa her insan veya toplum, şöyle veya böyle karşılaştığı problemlere çözüm üretmektedir. Bilinen bir gerçek var ki o da meselelerini daha temelinden (kaynak problemleri) uzun süreli çözebilen topluluklar, aynı problemi geçici olarak düşük seviyede çözen (görünürdeki belirtileri yok eden) topluluklara karşı tabiî olarak üstünlük sağlarlar. Bir başka deyişle diğer toplumların hizmetçisi değil efendisi olurlar. O hâlde insan, ileride kendini hizmetçi yapacak bir eğitim değil, kendisini insanların efendisi yapacak bir eğitim almaya özen göstermelidir.

Beyindeki Analiz ve Sentez Bütünlüğü

İnsan beyni, hâdiseleri kavramada birkaç ayrı duyu sistemini kullanır. Her bir duyudan gelen bilgileri ayrı ayrı işler (Meselâ görme olayında renk, hareket, şekil ayrı ayrı işlenir). Şuuru tanımlamada esas problem, insan beyninin bu ayrı ayrı işlenen ve analiz edilen bilgi parçalarının nasıl, nerede, ne zaman sentez edildiğidir. Meselâ masa üstünde yuvarlanan kırmızı topun şekil, hareket ve rengi beynin farklı kısımlarında analiz edilmesine rağmen, onun birleştirilmiş anlamlı resminin beyinde üretilmesi çok enteresandır. Çünkü şuur. tecrübe edilebilir, ama net bir tanımı yapılamayan bir fenomendir. Biz ancak fizikî çevredeki hâdiseleri kesin sınırlar içinde tanımlayabiliriz. Ancak şuuru, sevgiyi, güzelliği sadece nöronların elektro-kimyevî aktivitelerinden ibaret görmek de çok eksik ve tek boyutlu bir tanım olacaktır.

Eğitim sistemimizdeki öğrenme ve öğretme hâdiseleri, şimdiye kadar, parçaları analiz etme üzerine kurulmuş ve dersler o şekilde işlenmiştir. Dersleri parçalayarak, her dersi konularına bölerek öğrencilere bir şeyler verilmeye çalışılmıştır. Ancak insan beyni bununla yetinmeyip, bu parçaları anlamlı şekilde sentez etmektedir. Metaforları (benzetmeler ve örneklemeler) kullanarak da yeni şeyleri üretebilmekte ve yeni bağlantılar ve ilişkiler kurarak orijinalite üretme yönünü geliştirmektedir. Beynin tabiî işleyiş mekanizması bu olmasına rağmen, mevcut eğitim sisteminde bu tabiî mekanizmanın sadece bir kısmı üzerinde vurgu yapılarak, beynin sentez ve yenilik üretme yönleri yokmuş gibi davranılmakta ve köreltilmektedir. Beyin uyum sağlayan bir sistem olduğundan kendisi hangi tarafa yönlendirilirse o sahada gelişimini sürdürmekte, diğer fonksiyonlarını minimum seviyede kullanmaktadır. İşte beynin bu tabiî işleyiş mekanizmasına göre eğitim sistemimizin ve derslerin yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Parça parça kopuk olarak işlenen dersler yanında, bu dersleri birleştiren ve oradaki bilgi parçalarını sentezleyerek anlamlı ve kullanılabilir bilgi kümeleri inşa eden dersler konulmalıdır. Öğrencilere analitik düşünme becerileri kadar sentezci düşünebilme, orijinalite ve doğurgan fikirler üretebilme çalışmaları da yaptırılmalıdır.

Bir başka deyişle öğrenmeyi öğrenmeye, çok boyutlu analitik ve sentezci-orijinalite üretici düşünme tekniklerini kazanmaya yönelik ortak mecburî dersler konulmalıdır.

Duygusal Zekâ ve Duygu Eğitimi

Şu ana kadar filozoflar ve eğitimciler, insanı akıllı ve düşünen bir varlık olarak tanımladılar ve insanı genellikle mantıkî ve rasyonel ifadelerle tanımlamayı tercih ettiler. Ancak son yıllarda yapılan bütün araştırmalar göstermektedir ki, insan kararlar alırken, öğrenirken veya düşünürken büyük ölçüde duygularının ve içinde bulunduğu hâlet-i ruhiyenin tesirinde kalmaktadır.

Çoğu zaman akıldan ziyade duygularına göre tercihlerini ve kararlarını oluşturmaktadır. Çünkü insanın hissiyatı, algılamayla doğrudan bağlantılı olan dikkati, toplamakta veya dağıtmaktadır. Dikkatin toplanması veya dağılması ise doğrudan öğrenme, hafıza ve davranışlar üzerine belirleyici bir tesir yapmaktadır. Bu noktadan hissiyatımız, yaptığımız her türlü faaliyeti başlatan veya tetikleyen mekanizmaların başında gelir.

Beynin anatomik yapısı incelendiğinde, rasyonel ve mantıkî korteks, hissî merkeze nazaran daha büyük olmasına rağmen, her iki merkezden çıkan nöral ağların sayısı karşılaştırıldığında, hissî merkezden çok fazla sayıda nöral ağ çevreye yayılmaktadır. Demek ki beynin işleyişi üzerine duyguların tesiri daha fazladır. Bütün bunlar analitik zekâ kadar hissî zekânın da önemli olduğunu göstermektedir.2 Bu biyolojik bulgular ışığında eğitim sistemimize bakarsak, okullarda öğrencilerin his dünyalarının sağlıklarını kontrol edip düzenleyecek ve değerlendirecek hiçbir vasıtaya sahip olmadığımız görülecektir. Bir başka deyişle çocukların öğrenme sürecine doğrudan tesir eden hissî zekâlarını göz ardı ediyoruz. Dolayısıyla okullarda, öğrencilerin kavramlar, gerçekler ve beceriler üzerinde uzmanlaşması teşvik edilirken, hislerini kontrol etme ve müspet yönlere çevirme becerileri ihmal edilmektedir. Bir insanın his dünyasının kasası dolu ise, yani borçlu değilse, kendini öğrenmeye, düşünmeye, anlamaya konsantre edebilir. Aksi takdirde hissî kasa hesabı açık veren kişi, açığını kapatmakla meşgul olacağından, bedenen sınıfta olsa bile öğrenme ve anlama olayına kendini veremeyecektir. Ayrıca bu hissî kasası boş olan öğrenciler, anlaşılmadığı takdirde, kötü davranışlar sergileyerek kendilerini farklı kılmaya çalışacaklardır. Duyguları öğrenciye rahat, emin ve güvenilir bir ortamda bulunmadığı ve konuşursa, soru sorarsa ayıplanacağı ve gülüneceği mesajını yolluyorsa, veya öğrenme ortamları gizli veya açık, şuurlu veya şuursuz olarak buna benzer mesajlar üretiyorsa, öğrenci öğrenme ve anlama olayına aktif olarak katılmaktan vazgeçecek, durumu kurtaracak ölçüde öğrenecektir. Çünkü zihni, öğrenme ve anlama pencerelerini büyük ölçüde kapatmıştır. Açarsak, hocanın yazdırdığı ders notlarını ezberlemesi ve hocanın soru stillerine aşinalık kazanması, öğrenmenin anlamı hâline gelecektir. Bu noktadan duyguları ve bütün bedeni, öğrenme olayının içine katma tekniklerinden biri olan Total Fizikî Cevap (Total Physical Response-TPR) öğrenme metodu ile insanlar, tekrar etmeden, bir kerede istedikleri şeyi öğrenebilmektedirler.


71903851


Vücudumuzun en kompleks dokusu olan sinirlerden her saniye geçen milyonlarca bilgilik elektrik akımının meydana getirdiği kimyevi maddelerin tekrar tekrar sentezi ve parçalanması, sonsuz bir ilim ve Kudretler başka kimin eseri olabilir.
Tıpkı bir bilgisayardaki iplerin sayısının çokluğu ve birbiriyle yaptıkları alektronik ağın yoğunluğu gibi, sinir hücrelerinin uzantılarının birbirine bağlanmasıyla teşkil edilen nöral ağın kompleks organizasyonu ile zeka ve zihin kapasitesi arasında bir munasebet kurulabilmekledir.


Bu teknikte önemli olan şey, kişinin bütün duyuları ve hissiyatıyla anlamlı bulduğu şeyi öğrenmeye konsantre olmasıdır.3 Yeni beyin teorisinde duygular, insanın algılama işleminde merkezî bir öneme sahip olacaktır. Geliştirilecek olan yeni beyin teorisinin bugünkü okul sisteminde yeri yoktur. Mevcut okul sistemleri, sistematik yönetime, düzen ve disipline, ölçme ve değerlendirmeye aşırı önem verirlerken, öğrencilerin çoklu zekâ sistemine (dil, matematik, kendisiyle ve insanlarla iletişim, sosyal-pratiklik, müzik, estetik, soyut düşünme, mekanik, hissiyat gibi zekâ çeşitleri) göre zekâlarının farklılaştığı ve her zekâ tipinin korunup geliştirilmesi gerektiğine, hissî rahatlığın ve kasa hesaplarının doluluk derecesine ve esnekliğe çok az önem ve değer vermektedirler (2:3)

Beyindeki Kimyevî Maddelerin Davranışları Düzenlemesi

Nöral ağların kompleks serilerinden ibaret olan insan beyni, idrak ve zihin faaliyetlerini işleyen ve değerlendiren bir sistemdir. Beyin içindeki çok hususî fonksiyonları işleyen birimler ve bölgeler, daha kompleks fonksiyonları işlemek için birleşirler. Birkaç düzine hormonal ve nörotransmitter sistem, bu mükemmel bilgi işlem sistemi için anahtar kimyevî maddeleri oluşturur. Bir molekülün şeklinden çıkan elektrokimyevî özelliklerin nasıl nöral bilgi taşıyabildiği ve bunun ne olduğu çok açık değildir. Nörolojik bilimler için şuur ve nöral bilginin tabiatı, hâlâ bir sırdır. Bilim adamları şu ana kadar çeşitli zihnî bozukluklar ve durumlar itle belirli hormonal ve nörotransmitterlerin seviyeleri arasında belli bir münasebetin olduğunu tespit ettiler. Meselâ, dopamin miktarının yüksek seviyede oluşu Şizofreni ile, düşük seviyede oluşu ise Parkinson hastalığı ile ilgilidir. Serotonin seviyesindeki artma ve azalmalar, kendine güvenme ile doğrudan bağlantılıdır. Serotonin seviyesi yüksek olduğunda kişi, yorgunluk bilmeden çalışır. Bugün antidepressan olarak kullanılan Prozac ve LSD gibi halüsinasyon yapıcı ilaçlar, serotonin sistemi üzerinden etkisini ortaya koyan ilaçlardır. Bütün bu ilmî tespitler, çok ciddi içtimai problemleri de beraberinde getirmektedir. Eğer belli bir davranış, esas olarak belirli nörotransmitterlerin kombinasyonuyla ortaya çıkıyorsa, o zaman mesuliyet ve hür iradenin geçerli olduğu alanların, hukukî açıdan yeniden tanımlanması gerekir. Meselâ, bir kişinin serotonin sentezi anormal derecede düşük ise, bu kişi saldırgan davranış ve şiddete güçlü şekilde yatkındır. Eğer bir kişinin doğuştan hür iradesini kullanma kapasitesi düşük ve azalmış ise, bu kişi kanunî açıdan hangi davranışlarından mesul tutulacaktır?

Ancak burada çok Önemli bir tartışma vardır. Yukarıda zikrettiğimiz, kimyevî maddelerin durumu bir sebep midir, yoksa netice midir? Eğer bazı hâdiselerde kimyevî maddeler sebep ise, bu cebrî durumdan kişinin mesuliyeti ne kadardır? Aksine olarak, kişinin kendi iradesiyle ruh dünyasında sebep olduğu değişik durumlar bu kimyevî maddelerin miktarına tesir ediyorsa, bu takdirde yaptıklarından mesul olacaktır. Bu husustaki tartışmada kimyevî maddelerin sonuç değil, sebep olduğu görüşü ağır basmaktadır. Nasıl kanser gibi bir hastalıktaki immün sistemin faaliyeti veya koroner kalp hastalığında kolesterol metabolizmasının genetik olarak bozuk oluşunun cebrî bir rolü varsa, aynı şekilde beyinle ilgili kimyevî maddelerin miktarı da kişinin psikotik hastalığına tesir etmektedir. Ancak kişinin bulunduğu çevre şartlarının tesirini de göz ardı etmemek gerekmektedir. Ayrıca kimyevî test teknolojisi geliştikçe, öğrencileri seçme ve yönlendirmede de kaçınılmaz tesirleri olacaktır. Meselâ, yüksek serotonin seviyeleri, düz motor kasların ve bununla alâkalı hareketlerin koordinasyonunu zenginleştirdiği için, atletleri ve musiki âletlerini çalabilecek Öğrencileri seçmede kullanılabilecektir. Atletizm seçmelerine çalışan bir çocuğu eğitmek için veya bazı negatif davranışları azaltmak için, eğitimde kimyevî tedavi uygulamak ne ölçüde kabul edilebilir bir davranış olacaktır? Meselâ, hi-peraktif çocuklarda kullanılan ritalin gibi ilaçlar hakkında devam etmekte olan tartışmalar, insanın kompleks idrakla ilgili gelişimindeki aysbergin sadece görünen kısmını oluşturmaktadır. Çünkü hi-peraktif çocukların % 15-30 kadarı dâhi ve mucit tiplerdir.

Nörotransmitterler milisaniyeler içinde fonksiyon görüp sonra tahrip edilirler. Dolayısıyla bu maddelerin hepsini ölçebilmek ve dinamiğini ortaya çıkarabilmek çok zordur. Hormonlar kan yoluyla taşındıkları için kısmen daha uzun sürede aktif hâle geçip daha uzun sürede tahrip edildiklerinden, izlenmeleri ve ölçümleri nispeten kolaydır.

Kortizol ve diğer güçlü glukokortikoidler, beynin stresli durumlara cevap verme sistemi üzerinde çok önemli roller oynarlar. Beynin ürettiği cevap kısa süreli olup, hayatı tehlikeye atan durumlarda ayakta kalmayı sağlayıcı geçici bir destektir. Kronik olan ve sosyal olarak devam eden stres durumlarına beynin ürettiği cevap yetersizdir. Bugünkü toplum hayatında görülen hastalıkların büyük bir kısmında kronik stres, hastalığı hazırlayıcı veya başlatıcı yahut ilerletici, önemli bir faktördür. Kronik stres neticede öğrenmeyi ve hafızayı düzenleyen nöral sistemlerin verimliliğini azaltabilmektedir. O hâlde öğrencilerde fiziki olarak tahrip edici kronik strese yol açmayan, hoş, teşvik edici ve insanı bir şeyler öğrenmeye motive eden bir okul çevresi ve ortamı nasıl geliştirilebilir? Çünkü öğrencilerde stres oluştuğunda, beyin strese cevap üretirken, öğrenme ve hafızayla bağlantılı nöral sistemlerin işleyişinde performans azalması ortaya çıkmaktadır.

Önümüzdeki yıllar, beynin işleyişini sağlayan biyolojik prensiplerle ve teorilerle uyumlu eğitim teorilerinin geliştirildiği ve makine merkezli eğitimden beyin/zihin merkezli eğitime geçişin yaşandığı dönem olacaktır.

Önümüzdeki yüzyılın eğitimi, kesinlikle biyolojik prensiplerin ışığında ve beynin/zihnin tabiî işleyişiyle uyumlu eğitim modelleri etrafında örgülenecektir. Bir eğitim liderinin ifadesiyle; "Mucit ve kâşifler yerine taklitçi adamların yetiştiği eğitim sisteminden mucit ve kâşiflerin yetiştiği sistemlere geçiş yapılacak ve buna bağlı olarak her şey değişecek, kitap-okul-kapı-sıra.... hepsi değişecektir. Böyle bir sisteme öncülük yapmanın ilk şartı, kısmen her şeyi değiştirecek isyancı ruhlara ve eleştirel düşünebilen sorgulayan insanlara sahip olmak veya bunların yetişmesini sağlamaktır."

Yukarıda anlatılanlar ışığında, eğitimcilerimizin insanın biyolojik çalışma mekanizmasına ters düşmeyen, özellikle beynin ve zihnin işleyişiyle uyumlu, yeni öğrenme ortamları ve okul modelleri geliştirebilmeleri temennisiyle.


KAYNAKLAR

1 - SYLVVESTER R. Recenl Cognitive Science Developments Pose Major Educational Challenges. (1996)

2- GOLEMAN D. Duygusal zekâ. Varlık/Bilim. 7.Baskı. İstanbul, (1998)

3- ASHER J.j. 21. Yüzyılın Süper Okulu. İnkılap Kitapevi. Beyaz Nokta Vakfı. İstanbul. (1997)


Sponsorlu Bağlantılar
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.555 saniyede (89.80% PHP - 10.20% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 23:41
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi