Ekoloji Bilimi Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Akademik Forumlar :: > Çevre Bilimleri
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 05-02-2007   #1 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Ekoloji Bilimi



Ekoloji Nedir?

Ekoloji, canlıların birbirleri ve çevreleriyle ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. Ekosistem ise canlı ve cansız çevrenin tamamıdır. Ekosistemi de abiotik faktörler (toprak, su, hava, iklim gibi cansız faktörler) ve biyotik (üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar) faktörler olmak üzere iki faktör oluşturur.
Bu tanımlamadaki organizmalar; diğer bir deyim ile canlılar veya canlı çevre, insan, hayvan ve bitkilere ait bireyleri veya bunlardan oluşmuş toplumları ifade etmektedir. Tanımlamanın içinde geçen organizmaların içinde yaşadıkları ortam deyimi ise cansız çevre olarak da ifade edilir ve hava, su, toprak, ışık gibi faktörleri kapsar. Ekolojinin; botanik, zooloji, mikrobiyoloji, fizyoloji, bitki beslenmesi, anatomi, morfoloji, patoloji, pedeloji, jeoloji, jeomorfoloji, mineraloji, fizik, kimya, meteoroloji ve klimatoloji gibi bilim dalları ile yakın ilgisi vardır.
Araştırma konusu, yöntemi ve amaçlarındaki bazı özellikleri yardımıyla ekolojiyi diğer doğa bilimlerinden ayırma olanağı vardır. Ekoloji bütün canlılar için ortak olan ve canlılar üzerinde etki yapabilen temel konularla ilgilenir. Diğer bir ayırıcı özelliği ise ekolojinin bir canlıya ait belirli organları ve bu organlardaki hayat süreçlerini değil, canlıların içinde bulundukları hayat ortamı ve diğer canlılarla olan karşılıklı ilişkilerini incelemesidir.
Günümüzde insan çevre ve ekoloji sözcüklerini bir bütün olarak kullanmaktadır. Kıtalardan okyanuslara, göllerden akarsulara, yer altı sularından atmosfere, mikroorganizmalardan insana ve bitkiler âlemine kadar bütün canlı ve cansız varlıklar arasında düzenli bir ilişki vardır. Yani organizmalar yaşamlarını sürdürebilmeleri için diğer organizmalarla ve çevreleriyle ilişki içerisindedir. Organizmaların çevreleriyle ve birbirleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalına “ekoloji” denir. son 30-35 yıl içinde dünya nüfusunun hızla artması, sanayi ve teknolojinin ilerlemesi, doğal kaynakların tükenmeye başlaması, çevre sorunlarının gündeme gelmesine yol açmıştır.

Ekoloji
Yeryüzünde on kilometre okyanus tabanından atmosferin on kilometre yerden yüksekliğine kadar olan tabaka canlıların barınma yeridir. Bu alana dünya katmanları arasında biyosfer adı verilir. Ekoloji de 20 km’lik dikey alan içersindeki canlıların yaşama şekillerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini inceler. Canlıları etkileyen çevre faktörlerine ambiyotik faktörler, canlıların birbiriyle olan ilişkilerine biyotik faktörler denir.
Modern ekolojide anlama kolaylığı sağlamak için canlılar organizasyon derecesine göre sıralanır. Bu sıralama sonucunda biyolojik spektrum meydana gelir.Bu spektrum; Protoplazma-Hücreler-Dokular-Organlar-Organsistemleri-Organizmalar-Populasyonlar-Kommuniteler-Ekosistemler-Biyosfer şeklinde sıralanır.
İşte bu spektrum içerisinde ekoloji; organizmalardan sonraki terimleri inceler. Biyotik faktörleri oluşturan bu terimlerin üzerindeki fiziksel ve kimyasal faktörlerin sınırlayıcı etkisini de ekoloji inceler.
Ekolojide kullanılan bazı terimler vardır.Bunların başlıcaları;
Populasyon: İnsan nüfusunu ifade edeb bir terimdir. Ancak ekolojide belirli sınırlar içersinde barınmakta olan aynı türden oluşan bireyler topluluğunu ifade eder. Ekolojinin biyotik faktörler içersinde en küçük birimidir. Populasyonlar kendi kendine yeterli değildir.
Kommunite: Bir bölgede yerleşen populasyonlar topluluğudur. Abiyotik faktörlerle birlikte kommuniteler kendi kendilerine yetebilen topluluklardır.
Ekosistem: Kommunite + Abiyotik ortam ekosistemi oluşturur.
Habitat: Populasyon içersindeki canlıların biyosfer tabakasındaki kalıtsal yapısına uygun yaşama bölgesine habitat denir. Habitat canlının yaşama adresidir.
Niş: Habitat içersindeki canlıların yaptığı biyolojik faliyet ya da iştir.
Flora: Belirli bir bölgedeki veya biyosferdeki bitki topluluklarıdır. Aynı zamanda bakterilerin oluşturduğu populasyonlara da flora denir.
Fauna: Hayvanların oluşturduğu topluluklara denir.
Biyotop: Canlının yaşayabileceği fiziksel ortamdır.
Biyom: Özel komunitelere biyom adı verilir. Tundra, maki, çöl biyomu gibi.

1. Abiyotik Faktörler
Bireylerin populasyonda, populasyonların da kommunite içersinde gerçekleştirdikleri aktiviteler kararlı bir yaş** ortamının oluşturulmasında kesinlikle etkilidir.
Ancak biyosferde ekolojik sistem kurulurken elbette matematiğin güneş sistemindeki mesafe sabitleri, dünyanın açısı ve elepsoid fiziki yapısı etkilidir. Ayrıca fizik ve kimyanın temel prensipleri, yeryüzünün dönüş hızı, çekim gücü, atmosferdeki gaz yoğunluğu, gaz basıncı gibi faktörler en önemli etkenlerdir.
Dış etkenler dediğimiz abiyotik faktörler yeryüzünde canlıların yaşama alanlarını sınırlandıran en önemli etkenlerdir.
Bunlara bağlı olarak farklı devirlerde farklı türler populasyonlar üzerinde baskınlık kurmuştur. Örneğin jura devrinde sürüngenler ve eğrelti otları en baskın populasyonlar olmuşlardır. Ancak abiyotik etkenlerle bugün bu canlılar bir çok türünü yitirmiş ve günümüzde eğrelti otları; orman altı bitkileriyle, dinozorlar; kertenkele, yılan, kaplumbağa, timsahlar ile temsil edilmektedir. Yani yeryüzünde gerçekleşen buzlaşma, sel, deprem, volkanik patlama, dünya yüzeyinin sularla kaplanması, aşırı rüzgar, yüksek sıcaklık gibi doğal olaylardan bitki ve hayvan populasyonları tamamen olumsuz etkilenmişlerdir. Bunun sonucu bugün dahi hissedilebilmektedir. Örneğin kelaynak olarak ifade edilen kuş türü yok olmuştur, panda ayıları yok olmuştur. Bugün bunlar hayvanat bahçelerinde yapay olarak üretilmektedir.
Doğadaki olumlu veya olumsuz abiyotik faktörlere rağmen günümüze kadar gelebilen dayanıklı canlılarda bulunmaktadır. Bunlara fosil canlılar da denir. Örneğin, Latimeria balığı ile hamam böceği yeryüzünün en eski yaratıklarındandır.
Abiyotikler fiziksel ve kimyasal faktörler olarak ikiye ayrılır.

A) Fiziksel Faktörler
1. İklim
İklimler klimatoloji bilimi içersinde değerlendirilir. İklim içersinde canlıları ilgilendiren faktörler sıcaklık, yağmurlar, yağışlar, nem, rüzgar, güneşlilik, bulutluluk ve don olaylarıdır.
Optimum iklim şartlarının içerikleri türlere göre değişmektedir. Örneğin; çok yağış alan, ılıman olan alanlarda mükemmel orman ekosistemleri ve ormana bağlı hayvan populasyonları oluşturulmuştur. Aynı zamanda düşük ısılı olmakla beraber nem oranı yeterli olan Amerika’nın üst Alaska kıtası ve Rusya’nın üst Sibirya ormanları da buna güzel örneklerdir.
2. Isı
İklim içersinde en önemli faktörlerden biri de ısıdır. Örneğin eklem bacaklıların bir çoğunun yaş** süresi 3-4 ay içersindedir. Isı periyodunun da 16 dereceyle 25 derece arasındaki dönemine rastlar. Yazın sonuna doğru kaybolurlar. Aynı şekilde iklim bitkilerde; su alma, çiçeklenme, enine büyüme, meyvelenme gibi dönemlerin belirlenmesinde tamamen etkili bir faktördür.
Hayvanlar vücut sıcaklığı yönüyle;
1. Poikilotermal hayvanlar (soğuk kanlılar veya vücut ısısı değişenler)
2. Homoitermal hayvanlar (sıcak kanlılar veya sabit ısılılar) olmak üzere ikiye ayrılır.
Canlılar arasında yüksek ısılarda, düşük ısılarda ve her iki ortamda yaşamaya uymuş olan canlılar vardır.
Bazı canlılarda sıcaklık artışına paralel (tölerans sınırları içersinde) metabolizma hızı da artar. Ancak tölerans sınırlarını aşan ısı, canlıda metabılik anormallik olarak adlandırılan paraliz (şok, geçici felç) olayını ortaya çıkarır. Artmaya devam ederse öldürür. Isı aşırı oranda düşmeye devam ederse yine paraliz olayı görülür.
Sıcaklık aynı zamanda hayvanların vücüt büyüklüğünü tayin eden bir faktördür. Kuzey enlemlerde yaşayan sıcak kanlı hayvanlar sıcak bölgelerde yaşayanlara göre daha büyük olma eğilimindedirler.
Büyük vücutta kütleye göre az yüzey olması, sabit ısılı hayvanların vücüt sıcaklığını koruyabilmesi bu adaptasyon özelliğiyle sağlanır.
Bu canlıların aynı zamanda kuzey bölgelerde yaşayanlarında ekstrimiteler küçük yapılıdır. Kulak, burun ucu, el ayası (yüzeyi) , ayak ayası gibi. Bu sayede ısı kaybı en aza indirilir. Sıcak ortamlarda bu organlar büyük olur. Bunlar serinleme amacıyla kullanılır.
Değişken ısılı hayvanlarda bunun tam tersi özellikler gözlenir. Bu hayvanlar soğuk ortamlarda daha küçük vücut yapısına sahiptirler.
3. Işık
Yeryüzünde kurulan ekosistemlerin ve bunun sonucu olarak biyosferin kararlılığı, devamı, bugünkü ölçüler içersinde ışık enerjisinin devamına bağlıdır. Işık özellikle bitkiler için önemli bir abiyotik faktördür. Ancak 3100 Angstrom dalga boyunun altındaki mor ötesi (x ışınları) ışınları ile 7000 Angstrom dalga boyunun üzerindeki ışınlar protoplazmayı bozucu etkiye sahiptir. Dolayısıyla 3000-7000 Angstrom dalga boyundaki ışınların kalitesi, şiddeti ve süresi önemlidir.
Karasal ekosistemlerde ışık fotosentez için çok önemlidir. Özellikle ormanlık alanlarda bitki florasının üst ve alt katmanları vardır. Ormanda ışıkla temas eden ilk üst tabakaya taç tabakası denir.Taç tabakasının sıklığı alt tabakalarda yaşayan türleri sınırlar. Örneğin sık bir taç tabakasına sahip ç** ormanının alt kısımlarında yeniden ve kendiliğinden ç** filizlerinin gelişmesi ışık eksikliğinden dolayı çok az olur.Yani ç** ormanları zor yenilenen ormanlardır. Böyle bir ortamda gölge bitkileri gelişebilir. Örneğin; Eğrelti otları, karayosunları gibi.
Ormanın sıklığı gölge yoğunluğunu arttırır. Buna bağlı olarak taç yapıyı oluşturan bitkilerin gelişmeleri ve orman rejenerasyonu genç bitkinin gölgeye olan dayanıklılığı ile doğru orantılıdır. Gölge yoğunluğuna dayanabilen bitkilerde orman rejenerasyonu kolay olurken dayanamayan bitkilerde rejenerasyon çok zor olmakta veya orman yeni oluşuma gidebilmekte, baskın türler değişebilmektedir.
Bitkilerde fotosentez ile üretilen organik besin hem bitkiler hem de hayvanlar için besin kaynağı olarak kullanılır. Bitkilerde arta kalan besin depo edilir. Depo edilen besin, gelişme, büyüme ve üremede kullanılır. Gölge bitkilerinin ışık şiddeti karşısındaki fotosentez ürünlerinin üst sınırı ile uzun gün bitkilerinin üst sınırı bariz bir fark gösterir. Bu fark gelişmede gözlenir.
Işık faktörü su içi ekosistemlerinde de etkilidir. Işık, su bitkileri tarafından enerji kaynağı olarak kullanıldığı gibi bazı hayvanların pigment üretimi, dış iskelet, kitin, kabuk gibi benzeri yapıların oluşumunda doğrudan etkili olduğu tespit edilmiştir.

B) Kimyasal Faktörler
Canlıların yapısında bulunan maddelerin yeryüzünde ve canlılar arasında aktarılması, dağılımı, aktarılma sıklığı, çözelti oluşturma özellikleri ve oranları populasyon ve kommunitelerde dengenin kurulmasında doğrudan etkilidir.
1. Su
Maddelerin; hücrede, dokularda, sistem ve organizmada dolaşması, kimyasal reaksiyonlar, yapının devamlılığı ve kararlılığı su ile sağlanır. Bu açıdan su çok önemlidir. Canlı organik ağırlığının %50’sini kaybetse yaşayabilir. Ancak suyun %20’sini kaybetse şoka girer.
Canlılar su miktarlarını, osmatik basınçlarını dış ortamlara göre ayarlayarak dengede tutarlar. Örneğin tuzlu sularda yaşayan balıklarda kandaki üre miktarı fazladır. Buna bağlı olarak su dengede tutulur. Tatlı suda yaşayan balıklarda su fazlalığı ortaya çıkar. Dolayısıyla bu canlılarda su içme olmaz ve böbreklerinde aşırı oranda su süzülmesi ve atılma olayı gerçekleşir. Kurak ortam denilen tuzlu sularda tam tersi özellikler gözlenir.
Bitkiler su isteklerine göre üç gruba ayrılır:
a)Higrofitler: Sucul bitkilerdir. Suda yaşarlar. Kök su içersinde toprağa tutunabileceği gibi dışarıda çıkabilir. Stomaları yağrağın yüzeyindedir. Kütikülaları incedir. Yaprakları geniş ayalı ve parçalı olabilir.
b)Mezofitler: Normal ortam bitkileridir. Orta kalınlıkta kütikülaları bulunur. Stoma hem yaprak üstünde hem de altında yer alır. Dut, kavak, söğüt gibi.
c)Kserofitler (Kurak ortam bitkileri): Kuraklık bu bitkilerde kökün gelişmesinde etkilir. Kurak alanlarda bitkiler seyrek olarak bulunur ve geniş bir kök sistemi oluştururlar. Çöl bitkilerinden kaktüsler silindirik yapısıyla su kaybını azaltır. Ayrıca bunlarda kalın bir kütiküla tabakası bulunur. Stomalar gündüz yerine gece açılır.
2. Gazlar ve Mineral Tuzlar
Su buharı oranı hariç diğer gazlar karasal ekosistemlerde fotosentez, solunum, kemosentez, yanardağı faliyetleriyle dengede tutulur. Ayrıca güneş ışınları atmosferin en üst katlarında (iyonosferde) bazı iyonları etkileyerek yeni atom ve moleküllerin oluşumunu sağlayarak dengeye katkıda bulunur.
Oksijen; canlıların yaş**ı için yaşanılmaz bir gazdır.O2’li solunumda doğrudan kullanılır. Atmosferde %21, suda %5 oranında bulunur. Her iki ortamda da kaynak fotosentezdir. 02’nin çoğu sularda yaşayan alglerden karşılanır.
Atmosferdeki oksijen zararlı ışınları absorbe etme özelliğiyle canlıları korur. Ayrıca oksijenin bileşiminden oluşan ozon gazı da ultraviyole ışınlarını emerek canlılara zarar vermesine engel olur. Böylece yeryüzüne faydalı olan ışınlar ulaşır. Buna rağmen ultraviyole ışınları %2 oranda ulaşmaktadır. Bu oran yükseklere çıkıldıkça, gaz yoğunluğu azaldıkça artar. Ultraviyole ışınları yoğun olarak yeryüzüne ulaştığında organik moleküllerin parçalanmasına neden olur. Özellikle DNA bundan etkilenir ve mutasyonun ortaya çıkma oranı artar.
Endüstriyel gelişmeye paralel üretimde kullanılan kloroflorakarbon gazı ozon tabakasının delinmesine yol açmıştır. Bu da insanların yol açtığı en tehlikeli kirliliklerden biridir.
Karbondioksit; solunum, yanma, yeraltı çatlaklarından ve volkanlar ile yeniden atmosfere döner. Örnek: Elazığın buzluk dağları, volkanlar ve çatlaklar önemli CO2 kaynaklarıdır. CO2 gazının ortamda artması canlıların sayıca azalmasına neden olur. Yani bu gazın artışı populasyonları sınırlayıcı bir şekilde etkiler.
Su ortamlarında ısı arttıkça erimiş CO2 oranı artar. CO2 gazının su içinde artması canlıların ölüm oranını arttırır.
Canlıların yapısında hayati önem taşıyan tuzlar bulunur. Bunlar N, P, K, Ca, S, Mg içeren tuzlardır. Bunlara biyogenetik tuzlar denir. Bunların eksilmesiyle canlılarda hayatsal olaylar ve yapısal özellikler bozulur. Her elementin organizmada aktif olarak kullanıldığı bir yapı veya reaksiyon vardır.

2. Biyotik Faktörler
Ekolojide virüslerden bakterilere ve insanlara kadar bütün canlı populasyonlar biyotik faktörler olarak adlandırılır. Biyotik faktörler canlı ve cansız faktörleri yapılarına katarak enerji elde ederler. Bu enerjiyi besin zinciri oluşturarak diğer canlılara aktarırlar. Uygun habitatlar üzerinde hayat tabakaları oluştururlar. Biyotik faktörler, populasyon, kommunite ve ekosistem olarak adlandırılan birimlere ayrılarak incelenir.
1. Populasyon
Aynı tür canlıların belirli habitat sınırları içersindeki topluluğuna populasyon denir. Bir populasyondaki büyümeyi çevre şartları, doğum, ölüm ve tür içi rekabet belirler. Populasyondaki birey sayısına populasyonun büyüklüğü denir. Birim alandaki tür sayısına populasyon yoğunluğu denir. Bir habitattaki tür sayısının ulaştığı üst sınıra populasyonun taşıma kapasitesi denir.
Populasyonda Yaş Dağılımı: Populasyondaki bireylerin yaş dağılımı ile populasyonun büyümesi arasında bir ilişki vardır. Genç ve orta yaşlı bireylerin bulunduğu populasyonlarda birey artışı (populasyon büyümesi) fazla olur. Dengeli bir populasyonda genç ve orta yaşlı bireyler birbirine eşit, yaşlı bireyler azdır. Gerilemekte olan bir populasyonda üreme az olduğundan genç bireylerin sayısı azalır.
Populasyonda Ömür Uzunluğu: Canlılardaki ömür uzunluğu kalıtsal olarak belirlenmiştir. Ancak canlı çevre faktörlerinin etkisi ile bu ömrünü tamamlayamayabilir. Habitatına uyum gösteren canlılar genellikle ömür uzunluklarını yaşayarak yakalarlar.
Populasyonda dalgalanma ve dağılma: Populasyonda dalgalanmalar genellikle av ile avcı arasında gözlenir. Av miktarı azaldığı zaman artmış olan avcı populasyonu besin probleminden dolayı dağılır. Buna bağlı olarak avcı populasyonunda yoğunluk azalması gözlenir. Farklı eşeyli bireylerin bir araya gelme zorluğu ortaya çıktığından populasyonda gelişme yavaşlar. Bu açıdan populasyonların gelişmesi için belirli bir yoğunluğun olması zorunludur. Avcı populasyonu azaldığı zaman av populasyonu çoğalır.
Populasyonlarda çevre direnci canlıları olumsuz etkilediği zaman toplu ölümler ve toplu göçler gözlenir. Bu özellikler populasyonun minimuma inmesine veya yok olmasına neden olur.
2. Kommunite
Populasyonlar topluluğuna kommunite denir. Kommunite içersinde uyumsuz populasyonlar da bulunabilir. Parazit, konak gibi.
Kommunite içersinde populasyonların devamlılığında etkin görev yapan sayıca fazla olan türler bulunur. Bunlara baskın türler denir. Kara kommunitelerinde baskın tür yoktur.
Belirli bir habitat alanında kommunite yok olabilir veya hiç yoktan yeni bir kommunite gelişebilir, bunlara süksesyon denir. Süksesyonda bir oluşum süreci vardır. Oluşum süresinde bazı canlılar habitat bölgesine öncelik oranına göre yerleşir. Bu özellik hem flora hem fauna da geçerlidir.
  • Liken evresi: Kumul, kayalık, killi, bataklık ve çakıllı olan ortamlar öncelikle likenler tarafından işgal edilir. Bunlara öncü populasyonlar denir. Likenler ortamın toprak kalitesini yükseltir. Likenler çok dayanıklıdır. Ancak rekabete dayanamazlar.
  • Yosun evresi: Likenlerden sonra başlar. Bu bitkiler ortamı nemlendirir. Bu evrede ortama bazı omurgasızlar yerleşir.
  • Ot evresi: Yosun evresinden sonra ortama bir yıllık otsu bitkiler yerleşir. Otsu bitkilere paralel ortama bazı böcekler de yerleşir. Daha sonra sürüngen, kurbağalar, kuşlar ve memelilerin otçulları ve etçilleri ortama yerleşmeye başlar.
  • Çalı-Funda evresi: Ot evresi çalı ve fundalıkların ortama yerleşmesi için zemin oluşturur. Bunlar erik, kavak, böğürtlen gibi küçük ağaçlardır. Süksesyon bu yönde ilerliyorsa ortam daha nemli hale gelir. Çalı evresinde ortama kuşlarla büyük ağaçların tohumları getirilir. Buna bağlı olarak ortamın besin oranı artarak devam eder. Büyük omurgalılar da bu aşamada büyük oranda yerleşir.
  • Ağaç evresi: Ağaç filizleri gelişerek ormanlık alanları oluştururlar. Ortam şartları anormal derecede değişmedikçe kararlı bir fauna ve flora kommunitesi oluşturulur. Buna klimax denir.
3. Ekosistem
Ekosistemin içersindeki canlılar belirli görevler üstlenerek dengeli bir ekosistem oluştururlar. Ekosistemi dengeler bir şekilde oluşturulabilmesi için ortamda üreticiler, tüketiciler, ayrıştırıcılar gibi canlı grupları bulunmalıdır. Bu görevlerin yerine getirilmesi sayesinde ekosistemin dinamikliği ortaya çıkar. Bütün ekosistemlerde bu görevleri gerçekleştiren canlılar mutlaka bulunmalıdır.
Ekosistemi oluşturan canlılar arasında besin aktarım zinciri oluşturulmuştur. Besin aktarımıyla birlikte canlılar dolaylı olarak ışıkenerjisini aktarmış olurlar.
Yeryüzünde bakteriler kendi başlarına ekosistem oluşturabilecek aktiviteye sahip tek guruptur. Çünkü bakterilerin içersinde hem saprofit, hem fotoototrof, hem kemoototrof hem de hetotrof beslenen gruplar bulunmaktadır. Bu birlikler içersinde madde döngüsü kolaylıkla sağlanır.
Besin zincirinde her aktarım sırasında enerji kaybı (kütle azalması) gözlenir. Buna biyokütle (biyomas) denir. Biyomasa bağlı olarak canlılarda üreticilerden tüketicilere doğru kütle azalması gözlenir. Yeryüzünde birim alanlarda herzaman kütle fazlalığı çoktan aza doğru üreticiler, 1. tüketiciler, 2. tüketiciler, 3. tüketiciler olarak sıralanır.
Besin zincirinde bazen metabolizmada kullanılmayan maddelerde aktarabilir. Bu maddeler besin zincirinin son halkasına doğru birikme eğilimine sahiptir. Çünkü bu maddeler eritilemez ve depo edilir.
Ekosistemde populasyonların dengelenmesi
Ekosistemde populasyonların dengelenmesi hayvanlar arası predatörlük (avcılık) ve parazitlik ile dengelenmektedir. Her iki olay sonucunda avlanan ve konut ortadan kalkmakta ve populasyonda azalma yaşanmaktadır.
Bir ekosistemde parazit mikroorganizma yeni girdiği zaman zarar ilk önce çok büyük olur. Örneğin yeryüzünde verem yeni çıktığında binlerce insanın ölümüne neden olmuştur. İlaç geç olarak bulunmuştur. Aynı şekilde cüzzam hastalığı da dünyada en fazla korkulan ölümcül hastalıklardan biri olmuştu. Ancak bugün bu parazitler ilaçla kontrol altına alınmıştır.
Gerek parazitler gerekse predatörler populasyondaki genellikle zayıf, hastalık taşıyan, dirençsiz, iyi beslenmemiş bireyleri ortadan kaldırır. Böylece populasyonda sağlıklı bireylerin kalması ve hastalıkların diğer bireylere bulaşmasını engelleyerek populasyon dengesine katkı sağlar.
Minimum kuralı: Bitkiler metabolik aktivitelerini gerçekleştirebilmek için eser elementleri yapılarında bulundurmak zorundadırlar (Fe, Mg, Mn, Mo, Va). Bu maddeler metabolizmanın devamı ve büyümesi için zorunludur. Buna göre bitkiler toprakta en az bulunan eser elemente göre büyür ve metabolizmasını düzenler, bu olaya minimum kuralı denir. Hayvanlar içinde aynı şekilde minimum kuralı geçerlidir.
Hoşgörü kuralı: Canlıların habitat sınırlarını belirleyen faktörlere, dayanıklılık gücüne hoşgörü veya tolerans denir. Tolerans gücü canlının adaptasyon kabiliyetini ortaya koyar, ortamda yaşama şansını arttırır. Mesela devenin toleransı yüksek olduğundan hem çölde hem de diğer ortamlarda rahatlıkla yaşayabilmektedir. Aynı şekilde bazı yılan balıklarının tuz toleransı çok yüksek olduğundan hem tatlı suda hem de denizde yaşayabilir.


x
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 06-02-2007   #2 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Ekoloji Bilimi

Doğal olarak dengeli bir ekosistemde, tüm türlerin biyolojik özellikleri, öyle ayarlanmıştır ki, sistemin barındırabileceğinden daha fazla yavru meydana gelir ve sadece çevreye uyum sağlayabilen en iyileri yaşar. Buna neden olan etmenler ise; gıda, beslenme ve yer için rekabet, hastalık, parçalanma, yangın, sel, açlık, fırtına gibi doğal afetlerdir. Ekosistemlerdeki egemenliği ile insan, bu güçlere karşı koymak için birçok yöntem geliştirmiştir. Böylece yavrularının erken ölümlerini azaltmış ve aynı zamanda fazla üremeye devam etmiştir.

BİR organ veya organizmanın herhangi bir kısmının, bulunduğu ortamda yaşamasına izin veren uyum özelliklerine "ekolojik uyum" adı veriliyor. Bu uyum özellikleri sayesinde canlı, başarılı şekilde yaşamını sürdürebilir. Çünkü o ortamdaki besleyiciler, su, ısı veya ışığı en iyi şekilde kullanabilir hatta kuraklığa, parazitlere veya aşırı sıcaklık değişimleri gibi uygunsuz koşullara karşı da korunma özelliğini geliştirebilir. Organizmalar, bulundukları ortamdaki tüm kaynakları uyum sağlama durumunda en iyi şekilde kullanabilirler. Gerçekten, organizmanın bir uyumlar demeti olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Canlılardaki tüm fizyolojik olaylar su, sıcaklık, besinler ve ışık tarafından etkilenmektedir. Bu durumda her canlının mümkün olduğu kadar en iyi şekilde ortama uyması gerekir. En azından minimum gereksinimlerini sağlamış olması gerekir. En iyi şekilde gelişmesi için var olan besleyicileri ve enerjiyi tam olarak kullanabilmelidir. Örneğin, en yüksek karbonhidrat üretimine sahip tahıllar, uygun ılık mevsimden tam olarak yararlanırlar. İnsanlar bilerek veya bilmeyerek tahılların ekimini var olan iklimsel koşullara göre ayarlamakta ve böylece ıslah yeri ile uygun ekim zamanları seçerek, sulama ve mevsim dışı donlardan korunma ile en iyi ürünü elde etmeye çalışmaktadırlar.
Uyumların kaynağı olarak genetik varyasyon ve doğal seçicilik kavramı benimsenmektedir. Buna göre, çevrenin seçicilik etkisi ve genetik özellikler, yeni uyumları ortaya çıkarmaktadır. Bu genetik değişimlerin kaynağı ise tamamen şansa bağlıdır. Fakat çevrenin meydana getirdiği değişim ile genetik olarak saptanmış varyasyonu birbirinden açıkça ayrı tutmak gerek. Çevrenin oluşturduğu değişimler kalıcı değişimler değildir. Bu tip uyumlar bitki için zararlı da olabilir. Örneğin; bazı tür bitkilerde toprak pH’sı değişince, çiçeğin rengi de değişir. Bazı kaktüsler çalıların gölgesinde çimlenir, gelişince güneşe doğru sürünürler, iyice uzadıklarında kıvrılıp ölürler.
Kalıtsal varyasyonlar ise geri dönüşlü değildir ve genlerdeki değişimlerle ilgilidir. Bunlar uzun zaman birikerek meydana gelirler ve bu süreç birbirine bağlıdır. Eğer oluşan özellik uygun değilse, organizma için zararlı bir durum ortaya çıkmaktadır. Gelişen özellik yararlı yönde olursa, organizma daha kuvvetli bir birey olarak yaşamını sürdürebilmektedir. Burada doğal seçicilik ve kalıtsal özellikler ağırlıktadır. Doğal seçicilik organizma ile çevre arasında maksimum dengeyi yaratacak özellikleri desteklemektedir. Organizmanın davranışını kontrol eden binlerce genden sadece birinin büyük bir değişikliğe uğraması dengeyi bozmak için yeterlidir. Genetik değişimlerin çoğu büyük olasılıkla başarısızlıkla sonuçlanır. Çünkü genlerin yeni kombinasyonları ile fizyolojik denge bozulmaktadır. Öyle ise, yeni gen kompleksleri ile çevre arasındaki dengenin yanı sıra, içsel dengeye de gereksinim vardır. Bu nedenledir ki evrim, çok yavaş devam eder.
Türlerin olası doğal ya da yapay yayılışı üzerinde ekolojik hoşgörülülük derecesinin önemi büyüktür. Bir canlı yetiştiği yerden alınıp, başka bir yere götürüldüğünde onun fizyolojik olaylara yani çevre koşullarına cevap vermesi gerekir. Yabani otların ekolojik hoşgörülülüğü geniştir. Çünkü rekabet, doğal engeller ve parazitler ortadan kalkınca, bunlar, geniş alana yayılmaya başlar.
İnsan topluluklarının iyi yaşamaları ile ilgili olan ekolojinin bir dalı da uygulamalı ekolojidir. Ekoloji bilimi, insanın uzun ve kısa süreli gereksinimlerini doğrudan veya dolaylı olarak çeşitli yollarla araştırır. İnsan kültür evriminden sonra, doğal kaynaklarını günlük yaşamında daha çok kullanmaya başlamıştır. İlkel insan toplulukları, tüm zamanlarını beslenme için avlanarak geçirmiş ve ekosistemin bir parçası şeklinde diğer organizmalara bağlı olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. İnsanın birçok özelliği, özellikle biriken deneyimlerini yeni nesillere konuşarak aktarması, yazması ve okuma yeteneği ile birleşince yaşamının başlangıcında görülmeyen yeni bir gelişme göstermesini sağlamıştır. İnsan, ekosistemin dengesini bozan en önemli etken olarak ortaya çıkar; bugün yeryüzünün egemen organizması olup tüm yapıların odak noktasında yer alır.
Doğal olarak dengeli bir ekosistemde, tüm türlerin biyolojik özellikleri, öyle ayarlanmıştır ki, sistemin barındırabileceğinden daha fazla yavru meydana gelir ve sadece çevreye uyum sağlayabilen en iyileri yaşar. Buna neden olan etmenler ise; gıda, beslenme ve yer için rekabet, hastalık, parçalanma, yangın, sel, açlık, fırtına gibi doğal afetlerdir. Ekosistemlerdeki egemenliği ile insan, bu güçlere karşı koymak için birçok yöntem geliştirmiştir. Böylece yavrularının erken ölümlerini azaltmış ve aynı zamanda fazla üremeye devam etmiştir. Bu şekilde dünya nüfusu artışına devam eder. Yer ve beslenme sorununa çözümü yeni alanların açılması, ağaçların kesimi, yabani etoburların öldürülmesi, tahıl bitkilerinin yetiştirilmesi, sürü ve kümes hayvanlarının ehlileştirilmesi olarak düşünmüştür. Organizma-çevre dengesi sürekli olarak bozulur ve yenilenme hızından daha hızlı olarak yok olur. Günümüz insanı çok sayıda değerli doğal kaynak ve imkan bulmasına karşın dün olanı bugün bulamamaktadır. Temizlenen birçok orman ya yok edilmekte ya da sanayi için kullanılmaktadır. Eğer sistemin ekolojisini anlamazsak ya da ekolojik prensipleri bir tarafa atarsak, bu alanlar gelecekte yararlı durumda olmayabilir. Toprak erozyonu sorunu başlar, fabrika dumanları ağaçları öldürür ve sonuçta beslenecek ve barınacak toprağı bulmak çok zor olur.
Bunun en belirgin örneği ABD’deki Bakır Dağları’dır. Burada tek bir ot bile yetişmez. Çünkü fabrika dumanları doğal örtüyü yok etmiştir. Biyolojik çeşitliliği oluşturan bitki, hayvan ve mikroorganizma türleri ile bunların çeşitleri ve oluşturdukları topluluklar, doğal dengenin korunmasında büyük bir etkiye sahiptir. Yediğimiz besinleri, soluduğumuz oksijeni ve diğer birçok gereksinmemizi sağlayan biyosfer, yine günlük atıklarımızı da zararsız duruma getirmek için uğraşır. Buna rağmen 500 milyon yıllık hayatında biyosfer, hiçbir devirde bugünkü kadar tahribata uğramamıştır. Tahribat, yalnız insanların etkisiyle değil, doğal olarak da oluşabilir. Ancak insanların neden olduğu kayıplar, son yüzyıllarda, doğal nedenlerden kaynaklanan yok olmaları çok gerilerde bırakmıştır. Örneğin, 3,5 milyon yıl önce bin yılda doğal nedenlerle sadece bir tür yok olurken, 2000'li yıllarda bu rakamın 20 bin ile 50 bine çıkacağı saptanmıştır.
O halde genel anlamıyla doğa olarak tanımlanan dünya ekosistemi nasıl korunabilir? Şüphesiz bunun yanıtı, tüm dünya ekosisteminin korunmasıdır. Ancak günümüz şartlarında ekosistemi bir bütün olarak korumak olanaksızdır. Bu nedenle en iyi yöntem türleri, topluluklarını ve yaşadıkları mekanı koruma şeklinde olur.
Koruma, "Conservation" sözcüğü Latince'den gelir. Con: birarada, serviare: korunmak, demektir. Koruma ekoloji alanına giren konular arasında yararlı biyolojik maddelerin sürekli üretimini sağlayacak alanlar ve yöntemler ile yenilenemeyecek kaynakların yok oluşunu önleme yer almaktadır. Ayrıca biyojeokimyasal döngüleri de açıklamaya çalışır. Çünkü enerji ya da maddenin alınım veya dağıtım olayı, oluşum kadar hızlı olur. İyi bir korumacı, istenmeyen şeyleri engellemek, istenen ürünlerin verimini artırmak, ekosistemin içsel kaynaklarından yararlanmak için dışsal madde uygulama ve yöntemlerini araştırmak zorundadır. Böylece yenilenebilir kaynakların sürekli kullanılması söz konusu olur. Azalan çok sayıdaki kaynak veya bitki ile hayvan bugün korunmaya muhtaçtır. Korunma ekolojisi, sadece ender türlerin korunmasını içermez. Aksine sınırlı kaynakların dengeli şekilde kullanılması, kaynakların artırılması, maddelerin hızla tekrar sentez edilmesi de koruma ekolojisi alanına girer.
Ekosistemlerin dinamizmleri anlaşılamadığından ekolojik dengeler, bitki örtüsüne, hayvan topluluklarına ve topraklarımıza büyük zararlar verir. Buna rağmen, bir toprak parçasını değerlendirmeyi veya tahıl ekmeği veya herhangi bir bitki örtüsü ile erozyonu önlemeyi veya küçük barajlar ile akan suları değerlendirmeyi çok az düşünmekteyiz. Bunlar yapılamadığından geniş çaplı bir çölleşmenin olduğunu görüyoruz. Esas itibari ile insan, tarım alanları, otlaklar, ormanlar, toprak, su ve mineraller gibi kaynakları çok dikkatli kullanmalı ki; ekosistemin yenilenebilir kısmına çok az zarar vermiş olsun.
Diğer organizmalar gibi, tahıl bitkileri de çevreye karşı bir reaksiyon gösterir ve belli iklimsel koşullar içinde en iyi gelişmeyi gösterir. İstenen yüksek tahıl verimi için çiftçiler rasgele deneyimlerle en iyi mevsimi, sulamanın sıklığını ve miktarını veya gübre çeşidini saptamıştır. Öyle ise tarım bilimi, uygulamalı ekolojiden başka bir şey değildir. Bu durumda tarım alanı ekosistemlerinin bilinmesi ile tarım bilimi de ilerleyecektir. Uzun süre kullanılan bir tarlada, tahıllar hasat edildikçe besin azalacak, toprak fakirleşecektir. İlkel tarımda toprağın verimliliğine bağlı olarak toprak, birkaç yıl sürekli ekiliyordu. Yamaçlar, açılan orman alanları, özellikle yangın sonrası, başlangıçta çok yüksek ürün verdi, fakat örtü kalkınca erozyon başladı. Nüfusun artışı ile birlikte, insanlar yeni alanlara hareket etti ve verimli alanlar tahrip edilmiş boş alanlar şekline dönüştü. Bu nedenle aynı alanın sürekli kullanım gereği toprakların gübrelenmesi gereksinimini ortaya koydu. Her tahıl bitkisinin kendine özgü gereksinimleri ve ekolojik hoşgörülülüğü vardır.
Ortamsal koşulların belirlediği sınırlar içersinde, bir türün büyümesi için karakteristik olan potansiyel, o türün ekolojik hoşgörürlüğü olarak bilinir. Ekolojik hoşgörürlük, bir türün belirli bir habitat veya komünite içersinde bulunup bulunmayacağının belirlenmesinde önemli rol oynar.
Evrim yolu üzerinde bazı türler, soğuk bölgelere uyum sağlarken, diğer bazıları, kurak bölgelerin, tuzcul çöllerin vs. koşullarına uyum sağlar. Bitki kuşakları çoğunlukla türlerin hoşgörürlüğü çerçevesinde oluşur. Kuşağın oluşmasında nem miktarı, tuz miktarı vb. etkili olabilir. Bir deniz kıyısındaki türlerin, tuzluluğa farklı şekilde gösterdikleri tolerans, vejetasyonunun farklı kuşaklar olarak belirmesine neden olur. Örneğin optimum hoşgörürlükle yetişen bitkiler, en kuvvetli ve en bol bitkilerdir ve bunun sonucunda da maksimum rekabet gücüne sahiplerdir. Oysa ekolojik hoşgörürlük sınırları altındaki bitkiler, diğer bitkilerin kuvvetli rekabetleri nedeni ile daha zayıf olup ortamda daha az sayıda bulunur.
Türler arasında habitat kaynaklarını kullanma gücü açısından önemli farklılıklar bulunur. Sıralı değişimin ilk kademelerinde fakir ortamlarda büyüyen birçok tek yıllık tür, çok yıllıklardan daha güçlüdür. Çünkü tek yıllıkların ekolojik toleransı ile dayanıklılığı fazla, ortam gereksinimleri azdır. Bitkilerin habitat tercihleri, diğer pek çok özelliklerinde olduğu gibi kalıtsaldır. Bir türün belirli bir habitatta iyi büyümesi; esas gereksinimlerinin orada mevcut olduğunu, habitatın ekolojik dayanıklılık aralığı içinde bulunduğunu ve mevcut kaynakları kullanmaya yatkınlığını gösterir.
Bir türün ekolojik başarısı; fiziksel ortamda beraber bulunduğu diğer canlılar ile boy ölçüşme gücüne dayanır. Çok başarılı türler; geniş bir yayılım, bolluk, toprak çeşidi ve nem bakımından geniş ekolojik hoşgörülülüğe sahip olan türlerdir. Ortamsal kaynaklardan en iyi şekilde yararlanma ve kuvvetli rekabet de başarıyı belirleyen etmenlerdir. Bu bitkiler, yüksek tohum verimliliği ve tohum çimlenmesi ile otlatma ve parazitlere karşı dayanıklılık gösterir. Bir bölgeye yeni tahıl türü veya çeşidi getirildiğinde bunların biyolojik kontrollerinde ekolojik başarı şanslarının değerlendirilmesi çok önemlidir. Bu değerlendirme, onların gereksinimlerini, ekolojik dayanıklılıklarını ve rekabet güçlerini incelemeyi içerir. Bir bölgeye büyük olasılıkla hastalık, parazit ve rekabetin sınırlandırıcı koşul olarak etkisi olmayan, başarılı yeni tür getirilmesini sağlamak üzere, aynı enlemde benzer iklim koşulları olan bölgelerden bitki seçmek yararlı olur.
Uygun bitki çeşitlerinin (keza hayvanların) doğal kaynakların korunmasında stabilite ve biyolojik değişiklik açısından önemi büyüktür. Çevre şartlarına adapte olmuş, hastalıklara karşı dayanıklı çeşitler; birim alandan alınan verimde stabiliteyi artırır ve çevre için tehlikeli ilaçların kullanımında önemli azalma sağlar.
Tarımsal üretimde süreklilik sağlanması için üreticilerin, şimdiye kadar uyguladıkları yoğun kimyasal ilaç ve gübre kullanımına dayalı eski geleneksel tarımsal üretim yöntemlerini terk ederek, bölgelerine uygun uzmanlarca geliştirilen yeni üretim tekniklerini pratiğe geçirmeleri sağlanmalıdır.
Tarım yapılan alanların iklim ve toprak koşullarına göre yetiştirilebilecek toprak çeşidini seçme, değiştirme şansımız olmasına rağmen, çevrenin iklim koşullarını pek fazla değiştiremeyiz. Tarım yapılan çevrenin koşulları üzerine maksimum ve minimum sıcaklık, deniz seviyesinden yükseklik, yağış miktarı ve zamanı, buharlaşma oranı, güneşlenme, gün uzunluğu, toprak pH’sı ve diğer toprak karakterleri etkili olur. Geliştirilen çeşit bir bölgede verimli olurken, başka bir bölgede verimsiz olabilir. Sürdürülebilir tarım açısından her bölgede hangi bitki türünün ve çeşidinin verimli olduğu yapılacak deneme ve demonstrasyonlarla mutlaka ortaya konmalıdır.
En uygun yönetim ve girdi faktörlerinin kombinasyonu tarladan tarlaya, çiftlikten çiftliğe, bölgeden bölgeye fiziksel ve ekonomik çevreye göre değişebilir. Dünya genelinde yapılan araştırmalara göre sürdürülebilir tarımın geliştirilmesi için azaltılmış toprak işlemesi, gübreleme teknikleri, ekim nöbeti, entegre zararlı, hastalık ve yabancı ot mücadelesi, su kullanma etkinliği ve adapte olmuş bitki çeşitleri ve destekleyici olarak da hayvancılık yapılması üzerinde durmak gerekir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 11-03-2009   #3 (mesaj-linki)
estudiantes - avatarı
Ekoloji

Ekoloji

canlıların birbirleri ve çevreleriyle ilişkilerini inceleyen bilimdir. Ekosistem ise canlı ve cansız çevrenin tamamıdır. Ekosistemi de abiotik faktörler (toprak, su, hava, iklim gibi cansız faktörler) ve biyotik (üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar) faktörler olmak üzere iki faktör oluştururKapsam
Bu tanımlamadaki organizmalar; diğer bir deyim ile canlılar veya canlı çevre, insan, hayvan ve bitkilere ait bireyleri veya bunlardan oluşmuş toplumları ifade etmektedir. Tanımlamanın içinde geçen organizmaların içinde yaşadıkları ortam deyimi ise cansız çevre olarak da ifade edilir ve hava, su, toprak, ışık gibi faktörleri kapsar. Ekolojinin; botanik, zooloji, mikrobiyoloji, fizyoloji, bitki beslenmesi, anatomi, morfoloji, patoloji, pedoloji, jeoloji, jeomorfoloji, mineraloji, fizik, kimya, meteoroloji ve klimatoloji gibi bilim dalları ile yakın ilgisi vardır.
Araştırma konusu, yöntemi ve amaçlarındaki bazı özellikleri yardımıyla ekolojiyi diğer doğa bilimlerinden ayırma olanağı vardır. Ekoloji bütün canlılar için ortak olan ve canlılar üzerinde etki yapabilen temel konularla ilgilenir. Diğer bir ayırıcı özelliği ise ekolojinin bir canlıya ait belirli organları ve bu organlardaki hayat süreçlerini değil, canlıların içinde bulundukları hayat ortamı ve diğer canlılarla olan karşılıklı ilişkilerini incelemesidir.

Marksist Ekoloji

Dünyanın özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren karşı karşıya Kaldığı çevresel sorunlar ve felaketler ile birlikte çevre sorununun politik yaşamdaki en önemli konulardan biri haline gelmesi ile modern düşüncenin köşe taşlarını oluşturan akımların ve düşüncelerin, düşünce sistemlerini oluşturan pek çok kavram ekolojik bir perspektif ile yeniden incelemeye alınmaya başlamıştır. Bu çaba sonucunda bu akımlar ve sistemlere ekolojik bir boyut katılmaya çalışılmış ve/veya sistemde içkin olan ekolojik boyut araştırılmış ve ön plana çıkarılmaya çalışılmıştır. Gelmiş geçmiş en etkili kapitalist toplum eleştirmeni olarak Karl Marx da bu çabadan payına düşeni almış, Marksist teori bir kez de yeşil gözlüklerle inceleme konusu olmuştur.
Marx'ın teorisinde ekolojik bir boyutun olup olmadığına ilişkin üç farklı yaklaşım görülür. Bu yaklaşımlardan ilki Marx'ı açık bir anti-ekolojist olarak itham eder. İkinci yaklaşıma göre: Marx'ın çevresel sorunlara ilşikin bir takım farklı düşünceleri olmakla beraber, bu düşünceler Marx'ın düşüncesinin temel ekseninin dışında ve talidir. Son yaklaşıma göre ise ekolojik boyut Marx'ın düşüncesinin merkezindedir.
Marx'ın teorisinin içerisinde ekolojik bir boyut var mıdır? Ayrıca Marx'ın bir antiekolojist olduğuna ilişkin savlar nelerdir ve haklılık payları var mıdır? Marx'ın düşüncesinde bir ekolojik boyutun varlığından sözedilebilirse eğer, bu düşünce sisteminin merkezinde midir, yoksa uzun uzun aramalar gerektirecek kadar kıyıda köşede ve bol bol yeşil boya gerektirecek kadar soluk ve cılız mıdır? Ekolojik yıkım ve çevre sorunlarının anlaşılmasında ve aşılmasında Marx'ın öngörü ve önerileri ne ölçü de ön açıcıdır ve ne gibi imkânlar sunar?Bu çalışma bu sorulara cevap aramak amacıyla başlatılan bir çabaya giriş ve başlangıç olması niyeti ile yapılmıştır.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
Yok
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Ekoloji Bilimi Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Türkiye'den Çevre ve Ekoloji Haberleri sahillerindostu Çevre Bilimleri 26 22-06-2009 01:20
Ekoloji ve Çevre Hakkında Makaleler Hi-LaL Çevre Bilimleri 53 28-03-2009 01:23
Hidroloji (Su Bilimi) Blue Blood Deniz Bilimleri 0 01-03-2009 14:44
Fizik Bilimi Blue Blood Fizik 4 14-12-2008 13:46
Ornitoloji - Kuş Bilimi Gabriella Zooloji 0 30-03-2008 10:34