Ortadoğu Dinleri - Musevilik Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Akademik Forumlar :: > Din/İlahiyat
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 19-09-2007   #11 (mesaj-linki)
kaf_kef - avatarı
Cvp: Ortadoğu Dinleri - Musevilik



10 BELA


10 Bela, ( Kan, bitler, kurbağalar ,vs..) Mısır’ı vurduğunda, yıkım bir yıldan fazla sürer. Her bela , doğanın olağandışı bir değişimi olduğundan, açıkça ,birer mucize olarak değerlendirilebilir. Yahudiler’e yardım etmek için tüm doğa yasaları tersine dönmüştür. Bu açık mucizeler, erken Yahudi tarihinin çok önemli bir bölümüdür 1. Tapınak’ın yıkılışından sonra, bu mucizeler bitecektir ve sürekli devam eden gizli mucizeler olmadan Yahudiler’in bu kadar uzun süre varolup olamayacakları tartışılmaktadır. 10 Belayı incelerken sormamız gereken soru ‘neden?’ dir. Neden Tanrı, Yahudiler’i Mısır’dan çıkartmak için bu kadar uzun ve zorlu bir yöntem seçmiştir? Eğer isteseydi, sınırsız güce sahip Tanrı, daha Moşe’nin ilk konuşmasında tüm Mısırlılar’ı öldürebilir veya hepsini oldukları yerde dondurabilirdi. Böylece Yahudiler de beş dakika içinde eşyalarını toplayıp Mısır’dan çıkabilirlerdi. 10 Belanın neden gerçekleştiğini anlayabilmek için, önce Yahudiler’in mucizelere nasıl baktığını açıklamamız gerekir. Yahudilik, doğanın Tanrı’dan ayrı işlemeyeceğine inanır, aynı zamanda , Tanrı’nın doğa yasalarını oluşturduğunu ve onlara müdahale etmediğine de inanır. Tanrı, istediği her şeyi yapabilir fakat fiziksel dünyayla veya düzenin işleyişiyle oynamaz. Kaldı ki, birçok mucize çok iyi zamanlanmış doğa olaylarıdır. Fakat 10 Bela, bu kuralın dışında kalır. BÜTÜNÜYLE BİR İSTİSNA 10 Beladan farklı olarak Kızıldeniz’in ( Yam Suf ) ikiye ayrılışını , çok iyi zamanlanmış bir doğa olayı şeklinde açıklamak mümkündür. Birkaç yıl önce, iki okyanus araştırmacısı , her 2500 yılda bir, rüzgarın ve dalgaların doğru birleşimlerinin Kızıldeniz’de ayrılmalara neden olduğunu belgelemişlerdir. Her ne kadar sinema filminde, Kızıldeniz’in yarılması dakikalar içinde gerçekleşiyorsa da , Tora’da bu olayın daha uzun süre içinde olduğu belirtilmektedir. Tıpkı bilimsel belgelerde açıklandığı gibi, Tora’da da tüm gece süren rüzgarlardan ve gündüz oluşmuş yürünecek kuru yerden sözedilmektedir. 200 sene önce, Napolyon da benzer bir durumla karşılaşmıştır. Bunun sizin başınıza geldiğini düşünebiliyor musunuz ? Tam bir su kütlesini aşmak isterken, bir gece içinde suyun ikiye yarılması…Eğer her 2,500 yılda bir olan bir olaya, tam da ihtiyacınız olduğu sırada rastlasaydınız , “Rüzgarın ve dalgaların iyi bir birleşiminin olması ilginç oldu “ demezdiniz . “ Aman Tanrım! Bu bir mucize ! “ derdiniz. Tora’da gerçekleşmiş birçok mucizede olmuş olay budur işte. Fakat, buna rağmen, 10 Bela’nın herhangi doğal bir açıklaması yoktur. 10 Bela, Tanrı’nın, doğa dengelerini tamamen tersine çevirdiği bir durumdur. Ateşin üzerindeki – donmuş olması gereken – dolu , hiç kimsenin birşey göremediği yoğun bir karanlık, ve Mısır halkını kasıp kavurmasına rağmen Yahudiler’i hiç etkilemeyen bir sürü felaketle karşı karşıyayız. Bütün bu doğaüstü olay neden gerçekleşmiş? İşte nedeni: Putlara tapmanın esası, her bir doğa gücünün , onu kontrol eden bir tanrısı bulunduğu inancıdır. Mısır’da, Nil tanrısına, güneş tanrısına, kedi tanrısına, koyun tanrısına, vs. .. inanıyorlardı . Tanrı’nın 10 Bela’yı göndermesinin nedeni, -sadece Yahudi milleti için değil, herkesin, tüm insanlığın Tanrısı’nın kendisi olduğunu – ve tüm doğa güçlerine kendisinin kontrol edebildiğini , kendi isteği dışında hiçbir şey olamayacağını göstermekti. Eğer, her bir belayı incelersek, doğadaki tüm güçlerin hakiminin Tanrı olduğunu göstermek için planlandığını açıkça görebiliriz. : Su ve toprak, ateş ve buz, böcekler, sürüngenler ve memeliler, ışık ve karanlık ve en son olarak da yaşam ve ölüm ARKEOLOJİK KANITLAR Arkeolojik kalıntılarda 10 Bela hakkında hiç bir kanıt var mı? Bu serinin bir önceki bölümünde belirtildiği gibi, Mısır tarihinde tam bu sıralarda, 10 senelik bir karışıklık ve kaos döneminin yaşandığı belirlenmiştir. Başka, tam net olmayan referanslar da bulmak mümkündür. Bunların en ünlüsü, Ipuwer Papyrus’tür. Bu aslında, Mısır’da olan bir sürü felaketi , her yerin kanla bulandığını insanların öldüğünü açıklayan bir dizi papirüs belgedir. Immanuel Velikovsky, Ipuwer Papyrus’u , kitabı ‘Çarpışan Dünyalar- Worlds in Collision’ ın temeli olarak kullanmıştır. Bu kitapta, tüm Exodus, çıkış hikayesinin doğru olduğunu , tüm belaların dünyaya çarpan bir kuyruklu yıldız sonucunda gerçekleştiğini tartışır. Kuyrukluyıldızdan gelen tozun, suları kırmızıya dönüştürdüğünü , kuyrukluyıldızın yerçekimsel manyetik alanının, denizi ikiye ayırdığını , vs..açıklar. Fakat, Tora’yı okursanız , suyun sadece tozdan kırmızıya dönmediğini de görmüş olursunuz. Midraş, bizlere Mısırlılar’ın kanlı sular yüzünden mahvolduklarını fakat Yahudiler’in bundan etkilenmediklerinin anlatır. Bunlara rağmen, Mısırlılar, - sadece firavun değil , tüm Mısır halkı- Yahudiler’i serbest bırakmaya karşı çıkarlar. Bu klasik antisemiztizmdir: “ Yahudiler ‘i beraberinde tuttukça, tüm ülkenin geriye gitmesinin umurda olmaması “ fikrini yansıtır . Bu aslında, tarih boyunca karşımıza çıkabilecek alışılmış bir süreçtir. Bunu Hitler’i incelediğimiz zaman görebilirsiniz. – Doğu cephesini desteklemek için trenlere ihtiyaçları vardı fakat onlar, trenleri Yahudiler’i Auschwitz’e göndermek için kullandılar. Savaşı kaybediyorlardı fakat asıl güçlerini kazanmak için değil, kendilerini kurtarmak için değil, Yahudiler’i öldürmek için kullanmışlardı. En sonunda, ilk doğan erkek çocukların ölümünden sonra firavun, “ Gidin!” demişti. Yahudiler Mısır’ı terkederler, deniz ikiye ayrılır, onları takip eden Mısırlılar’ın hepsi boğulurlar. Bu gerçekleşen en son büyük olay olur…ta ki Sina Dağı’na gelinceye kadar…

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 20-09-2007   #12 (mesaj-linki)
kaf_kef - avatarı
Cvp: Ortadoğu Dinleri - Musevilik

SİNAY(SİNA) DAĞI VE TORA'NIN KABULÜ

Pesah, çoğu zaman özgürlük bayramı olarak anlatılır. Liberal demokrasilerde, özgürlük sık sık, yanlış anlaşılarak başta sıkı bir otorite olmadan, insanların istediği her şeyi yapabilmeleri olarak açıklanır. Fakat bu Yahudiliğin ve Tora’nın özgürlüğü açıklama biçimi değildir. Yahudiliğe göre özgürlüğü en iyi açıklayan cümle şudur: “ Firavunun hizmetkarları olmayan Tanrı’nın hizmetkarlarını övün” Özgürlük, Sina Dağında durabilmek ve belli bir sorumluluğu üstlenmek için, baskıcı bir otoritenin etkisi altından kurtulmaktır. Sina Dağı’nda neler olmuştur ? Bunu basitçe cevaplarsak, her Yahudi insan – her kadın, erkek ve çocuk-Tanrı’yla karşılaşmıştır. Bu tüm insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir olaydır. Tora’nın Şemot – Çıkış bölümünde (4: 33) böyle bir olayın başka hiçbir yerde gerçekleşmediği yazar. Bütün tarih kitaplarını kontrol edebilirsiniz ama hiçbir yerde Tanrı’nın tüm insanlığa konuştuğu başka bir zamana rastlayamazsınız. Tanrı’nın insanla buluştuğunu iddia eden ,tarihteki diğer söylemlerin hepsinde ya sadece tek bir insanın ya da en fazla başlangıç olacak küçük bir grubun deneyiminden bahsedilir. Mesela, İslam dini, Tanrı’yabir mağarada rastlayıp , öğretilerini Kur’an yoluyla aldığını söyleyen Muhammed tarafından kurulmuştu. Tüm insanların Tanrı’yla karşılaşması fikri , sadece Yahudiliğe özgü bir olgudur. Ve aksi iddia edilemez bir şeydir. Mesela , dün gece Tanrı’yı gördüğümü ve onunla konuştuğumu söyleyebilirim ve eğer yeterince karizmatiksem ve konuştuğum kişiler de yeterince safsa, benim peygamber olduğuma inanabilirler. Fakat hiçbir zaman birisini , görmediklerini bildikleri bir şeyi görmüş olduklarına ikna edemem. Yahudilerin , binlerce yıldır Toralarına bağlı kalmalarının nedeni , mucizeler ve doğaüstü güçler değil , her birinin Sina Dağı’nda durup Tanrı’nın konuşmasını duymuş olmaları ve bu olayı nesilden nesile tarih boyunca aktarmalarıdır. Yahudi insanların hayatta kalmalarını , şalşelet akabala’nın hikayesi- yani Tora’nın nesilden nesile aktarılmasının hikayesi oluşturacaktır. YENİ BİR ULUS DOĞUYOR. Sina Dağı’nda, Yahudiler bir ulus haline geldiler. Yine, bu olay, Yahudiler’in tarihinde bizlere çok şey ifade eden, benzersiz bir olaydır. Bu olayı benzersiz kılan nedir? Peki , Fransızların nasıl ‘Fransız ‘olduklarını bir düşünelim. Birden hepsi bir sabah kalkıp beyaz şarabı, mavi peyniri sevmeye karar verip Fransızca konuşmaya mı başladılar ? Hayır. Bu çok uzun bir süreçti aslında. Diğer tüm milletlerde olduğu gibi, bu süreç belli bir coğrafyada ,belli bir süre yaşadıktan sonra ortak bir dil ve ortak bir kültür oluşturmuş , benzer bir tarihsel geçmişten gelen insanları kapsamaktadır. Zamanla, bu insanlar; politik bir sistem ve başında kral bulunan bir hükümet oluşturmuş, sınırlarını belirlemiş , bayrağını asmış , para basmış ve kendilerine ‘Fransız ‘ demişlerdir. Yahudiler için, millet olma süreci, kendi topraklarının dışında başlamıştır. –aslında herhangi tarihsel ve kültürel birikimin yok edilmek istendiği bir anda başlamıştır.- Yahudiler, İsrael Devleti’yle olan bir bağlılık sonucu bir ulus haline gelmediler. Bir grup kaçmış köle, Sina Dağı eteklerinde Tanrı’yla “ Yapacağız ve dinleyeceğiz “ diye yalvararak , yani Tora’nın isteklerini yerine getirmeye ve zamanla beraberinde gelecek görevleri de yerine getirmeye söz vererek bir millet haline geldiler. Tıpkı Avraam’ın nesiller önce söylediği gibi, “ Ben yaşamayı seçtim, ve Tanrı için gerekirse ölmeyi de..” ve Avraam’ın şimdiki nesli de aynı bağlılığı göstermişlerdi. Bu Yahudiler’in nasıl İsrael ulusu haline geldiklerini anlatır. Aynı zamanda, Yahudiliği neden sadece bir din olarak nitelendirmediğimizi açıklar – Yahudilik ulusal bir kimliktir. Yahudi olmak, Hristiyan olmakla aynı şey değildir. Hristiyanlık tamamiyle dinsel bir inançtır. İngiliz, Amerikan, Fransız olup aynı zamanda Hristiyan da olabilirsiniz. Ama Yahudiler böyle olamaz. Yahudiler, tabii ki yaşadıkları ülkenin vatandaşları olabilirler , diğer herkes gibi giyinip davranabilirler , fakat her zaman için kendileri ve diğer insanlar onların farklı olduğunu bilirler. Eğer, Yahudiler, bunu reddetmeye kalkışırlarsa , geri kalanlar bunu her zaman onlara hatırlatacaklardır. Yahudi olmak, ayrıcalıklı bir ulusun , toprağa , dile , ortak bir tarihe ve dünyasal bir göreve sahip olan bir ulusun parçası olmak demektir. En önemlisi, Yahudiler’in Tanrı’yla sadece ruhani / dini bir yönden ibaret olamayan bir ilişkisi de söz konusudur. – Bu dünyayı algılayış biçimidir –hayatın her saniyesini nasıl yaşayacağımızı bize açıklayan, dünyada benzeri bulunmayan bir şeydir. Yahudi ulusal kimliği , Yahudiler’in görevlendirildiği ve bu görevi kişisel ve ulusal olarak başarmada rehber niteliğine sahip Tora’nın kurallarıyla uyum içinde olacak belli bir yaşam şekliyle tanıştıkları Sina Dağı’nda kazanılmıştır. NİHAİ YAZICI Tanrı, kendini ilk kez ‘ hissettirdikten ’ sonra, Moşe, , Tanrı’yı dinlemek ,onunla konuşmak ve Tanrı’nın kendisine yazdırdığı Tora’nın 613 emri ( Emirler 10 Bildirinin içindeydi- daha sonradan 10 Emir denecektir. ) ve bu emirleri uygulayabilmek için dikkate alınacak esasları ( Sözlü Kurallar olarak geçer ) yazabilmek için 40 gününü Sina Dağı’nda geçirdi. Sözlü kuralların ilk önce verildiğine dikkat edin. Sözlü Kurallar da Yahudiler için son derece önemliydi. Hristiyanlar, Yahudiler’in yazılı kanunlarını almışlardır – Tora’yı ve Tanah’ın diğer İbranice bölümlerini – fakat sözlü kanunlar tamamen Yahudiler’e özel kalmıştır. Çünkü bizlere, Yahudi olarak nasıl yaşamamız gerektiğini söyleyen Sözlü kanunlardır. Sözlü kanunun ne kadar önemli olduğunu tam olarak vurgulayamıyorum. Birisi, bu kanunlar olmadan Yahudi olarak yaşayamaz. Yahudi tarihinin ileriki aşamalarına bakıp Yahudilerdeki farklı kesimleri inceleyince, bu kanunlar çok önemli bir hale gelecek. Yazılı Kanun, Yahudiler’in çölde dolaştıkları 40 yıl içinde tamamlanmıştı ve bu sırada Tanrı , Moşe’ye yazdırıyordu. Tora’da , çöldeki yaşamlarında ilerde neler olacağını açıklayan birçok bölüm vardır ki bu da yazılı bölümün Sina Dağı’nda verilmediğini gösterir. Yoksa, yapılanlar insanların kendi seçimleri olmazlardı. Her ne kadar Tora, - Bereşit, Şemot, Vayikra, Bamidbar , Devarim- Moşe’nin beş kitabı olarak bilinse de , bu kitapların yazarı Moşe değildir. Moşe, sadece yazıcıydı. Moşe’ye yazdıran Tanrı idi. Fakat, Moşe’nin diğer peygamberler arasında eşi benzeri olmadığı Tora’da tekrar tekrar yazar ve bu çok da açıktır. Bir daha, İsrael’de Allah’ı yüz yüze tanıyan hiçbir peygamber çıkmamıştır ( Devarim : 34:10) Peygamberlik, bir insanın ruhani gerçekte daha üst bir boyuta çıkması demektir ve tabii ki bu boyut da peygamberin doğrudan İlahi ile olan tecrübesi sonucunda belirlenir. Birçok peygamber bir görüntüyle karşılaşmışlar ve bu görüntüyü kelimelerle ifade etmeye çalışmışlardı. Allah’ın kendisiyle konuşmasında Moşe’nin peygamberliği benzersizdi. O, Allah’ı direkt olarak duymuştu. Tora da doğrudan doğruya yazdırılmış bir kitaptır . Moşe’nin 5 kitabının Yahudilikteki diğer kitaplar arasındaki eşsiz yerinin ve Yahudi dünyasındaki tartışılmaz otoritesinin nedeni budur. Elinde 10 Emir tabletleriyle aşağı inen Moşe, gördükleri karşısında öyle şaşırır ki , tabletleri yere düşürür.Dağın eteklerinde, birkaç hafta evvel, Allah ile ilişkide olan Yahudiler, şimdi , kendi yaptıkları bir puta tapıyor, daha henüz verilmiş Tora kanunlarını çiğnemiş oluyorlardı. Bu rezaletin günü, sonsuza kadar İbrani takviminde işaretli kalacaktı: 17 Tamuz. Bu günde, tarihin ilerleyen aşamalarında Babilliler ve Romalılar Yeruşalayim’in duvarlarını, ,hem 1. hem de 2. Tapınağı yıkmadan evvel yerle bir edecektirler. Altın Buzağı ile neler olduğunu ve Tora’nın Yahudiler’i bu günahları yüzünden neden son derece katı bir biçimde eleştirdiğini incelememiz gerekmektedir. Aslında bu olayla, Tanrı’nın Yahudiler’e olan bakış açısı da ortaya çıkmış bulunmaktadır. Tüm Yahudi milleti, Tanrı’yı duyup İnsanlık tarihinde daha önce görülmemiş benzersiz bir tecrübe yaşadıktan sonra, Moşe dağa çıkmış, orada 40 gün kalmış ve geri döndüğünde bir putun etrafında dans eden insanlarla karşılaşmıştır. Şimdi , eğer ben kainatın yaratıcısı İlahi Tanrı ile karşılaşsaydım ve bana “ Ben senin Tanrı’nım! Başka tanrılara tapmayacaksın 1” dediğini duysaydım, altın bir buzağı etrafında dans edecek kadar aptallık yapmazdım. Peki, hikayenin bu kısmında olup biten nedir? Bu Tora’yı doğru okumayı bilmemiz gereken klasik bir yerdir. Doğru okumadan kastım, ideal olarak İbranice, ve mutlaka açıklamalarıyla birlikte okunmasıdır. Basit metinle birlikte giden açıklamalar her zaman incelenmelidir. Moşe, dağdan indiğinde, 3 milyon Yahudi’nin hepsi de altın buzağıya tapıyorlar mıydı? Hayır. Tora’nın Şemot - çıkış bölümü 32:28- bu insanların toplam 3,000 civarı olduğunu söyler. Bunların çoğu da 10 Beladan çok etkilenip Yahudiler’le birlikte Mısır’dan çıkan karışık halklardandır. Bu da Yahudiler’in %0.1’inin katıldığını , %99.9’unun bu işlere hiç katılmadığını gösterir. Fakat,Tanrı’nın tepkisi, tüm millete kızgın olduğunu açıkça ifade eder. KESİN STANDARTLAR Tanrı, Yahudiler’i çok yüksek bir standartta tutar çünkü onlar, insanlık tarihinde çok büyük bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Yahudiler olmadan , dünya mükemmel bir hale gelemez ve, Allah korusun, eğer Yahudiler bir hata yaparlarsa, sadece onlar değil, tüm insanlık bundan zarar görecektir. Buna bağlı olarak, Tora da bazı önemli prensipleri vurgulamak için çok eleştirel bir dil kullanır: 1. Sizin sorumluluk düzeyiniz, bilgi düzeyinizle belli olacaktır. Gücü elinde bulunduran insanların hatalarının sonuçları ciddi olacaktır. 2. Sorumluluk düzeyiniz, sizlere duyulacak güveni de belirleyecektir. Ne kadar büyükseniz, kararlarınız o kadar etkili olur, bu yüzden çok yüksek standartları hedeflemelisiniz. Sina Dağı’nda, Yahudiler’e tüm dünya için bir sorumluluk verilmişti. Ve bu prensipler de Allah’ın Yahudiler’e karşı eleştirilerini ortaya koymakta ve neden bu kadar güçlü olduğunu açıklamakta. Burada, Tora’nın bir başka temel fikrini de öğrenmiş oluyoruz. –Her Yahudi , bir başka Yahudi’den sorumludur. İsrael ulusu bir vücüt, bireyler de bu vücudu oluşturan hücrelere benzerler. Eğer, vücudun bir bölümü yanlış bir şey yaparsa, tüm vücut bundan sorumlu tutulur. Yahudilik, bize , ya problemin bir parçası olduğumuzu ya da çözümün bir parçası olduğumuzu öğretir. Bizim de çözümün bir parçası olmamızı gerektiren yasal bir zorunluluğumuz vardır. Çekimser olmak bir çözüm yolu değildir. Yahudi tarihi boyunca bu konu tekrar tekrar Tora’da vurgulanır. Küçük bir grup Yahudi, bir hata yaptığında ,eğer geri kalanlar onları durdurmazsa , hepsinin sorumlu tutulmasını sebebi budur. SONUÇ Moşe, geri döndüğünde altın buzağı olayının sonuçlarıyla çok uğraşmak zorunda kalmıştı. Putu kırmış, çevresine bağlılıklarını devam ettiren Levitleri toplamış ve sorumlu olanları ortadan kaldırmıştır. ( Burada farkettiğiniz gibi, Tora liberal bir kitap değildir. Allah’ın birçok lütufları ve iyilikleriyle doludur fakat aynı zamanda yanlış yapanların sonunun ciddi olduğunu da vurgular. ) Moşe, 1 Elul’de tekrar Sina Dağı’na çıkar– Roş Hodeş Elul, Yahudi yılının başlangıcı olan 1 Tişri’deki Roş Aşana’nın 1 ay öncesidir. – Dağda yine 40 gün kalır ve aşağıya ikinci tabletlerle iner, bu daTanrı’nın Yahudiler’i tamamiyle affettiğini kesin bir gösterir. Moşe’nin geri geldiği gün hangi gündür? Yom Kipur… Bütün Yahudi bayramları , belli bir tarihsel olaylarla bağlantılıdır. Bu olaylardan her biri, bayramlara ruhani bir güç katarlar. Yom Kipur’da ‘Teşuva’’nın ruhani gücünü alırız. – tövbe etmenin, pişmanlık duymanın, Tanrı’ya geri dönmenin ve insanlarla olan ilişkilerimizi düzeltmenin önemini kavrarız. Bağışlayıcılığının işareti olarak, Allah, Moşe’ye ,her zaman Yahudi milleti arasında yaşayacağını ve onlara ‘evinin ‘nasıl inşa edileceğini söyleyeceğini belirtir. “Benim için bir tapınak yapacaklar ve ben, onların arasında yaşayacağım “ ( Şemot 25:8) Bu emrin ardından, Tora, birçok bölümde bu taşınabilen tapınağın nasıl inşa edileceğine dair ayrıntılı bilgileri çerir. Bu kutsal yer, bahçeyle çevrili geniş bir çadırdan oluşacaktı ve buna ‘ Toplanma Çadırı’-Tebernacle - denecekti .Bahçenin içinde kurbanların sunulacağı bir sunak bulunacaktı. Çadırda iki oda olacaktı. Dıştaki odada yedi kollu bir şamdan ,üstünde 12 somun ekmek olan bir masa ve bir sunak olacak, İç odada ise Ahit sandığı bulunacak ve burası – Kutsalın kutsalı- olarak isimlendirilecekti

ALTIN BUZAĞI VE MİŞKA'NIN KURULUŞU
AHİT SANDIĞI

İndiana Jones ve Kutsal Hazine Avcıları filmini izlemiş herkes, Ahit Sandığı’nın neye benzediğini, filmdeki benzer bir kopyası sayesinde anlamıştır. Ahit sandığı, altınla kaplı ,tahtadan bir sandıktı ve tepesinde birbirlerine bakan , kanatlı iki küçük melek heykeli bulunurdu. Yorumcular, bu iki meleğin, - bir kız ve bir erkek – normalde birbirlerine baktığını , fakat İsraeloğulları’nın Tanrı’yla iyi geçinmedikleri durumlarda birbirlerinden ayrıldıklarını söylerler. Sandığın içinde, iki çift 10 Emir tableti bulunuyordu-kırık olanı Allah tarafından yazılmış, sağlam olanı ise Moşe tarafından yazılmıştı. Tüm yapı –İbranice Mişkan denir – taşınabilen bir sinagog veya müze değildi. Bu, tüm Yahudiler tarafından kişisel olarak Allah’a bağlanmak için kullanılan bir araçtı. Tamamlandığında, Tora ‘ ihtişamın bulutunun ‘ ( bu, Tanrı’nın sonsuz varlığı Şehina hakkındaki söylemdir ) bu tapınağın üstünde olacağını , bunun da Tanrı’nın her zaman Yahudi halkıyla beraber olduğunu göstereceğini söylemektedir. Tapınak ayakta durduğu zaman , insanlar, dünyadaki kutsiyeti, günümüzde anlayamayacağımız bir şekilde, hissedeceklerdir. Şu an tapınağımız olmadığından, 613 emirden 369’unu yerine getirebiliriz ve bunların çoğu da yasaklardır. Yapılması gerekenlerin birçoğu, Allah’a bağlanmak için Mişkan’ı nasıl kullanmamız gerektiği hakkındadır. Bu yapının kaybı, Yahudiler’in Tanrı’ya bağlanabilmelerinde ve insan olarak görevlerini yerine getirebilmelerinde büyük etkilere yol açmıştır. Kolayca kurulup –toparlanabilen bu tapınağı, Yahudiler , çöldeki 40 yıllık yolculukları sırasında her zaman beraberlerinde taşımışlardı. Sonradan, İsrael topraklarına ulaştıkları zaman , tapınağı dört farklı noktada kurmuşlardı. David kral olup da Yeruşalayim’i başkent yaptığı zaman, şehrin hemen dışında , Avraam’ın oğlu Yitshak’ı kurban edeceği ve Yaakov’un rüyasında cennete çıkan bir merdiven gördüğü ,Moriah Dağı’nda kalıcı bir tapınak inşa etmeyi düşünmüştü. Fakat bunu gerçekleştirememişti. Sonunda, MÖ 825’te , oğlu Kral Şlomo , burada 1. Tapınak’ı inşa etmişti. Ve MÖ 422 yılında Babilliler yıkana kadar, kalıcı bir tapınak olarak kalmıştı. Bu sırada Ahit sandığı kaybolmuş ve bir daha onu gören olmamıştı. ( İleride, tarihin o bölümüne geldiğimiz zaman nerede saklandığı konusundaki spekülasyonlara da değineceğiz ) İlk yıkılış ve sürgünden 70 yıl sonra, Yahudiler, geri dönmüş ve Tapınak’ı yeniden inşa etmişlerdi .Fakat bu sefer de MS 70’de Romalılar tapınağı yıkmıştı ve bir daha Tapınak inşa edilmedi. Günümüzde orada bulunan Altın Kubbe MS 691 yılında oraya kurulmuş ve o zamandan beri ayakta durmuştur. Fakat bizler, tarihin önünde gidiyoruz. Zamanın bu kesitinde, Yahudiler ulusal bir uyanışa geçerler. Kendilerine Tora verilmiş, veTanrı’nın aralarında yaşaması için Tapınak kurmuşlardı .Şimdi Vaadedilmiş Topraklara girmeye hazırdılar.

Son Düzenleyen kaf_kef; 20-09-2007 @ 02:07. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 20-09-2007   #13 (mesaj-linki)
kaf_kef - avatarı
Cvp: Ortadoğu Dinleri - Musevilik

CASUSLAR VE MOŞE'NİN ÖLÜMÜ


Sina Dağı’ndaki olaylardan sonra, Yahudi insanlar, taşınabilir mabetlerini toparlayıp, İsrael topraklarının sınırlarına gelmişlerdi. Bu noktada, topraklara hemen girmeleri gerekiyordu fakat içlerinden birisi şöyle dedi: “Bir dakika bekleyin. Bu toprakları önce bir araştıralım ! ” Böylece Yahudiler, aralarından 12 araştırmacı ya da ‘casus’ seçerler – her 12 kabileden 1 kişi – ve toprakları incelemek üzere görevlendirilirler. Casusuların trajedisi üzerine konuşmamız mutlaka gereklidir çünkü bu olayın etkisi Yahudi tarihi boyunca kendisini değişik zamanlarda gösterecektir. Ayrıca, bu olay Yahudi takvimindeki en belirgin ve kuşkusuz en acı günü , 9 Av’ı yani Tişabeav’ı da belirlemiş olacak. Görünüşe bakılırsa, Yahudi tarihindeki her büyük felaket bu tarihle ilişki içindedir. – 9 Av, hem 1. hem de 2. Bet-Amikdaş’ın yıkıldığı gündür. Yine, Yahudiler’in davranışları ciddi sonuçlara sebep olacaktır. Yahudiler, tarih boyunca ‘o zamanlar ‘ yaptıkları hataların cezasını çekeceklerdir. Peki bu casusların büyük hatası neydi ? 12 casus , 40 gün boyunca toprakları inceledikten sonra, geriye kocaman üzüm salkımlarıyla geri dönerler ve şöyle derler: “ Bu üzümlerin boyuna dikkat ettiniz mi? Bu üzümleri yiyen insanların boyutlarını da bir tahmin etmeye çalışın . Onlar birer dev! Onları yenmemize imkan yok . Mısır’a dönsek de olur…” Sadece 2 casus, bu söylenenlerle hemfikir değildir. : Moşe’nin bir numaralı öğrencisi Yeoşua ben Nun ve Yeuda kabilesinden Caleb ben Yefuna. Fakat Yahudiler, casusuların çoğunluğunun verdiği raporu dikkate alırlar. Herkesin cesareti kırılır ve gözyaşları içinde , oldukları yere çökerek ilerlemeyi reddederler. Moşe tamamen dehşet içindedir ve Tanrı da çok kızmıştır. Ve ceza olarak şu iki maddeyi açıklar: 1. Allah, onlara bu kadar yardım edip, bu noktaya getirdikten sonra bile kendisine güvenmedikleri için, yaşayan tüm erkekler ölene kadar, yani 40 yıl boyunca, tüm Yahudiler’in çölde dolaşacaklarını söyler. ( Yahudiliğe bağlılıklarını her zaman koruyan ve casuslara inanmayan kadınlar , İsrael topraklarını görebilecek kadar yaşayacaklardı. ) 2. Yahudiler hiçbir neden olmadan böyle bir günde ağlamışlardı .Allah da buna kızarak , tarih boyunca aynı tarihte , Yahudi halkının çok haklı sebeplerle ağlayacaklarını söyledi . ( Bu olayları , bu serinin gelecek bölümlerinde göreceğiz. ) MOŞE’NİN ÖLÜMÜ Yahudiler, 40 yıl boyunca çölde dolaştılar. 40 yılın sonlarına doğru , -daha önce birkaç kez olduğu gibi – susuz kaldılar. Ve yine, daha önce yaptıkları gibi şikayet etmeye başladılar.Tanrı , Moşe’ye bir kayaya konuşmasını ve böyle yaparsa kayadan su akacağını söyler. Geçmiş bu 40 yılda –Moşe, dünyanın en zor işini gerçekleştirmiştir. – Tanrı’nın kendisinin “ sert-enseli ” olarak nitelendirdiği kuralsız bir topluma liderlik etmiştir. Yahudi insanların kuvvetli yanlarını ve zayıf yönlerini gördük. En güçlü yönleri neydi ? Onları, tarihteki en büyük toplumlardan biri haline getirecek bir fikre olan bağlılıkları, ve bir ideoloji uğruna ölümü bile tercih etmeleri en güçlü özellikleriydi. . En zayıf yönleri neydi? Her zaman doğru olduklarını ileri süren ve bu yolla dünyayı değiştirebileceklerini düşünen çok inatçı karakterleri…İşte böyle bir grubun yönetilmesi imkansızdır. ( Bu noktayı gözler önüne seren komik bir hikaye eski Amerika Birleşik Devletleri başkanı Harry Truman ile İsrael başbakanı Golda Meir arasında geçmiştir. Truman, liderliğin zorlukları hakkında konuşurken şöyle bir cümle söylemiş: “250 milyonluk bir ülkenin başkanı olmanın ne demek olduğunu bilemezsiniz.” Bunun üzerine de Golda Meir şöyle cevap vermiş: “ Siz de 2,5 milyon başbakanın bulunduğu bir ülkenin başbakanı olmayı bilemezsiniz. “ ) Böylece, 40 yıl kuralsız bir toplumu yöneten Moşe, bir anda sinirlerine hakim olmaz ve bağırır: “Siz asiler!” Ve kendisine emredildiği gibi, kayaya konuşmak yerine, ona vurur. Ve Tanrı Moşe’ye şöyle der: “ Bana güvenmediğin için Yahudi insanlarla birlikte İsrael topraklarına girmeyeceksin !” Rabiler, kızgınlığın da bir çeşit putperestlik olduğunu söylerler , çünkü eğer Tanrı , dünyayı yönetiyorsa , iyi veya kötü her ne olursa olsun Tanrı istediği için oluyordur. Sinirlenmek de Tanrı’nın dünyayı yönettiğinin bir çeşit inkarıdır, her ne olursa iyiliğimiz için olduğu fikrinin reddedilişidir. Moşe ise- ki kendisi Tanrı’nın yüz yüze konuştuğu tek peygamberdir- bir an için sinirlenmiş, bunun sonuçları ise çok kötü olmuştur. Bu , Tanrı’nın adını , tüm insanların önünde küçük düşürmekti. Bu olayın sonuçları , yüksek seviyelerde sorumluluk sahibi insanların nasıl küçük hatalar yaptıklarını, ve bu hatalarının bedelini nasıl ödediklerini bizlere gösteriyor. Moşe, tabii ki, hatasını görür ve Tanrı’nın emrine boyun eğer. FİNAL Moşe, şimdi tüm insanlarını Vaadedilmiş Topraklara girmeleri için hazırlamaktadır. 5. kitabın sonuncusu, Moşe’nin insanlarına yaptığı son konuşmalardan oluşmuştur.. Moşe’nin 5 kitabının , Yahudiler’in çöldeki hayatları hakkında ne kadar az bilgi verdiğine dikkat edin -özellikle bu sürenin 40 yıl olduğunu da düşünün -. Casusların trajedisinden sonra, Tora, sonraki 39 yılı atlamıştır. Bu dönemden sadece, Tora’nın son kitabı Devarim’de, Moşe, hataları halka hatırlatırken bahsedilmiştir. Devarim kitabı başladığında, Moşe Kutsal topraklara giremeyeceğini biliyordu ve bu kitabın tamamı onun halkına yaptığı veda konuşmasından oluşmuştur. Burada, Moşe emirleri tekrar etmekte, Yahudi ulusal görevlerini halka hatırlatmaktadır. Tekrar tekrar üstünde durduğu nokta : “Tora’ya sahip çıkın!” olmuştur. Bir yerde Moşe şöyle der: “İnsanla Tanrı ve insanla insan arasındaki kurallara uyarsanız her şey sizin için güzel olacak. Hiçbir ulus size dokunmayacak. Maddi açıdan varlıklı olacak,ve dünyayı değiştirmek için yaşayacaksınız. Fakat eğer Tora’ya uymazsanız, anlaşmanın size düşen payını yerine getirmemiş olursunuz, bu topraklar sizi dışarıya kusar, düşmanlarınız size saldırır ve sizler acı çekersiniz” Mesaj son derece açıktır. Problemlerimiz için hiçbir çözümün dışarıdaki tehditlerle ilgisi yoktur. Çözümler her zaman Yahudiler’in birbirleriyle ve Tanrı’yla olan ilişkilerine bağlıdır. Yahudi tarihinde, 20. yüzyıl, çok sayıda Yahudi’nin en çok Tanrı’dan uzaklaştıkları ve ‘Tanrı nerede?” şeklinde sorular sorarak etrafta dolandıkları dönem olmuştur. 1. Dünya Savası, 9 Av’da başlamıştır. Almanya, 1914’de başlayarak Doğu Avrupa’nın içlerine girmiş, Yahudi cemaatlerini ortadan kaldırmaya ve yüzyıllarca süregelen gelenekleri yoketmeye çalışmıştır. Bütün bu olaylar korkunç Holocaust’un habercisi olmuştur. Holocaust’tan kurtulan bir kişi şöyle diyor: “Holocaust ‘u belirgin kılan en önemli unsur, Tanrı’yı arayışımızdı. Getto ve kamplarda yaşamış her Yahudi, her şeyi etkisi altına almış ‘Tanrı Sendromu’nu hatırlar. Sabahtan akşama kadar, Tanrı’nın hala bizimle olduğuna dair işaretleri arıyorduk. ..O’nu çok aradık fakat bulamadık. Her zaman içimizdeki Tanrı’nın yok olduğuna dair rahatsız ve huzursuz düşüncelere dalıyorduk. “(Machshavot Magazine, Vol. 46, p. 4) Yahudiler, tarihlerinin geçmiş bölümlerinde , yaptıkları hatalardan dolayı , dış tehditler tarafından çok zor durumda bırakılmışlar, hatta Haçlılar tarafından topluca katledilmeye kadar felaketler yaşamışlardır. Fakat bu yüzyıla kadar, hiçbir zaman ‘Tanrı Nerede? dememişlerdir. Her zaman düşündükleri “Bu çektiklerimiz günahlarımızdan dolayı Tanrı’nın bize cezasıdır “ demek olmuştur. Bu son mesajı da ilettikten sonra, Moşe ölür ve Ürdün dağlarının karşısında bir yer olan Nebo Dağı’na gömülür. Mezarın tam nerede olduğu, hiç kimse oraya gidip ibadet etmesin diye özellikle belirtilmemiştir. Yeoşua bir sonraki lider olur. Yahudilik’te liderlik, ailesel değildir, babadan oğula geçmez . Liderliği en fazla haketmiş kişi görevlendirilir. Böylece, Moşe’nin görevi, adını fazla duymadığımız oğluna değil, kendini casusular olayında da kanıtlamış , Moşe’nin en iyi öğrencisi Yeoşua Ben Nun’a geçer. Tanah, Yeoşua’nın kitabıyla devam eder.

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 21-09-2007   #14 (mesaj-linki)
kaf_kef - avatarı
Cvp: Ortadoğu Dinleri - Musevilik

YEOŞUA VE VAAD EDİLMİŞ TOPRAKLARIN ALINMASI

Yeoşua’nın kitabı şöyle başlar: “Tanrı’nın kulu Moşe’nin ölümünden sonra, Tanrı, Moşe’nin yardımcısı Nun’un oğlu Yeoşua’ya şöyle der: “ Kulum Moşe ölmüştür ve şimdi kalk ve Ürdün Nehrini geç. Sen ve tüm halkın, İsraeloğulları’na verdiğim topraklara gideceksiniz. Ayağınızın bastığı her karış toprağı, Moşe’ye söylediğim gibi, size verdim. Yaşamın boyunca hiç kimse senden yetkili olmayacak. Ben de Moşe’de olduğum gibi, senin yanında olacağım. Ne sana yardımımı azaltacak, ne de seni terk edeceğim. Güçlü ve cesaretli ol ki Moşe’nin sana emrettiği gibi, Tora’ya uygun bir şekilde yaşayabilesin. Nereye gidersen git, sağa ve sola sapmazsan, doğru yoldan ayrılmazsan başarıya ulaşacaksın .” Yeoşua’nın kitabı, Yahudi tarihinin çok önemli bir bölümünde, İsrael topraklarının alınışını ve İsraeloğullarının oraya nasıl yerleştiklerini anlatır. O zamanlar, ‘Vaadedilmiş topraklar’ diye anılan yerlerin, güneyi Mısırlılar, kuzeyi ise Asurlular’ın elindeydi. Fakat iki devlet de orayı yönetmiyorlardı. Aslında, toprakların bu bölümünü yöneten kimse olmasa da , 7 Kenaan kavmi , haritanın tümüne dağılmış , duvara çevrili 31 tane şehirde yaşıyorlardı ve her birinin de kendi kralı vardı. ( Yeriho, Ay şehri ve o zamanlar Yebusiler denilen kavmin yaşadığı Yeruşalayim de bu şehirlerden biriydi. ) İsraeloğulları , topraklara girmeden evvel, Kenaan kavimlerine şöyle bir mesaj gönderirler: “ Dünyanın yaratıcısı Tanrı , bu toprakları atalarımıza vermiştir.Biz de mirasımızı almak için buradayız ve sizlerin de barış içinde burayı terk etmenizi istiyoruz.” Birçok Kenaanlı’nın bunu yapmadığını söylemeye gerek yok. ( Sadece 1 kavim, doğru şeyi yapıp topraklardan ayrılır. ) Bu arada, Yeoşua, Tanrı’dan , eğer Kenaanlılar gitmezlerse, onları topraklardan atması gerektiğine dair kesin emirler alır, çünkü eğer diğer kavimler o topraklarda yaşamaya devam ederlerse Yahudiler’i ortadan kaldıracaklardır. Kenaanlı kavimler son derece ahlaksız olduklarından ve puta taptıklarından , Yahudiler’le komşu olamazlardı . Bu, tıpkı kötü bir muhitte yaşamanın, çocuklarınıza zarar verdiğini düşünmeniz gibidir. Dış etkilere karşı her zaman dikkatli olmalısınız. Peki , bundan sonra neler olur? YERİHO SAVAŞI Yahudiler, topraklara girerler ve ardı arda birkaç savaş yaparlar. Bunların ilki, Kenaan’ın merkezinin girişinde gerçekleşmiş olan Yeriho Savaşı ‘dır .Bazı arkeologlar, surlarla çevrili bu şehirlere girebilmelerini, o zamanlarda olan büyük bir depremle açıklarlar. Tam Yahudiler şehri almak istediklerinde bir deprem olması çok dikkat çekicidir. Tabii ki o zaman, halk bu olayı mucize şeklinde değerlendirmiştir.. Ürdün tarafındaki sular çekilir ve onlar kuru topraktan geçtikten sonra yeniden suyla geri gelir. Bundan sonra, şehrin duvarlarını sararlar ve gözlerinin önünde duvarlar yerle bir olur. Şehri fethederler ve Allah’ın emri doğrultusunda hiçbir yeri yağmalamazlar. İnanılması zor mu ? Arkeolog – fizikçi Charles Pelegrino , ‘ Sodom ve Gomore’ye Dönüş ‘ adlı kitabında şöyle yazar: : “ … Yeoşua’nın kitabında ( 4: 18 ) Ürdün Nehri’nin sularının çarçabuk normal seviyesine geldiği söylenir. Bu durum, Ürdün’ün doğal barajlarının güncel tarihiyle de tutarlıdır. 48 saat içinde ( ve çoğu zamanda 16 saat gibi kısa bir sürede ) , depremin yarattığı taştan bir engelin arkasında biriken sular , taşar ve döküldükçe bu duvarda kocaman delikler açar.” ( sayfa 267 ) Pellegrino, antik şehir Yeriho olduğuna inanılan kalıntılar hakkında detaylı bilgiler verir. ( sayfa 257 – 268 ) . Hikayenin ,Yeoşua’nın kitabında anlatıldığı şeklini destekleyen birçok kanıta yer verir ve çok değerli ganimetler olarak kabul edilen tahıl ambarlarının da açılmamış ,yağmalanmamış olduğunu belirtir. Herhalde, bu savaşın, tarih derslerinde okuduğumuz kanlı , tecavüzlerin ve yağmalanmaların sürdüğü tipik bir fetih savaşı olmadığı açıktır. Allah, “ Benim emirlerimi yerine getirin ve başarıya ulaşacaksınız “ demiştir. HEPİMİZ BİRİMİZ, BİRİMİZ HEPİMİZ İÇİN Yahudiler, bir sonraki şehir olan Ay şehrine varırlar. Fakat işler burada çok kolay yürümez. Yahudiler, bu şehirde birçok kayıp verdikten sonra ağır bir yenilgiye uğrarlar. Yaşadıkları bu olayla çöküntüye uğrayan İsraeloğulları ,Tanrı’nın kendilerini neden bu kadar kısa zamanda terk ettiğini merak ederler ve korkunç gerçeği öğrenirler: Ahan adlı biri, Yeriho’da bazı eşyaları çalmıştır! 3 milyondan bir kişi , Tanrı’nın sözlerini dinlememişti ve bunun cezasını herkes çekiyordu. ! Tanah’ın burada bizlere söylediği en harikulade şey , Tanrı’nın emirlerine uymanın ne kadar önemli olduğu ve Yahudiler için – birimizi hepimizi ,hepimiz birimiz için -,ilkesinin geçerli olduğudur. Bu dersten yola çıkarak, Yahudilik’te, kişisel sorumluluğun yanında, kollektif sorumluluğun da olduğunu görmekteyiz – hiç kimse bir ada değildir. , herkes bir bütünün parçasıdır ve kendinin olduğu kadar, başkalarının hareketlerinden de sorumludur.. Bugünün dünyasında, herkesin diline doladığı söz: “kendi işine bak “tır. Halbuki eğer Yahudiler’in eski zamanlarda yaptıkları gibi hareket edersek , dünyadaki sorunların yarısı ortadan kaybolur. ISRAEL TOPRAKLARINDA YAŞAM Birçok zorluklarla karşılaşmış olmalarına rağmen, İsraeloğulları, Vaadedilmiş topraklara yerleşirler fakat bundan sonra da yaşamları sakin geçmez, özellikle de Yeoşua öldükten sonra… Tanah, bu durumun suçlususunun sadece Yahudilerin kendileri olduğunu açıklar: “ Ve İsrael’in çocukları, Tanrı’nın gözünde kötü olanı yaptılar…VeTanrı’nın kızgınlığı İsrael’in üzerindeydi ve Tanrı, onları iş bozanların eline verdi…Ve onları düşmanlarının eline verdi.” ( Hakimler, 2:8-14 ) Bu metni basitçe okuyan bir kişi, İsraeloğullarının tamamının Tanrı’yı bıraktıklarını ve putperestliğe döndüklerini sanabilir. Fakat aslında bu doğru değildir.Altın buzağı olayında olduğu gibi ( 12. Bölüme bakabilirsiniz ) , sadece halkın ufak bir bölümü günah işlemiştir , fakat bu olaydan tüm millet sorumlu tutulmuştur. Son derece eleştirel olan bu pasuk, İbraniler’in kutsal kitabını eşsiz bir belge yapan tipik pasukların bir tanesidir. –insanların kutsal kitabıdır fakat aynı zamanda bu insanların günahlarını da açıklar. Bu kitabı eğer Yahudiler yazmamışsa, antisemitler yazmıştır denir .Tıpkı Gabriel Sivan’ın ‘ Kutsal Kitap ve Uygarlık ‘ adlı kitabında incelediği gibi: Tanah’taki kahramanlar, tüm başarıları, yetenekleri ve insani hatalarının tümüyle oldukları gibi anlatılmıştır, Etik olarak uzlaşmaz anlatım tarzı , özellikle İngiliz-Yahudi yazar İsrael Zangwill’i çok etkilemiştir : “ Kutsal kitap, antisemitik bir kitaptır. İsrael, kendi hikayesinde kahraman değil.,aksine kötü adam rolündedir”, Kutsal kitap, doğruları öğretmek için vardır, kahramanlıkları övmek için değil. ( sayfa 10 ) Kutsal kitapta , Yahudiler hakkındaki eleştirilerin fazla olduğu su götürmez bir gerçektir fakat ufak bir grup tarafından yapılan en küçük bir hatanın bile bu kadar sertçe yargılanmasının 2 sebebi vardır: 1. Yukarıda belirtildiği gibi, her Yahudi , bir diğer Yahudi’den sorumludur. Ve bir kişinin yaptığı herkese mal edilebilir. 2. Ve insanlık tarihinde örneğine sıkça rastladığımız bir olay var dır ki, bir hataya toleranslı yaklaşıldığı zaman, o hata yaygınlaşır ve kısa zaman içinde genel bir durum haline gelebilir. Bu nedenle, Yahudiler için önemli bir noktaya dikkat çekilmektedir: Sizler , ruhani açıdan yüksek bir kademedesiniz. ! Eğer , sadece küçük bir grubun yaptığı bir hataya göz yumulursa, zaman içinde bu küçük grup, tüm topluma zarar verecektir. Bu zaten zamanla gerçekleşmiş olan şeydir fakat tarihin o bölümüne gelmeden önce, Yahudiler , Vaadedilmiş topraklarda Hakimler dönemi denilen güzel ve tatlı zamanlarını yaşayacaklardır.

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 21-09-2007   #15 (mesaj-linki)
kaf_kef - avatarı
Cvp: Ortadoğu Dinleri - Musevilik

HAKİMLER DÖNEMİ

Talmud, Hakimler kitabına ‘Doğruluk Kitabı ‘ der. Neden? Çünkü, her Yahudi’nin amacı , Tora’yı rehber olarak alarak, iyilikle kötülüğü ayırabilmek için kendi inisyatifini kullanabilmektir .Ve Hakimler döneminde de gerçekleşen budur. “O zamanlar, İsrael’de kral yoktu, herkes kendine göre doğru neyse, onu yapıyordu.” ( Hakimler, 21:25 ) Bazıları, bu açıklamanın anarşiyi anlattığını düşünürler. Fakat anarşi yoktu , Yahudiler’in büyük bir çoğunluğu Tora’ya son derece bağlıydı , doğru kararlar alıyorlardı ve kendilerine neyi yapmaları gerektiğini söyleyecek birilerine ihtiyaçları yoktu. Ve bu da ideal olan yaşamdı. Tabii ki, Yeoşua’nın ölümünden sonra herhangi bir liderin olmamasının olumsuz sonuçları da oldu , küçük bir kesim bu durumu, putperestliğe dönmek için fırsat olarak gördü. Böyle bir olayın gerçekleşmesinin sebebi, Yahudiler’in henüz daha tüm Kenaanlı kabilelerden kurtulamamış olmasıydı. Ve Kenaanlı putperestlerin etkileri hissedilebiliyordu. Yahudiler ne zaman Allah’ın yolunu bıraksa, tepki hemen geliyordu: “Ve onlar, atalarını Tanrı’yı bırakıp, başka tanrıları takip ettiler. Ve Tanrın’ın gazabı İsraeloğuları’nın üstündeydi. . ve onları iş bozanların ve düşmanlarını ellerine bıraktı…” ( Hakimler 2: 8 – 14 ) Bu Yahudi tarihinde anlamamız gereken en önemli süreçten biridir. Yahudiler, Tanrı’yla yaptıkları anlaşmaya ihanet ettikleri zaman, kötü olaylar meydana gelir – çoğu zaman bir düşman gelir ve saldırır. Tanrı’yla yapılan anlaşma, sadece inananların Tanrı’ya karşı olan davranışlarını içermez, bunun yanında, insanların birbirleriyle olan ilişkilerinin de düzenleyen emirler içerir. Ve her ikisi de mutlak emirlerdir. UYARIYI DİKKATE AL! Tanrı , tekrar tekrar söyler :Her bir kelimesine kadar Tora’ya uyun ve sizleri kimse rahatsız etmeyecektir. Kendi topraklarınızda barış içinde yaşayacaksanız. Refah içinde olacaksınız ve sadece bununla kalmayacaksınız, tüm dünya sizden doğru yolu öğrenecek ve tüm dünyayı yükselteceksiniz. Fakat Tora’ya uymazsanız, tabii ki cennetten bir el size gelip bir yumruk atmayacak , çünkü Tanrı kendini tarih içinde ,farklı şekilde gösterir. Bunun yerine fiziksel bir düşman karşınıza çıkacak veya uzun bir kuraklık tüm topraklarınızı kurutacak ve hepiniz acı çekeceksiniz. Yahudiler’in başına kötü bir şey geldiği zaman, bu hiçbir zaman şans eseri olmaz. Bunlar her zaman, Yahudiler’in yaptıkları bir hatanın sonucudur, ve bu yüzden çözüm hiçbir zaman sadece dış tehditlerle savaşmak değildir. Eğer bir düşman saldırırsa, savunma kaçınılmazdır fakat bu arada içe dönüp bakmak da kaçınılmaz olmalıdır. Bir düşmanın varlığı , sadece içte olan daha büyük bir problemin işaretidir. Biz bunu MÖ 1244’den MÖ 879’a kadar süren Hakimler döneminde görüyoruz. “ Ve Allah, Hakimleri çıkardı ve onlar İsraeloğulları’nı düşmanlarının elinden kurtardılar…” ( hakimler, 2:16 ) Hakimler kimdi? Hakimler, bu zamanlarda yükselerek insanları birleştiren , onları pişmanlığa yönelten , ulusun ruhani problemleriyle ilgilenen ve aynı zamanda fiziksel tehditlerle de uğraşan ,Yahudi liderlerdi. Hakimler, düşmanlara karşı halkı nasıl örgütleyeceğini bilen askeri liderlerdi de aynı zamanda, fakat onların gerçek güçleri Tora bilgilerinde ve Yahudi yasalarını uygulamalarında yatıyordu. Şimdi,Kutsal Kitap’ta geçen 16 hakimden birkaçının üzerinde duracağız: DEBORAH İlk hakimlerden biri Deborah adında bir kadındı ( Hakimler , bölüm 4 –5 ) Herkesin kendisine gelip akıl danışabileceği bir palmiye ağacının altına oturmasıyla ve aynı zamanda oradan savaşları yönetmesiyle tanınırdı. O zamanların en büyük askerlerinden Barak, Deborah olmadan savaşa gitmeyi reddederdi. İkisi beraber, 900 demir arabası olan güçlü Kenaan ordularına karşı İsrael ordusunu yönetirlerdi. Hakimler kitabı, Sisera tarafından yönetilen Kenaanlılar’la yapılan önemli bir savaşı anlatır. Savaşın ortasında, Barak, bu kadar güçlü bir orduya karşı, İsrael’in dayanabileceğinden şüphelenmeye başlar fakat Deborah, kendinden emin bir şekilde ayakta durmaktadır. Cennetten , hiç beklenmedik bir fırtına gelir , ve toprağı çamura dönüştürür, böylece bütün arabaları çamura saplanan Kenaanlılar panik içinde kalır. Debora’nın kehaneti: “Tanrı , Kenaanlılar’ın generali Sisera’yı ellerine verecektir ..” sözleri gerçekleşmiş olur. ŞİMŞON Şimşon, insanüstü gücüyle bilinen bir hakimdir. Ve Peliştiler’e karşı savaşları yönetmesiyle ünlüdür. ( Hakimler , Bölüm 13 – 16 ) Peliştiler, İsrael’in ve Lübnan’ın kıyı kesiminde ve Gazze- Aşdod- Yafa bölgesinde yaşayan ve denizden korkan bir kavimdi. Bu bölgeye, Akdeniz’den göç etmiş ve geç Bronz çağı veya erken demir çağı döneminde buraya yerleşmişlerdi. Peliştiler’den kalma kalıntılar , bu haklın çok kültürlü olduğunu gösterir. Çok mükemmel demir aletleri ve demir silahları vardı , bu da komşularına karşı onlara çok önemli teknolojik bir avantaj sağlıyordu. Bu güçleriyle, bu zamanlarda , yukarı bölgelerde yaşayan Yahudiler’i rahatsız etmeye başladılar. Şimşon, Peliştiler’le mücadele etmiş kişilerden biridir. Şimşon saçlarını hiç kesmezdi ve insanüstü kuvveti de bu saçlarından geliyordu. Peliştiler’in içine sızmak için , onlara katılmış gibi yaparak Filistin’li bir kadınla evlenmiş fakat kadın, kendi insanları tarafından öldürülmüştü. Şimşon daha sonra Delilah adında başka bir Filistinli kadınla evlendi. Ve bu çok büyük bir hataydı. Delilah, Şimson’un kendi halkı için çok büyük bir tehdit olduğunu anlamış, gücünü saçlarından aldığını da öğrenince, bir gece uyurken, Şimson’un saçlarını kesmişti. Bunun sonucunda Peliştiler Şimşon’u yakalayabilmişlerdi. Şimson’un gözlerini oyup hapse atmışlardı. Ama bu sırada saçlarının uzadığını da unuttular. Saçları uzadıkça, Şimşon’un insanüstü kuvveti de geri geliyordu. Bundan habersiz olan Peliştiler, Şimşon’u , Dagan tapınağında herkesin önünde infaz etmeye karar veririler. Büyük bir halk kitlesi, infazı seyretmek için toplandığında , kör Şimşon , bir esirden , kendisini tapınağı ayakta tutan kolonların yanına götürmesini istedi. Yenilenen kuvvetiyle kolonları devirdi ve tüm tapınak içindekilerin başına yıkıldı, herkes öldü. Hayatını Yahudiler için feda ederek ölmüştür. Tanah, ayrıca, o anda , geri kalan tüm hayatından daha fazla Filsitinli’yi öldürdüğünü söyler. ŞEMUEL Hakimlerin sonuncusu , Yahudi tarihindeki en önemli peygamberlerden olan ve İsrael’in ilk iki kralı Şaul ve David’i açıklamasıyla da bilinen Şemuel peygamberdir. ( 1. Şemuel 1 – 16 ) Şemuel, sahnede belirdiği anda, Yahudiler, neredeyse 400 yıldır , güçlü bir liderden yoksundu. Herkes, bireysel sorumluluklarının bilincinde olarak yaşamaya çalışıyordu, aksi bir durumda, Tanrı ,onlara bunu Kenaanlılar, Peliştiler veya Midyanlılar’ı kullanarak hatırlatıyordu. Bu çok zor bir yaşam şekliydi. Son zamanlarda, ulus, bu yaşam şeklini , güçlü bir liderleri olmadan sürdürmeye başlamıştı. Şemuel gençken, Yahudi yasalarını uygulayarak topraklarda seyahat eder, insanlara tavsiyelerde bulunurdu , fakat şimdi yaşlandığından buna daha fazla devam edemiyordu. Bu arada, onun yerini alan iki oğlu,insanlar tarafından Şemuel’in yerine konmamışlardı. Bunu üzerine , bir heyet toplandı ve Şemuel’den bir kral seçmesini istedi. “ Ve insanlar Şemuel’e dedi: “ Sen artık yaşlandın ve oğulların da senin yolunda ilerlemiyorlar. Şimdi bize, tüm uluslar da olduğu gibi bir kral belirle.” Bu olay da Şemuel’in gözünde hoş değildi…” ( 1. Şemuel 8:5-7 ) Şemuel, bunu yapmak istemez. , fakat Tanrı ona ilerlemesini ve insanlar için bir kral bulmasını söyler. Ve bu şekilde hakimler dönemi son bulur. Şemuel, 13 yıl hakimlik yapar ve son iki yıl da yeni kral olan Şaul’la birlikte Yahudi insanları yönetir.

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 22-09-2007   #16 (mesaj-linki)
asla_asla_deme - avatarı
Sinagog Nedir?

Sinagog

Havra veya
Sinagog, (İbranice בית כנסת) Musevilerin toplu halde ibadet ettikleri tapınak. Yunanca sun (birlikte) ve agein (getirmek) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur ve "toplanmak, biraraya gelmek" anlamlarına gelir. (. Gerek günlük, gerekse haftalık ibadetin yapılması, kutsal kitaplârın okunması ve dini emirlerin öğrenilmesi için Yahudi cemaatinin toplandığı yapılardır. Toplanmalar ŞabatCumartesi) günü ve günde üç defa yapılır.


Özelliği


Sinagoglar doğu-batı yönüne doğru yapılır, sinagogun doğu kısmında içinde Tevratların bulundu Ehal Akodeş ve bunun sağında solunda ya da bazen sinagogun tam ortasında Tevrat'ın okunduğu bölüm olan teva bulunur. İbadet doğu yönüne (mizrah) dönülerek yapılır.
Musevilikde şirk kabul edildiğinden sinagoglarda resim heykel gibi tasvirler kesinlikle bulunmaz.
Reformist sinagoglarda kadınlar ile erkekler karışık otururken, Ortodoks Musevilik ve Tutucu musevilik'de kadınların oturma yeri ayrılıdır. Genellikle sinagogun üst tarafında loca şeklinde olan bu kadınlar bölümüne İbranice Azara adı verilir.
Sinagog içinde erkekler başlarını Kipa adı verilen ufak takkeler ile örterken, evli kadınlar da başlarını örterler. Ancak reformistlerde bu tür uygulamalara rastlanmayabilir.
Sinagogda dini töreni Hazan (Kantor) adı verilen din görevlisi yönetir, hahamlarTevrat'ın o haftaki bölümü olan peraşanın ise daha çok ayinin bir bölümünde açıklamasını yerel dilde yaparlar. Yine de bir törenin idaresi için illa Haham gerekli değildir. Hatta hazannın bulunmadığı durumda halktan biri çıkarak töreni sevk ve idare edebilir.


Saraybosna Sinagogu


Günlük tören sidur adı verilen ayin kitabından sabah, öğlen veya akş** bölümlerinden uygun olanının okunması şeklindedir, halk da ellerindeki kitaplardan bunu takip eder. Dualar ezberden bilinse dahi kitaba bakma ve kitaptan okuma mecburiyeti vardır.
Ayin sırasında özellikle ayağa kalkıp doğu yönüne yönelilerek yapılan Amida duasında tam konsantrasyon gerekir. Bu bölüm sessiz olarak kitaptan Amida bölümünün okunması ile gerçekleştirilir.
Sinagog'da ayin dili çoğunlukla İbranice bazı bölümler ise Aramicedir. Bununla beraber bazı kısımlarda Ladino ve yerel dil de kullanılabilir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 23-09-2007   #17 (mesaj-linki)
kaf_kef - avatarı
Cvp: Ortadoğu Dinleri - Musevilik

MUSEVİLİK VE YAHUDİ TARİHİ
(KRALLAR DÖNEMİ)

KRAL ŞAUR

Tüm halka hitaben yaptığı veda konuşmasında Moşe halkı şöyle uyarıyor: “Tanrı’nın size vermekte olduğu, miras alacağınız ve yaşayacağınız ülkeye vardığınızda ve ‘Çevremizdeki tüm uluslar gibi bir kral seçelim’ dediğinizde, (o zaman) kendinize Tanrı’nın seçtiği bir kral atayacaksınız. Kendinize kardeşleriniz arasından bir kral atayacaksınız. Kardeşiniz olmayan bir yabancıyı atayamazsınız. Ancak kral çok fazla at edinmemeli... Ve çok fazla eş edinmemeli... Çok fazla gümüş ve altın da edinmemeli. Ve krallığının tahtına oturduğunda kendisi için Tora’dan bir nüsha yazacak...” (Devarim 17:14-19) Şimdi bunun zamanı gelmiştir. Yahudi ulusu neredeyse dört yüzyıldan beri güçlü bir merkezi liderlik olmadan yaş**ış ve artık eksikliğini duymaya başlamıştır. Dolayısıyla Peygamber Şemuel’den bir kral atamasını ister. BÜTÜN DİĞERLERİ GİBİ Şemuel bu istekten ötürü pek memnun değildir ama Tanrı yerine getirmesini söyler. Ancak Tanrı’nın da memnun olmadığı açıktır: “Halkın sana söylediğini dinle çünkü seni reddetmediler ama Benim onlara hükmetmemi reddettiler.” (1 Şemuel 8:7) Moşe olayların bu şekilde gelişeceğini öngördüğü ve Tora’da bu konuda bir emir olduğu halde neden Şemuel ve Tanrı hoşnutsuzdu? Cevap halkın kral isteme şeklinde gizlidir: Ve halk (Şemuel’e) dedi ki: “... Şimdi diğer bütün uluslar gibi bizi yargılayacak bir kral seç...” (1 Şemuel 8:6) Yahudi bir kral “diğer bütün uluslar”ınki gibi bir kral olmamalıydı. Yahudi bir kral ideal Yahudi’nin bütün niteliklerini taşıyan bir örnek, ulusun taklit edeceği bir kahraman olmalıydı. “Diğer bütün uluslar gibi” bir kral talep etmeleri, Yahudilerin her gün üstlenmek zorunda kaldıkları ağır sorumluluk yükünü atarak rahatça arkalarına yaslanmak için büyük, güçlü bir adam istediklerini göstermektedir. Sizin yerinize karar verecek birinin olması birçok şeyi kolaylaştırır. Bu yüzden Talmud der ki “köle, köle olmaktan ötürü daha mutludur”, kendisine iyi davranılan bir köle, kendisine bakılması ve onun yerine karar verilmesi karşılığında özgürlüğünden vazgeçecektir. M.Ö. 836 yılında Şaul, halkın istekleri doğrultusunda Peygamber Şemuel tarafından kral olarak meshedilir (İbranice moşah: başına yağ dökerek kutsamak. Moşiah, Mesih sözcüğü buradan gelir. SEÇİM Şaul nasıl kral seçildi? Şaul’un meshedilmesinin hikâyesi Yahudi toplumunun o dönemde ne durumda olduğu hakkında çok şey öğretir. Bir kere ortalıkta çok sayıda peygamber vardır. Talmud, Moşe’nin zamanından 1.Bet -Amikdaş’ın yıkılışına kadar -insanların her konuda danıştığı- bir milyonun üzerinde peygamber olduğunu söyler. Yahudi kanunu konusunda karmaşık bir sorunuz mu var? Bir peygambere sorun. Evlilik konusunda fikir mi istiyorsunuz? Bir peygambere sorun. Eşeğinizi mi kaybettiniz? Bir peygambere sorun. Aslında Şaul ile Peygamber Şemuel’in karşılaşması da böyle oldu. Şaul kaybettiği bazı eşeklerin yerini bulmak için yardım istemek üzere Şemuel’e gelir. Bu tuhaf bir hikayedir. Bir adam gider ve hayatta olan en büyük peygambere sorar: “Eşeğim nerede?” Peygamber cevap verir: “Eşeğin barakanın arkasında. Ha, yeri gelmişken, sen İsrael’in kralısın. Şemuel ona kral olacağını söylediğinde Şaul saklanır. Karakterinin zayıflığını ilk burada görürüz. ÖLDÜRÜCÜ ZAYIFLIK Talmud, Şaul’un fiziksel olarak herkesin üzerinde olduğunu açıkça belirtmekle yetinmez. Ahlaki ve etik açılardan da herkesin üzerindedir. Örnek bir kişidir ama bir zayıf yönü vardır: alçakgönüllülük konusunda bir sorun yaşamaktadır. Gerçekten alçakgönüllü bir insan gerçek güç ve zayıflıklarını bilir. Kendisine ve konumuna gösterilmesi gereken saygının da ayrımını yapar. Ancak Şaul Yahudi ulusunun lideri olacak kadar güçlü değildir. Yahudi ulusuna önderlik etmek çelik gibi bir irade ve diplomasi karışımı gerektirir. Moşe’nin Yahudilere çölde önderlik ederken karşılaştığı zorlukları gördük (13. bölüm). Lider yeterince güçlü değilse Yahudi milleti onu ezip geçecek, fazla güçlü olduğu takdirde de başkaldıracaktır. Şaul ile başlayan zayıf liderler sorunu, apaçık bir şekilde ortaya çıkacağı gibi, Yahudi ulusunun tarihi boyunca başına bela olacaktır. Şaul M.Ö. 879 yılında 877 yılına kadar hükümdar kalır. Sadece iki sene boyunca krallık yapar ve trajik bir şekilde ölür. Aslında kısa krallığının kendisi de trajiktir, bunun nedeni de baştan yaptığı öldürücü hatadır. Tanrı’nın Amalek haklını ortadan kaldırma emrini yerine getirmez. Yahudi ulusuna Erets Yisrael’e girerken verilen önemli emirlerden biri “Amalek’i yok etmektir”. Amalek tarihte Yahudi ulusunun en büyük düşmanıdır. Bu ulus kötülüğü simgeler ve Yahudilere karşı duyduğu patolojik nefret öylesine büyüktür ki fırsatı eline geçirdiği takdirde Yahudileri yeryüzünden sileceği için Tora’da onları yeryüzünden silme emri vardır. Amalek’in en büyük hırsı dünyayı Yahudilerden ve ahlaki etkilerinden kurtarmak ve gezegene putperestliği, paganizmi ve barbarlığı geri getirmektir. İyi ile kötü arasındaki kozmik savaş anlaşmalarla halledilemeyeceğinden Tanrı Yahudilere Amalek’i yok etmesini emreder: bütün ulusu, son ineğine kadar. Şaul’un bunu yapma fırsatı vardır. Emredildiği gibi Amalek’e karşı savaşır ve kazanır ama sıra hükmü yerine getirmeye gelince, duraksar. İnekler esirgenir. Amalek’in kralı Agag da öyle. AMALEK’İN İDEOLOJİSİ Tarih hâlâ Şaul’un hatasının sonuçları ile uğraşmaya devam etmektedir. Agag, Peygamber Şemuel tarafından öldürülmeden önce bir çocuk vücuda getirir, sonra da Amalek ulusu yeraltına iner. Günümüzde Amalek soyundan gelenleri tanımlama olanağımız yok ama ideolojisinin hayatta kaldığını biliyoruz. Bazı halklar Yahudileri defalarca yok etmeye yeltenmiştir. Bunun bir örneği, Kraliçe Ester zamanında (M.Ö.355) Yahudileri ortadan kaldırmaya çalışan Pers veziri Aman’dır. Hitler de kesinlikle Amalek ideolojisini benimsemişti: Evet, biz barbarız! Barbar olmak istiyoruz. Bu bizim için onurlu bir ünvandır... İlahi takdir insanlığın en büyük kurtarıcısı olmamı emretmiştir. İnsanı, vicdan ve ahlak adlı küçültücü ve utandırıcı sahte vizyonundan kurtarıyorum... Vicdan bir Yahudi icadıdır. (Hitler Konuşuyor, sh.87, 220-222) Hitler’e ve holokosta bakınca Tora’nın Amalek’e atfettiği öylesine derin bir nefretin dünyada var olabileceğini anlıyoruz. Naziler her bir Yahudi’yi öldürmek istedi. Yahudi asimile olmuş, üç nesilden beri Hıristiyanlarla evlenmiş olabilirdi ama bunun önemi yoktu. Naziler en küçük Yahudi mirasına sahip herkesi öldürme eğilimindeydi. Yahudi ulusunun ve Yahudi etkisinin bütün izlerini silmek istiyorlardı. ŞAUL’UN SONU Bu arada Peygamber Şemuel Şaul’a şöyle der: “Sana doğru dönmeyeceğim çünkü sen Tanrı’nın sözünden çıktın ve Tanrı seni İsrael Kralı olarak kabul etmiyor.” Ve Şemuel gitmek üzere döndü ama o (Şaul) giysisinin eteğini tuttu ve yırttı. Ve Şemuel ona dedi ki: “Tanrı bugün İsrael krallığını senden kopardı ve senden daha iyi olan adamına verdi.” (1 Şemuel 15:26-28) Bu kritik hata sonucunda Şaul’un işi biter. İkinci bir şansa sahip olmaz. Söz konusu İsrael Kralı olduğunda Tanrı vakit kaybetmez. Eğer bu sert gibi görünüyorsa, Tanrı ve Yahudi ulusu arasındaki ilişkilerin ana hatlarını aklımızda tutmamız gerekiyor: 1. Sorumluluk düzeyiniz bilgi düzeyinizle orantılıdır. Güçlü konumlardaki kişilerin hatalarının çok büyük sonuçları vardır. 2. Yükümlülük düzeyiniz sorumluk düzeyinizle orantılıdır. Ne kadar büyükseniz, kararlarınızın etkisi o kadar büyüktür. Dolayısıyla son derece yüksek bir standart tutturmanız gerekir. Bu nedenle Yahudi liderlerin en küçük hataları bile ağır bir şekilde cezalandırıldı. Şaul’un işinin bitmiş olmasına rağmen bu, anında devreden çıkarıldığı anlamına değil, soyunun monarşiyi sürdüremeyeceği anlamına gelir. Gerçekten de Şaul’a bu bildiriyi yaptıktan sonra Şemuel meshetmek üzere başka bir kral aramaya gider ve onu en olmayacak yerde bulur.




MUSEVİLİK VE YAHUDİ TARİHİ
(KRALLAR DÖNEMİ)


KRAL_DAVİD

Kral David Yahudi tarihinin en önemli kişiliklerinden biridir. M.Ö. 907 yılında doğmuş, 40 yıl boyunca İsrael kralı olarak hükmetmiş, M.Ö. 837 yılında 70 yaşında ölmüştür. Onun hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki. Bazıları savaşçı yönüne odaklanmak ister: Tanrı için savaşan cesur figür... Ama kişiliği ve başardıkları bir bütün olarak ele alındığında, her şeyden çok tinsel büyüklüğü ortaya çıkar. David gerçek bir insandır. İlksel ve en önde gelen becerisi Tanrı ile bir ilişki kurmak olan, gerçek insani hataları olan biri... Ruhunun güzelliğini, çoğunu kendi yazmış olduğu mizmorlarını okuduğumuzda görürüz. Bunları kim bilmez? Tanrı çobanımdır ve hiçbir şeyden yoksun olmayacağım... (Mizmor 23) Tanrı ışığım ve selametimdir, kimden korkacakmışım... (Mizmor 27) Gözlerimi dağlara doğru kaldırıyorum, bana yardım nereden gelecek? Bana yardım Tanrı’dan, gökyüzünü ve yeryüzünü Yaratan’dan gelir. (Mizmor 121) Askeri başarılarını ele aldığımızda bile arkasındaki itici gücün Tanrı’ya bağlılığı olduğunu görürüz. YERUŞALAYİM’İN FETHİ İsrael’in Şemot’tan itibaren bütün bu döneminin hikâyesinin , iki büyük medeniyet olan Mısır ve Mezopotamya (çeşitli zamanlarda Asurlular, Babilliler ve Persler tarafından yönetilmiş olan) arasında sıkışıp kalmış minik bir ulusun hikâye olduğunu, tarihi olarak biliyoruz. David tahta çıktığında Mısır ve Asurlular düşüşe geçmiştir. Artık yayılacak durumda değillerdir, bu da İsrael’in bulunduğu orta yerde bir boşluk bırakmaktadır. Bu sayede İsrael bu büyük imparatorluklar tarafından rahatsız edilmeden yayılabilir. Böylece David en sonunda Filistin tehdidini ortadan kaldırır ve İsraellilerin o zamana kadar fethetmeyi başaramadıkları son Kenaan şehir-devletini, Yeruşalayim’i fetheder (Geçmiş dönem için 14. Bölüme bakınız: Yeoşua ve vaat edilen toprağın fethi) Yeruşalayim, Yahudi halkının Erets İsrael’e girmesi ile Kral David’in zamanına kadar geçen 450 yıl zarfında fethedilememiştir. Jebusitler diye adlandırılan bir Kenaan kavminin oturduğu bir şehir-devlettir (Arap Silwan köyü şimdi orada bulunmaktadır). Güçlü surlarla çevrilidir ancak zaptedilemez görünümüne karşın zayıf bir noktası vardır. Tek su kaynağı şehir surlarının dışında kalan bir pınardır. Şehir içinden bu pınara kayalara oyulmuş uzun bir dehlizden ulaşılmaktadır. Şemuel ve Chronicles Kitapları David’in generali Yoav’ın tsinor’a (sözcük anlamı boru) nasıl tırmandığını, şehre girdiğini ve fethettiğini tarif eder. Bazı arkeologlar bunun Gihon Pınarı’ndan yukarı çıkan dikey bir tünel olan “Warren Tüneli” (bugünkü Yeruşalayim’in surları dışında kalan “David’in Şehri”nin turistleri çeken bir bölümü) olabileceğini düşünür. NEDEN YERUŞALAYİM? Şehri işgal ettikten sonra David’in ilk yaptığı orayı başkenti ilan etmek oldu. Burada durup sormak zorundayız: Neden Yeruşalayim? Kuşkusuz İsrael’in başkenti olabilecek daha uygun şehirler vardı. Yeruşalayim ne herhangi önemli bir suyun kıyısında, ne de herhangi bir ticaret yolunun üzerindeydi. Dünyadaki bütün başkentler bir okyanus, deniz, nehir, göl ya da en azından büyük bir ticaret yolunun yakınında kurulmuştur. (O dönemde İsrael’i çaprazlamasına kesen önemli ticaret yolları bulunuyordu. Eski Ortadoğu’nun Kızıldeniz’deki Akaba Körfezi’nden Ş**’a uzanan büyük ticaret yollarından biri Kralın Yolu idi. Ayrıca Mısır’dan Akdeniz kıyısı boyunca İsrael’e, oradan da Suriye’ye giden Via Maris “Deniz Yolu” vardı.) İsrael’in başkenti Akdeniz kıyısında bulunmalıydı. Yafa (bugünkü Tel-Aviv’in yanında) gibi bir yer daha mantıklı olurdu. Öyle ise neden Yeruşalayim? Yeruşalayim’in Yahudi ulusunun benzersiz bir yönü ile ilgisi nedir ve İsrael oğulları neden bir ulusa dönüştü? Normalde uluslar bir toprak parçasında uzun bir süre yaşayıp ortak bir dil ve ortak bir kültür geliştirdikten sonra ulus haline gelir. Örneğin Fransızlar. Günün birinde uyanıp da beyaz şarap, peynir ve kruasan sevdiklerine karar vermediler. Bir grup insan bir süre zarfında bir toprak parçasına yerleşti (ki daha sonra Fransa olarak bilindi) ve ortak bir dili paylaştı. Paylaşılan bir ulusal deneyim döneminden sonra Fransız olarak bilinen bir kimlik altında birleştiler. Bu senaryo az çok her ulus için geçerlidir. Yahudiler Mısır esaretinden kurtulduktan kısa bir süre sonra ulus oldu. Daha Erets İsrael’de değillerdi, çölde, Sinay Dağı’nın eteklerinde sahipsiz bir arazi parçasında kamp yapıyorlardı. Yahudiler orada “yapacağız ve dinleyeceğiz” diye söz vererek Tanrı ile bir akit yaptıklarında bir ulus oldu. İsrael’in ulusluğu en başta ve her şeyden çok, Tanrı ile toplumsal ilişkisi ile tanımlanır. Ve Tanrı ile bağlantı kurmak için Yeruşalayim’den daha iyi bir yerin bulunmadığı ortaya çıkar. TANRI’NIN YERİ David Yeruşalayim’i başkent yapar yapmaz şehrin kuzey sınırındaki küçük bir tepeyi, sahibi olan Jebuslu Aravna’dan satın alır. Bu satın alma Tora’da iki yerde kayıtlıdır (2 Şemuel 24:24 ve 1 Chronicles 21:25). Bu tepe Moriah Dağı’dır. Burası, Tora’nın belirttiği gibi Avraam’ın Yitshak’ı kurban etmeye gittiği ve şu sözleri söylediği yerdir: “Tanrı görecek” bugüne kadar dendiği gibi “Tanrı’nın dağında, O görünecek.” (Bereşit 22:14) Burası, Yaakov’un rüyasında gökyüzüne çıkan bir merdiveni gördüğü ve şöyle dediği yerdir: “Bu yer ne kadar huşu verici! Tanrı’nın evinden başka hiçbir şey yok ve bu, gökyüzünün kapısı.” (Bereşit 28:17) Burasının insanlık tarihinde her büyük fatihin sahip olmak istediği yer olmasına şaşmamak gerekir. (Yeruşalayim 3.000 yılda 36 kez fethedilmiş ve yıkılmıştır.) Bugün o noktada Kubbet’ül Sahra olarak bilinen İslam yapısı bulunur. Bu altın kubbenin altında metafizik olarak even ştiah “içme kayası” olarak bilinen bir kaya vardır. Su içmek ve tinsellik eşanlamlıdır ve Tora mayim hayim “hayat suyu” olarak bilinir. Yahudiliğe göre dünya tinsel olarak bu noktadan, bu taştan beslenir. Dünya gezegeninde Tanrı’nın varlığı ancak burada bu yoğunlukta hissedilir. Dolayısıyla Yahudi halkının sahip olduğu en kutsal iki nesnenin -Mişkan ve Ahit Sandığı- sürekli kalacağı mekanın burada inşa edilmesi mantıklıdır. BET -**İKDAŞ’IN YERİ Kral David vakit kaybetmeden Ahit Sandığı’nı Yeruşalayim’e getirir. Bu büyük bir toplumsal mutluluk fırsatıdır. Huşu içindeki David bu kutlama sırasında çılgınca dans eder. Bu yüzden ona çok bağlı olan, hatta Kral Şaul onu öldürmek istediğinde hayatını kurtaran karısı, Şaul’un kızı Mihal tarafından kınanır. Mihal, davranışını gülünç göstererek David’e saldırır (2 Şemuel 6:16-23): “Hizmetkarlarının cariyeleri önünde kendini bir köylünün teşhir edeceği gibi teşhir eden İsrael kralı bugün ne kadar onurluydu!” Tanrı ile özel bir bağlantı yapmanın sevinci ile onurunu hiç düşünmeyen David hayretle cevap verir: “ Tanrı’nın huzurunda neşeleneceğim. Ve bundan daha da mütevazıca davranacağım ve kendi gözümde daha da düşük olacağım; ve bahsettiğin cariyelerden onurla muamele göreceğim.” Hikâye, Tanrı tarafından İsrael’in kralı olarak seçilen adamı sert bir şekilde eleştirdiği için Mihal’a verilen ceza ile sona erer: Ve Şaul’un kızı Mihal öldüğü güne kadar çocuk sahibi olamadı. David Ahit Sandığı’nı Moriah Dağı’na getirdiği halde Tanrı onun Bet- Amikdaş’ı inşa etmesine izin vermedi. Çeşitli nedenler ileri sürülmektedir. Birincisi, Bet- Amikdaş’ın Tanrı’nın evi ve bir barış evi olması, David’in ise İsrael’in düşmanlarını alt ederken çok kan dökmüş olmasıdır. Ancak ona, oğlunun Bet -Amikdaş’ı inşa edeceği sözü verilir. David’in birçok eşinden, bazıları ona ciddi sıkıntılar yaşatan birçok oğlu vardır. Bu oğullardan biri olan Amnon kızkardeşi Tamar’a tecavüz eder. Bir diğeri Avşalom David’e karşı entrikalar çevirir ve onun yerine geçmeye çalışır. Ama David’in güzel Batşeva ile ilişkisinden doğan çok özel bir oğlu da vardır: Şlomo. DAVİD VE BATŞEVA David’in Batşeva ile ilişkisi Tora’da en yanlış şekilde değerlendirilen hikâyelerden biridir ve bunu bir pembe dizi gibi okumamaya çok dikkat etmeliyiz. Ne var ki özetle olan budur. Bir gece David huzursuzca sarayının damında gezinmektedir. Aşağıda, şehirde bulunan evler ve bahçeler görünmektedir. Orada yıkanmakta olan güzel bir kadın görür. Bu kadın, savaşta olan generallerinden birinin, Hititli Uriah’ın karısıdır. David Batşeva’yı yanına çağırtır ve geceyi onunla geçirir. Batşeva hamile kalınca Uriah’ın ön cephelere gönderilmesini emreder ve general savaşta ölür. O zaman da David Batşeva ile evlenir. Bu aşamada peygamber Natan kralı ziyaret eder (2 Şemuel 12). Krala, ülkede meydana gelen büyük bir haksızlığı haber vermeye geldiğini söyler. Çok koyunu olan zengin bir adam yoksul bir adamın çok sevdiği koyununu çalmış ve bir ziyafet için kestirmiştir. Duyduklarından ötürü öfkelenen Kral David “Bunu yapan ölümü hak ediyor” der. Peygamber de cevap verir: “O adam sizsiniz!” David boynunu eğer. “Tanrı huzurunda günah işledim” der. Bu son derece karmaşık bir hikâyedir ve ardında, göründüğünden çok daha fazlası gizlidir. Teknik olarak Batşeva evli bir kadın değildi çünkü David’in askerleri, savaşta kaybolmaları ve eşlerinin evlenememeleri ihtimaline karşı, eşlerine her zaman şartlı boşanma hakkı tanırdı .Yine de Tora David’in doğru hareket etmediğini açıkça belirtir. Bilgeler ise sözcük anlamında David’in zina işlemediği halde ahlaki açıdan hatalı olduğunu açıklar. Önceki bölümlerde gördüğünüz gibi Tora, Yahudi liderlere karşı son derece eleştirici bir tavır alır. Kimsenin geçmişini aklamaz. Genellikle krallarını hatasız tanrıların soyundan gelen kişiler olarak tanımlayan eski halkların kayıtları arasında, Tora tek başına, ayrı bir konumdadır. David’in büyüklüğü suçunu kabul etmedeki alçakgönüllülük ve takip eden pişmanlıkta ortaya çıkar. Bu yüzden Yahudi halkının ve dünyanın en yüce kurtarıcısı David’in soyundan gelecek, “Maşiah ben David” olacaktır. Batşeva kısa zaman sonra doğurur ama çocuk, Peygamber Natan’ın öngördüğü gibi ölümcül bir şekilde hastalanır. David dua ve oruç dönemine girer ama çocuk ölür. David bunun yaptıklarının karşılığı olduğunu anlar. Aynı zamanda Tanrı’nın onu affettiğini de. Aradan uzun zaman geçmez, Batşeva yine hamile kalır. Bu kez sağlıklı bir çocuk dünyaya getirir. Adına Şlomo denecek, olağanüstü bir zekâya sahip, altın bir çocuk olacaktır.


ŞELOMO VE 1. BET-**İKDAŞIN KURLUŞU

David ölmeden önce o sıralarda 12 yaşında olan oğlu Şlomo’yu bu sözlerle kral atar: “Dünyadan ayrılıyorum. Güçlü ol ve bir erkek ol. Moşe’nin Kanunu’nda yazdığı gibi Tanrı’nın yolunda yürü, O’nun kanunlarına ve emirlerine ve yargılarına uy ki her yaptığında ve her döndüğün yerde başarılı olasın.” (1 Melahim 2:2-3) Bu klasik kutsama günümüzde her oğlan çocuğa Bar Mitsva’sında yapılan kutsamadır. Sinay Dağı’nda Tora’nın verildiği zamandan itibaren Yahudi halkına rehberlik eden ana kuralı tekrarlamaktadır: başarılı olmak için Tora’ya uyman yeterli. Şlomo kral meshedildikten kısa zaman sonra Tanrı rüyasında ona görünür ve onu kendisi için bir dilekte bulunmaya davet eder. Şlomo şöyle cevap verir: “Ben daha küçük bir çocuğum... Dolayısıyla kuluna Senin halkını yargılamak için anlayışlı bir kalp ver...” Bu isteği Tanrı’yı memnun eder ve ona der ki: “ Zenginlik ve onur istemediğin, sadece tüm halkın yararına olan bir şey istediğin için, senden önce ve senden sonra kimsenin sahip olamayacağı kadar anlayışlı bir kalp vermekle yetinmeyecek... günündeki hiçbir kralın sahip olmadığı kadar zenginlik ve onur da vereceğim.” (1 Melahim 3:7-13) M.Ö. 848 yılında doğan Şlomo, M.Ö. 796 yılında, 52 yaşında iken öldü. 40 yıl boyunca kral olarak hükmetti, bunlar tüm İsrael tarihinin en iyi yılları oldu. Haham mi’kol ha’adam, “insanların en bilgesi” olarak bilinir. Tora dünyadaki tüm kralların, sadece Tora bilgisini değil, dünyevi bilgi ve bilimi de içeren bilgeliğini duymak için geldiğini aktarır. Ünü çevredeki tüm uluslara yayıldı. 3.000 vecize ve 1.005 şiir yazdı. Lübnan’ın sedirlerinden duvarlara yetişen zufa otuna, ağaçlardan söz etti. Hayvanlardan da söz etti, kuşlar, sürüngenler ve balıklardan. Bilgeliğini duyan dünyadaki kralların yaptığı gibi, tüm uluslardan insanlar Şlomu’nun bilgeliğini duymaya geldi. (1 Melahim 5:11-14) BET-**İKDAŞ Şlomo’nun hükümdarlığının en büyük başarısı, babası Kral David’in düşünü kurduğu Bet Amikdaş’ı inşa etmektir. Bu dizinin bir önceki bölümünde öğrendiğimiz gibi Kral David Ahit Sandığı’nı Yeruşalayim’in Moriah Tepesi’ne getirmiş ama kan dökmüş olan bir savaşçı olduğu için Tanrı’nın Mabedi’ni inşa etmesine izin verilmemişti. Ancak bu işi başarmak oğluna bırakılmıştı, o da bunu yaptı. Tora İsrael ulusunun bu en önemli yapısının inşasına birçok bölüm ayırmıştır: Yahudi halkı ile Tanrı arasındaki paylaşım yeri... Bütün Bet -Amikdaş’ın, zeminler ve kapılar dahil, içinin ve dışının altınla kaplandığını anlatır. Ayrıca sütunlar, mikve ve havuzlar gibi bronz yapılar da vardı. Harikulade yapının inşası yedi yıl sürdü. Tamamlandığında Şlomo Bet -Amikdaş’ı adar: “İşte, gökler ve göklerin gökleri Seni içeremez: inşa etmiş olduğum bu ev çok daha az! Yine de Tanrım, kulunun duasına ve yakarışlarına kulak ver: kulunun bugün Sana ettiği duayı dinle; Gözlerin gece gündüz “İsmim orada olacak!” dediğin bu evin, bu yerin üzerinde olsun. Kulunun ve İsrael ulusunun burada edeceği duaları dinle... (1 Melahim 8:27-29) DORUK Bu Yahudi tarihinin doruğudur. Herkes birleşmiştir. Komşuları Yahudileri rahatsız etmemektedir. Aksine, Yahudilerden öğrenmeye gelmektedirler. Barış ve refah hüküm sürmektedir. İsrael gelebileceği en iyi noktaya gelmiştir. Zirvededir. Öyle ise bu altın çağ neden sürüp gitmez? Şlomo büyük bir hata yapar. Çok fazla eş alır. Gerçekten de 700 karısı ve 300 cariyesi vardır. Yahudilerin günün birinde kral isteyecekleri fikrinin ilk tartışıldığı Devarim Kitabı’na geri dönersek, Moşe’nin kralın çok fazla ata ve çok fazla eşe sahip olmaması konusunda uyardığını görürüz (Devarim 17:17). Büyük Tora yorumcusu Raşi bize bu sayının 18’den fazla olmaması anlamına geldiğini ve Kral David’in sadece altı karısının olduğunu söyler. Dolayısıyla Şlomo’nun işi biraz abarttığını görüyoruz. Bunun nedeni tarihin o döneminde asiller arasındaki evliliğin sadece iki nedeninin bulunmasıdır: çocuklara sahip olmak ve siyasi birleşmeler yapmak. Şlomo’nun zamanında Ortadoğu birçok şehir-devletten oluşmuştu ve bu şehir-devletlerin kralları, onunla bir birleşme yapmak için kızlarını, evlenmesi için Şlomo’ya göndermek istiyorlardı. Bunlar kulağa hoş geliyor, öyle ise sorun nerede? Cevabı bize Tora veriyor: Yaşlandığında karıları Şlomo’nun kalbini başka tanrılara doğru çevirdi. (1 Melahim 11:4-5) Bu Kral Şlomo’nun putperest olduğu anlamına gelmez tabii ki. Ama Tora bu ağır sözcükleri, karılarının putperestlik alışkanlıklarını önlemediği için kullanır. Kral olarak, etkisi altındakilerin hareketlerinden sorumlu tutulacaktır. Yahudi halkının en büyük liderlerinden biri, Şir Haşirim’i, Kohelet’i ve Vecizeler Kitabını yazmış olan onun tinsel düzeyinde bir insan, Tora’da kendisi hakkında yazılanı bilerek gökyüzünde ebedi ıstırap çekiyor olmalıdır. Tora Şlomo’nun hikâyesini Tanrı’nın ona öfkelendiğini ve şunları söylediğini belirterek bitirir: “Bütün bunlardan suçlu olduğun ve Benim anlaşmam ile Benim kanunlarıma uymadığın için... krallığı senden koparacağım... Ama baban David’in hatırına bunu senin zamanında yapmayacağım. Bunun yerine oğlundan koparacağım... Oğluna, kulum David’in ve Yeruşalayim’in hatırı için seçmiş olduğum bir kavmi vereceğim.” (1 Melahim 11:9-13) Tanrı’nın Kral David’i ne kadar sevdiği ve onu kusurlarından dolayı nasıl tamamıyla affettiği açıkça ortadadır. Ama aynı zamanda İsrael krallığı ikiye bölünmek üzere olduğu için Yahudi halkını zor günlerin beklediği de açıkça ortadadır.





Son Düzenleyen kaf_kef; 23-09-2007 @ 02:10. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 23-09-2007   #18 (mesaj-linki)
kaf_kef - avatarı
Cvp: Ortadoğu Dinleri - Musevilik

MUSEVİLİK VE YAHUDİ TARİHİ
(KRALLAR SONRASI DÖNEM)

“ Kralın kibirine tepki olarak kuzeydeki 10 kabile çekildiler ve Israel ikiye bölündü.” Kral Şlomo M.Ö. 796 da öldüğünde Israel bir bütün olmasına rağmen kuzey ve güney arasında bir gerginlik hakimdi. 10 kabile kuzeyi, iki kabile-Yehuda ve Binyamin de güneyi aldılar. Yeruşalayim ortadaydı- hem coğrafi hem de manevi olarak farklı bir yer olarak düşünülmekteydi. Şlomo’nun ölümünün ardından oğlu Rehoboam kral olur . Politik duruma bir tepki olarak taç giymek için kuzeye Şehem’e gider. Bu sırada kuzeydeki kabileler krala şikayetlerini bildirmek için temsilciler gönderir. Şikayetlerin başında Kral Şlomo’nun inşaat projelerinin- Yeruşalayimdeki tapınak, saraylar vs.- halka vergiler ve zorunlu çalışma bakımından maliyeti geliyordu. Bunun üzerine kuzeydeki kabileler yeni kraldan vergilerin kısılmasını talep ettiler. Rehobaoam danışmanlarına durumu açar. Kral Şlomo zamanında çalışmış daha yaşlı olanlar ona şöyle derler: “ onlarla kibarca konuş ve sonsuza kadar senin hizmetkarların olsunlar.” ( Krallar 1 12:7) Ancak işe yeni başlayan genç danışmanlar kralın halka kimin patron olduğunu göstermesi gerektiğini söylerler. “ Rehoboam’ın danışmanları kralın, halka kimin patron olduğunu göstermesi gerektiğini söylerler.” Rehoboam ikinci öneriyi dinler ve insanlara şöyle seslenir: “ Eğer babamın size çok katı davrandığını düşünüyorsanız, beni izleyin! Ben çok daha katı olacağım.” Büyük hata. Rehoboam , Tanrı’nın bile Yahudiler için inatçı bir toplum dediğini unutmuştur. Yahudiler dikbaşlıdırlar. Rehoboam’ın kibirine tepki olarak , M.Ö. 796 yılında, kuzeydeki kabileler çekilirler ve Israel adında yeni bir ülke kurarlar. Rehoboam iki kabile ve Yeruşalayim’le kalmıştır ve onun ülkesinin adı Yehuda olur. Başlangıçta kral kuzeye savaş açmayı düşünür ancak peygamber( nevi) Şemaya bunu yapmaması konusunda onu uyarır. Ona kazanamayacağını çünkü ulusun bu hareketinin Tanrı tarafından getirildiğini söyler. Bölünme açıkça kötü bir haberdir- hem jeopolitik hem de manevi nedenlerle bir felakettir. Bir zamanlar bir bütün ve güçlü olan bir ulus şimdi zayıf, bölünmüş bir ulustur ve yükselmekte olan Mısır ve Asur İmparatorluklarına av olacaktır. KRAL YEROBOAMIN PLANLARI Kuzeydeki ülke Israel’in kralı ,Navat’ın oğlu Yeroboam olur. Kral Şlomo’yla tartışabilecek kadar bilgilidir ve çok iyi bir liderdir. Ne yazık ki eski bir söz “ güç ahlaken çöker, mutlak güç mutlaka çöker” yine doğrulanmış olur.. Çok geçmeden Yeroboam halkını yönetmekten çok tahtta kalmayla ilgilenmeye başlar. Yeroboam kuzeydeki Yahudilerin hala Yeruşalayim’e çok bağlı olduklarını görür. Ne de olsa Bet -Amikdaş ordadır içinde anlaşmanın tabletleriyle Tanrı’nın varlığının en çok hissedildiği yerdir. Üç büyük bayramda Pesah, Şavuot ve Sukot’ta halk Yeruşalayim’e gitmeye devam etmektedir. Yeroboam güneyle olan bu ortak inancın iki ulusun tekrar birleşmesine neden olabileceğini görür. Bu durumda kral olamayacaktır. “ Yeroboam dua etmek için kuzeyde alternatif bir yer oluşturmaya karar verir.” Yeroboam bir plan yapar. Kuzeyde dua etmek için alternatif bir yer yapmaya karar verir. İki tapınak daha inşa eder. Biri Bet-El’de diğeri Dan’dadır.( bugünkü Tel Dan’ın bulunduğu yerde) Bu durum tek başına zaten kötüdür ancak Yeroboam bununla yetinmeyip bu tapınakların içine altından buzağılar yerleştirir. Kimseye bunların tanrılar olduğunu söylemez ama açıkça putlarla ilgili emri ihlal etmiştir. Daha da fazlası bir kere alternatif yerler ve dua etme şekilleriyle putperestliğe kapı açılırsa bu önemli bir sorun demektir. Böylece Yahudi tarihinde korkunç bir dönem başlar. Sonraki 240 yıl içinde kuzeydeki Israel ülkesinin 19 tane birbirinden kötü kralı olacaktır. Onlar putperest ve kötüydüler ve halkı da putperestliğe ittiler. Bu liderlerden bazıları potansiyel olarak büyük liderlerdi ancak manevi olarak çökmüşlerdi. Bildiğimiz tek şey Yahudilerin manevi olarak birlikte hareket etmezlerse fiziksel olarak da birlikte olamayacaklarıdır. Sonuçta politik düzensizliğin ve saray entrikalarının yaşandığı bir dönem izliyoruz. Kralların birinin gidip diğerinin geldiği ve tahta çıkışların kanlı olduğu bir dönem. KRAL AHAB VE YEZEBEL Israel’in kötü krallarının arasında en kötü olanı Kral Ahabdır. Tanah ondan şöyle bahseder: “ Omri’nin oğlu Ahab Tanrı’nın gözünde kötü olan ne varsa yaptı, kendinden önce gelenlerden daha fazla.” ( Krallar 1 16:30 ) Ahab, adı kötüye çıkmış Yezebel ile evlendi, Kenaan’ın tanrısı Baal’in yanında bir tapınak inşa etti. Bu şekilde putperestliği Yahudiler arasında popüler kılmaya çalıştı. Krallar kitabını okurken ve o sıralarda Yahudilerin yaptıklarına bakarken, o dönemdeki insanların çok dindar olduklarını ve inançlarını yüceltmek için yollar aradıklarını anlamak önemlidir. Bu yüzden yanlış tanrılara bu kadar kolay kapılabiliyorlardı. Bugün aynı düşünce biçimine sahip değiliz. Bugünkü Yahudi dünyasının yalancı tanrıları para ve humanist laikliktir. Baal’e gidip dua eden Yahudiler kaşeruta bakıyor ve diğer Yahudi kurallarına uyuyorlardı ama arada ‘pasta alıp onu yemek de’ istiyorlardı. Hem Tanrı’yı hem de putperestliği istiyorlardı. Bu sırada önemli bir peygamber Eliya’ydı. Eliya Yahudilerin pişmanlıklarını dile getirmelerini çok istiyordu. Bunun için Baal rahipleriyle bir tartışma yapmaya ve fiziksel olarak putperestliğin yalan olduğunu Yahudilere göstermeye karar verdi. Eliya kuzeye Karmel Dağı’na gider. Bugün oraya giderseniz büyük bir dağ sırası görürsünüz. Bunun bir ucunda Haifa diğer ucunda bir manastırın bulunduğu Mukhraka vardır. Burda Eliya’nın bir heykeli vardır. İşte burasının nerdeyse kesin olarak Eliya’nın Baal rahipleriyle karşılaştığı yer olduğu düşünülmektedir, coğrafi tasvirler tam olarak uymaktadır. Eliya Yahudilerin putperestliğin bir hiç olduğunu ve tek bir Tanrı olduğunu görmelerini ister. Bunun için 450 Baal rahibine meydan okur. Her iki tarafın da tanrısına bir boğa kurban etmesini teklif eder. Bunun karşılığında kimin tanrısı göklerden ateş indirirse onunki gerçek tanrı olarak kabul edilecektir. Baal rahipleri hemen işe koyulurlar, kurbanı keser ve Baal’e yakarıp gökyüzüne bağırırlar. Ancak tam bir gün geçmesine rağmen hiçbir şey olmamıştır. Hayvanın etrafında sinekler gezmeye başlar. Eliya onlarla alay eder: “ Daha yüksek sesle bağırın! Ne de olsa sadece bir tanrı belki de bir sohbette veya seyahattedir. belki de uyuyordur, uyanacaktır.” ( Krallar 1 18:27) Daha yüksek sesle bağırırlar ama yine hiçbir şey olmaz. Sonunda başlarını bıçaklarla yararlar. Bu eski bir ibadet şeklidir. Ama yine sonuç vermez. Bu çok yüz kızartıcı bir durumdur. Tüm Yahudi halkı izlemektedir. Günün sonunda Eliya kendi kurbanını sunmak için hazırlıkların başlamasını emreder. Kurbanın ıslatılmasını ister. Bu şekilde yanması üç kat daha zor olacaktır. Sunağın etrafına hendek kazdırıp içini suyla doldurtur. Daha sonra kısa bir dua okur: “ Avraam’ın , Yitshak’ın ve Israel’in Tanrısı, Israel’de Tanrı olduğunu bugün herkes görsün; benim senin hizmetkarın olduğumu, bütün bunları senin sözünle yaptığımı bilsinler. Duy beni ey Tanrım, bu insanlar senin Tanrı olduğunu ve kalbini yeniden onlara çevirdiğini görsünler.” ( Krallar 1 18:36-37) Bundan hemen sonra göklerden ateş iner ve kurbanı, tahtaları, taşları, tozu ve hendekteki suyun hepsini tüketir. Toplanan kalabalık şaşkınlık ve hayranlık içinde cevap verir: “ İşte Tanrımız O!” ( Yom Kipur duasında bu şekilde sesleniriz, kaynağı burasıdır.) Olanları duyan Yezebel Eliya’ya bir mesaj yollar. “ Yarın seni öldüreceğim.” Yezebel mucizelerin çabuk unutulduğunu biliyordu. Bugün Yahudiler “İşte Tanrı” diye sesleniyorlardı ama yarın başka bir gündü. Elbette öyle. Putperestlik çok yakında yeniden başladı ve Eliya hayatı için kaçmak zorunda kaldı. Bir anlaşma vardı ama Yahudiler kendilerine düşen görevi yerine getirmiyorlardı. Anlaşma açıkça Erets Israel’in Yahudilere belirli şartlarla verildiğini belirtir. Bu şartların yerine gelmediği takdirde Yahudiler bu topraklardan sürülecektir. Bu güney için henüz olmasa da kuzey ülkesi için çok yakında gerçekleşecektir. Ülkeyi ele geçirmek isteyenler bugünkü Suriye yerlileri Asurlulardır.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 25-09-2007   #19 (mesaj-linki)
kaf_kef - avatarı
Cvp: Ortadoğu Dinleri - Musevilik

MUSEVİLİK VE YAHUDİ TARİHİ
(KRALLAR SONRASI DÖNEM)

Asur İstilası

Kuzey İsrael’de yaşayan Yahudiler, manevi olarak zayıfladıkları sırada , - bu da aynı zamanda fiziksel,yani ordusal bakımdan da zayıflamalarına yol açıyordu- Asurlular da giderek güçleniyorlardı. Asurlular, bu zamanda hemen kuzeyde, bugünkü Suriye, Irak ve Türkiye’nin bulunduğu toprakları ele geçirmişlerdi ve imparatorluklarını genişletmeye devam ediyorlardı. Eğer Londra’daki İngiliz Müzesine giderseniz, bu dönemde yaş**ış Asurlular’dan kalmış müthiş kalıntıları görebilirsiniz. 1.Dünya Savaşı’ndan sonra, ,İngilizler, Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarını ele geçirdiği zaman, Ortadoğu’ya arkeologlar göndermişler, ve birçok yerel antik eseri İngiliz Müzesi’ne getirtmişlerdi. Kuzey İsrael kralı Yehu’nun ,Asur kralı Shalmanaser III ‘e ödediği vergileri anlatan Meşi taşını görebilirsiniz. Ayrıca, Asurlular’ın başkenti Nineyeh’teki muhteşem sarayın duvarlarında bulunan rölyefleri de burada inceleyebilirsiniz. Bu saray, Kral Sennacherib’e aitti ve rölyef de İsrael şehri Lachish’in kuşatılmasını gösteriyor. Şehir, Sennacherib tarafından istila edilmişti ve kendisi de bundan çok gururlanarak, saray duvarlarını bu başarısını anlatan rölyeflerle doldurmuştu. İngilizler de, bu rölyefleri Ninyeh sarayının duvarlarından söküp, Londra’ya getirdiler. TAKVİM SİSTEMİ Ingiliz Müzesi’nde , eserlerle ilgili tarihlendirmelerin ( ve ortadoğuya ait eski eserlerin sergilendiği diğer müzelerdeki tarihlerin de ) bu yazı dizisinde kullandığımız Yahudi takvimiyle uyuşmadığını görürüz. Bunun nedeni, bu yazı dizisinde geleneksel Yahudi takviminin kullanılmış olmasıdır- bu da milattan onceki tarihleri kapsıyor. Yahudi ve Hıristiyan takvimleri arasında, Babil ve Asur dönemlerinde 150 yıllık bir fark vardır, fakat Roma dönemine geldiğimizde ( Hristiyan takvimine göre 1. Yıla mesela ) bu fark ortadan kalkmaktadır. Neden? Eski dünyanın kronolojilerinin detaylı bir açıklamasını yapmak böyle kısa bir tarihsel anlatım serisinin kapsamına girmese de, modern tarihçilerin genel olarak kullandığı tarihleme sistemini,özet halinde anlatacağız. Yahudi takvimi, ilk olarak yaklaşık MÖ 2. Yüzyılda Rabbi Yosef Ben Halafta tarafından yazıldığına inanılan Seder Olam Rabba adlı bir kitaptan alınmıştır. Halafta’nın kitabındaki tarihlerin kaynağı , İbranice yazılmış Tanah’taki bazı yazılar olduğu kadar, Talmud’da belirtilmiş bazı dinsel geleneklerdir Hatırlanması gereken esas noktalardan biri de- Yahudi kaynaklarının ve tarihlerinin, ( Yahudi takviminin başladığı 6.000 sene öncesinden itibaren ) kesin ve yüksek oranda tutarlı bazı astronomik verilere de dayanıyor olmasıdır : Ayın dünya etrafında dönüşüne ( aylar), ve dünyanın güneş etrafında dönüşüne ( yıllar )dayalı bir esas üstüne kurulmuştur. İbrani Tanah’ının ve tutarlı, astronomik zamansal verilerinin birleşimi , geleneksel Yahudi takvimine ,özellikle Yahudi tarihindeki önemli olaylar sırasında yüksek bir tutarlılık kazandırmıştır. Düşündüğünüzün aksine, modern tarihçilerin kullandığı kronolojiler,kesin olmaktan çok uzaktır. 20. Yüzyılın başına kadar, uluslararası bir takvim ( Gregoryen takvimi de olarak bilinen Hıristiyan takvimi ) kabul edilmemişti bile. Eğer tarihte biraz gerilere gidersek, bu takvim sisteminin sandığımızdan da karmaşık olduğunu görebiliriz. Tutarlı tarihsel takvimler duyulmamış olgulardı ve neredeyse her imparatorluk, çok farklı kriterlere dayanılarak geliştirilmiş ,kendi takvim sistemini kullanıyordu. Uluslararası kabul edilmiş bir sistem yoktu ve Seder Olam Rabba ‘da geliştirilmiş Yahudi geleneksel takvimine benzer bir takvim bulunmuyordu. , .Peki, tarihçilerin bugün kullandıkları kronolojileri nasıl elde ediyoruz? 19. yüyılın sonundaki ve 20. Yüzyılın başındaki tarihçiler, tarihte geriye giderek çalışmışlar ve çeşitli parçaları birbirine birleştirerek ilerlemişlerdir. Bu işlem, asıl Roma, Yunan, Mezopotamya ve Mısır’dan günümüze gelmiş kalıntıların incelenmesi ve diğer arkeolojik kalıntıların araştırılıp radyo karbon işleminin kullanılmasıyla yapılmıştır. Tüm bu metodlarda hata payı bırakıldığından, ve bazen de yoruma açık konular bulunduğundan , farklı bilim adamları arasında halen süregelen tartışmalar yaşanmaktadır. Bu nedenle, modern tarihçilerin kullandığı tarihleme sistemi en iyi şekilde, -iyi yapılmış ve incelenmiş tahminler – olarak açıklanabilir. Bu yazı dizisi, geleneksel Yahudi bakış açısıyla yazıldığından ve Yahudi takvimi de tarihsel açıdan tutarlı olduğundan , Yahudi tarihlerini kullanılması uygun görülmüştür. Günümüzde, birkaç akademisyen, modern kronolojiyi de sorgulamakta , hatta Yahudi takvimiyle ilişkisini ortaya çıkarmaya ve incelemeye çalışmaktadır. Bunların arasında İngiliz Peter James şunları söylemektedir: “MÖ 12. Yüzyıldan 10. Yüzyıla kadar olan Filistin’deki Demir Çağı’nın yeniden tarihlendirilmesi ve İsrael arkeolojisine yeni bir bakış açısıyla bakılması mümkündür: Hem de bu yeni öneri Tanah’taki tarihlerle son derece uyum içindedir !” (Centuries in Darkness by Peter James; Rutgers University Press, 1993, p. 318.) Bunu aklımızda tutarak, hikayemize devam edebiliriz. KUZEY KRALLIĞI DÜŞÜYOR MÖ. 6. Yüzyılda, Asur kralı Tiglathpileser III ,Asur devletini güçlendirmiş, çok büyük bir imparatorluk yaratmış ve bununla çok övünmüştü. ( Asur, zaman içinde güçlü Mısır’ı bile zorlayacaktı ) Asur, aynı zamanda ele geçirdiği yerlerdeki insanları yeni bir uygulamayla tanıştırmıştı: Ve buna sürgün diyordu. İstila ettikleri toprakları zayıflatıp etkisiz hale getirmek için, yerel halkı alıyor, başka bir yere gönderiyorlar, ve boşalan bu yerlere başka insanları getiriyorlardı. Sürgüne gönderilenler de nerede olduklarını anlayana kadar on yıllar geçiyor , sonunda isyan etmeyi de unutuyorlardı . MÖ 575’ten başlayarak, kuzey krallığını zayıflatmak için, Tiglathpileser ,Zevulun ve Naftali kabilelerine ait toprakları alır ve bu iki kavmi sürer. Başka bir Asur kralı, Shalmanaser V, Reuven, Gad ve Menase kabilelerine ait toprakları ele geçirip sürer. En sonunda MÖ 556’da , Asurlular’ın en büyük imparatorlarından Sargan II, bu görevi tamamlar ve ülkenin kuzeyinin tümü artık Asur imparatorluğunun himayesi altındadır. “ Ve Asur krallığı, Samarya’yı ele geçirir ve İsraelliler’i Asur topraklarına sürer, onları Habor nehrinin kıyısındaki Halah’a ve Gozan nehrini kıyısındaki Media’ya yerleştirir Bu olay gerçekleşti çünkü İsraelliler, Tanrı’larına karşı günah işledi ve başka tanrılara taptı , başka milletlerin geleneklerini benimsedi.” ( 2 Krallar 17: 6- 7 ) Yahudiler, yerlerinden atılınca, oralarla kimler geldi ? Asurlular, başka başka yerlerden ,daha sonradan Samaritanlar olarak bilinecek – şimdiki Şomron ve Samarya’da yaşadıklarından –birçok insan getirdiler. Samaritanlar az çok Yahudiliği benimsemiş insanlardı , fakat tamamen değil. Bu nedenle, Yahudiler tarafından hiçbir zaman kabul edilmemişlerdi. Bu sebepten dolayı Samaritanlar da her zaman Yahudiler’e karşı kırgın olmuşlardı . Aslında, Samaritanlar’ın, Yahudiler’e olan –kinleri hakkında uzun bir hikayeleri vardır. Hıristiyan ilahilerinde Samaritanlar genel olarak ‘ iyi insanlar’ olarak geçse de , Yahudi bilincinde ( ve tarihinde ) Samaritanlar, ender olarak iyi kabul edilir. Günümüzde sadece 600 Samaritan kalmıştır ve Arapça Nablus olarak bilinen, Şehem şehrinin hemen sağındaki Grizim Dağı ‘ndaki kültürel yerleşmelerinde yaşamlarını sürdürürler. KAYIP KABİLELER Bu arada, kuzeydeki Yahudi insanlar Asur imparatorluğunun tümüne dağılmışlardı. Bu 10 kabileye ne olmuştu? Asimile oldular ve kayıp 10 kabile oldular. Dünyanın birçok yerinde, özellikle uzakdoğu’da bu 10 kabileden geldiklerini iddia eden birçok insan bulunmaktadır. Londra Üniversitesi’nde Dr. Tutor Parfait adında bir tarih profesörü uzmanlığını bu insanların yerlerini belirlemek üzerine yapmış. ‘Onüçünçü Kapı ‘ -“ The Thirteenth Gate “- adında bir kitap yazmıştır ve Yahudi soyundan geldiklerini söyleyen insanları araştırmıştır. Çoğunun Yahudilikle ilgisi olmadığı bu kadar insanın nasıl Yahudi soyundan geldiklerini iddia ettiklerini görmek çok şaşırtıcı bir şeydir. Mesela, Afganistan ve Pakistan’ın kuzey kesiminde yaşayan Müslüman kökten dinci olan Pathan’lar , güçlü nüfuslarının 5 milyonunun bu kayıp 10 kabileden gelmiş olduğunu ileri sürerler. Kayıp 10 kabilenin, ‘ Sambatyon nehrinin üzerinde’ yaşadığını söyleyen bir midraş vardır. Bu , tüm hafta boyunca kum ve toprakla akan, fakat Şabat günü duran mistik bir nehirdir. Bu geçilmez bir nehirdir. Tabii ki böyle bir nehir yoktur , bu sadece kabilelerin yok olduklarını ve geri gelmeyeceklerinin alegorik bir söyleyiş biçimidir. Günlerin sonunda, tüm kayıp Yahudiler’in geri geleceği hakkında bir inancımız vardır. Büyük bilginlerden Vilna Gaon, başka dine geçenlerin, tekrardan Yahudik’e geri dönmenin yollarını arayan kayıp ruhlar olduğunu söyler. Fakat şimdilik, bu kabileler yok olmuşlardır. Kuzey İsrael krallığından dağılmış olan Yahudiler’den sonra, Asur İmparatorluğu, gözlerini güneye dikmişti. Fakat burası, kolay bir av değildi. Ama güneyin de Babilliler’le mücadele edeceklerini söylemeye gerek yok…

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 26-09-2007   #20 (mesaj-linki)
kaf_kef - avatarı
Cvp: Ortadoğu Dinleri - Musevilik

MUSEVİLİK VE YAHUDİ TARİHİ
(KRALLAR SONRASI DÖNEM)

İsrael'in Sonu Ve
1. Bet-Amikdaş'ın Yıkılışı


Yehuda denilen Güney İsrael Krallığı, kuzey krallığından yaklaşık 134 sene fazla yaş**ıştır.Bunu nedeni düzensiz bir yerde bulunmaması ve putperestlik yoluna sapmamalarıydı. Kuzeyde, ortalama her 12 yılda bir kral değişiyordu , fakat güneyde ise bir kral yaklaşık bu sürenin iki katı kadar başta kalıyordu. Kuzey krallarının aksine, güney krallarının hepsi dürüst insanlardı. Ve diğer kralların arasında öne çıkan biri Hezekiah idi. ( Bu kral, peygamber İşaya’nın kızıyla evlenmişti ) Kral David’den sonraki 14. Kraldı ve MÖ 590 – 561 yılları arasında ülkeyi yönetti .Tanah, onun hakkında şunları söyler: “Ve O, Allah’ın gözünde doğru olanı yaptı , tıpkı babası David’in yaptığı gibi. Ve İsrael’in Allah’ına güvendi. Yehuda kralları arasında ondan önce veya sonra onun gibisi yoktu ve olmadı . “ ( Krallar 2, 18:3-5 ) Bu pasuk gerçekten övgü doludur. Bu zamanda, kuzey İsrael krallığı ,Asur İmparatorluğu tarafından ele geçirilmişti. Hezekiah da , Asur saldırısından korunmak için Yeruşalayim’in duvarlarını sağlamlaştırdı. Onun yaptırdığı bazı işleri bugün hala görebiliriz. YERUŞALAYİM’İN GÜÇLENDİRİLMESİ Hezekiah’ın zamanından itibaren, Yeruşalayim, artık orijinal ‘David’in Şehri’ ile sınırlı değildi. Büyük bir nüfus da , Tapınak dağının batı kısmındaki yeni yerleşim yerinde yaşıyordu. Fakat şehrin bu kesimi korumasızdı ve Hezekiah da bu bölgeyi, günümüzde arkeologlar tarafından ortaya çıkartılmış surlarla çevirdi. Buraya ‘Geniş Yol’ denir. Kral Hezekiah’ın yaptığı bir diğer iş de , şehre su sağlayan sistemi, büyütmek olmuştu. ( 18. Bölümde bahsedilen ,şehir duvarları dışındaki Gihon kaynakları şehre su sağlıyordu. ) Bunu gerçekleştirebilmek için Hezekiah, Gihon kaynaklarından şehre bir tünel kazmaları için, iki ekip organize eder. Bu ekiplerden birisi, tünelin bir ucundan, diğeri de öbür ucundan kazmaya başlarlar ve ortada buluşurlar. O günlerin kısıtlı teknolojisini göz önünde bulundurursak , kazdıkları bu tünel, inanılması güç bir eserdir. – tam 533 metre uzunluğundadır. Bugün Eski Yeruşalayim şehrinin hemen dışındaki Arap köyü Silvan’a gidebilir ve bu tünelin içinde yürüyebilirsiniz. ( Günümüzde su, sadece dize kadar gelmektedir. ) Ayrıca, eski işçilerin aletlerinin izlerini ve birleşen iki takım işaretierini de hala duvarlarda görebilirsiniz. Aslında burada bir de plaka bulunuyordu fakat Osmanlılar, Yeruşalayim’i aldıkları zaman bu plakayı söktüler ve şimdi bu plaka İstanbul, Türkiye’de bir müzede bulunmaktadır. Sennacherib tarafından yönetiler Asurluluar, Yeruşalayim’i kuşatmak için kapıya dayanmadan hemen önce, şehrin surlarla güçlendirilmesi tamamlanmıştı. Bu yaklaşık MÖ 547 yılları arasında gerçekleşmiştir. Daha, önceden, 21. Bölümde, Ortadoğu’daki birçok değerli eşyanın İngilizler tarafından alındığını ve şu an İngiliz Müzesi’nde sergilendiklerinden bahsedilmişti. Bu kalıntılardan biri de Sennacherib’in zamanından kalma,bir tablettir ve üstünde şunlar yazılıdır: “ Yehuda kralı Hezekiah’ı kafesteki kuş gibi şehrin içine hapsettim”. Farkındaysanız, Yeruşalayim’in düşüşü anlatılmamış , çünkü Yeruşalayim zaten düşmedi. Neler olduğunu bize Tanah anlatır. Asurlular şehri kuşatırlar ve neredeyse amaçlarına ulaşma noktasına gelirler. Fakat kamplarında bir veba salgını baş gösterir ve bir gecede 185,000 Asur askeri ölür. Sennacherip , hemen toparlanıp , Asur’daki evine geri döner ve kısa bir süre sonra da çocukları tarafından öldürülür. Asur İmparatorluğu’nun kana susamış imparatorunun kötü çocuklara sahip olmasını herkes anlayabilir. Fakat ne yazık ki, aziz kral Hezekiah da , bu konuda şanslı değildir KÖTÜ TOHUM Hezekiah’ın oğlu, Menase, babası öldükten sonra tahta geçer. Babası ne kadar iyiyse, kendisi o kadar kötüdür. Tanah, Menase hakkında şunları söyler: “O, Tanrının gözünde kötü olanı yaptı …Baal için sunaklar kurdu. .Oğlunu ateşten geçirdi, astrolojiyle ilgilendi , fallara inandı , ruhlarla uğraştı. Allah’ın gözünde kötü olanı yaptı ve onu kızdırdı”( Krallar 2,21:2 –6 ) Menase, o kadar kötüydü ki, kendi dedesi peygamber İşaya’yı bile öldürttü. Onun zamanında, krallığın ruhani bir çöküşe gittiğini görmek şaşırtıcı değildir. Bir sonraki kral, Amon, Menase kadar kötüydü. Fakat sonra, Allah’ı çok seven Josiah gelir ve birçok etkileyici dini reformlar yapar. Ne yazık ki, öldüğünde bu reformları da kendisiyle birlikte ölür ve ruhani çöküş devam eder. ( Josiah’tan kalma bir gelenek vardır. Josiah, güney krallığının da, kuzey krallık gibi istila edileceğini düşünür ve Ahit Sandığı’nı, düşmanların eline geçmesin diye saklar. Bu dizinin ilerleyen bölümlerinde , Ahit Sandığı’nın bugün nerede olabileceğini tartışacağız. ) Bu arada, İsrael için çok büyük bir tehdit oluşturan Asur İmparatorluğu , yeni bir güç olarak ortaya çıkan Babilliler tarafından yok edilmişlerdi. Ve şimdi de istila edecek olan Babilliler idi. BABİLLİLER GELİYOR Babilliler, önceki Asur imparatorluğunun tüm gücünü ele geçirme politikası dahilinde İsrael’e doğru yürüyüşe geçtiler. Yıl MÖ 434 civarlarıydı. ( ya da Tapınak’ın yıkılışından 11 yıl evvel ) Babililer’in amacı, güçlerini kabul ettirmek, ve İsrael’den geri kalan bölgeleri derebeylikleri yapmaktı. Eğer bu işte başarılı olurlarsa, en zeki ve parlak 10,000 Yahudi’yi himayeleri altına almış olacaklardı. Bu korkunç bir felaket öyle değil mi? Fakat öyle olmadı. Hatta, bizi koruyan bir olay haline geldi ki, bunu bir sonraki bölümde ele alacağız. Babilliler, Yahudiler arasından kukla bir kral olan , Zdekiah’ı başa getirdiler. Fakat bu büyük bir hataydı. Zedekiah, büyük egoya sahip zayıf bir kraldı ve bir süre sonra isyan etmeye karar verdi. Tabii, buna kalkışır kalkışmaz da, Babil imparatoru Nebukadnezar, Yeruşalayim’i kuşattı. Bu konuyu yanlış anlamayın. Bu olay, İsrael, Babilliler’e karşı ayaklandıkları için değil, Tanrı’ya karşı ayaklandıkları için oldu. Yahudiler, Tanrı’yla iyi ilişkiler içindeyken, -Kral Hezekiah zamanında olduğu gibi yenilmezdiler.Bazen, savaşmaya bile gerek kalmıyor,Tanrı , düşmanları bir veba salgınıyla yok ediyordu. Fakat Tanrı’ya ihanet ettiklerinde , İsrael ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, düşmanları karşısında ayakta duramıyorlardı. Fakat, her zaman olduğu gibi, Tanrı, Babilliler, tüm Yeruşalayim’i kuşatana kadar Yahudiler’e doğru yolu bulmaları için yeteri kadar zaman vermişti.. Peygamber Yeremya, 40 yıldır bıkıp usanmadan yaptığı gibi ,tüm halkı pişmanlığa çağırıyordu fakat onu dinleyen olmadı Aksine, dövülüp hapse atıldı! Hapisteyken, Yeremyah, tapınağın ve Yeruşalayim’in yıkılışını tahmin ettiği Lementations- Yakarışlar - kitabın yazdıysa da kimse buna aldırış etmedi. Günümüzde, Yakarışlar Kitabını , her sene 9 Av’da , bu korkunç tahminlerin gerçekleşmiş olduğu günde okuruz. Bu Yahudi tarihi, hala bir utanç günü olarak hatırlanmaya devam edilmektedir. ( 13. Bölümde gördüğümüz gibi ) 9 Av, Tişabeav, Yahudi tarihindeki felaketler günüdür. Moşe’nin İsrael topraklarına gönderdiği casusuların , geri gelip İsrael topraklarına gitmemeyi önerdikleri, Allah’ın da tüm İsraeloğulları’nı 40 yıl çölde dolaşma ile cezalandırdığı, , 1. Tapınak’ın Babilliler tarafından yıkıldığı, 2. Tapınak’ın Romalılar tarafından yıkıldığı, İspanya’da yaşayan Yahudiler’in engizisyonla tehdit edilmeye başlandığı, - Ya vaftiz , ya ölüm – kararı, , Holocaust’un ön evresi 1. Dünya savası’nın başladığı , ve Yahudi insanların yaşadığı diğer pek çok felaketin başlarına geldiği gündür bugün . YERUŞALAYİM’İN KUŞATILMASI Kuşatma, 2 sene sürmüştür. Bu olay hakkında, şu an Yeruşalayim’in eski Şehrinde görebileceğiniz arkeolojik kanıtlar bulunmuştur . Hezekiah’ın ‘Geniş Yolu’nun yakınlarında, İsrael Tower müzesini ziyaret edebilirsiniz. Bu, yaklaşık 60 feet yeraltında olan bir müzedir ve şehrin kuzeydeki savunma duvarına ait üç kapının kalıntılarını burada görmeniz mümkündür. ( Arkeologlar, burayı “E kapısı” olarak adlandırmışlardır. ) Burada, 1970’lerde kazı çalışmaları yapan arkeologlar, Babil kuşatması hakkında kalıntılar ortaya çıkarmışlardır. Buldukları kalıntılar arasında, Babil ve İsraelliler’in kullandıkları ok başlıkları vardır. Peki bunların kimlere ait olduklarını nasıl anlamışlardı ? Ok başlıklarının üzerlerinde isimler vardır. , çünkü eski zamanlarda bunlar çok değerli aletlerdi. Ve , krallar kitabıyla ilgili olarak, şehrin yandığının işareti olan , kömürleşmiş toprak katmanına da rastlamışlardır. 2 yıl sonra, Yahudiler, artık dayanamadılar. Ve boyun eğmek zorunda kaldılar. “Meme emen bebeklerin susuzluktan dilleri damaklarına yapışır, genç çocuklar bir parça ekmek için dilenirler , kimse onlara yardım etmez. Bir zamanlar ziyafetler verenler, şimdi sokaklarda sürünüyor, kırmızı kıyafetlerle yetiştirilenler çöplüklerde yaşıyor, ..Görünüşleri kurumdan da kara bir hale geldi, sokaklarda tanınmıyorlar , derileri kemiklerine yapışmış , ve bir tahta parçası gibi kurudular. ..Merhametli kadınların elleri ,kendi çocuklarına zarar veriyor, … (Lementations-Yakarışlar 4 :4-5,8-10 ) 7 Av’da , Babilliler, şehrin duvarlarını yıkarlar. İçeri girip, herkesi katletmeye başlarlar. Bu felaket sırasında, Zedekiah, gizli bir tünelden Yeruşalayim’den Ölü Deniz’e kaçmaya çalışır Fakat yakalanır ve yakalanma şekli de çok ilginçtir. Rashi, tarafından anlatılan Midraş’a göre, Nebukadnezar’ın kaptanı Nebuzardan, adamları şehre dağılırken ava çıkmış. Bir geyik görüp ve onu takip etmeye başlamış. Geyik de tam bu tünelin üstünden koşmaya başlamış. ( Bu , tabii ki Tanrı’nın , Zedekiah’ın cezadan kaçmasını önlemek için düzenlediği bir şeydi ) Zedekiah, tünelden çıkınca, karşısında geyiği dururken görmüş , ve tam arkasında da Nebuzardan’ı…İşte Zedekiah, bu şekilde yakalanmıştır. Zedekiah, da geri kalan İsraelliler gibi felaket bir kaderin pençesindedir. Bunu Tanah şöyle yorumlar: “ ve onlar…Zedekiah’ın gözlerini oyarlar, bronz prangalara vurular, ve Babil’e götürürler. Ve Nebukadnezar’ın Babil’in başında bulunduğu 19. Yılın beşinci ayının onyedisinde, koruma kaptanı ve Babil kralının hizmetçisi Nebuzaradan ,Yeruşalayim’e gelir.Ve o , Allah’ın evini ( Tapınak’ı ) yakar, kralın evini de ve Yeruşalayim’deki tüm evleri de… ve her büyük adamın evi alevler içinde yanıp kül olur…”( Krallar 2, 7 – 9) Tapınak’ın yıkılışıyla, -MÖ422 yılının 9 Av’ında, Yahudiler’le , Allah arasındaki çok özel bir bağ yok edilmiş oldu. İşte, her şeyin yıkıldığı zaman gelmişti. Korkunç fiziksel yaraların yanında, Yahudi insanların manevi değerleri de yok oluyordu. . Daha önceden, Babilliler, İsrael’i , derebeylikleri yapmakla yetinirken, şimdiki cezaları çok daha ağırdı. Bu sefer, Asurluluar’ın sürgün politikasını benimsemişler ve Yahudiler’i Vaadedilmiş Topraklar’dan dışarı atmaya başlamışlardı.…


  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Ortadoğu Dinleri - Musevilik Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Ortadoğu Dinleri - Hıristiyanlık GusinapsE Din/İlahiyat 3 11-03-2009 17:06
Ortadoğu Dinleri - İslamiyet Mystic@L Din/İlahiyat 1 03-03-2007 11:58
Ortadoğu Dinleri - Nusayriler Blue Blood Din/İlahiyat 0 24-01-2007 23:37
Ortadoğu Dinleri - Samirilik Blue Blood Din/İlahiyat 0 24-01-2007 22:53
Ortadoğu Dinleri - Sabiilik Blue Blood Din/İlahiyat 0 24-01-2007 22:24