| | #16 (mesaj-linki) |
Cvp: Şeytan
şeytan kibrinden dolayı ALLAH a karşı gelmiş bunun üzerine cennetten uzaklastırılmısbir varlıktır. ALLAHTAN kıyamet kopana kadar süre istemiz ve tüm adem oğularını saptıracağım demiştir. fakat aslen içimizdeki şeytana bakmak lazım gelmektedir öyle insanlar vardirki şeytanlaşmışinsanlardır bunlar. şeytan bile bunların yanında aciz kalabılıor insanın melekler kadar saf olmasıda şeytan kadar bedbah omlasıda elindedir hatta şeytana papucunu ters giydirmek deyimi şeytandan daha şeytan ınsanlara deilmiş olsa gerek. ALLAHIN dünyayı yaratma gayesini iyi kavramak cennetin yanında birde cehennemi koymuş olduğunu iyi ölçmek gerekmektedir. bediüzzaman haramları '' acı bal'' olarak tanımlamıştır. yani görünüşte haramlar tatlıdır yapılması insana kolay gelır ınsan zevk alır. ama o acı balın verdiği bir anlık tadn kayolupta acı bir tada bürünmesi gibi haramında sonradan yani ahıtette yani mizanda karşımıza cıkacagını yani bizi ataşe sürükleyeceğini bilmemiz lazım dır beşer şaşar. insan yanılır ama zararın neresınden dönersek karımızdır ALLAH affedenlerın en yücesi rahmetı sonsuz olandır. bunun yanında yarın çok geç de olabılır ölümün nezaman karşımza cıkacagını kestıreblırımıyız ki.....
| |
|
| | #17 (mesaj-linki) |
Cvp: Şeytan Şeytan Hikayeleri ŞEYTAN İLE ODUNCUNUN DÖVÜŞÜ Odunculukla hayatını kazanan bir zat vardı. Allah'a karşı kulluk" vazifesini yapar, kimsenin ekşisine tatlısına karışmazdı. Bu zahit kişinin bulunduğu köyün yakınında bir köy daha vardı, onlar da dağda kutsal diye kabul ettikleri bir ağaca taparlar, ondan meded beklerlerdi. Oduncu, bir gün: «Şunların Allah diye taptıkları ağacı kesip odun edeyim, pazarda satarak ekmek parası kazanırım; hem de, bir kavmi Allah'a isyandan kurtarmış olurum» diye düşünerek Allah rızası için ağacı kesmeye karar verdi. Dağa doğru giderken karşısına acaip suratlı pis bir adam çıkarak nereye gittiğini sordu. Oduncu: - Halkın Allah diye taparak Allah'a isyan ettikleri ağacı kesmeye gidiyorum, dedi. Adam, oduncuya: - Ben şeytanım... O ağacı kesmene müsaade etmiyorum, deyince zahit oduncu, şeytana çok kızmıştı. Öldürmek için hücum ederek yere yatırdı ve üzerine oturup hançerini boğazına dayadı. Şeytan zahide: - Ey zahid, sen beni öldüremezsin. Allah bana kıyamete kadar müsaade etmiştir. Fakat gel o ağacı kesme, seninle anlaşalım. Ben sana her gün bir altın vereyim, sen de ağacı kesmekten vazgeç. Hem el ağaca tapıyormuş, günah işliyormuş senin neyine gerek, altınını al işine bak, dedi. Adam şeytanı bırakmıştı. Şeytan adama, akşam yatıp sabahleyin yastığının altına bakmasını söyledi ve anlaşarak ayrıldılar. Adam ağacı kesmekten vazgeçip, evine dönmüştü.. Akşam yatıp sabahleyin yastığının altına baktığında, altını gördü. Memnun olmuştu, ikinci gün oldu. Fakat bu sefer şeytan altını koymamıştı. Adam kızıp baltasını aldığı gibi dağa ağacı kesmeye gitti. Fakat yolda yine şeytanla karşılaştılar. Adam şeytana iyice kızmıştı. Görünce: - Seni sahtekâr seni, kandırdın değilmi beni?., diyerek üzerine hücum etti. Fakat evvelkinin tam tersine bu sefer şeytan adamı tuttuğu gibi altına aldı. Adam şaşırmıştı. Bu nasıl hâl der gibi şeytanın yüzüne bakıyordu. Şeytan: - Hayret ettin değil mi? Niçin bana yenildiğinin sebebini söyleyeyim: Dün sen Allah rızası için ağacı kesmeye gidiyordun. Seni değil ben, dünyadaki bütün şeytanlar bir araya gelsek yine yenemezdik. Lâkin şimdi Allah rızası için değil de, sana altını vermediğim için kızdığından gidiyorsun, işte o yüzden bana mağlup oldun ve sana ağacı kesmene müsaade etmeyeceğim, dedi. Kaynak: Büyük Dini Hikayeler, Osmanlı Yayınevi Şeytan ile Hz. İsa (a.s) Hz. İsa (a.s) yarım kerpici başının altına koymuş, yatıp uyumuştu. Uyanıp gözlerini açtığında İblis'i başında bekler buldu. Ona. - A melun başımda ne bekliyorsun? diye sordu. İblis ona dedi ki: - Başının altına koyduğun benim kerpicim. Bütün dünya benim malım olduğuna göre, bu ker*** parçası da benim malımdır demektir. Madem ki malımı kullanıyorsun bana ortak oldun demektir. Hz. İsa (a.s) kerpici başının altından aldı, fırlatıp attı. Yeniden uyumaya niyetlendi. İblis de savuştu gitti. Ey dünya dertleriyle üzülen, ip gibi eğilip bükülen adam! Madem sonunda herşeyi arkanda bırakıp gideceksin, açgözlülük yapmanın, durmadan mal yığmanın ne âlemi var? Kaynak: Mantıku't Tayr, Feridüddin Attar ŞEYTAN'IN HİLESİ & ZEUS Şeytan, şeytanlığını yapabilmek için, insanların zihnine girebilmek için kendine hep bir yol arayıp bula gelmiştir... Bir zamanlar..., Allah'tan sakınan, gece gündüz ibadet eden birçok kimse vardı. Onlar Allah'ı sever, Allah'da onları severdi. Allah onların dualarını geri çevirmezdi. Allah'ın bu sevdiği seçkin kullarını insanlarda sever ve sayardı. Tabi şeytan da vardı. Ama Şeytan'ın işi zordu. İnsanoğlunun ayağını kaydırmak zordu. Bu salih kullar yoluna engeller koyuyor, doluya koyuyor almıyor, boşa koyuyor almıyor du. Şeytanlık bayağı zordu, acınacak hali vardı İblis'in oğlunun. Ama şeytan bu durur mu? Durmaz tabi... Düşündü düşündü, yılları düşünmekle geçti ve bir gün fırsatını buldu. Bu Allah dostları, halk tecelli edip vefat etmeye başlayınca, Şeytan balkarki engeller kalkmaya başlamıış, halkın içine girebiliyor. O da her fırsatta onların içine girmiş ve her fırsatta onlara Allah dostlarını hatırlatmaya başlamış... - Şunu, şunu nasıl bilirdiniz? - Allah Allah. Sorduğun soruya bak. Nasıl bileceğiz? Onlar Allah'a çok bağlıydılar. Duaları geri çevrilmezdi. - Onlara ne kadar üzülüyorsunuz? - Çok çok.. Tarifi mümkün değil. - Öyleyse onları görmek isterdiniz değil mi? - Hemde nasıl! - Niçin onlara hergün bakmıyorsunuz? - Ne demek istiyorsun? Hiç mümkün olabilir mi? Onlar vefat ettiler, aramızdan ayrıldılar. - Siz de onların resimlerine bakın! Şeytan'ın bu sözleri halkın beğenisini toplar. Bunun üzerine o salih insanların resimlerini yaparlar ve hergün o resimlere bakmaya başlarlar böylece ayrılık özlemlerini giderirler... Zamanla resimlerden heykellere geçerler... Bunları evlerine ve mabetlerine kadar her yere koyarlar... Resim ve heykelleri ilk yapan bu insanlar Allah'a ibadet ediyorlar. O'na ortak koşmuyorlardı. Bu heykellerin taştan yapıldığını, yarar ve zararı olmadığını biliyorlar, ancak gene de saygı gösteriyorlardı. Gittikçe heykeller çoğaldı. Heykellerin çoğalmasıyla saygıda çoğaldı. Heykellere saygı ve bağlılık gösterisinde bulunmak moda oldu. Öyle olduki, salih bir kimse vefat edince, hemen heykelini yapmak bir görev haline geldi. Nesiller geldi nesiller gitti. Çocuklar torunlar babalarının ve dedelerinin heykellere tavırların görmüş, onların önünde başlarını eğdiklerini, saygı duruşunda bulunduklarını görmüşlerdi. Boynuz kulağı geçer misali, çocuklar saygıda babalarınıda geçtiler, secde etmeye, ihtiyaçlarını heykellerden istemeye başladılar. Bu arada heykeller için kurban kesmelerde başlamıştı. Sonunda heykeller putlaştı. İnsanların ihtiyaçlarını gideren tanrılar olarak kabul görmeye başladı. İbadet artık onlaraydı. Şeytan'ın tuzağına düşülmüştü. ...ve sonraları tanrılaştırılan Zeus bile Hz. İdris'in Atina'ya Tevhid inancını tebliğ etmesi ve halkı çok tanrıcılığın parçaladığı ahlâkî yozlaşmadan kurtarması için gönderdiği valiydi. Kaynak: Batı'nın Doğu'ya Borcu, Ali Bulaç, Zaman Gazetesi, 17 Nisan 2006 ŞEYTANIN MALI Gafil bir adam bir şeyhin kapısına vardı, Şeytan'dan bir hayli şikayetçi oldu. "Şeytan beni yoldan çıkartıyor. Beni kandırıp dinimi, ahiretimi mahvediyor. " dedi. Şeyh de ona dedi ki: "Ey genç adam, senden az önce şeytan gelmişti buraya. O da senden bıkmış, usanmış. Ona yaptığın zulümleri anlatıp şikayet ediyordu. Diyor ki: "Dünyanın hepsi benim malımdır. O benim malıma göz koymaya, kendi mülkümü elimden almaya çalışıyor. Ben de bu yüzden onun dinine saldırıyorum. Bana zararı olmayan, malıma göz dikmeyen adamla benim ne işim olsunki!" Kaynak: Mantıku't Tayr, Feridüddin Attar ŞEYTANIN PİSLİĞİ Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinden biri şeytanın vesvesesine kapılıp; "Artık ben kemâle geldim. Sohbete devâm etmeme lüzum kalmadı." deyip kendi başına bir yere çekildi. Benlik ve gururundan dolayı şeytânî bir rüyâ gördü. Rüyâsında, bağlık bahçelik içinde güzel nehirler ve çok lezzetli yemekler yediğini gördü. Bu rüyâyı hakîkat zannedip, kibiri daha da arttı ve bu hâlini arkadaşlarına anlattı. Onlar da Cüneyd-i Bağdâdî'ye arzettiklerinde, Cüneyd-i Bağdâdî çok üzüldü ve anlatılan kimsenin yanına gitti. Baktı ki o kimseyi şeytan aldatmış, Ona; "Seni bu gece Cennet'e götürürlerse, Cennet'e vardığında üç defâ Lâ havle oku." buyurdu. Hakîkaten o kimseyi rüyâsında Cennet'e götürdüler. O kimse Cennet'e vardığında üç defâ Lâ havle okudu. Gördüklerini ve kendisinde hâsıl olan şeytânî hâllerin hepsini unuttu. Bir anda kendisinin pislik ve çöplük içerisinde olduğunu gördü.Uyandığında gördüklerini hatırladı ve içine düştüğü hatâyı anladı. Çok pişman olup tövbe etti ve Cüneyd-i Bağdâdî'nin elini öptü. Sohbetlere devâm edip, talebeler arasındaki yerini aldı. Hazret-i Cüneyd-i Bağdâdî buyurdu ki: "Herkese bir mürşid-i kâmil lâzımdır. Aksi halde mel'ûn şeytan gelip kendisine musallat olur ve insan maazallah ona tâbi olur." Son Düzenleyen asla_asla_deme; 28-09-2007 @ 14:24. | |
|
| | #18 (mesaj-linki) |
Şeytan ve Şerler niçin yaratıldı? Şeytan ve şerler niçin yaratıldı? Aslında yaptıklarından ve yarattıklarından dolayı “kimse Allah’a hesap soramaz” (Enbiya, 21:23) Ancak bizler, insan olmanın gereği olarak her konuda olduğu gibi, bu konuda da Hz. İbrahim (as) gibi, “kalbimizin tatmin olmasını istiyoruz” (Bakara, 2:260) istiyoruz. İşte bu yüzden de aklımıza ister istemez şu soru geliyor: Öyleyse neden, Allah şeytanı ve kötülükleri yaratmış da bize musallat etmiş? Kötülüğü yaratmak kötü, şerri yaratmak da şer değil mi? Hemen ifade edelim ki, şerrin yaratılması şer değildir; şerri işlemek şerdir. Çünkü Allah bir şeyi şer olsun diye yaratmıyor. Hayır olsun diye yaratıyor. Allahın hayır olarak yarattığı şeyleri de bizler hakkımızda şerre çeviririz. Mesela, Şeytan ateşten yatılmıştır ve bu konuda en güzel örnek de ateştir. Ateşin yaratılması şer değildir, ancak ona dokunmak şerdir. İnsan ateşi muhafaza altına alırsa ondan faydalanır; aksi halde zarar görür. Buna bir başka örnek de yağmurdur. Yağmurun gelmesinin binlerle neticeleri var, bütünü de güzeldir. Tedbirsizliği yüzünden bazıları yağmurdan zarar görseler, “Yağmurun yaratılması rahmet değildir” diyemezler ve “şerdir” diye hükmedemezler. Allah’u teâla günah işleme kabiliyeti olmayan meleklerle, hiç sorumlu olmayan hayvanları yaratmıştır. Bu iki varlıktan başka, hem melekleri geçecek kadar mükemmel, hem de aklı olmayan hayvanlardan daha aşağı olacak kadar kötü olma özelliğindeki insanı yaratmıştır. Bu noktada insanın terakkisine yol açmak üzere şeytana fırsat tanınmış ve insana kötülüğü emreden bir nefis verilmiştir. Dünya ahiretin tarlasıdır. Ahiretin iki menzili olan cennet de cehennem de insanların iminçlarından ve amellerinin meyvesi olacaktır. Bunun için insan nevi bir imtihana tabi tutulmuştur. Hayatını iman ve sahil amel üzere geçirip bütün işlerini istikamet üzere gören insanlar cennete layık bir kıymet alırlar. Aksi yolda gidenler ise cehennem ehli olurlar. İnsan, nefsine uymaz ve şeytanı dinlemezse manen terakki eder ve meleklerden daha yüce bir makama erebilir. Aksini yaptığı taktirde de hayvanlardan daha aşağılara düşebilir. Bilindiği gibi, elmasla kömürün aslı karbondur. Ancak diziliş farklılığından dolayı biri elmas diğeri kömür olmuştur. Aynı şekilde insanların da aslı birdir. Bütün insanlar aynı maddi ve manevi cihazlarla donatılmışlardır. Ancak, bunların doğru yahut yanlış kullanılmalarıyla insanlar arasındaki farklılık ortaya çıkmış ve toplumda elmas ruhlular yanında kömür ruhlular da ortaya çıkmıştır. Meselenin bir başka boyutu da şudur. İnsan, şeytana uymakla kendini zarara soktuğu gibi, “Sebep olan işleyen gibidir.” kaidesine göre bu işte şeytan da büyük bir sorumluk altına girer ve cehennemdeki azabını artırmış olur. İnsanları yoldan çıkarmak üzere kendisine tanınmasını istediği fırsat, başına bela olacak ve istikametten saptırdığı kişilerin azaplarının bir katı da ona tattırılacaktır. Cenab-ı Hak dileseydi şeytana bu fırsatı vermeyebilirdi. O zaman onun görevini de insan nefsi üstlenmiş olurdu. Sonuç değişmezdi. Kendisine insanları yoldan çıkarmak için çalışma fırsatının verilmesiyle şeytan büyük bir zarara uğramış, tabiri caizse, küstahlığının cezasını böylece görmüştür. Arif ARSLAN | |
|
| | #19 (mesaj-linki) |
Şeytan Ve Kadın Karısıyla, dostlarıyla ve bütün dünya ile ilişkisini kesmiş ve 40 yıl boyunca Tanrıya ibadet etmiş. 40 yılsonunda Tanrı ibadetinin karşılığı olarak ona şeytanı ağzı kapalı bir şişenin içinde sunmuş. Adam da evine dönmüş, karısına o şişeye sahip çıkmasını dünyada neler olup bittiğini artık öğrenmek istediğini söyleyerek dışarı çıkmış. Kadıcağız şeytanı merak ediyormuş. Merakına bir türlü engel olamayıp şişenin ağzını açıvermiş. Açmasıyla şeytan dışarı çıkmış ve gülmeye başlamış. Merakına engel olamadın ve kocanın 40 yıllık emeğini boşa çıkardın. Kadın da şeytan'a ; Sen o şişenin içinde hiç değildin ki Şeytan ; Nasıl olur? Şişeden çıktım sende gördün Kadın; O şişenin içinde hiç değildin. Nasıl o şişenin içine girebilirsin ki Şeytan; Gireyim de gör (der ve şişenin içine giriverir) YANİ ADAMIN ŞEYTANI HAPSETMESİ 40 YILINI, KADININ İSE 5 DAKİKASINI ALMIŞ. ŞEYTANDA TANRIYA İSYAN ETMİŞ VEEEE ''TANRIM MADEMKİ KADINLARI YARATICAKTIN O ZAMAN BENİ NEDEN YARATTIIIIIIIIIN''!... | |
|
| | #20 (mesaj-linki) |
Cvp: Şeytan Muhyiddin-i Arabi Hazretlerinin SECERET ' ÜL KEVN eserinden özetlenerek alınmıştır. Muaz b, Cebel rivayet ediyor : - Bir gün Resullullah (s.a) ile beraberdik. Ansardan birinin evinde toplanmıştık.. Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık. Bu arada, dışarıdan bir ses geldi : - Ev sahibi..... içerdekiler... Eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileğim var. Resullullah (s.a) Efendimiz, -Bu seslenen kimdir bilir misiniz? -En iyi bilen ALLAH (c.c.) ve Resuludur. - O, lain iblistir. 'Şeytandır' Allah'ın laneti onun üzerine olsun. Hz. Ömer : -Ya Resullullah , bana izin veriniz onu öldüreyim. - Dur ya Ömer , biliyomusun ki; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir... Öldürmeyi bırak. Kapıyı ona açın gelsin... O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz. Kapı açıldı... Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası, büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da, bir manda dudağına benziyordu. Sonra, şöyle bir selam verdi ; - Selam ya Muhammed ; selam size ey cemaat-i müslimin. - Selam Allah'ındır ya lain. Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş? - Benim buraya gelişim kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim. - Nedir o mecburiyetin ? - İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki ; "Allah-ü Taâlâ sana emir veriyor : Muhammed 'e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile. Ona gideceksin ve ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra o sana ne sorarsa doğrusunu diyeceksin." Sonra ... Allah-ü Taâlâ buyurdu ki : "Söylediklerine bir yalan katarsan , doğruyu sölemezsen .... seni kül ederim ; rüzgara savurur ... Düşmanlarının önünde, seni rüsvay ederim." İşte ... böyle ; ya Muhammed , o emir üzerine sana geldim. Arzu ettiğini bana sor . Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem ;düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki , düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur. Bundan sona Resullullah (s.a.) Efendimiz şöyle sordu : - Madem ki , sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat : Halk arasında en çok sevmediğin kimdir ? Şeytan şu cevabı verdi : -Sensin ya Muhammed. Allah' ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra senin gibi kim olabilirki? - Benden sonra , en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?. - Müttaki bir gence ki ... varlığını ALLAH (c.c.) yoluna vermiştir. - Sonra kimi sevmezsin ? - Kendisini sabırlı bildiğim , şüpheli işlerden sakınan alimi ... -Sonra ? - Temizlik işinde ... yıkadığı yerleri üç defa yıkamayı adet eden kimseyi. -Sonra ? - Sabırlı olan bir fakiri ki ; ihtiyacını kimseye anlatmaz... Halinden şikayet etmez. -Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nerden bilirsin ? -Ya Muhammed, ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, ALLAH (c.c.) onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hasılı , onun sabrını ; halinden , tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım. -Sonra kim ? - Şükreden zengin. - Peki, ama zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın ? - Onu görürsem ki , aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki : şükreden bir zengindir. Resullullah (s.a.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu : - Peki, ümmetim namaza kalkınca , senin halin nice olur? - Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar . Titrerim. - Neden böyle olursun ; ya lain ? - Çünkü bir kul , ALLAH (c.c.) için secde edince bir derece yükselir. - Peki ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun ? - O zaman da bağlanırım. Taa, onlar iftar edinceye kadar. - Peki ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun ? O zaman da çıldırırım. - Peki, ya Kur'an okudukları zaman nasıl olursun ? O zaman da, eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm. - Peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır ? - Ha, işte.. o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren , bir testere alır eline , ve beni ikiye böler. -Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin, ya Ebamürre ? - Çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki ; 1 - Allah-ü Teala, sadaka verenin malına bereket ihsan eyler. 2 - O , sadaka veren kimseyi halkına sevdirir. 3 - Allah-ü Teala, onun verdiği sadakayı , cehennemle arasında bir perde yapar. 4 - Allah-ü Teala, belayı sıkıntıyı ve ahları ondan defeder. Bundan sonra Resullullah (s.a.) Efendimiz ashabı hakkında bazı sorular sordu : -Ebubekir için ne dersin ? - O bana cahiliyet devrinde bile itaat etmedi... İslam'a girdikten sonra nasıl bana itaat eder ? - Peki, Ömer b. Hattab için ne dersin ? - Allah'a yemin ederim ki ; her gördüğüm yerde ondan kaçarım. - Peki , Osman b. Affan için ne dersin ? - Ondan utanırım ... hem de çok ... Nasıl ki , Rahman' ın melekleri de ondan utanırlar..., - Peki, Ali b. Ebutalib için ne dersin ? -Ah onun elinden bir kurtulsam... O, kendi başına kalsa ; ben kendi başıma kalsam... O beni bıraksa.... ben de onu bıraksam .. Ben onu bırakırım ; ama o beni bırakmaz. Resullullah (s.a.) Efendimiz , yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar kısmen bittikten sonra , şöyle buyurdu : - Ümmetime saadet ihsan eden ; seni taa, belli bir vakte kadar şeki kılan Allah'a hamd olsun. Resullullah (s.a.) Efendimiz ' in o cümlesini duyan lain iblis şöyle dedi : - Heyhat, heyhat... Ümmetin saadeti nerede? Ben , o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın ?.. Ben , onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar , benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaradan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah'a yemin ederim ki: Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve alimlerini ... Ümmilerini ve okumuşlarını ... Facirlerini ve abidlerini ... Hasılı, bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat , Allah'ın halis kullarını ... Evet, bunları azdıramam. Bunun üzerine Resullullah (s.a.) Efendimiz sordu : -Sana göre ihlas sahibi olan muhlis kullar kimlerdir ? - Bilmez misin? ya Muhammed, bir kimse ki , dirhemini ve dinarını sever ... O ALLAH (c.c.) için bir ihlasa sahip değildir. Bir kimseyi görürsem ki ; dirhemini dinarını sevmez ; övülmekten, medhedilmekten hoşlanmaz.. bilirim ki o : ihlâs sahibidir... Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul malı ve övülmeyi sevdiği süre , kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddet , o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misin ki : mal sevgisi , büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki ya Muhammed , baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır. Ya Muhammed , bilmez misin ? ... Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra ... o her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır. Onların bir kısmını ulemaya gönderdim. Bir kısmını gençlere yolladım.Bir kısmını da , meşayihe saldım. Bir kısmını da ihtiyar kadınlara musallat ettim. Gençlere gelince , aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz. Çocuklara gelince ... onlarla da , bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar. Bizimkilerin bir kısmını da abidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahidlerin. Onlar bunların yanına girer.; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne ... hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki ;başlarlar, sebeplerden herhangi birine sövmeye... İşte ... böylece , onlardan ihlası alırım. Onlar bu halleri ile yaptıkları ibadeti, ihlassız yaparlar gayrı .. Ama , bu hallerin farkında olmazlar. Bilmez misin ; ya Muhammed, Rahip Borsisa : tam yetmiş yıl ihlas ile ALLAH (c.c.) ' a ibadet etti. Bu ibadetleri sonucunda ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki ; Her dua ettiği hasta , duası ve bereketi ile şifayap oluyordu. Onun peşine takıldım. Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi. Bu o kimsedir ki ; Allah-ü Teala aziz kitabında , ona şöyle anlatır : "Şeytan hali gibidir ki ; o insana : ' Kafir ol .. Dedi. Vaktaki o kafir oldu. : bu defa ona şöyle dedi : Ben senden uzağım . . Ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım ." (59/16) netten | |
|
![]() |
| Konu Araçları | |
Şeytan Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Şeytan Diyor ki | RuffRyders | Forum Oyunları/Online Oyunlar | 2618 | 5 Gün Önce 18:03 |
| Şeytan - Şeytan Çıkarma (+18) | kompetankedi | Karışık Flash'lar/Video'lar | 106 | 1 Hafta Önce 15:10 |
| Rusya'da Şeytan Çıkarma Ayini | NoRanynn | Karışık Flash'lar/Video'lar | 29 | 1 Hafta Önce 18:43 |
| Sohbetler | mechul | Müslümanlık/İslamiyet | 208 | 21-10-2007 01:58 |
| |||||
| vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc. Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler. Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız. If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately. | |||||