| | #31 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şeytan ŞEYTANIN İNSAN ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Öncelikle belirtmek isterim ki; Yukarıda asla_asla_deme arkadaşımızın konu aldığı ayetlerde şeytanın insana etki etmeye çalışıp onu saptırmak için çaba göstermesi haktır; Şeytan insanları saptırmak için elinden geleni yapacaktır.İnsanlara vesvese vererek,onlara kötü olanı güzel göstermek babında onları yollarından saptıracak şaşırtacaktır.Lakin şeytanın yaptığı vesvese vermek ve kötüyü güzel göstermek ile sınırlı kalmaktadır.Şeytanın,insan üzerinde bir şeyi zorla yaptırmak gibi bir gücü olmadığı da ayetlerde mevcuttur. Şeytan kavramı ve onun insanlar üzerinde ne gibi etkileri olabileceği ne kadar etkili olabileceği hep tartışıla gelmiştir. Bununla beraber sorulan sorulardan biri acaba madem şeytan insanı saptırıyor o halde neden insan bu dünyada yaptıklarından sorumlu oluyor şeklinde olmuştur. Bunun yanında acaba herşeye gücü yeten Allah herşeyi planlayan Allah acaba şeytanı yaratmayabilir miydi sorusu da sorulmuştur. Aslında Kuran bize bu konuda da aydınlatıcı bilgiyi sunuyor. Kuran’da şeytanın da diğer varlıklar gibi Allah tarafından yaratıldığı belirtilirken onun insanlar üzerindeki etkisi şu şekilde ifade ediliyor. 22- İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: “Doğrusu, Allah, size gerçek olan va’di va’detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azap vardır.” İBRAHİM SURESİ 22.ayet. Yukarıdaki ayette de açık bir biçimde ifade edildiği gibi şeytanın insanlar üzerinde herhangi bir sultası zorlaması yoktur. Şeytan ilk insandan itibaren insanları saptırmaya çalışmıştır. İnsanları hak yoldan alıkoyup kendi yoluna çağırmıştır. İnsana düşen ise akledip şeytanın kışkırtmalarından Allah’a sığınmak ve Allah’ın dinine sımsıkı sarılmaktır. Allah bunun için insanlara yeterli akıl da vermiştir kendi yoluna davet etmesi için peygamberler ve vahiy de göndermiştir. Yine başka Kuran ayetlerinde de ifade edildiği Allah kimseye taşıyacağından fazla yük yüklemez ve kimseye ahirette zulmetmez. Hepimize şeytanın hizbinden uzak durup Allah’ın hizbinden olmak ve o şekilde ölmek nasip olur inşallah... | |
|
| | #32 (mesaj-linki) | |
| Şeytan'nın Karekteri 1 – Yalancı ve yemincidir Şeytanın en büyük özelliklerinden biri yalan söylemektir. Zaten başka türlü kimseyi kandıramazdı. Adem ile Havva’ya söylediği Kur’an-ı Kerimde şöyle haber verilmektedir: “Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi. Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim, diye yemin etti." (A’raf, 7:20-24) ilk yalandan bu yana insanları hep kandırmaya çalışmıştır. Şeytan bu ilk yalandan bu yana insanları hep kandırmaya çalışmıştır. Bu durumda insan, yaptığı işin doğruluğunu veya yanlışlığını dinin ölçülerine vurarak değerlendirmeli ve iyice araştırıp soruşturduktan sonra yapmalıdır. 2- Yaptırım gücü yoktur Ayeti Kerimelerde açıkça haber verildiği gibi şeytanın insan üzerinde zorlayıcı bir yaptırım gücü yoktur. Kuran-ı Kerimde: “Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna.”(Hicr, 15:42) denilmesi de bu hususa açık bir işarettir. Ayette belirtildiği gibi, şeytanın insanları zorla saptırması diye bir şey yoktur. Buna karşılık Allah insanlara daha yakındır ve yardımcıdır. Nitekim, bu konuya temas eden bir ayette şöyle denilmektedir: “Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiçbir nüfuzu yoktu. Ancak ahirete inananı, şüphe içinde kalandan ayırt edip bilelim diye (ona bu fırsatı verdik). Rabbin gerçekten her şeyi koruyandır.” (Sebe, 34:21) Bu ayette şeytana tanınan sürenin hikmetinin, ahirete inananlarla inanmayanların birbirinden tam olarak ayrılması olduğu belirtilmiş oluyor. 3 – Riyakardır Riyakarlık, hiç şüphesiz ki bir şeytan sıfatıdır. Kendini beğenme, beğendirme, başkalarının rızasını kazanmak için iş yapma, ibadetlerine gösteriş veya menfaat için yapma şeytanın veya şeytana uyanların sıfatı olabilir. “Allah'a ve ahiret gününe inanmadıkları halde mallarını, insanlara gösteriş için sarf edenler de (ahirette azaba dûçâr olurlar). Şeytan bir kimseye arkadaş olursa, ne kötü bir arkadaştır o!” (Nisa, 4:38) 4 – Hakkı batıl, batılı da hak gösterir. Kuranı Kerimde, insanları Hak yoldan ayırıp, küfür ve dalalet gibi yanlış yollara sürüklemek için sarf edilen bir kısım sözlerin ve felsefi yorumların şeytani olarak nitelendirildiğini görüyoruz. İnsanları kandırmak için süslü kelimeler seçmek, yalanlarını ört bas edebilmek için cazip ifadeler kullanmak ve felsefi yorumlar yapmak şeytanî işlerdendir. Abdullah b. Amr (r.a.)’den nakledilen bir hadisi şerifte Rasülullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir: “Allah’ın insanlardan en nefret ettiği kişi, sığırın diliyle ağzını karıştırdığı gibi, (yanlışı doğru, doğruyu yanlış göstermek için) konuşurken dilini dolaştırıp belağat yapacağım diye (kelime çatlatan ve lafı geveleyip) duran kimsedir.” ( Ebu Davud, Edeb, 67) Bu konuda Kur’an-ı Kerimde şöyle buyrulur: “Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak.”(6:112-113) 5 – İnsanın düşmanıdır Şeytan insanın ebedi düşmanıdır. Bu ifade de Kur’an-ı Kerim’de, pek çok yerde açıkça zikredilerek; “ Şeytanın adımları ardınca gitmeyin” ve “Şeytana uymayın” veya “Şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.”( Bakara, 2/168, 208-209; Yusuf, 12/5; Yasin, 36/60-64; En’**, 6/142; İsra, 17:53; Fatır, 35/6; Zuhruf, 43/62) buyurularak insan uyarılmaktadır. Yine ayetlerde, Şeytanın sinsi bir ara bozucu olduğu ve buna müminlerin kanmaması gerektiği vurgulanarak, inanan insanların birbirlerine iyi davranmaları gerektiği, kırıcı olmamaları, güzel söz söylemeleri ve sözün en güzeli olan Kur’an’ın edep ve ahlâkına uygun davranmaları tavsiye edilmiştir. 6 – Kötü bir arkadaştır Kuranı Kerimde şeytanın, kafirlerin dostu olduğu da bildirilmektedir. “... Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık. (Şeytanların) dostlarına gelince, şeytanlar onları azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.” (A’raf, 7:27, 202) 7 – Kur’an’dan uzak olanların yakın dostudur “Kim Rahman (olan Allah’ı)ın zikrini görmezlikten gelirse, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz; artık bu, onun yakın bir dostu olur. Gerçekten bunlar (bu şeytanlar ve şeytanın dost olduğu kimseler), onları (doğru) yoldan alı koyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. Sonunda bize geldiği zaman, ona: ‘Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü bir arkadaşmışsın’ der.” (Zuhruf, 43:36-38) 8 – İnsanı her yerden görür ve aldatmaya çalışır Kuranı Kerimde, insanın şeytanı görmediği halde şeytanın onu gördüğünden ve insana ummadığı yerlerden sokulup kandırdığından bahsedilmektedir. Bundan maksat, insanın kendisine dikkat etmesi gerektiği ve şeytana açık kapı bırakmaması hususunda uyarılmasıdır. Şeytan daha çok, bizim zayıf olduğumuz noktaları yoklar ve buralardan sokulup kandırmayı hedef alır. Bu husus Kuran-ı Kerimde şöyle anlatılmaktadır: “Ey Âdem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.” (A’raf, 7:27) | |
|
| | #33 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şeytan Şeytan hizmetkarlarını toplamış ve demiş ki: "Müslümanları camiye gitmekten alıkoyamıyoruz. Kur’an okuyup gerçekleri öğrenmelerine engel olamıyoruz. Allah ile aralarında özel ve sonsuz bir ilişki kurmalarına dahi engel olamıyoruz. Eğer Allah ile olan bağları böyle devam ederse onların üzerindeki gücümüz yok olur. Bu yüzden bırakın camiye gitsinler, hayatlarını dindar olarak geçirsinler ama siz onların zamanını çalın ki Allah’a olan bağları kopsun. Sizden yapmanızı istediğim şey bu hizmetkarlarım. Onları yaratanlarından uzaklaştırın ve gün içersinde onunla olan bağlarını koparın." "Bunu nasıl yapacağız "diye bağırdı hizmetkarlar. Lüzumsuz şeylerle onları meşgul edin, beyinleri meşgul edecek sayısız şey icat edin! dedi şeytan. Onları sürekli harcamaya ve ödünç almaya teşvik edin. Marketleri ve alışveriş merkezlerini eğlenceli, vakti boşa geçirici şeylerle doldurun. Erkekleri boş hayat tarzlarını sürdürebilmeleri için haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat çalıştırın. Çocuklarıyla zaman geçirmekten alıkoyun onları. Aileleri parçalanacağından kısa zaman sonra evleri onlar için islerinin stresinden kurtulabilecekleri bir sığınak olmayacak" Kulaklarını o kadar meşgul edin ki içlerinden gelen o sesi duyamasınlar. Onları her anlarında faydasız şeyleri dinlemek için kandırın. Evlerinde sürekli gereksiz işlerle meşgul edin. Ve her mağaza ve restorantta müzikler çaldırın. Bu kafalarını karıştıracak ve Allah ile olan bağlarını koparacaktır. Kafalarını günün 24 saati haberlerle doldurun. Posta kutularını gereksiz mektuplarla, kataloglarla, bedava ürün tanıtımları ve yalan ümitlerle doldurun. Zayıf güzel mankenlerin resimleriyle dergileri doldurun ki kocalar dış güzelliğin önemli olduğunu düşünsün ve karısından memnun olmasın. İşte! Bu aile için en hızlı yıkımı meydana getirecektir." Boş zamanlarında dahi onları meşgul edin. Eğlencelerinden yorgun dönmelerini sağlayın. Onların Allah'ın yarattığı varlıklardaki harika sanatları görmemeleri için tabiatla yüz yüze gelmelerine engel olun. Onları sürekli ama sürekli meşgul edin. Bir araya geldiklerinde dedikodu ve boş konuşmalarla zaman geçirmelerini sağlayın. Hadi ne duruyorsunuz. Onların hayatlarını güzel sebeplerle öyle bir doldurun ki Allah'ın gücünü görecek, düşünecek, anlayacak zamanları kalmasın. Az zaman içinde sağlık ve ailelerini bile bu uğurda yok edecekler. Bu işe yarayacak! Ve şeytanın uşakları müslümanları meşgul etmek, oradan oraya koşturmak için hevesle ise koyuldular. | |
|
| | #34 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şeytan![]() ŞEYTANIN DİNİ VE GİZLİ YÖNTEMLERİ Allah Kuran'ın "Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım. Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna." (Hicr Suresi, 39-40) ayetleriyle insanın düşmanı olan şeytanın, kıyamet gününe kadar tüm gücüyle insanları kötülüğe sürükleme konusundaki inatçılığını insanlara bildirmiştir. Ancak kimi insanlar şeytan hakkında gerçeğe dayalı doğru bilgilere sahip değillerdir. Bu nedenle, şeytanın düşmanlığından sakınabilmek için insanın öncelikle yapması gereken onun yöntemlerini, nasıl mağlup edilebileceğini öğrenmek ve tuzaklarına karşı hazırlıklı olmaktır. Bu konuda ilk bilinmesi gereken ise şeytanın yüzyıllardır savunuculuğunu yaptığı ve insanlara kabul ettirmeye çalıştığı bir "din anlayışı" olduğudur. Tarihin başlangıcından itibaren, dünyanın dört bir yanındaki tüm insanlara aynı telkinleri vererek onlara ortak bir yaşam stilini, kendi batıl dinini benimsetmeye çalışmaktadır. Bu dinin temel özelliklerinden ve şeytanın bu din anlayışını insanlara kabul ettirebilmek için kullandığı yöntemlerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Vicdanı etkisiz hale getirmek için bahaneler öne sürmesi Şeytanın dini, insanlara şeytanın karakterini ve onun düşünce sistemini kabul ettirme amacına dayalıdır. Şeytan, insanları bu yönde ikna edebilmek için batıla dayalı çok çeşitli ve sinsi yöntemler geliştirmiştir. Ancak ana felsefesi, öncelikle kendi tuzaklarını bozan, verdiği telkinlerle insanları durmaksızın iyiliğe ve doğruya çağıran vicdanı etkisiz hale getirmeye yöneliktir. Aslında, Allah'ın "Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile." (Kıyamet Suresi, 14-15) ayetleriyle bildirdiği gibi, şeytan nasıl bir tuzak kurarsa kursun, vicdanın yol göstermesi sayesinde her insan doğruyu görebilecek bir basirete sahiptir. Ancak şeytan, insanların vicdanlarını örtmelerini sağlayacak, onları kendi ahlakını yaşamaya ikna edecek çok çeşitli mazeretler öne sürerek insanların bu basiretlerini örtmeye çalışır. İman edenler Kuran'a göre düşündükleri için, şeytanın bu yöndeki telkinlerini, ne kadar ustaca olursa olsun, hemen fark edebilir ve vicdanlarından yana bir tavır ortaya koyarlar. Kuran ahlakından uzak yaşayan insanlar ise, yaşamlarını nefislerini memnun etme amacı üzerine kurdukları için, şeytanın nefislerini destekleyen bahanelerini hemen kabullenirler. Vicdanlarının sesini bastırmak için zaten bir yol aradıkları için, şeytanın bu telkinlerini nefislerine yönelik bir destek ve yardım olarak kabul ederler. Şeytanın bu sistemi, her tavır bozukluğu ve her kötülük için ayrı bir mazeret, ayrı bir sapkın açıklama içerir. Bu yolla insanların vicdanlarına karşı koyabilmelerini sağlar ve böylece kendi düşüncelerini onlara meşru ve makul göstermeye çalışır. İyiyi kötü, kötüyü iyi göstererek insanları aldatması Şeytanın insanları kötülüğe çağırmada kullandığı yöntemlerden biri ise "iyiyi kötü, kötüyü de iyi göstererek insanları aldatmak" tır. Şeytan doğru yolda olduklarına ikna etmek için insanlara çok çeşitli ve çok fazla sayıda sahte delil öne sürer. Bu deliller, o kadar detaylandırılmış ve o kadar kurnazca mantıklarla süslenmiştir ki, iman gözüyle bakmayan kimseler kolaylıkla ikna olurlar. Şeytanın öne sürdüğü delilleri adeta bir gerçek gibi kabul eder ve tavırlarını, kendilerini inandırdıkları bu sahte gerçekler doğrultusunda şekillendirirler. Şeytanın bu yöndeki oyunlarına kanarak hatalı tavırlarda bulunan insanlara dair günlük hayatta pek çok örneğe rastlamak mümkündür. Sözgelimi şeytan kimi zaman verdiği telkinlerle kişiyi, yakın bir dostunu, düşmanı olarak görecek hale getirebilir. Karşı tarafın kötü niyetli olduğuna ve kendisine düşmanlık beslediğine dair o kadar detaylı ve net deliller öne sürer ki, bu kişi dostunun iyi niyetli tavırlarını dahi bu şekilde algılamaya başlar. Bu bakış açısı nedeniyle her tavrın, her sözün ardında bir ima ya da ters bir anlam arar. Şeytanın o denli etkisi altına girmiş ve onun verdiği telkinlerle o kadar düşünmeye başlamıştır ki, karşı taraf bu durumu ortadan kaldırmak için ne kadar iyi niyetli bir çaba içerisine girerse girsin, fayda vermez. Şeytan kimi zaman da aynı telkini tam ters şekliyle verir. Kişinin kendisine zarar verecek ve kötülüğe sürükleyecek kimseleri dost olarak görmesini sağlar. Ortada bu kimsenin kötü niyetini ispatlayan onlarca delil olduğu halde, şeytan tüm bunlara birer açıklama getirerek bu kötü niyetin fark edilmesini engeller. Birkaç önemsiz detayı da ön plana çıkarıp kişinin gözünde büyüterek, karşı tarafın iyi niyetli olduğu konusunda onu inandırır. Şeytan, bu taktiklerini insanın günlük hayatında karşısına çıkan her konuda kullanır. Tüm bunların sonucunda kötülüğe teşvik ettiği bir insanı, gaflete sürükleyerek içerisinde bulunduğu kötülüklerden sakınmasına engel olur. Oysa gerçekte, kendisi bu kişinin yakın bir dostu olmuş ve onu kendi din anlayışına, kendi ahlak özelliklerine yaklaştırmıştır. Kuran'da şeytanın insanları bu şekilde; "hidayette oldukları izlenimi vererek doğru yoldan ayırdığı" şöyle bildirilmiştir: Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur.Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. (Zuhruf Suresi, 36-37) Sinsice yöntemler kullanması ve insanları da sinsiliğe teşvik etmesi İnsanları doğru yoldan ayırıp kendisi ile birlikte cehenneme sürüklemek için çaba harcayan şeytanın en önemli özelliklerinden biri sinsiliğidir. Sinsilik aynı zamanda şeytanın insanlığa karşı verdiği amansız mücadelede kullandığı en hayati yöntemlerdendir. İnsanları, gerçek amacını açıklayarak kendisine uymaya çağırsa sonuç alamayacak, başarılı olamayacaktır. İnsanlık tarihinin başlangıcından beri onlara karşı nasıl büyük bir kin ve düşmanlık beslediğini, onları kendisiyle birlikte sonsuza kadar cehennem azabına sürüklemek için kandırmaya çalıştığını ve onlara yalnızca yalan söylediğini anlatacak olursa, elbette ki sözlerine inanılmayacaktır. Hatta ona karşı dikkatli ve uyanık olunacak ve tuzağına düşmekten kurtulunacaktır. Bu nedenle şeytan, insanları sinsilikle, yalan, hile ve aldatmaca dolu yöntemlerle kandırmaya çalışır. Onlara düşman olduğunu açıkça hissettirecek tavırlardan sakınır. Ya da onlara açık açık 'gelin bana uyun', 'kötü ahlaklı olun', 'kendinize, etrafınızdaki insanlara zarar verin', ya da 'iyi ya da kötü arasında tercih yapmanız gerektiğinde her zaman kötüden yana tavır alın' gibi telkinlerde bulunmayabilir. Aslında bu sözler şeytanın nihai hedefini özetlemektedir. Ama o her zaman için tüm bunları iyilik, güzellik, doğruluk gibi erdemlerle süsleyerek insanlara sunar. Onlara sinsice yanaşır; zekice ve kurnazca ikna metodları kullanır. Kuran'da şeytanın kendisinin de bu yönünü dile getirdiği; insanlara açıktan açığa değil, pusu kurarak yaklaşacağını söylediği şöyle bildirilmektedir: Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım. Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (Araf Suresi, 16-17) İnsanlar üzerinde doğrudan etkisi olmayan şeytan insanlara doğruyu yanlış, iyiyi kötü, gerçekleri ise hayal gibi gösterebilmek için çeşitli sinsi yöntemlere başvurur. Onları aldatmak için yaldızlı sözler söyler, yapmakta oldukları yanlış işleri süslü ve çekici gösterir. Aynı şekilde güzel ve hayırlı olan işleri de çirkin gösterip bunlardan vazgeçirmeye çalışır. Onlara dünya hayatına ilişkin süslü vaatlerde bulunur. Doğrulardan yana onları olmadık kuruntulara düşürür. En sade konuları bile içinden çıkılmaz ve karmaşık hale getirmeye, Allah'ın emirlerini onlara zor göstermeye çalışır. Onları, dünya menfaatlerinin yakın ve elde edilmesi kolay, ahiret menfaatlerinin ise uzak ve sözde hayali vaatler olduğuna inandırmaya çabalar. İnsanları her an gözetler. Her an açıklarını, zayıf yönlerini kollar. Onları aciz oldukları noktalardan yakalamaya ve tuzağa düşürmeye çalışır. Sürekli kötülüğü öğütler. Onların da kendisi gibi kötülüğü benimsemelerini ve böylece kendine benzemelerini ister. Tüm bu telkinlerini onlara beklemedikleri anlarda, beklemedikleri yönlerden pusu kurarak yapar. Kimi zaman açık telkinlerde bulunur, çoğu zaman ise kendisini adeta bir dost gibi gösterip, o insanın iyiliğini istiyormuş gibi davranır. Şeytanın çeşitli yalanlarına aldanan insanlar, içerisinde bulundukları gaflet nedeniyle giderek doğru yoldan uzaklaşırlar. Kendilerine şeytanı dost edinmiş olmaları, bu insanların yaşadıkları kötü ahlakı, gösterdikleri bozuk tavırları önemli görmemelerine ve bunları ısrarla savunmalarına neden olur. İnsanlara kötülüğü ispat edilemeyecek şekilde yaşamayı öğretmesi Şeytanın insanları kendi ahlakına çağırmakta kullandığı sessiz dilin önemli prensiplerinden biri "yapılan kötü davranışın ustalıkla gizlenmesi" dir. Şeytanın, etkisi altına aldığı kimselere öğrettiği bu gizli din, "ispat edilemezlik" ilkesine dayalı eylemlerle yaşanmaktadır. Bu kimseler açık bir şekilde kötü ahlak özellikleri göstermez, bunu çok ince detayların arasına gizlerler. Bu öyle sinsi bir sistemdir ki, bu gizli ve sessiz dil ile karşılarındaki insanlara hem ne demek istediklerini çok açık bir şekilde ifade etmiş olurlar, hem de karşı tarafın bu kötü tavırlarını deşifre edebileceği hiçbir delil vermezler. Bu yöntemle bir yandan da, aynı şeytani ahlakı yaşayan kimselerin birbirlerini kolaylıkla tanıyabilmeleri de sağlanmış olur. Kendi kullandıkları dilin tüm inceliklerini bilen bu kimseler, aynı alametleri başkalarında gördüklerinde bu kimselerin de kendileri gibi şeytanın etkisi altına girmiş olduklarını anlarlar. Bu durumu bilmek ise onlara, bu kimselerin yanında şeytanın ahlakını çekinmeden ve gizlenmeye gerek duymadan yaşayabilecekleri konusunda büyük bir cesaret sağlar. Kendileriyle aynı ortak dili konuştuğunu bildikleri insanların yanında, diğer insanların yanında gizledikleri gerçek yüzlerini hiç çekinmeden ortaya koyabilirler. "İspat edilmezlik ilkesi" kötülüğün sessiz dilini konuşan kimselerin vicdanlarını örtebilme amacını da taşımaktadır. Şeytan bu dili öğrettiği insanlara, kötülüğe açıktan açığa yanaşmamalarının güzel ahlaklı ve iyi bir insan olmaları için yeterli olduğu fikrini aşılar. Bu nedenle sessiz dili konuşan kimi insanlar, vicdanlarını örterek, kötü bir ahlak göstermelerini hiç önemsemeden sessiz dilin sinsi yöntemlerini uygulamaya devam ederler. Çevrelerindeki insanların, ince detaylara dayandırdıkları kötü ahlaklarını kendilerine ispat edememeleri de, yine onların kendilerini bu konudan müstağni görmelerine neden olur. İnsanlar üzerinde fıtratlarını bozarak etkili olmaya çalışması Yeryüzündeki tüm varlıkların tek hakimi olan Allah, yarattıklarını ve onlara en uygun olan yaşam şeklini en iyi bilendir. Allah insanları ancak imanı kavradıkları ve Kuran ahlakını yaşadıkları takdirde mutlu ve huzurlu olabilecek şekilde yaratmıştır. Kuran'ın "... Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28) ayetiyle bildirilen bu gerçek istisnasız tüm insanlar için geçerlidir. İnsan ancak kendisini yaratan Rabbimiz'e yönelip, O'nun sevgisini ve rızasını kazanabileceği şekilde yaşadığı takdirde dünya hayatında güzel bir yaşam sürebilir. Allah Kuran'da insanlara, kendilerini yarattığı fıtrata yönelmelerini şöyle bildirmiştir: Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır... (Rum Suresi, 30) Fıtratlarına en uygun olan bu yaşam şeklini ve bu ahlak anlayışını benimsemedikleri takdirde insanlar sıkıntı ve huzursuzluk içinde bir yaşam sürerler. Allah'ın insanlar için yaratmış olduğu yeryüzündeki onca nimetten gereği gibi zevk alamaz, çevrelerindeki güzelliklerin farkına varamazlar. Allah'ın "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz" (Taha Suresi, 124) ayetiyle belirttiği gibi, zorluklarla dolu bir yaşam sürerler. Herşeyden kolaylıkla hüzne, tedirginliğe, umutsuzluğa ya da karamsarlığa kapılabilir, hayatlarını bir türlü çözüm bulamadıkları sorunlarla iç içe yaşarlar. İçerisinde bulundukları bu durumu fark ettikleri zaman ise, hayatlarına hakim olan sıkıntının kaynağını ve nasıl çözüme kavuşturulabileceğini bulamazlar. Oysa insanların karşı karşıya kaldıkları bu zorluğun temelinde de yine her türlü kötülüğün asıl kaynağı olan "şeytanın çabası" yer almaktadır. Şeytanın insanlığa karşı verdiği mücadelede başvurduğu yöntemlerden biri de onların "fıtratlarını bozması"dır. Çünkü önceki satırlarda belirtilen, insanların ancak fıtratlarına uygun bir yaşam sürdükleri takdirde mutlu olacakları gerçeğini şeytan da bilmektedir. Bu nedenle fıtratlarına aykırı bir ahlak anlayışını ve farklı bir yaşam stilini benimseterek onların mutluluktan da uzak kalmalarını sağlamaktadır. Ancak bunu da yine kendi sinsi yöntemleriyle gerçekleştirerek, insanları gaflete sürüklemekte ve bu yolla içerisine düştükleri bu tuzaktan kurtulmalarına engel olmaktadır. Onları fıtratlarına ters düşen bir ahlaka çağırırken, bir yandan da onlara sahte mutluluk vaadlerinde bulunmaktadır. Kuran'da şeytanın insanları "Allah'ın yarattıklarını değiştirmeye" çağıracağı şöyle bildirilmektedir: Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. (Nisa Suresi, 119) Allah'ın Kuran'da bildirdiği tüm bu gerçekler, insanın ancak Kuran ahlakını yaşadığı, Allah'ın kendisini yarattığı fıtrata döndüğü takdirde mutlu olabileceğini ortaya koymaktadır. Aksinde, ilerleyen satırlarda daha detaylı olarak inceleneceği gibi, şeytan insanı yalnızca dünya hayatını kapsayan bir mutsuzluğa değil, sonsuza dek sürecek bir sıkıntı ve azabın içine sürükleyecektir. | |
|
| | #35 (mesaj-linki) | |
| Şeytanın Dört Cihetten Saldırması Şeytanın Dört Cihetten Saldırması Şeytanın, insanoğluna olan kin, nefret ve düşmanlığı, Rabbi karşısında da onu bir hayli küstah hâle getirmiştir. O, önce Rabbinden mühlet istemiş, mühletin verilmesi üzerine de, tuğyan ve küfrünü ilan etmiştir. Onun bu tavrını Kur’ân-ı Kerim şöyle nakleder: “İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık and içerim ki, ben de onları saptırmak için, Senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve Sen onların çoklarını şükredenlerden bulamayacaksın.”369 Şeytan, kendi gittiği ve insanları götürmek istediği yolun bâtıl olduğunu bilmekte ve yaptığı şeyleri bile bile yapmaktadır. Evet o, Cenâb-ı Hakk’a karşı, “Senin doğru yolunun üzerine oturacağım.” demektedir. Doğru yolun, ancak ilâhî yol olduğunu şeytan dahi tasdik etmekte ve bu ifadeleri ile, insanları saptırma işinden asla vazgeçmeyeceğini ilan etmektedir. İlan etmekte ve durmadan insanların gönüllerine vesveseler salmaktadır. “Sonra onlara önlerinden geleceğim.” Yani ileriye matuf, ahirete müteallik meselelerde onları tereddüt ve şüpheye düşüreceğim. Onları, ahirete, Cennet ve Cehennem’e inanmaz hâle getireceğim. Bu suretle de onlar, hayatlarını ahirete göre tanzim etmeyi düşünmeyecekler. Aradıkları her şeyi maddede arayacaklar. Hep birer maddeci, birer materyalist ve birer pragmatist olarak yaşayacaklar. Evet, onların ahirete karşı ümit ve iştiyaklarını söndürerek onları amelsiz, azimsiz yığınlar hâline getireceğim. “Ve arkalarından geleceğim.” Yani dünyanın devamlı ve sürekli olduğunu onlara telkin ederek içlerine tûl-i emel salacağım. Dünyada ebedî kalacak gibi hep çakırkeyf yaşayacaklar.. ve dünya nimetlerini onlara o kadar güzel göstereceğim ki, başka güzel tanımaz olacaklar.. tanımaz olacak, Ebedî Güzel’i ve ebedî güzellikleri görmek için içlerinde hiçbir rağbet kalmayacak. “Ve sağlarından geleceğim.” Yani yaptıkları hayırların içine dahi şeytanlık karıştıracağım. Hasenatlarını süslü püslü göstererek yaptıklarını bulandıracağım. Bazen de, iyiliğe giden yolları onlar için kapamaya çalışacağım. Ve bid’atleri yaygınlaştırmak suretiyle dinin ruhunu onlara unutturacağım. Küçük bir âdâp dahi kabul edilemeyecek fiilleri, onlara din diye kabul ettireceğim. Onlar da dediklerimi yapacak ve dinin temel prensiplerini ihmal veya terkte hiç mahzur görmeyecekler. “Ve sollarından geleceğim.” Yani bütün günah çeşitlerini onların üzerine salacak, bâtılı terğîb ve teşvik ederek her kötülük için onlara davetiyeler çıkaracağım. İçlerini gıdıklayarak, şehvetlerini tahrik edeceğim. Kadını erkeklere, erkekleri de kadınlara salarak onları kendi dünyalarında iffetsiz, ismetsiz ve tutarsız hâle getireceğim. İmam Şakik, konuyla alâkalı olarak şu hususları kaydeder: Her sabah şeytan, bana dört yanımdan, yani önümden, arkamdan, sağımdan ve solumdan gelir ve beni yoldan çıkarmaya çalışır. Önümden gelirken şöyle der: “Korkma! Allah Gafûr ve Rahîm’dir.” Ben de, ona: “Ben tevbe ile iman edip salih amel işleyenleri bağışlarım.”370 âyetini okurum. Arkamdan gelirken, çocuğum olursa fakir kalacağımı söyler ve beni fakirlikle korkutmak ister. Ben de “Yeryüzündeki bütün canlıların rızkı Allah’a aittir.”371 âyetini okurum. Sağımdan gelirken medh ü senâ ile gelir. Ben de “Netice, Allah’tan korkanlarındır.”372 âyetini okurum. Solumdan gelirken de şehevî şeylerle gelir. O zaman da “O gün onlarla arzuladıkları şeyler arasına perde çekilmiştir.”373 âyetini okurum. Ve bu mukabelelerle şeytanın şer ve vesvesesinden kurtulurum.374 Âyette dört cihetin zikri, şeytanın vesvese verme gayretindeki ciddiyete işaret içindir. Yani o, mümkün olan her cihetten geleceğini söylemektedir. Peygamber Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) nakledilen şu hadis-i şerif de bunun tefsiri gibidir: “Şeytan, âdemoğlu için İslâm yolunda oturur ve ‘Babalarının dinini terk mi edeceksin?’ der. O da şeytana isyan edip müslüman olur. Sonra hicret yolu üzerine oturur ve ‘Yerini yurdunu terk edersen garip kalırsın!’ der. Mü’min yine onu dinlemez ve hicret eder. Sonra cihad yolu üzerinde durur, o, muhacir mü’mine ‘Savaşa gidersen öldürülürsün, malını taksim, karını nikâh ederler!’ der. O bu son engeli de aşar ve yoluna devam eder.”375 İşte bu haber, şeytanın vesvese verme konusunda mümkün olan her yolu denediğini göstermektedir. Dört cihetin zikredilip, üst ve altın zikredilmemesindeki hikmet ise, insanın ruhî saadetlerinin gitmesini tevlid edecek kuvvelerin, bedenin zikrolunan yerlerine yerleştirilmesi sebebiyledir.376 Ayrıca şöyle bir rivayet de vardır: Şeytan bu sözü söyleyip dört ciheti sayınca, melekler, insanlara acıyıp Cenâb-ı Hakk’a şu niyazda bulunurlar: “Ey Rabbimiz! Eğer şeytan onları bu dört cihetten istilaya kalkarsa insanlar nasıl kurtulacaklar?”Bunun üzerine Cenâb-ı Hak da onlara şu hitapta bulunur: “İnsan için iki yön kaldı: Üst ve alt. Saygı ile ellerini yukarıya doğru kaldırır; dua ve huşû ile alnını yere koyarak secde ederse, onun yetmiş senelik günahını affederim.”377 | |
|
| | #36 (mesaj-linki) | |
| Şeytanın On Beş Düşmanı İblis'in Peygamber Efendimize söylediği Hakikatler. Veheb İbn-i Münebbih (r.a.) rivayet ediyor. Allah Teâlâ (c.c.) şeytana emir buyurmuşlar. Git! Hz. Muhammed (S.A.V.) nin soracaklarına cevap ver. İblis eli asalı bir ihtiyar kılığında Peygamber Efendimize gelir. Peygamber Efendimizle arasında aşağıdaki mükâlemeler geçer. - Sen kimsin? - Ben İblisim. - Ne lçin geldin? - Allah'ın emri ile soracaklarına cevap vereceğim. - Ya mel'un, ümmetimden kaç düşmanın var. - Onbeş düşmanım var. 1. Sensin, 2. Adaletle iş gören hükümdar, 3. Alçak gönüllü cömert, zenginler. 4. Ticaretinde doğru olanlar. 5. Allah'tan korkan alimler (ehl-i takva sahipleri). 6. Nasihatle herkese hayır isteyen müminler. 7. Kalbi merhametli müminler. 8. Tevbe edip, tevbesinde sebat edenler. 9. Haramdan sakınanlar. 10. Daima abdestli bulunanlar. 11. Her zaman çokça sadaka verenler. 12. İnsanlarla iyi geçinen, güzel (halim) huylu kimseler. 13. İnsanlara faydalı olanlar. 14. Kur'an-ı çok okuyanlar ve Allah'ı devamlı zikredenler. 15. Gecelerde insanlar uyurken kalkıp namaz kılan ve ibadet edenler. | |
|
| | #37 (mesaj-linki) | |
| Şeytanın Hileleri Şeytanın Hileleri İbn-i Abbas (r.a.) Hazretleri´nden naklen , Muaz b. Cebel (r.a.) rivayet ediyor : - Bir gün Resullullah (s.a.v.) ile beraberdik. Ensardan birinin evinde toplanmıştık. Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık. Bu arada , dışarıdan bir ses geldi : - Ev sahibi , içerdekiler... Eve girmem için bana izin verir misiniz ? Benim sizden bir dileğim var. Bunun üzerine , herkes Resullullah (s.a.v.) efendimizin yüzüne bakmaya başladı. Orda ve her zaman büyük oydu... İzin ondan çıkacaktı. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , duruma vakıf oldu ve : - Bu seslenen kimdir bilir misiniz ? Buyurdu... Biz hep birden şöyle dedik : - En iyi bilen ALLAH ve Resuludur. Bunun üzerine Resullullah (s.a.v.) Efendimiz : - O , lain iblistir. " Şeytandır " Allah'ın laneti onun üzerine olsun... Buyurunca ; hemen Hz. Ömer : - Ya Resullullah , bana izin veriniz onu öldüreyim. Dedi... Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu izni vermedi , şöyle buyurdu : - Dur ya Ömer , bilmiyor musun ki ; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir... öldürmeyi bırak. Sonra şöyle buyurdu : - Kapıyı ona açın , gelsin... O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz. Bundan sonrasını ondan dinleyelim ; yani Ravi´den. Şöyle anlattı : Kapıyı ona açtılar. İçeri girdi ve bize göründü. Birde baktık ki , şekli şu : Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası , büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da , bir manda dudağına benziyordu. Sonra , şöyle bir selam verdi : Selam ya Muhammed ; selam size ey cemaat-i müslimin. Onun bu selamına Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şu mukabelede bulundu : - Selam Allah'ındır ya lain... Sonra şöyle buyurdu : - Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş ? Şeytan şöyle anlattı : Benim buraya gelişim kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu ; - Nedir o mecburiyetin ? Şeytan anlattı : - İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki ; Allah-ü Taâlâ sana emir veriyor , Muhammed´e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile. Ona gideceksin ve ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra o sana ne sorarsa , doğrusunu diyeceksin. Sonra... Allah-ü Teâlâ buyurdu ki : - Söylediklerine bir yalan katarsan , doğruyu sölemezsen... seni kül ederim ; rüzgara savurur... Düşmanlarının önünde , seni rüsvay ederim. - İşte... böyle ; ya Muhammed , o emir üzerine sana geldim. - Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem ; düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki , düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur. Bundan sona Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle sordu : - Madem ki , sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat : Halk arasında en çok sevmediğin kimdir ? Şeytan şu cevabı verdi : - Sensin ya Muhammed. Allah´ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra senin gibi kim olabilir ki ? Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu : - Benden sonra , en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin ? Şeytan anlattı : - Müttaki bir gence ki... varlığını Allah yoluna vermiştir. Bundan sonra , sual cevap aşağıdaki şekilde devam etti ; Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu ; şeytan anlattı : - Sonra kimi sevmezsin ? - Kendisini sabırlı bildiğim , şüpheli işlerden sakınan alimi... - Sonra ? - Temizlik işinde... yıkadığı yerleri üç defa yıkamayı adet eden kimseyi. - Sonra ? - Sabırlı olan bir fakiri ki ; ihtiyacını kimseye anlatmaz... Halinden şikayet etmez. - Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nerden bilirsin ? - Ya Muhammed , ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa , Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hasılı , onun sabrını ; o halinden , tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım. - Sonra kim ? - Şükreden zengin. - Peki, ama zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın ? - Onu görürsem ki , aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki ; şükreden bir zengindir. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu : - Peki, ümmetim namaza kalkınca , senin halin nice olur ? - Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim. - Neden böyle olursun ; ya lain ? - Çünkü bir kul , Allah için secde edince bir derece yükselir. - Peki ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun ? - O zaman da bağlanırım. Taa , onlar iftar edinceye kadar. - Peki ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun ? - O zaman da çıldırırım. - Peki ya Kur´an okudukları zaman nasıl olursun ? - O zaman da eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm. - Peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır ? - Ha işte... o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren , bir testere alır eline ve beni ikiye böler. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sebebini sordu : - Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin , ya Ebamürre ? Bunun üzerine iblis : - Onu da anlatayım... dedikten sonra anlatmaya başladı : - Çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki ; 1 - Allah-ü Teala , sadaka verenin malına bereket ihsan eyler. 2 - O , sadaka veren kimseyi halkına sevdirir. 3 - Allah-ü Teala , onun verdiği sadakayı , cehennemle arasında bir perde yapar. 4 - Allah-ü Teala , belayı sıkıntıyı ve ahları ondan defeder. Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ashabı hakkında bazı sorular sordu : - Ebubekir için ne dersin ? İblis ise şu cevabı verdi : - O bana cahiliyet devrinde bile itaat etmedi... İslam´a girdikten sonra nasıl bana itaat eder ? - Peki , Ömer b. Hattab için ne dersin ? İblis ona da şu cevabı verdi : Allah´a yemin ederim ki ; her gördüğüm yerde ondan kaçarım. Peki , Osman b. Affan için ne dersin ? Ondan utanırım. Hem de çok. Nasıl ki , Rahman´ın melekleri de ondan utanırlar... Peki , Ali b. Ebutalib için ne dersin ? İblis onun için de şöyle dedi : Ah onun elinden bir kurtulsam... O , kendi başına kalsa , ben kendi başıma kalsam... O beni bıraksa, ben de onu bıraksam . Ben onu bırakırım ; ama o beni bırakmaz. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar kısmen bittikten sonra , şöyle buyurdu : - Ümmetime saadet ihsan eden ; seni taa, belli bir vakte kadar şaki kılan Allah'a hamd olsun. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ' in o cümlesini duyan lain iblis şöyle dedi : - Heyhat , heyhat... Ümmetin saadeti nerede ? Ben , o belli vakte kadar diri kaldıkça , sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın ? Ben , onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar , benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaradan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah´a yemin ederim ki ; Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve alimlerini... Ümmilerini ve okumuşlarını... Facirlerini ve abidlerini... Hasılı , bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat , Allah´ın halis kullarını , evet , bunları azdıramam. Bunun üzerine Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu : - Sana göre ihlas sahibi olan muhlis kullar kimlerdir ? Bu suale İblis şu cevabı verdi : - Bilmez misin ya Muhammed bir kimse ki , dirhemini ve dinarını sever... O , Allah için bir ihlasa sahip değildir. Bir kimseyi görürsem ki ; dirhemini dinarını sevmez ; övülmekten, medhedilmekten hoşlanmaz. Bilirim ki o, ihlâs sahibidir... Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul malı ve övülmeyi sevdiği sürece , kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddetce o , size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misin ki ; mal sevgisi , büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki ya Muhammed , baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır. İblis anlatmaya devam etti : - Ya Muhammed , bilmez misin ? Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra , o her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır. - Onların bir kısmını ulemaya gönderdim. - Bir kısmını gençlere yolladım. - Bir kısmını da , meşayihe saldım. - Bir kısmını da ihtiyar kadınlara musallat ettim. - Gençlere gelince , aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz. - Çocuklara gelince , onlarla da bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar. - Bizimkilerin bir kısmını da abidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahidlerin. - Onlar bunların yanına girer ; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne , hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki ; başlarlar , sebeplerden herhangi birine sövmeye... - İşte , böylece onlardan ihlası alırım. Onlar bu halleri ile yaptıkları ibadeti , ihlassız yaparlar gayrı... Ama bu hallerin farkında olmazlar. İblis , bundan sonra , aldattığı bir rahibin hikayesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi : - Bilmez misin ya Muhammed , Rahip Basisa tam yetmiş yıl ihlas ile Allah´a ibadet etti. Bu ibadetleri sonucunda ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki , her dua ettiği hasta , duası ve bereketi ile şifa buluyordu. Onun peşine takıldım. Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi. Bu o kimsedir ki ; Allah-ü Teala aziz kitabında , onu şöyle anlatır : " ... Şeytan hali gibidir ki ; o insana : " Kafir ol " dedi. Vaktaki o kafir oldu. " Bu defa ona şöyle dedi : " Ben senden uzağım. Ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. " (59/16) İblis bundan sonra bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı : - Bilmez misin ya Muhammed , yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse , o benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse , o da benim sevgilimdir. Bilmez misin ya Muhammed , ben Adem´e ve Havva´ya yalan yere Allah adına and içtim. " Muhakkak ben size nasihat ediyorum. " (7/16) dedim... Bunu yaparım ; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir. - Gıybet ve koğuculuğa gelince... Onlar da benim meyvelerimdir ve şenliğimdir. - Her kim talak üzerine yemin ederse , günahkâr olacağından endişe edilir. İsterse bir defa olsun , isterse doğru şey üzerine olsun. Her kim talakı ağzına alırsa , taaa hakikati belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onların bu halleri ile kıyamete kadar meydana getirecekleri çocukları hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden hepsi cehenneme girer. - Ya Muhammed , namazı an be an tehir edilince... onu da anlatayım. O her ne zaman ki , namaza kalkmak ister ; tutarım , ona vesvese veririm. Derim ki : " henüz vakti var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. sonra kılarsın. " - Böylece o , vaktinin dışında namazını kılar. Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır. - Şayet o kimse beni mağlup ederse , ona insan şeytanlarından birini yollarım. Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar. O , bunda da beni mağlup ederse , bu sefer onun hesabını namazında görmeye bakarım. O namazın içinde iken ; - " sağa bakr30; sola bak... " derim. O da bakar. O ki böyle yaptı... Yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona : - " Sen ebedi yaramaz bir iş yaptın. " derim veböylece onun huzurunu bozarım. - Sen de bilirsin ki ya Muahammed , her kim namazda , sağa ve sola çokça bakarsa , Allah onun namazını kabul etmez. Bunda da ona mağlup olursam , yalnız başına namaz kıldığında yanına giderim. Ve ona ; çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da , başlar ; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun , gagası ile yerden bişeyler topladığı gibi. - Bu işi yaptırmakta da ona başarı kazanamazsam bu sefer , cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeden ve rüküdan kaldırırım. İmamdan evvel de secde ve rüku yaptırırım. İşte o böyle yaptığı için , kıyamet günü , Allah onun başını eşek başına çevirir. - O kimse bunda da beni yener ise , bu defa , ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o beni tesbih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam. - Bunda da mağlup olursam , bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince , o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa , onun içine küçük bir şeytan girer. Dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte , bundan sonra o kimse , hep bize itaat eder , sözümüzü dinler , dediklerimizi yapar. Şeytan bundan sonra konuşmasına devam etti : - Sen ümmetin hangi saadetinden ferah duyarsın ki ? Ben onlara ne tuzaklar kurarım , ne tuzaklarr30; Miskinlerine , çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki : " Namaz size göre değil.. O, Allah'ın afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir. " Sonra hastalara giderim : - " Namaz kılmayı bırak " derim , çünkü Allah-ü Teala : " hastalara zorluk yok... " (24/61) buyurdu. İyi olduğun zaman kılarsın ". Ve böylece o , namazını bırakır. Hatta küfre de gidebilir. Şayet o , hastalığında namazı terkederek ölüp giderse , Allah'ın huzuruna çıkarken , Allah-ü Teala´yı öfkeli bulur. Sonra şöyle dedi : - Ya Muhammed , eğer bu sözlerime yalan kattımsa , beni akrep soksun. - Eğer yalan varsa Allah´tan dile beni kül eylesin. İblis bundan sonra konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi : - Ya Muhammed , sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun ? Halbuki ben onların altı da birini dininden çıkardım. Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ona , yani İblis´e aşağıdaki şekilde kısa kısa bazı sorular sordu. O da bunlara cevap verdi : - Ya lain , senin oturma arkadaşın kim ? - Faiz yiyen. - Dostun kim ? - Zina eden. - Yatak arkadaşın kim ? - Sarhoş - Misafirin kim ? - Hırsız. - Elçin kim ? - Sihirbazlar. - Gözünün nuru nedir ? - Karı boşamak. - Sevgilin kim ? - Cuma namazını bırakanlar. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu : - Ya lain , senin kalbini ne yıkar ? - Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi. - Peki , senin cismini ne eritir ? - Tevbe edenlerin tevbesi. - Peki , ciğerini ne parçalar, ne çürütür ? - Gece ve gündüz , Allah'a yapılan bol bol istiğfar. - Peki yüzünü ne buruşturur ? - Gizli sadaka. - Peki gözlerini kör eden nedir ? - Gece namazı. - Peki , başını eğdiren nedir ? - Çokça kılınan cemaatle namaz. Resullullah (s.a..v) Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöyle sordu : - Sana göre insanların en saadetlisi (!) kimdir ? - Namazını , bilerek kasden bırakanlar. - Peki , insanların en şakisi kimdir ? - Cimriler - Peki , seni işinden ne alıkoyar ? - Ulema meclisleri - Peki , yemeğini nasıl yersin ? - Sol elimle parmaklarımın ucu ile. - Peki , sam yeli estiği zaman ve ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin ? - İnsanların tırnaklarının arasında. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bundan sonra , bir başka bir mevzuu sordu. İblis de cevap verdi. - Rabbinden neler talep ettin ? - On şey talep ettim. - Nedir onlar ya lain ? - Şunlardır : - Allah´tan diledim ki , beni ademoğullarının malına ve evladına ortak ede. Bu ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu : " Onlara ortak ol... Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara gurur vaad eder... " (17/64) Ayet-i Celilesi ile sabittir. - Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim , faiz ve haram karışan yemeklerden yerim. Şeytandan Allah´a sığınılmayan malın da ortağıyım. - Cinsi münasebet anında , Allah´a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim. Ve o her birleşmeden hasıl olan çocuk , bize itaat eder. Sözümüzü dinler. - Her kim hayvana binerken , helal yola gitmeyi değil de , aksini isteyerek binerse , bende onunla beraber binerim. Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum. Bu da Ayet-i Kerime ile sabittir ; " Onlar üzerine süvarilerinle , piyadelerinle yaygara çıkartr30; " (17/64) - Allah-ü Teala'dan diledim ki : Bana bir ev vere. Bu dilediğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi. - Diledim ki bana bir mescid vere. Pazar yerlerini bana mescid yaptı. - Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı olarak verdi. - İstedim ki ; bir ezan vere , Mezmurları verdi. - Diledim ki ; bana bir yatak arkadaşı vere. Sarhoşları verdi. - Diledim ki ; bana yardımcılar vere. Bunun içinde kaderiye mensuplarını verdi. - İstedim ki ; bana kardeşler vere. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları. Bunlar da şu Ayet-i Kerime ile sabittir : " O kimseler ki ; mallarını boş yere harcarlar... Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır. " (17/27) Bir ara Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu : - Eğer söylediklerini, Allah'ın kitabındaki ayetlerle ispat etmeseydin , seni tastik etmezdim. Bundan sonra İblis devam etti : - Ya Muhammed , Allah´tan diledim ki ; ademoğullarını ben göreyim ; ama onlar beni göremeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi. - Diledim ki ; ademoğullarının kan mecralarını bana yol yapa ; bu da oldu. Böylece ben , onlar arasında akıp giderim. Gezerim. Hem de nasıl istersem. Bütün bu isteklerimi verdi. - Hepsi sana verildi , buyurdu Hz. Muhammed. - Ve ben bu hallerimle iftihar ederim. Sonra şunu da ekleyeyim ki ; benimle beraber olanlar , seninle beraber olanlardan daha çoktur. İşte , böylece kıyamete kadar , ademoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar. Bundan sonrasını İblis şöyle anlattı : - Benim bir oğlum vardır. Adı, ATEME´dir. Bir kul , yatsı namazını kılmadan uyursa gider ; onun kulağına bevleder. Eğer böyle olmasaydı ; imkan yok , insanlar namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı. - Benim bir oğlum daha vardır ki ; onun adı da MüTEKAZİ´dir. Bunun vazifesi de ; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır. Mesela bir kul , gizli bir taat işlerse ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa MüTEKAZİ onu dürter. En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya muvaffak olur. Böylece ; Allah-ü Teala onun yüz sevabından doksan dokuzunu imha eder. Çünkü bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir. - Sonra , benim bir oğlum daha vardır. Onun adı da KüHAYL´dir. Bunun işi de , insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa , ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken. Bu sürme onların gözüne çekildi mi , uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitmezler. Böylece hiç sevap alamazlar. Bundan sonra İblis şöyle anlattı : - Hangi kadın olursa olsun. Onun kalktığı yere şeytan oturur. Sonra kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur. Ve onu , bakanlara güzel gösterir. Sonra o kadına bazı emirler verir. Mesela : " Elini kolunu dışarı çıkar, göster. " der. - O da bu emri tutar. Elini kolunu açar , gösterir. Bundan sonra , o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar. İblis bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz´e kendi durumunu anlatmaya başladı : - Ya Muhammed , bir insanı delalete sürüklemek için elimde bir imkan yoktur. Ben ancak vesvese veririm. Ve bir şeyi güzel gösteririm. O kadar. Eğer delalete sürüklemek elimde olsaydı , yeryüzünde ; " İlah yoktur sadece Allah vardır ve Muhammed Allah´ın resülüdür. " - diyen herkesi , oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini delalete düşürürdüm. Nasıl ki senin elinde de , hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak Allah'ın Resulusun. Ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı , yeryüzünde tek kafir bırakmazdın. Sen Allah´ın halkı üzerinde bir hüccetsin. Ben de , kendisi için ezelde şekavet yazılan kimselere sebebim. Said olan kimse , taa , ana karnında iken saiddir. Şaki olan da , yine ana karnında iken şakidir. Saadet ehli kılan da Allah , şekavet ehli kılan da Allah. Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şu iki Ayet-i Kerimeyi okudu: " Bunlar, taa sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek... Ancak Rabb´ın esirgedikleri hariç... " (11/118-119) " Allah'ın emri behemehal yerini bulan bir kaderdir. " (33/38) Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , İblis´e şöyle buyurdu : - Ya Ebamürre , acaba senin bir tevbe etmen ve Allah´a dönmen mümkün değil mi ? Cennete girmene kefil olurum. Bunun üzerine İblis şöyle dedi : - Ya Resullullah , iş verilen hükme göre oldu. Karar yazan kalem de kurudu. Kıyamete kadar olacak işler olacaktır. Seni peygamberlerin efendisi kılan , cennetin ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan ; beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah´tır. Ve O , bütün eksik sıfatlardan münezzehtir. Ve İblis cümlelerini şöyle tamamladı : - İşte bu söylediklerim sana son sözümdür. Ve bütün söylediklerimi de doğru dedim. Kaynak : Seceret'ül Kevn - Muhyiddin-i Arabi (k.s.) | |
|
| | #38 (mesaj-linki) | |
| Peygamberler ve Şeytanlar “Her peygambere insan ve cin şeytanlarını Biz böylece düşman ettik ki, bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler ilham ederler. Eğer Rabbin dileseydi onlar bunu yapamazdı; onun için sen onları uydurduklarıyla baş başa bırak.” —En’âm Sûresi, 6:112 BU ÂLEMİN maddî kanunları olduğu gibi manevî kanunları da vardır. İnsanlar fizik kanunlarının formülünü çıkarır gibi onları formülleştirip kitaplara geçirmiş olmasa da, manevî kanunlar da diğerleri kadar esaslı ve geçerli olan İlâhî yasalardır. Kur’ân pek çok âyetinde bu yasalara işaret eder ve onların değişmezliğini vurgular. Bu âyetin dikkat çektiği hadise de böyle bir İlâhî yasadır. ''Eğer Rabbin dileseydi'' ifadesi, bu hadiseyi Allah’ın iradesine bağlamaktadır. Bu da demek olur ki, söz konusu hadise, İlâhî iradenin tecellîsi olan bir yasa şeklinde bu kâinatta işlemektedir. Yasa da şudur: Peygamberlerin, insan ve cin şeytanlarından düşmanları olur. Bu yasa, Âdem aleyhisselâmdan Muhammed aleyhissalâtü vesselâma kadar bütün peygamberler hakkında cereyan etmiş ve asla değişmemiş bir kanundur. Allah nereye bir peygamber gönderdiyse, orada, ona düşmanlık eden, görünür ve görünmez şeytanlar ortaya çıkmıştır. Bu yasa, aslında, daha geniş kapsamlı bir İlâhî yasanın yansımasıdır. Eserlerinin çeşitli yerlerinde Bediüzzaman buna ''mübareze (çatışma) kanunu'' olarak atıfta bulunur. Yüce Allah, sonsuz hikmetinin bir sonucu olarak, bu âlemi bir çatışma yasasına tâbi tutmuş ve iyiliklerle kötülükleri karşı karşıya getirmiştir. İYİLİĞİN her türlüsü, bu yasa gereğince, kötülüğün her türlüsüyle sürekli çatışma halindedir; her ikisi de birbirini yok etmek ve kesin bir üstünlük sağlamak ister. Her iki taraf bu uğurda bütün imkânlarını seferber eder. Yetenekler ''ne pahasına olursa olsun zafer'' hedefine kilitlenir ve bu hedef doğrultusunda bilenir, keskinleşir, gelişir. Bir bakıma, bu mücadele, çekirdeklerde saklı olan şeyin ortaya çıkmasıdır. Sanki her çatışma, o çekirdeğe verilen bir su, yahut o çekirdekten çıkan filizin yaprağına vuran bir gün ışığı demektir. Işık gibi, hava gibi, su gibi, o çatışmalardaki zorlanmalar da hayır ve şer cephelerinde savaşan insanların yaratılışlarındaki mekanizmayı harekete geçirerek kendisine lâyık ürün vermeye zorlar. Eğer insan ve cin şeytanlarının en amansız düşmanlıklarıyla karşılaşmış olmasaydı, Âhirzaman Peygamberinin o mucize ahlâkı hangi eserini gösterebilirdi? ŞEYTANLARIN Peygamber düşmanlığı, sadece onun yaşadığı zamanla sınırlı kalan bir düşmanlık değildir. Peygamberin yüce yâdı bu gezegen üzerinde sürüp gittikçe, insan ve cin şeytanlarının ona olan düşmanlıkları da devam edecektir. Bu dünyanın minarelerinden yükselen her ezan sesi, onların yüreğine saplanmış bir hicran okudur. Her saniye ona yerden ve gökten sayısız salât ve selâmlar gider; her an onun manevî kişiliği akıllara sığmayacak bir büyüklükle gelişir. O asırlardır milyarlarca insanın gönlünde, dilinde, hayalinde, rüyasındadır. Öyle bir düşmana sahip olmak, insan ve cin şeytanları için tahammül edilebilecek birşey midir? Onlar, Allah’ın bu âleme yerleştirdiği çatışma kanununun sonucu olarak kendi yaratılışlarının gereğini yapacak, Peygambere olan düşmanlıklarını kusmak için hergün yeni bir vesile bulacaklardır. Ancak yaptıkları şey onların derdine derman olacak yerde kin ve öfkelerini daha da arttıracaktır. Çünkü saldırdıkları güneş, o erişilmez mevkiinde parlamaya ve âlemi aydınlatmaya devam etmektedir. BU YASA, peygamberler gibi, peygamberlerin izinden gidenleri de kapsar. Peygamber vârisi olan âlimler için de her zaman insan ve cin şeytanlarından nice düşmanlar çıkar. Hattâ bu düşmanlar bazan bu ümmet içinden safdil taraftarlar da bulabildikleri için, şeytanlıklarını bir ölçüde gözlerden saklayabilirler. Ancak mübareze kanununun işleyişi, bu konuda bize hiç şaşmayan bir ölçü veriyor: Çatışan tarafların ürettiklerine bakın. Zira çatışma, iyilerle kötüler arasındadır. Eğer eserleriyle iyilik ürettiği ortada olanlara karşı düşmanlık eden varsa, orada insan ve cin şeytanlarının kurduğu bir tezgâh var demektir. Ancak bu da İlâhî iradenin bir sonucudur. ''Eğer Rabbin dileseydi onlar bunu yapamazdı.'' ÖYLEYSE: Hayır ehline düşen şey, âyetin buyruğuna uygun şekilde, onları uydurduklarıyla baş başa bırakıp hayır üretmeye devam etmekten ibarettir. Hattâ daha fazla hayır üretmektir. Mübareze kanununun hikmeti burada yatar. İnsan ve cin şeytanları nasıl kendilerine yaraşan şekilde tüm güçlerini seferber ediyorsa, hayır ehline düşen şey de kendi hedefleri doğrultusunda imkân ve yeteneklerini en üst seviyede kullanmak ve geliştirmektir. Ümit Şimşek | |
|
| | #39 (mesaj-linki) | |
| Cvp: ŞeytanŞEYTANDAN KORUNMA YOLLARI Ey iman edenler Şeytanın adımlarına uymayın! Her kim şeytanın adımlarına uyarsa,şüphe yok ki o(şeytan)çirkin ve merdud şeyler emreder.. (Nur suresi,21) Haberiniz olsunki şeytan size düşmandır,siz de onu düşman tutun;çünkü o etrafına toplanan hizbini ancak ashab-ı sairden(çılgın ateşin ehlinden)olsunlar diye davet eder.(Fatır,6) 1-İhlâs 2-Peygamber efendimiz (s.a.v) in sünnetleri doğrultusunda Allâh a(c.c) kulluk etmek 3-İslâm cemaatine sarılmak 4-Devamlı Cemaatle namaz kılmak 5-Kitap ve Sünnete sarılmak 6-Şeytana karşı Allâh ın yardımını istemek 7-İtaatleri çoğaltmak 8-Euzu-Besmele çekerek Allâh a sığınmak 9-Şeytana karşı ehlini,evladını ve malını korumak 10-Bakara suresini okumak 11-Ayetel-Kursiyi okumak 12-Bakara Suresinin 1-4.ayetlerini ve 284-286.ayetini okumak 13-Bakaranın son iki ayeti olan Amenerresulüyü okumak 14-İhlâs,Felak ve Nâs surelerini okumak 15-Günlük okunması sünnet olan duaları okumak 16-Gözü bakılması haram olana bakmaktan korumak 17-Dili haram olan konuşmalardan korumak 18-Karnı haram yememekle korumak 19-Namusu korumak 20-Eli korumak(hırsızlık,zulüm,haksızlık gibi haram olan şeyleri yapmamakla) 21-Evi korumak(melekleri rahatsız eden resimleri eve asmamak,eve besmele ve selamla girmek gibi) 22-Evden çıkar ken (Bismillahi Tevekkeltü Alallah Lâ Havle Ve Lâ Kuvvete İllâ Billâh Allahın adıyla!Allaha dayandım ve O na güvendim.Allah'tan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur) duasını okumak 23-Mescide girerken duasını okumak(Allâhüm Meftah Aleyye Ebvabe rahmetike=Ey Allahım!Rahmet kapılarını, üzerime aç!) 24-Bir yere varıldığında (Eûzü Bi Kelimâtillahit-Tâmmeti Min Şerri Mâ Halaka= noksanı olmayan tam kelimelerle yarattıklarının şerrinden Allaha sığınırım.) 25-Sabah ve akşam üç defa(Bismillahil Lezi Lâ Yedurru Mea İsmihi Şeyun Fil Ardı Ve Lâ Fissemâi Ve Hüves Semiul Alîm O nun ismiyle beraber ne yerde ne de gökte olan hiçbir şey zarar veremez;O her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.) duasını okumak 26-Yolculukta ve gece olduğunda(Ya Ardu Rabbî Ve Rabbükellahu Eûzü Billahi Min Şerrike Ve Şerri Mâ Fiyke Ve Şerri Mâ Huliga Fiyke...=Ey yeryüzü ! Benimde seninde Rabbin Allah dır.Senin şerrinden,sende olanın şerrinden ve sende yaratmış olduğu şeylerin şerrinden Allah a sığınırım.)duasını okumak 27-Çeşitli duaları okumak 28-Besmele çekmek 29-Esnemeyi mümkün olduğunca geri çevirmek 30-Okunan ezanlar da şeytanı kovar 31-Devamlı abdestli olmak 32-Acziyete düşmeden ve aşırıya kaçmaksızın kaza ve kaderde olana rıza göstermek 33-Geceleri ihya etmek(teheccüt namazı kılmak,geceleyin Kur-an okumak gibi) 34-Şeytanın hoşlandığı işleri yapmamak 35-Töhmet ve şüphe uyandıran yerlerde bulunmamak 36-Rabbimizi çokca zikretmek. | |
|
| | #40 (mesaj-linki) | |
| Şeytanın Kötülüğünden Korunma Konusunda Kur’an’ın Öğütleri/Ayetler
Allah, bizi şeytanın düşmanlığına, hile ve aldatmacalarına karşı uyarmıştır; “Çünkü şeytan sizin düşmanınızdır. Onun için siz de, onu bir düşman olarak tanıyın. O kendisine uyanları ancak alevli cehennemin ehlinden olmaları için çağırır.” (Fatır 6) “Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size apaçık bir düşmandır. O, size ancak, kötülüğü, hayasızlığı ve Allah’a karşı bilmeyeceğiniz sözleri söylemenizi emreder.” (Bakara 168-169) “Şeytan onlara va’deder. Onları olmayacak kuruntulara düşürür. Şeytanın kendilerine va’dettiği şeyler ise aldatmacadan başka bir şey değildir.” (Nisa 121) Şeytanın insanları kendi yoluna çağırması sonucu insanlar birbirlerini aldatmamalı, birbirlerinin ayıplarını araştırmamalı, cimrilikten uzak durmalı, fitne ve fesada sebep olmamalı, gıybet ve dedikodu yapmamalı, haksızlık, hased ve kıskançlıktan uzak durmalı, iftira ve yalandan sakınmalı, kibirlenmemeli ve kendini beğenmemeli, kin ve intikamcı olmamalı, iki yüzlülük yapmamalı, gösteriş içerisinde bulunmamalı, zina ve zulümden uzak durmalı, adam öldürmemeli kısaca kötülük adına ne varsa hepsinden uzak durmalı ve ahlakını güzelleştirmeye çalışmalıdır. Doğrunun yanında yer almalı, edepli ve hayalı olmalı, iyilik, şefkat ve merhamet duyguları içerisinde olmalı, nefsinin arzu ve isteklerine dur demesini bilmeli, günah işlediği zaman tevbe etmeli ve kovulmuş olan şeytanın kötülüğünden Allah’a sığınmalıdır. Allah’a inanıp, ibadet eden kimseler üzerinde şeytanın hiç bir hakimiyeti olamaz; Bir ayette şöyle buyurulmuştur; “Haydi, Kur’an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. Gerçek şudur ki, iman edenler ve Rablerine güvenip dayananlar üzerinde onun hiç bir hakimiyeti yoktur. Onun hakimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve onu Allah’a eş koşanlaradır” (Nahl 98-100) Bizim üzerimize düşen görev Allah’a inanıp, ibadet etmek, O’nun emrettiği şeyleri yapmak, yasakladığı şeylerden de kaçınmaktır. Böylece şeytanın yoluna gitmemiş ve onun tuzaklarından kurtulmuş oluruz. (Anlatım: Dr. Mustafa Akman -dinibil.com) Kur'an'a göre şeytanın kötülüğünden şöyle korunabiliriz: Allah'a gönülden inanır ve ona güveniriz. Kötü düşünceler beynimizi sardığında, euzu-besmele çekeriz. İbadetlerimizi düzenli yerine getirdikçe, şeytanın kötülüklerine karşı direnme gücümüz artar. Allah'a dua eder, şeytana uymama konusunda Allah'tan yardım dileriz. Bir günah işlediğimizde hemen tövbe eder, bir daha yapmamaya söz veririz. Şeytanın en çok etki ettiği kıskançlık, öfke, kin gibi duygularımızı kontrol altına almaya çalışırız. İçki, kumar ve zararlı alışkanlıklara özenmeyiz. Çünkü bunlara özenen, şeytanın tuzağına düşer ve bu alışkanlıklar nedeniyle diğer kötülükleri de yapar. (A.K.) Ben bunları biliyorum, yani araştırdığım kadarıyla ama yardıma ihtiyacım olduğunu düşünüyorum, yardım edin. | |
|
![]() |
| Etiketler |
| Şeytan |
Şeytan Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Şeytan Diyor ki | RuffRyders | Forum Oyunları/Online Oyunlar | 2709 | 4 Hafta Önce 13:52 |
| Şeytan - Şeytan Çıkarma (+18) | CrasHofCinneT | Karışık Flash'lar/Video'lar | 131 | 12-09-2009 17:20 |
| Roi Velovis - Şeytan Doldurur | Roi Velovis | Haberler - Tanıtım | 0 | 01-11-2008 09:59 |
| Serdar Ortaç - Şeytan | KisukE UraharA | Türkçe Şarkı Sözleri | 1 | 13-06-2008 19:28 |
| Özgün - Şeytan | KisukE UraharA | Türkçe Şarkı Sözleri | 0 | 06-06-2008 19:54 |