Dil Bilimi (Dil Bilgisi) Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Akademik Forumlar :: > Edebiyat
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 30-04-2006   #11 (mesaj-linki)
ahmetseydi - avatarı
Cvp: Dil Bilimi (Dil Bilgisi)



Gerçi müstakiller de Çallı kuşağının izlenimciliğine karşı çıkarak kübizm ve konstrüktivizmde sağlam düzen kuruluşları aramışlardır, ancak D gurubu ise müstakillerin yeni anlayışlarını daha aşırı bir boyut içinde vermişlerdir. Gurup üyeleri kendi aralarında farklı anlayışa sahip olmakla birlikte, Türk resmine yeni bir entelektüel yaklaşım getirmek, resimde tekniği düşünce ile birleştirmek gibi ortak bir amaçta birleşmiş görünürler. Gerek düşüncede, gerekse uygulamada "akademizme ve körükörüne doğa kopyacılığına" aynı oranda karşıdırlar. Ancak sözcülüğünü ettikleri "Lhote" biçimciliği, etkinlikleri doruk noktasına ulaştığı sıralarda, Avrupa'da çoktan akademik sayılan bir boyut kazanmıştır. D Gurubunun, Türkiye'de resim kültürünün yaygınlaştırılmasında katkıları çok büyüktür. 1940'larda etkili olan Yeniler Gurubunda ise Nuri İyem, Agop Arad, Selim turan, Avni Arbaş, Nejat melih Devrim, Kemal Sönmezler, heykeltraş Faruk Morel ve afişçi Yusuf Karatay bulunmaktadır. Yeniler, kendilerinden önceki D Gurubunun aşırı Avrupa sanatı taraftarlığına ve biçimciliğine karşı toplumsal içeriğin önemini vurgulamak amacında birleşmişlerdir. Onlara göre sanat ve resim toplumun sorunlarına dönük olmalı, gerçek yaşamı yansıtmalı, insanların güncel uğraşlarını konu almanın yanı sıra onların sevinç ve üzüntülerini de belirtmeliydi. Ancak, yenilerin tutumları kendi içinde kavranabilir bütünlüğü olan bir resim dili yaratmaya yetmemiştir. Çünkü, Yeniler, toplumsal konuların resimsel anlatımının gerektirdiği biçimlere yönelmek yerine, geleneksel ve Cezanne kökenli biçim modellerinin birleşimi bir anlayışla hareket etmişlerdir. II. Dünya Savaşından sonra Batıda genel olarak soyut sanat, özel olarak da soyut dışavurumculuk geniş çapta gelişmeler sağlamıştır. Batıdaki benzerleri gibi Türk resim sanatında da soyut eğilimler teknik ve biçim açısından iki temel davranış biçimi içinde sınıflandırılabilirler. Bunlardan ilki düzenli bir fırça işçiliğine ve yüzeysel geometrik bir biçim anlayışına dayanan akılcı, kuralcı ve katı yaklaşımdır. Diğeri ise dağınık bir tutuş ve serbest fırça işçiliği üstüne temellenen lirik, kendiliğinden, disiplinsiz ve bir yere değin de ifadeci olabilen duyarlı organik yaklaşımdır. Sabri Berkel, Halil Dikmen, Cemal Bingöl, Şemsettin Arel, Arif Kaptan ve Hamit Görele daha çok geometrik kuruluşlara düz yüzeylere, sert ve açısal biçimlerle çalışan soyutçular arasında yer alırlar. Öte yandan Şemsettin Arel, Abidin Elderoğlu ve bir yere değin de Sabri Berkel'in hat sanatı ve kaligrafiden esinlenen yapıtları soyut biçime geleneksel bir bağlam kazandırma arayışlarının ürünüdür. 1970'ler, Türk resminde evrensel ve yerel, soyut ve somut gibi karşıt eğilimlerin berraklaşmaya dönüştüğü ve bazı sentezlere ulaştığı bir başlangıcı yaşar. Yaşlı kuşak sanatçıların bir kısmı giderek ağırlık kazanan yeni gelişmelere ayak uydurmaya çalışırken bir kısmı da kendi bireysel üsluplarını derinleştirmeye yönelirler. Genç kuşak içindeki tutarlı kişilikler ise, geçmişe oranla daha belirgin bir biçim-içerik bütünlüğü ile yeni arayışlara girişirler.

1970'lerde resim sanatı beş temel anlayış doğrultusunda biçimlenmektedir. 1. Soyutçular 2. Soyut ya da figüratif biçimci yaklaşımlar 3. Soyutlanmış figüratif biçimde lirik arayışlar 4. Yerelci ve toplumcu eğilimler 5. İfadeci ve eleştirel figüratif yaklaşımlar Soyutçular : Sabri Berkel, Adnan Çoker, Ömer Uluç, Burhan Doğançay, Erol Eti, Eral Alantar, Adnan Turani, Güngör Taner, Hali Akdeniz, Tomur Atagök. Soyut ya da figüratif biçimciler : Gürel Yontan, Şükrü Aysan, İsmail Saray, Ahmet Öktem, Serhat Kiraz Soyutlanmış figüratif biçimde lirik arayışlar : Özdemir Altan, Turan Erol, Orhan Peker son yıllarında Bedri Rahmi, Şadan Bezeyiş, Mustafa Esirkuş, Nuri Abaç, Erol Akyavaş, Dinçer Erimez, Burhan Uygun, Zahit Büyükişleyen. Yerelci ve Toplumcular : Osman Oral, İsmail Altınok, Hüseyin Bilişik, Duran Karaca, Kayıhan Keskinok, Mehmet Güler, Yalçın Gökçebağ, Veysel Günay, Mehmet Başbuğ. İfadeci ve Eleştirel Yaklaşımlar : Alaettin Aksoy, Mustafa Ata, Neşe Erdok, Mehmet Güleryüz, Ergin İnan, Kemal İskender, Balkan Naci islimyeli, Özer Kabaş, Erol Kınalı, Hüsamettin Koçan, İbrahim Örs, Kadri Özayten, Gürkan Çoşkun, Utku Varlık. 1970'lerle birlikte İstanbul, Ankara ve İzmir gibi Türkiye'nin büyük kentlerindeki sanat etkinlikleri geçmişe oranla eşi görülmedik boyutlarda bir gelişme göstermiştir ve hala da göstermektedir. Galerilerin sayıları çok büyük bür artış göstermiş ve bu olgunun etkisiyle resme olan ilgi büyük ölçüde artmış, kolleksiyoncu çevreler ve resme meraklı aydınlar daha çok resim toplamaya yönelmişlerdir. Heykel Cumhuriyet dönemi heykelciliği, plastik ve estetik veriler açısından zengin bir geçmişin henüz çok genç mirasçısıdır. Anadolu'ya bakıldığında bu toprakların, birbirinin üzerine kurulmuş çeşitli medeniyetlerden kalan farklı sanat anlayışıyla yapılmış heykellerle dolu olduğu görülür. Atatürk önceleri Arap ve Acem Kültürlerinin izlerini taşıyan, daha sonra da Tanzimat'la birlikte Batıya yönelen Türk sanatının, doğuya ya da batıya özenen değil de, kendine özgü biçimini yaratan ve uygulayan bir şekle gelmesi için sanata ve kültüre, inkilapların en başında yer vermiştir. Milleti yaşatmak, çağdaş kültür düzeyine eriştirmek, ona katkıda bulunmak için sanatın büyük düşünsel-itici gücüne inanan Atatürk, güzel sanatlara öncelik tanımıştır. Cumhuriyetin kurulmasından sonra heykel sanatının geliştirilmesi için alınan önlemler şöyledir :

a.Türk tarih Kurumunun önderliğinde arkeolojik çalışmaların genişletilmesi. Bu çalışmalar örneklemeyi çoğaltması ve ufku geliştirmesi açısından heykel sanatı için önemli birer kaynaktırlar. Anadolu topraklarında yapılan kazılarda M.Ö. 8 bin yılına ait pek çok taş ocağı bulunmuştur. Özellikle Yesemek bölgesi taş ocakları bugün dahi dünyada eşine az rastlanır heykel üretim yerleridir. Heykellerin stillerinde ekolleşme, uzmanlaşma görülür. M.Ö. 2 bin yılından kalan Alaca Höyük, Kalın Kaya, Boğaz Köy ve Tilmen Atölyeleri Von der Osten tarafından 1926'da gün ışığına çıkarılabilmiştir. b. Dışarıdan öğrenci gönderme, heykelci çağırma. 1924'ten itibaren sanatçıların gelişmesi ve eğitilmesi için, bu konuda merkez olan Paris, Münih gibi şehirlere burslu öğrenciler gönderilir. Ratip Aşir, A. Hadi Bara, Zühtü Müridoğlu, Nusret Suman ilk giden heykelcilerimizdendir. Aynı zamanda heykel eğitiminde yabancı sanatçılardan yararlanılır. 1937'de Hitler Almanya'sından kaçan R. Belling Türkiye'ye gelir. Kendisi "Kasım Gurubu" nun kurucularından ve dünya sanat tarihine çığır açan "DREIKLANG" adlı eserin sahibidir. Resim ve heykel arasındaki farkın üçüncü boyutta düğümlendiğine inanan bir sanatçıdır. Belling, plastik değerler, yöntem, entelektüel gelişim açısından Türk heykel sanatında çok önemli bir yer tutan bir öğretici olmuştur. Hüseyin Özkan, Hakkı Atamulu, Yavuz Görey, Rahmi Artemiz, İlhan Koman, Zerrin Bölükbaşı, Hüseyin gezer, Turgut Pura, Şadi Çalık Belling'in öğrencilerinin başlıcalarıdır. Ancak belirtilmesi gereken önemli bir nokta vardır. Türk heykelcileri bu yıllarda ülkemizde çalışmış yabancı heykelcilerin idealize ya da abartılı anatomik yapılı heykellerini -bir kaç örnek dışında- benimsememişlerdir. c.Sanat ortamı yaratılması . Çeşitli gazetelerde yayımlanan makaleler, çıkarılan dergiler, basılan eserler iletişimi sağlarken, sanatın gelenekselleşmesini sağlayacak, onu benimseyerek, destekleyecek izleyici topluluğunun gelişmesine yardımcı olmuştur. Heykel sanatını sevdirmek, yurdumuzda yaygınlaştırmak amacıyla çeşitli ödüller konulmuş, yeni okullar, eğitim enstitüleri, müzeler, devlet sergileri, galeriler açılmıştır. Atatürk'ün emriyle 1937 yılında Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesinin, Resim ve Heykel Müzesi olarak düzenlenmesi,1939 yılından başlayarak her yıl düzenli Devlet Resim ve Heykel Sergilerinin açılması, bu alanda Cumhuriyetten sonra sağlanan gelişmeyi göstermektedir. Güzel sanatları ülke düzeyine yaymak amacıyla Devlet eliyle 23 güzel sanat galerisi ve resim-heykel müzesi açılmıştır. Ayrıca son yıllarda büyük şehirlerde özel resim galerilerinde resim heykel çalışmaları ve sergileri çok yaygınlaşmıştır. 1986 yılı Mayıs ayında düzenlenen I. Uluslararası Asya-Avrupa Sanat Bienali, Türk sanatının geniş manada dünyaya açılışını sağlayan faaliyetlerden biridir. İstanbul ve Ankara'daki Üniversitelerin güzel sanatlarla ilgili fakültelerinde modern anlamda plastik sanatlar eğitimi yapılmakta ve geleceğe umut vadeden sanatçılar yetişmektedir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 01-05-2006   #12 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Etiomoloji

Etimoloji, bir kelimenin ya da dildeki benzer bir kullanımın gelişme sürecinin ilk ortaya çıkışından itibaren izlenmesi, hangi dillerde ne şekilde yayıldığının tespit edilerek parça ya da bileşenlerinin analiz edilmesi bilimidir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 01-05-2006   #13 (mesaj-linki)
ahmetseydi - avatarı
Cvp: Dil Bilimi (Dil Bilgisi)

Tarihi heykel sanatı, şematik kütle plastiği ile üsluplaşmış kabartma örneklerden oluşur. Osmanlılarda figürlü ve anıt-heykel yoktur. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte bu sanat dalının geliştirilmesi önem kazanmıştır. Türkiye'de heykel sanatı Cumhuriyet devrinde Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerden başlayarak Anadolu şehir ve kasabalarının meydanlarına kadar yayılan Kurtuluş Savaşı ve Atatürk anıtlarıyla gelişmiştir. İlk anıt 1925 yılında İstanbul'da Gülhane Parkına dikilmiş, bunu 1928 yılında Taksim'de yapılan Cumhuriyet Anıtı izlemiştir. İlk örnekler yabancı sanatçılar tarafından yapılmış, 1930'lardan itibaren Ratip Aşir Acudoğlu, Zühtü Müridoğlu, Kenan Yontuç gibi heykeltraşlar yetişmiş ve anıt heykelciliğinde kendilerine has üslupla eserler vermişlerdir. Bu dönemde çok sayıda büst çalışmaları da yapılmıştır. 1950'li yıllardan itibaren Şadi Çalık, Turgut Pura, Kuzgun Acar gibi sanatçılar, soyut form anlayışını zorladılar ve değişik eserler vücuda getirdiler. Ali Teoman Germaner, Hakkı Baha Çavuşgil, Sebahat Acuner, Gürdal Duyar, Tamer Başoğlu, Namık Denizhan, Saim Bugay, Koray Ariş gibi orta kuşak sanatçıların yakın yıllardaki çalışmalarından kurallar yapılmış, heykele çağdaş görünüm kazandırma çabaları farklı anlayıştaki sanatçılar tarafından paylaşılmıştır. Süsleme Sanatları Türklerde süsleme sanatları M.Ö. I. asırdan başlayarak günümüze gelmiştir. Çini, minyatür, telkari, ebru, vitray, hüsn-ü hat, teship, oymacılık, cam, kakma gibi dallarda gelişen süsleme sanatlarının en güzel örneklerini Selçuklular ve Osmanlılar zamanında görmek mümkündür. Bütünüyle uygulamalı sanatlar olan bu tür çalışmalar sanattan çok zenaat olarak kabul görmüştür. Bu sebeple, çok farklı üslupları olmasına rağmen sanatçılar, eserlerinde imza kullanmamışlardır. Günümüzde bu sanatlardan büyük bir kısmı devlet desteği ile okullarda ve meraklı amatör sanatçılarla varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. a. Çinicilik Türk süsleme sanatları içinde önemli yeri bulunan dallardan biri de çini sanatıdır. Anadolu Türklerinde seramik sanatının çok eski bir geleneğe sahip olduğu bilinmektedir. Büyük Selçuklu, Gazneliler ve Karahanlılar İslam dünyasında çini sanatının lideri durumundaydılar. Selçuklu döneminde iç ve dış mimaride kullanılan çiniler daha çok turkuvaz, kobalt, mor ve siyah renkliydi. Bu dönemde sade renkli çiniler yanında bitki desenli, hayvan ve insan figürlü ve mitolojik karakterli olanları da vardı. Bu çiniler mozaik tekniğinde veya tek renkli levhalar halinde idi. Tarihte bilinen en eski Selçuklu çinileri Konya'da kullanılmıştır. Konya'daki Alaaddin Cami ve Beyşehir Gölü civarında bulunan Kubadabat Sarayı bu çinilerin en güzel örnekleri ile kaplıdır. Çini sanatı XIV-XVII asırlar arasında Osmanlı sanat ve mimarisinin en önemli unsurudur. Bu asırlarda çiniler, medrese, cami, tekke, imarathane, hamam, köşk, saray. Konak, şadırvan, sebil, çeşme, kütüphane, kilise gibi binalarda geniş kullanma alanına sahiptir. Çini üretiminin en önemli iki merkezi İznik ve Kütahya'ydı. Osmanlılardan günümüze kadar gelen en eski çiniler İznik'te Yeşil Cami Minaresinde görülmektedir. Bu cami 1391-1392 yıllarında yapılmıştır. Osmanlı çinicilik sanatının başlangıç devrinde, duvar çinilerinde renk ve teknik Selçuklu geleneğinin devamıdır. XV. asırdan itibaren Osmanlı çiniciliği kendine has tarzda gelişme gösterdi. 1420'de yapılan Bursa Yeşil Cami ve Türbesi'nde Selçuklu çinilerden farklı olarak sarı ve yeşil renkte çiniler kullanılmış, bitki ve çiçek motifleri yeni bir zevk ve anlayışla daha zengin bir şekilde yapılmıştır. Bursa Muradiye Camii, Osmanlı sanatında ilk defa olarak firuze ve beyaz duvar çinilerinin kullanıldığı en eski örnektir. Mozaik, sıraltı ve renkli sır teknikleriyle imal edilen ilk devir çinileri Osmanlıların en önemli çini merkezi olan İznik'de yapıldı. İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan (1472) Çinili Köşk'de genellikle sarı renk hakimdir ve Selçuklu geleneğinin devamı olan mozaik çiniler kullanılmıştır. XVI. asrın ortalarına doğru İstanbul'da mozaik çiniler ve altın yaldızlı tek renkli çiniler tamamen kayboldu. Bunların yerini renkli sır tekniğinde yapılmış dört köşe levhalar halinde çiniler aldı. Rumiler ve Hatayiler arasında palmet ve rotüs motifleri olan çiçek ve üsluplaştırılmış yapraklardan meydana gelen süsleme, bu devir çiniciliğinin özelliğidir. 1522'de yaptırılan Sultan Selim Türbesi ve 1548'de yaptırılan Şehzade Mehmet Türbesi bu özelliği gösteren örneklerdir. Yeşil, sarı ve laciverthakim olmak üzere yer yer firuze ve uçuk kırmızının kullanıldığı bu çinilerde klasik rumi, palmet motifleri arasında büyük nar çiçekleri, güller, yapraklar ve rozetler görülür. XVI. asrın yarısından itibaren çiniler, sıraltı tekniği ile yapılmaya başlandı. Firuze, mavi, koyu yeşil, açık lacivert ve beyaz bu dönemin hakim renkleri oldu. Mercan kırmızısı da bu dönemin özel renkleri arasındaydı. Üsluplaştırılmış motifler, palmet ve rumilerin yerine çiçek ve yapraklarla şakayık, narçiçeği, gül, lale ve sümbül motifleri aldı. Bu yeni üsluptaki çinilerin en güzel örneği İstanbul'da Süleymaniye Camii Mihrabının iki yanında görülür. Sultan Ahmet'teki Sokullu Mehmet Paşa Camii, Kasımpaşa'da Piyale Paşa Camilerinde mercan kırmızısı çiniler hakimdir. Mercan kırmızısı çiniler Topkapı Sarayında geniş ölçüde kullanılmıştır. Hırkai Şerif Dairesinde, tavus kuşlu çiniler, Harem Dairesinin Altın Yol adı verilen koridorunda bulunan üç pano, Üsküdar'da Valide Camii çinileri ve Edirne Selimiye Camii mihrabının iki tarafında ve Hünkar Mahfilinde görülen zengin çini dekorları bu devrin en güzel örnekleridir. XVII asrın başlarında çini sanatında bir duraklama görülür. Şehzade Camii avlusundaki Damat İbrahim Paşa Türbesinde uzun zamandır görülmeyen geometrik yıldız motifleri tekrar ortaya çıktı. Lale ve karanfillerle mercan kırmızısı kayboldu, yerini soluk kırmızı aldı. Yine aynı yıllarda yapılmış III. Mehmet Türbesi (1603) ile Topkapı Sarayında I. Ahmet Kütüphanesi çinilerinde yeşil renk hakimdir. Topkapı Sarayından sonra çini bakımından en zengin eser olan Sultan Ahmed Camii'nde 20.143 parça çini vardır. Bu çinilerde yeşilve mavi renkler hakimdir. İrigül, lale, sümbül, karanfil ve uzun yapraklı motifler görülür. Bu motifler arasında yalnız karanfil ve lalede kırmızı renk kullanılmıştır. Bu devrin öteki örnekleri Topkapı Sarayında, Sultan İbrahim tarafından yaptırılan Sünnet odasının duvarlarında, IV. Sultan Murad'ın yaptırdığı Bağdat Köşkü'nde görülür. Batılılaşma hareketleri XVII. Asırdan itibaren bu sanat dalının bir süre duraklamasına sebep olmuş, Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında bu sanatı yeniden canlandırmak için Beykoz ve Yıldız'da sert fayans ve porselen fabrikaları kurulmuştur. Bu fabrikalar Batı tekniğini Türkiye'ye aktarmıştır. 1919 yılında Sanayi-i Nefise mektebinde açılan seramik atölyesi eski ile yeni arasında bağ kuran yeni sanatçıların yetişmesine yardımcı olmuş daha sonra güzel sanatlar akademisi bu sanat dalının çağdaş örnekler vermesine yardım etmiştir. 1960 yılından itibaren seramik sanatı gerek yurt içinde gerekse yurt dışında orijinal eserlerle varlığını hissettirmektedir. Osmanlıların ilk devrinden itibaren İznik'ten sonra ikinci çini merkezi olan Kütahya, bugüne kadar bu sanatı devam ettiren tek merkez haline geldi. Kütahya'da eski renk ve desenleri taklit eden çini sanatı, vazo, duvar tabağı, kül tablası gibi dekoratif eşyaya ağırlık vererek devam etmektedir.


b. Minyatür Türklerde biçim, çizgi ve rengin temel örnekleri ve figürlü sanatın ilk eserleri minyatür sanatı şeklinde gelişti. Türk minyatürcülüğü Orta Asya'dan Selçuklulara, Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan İstanbul'un fethine ve Lale Devrine uzayan asırlar içinde değişik akım ve anlatım şekilleri kazanmıştır. Türk minyatür sanatı, islamiyetten sonra kitap süsleme sanatı olarak değiştirilen kitap çapına uyacak özellikler göstermektedir. Işık ve gölge yerine düz veya kuyruklu çizgileri örten saf veya parlak renkler kullanılır. Minyatür, milli sanat niteliğini Selçuklular döneminde kazanmış, bu dönemde Nakışhane ve Nigarhane denilen resim okulları kurulmuştur. Bu dönemde İran ile minyatür sanatçısı değişimi yapıldığından Türk-İran minyatürleri birbirlerini etkilemiştir. Ancak, Türk minyatürleri başlangıçtan itibareb daha gerçekçi bir anlatıma sahipti ve günlük hayatı aksettiriyordu. Minyatürde, Osmanlı üslubu XV. asırda belirginleşmiş, klasik örneklerini XVI. asırda vermiştir. XV. asırda Fatih Sultan Mehmed , şairlere ve nakkaşlara rahat çalışma imkanları hazırlatmış, tanınmış İtalyan ressamları saraya davet ederek bir anlamda batı resminin Türkiye'ye girmesini sağlamıştır. İtalyan ressamlardan Matteo di Pasti ile Constanzio di Ferrara, Fatih'in tasvirini taşıyan madalyalar yapmışlardır. Ünlü ressam Bellini de Fatih Sultan Mehmed'in portresi yanında İstanbul'un çeşitli görünümlerini resmetmiştir. XVI. asırda klasik eserlerini veren minyatür sanatına Fatih Sultan Mehmed devrinde sarayda çalışan yabancı ressamların da tesiri oldu. Kanuni Sultan Süleyman devrinde imparatorluğun çeşitli bölgelerinden, özellikle doğudan gelen sanatçılar, sarayda Türk nakkaşlarıyla birlikte çalıştılar. Bu dönemde edebiyatı konu edinen yazmaların yanında tarihi konular da resimlendirilmeye başladı. Bu durum sanatçıların değişik kompozisyon denemelerine yardım etti ve klasik üslubun doğmasına yol açtı. Klasik üslubda en değerli minyatürler II. Mahmud'un zamanında yapıldı. Bu dönemde padişahların savaşlarını,seferlerini, başarılarını, hünerlerini, düğünlerini anlatan yazmaların resimlendirilmesiyle gerçekçi bir üslup ortaya çıktı. Türklerde XVIII. asırdan önceki tasvir sanatının temel özelliği iki boyutlu oluşudur. Minyatür yaşanan çevreden etkilenmekle beraber nesneye bütünüyle bağlı kalmamış , süslemeye çok önem verilmiş, düz ve parlak renkler tercih edilmiştir. Osmanlı minyatüründe, İran minyatürünün romantik peyzaj anlayışı sadeleştirildi ve peyzaj bütünüyle fon olarak kullanıldı. İnsan figürleri, mimari yapılar, konunun esas unsurları minyatürde ön plana çıktı. Klasik Türk minyatüründe çizgiler düz, renkler canlı, üslup hikayecidir. Bu gerçekçi ve hikayeci üslup XVIII asra kadar devam etti. Osmanlı minyatür sanatının en belirgin özelliği sağlam yapılı kahramanları, sadeliği, konuların gerçek hayattan seçilişi ve renk anlayışıdır. Önemli niteliklerden biri de Osmanlı minyatürlerinin birer tarihi belge oluşur. XV asırda Nigari, XVI asırda Nakkaş Osman, XVII asırda Nakkaş Hasan, XVII asırda Levni minyatür sanatının en belli başlı temsilcileridir. Cumhuriyet sonrasında minyatürcülük konusunda en önemli çalışmaları Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver gerçekleştirmiştir. Araştırmalarının yanısıra kendi de minyatürler yapmıştır. Günümüzde minyatür konusunda bazı bireysel çalışmalar haricinde, üretime yönelik bir çaba söz konusu değildir.Mimar Sinan Üniversitesi, Türk Süsleme Sanatları bölümünden Mihriban Sözen ve Neşe Duyar minyatür çalışması yapan sanatçılardır.


c. Telkari Orijinal Türk Maden sanatlarından olan Telkari işçiliği büyük bir sabır, titizlik, hayal gücü ve incelik gerektirir. Bu ince Türk sanatı ile Tespih, Köstek, Küpe, Yüzük, Bilezik, Broş, Kemer, Tütün tabakaları, Mücevher kutuları gibi süs eşyası yapılmaktadır. Bugün Diyarbakır'da gümüşle, Trabzon'da altınla yapılan telkari işleri bulunmaktadır.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 03-05-2006   #14 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Altay Dilleri

Altay dilleri

Altay dilleri, Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna verilen isimdir. Altay dilleri Avrupa'dan, Orta Doğu'ya ve Orta Asya'dan Uzak Doğu'ya kadar uzanan büyük bir coğrafyada konuşulan dilleri kapsayan bir dil ailesidir. Altay kolunda Türk, Moğol, Japon, Kore dilleri ve Kafkas dilleri bulunur.
Altay dil ailesinin kolları şöyledir:
  • Türk Lehçeleri
  • Türkiye Türkçesi
  • Azerbaycan Türkçesi
  • Özbek Türkçesi
  • Türkmen Türkçesi
  • Kazak Türkçesi
  • Kırgız Türkçesi
  • Uygur Türkçesi
  • Kazan Tatar Türkçesi
  • Kırım Tatar Türkçesi
  • Başkurt Türkçesi
  • Balkar Türkçesi
  • Gagauz Türkçesi
  • Halaç Türkçesi
  • Saha Türkçesi
  • Çuvaşça
  • Yakutça
  • Moğol dilleri
    • Buryatça
    • Kalmıkça
  • Tungus Dilleri


  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 03-05-2006   #15 (mesaj-linki)
Mystic@L - avatarı
Cvp: Dil Bilimi (Dil Bilgisi)

Tarihçe


Dil bilgisi çok eski ilimlerdendir. Grekçeden, Latinceye, oradan diğer dillere yayılmıştır. En eski gramercilerin Hintliler olduğu bilinir. M.Ö. 1. asırda batıda dil bilgisinin kurucusu Aristoteles kabul edilir. Aristo, grameri, mantığın aynası haline getirmiştir. Dionysos M.Ö. 1. asırda Dilbilgisi Sanatı adıyla ilk dilbilgisi kitabını yazmıştır. M.S. 4. asırda Romalı Donatus'un yazdığı dilbilgisi kitabı, batıda yıllarca okutulmuştur. Bunların dışında İskenderiye dil mektebinin gramer ve lugat konularında mühim yer tuttuğu görülür. İslami devirde görülen dilbilgisi çalışmaları daha çok bu mektebi taklit etmiştir. Emeviler devrinden itibaren İslam aleminde pekçok gramer ve lugat yazılmıştır. Türkiye'de 1858 yılında rüşdiyelerin açılması ile okutulmaya başlanır. On sekizinci asra kadar filozofların elinde kalan dil, onlar tarafından şekilci mantığın sözdeki şekli olarak mütalaa edildiği gibi, düşüncenin de değişmez kanunlarına bağlılığı şeklinde değerlendirilmiştir. Böylece dil bilgisi yalnız gramerin değil, aklın da temsilcisi olmuştur. Fakat 19. yüzyıldan sonra dilin apayrı bir müessese olduğu, kendi kanunlarına bağlı, canlılığa sahip bulunduğu fikri ortaya çıkmıştır. Yine bu asırda diller arasındaki akrabalıklar tesbit edilirken, dillerin ayrı aileler meydana getirdiği keşfedilmiştir. Böylece dilleri inceleyen, karşılaştırmalı gramer ortaya çıkmıştır. Ayrıca gramerin; bir dilin tarihini ve zaman içindeki değişme ve gelişmesini inceleyen tarihi gramerin yanında, bir dilin veya lehçenin belirli bir zamandaki durumunu konu edinen tasviri gramer gibi çeşitleri vardır. Bunun yanında bütün dilleri karşılaştırarak, sınıflara ayıran, onların iç ve dış kanunlarını araştıran bilgi koluna da umumi lengüistik denmektedir. Ayrıca dillerle uğraşan ve bir dil üzerinde araştırmalar yapan dil bilginine de lengüist adı verilmektedir.

Türkçe ilk dilbilgisi kitabı, bugün elde bulunmayan Kaşgarlı Mahmud'un 11. asırda yazdığı Cevahirü'n-Nahv adlı eseridir. Ebu Hayyan'ın Arap diliyle, Arapça dil bilgisi metoduna göre düzenlenmiş eseri Kitabu'l-İdrak li Lisani'l Etrak (yazılışı 1312 baskı 1931) ilk Türk dilbilgisidir. Osmanlı Türkçesinde yazılmış ilk dil bilgisi kitabı ise; Bergamalı Kadri'nin Müyessiret-ül-Ulum (1530) adlı eseridir.

Son Düzenleyen GusinapsE; 04-05-2006 @ 00:34.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 04-05-2006   #16 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Azerbaycan Türkçesi

Azerbaycan Türkçesi


Azerbaycan'da 8 milyon, İran'da ise 32 milyon kişi tarafından konuşulan Türkçenin Oğuz (Batı) lehçelerinden biri olan Azerice, Azerbaycan'ın resmi dilidir. Iraklı Türkmenler'in ve Kars ve çevresinde yaşayan Terekeme ve Karapapak adıyla bilinen grupların dili de Azerbaycan Türkçesine benzer.

Azerbaycan Türkçesinde Günlük Konuşmalar:


Selamlaşma

-Salam
Selam/Merhaba/Günaydın

-Sabahın xeyir/Sabahınız xeyir
İyi sabahlar/Günaydın

-Gecən xeyir/Gecəniz xeyir/Gecəniz xeyrə qalsın(giderken)
İyi geceler

-Necəsən?
Nasılsın?

-Necəsiniz?
Nasılsınız?

-Yaxşıyam.
İyiyim.


Tanışma

-Adın nədir?
Adın ne?

-Adınız nədir?
Adınız nedir?

-Adım Ulduzdur.
Adım Yıldız.

-Məmnun oldum./Çox şadam.
Memnun oldum.

-Neçə yaşın var?
Kaç yaşındasın?

-Neçə yaşınız var?
Kaç yaşındasınız?

-Yirmi üç yaşım var.
Yirmi üç yaşındayım.

-Evlisiniz?
Evli misiniz?

-Evliyəm.
Evliyim

-Subayam.
Bekârım.


Türkiye Türkçesinden Farklı Bazı Kelimeler
  • axı: ?
Axı belə də olmur. - Ama böyle de olmuyor.
Sən nə deyirsən axı? Sen ne diyorsun.
Sən tapşırıqları həll eləmisən? Yox. Axı sabah dərs yoxdu(r). Sen ödevleri yaptın mı? Hayır. Yarın ders yok ki.
  • axtarmaq: aramak
Axtardığımı tapa bilmirəm. Aradığımı bulamıyorum.
  • bacarmaq: becermek, yapabilmek
Bunu istəsəm də bacarmaram. Bunu istesem de yapamam.
  • balaca: küçük; az
Balaca qız küçədə anası ilə gedir. Küçük kız sokakta annesiyle gidiyor.
Bir balaca sus. Biraz sus.
  • başa düşmək: anlamak
Mən səni başa düşmürəm. Ben seni anlamıyorum.
  • başa salmaq: anlatmak
Mənə hər şeyi başa sal. Bana herşeyi anlat.
  • biabır: rezil, aşağılık
Məni biabır elədin. Beni rezil ettin.
  • biabırçılıq: rezillik, rezalet
Bu biabırçılığa son verin.Bu rezilliğe son verin.
  • çaşmaq: şaşmak, şaşırmak
Mənim ağlım çaşıb. Benim aklım şaştı.
  • çaşdırmaq: şaşırtmak
Məni çaşdırırsan. Beni şaşırtıyorsun.
  • çörək: ekmek
Çörək itirən çörək tapmaz. Ekmek yitiren ekmek bulmaz. (Atasözü)
  • dal/dalı: arka; geri
Dalımızca danışırlar. Arkamızdan konuşuyorlar.
Dala qayıtdım. Geriye döndüm.
  • danışmaq: konuşmak
Siz nə danışırsınız? Siz ne konuşuyorsunuz?
  • dayanmaq: durmak
Vitrinin qabağında dayandım. Vitrinin önünde durdum.
  • dayandırmaq: durdurmak
Fəaliyətimi dayandırmışam. Faaliyetimi durdurdum.
  • dözmək: dayanmak, tahammül etmek
Sən gedib qayıdana qədər dözə bilmərəm. Sen gidip dönene kadar dayanamam.
  • elə bil: sanki
Elə bil yuxudayam. Sanki rüyadayım.
  • eləmək: eylemek, yapmak, etmek
Naz eləmə. Naz eyleme.
Niyə elə elədin? Niye öyle yaptın?
  • fikirləşmək: düşünmek
Siz bu barədə necə fikirləşirsiniz? Siz bu konuda nasıl düşünüyorsunuz?
  • gic: aptal, budala
Gic gic danışma. Aptal aptal konuşma.
  • harada: nerede
Harada yaşayırsan? Nerede yaşıyorsun?
  • haradan: nereden
Haradan bilirsən? Nereden biliyorsun?
  • həmişə: hep, her zaman
Həmişə belə olur. Hep böyle oluyor.
  • indi: şimdi
Mən indi səni başa düşdüm. Ben şimdi seni anladım.
  • isti: sıcak
Yayda isti, qışda da soyuq. Yazın sıcak kışın da soğuk.
  • iy: koku
Sarımsağın iyi ətdə qalmır. Sarımsağın kokusu ette kalmıyor.
  • iylənmək: kokmak
Balıq başdan iylənər. Balık baştan kokar.
  • kar: sağır
Kar yoxdur, eşidirik. Sağır yok, duyuyoruz.
  • kimi: gibi; olarak; kadar
Oxucularımızdan bizə bunun kimi maraqlı suallar gəlib. Okuyucularımızdan bize bunun gibi ilginç sorular geliyor.
Bir kafedə ofisiant kimi işləyir. Bir kafede garson olarak çalışıyor.
İndiyə kimi nəyi düz deyib ki? Şimdiye kadar neyi doğru söylemiş ki?
  • kişi: erkek, adam
Atan yaşında kişiyəm, məni ələ salırsan? Baban yaşında adamım, beni alaya mı alıyorsun?
  • kömək: yardım
Mənə kömək edin. Bana yardım edin.
  • küçə: sokak
Küçə uşaqlarına yardım edilir. Sokak çocuklarına yardım ediliyor.
  • laylay: ninni
Anam körpəyə laylay dedi. Annem bebeğe ninni söyledi.
  • maraq: ilgi, merak
Ədəbiyyata olan marağım daha da artdı. Edebiyata olan ilgim daha da arttı.
  • maşın: araba
Bir köhnə maşınım var, onu sürürəm. Bir eski arabam var, onu sürüyorum.
  • mat qalmaq: şaşırıp kalmak
Bu sözləri eşidəndə mat qaldım. Bu sözleri duyunca şaşırıp kaldım.
  • nəfər: kişi
Ailədə səkkiz nəfərik. Ailede sekiz kişiyiz.
  • oxşamaq: benzemek
Sən yaxşı birinə oxşayırsan. Sen iyi birine benziyorsun.
  • ötmək: geçmek
Günlər, aylar ötdü. Günler, aylar geçti.
  • öyrəşmək: alışmak
Bakıya öyrəşə bilmisənmi? Bakü'ye alışabildin mi?
  • öz: kendi
Özümü itirdim. Kendimi kaybettim.
  • pis: kötü, fena
Vəziyyət o qədər də pis deyil. Vaziyet o kadar da kötü değil.
  • pişik: kedi
Pişiyin ağzı ətə çatmayanda deyər iy verir. Kedi erişemediği ciğere mundar der. (Atasözü)
  • pul: para
Ona 20 min manat pul veriblər. Ona 20 bin manat para vermişler.
  • qabaq: ön, önce
Papağını qabağına qoyub fikirləş. Şapkanı önüne koyup düşün.
  • qayıtmaq: dönmek
Tez evə qayıtdım. Hemen eve döndüm.
  • qulaq asmaq: dinlemek
Radioya qulaq asırdı. Radyo dinliyordu.
  • qurtarmaq: bitmek; kurtarmak
Mən dedim, qurtardı! Ben dedim, bitti!
Bizi qurtar. Bizi kurtar.
  • soruşmaq: sormak
Məndən heç nə soruşma. Bana hiçbir şey sorma.
  • tapmaq: bulmak
Səni harada olsan taparam. Seni nerde olsan bulurum.
  • tələ: tuzak, kapan
Bizə tələ qururlar. Bize tuzak kuruyorlar.
  • televizora baxmaq: televizyon seyretmek
Bir az televizora baxıram. Biraz televizyon seyrediyorum.
  • tor: ağ
hörümçək toru örümcek ağı
Tora bir balıq düşüb. Ağa bir balık düştü.
  • uşaq: çocuk
Hirsindən uşaq kimi ağlayırdı. Sinirinden çocuk gibi ağlıyordu.
  • yadına salmaq: hatırlamak
Ötən günləri yadına salır. Geçmiş günleri hatırlıyor.
  • yadına düşmek: hatırlamak, hatırına gelmek
Bu gecə birdən yadıma düşdün. Bu gece birden hatırıma geldin.
  • yadına gəlmək: hatırlamak
Elə belə yadıma gəlirsən. Seni şöyle böyle hatırlıyorum.
  • yaxşı: iyi; peki
Yaxşı dostu yaman gündə sına. İyi dostu kötü günde sına.
  • yay: yaz
Qışa hazırlıq yayda başlayıb. Kışa hazırlık yazdan başlamış.
  • yekə: büyük
Nənə sənin gözlərin niyə belə yekədi? Büyükanne senin gözlerin neden bu kadar büyük?
  • yuxu: uyku; rüya
Yuxum gəlib. Uykum geldi.
Xəyal kimi hər gün girdin yuxuma. Hayal gibi hergün girdin rüyama.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 04-05-2006   #17 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Kırım Tatar Türkçesi

Kırım Tatar Türkçesi

Kırım Tatar Türkçesi veya Kırım Tatarca (Qırımtatarca), Kuzeybatı Türkçesi lehçelerindendir. Ana unsurlarını Kıpçak lehçesinden almış başka lehçelerle de etkileşimde bulunmuştur. Osmanlı Devleti ile olan sıkı ilişkileri olan Kırım Hanlarının ve ileri gelenlerinin genellikle İstanbul'da eğitim almaları Oğuz lehçesinin etkilerini getirmiştir. Gaspıralı'nın çalışmaları ile bu etkiler iyice yerleşmiştir. Rus idaresine girilmesi ile de Rusça'dan etkilenmiştir. Ayrıca sürgün zamanından dolayı Özbek lehçesi etkileri de görülmüştür.
Kırım Tatarcası'nın başlıca şu ağızları vardır:
  • Yalıboyu ağzı
  • Ortayolaq (Bahçesaray) ağzı
  • Çöl (Kuzey) ağzı

Yalıboyu ağzı:

Yalıboyu ibaresi Kırım'ın güneyinde Karadeniz kıyısında kalan ve dağlardan dolayı da iç kesimlerle irtibatı daha az olan bölgeyi ifade etmektedir. Bu bölgede yer alan Sudak ve başka bazı kaleler Kırım Hanlığı topraklarında olmasına rağmen doğrudan İstanbul (Osmanlı) tarafından yönetilmekteydi. Bu nedenle Anadolu'da yaşayan pek çok insan memuriyet, askerlik ve çeşitli geçim vasıtaları temini amacıyla bu bölgeye yerleşmişlerdir. Ayrıca deniz yoluyla doğrudan Osmanlı limanlarıyla bağlantılı olmaları nedeni ile de önemli bir etkileşim olmuştur. Tüm bunların sonucunda ortaya çıkan Yalıboyu ağzı, Anadolu Türkçesine oldukça yakın özellikler göstermiştir. Bir anlamda Anadolu Türkçesinin bir ağzıdır denilebilir.


Bahçesaray ağzı;
bir yandan Kıpçak özellikleri taşırken bir yandan da gerek gramer gerekse kelime hazinesi bakımından Oğuz lehçesi özelliklerini de oldukça fazla barındıran bir geçiş şivesidir. Anadolu Türkçesi konuşan insanlar tarafından küçük bir çabayla anlaşılabilir. Kabul edilen edebi dil Bahçesaray ağzıdır ve mahalli lehçede yazılmayan eserlerin çoşu bu şiveyle kaleme alınmaktadır.


Çöl ağzı;
Kırım'ın kuzeyinde kalan bozkır bölgesinde yaşayan halkın konuştuğu dildir. Tamamen Kıpçak özellikler taşır. Nogay ve Kazak leyçelerine yakındır ve Türkiye Türkçesi konuşan insanlar tarafından anlaşılması daha zordur.


Eğitim

Kırım'da Tavrida Millî Üniversitesi'nde ve Kırım Devlet Mühendislik ve Pedagoji Üniversitesi'inde Kırım Tatarca öğretmenlik ve edebiyat bölümleri mevcuttur. Ayrıca Kırım boyunca 16 adet ilk ve orta öğretim okulunda Kırım Tatarca dersleri fakültatif şekilde verilmektedir.


Konuşulduğu Ülkeler
  • Türkiye
  • Kırım / Ukrayna
  • Özbekistan
  • Romanya
  • Rusya
  • Bulgaristan
  • Kazakistan
  • Kırgızistan
  • Amerika Birleşik Devletleri
  • Almanya
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 05-05-2006   #18 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Uygur Türkçes

Uygur Türkçes

Uygurca Sincan'daki Uygur halkı tarafından konuşulan ayak/tağlık grubundan bir Türkî dildir

Ses Bilgisi

Uygur Türkçesinde 8 ünlü, 24 ünsüz vardır. Uygur Türkçesinde iki türlü e sesi vardır. Bunlardan ə Türkiye Türkçesindekinden daha açık, e ise daha kapalı telaffuz edilir. Kalın olan k̡ ve ƣ sesleri yanında i'ler ı okunabilir, diğer yerlerde ise i okunduğu kabul edilir. k̡ ve ƣ sesleri Türkçedekinden daha kalındır. Bu sesler gırtlağa daha yakın olarak telaffuz edilir. h̡ sesi sert olarak telaffuz edilen bir gırtlak sesidir. Ng genizsi n sesidir.


Alfabe

Uygurca 10. yüzyıldan beri Arap alfabesi ile yazılmaktadır. 1969-1983 yılları arasında Çin hükümetinin hazırlattığı Uygur Latin alfabesi ile yazılmış fakat sonra Uygurca sesleri gösteren ek işaretler ile Arap alfabesine dönülmüştür.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 05-05-2006   #19 (mesaj-linki)
Mystic@L - avatarı
Cvp: Dil Bilimi (Dil Bilgisi)

TÜRK DİLİ

On dokuzuncu asra kadar bütün dil bilgisi kitaplarında Arap dilbilgisi metodu izlenmiştir. Türk dilinin yapısı, kaideleri bu usule göre tesbit edilmiştir. Kimisinde Arap, kimisinde Fransız dilbilgisi metoduna uyularak yazılan, Osmanlıcanın yapısını anlatan eserler şunlardır:

* Ahmed Cevdet ve Fuad paşaların Medhal-i Kavaid (1851),
* Kavaid-i Osmaniye (1865),
* Kavaid-i Türkiye (1875),
* Abdullah Ramiz Paşanın Lisan-ı Osmani'nin Kavaidini Havi Emsile-i Türki (1866),
* Ali Nazmi'nin Lisan-ı Osmani (1880),
* Selim Sabit'in Nahv-ı Osmani (1881),
* Abdurrahman Fevzi'nin Mikyasül-Lisan Kırtasü'l-Beyan (1881),
* Manastırlı Rıfat'ın Külliyat-ı Kavaid-i Osmaniye (1885),
* Şemseddin Sami'nin Nev-Usul Sarf-ı Türki (1892),
* Necib asım'ın Osmanlı Sarfı (1894).

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 06-05-2006   #20 (mesaj-linki)
GusinapsE - avatarı
Türkmen Türkçesi

Türkmen Türkçesi


Türkmenistan'ın resmi dili olup nüfusun %90'ı (3.500.000 kişi) tarafından konuşulur. Ayrıca İran'da 2.000.000, Afganistan'da ise 500.000 kişilik azınlıklar tarafından konuşulur. Türkçe'nin Oğuz (Batı) lehçesine ait olan bu dil Türkiye ve Azerbaycan Türkçelerine büyük benzerlik gösterir.

Zamirler

1-Şahıs Zamirleri
Türkmence şahıs zamirleri aşağı yukarı Türkiye Türkçesindeki gibidir:
Men, sen, ol, biz, siz, olar
Yönelme hallerinde n>ň değişmesi olur:
maňa, saňa, oňa

2-İşaret Zamirleri
Türkmence işaret zamirleri şunlardır: Bu, şu, ol, şol.
Çekimli hallerde;
  • "Bu" işaret zamiri "m" ile başlar.
  • Ek ile zamirlerin aralarına "n" sesi girer.
  • Yönelme hallerinde ise n>ň değişmesi olur.
muny: bunu, muňa: buna, onuň: onun


Fiiller



Şimdiki Zaman

-ýar, -ýär Şimdiki Zaman Eki + Şahıs Ekleri
  • bilýärin, bilýärsiň, bilýär, bilýäris, bilýärsiňiz, bilýärler
  • okaýaryn, okaýarsyň, okaýar, okaýarys, okaýarsyňyz, okaýarlar
Olumsuz:
  • bilmeýärin, bilmeýärsiň, bilmeýär, bilmeýäris, bilmeýärsiňiz, bilmeýärler
  • okamaýaryn, okamaýarsyň, okamaýar, okamaýarys, okamaýarsyňyz, okamaýarlar

Geniş Zaman
  • bilerin, bilersiň, biler, bileris, bilersiňiz, bilerler
  • okaryn, okarsyň, okar, okarys, okarsyňyz, okarlar
Olumsuz:
  • bilmerin, bilmersiň, bilmez, bilmeris, bilmersiňiz, bilmezler
  • okamaryn, okamarsyň, okamaz, okamarys, okamarsyňyz, okamazlar

Gelecek Zaman

Türkmence gelecek zamanda şahıslara göre fiil çekimi yoktur. Bunun yerine zamirler kullanılır.
  • men biljek, sen biljek, ol biljek, biz biljek, siz biljek, olar biljek
  • men okajak, sen okajak, ol okajak, biz okajak, siz okajak, olar okajak
Olumsuz:
  • men biljek däl, sen biljek däl, ol biljek däl, biz biljek däl, siz biljek däl, olar biljek däl
  • men okajak däl, sen okajak däl, ol okajak däl, biz okajak däl, siz okajak däl, olar okajak däl

Görülen Geçmiş Zaman
  • bildim, bildiň, bildi, bildik, bildiňiz, bildiler
  • okadym, okadyň, okady, okadyk, okadyňyz, okadylar
Olumsuz:
  • bilmedim, bilmediň, bilmedi, bilmedik, bilmediňiz, bilmediler
  • okamadym, okamadyň, okamady, okamadyk, okamadyňyz, okamadylar
Türkmencenin imlasına bağlı olarak:
  • Üçüncü şahıslarda görülen geçmiş zaman eki her zaman -dy, -di şeklinde yazılır.
gördi, gördiler
  • İki ya da daha fazla heceden sonra tüm şahıslarda bu durum görülür.
düşündim, düşündiň, düşündi, düşündik, düşündiňiz, düşündiler


Öğrenilen Geçmiş Zaman
  • bilipdirin, bilipdirsiň, bilipdir, bilipdiris, bilipdirsiňiz, bilipdirler
  • okapdyryn, okapdyrsyň, okapdyr, okapdyrys, okapdyrsyňyz, okapdyrlar
Olumsuz:
  • bilmändirin, bilmändirsiň, bilmändir, bilmändiris, bilmändirsiňiz, bilmändirler
  • okamandyryn, okamandyrsyň, okamandyr, okamandyrys, okamandyrsyňyz, okamandyrlar
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
bilgisi, bilimi, dil
tesbihibimi saya sya sozleri, turkce hangi dil grubuna girer,
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Dil Bilimi (Dil Bilgisi) Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Dil bilgisi ile ilgili Atasözleri nelerdir? Ziyaretçi Soru-Cevap 3 18-12-2008 01:47
Hastalıklar Bilgisi BARIŞ Tıp Bilimleri 1 09-05-2008 18:33
Milli Güvenlik Bilgisi Nedir? Tiglon Satırlarla Türkiye 0 28-09-2007 12:36
Halk Bilgisi NihLe Satırlarla Türkiye 10 11-05-2006 20:52