Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Nasyonel Sosyalizm (Nazizm)

Bu konu Felsefe forumunda Blue Blood tarafından 6 Aralık 2006 (12:38) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
14285 kez görüntülenmiş, 7 cevap yazılmış ve son mesaj 1 Ağustos 2013 (22:36) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 4.00  |  Oy Veren: 1      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 6 Aralık 2006, 12:38

Nasyonel Sosyalizm (Nazizm)

#1 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
Nasyonal Sosyalizm
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Nasyonal sosyalizm ya da Nazizm, Almanya'da Hitler tarafından kurulan ve temelde ırkçılık, sosyalizm, milliyetçilik, halk ve üstün lider fikirlerine dayanan faşist ideoloji ve yönetim sistemi.
Nasyonal sosyalizm doktrininin ilanı 1898'in Mayıs ayında, ilk teorisyeni Maurice Barrès tarafından yapıldı. Fransız Barrès, sosyalist bir milliyetçilik (nasyonalizm) fikrini, yabancı egemen Almanya'ya karşı, seçmenleri kazanmak üzere yaydı ve sosyalizmin "liberal bir zehir", ancak, nasyonal sosyalizmin, kollektif nasyonalizmin gerçekleştirmenin aracı olduğunu açıklamıştı. Barrès'e göre, işçiler kendi uluslarından işverenlere karşı değil, yabancı işverene, yani Yahudi sermayesine karşı mücadele etmeliydi.
Nasyonal Sosyalizm 20.yy'ın ilk yarısında Almanya'da yayıldı ve iktidara geldi.
Benzer Konular: Etiketler:
  • hitlerin ordusu
  • idealizm ve nasyonal sosyalistler
  • nazi ordusu
  • nazizm nedir
  • nazizm nedir kisaca
Rapor Et
Reklam
Eski 22 Aralık 2006, 11:53

Nietzsche ve Nasyonel Sosyalizm

#2 (link)
Je T'aime
ahmetseydi - avatarı
Nietzsche idealist ahlaka saldırmıştır. İyilik ve acımayla alay etmiş ve insancıl duyarlılık altına gizlenen ikiyüzlülüğün ve erkeklik eksikliğinin maskesini çıkarmıştır. Proudhon ve Marx gibi, savaşın yararlı yönünü onaylamıştır. Dönemim siyasi partilerinin çok uzağında, "dünyanın efendileri" aristokrasinin ilkelerini dile getirmiştir. Fırtınalı ve tehlikeli yaşam için tercihini kullanarak bedensel güzelliği ve gücü övmüştür. Liberal idealizmin tersine, bu kesin değer yargıları, faşistleri ona başvurmaya ve anti-faşistleri de onu Hitler'in habercisi olarak görmeye yöneltmiştir.

Nietzsche, şiddete karşı uzlaşımsal sınırların aşılacağı, gerçek güçlerin ölçüsüz yoğunluktaki uyuşmazlıklar içinde çarpışacağı, varolan her değerin maddi açıdan ve kabaca yadsınacağı zamanın yakın olduğunu sezmişti. Sertliği sınırları aşacak bir savaşlar döneminin yazgısını düşündüğünde, ne bu savaşlardan ne pahasına olursa olsun kaçınılması gerektiği, ne de deneyimin insani güçleri aşması gerektiği fikrinde değildi. Ona göre, bu felaketler bile, durgunluğu, burjuva yaşamın yalancılığına, ahlak hocaları sürüsünün mutluluk yalancılığına, tercih edilebilirdi. İlke olarak şunu koyuyordu: Eğer insanlar için gerçek bir değer varsa ve basmakalıp ahlakın ve geleneksel idealizmin hükümleri bu gerçek değerin gelişinin engelliyorsa, yaşam basmakalıp ahlakı altüst eder. Aynı şekilde Marksistler, bir devrimin şiddetini reddeden ahlaksal önyargıların yüksek bir değer (proleterlerin özgürleşmesi) karşısında boyun eğdiğini biliyorlar. Nietzsche'nin olumladığı değerin, Marksizmin değerinden farklı olarak, evrensel değeri az değildir: İstediği özgürlük bir sınıfın diğerleri karşısında özgürlüğü olmayıp, en iyi temsilcilerinin oluşturduğu tür içinde insan yaşamının geçmişin ahlaksal kölelerine karşı özgürlüğüdür. Nietzsche, artık trajik yazgıdan kaçmayacak, bu yazgıyı sevecek ve bunu tamamen isteğine uygun biçimde temsil edecek, artık kendisine yalan söylemeyecek ve toplumsal köleliğin üstüne çıkacak bir insanı düşlemiştir. Bu tür insan, genelde bir işlevle yani insansal olabilirliğin yalnızca bir bölümüyle aynılaşan güncel insandan farklı olacaktı: Bu kısaca, bizi sınırlayan köleliklerden kurtulmuş olacaktı. Modern insanla üstün insan arasında olan bu özgür ve egemen insanı Nietzsche tanımlamak istemedi. Çok haklı olarak özgür olan şeyin tanımlanamayacağını düşünüyordu. Hiçbir şey, henüz olmamış bir şeye yer vermekten ve onu sınırlamaktan daha boşuna olamaz:

Bunu istemek gerekir ve geleceği istemek, her şeyden önce, geleceğin, geçmişle sınırlanmama ve bilinenin aşılması olma hakkını tamamıyla tanımaktır. Üzerinde ısrarla durduğu geleceğin geçmişe üstünlüğü ilkesiyle(1), Nietzsche, ölüm sözcüğü altında yaşamın ve tepki sözcüğü altında düşün lanet okuduğu şeye en yabancı olan insandır. Gerici bir faşistin veya başka bir gericinin fikirleriyle Nietzsche'ninkiler arasında bir farktan daha fazla bir şey vardır:

Kökten bir uyuşmazlık. Nietzsche, her hakka sahip gördüğü geleceği sınırlamayı reddetmekle birlikte, bu geleceği belirsiz ve çelişkili önermelerle çağrıştırmış, bu da aşırı karışıklıklara neden olmuştur:

"Dünyanın efendileri"nden söz ettiğini ileri sürerek, ona, seçimle ilgili politik terimlerle, ölçülebilir bazı eğilimler atfetmek boşunadır. Onun açısından burada söz konusu olan, olabilirliğin rastlantısal bir canlandırılıştır. Görkemli olmasını arzuladığımız bu egemen insanı, çelişkili olarak, kimi kez zengin ve kimi kez bir işçiden daha yoksul, kimi kez güçlü, kimi kez köşeye sıkıştırılmış biri olarak kafasında canlandırmıştır. Ona, kurallara karşı gelme hakkı tanıdığı gibi, ondan, her şeye katlanma erdemini istemiştir. Zaten onu genel olarak, iktidardaki insandan ayrı tutuyordu. Hiçbir şeyi sınırlandırmıyordu, bir olabilirlikler alanını yapabildiği kadar özgürce betimlemekle yetiniyordu.

Nietzscheciliği tanımlamak gerekirse, karşı çıkma hakkı veren doktrinin bu bölümüne takılıp kalmanın çok az ağırlığı olduğunu zannediyorum. Klasik ahlakın reddi, Marksizmin(2), Nietzscheciliğin ve Nasyonel Sosyalizmin ortak fikridir. Temel olan tek şey, yaşamın büyük haklarını olumlamasını sağlayan değerdir. Bu yargı ilkesi oluştuktan sonra, ırkçı değerlere mal edilen Nietzscheci değerler bütün olarak tam zıt konuma yerleşmektedir.

...- Nietzsche'nin ilk girişimi, entellektüel olarak tüm zamanların en üstün insanları olan Greklere duyduğu bir hayranlıkla başlamaktadır. Üçüncü Reich'da küçültülen kültürün amacı askeri güçken, Nietzsche'ye göre her şey kültüre bağımlıydı.



...- Nietzsche'nin yapıtının pek anlamlı özelliklerinden biri, diyonizyak değerlerin, yani sınırsız sarhoşluğun ve heyecanın yüceltilmesidir. Rosenberg'in "XX. Yüzyılın Miti" adlı yapıtında Diyonizos dininin Ari ırkla ilgisi olmadığını söylemesi rastlantı değildir!...


Hızla bastırılan eğilimlere rağmen, ırkçılık yalnızca askeri değerleri kabul ediyor: "Gençliğin kutsal tahtalar yerine stadyumlara gereksinimi vardır", diyordu Hitler.

...- Geçmişin gelecekle olan zıtlığından daha önce söz etmiştim. Nietzsche tuhaf bir şekilde kendini golarak gösteriyor. Kendisi bu adı vatansız varlığına bağlıyordu. Aslında vatan geçmişin içimizdeki payıdır ve Hitlercilik değer sistemini bunun üzerine, dar olarak yalnızca bunun inşa etmiştir. Hitlercilik yeni bir değer getirmemiştir.

Dünyaya Almanların basitliğini ilan eden Nietzsche'ye, hiçbir şey bunun kadar yabancı değildir.

...- Nasyonel Sosyalizmin Chamberlain'den önceki iki resmi habercisi de Nietzsche'nin çağdaşlarıydılar: Wagner ve Paul de Lagarde. Nietzsche takdir edildi ve propaganda tarafından öne çıkarıldı, ama Üçüncü Reich onu, diğer ikisine gerektiğinde yaptığının aksine, kendi bilginlerinden biri olarak değerlendirmedi. Nietzsche Wagner'in dostuydu, ama onun Fransız sevmez, Yahudi düşmanı şovenizminden tiksinerek ondan uzaklaştı. Pangermanist Pual de Lagarde'e gelince, bir metin bu konudaki kuşkuları yok ediyor. Nietzsche, Thédore Fritsch'e şöyle yazar: "Geçen ilkbaharda Paul de Lagarde adındaki bu duygusal ve kendini beğenmiş dikkafalının yapıtlarını okurken ne kadar güldüğümü bir bilseydiniz..."


...- Bugün, Yahudi karşıtı aptallığın Hitlerci ırkçılık için sahip olduğu anlama dayanıyoruz. Hitlercilikte Yahudi nefretinden daha temel hiçbir şey yoktur. Nietzsche'nin şu davranış kuralı buna karşı çıkıyor: "Irkların bu küstah üçkağıtçılığı içinde olan kimseyle görüşmeyin." Nietzsche, hiçbir şeyi Yahudi karşıtlarına olan nefreti kadar açık dile getirmemiştir.

Bu son nokta üzerinde durmalıyız. Nietzsche'nin Nazi pisliğinden temizlenmesi gerekir. Bunun için bazı komedileri ortaya koymalıyız. Bunlardan biri, filozofun bu son yıllara kadar yaşayan (1935'de öldü) öz kız kardeşinin işidir. Nietzsche düşmanı Bernard Foerster ile 1885 yılındaki evliliği nedeniyle erkek kardeşiyle doğan sorunları unutmamıştı.

Nietzsche'nin kız kardeşine, eşinin partisine olan ve tiksintisini ilettiği bir mektup yayınlamıştı. Oysa 2 Kasım 1933'te bayan Elisabeth Judas Foerster, Weimar'da, Nietzsche'nin öldüğü evde, Üçüncü Reich'in Führer'i Adolf Hitler'i kabul ediyordu. Bu görkemli ortamda, bu kadın Bernard Foerster'in bir metnini okuyarak ailenin düşmanlığını kanıtlıyordu!


4 Kasım 1933 tarihli "Temps" gazetesi şöyle yazıyordu.

"Şansölye Hitler, Essen'e gitmek için Weimar'ı terk etmeden önce ünlü filozofun kız kardeşi Bayan Elisabeth Foerster Nietzsche'yi ziyaret etti. Yaşlı kadın ona, kardeşine ait olan bir kılışlı bastonu hediye etti. Ona Nietzsche'nin arşivini gösterdi."


"Bay Hitler, Almanya'da Yahudi zihniyetinin yayılmasına karşı çıkan, Yahudi karşıtı eylemci doktor Foerster'in 1879'da Bismarck'a hitaben yazdığı makalenin okunmasını dinledi. Bay Hitler, elinde Nietzsche'nin bastonu ile alkışlar arasında kalalabalığın içinden geçti."

Nietzsche, 1887'de Yahudi-karşıtı Thédore Fritsch'e yazdığı küçümseyici mektubu şöyle bitiriyordu: "Ama son olarak, Zerdüşt adı Yahudi-karşıtı insanların ağzından çıktığı zaman ne hissetmemi isterdiniz?"(3)
Rapor Et
Eski 6 Kasım 2008, 15:01

Nasyonel Sosyalizm (Nazizm)

#3 (link)
Never Say Never Agaın
asla_asla_deme - avatarı
NAZİZM ya da Nasyonal Sosyalizm, I. Dün­ya Savaşı'ndan sonra Almanya'da, İtalya'da gelişen faşizmle eşzamanlı olarak ortaya çı­kan, diktatör Adolf Hitler'in öncülük ettiği siyasal bir akım ve yönetim biçimidir
1918'de I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Almanya'da kayzer (imparator) tahttan ayrıl­dı ve cumhuriyet kuruldu. Seçime dayanan bu yeni yönetim biçimi, Almanlar için daha önce alışık oldukları baskıcı yönetimlerden farklı, daha demokratik bir deneyimdi . Seçimler sonucu değişik siyasal partiler parlamentoya girdi. Bu sırada I. Dünya Sava-şı'nın getirdiği büyük altüstlüklere, savaştan yenik çıkmanın manevi ezikliği de eklenmişti. Naziler bu koşullarda savaşı izleyen işsizlik, yoksulluk ve enflasyondan demokratik ku­rumların ve siyaset adamlarının sorumlu oldu­ğunu öne sürüyorlardı. I. Dünya Savaşı'nın sonunda, sömürgelerini yitiren, ordusu dağıtı­lan ve yalnızca gönüllülerden oluşan küçük bir kara ve deniz gücü bulundurmasına izin verilen Almanya, savaş sonrasında bir türlü aşamadığı bu siyasal ve ekonomik bunalım nedeniyle daha da güç durumda kaldı. Böyle bir ortamda ortaya çıkan Naziler, savaşın ezikliğini üzerinden atamayan ve ekonomik durumu giderek bozulan Alman halkına, iş, ekmek ve güçlü bir Almanya vaat ettiler. Almanlar'ın üstün bir ırk olduğunu ve başları­na gelen kötülüklerin sorumlusunun başta Yahudiler olmak üzere başka halklar, komü­nistler ve sosyal demokratlar olduğunu ileri sürdüler
Eski bir asker olan Adolf Hitler, kısaca Nazi Partisi olarak adlandırılan siyasal partiye girdi ve 1921'de partinin önderi oldu. Partinin uzun adı, sosyalist ve milliyetçi olduğunu belirtmek için seçilen Nasyonal Sosyalist Al­man İşçi Partisi'dir. Gerçekte, sosyalizme tümüyle karşı olan Nazi Partisi yalnızca "bü­yük Almanya" ülküsüne bağlıydı. Parti üyele­ri askeri üniformalar giyer, asker gibi davra­nır, Hitler'in ordusu gibi hareket eder ve o ne emrederse onu yaparlardı. Hitler'in 1921'de kurduğu ve 1925'te yeniden örgütlediği Fırtı­na Bölüğü (Sturmabteilung-SA) olarak adlan­dırılan çeteler kendilerinden olmayan herkesi sindirmek için zor kullandılar.

nazilerww3

Hitler önderliğindeki Naziler 1923'te Bav-yera eyaletinin yönetimini ele geçirmek için ayaklandılar. Ama sonuç başarısız oldu ve Hitler yaklaşık bir yıl hapiste kaldı. Mahkû­miyeti sırasında Naziler'in, kutsal kitapları olarak benimsedikleri Kavgam (Mein Kampf, 1925-27) adlı kitabını yazdı. Kitapta demok­rasi küçümseniyor, Alman ırkının üstün­lüğü vurgulanıyor, Yahudiler'e karşı düşman­lık tohumları ekiliyor ve Naziler'in müca­delesi uğruna yapılan haklı ya da haksız her şeyin yararlı ve gerekli olduğu savunulu­yordu.
Hitler, Almanya'yı Avrupa'nın efendisi yapma isteğini gizlemiyordu. Ülke geliştikçe ve halkın durumu iyileştikçe Nazi düşünceleri Almanlar arasında yeterince ilgi görmedi. Ama 1929-32 arasında dünyayı etkisi altına alan ekonomik bunalım Almanya'yı da sarstı. Sonunda, gittikçe büyüyen işsizlik Nazi ülkü­lerinin yeniden canlanmasına neden oldu ve Nazi Partisi ilk büyük başarısını 1930 seçimle­rinde kazandı. Ama, iktidara gelmelerini sağlayacak yeterli oyu henüz alamamışlardı.
1932 seçimlerinde Nazi Partisi'nin aldığı oylar biraz gerilediyse de başka bazı milliyetçi önderler Hitler'i denetleyebileceklerini düşü­nerek başbakan olmasında anlaştılar. 1933'te Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg Hitler'i şansölye (başbakan) olarak atadı. Aynı gün Naziler, düşüncelerine aykırı gelen kitapları toplayarak meydanlara yığdılar ve yaktılar. Seçimlerin yaklaşması üzerine Hitler, komü­nistlerin etkisini kırmak için ünlü Reichstag (parlamento) yangınını çıkarttı ve komünist­leri suçladı. Ardından çıkartılan kişisel özgür­lükleri kısıtlayan kararnamelerle geniş çaplı tutuklamalara girişildi. Bu baskı ve terör ortamında girdiği seçimlerde Nazi Partisi yüz­de 44 oy alarak en güçlü parti oldu.
Hitler, iktidarı ele geçirir geçirmez, genel­likle zora başvurarak yaşamın her alanında Nazi düşüncesini yerleştirmeye çalıştı. Nazi yönetimi, kendine karşı olabilecek hiçbir dü­şüncenin var olmasına izin vermedi. Hitler, parlamentodan diktatörlük yetkileri aldı. Kı­sa süre içinde Nazi Partisi dışında tüm partiler kapatıldı. Çalışma yaşamı, eğitim ve öğretim Nazi düşüncesine uygun olarak yeniden ör­gütlendi. Devlet bir polis devletine dönüştü­rüldü. SS'ler ve Gestapo (Devlet Gizli Polisi) devlet terörü uygulayarak önce Almanya'da daha sonra da işgal ettikleri topraklarda kendilerine karşı çıkabilecek herkesi öldürdü­ler, işkenceden geçirdiler ya da toplama kamplarına kapattılar. 1934'ten sonra doğru­dan Hitler'e bağlanan koruma birliği anlamı­na gelen Nazi terör örgütü SS'ler (Schutzstaf-fel) Heinrich Himmler tarafından örgütlen­mişti.Aşağı ırk olarak niteledikleri Yahudiler ile siyasal karşıtlarını gönderdikleri ilk toplama kampı 1933'te Dachau'da kuruldu. 1939'a gelindiğinde Almanya'da altı toplama kampı vardı. Daha sonra Almanlar işgal ettikleri bölgelerdeki savaş tutsaklarını aşağı ırk ola­rak gördükleri halkları, komünistleri, sosyal demokratları ve sosyalistleri buralarda kur­dukları kamplarda topladılar. Aralarında Po-lonya'daki Auschwitz'in de bulunduğu bu kamplardaki tutsakları köle gibi çalıştırdı­lar. Özellikle Yahudiler ve Çingeneler, soyla­rını yok etmeyi hedefleyen Naziler tarafın­dan, toplu halde gaz odalarında öldürüldü ve ölü yakma fırınlarında yakıldılar. Üzerlerinde en ilkel koşullarda deneyler yapılarak kobay olarak kullanıldılar. Gaz odalarından en bü­yük payı çalıştırılmayacak kadar yaşlı olan­larla, küçük çocuklar aldı.
Hitler, dış politikada, üstün olarak niteledi­ği Alman ırkını bir araya toplamak ve bu ırkın rahatça yaşamasını sağlayacak "yaşam alanı" nı elde etmek amacıyla önce Avusturya'yı (1938) ardından Çekoslovakya'yı (1939) Al­man topraklarına kattı. 1939'da Polonya'yı işgal ederek II. Dünya Savaşı'na yol açan Naziler, kendi sonlarını da hazırladılar.
Naziler zafer tutkusuyla Almanya'yı savaşa soktular, binlerce kişinin ölümüne ve birçok kentin yakılıp yıkılmasına yol açtılar. II. Dünya Savaşı 1945'te Nazilerin yenilgisiyle son buldu

MsxLabs & TemelBritannica
Rapor Et
Eski 12 Mart 2009, 21:55

Nasyonel Sosyalizm (Nazizm)

#4 (link)
HipHopRocK
Ziyaretçi
HipHopRocK - avatarı
Heidegger ve Nazizm

Alman filozof Martin Heidegger'in, genellikle Nazi Partisi olarak bilinen Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'ne girişi 1 Mayıs 1933'te gerçekleşmiştir. Yaklaşık üç hafta sonra da Freiburg Üniversitesi'ne Rektör olarak atanmıştır. Rektörlüğü bir sene sonra, 1934 Nisanında bırakmış olsa da, II. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar Nazi Partisinin bir üyesi olarak kalmıştır. Rektör olarak ilk icraatı kendisini Rektör seçen yapılar da dahil olmak üzere tüm demokratik yapıları ortadan kaldırmak olmuştur. Kampüsünde üç kez kitap yakma vakası gerçekleşmiş ve öğrencilere şiddet uygulanmıştır.
Çok tekrarlanmış bir öyküye göre Rektörlük zamanında Heidegger'in eski hocası olan Yahudi Edmund Husserl üniversite kütüphanesine alınmamıştır. Bunun doğruluk payı olmamakla birlikte, Heidegger'in kendi asistanı Werner Brock da dahil olmak üzere birçok Yahudi'nin okulla ilişiğinin kesilmesi için Nazi yasalarına başvurduğu doğrudur. Heidegger Varlık ve Zaman kitabını Husserl'a adadığı yolundaki sözlerini kitabın 1941 baskısında çıkarmıştır ve daha sonra yapılan bir röportajda yayımcısı Max Niemeyer'in baskısı yüzünden böyle yaptığını iddia etmiştir. Dahası, 1935'te verdiği derslerden derlenen Metafiziğe Giriş 1953 yılında yayımlandığında, Heidegger Nasyonal Sosyalizm'e, Nazizim'e ithafen yazdığı "bu hareketin içsel hakikati ve büyüklüğü [die inere Wahrheit und Größe dieser Bewegung]" satırlarını çıkarmayı reddetmiştir. Bunları silmek ya da metni değiştirmek yerine bir parantez içi yaması yaparak şunları eklemiştir (yani, dünyasal teknolojinin ve modern insanlığın meydan okuması) , (nämlich [die] Begegnung der planetarisch bestimmten Technik und des neuzeitlichen Menschen). Hitler'e yazdığı bir mektupta da şöyle der: "Ah! Führerim siz bizim insanlarımızın ihtiyaç duyduğu kurtarıcısınız. Azim ve şeref! Yeni bir ruhun hocası ve öncü savaşçısı."
Kendini Heidegger'in dostu olarak gören Husserl 4 Mayıs 1933'te şöyle yazdı: Yalnızca gelecek 1933'te hakiki Almanya'nın hangisi ve hakiki Almanların da kimler olduğunu söyleyebilecektir – zamanın az ya da çok materyalist-mitik ırkçı önyargılarını onaylayanlar mı, yoksa geçmişteki Almanların hürmet edip ebedileştirdikleri geleneklerinin mirasçısı olan kalbi ve aklı temiz Almanlar mı? Husserl 1938'de öldüğünde Heidegger cenazesine katılmadı.
Eleştirmenler bundan başka Heidegger'in bir Yahudi olan Hannah Arendt'le olan ilişkisine de dikkat çekmişlerdir. 1920'lerde henüz Heidegger'in Nazilerle olan ilişkisi başlamadan evvel, Arendt Marburg Üniversitesi'nde onun doktora öğrencisiydi ancak bu ilişki Arendt Karl Jaspers'le çalışmak için Heidelberg'e gittiğinde de son bulmadı. Arendt savaştan sonraki Nazi karşıtı duruşmalarda Heidegger'in lehine konuşmalar yaparen, aynı duruşmalarda Jaspers onun aleyhine konuşarak, güçlü eğitmen kimliği nedeniyle Alman öğrenciler üzerinde olumsuz bir etkisinin olduğunu vurguladı. Arendt savaştan sonra da ihtiyatlı bir şekilde Heidegger'le görüşmeyi sürdürdü.

Der Spiegel röportajı

Birkaç sene sonra Heidegger sessizliğini bozarak Der Spiegel dergisine ölümünden sonra yayımlanmak üzere bir röportaj verdi. Şuna dikkat çekilmelidir ki, Heidegger ısrar ederek röportajın basılı versiyonu üzerinde oynamalarda bulunmuştur. Bu röportajda, Heidegger'in Nazilere nasıl katıldığının savunması iki yoldan ilerler: öncelikle, üniversitenin (ve genelde de bilimin) siyasileşmesini engellemek için Nazi yönetimiyle uzlaşmaktan başka bir alternatif olmadığını iddia etmiştir. İkinci olarak da "yeni bir ulusal ve toplumsal yaklaşım" bulmaya yardımcı olacak bir "uyanış" ("Aufbruch") gördüğünü söylemiştir (bu uyanışın 70 milyondan fazla insanın canını aldığını söylememiştir). 1934'ten sonra Nazi hükümetine karşı daha eleştirel olabileceğini (olması gerektiğini?) belirtmiştir. Heidegger'in kimi soruları verdiği cevaplar kaçamaklıdır. Örneğin, nasyonal sosyalizmin "ulusal ve toplumsal yaklaşım"ından söz ederken, sözü Friedrich Naumann'a bağlar. Ancak Naumann'ın "national-sozialar" yaklaşımı nasyonal sosyalist değil, liberaldir. Görünüşe göre Heidegger bu kafa karışıklığını bile isteyerek yaratmaktadır. Tüm çelişkilerin üzerinden atlayarak bu iki tartışma çizgisini ardı ardına sıralar. Dahası, savunması dikkati diğer eğitmenlerin ve düşünürlerin aşırılığına çekerken kendi Nazi sempatisini gizler gibi görünmektedir.
Der Spiegel muhabirleri, Heidegger'in 1949 yılında soykırım ve gıda mühendisliği için sarf ettiği, "özünde aynı şey" ifadesini onun karşısına koymazlar. Heidegger'in savunucuları bu "özün benzerliği" ifadesini onun "Hakikatin Özü Üzerine" adlı makalesiyle savunmaya çalışırlar.
Aslında Der Spiegel muhabirleri Heidegger'in Nazi sempatisini ortaya koyan birçok kanıttan o sıralar haberdar değillerdi. Daha geniş bilgi için Critical Inquiry dergisinin 15. sayısına bakılabilir. Heidegger'in felsefesiyle siyaset anlayışı arasındaki ilişki pek çok kitapta da incelenmiştir.


Rapor Et
Eski 13 Mart 2009, 19:29

Nasyonel Sosyalizm (Nazizm)

#5 (link)
HipHopRocK
Ziyaretçi
HipHopRocK - avatarı
Nazi sembolizmi

Yirminci yüzyıl Alman Nazi Partisi grafik sembolizmi aşırı kullanımıyla dikkat çekmekteydi, özellikle ana sembol olan Hakenkreuz (swastika)ya da gamalı haç partinin ana sembolü olarak kullanılıyor ve Nazi Almanyası'nın bayrağını oluşturuyordu.
Kullanılan diğer Nazi sembolleri:
  • Kartallı gamalı haç, Nazi Partisi'nin resmi sembolü
  • Demir haç
  • Sig Rünü, SSlerin sembolü
  • Siyah SS üniforması

Runik harfler

100px-Flag_Schutzstaffel.svg

1933 yılından, iki "Sig Rünü"
içeren Nazi SS arması.


Rünik Alfabenin harfleri, özellikle Sigel, Eihwaz, Tyr ve Algiz rünleri, Naziler tarafından Alman gelenekleriyle kendilerini ilişkilendirmek için kullanılmıştır.
Nazilerin rünleri kullanmalarının ardındaki gerçekler, 19ncu yy.sonları ve 20nci yy. başlarında Alman mistisizm'inin önemli figürlerinden birisi olan Guido von List'in eserlerinde bulunabilir. List'in 1908'de yayınladığı Das Geheimnis der Runen ("Rünlerin Gizleri") isimli eseri konuyla ilgili örneklerden birisidir.
Nazi yazılarında kullanılan, s rünü List'in "Sig" figürüdür.


Rapor Et
Eski 28 Eylül 2010, 13:48

Nasyonel Sosyalizm (Nazizm)

#6 (link)
Never Say Never Agaın
asla_asla_deme - avatarı
Nasyonal sosyalizm, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'da gelişmeye baş­layan ve 1933'ten İkinci Dünya Savaşı'nm sonuna kadar iktidarda kalan otoriter bir si­yasal rejimdir. Sosyalizmin toplumsal ku­ralları ile ırkçılığı birleştirme iddiasında ol­duğu için bu adı alan "nasyonal sosya­lizmin bir diğer adı da "nazizm"dir. Nas­yonal sosyalizm, Alman ırkçılığı, Yahudi düşmanlığı, lider (führer)in mutlak ege­menliği, anti komünizm, savaşın yüceltil­mesi ve şiddet öğeleri üzerine kurulmuş­tur.

Nasyonal sosyalizmin ilkelerini belirle­yen ve iktidara gelmesi için mücadelesini yürüten Adolf Hitler'dir. Bu nedenle nasyo­nal sosyalist hareketin başarısı, Hiüer'in ki­şiliğine bağlı olarak dalgalanmalar göster­miştir. Hitler orta halli bir devlet memuru ailenin çocuğu olarak 1889 yılında Alman-ya-Avusturya sınırında küçük bir kasaba olan Braunauam Inn'de doğdu. Babası gibi memur olmak istemeyen Hitier, onbeş ya­şındayken ressamlık öğrenimi görmek üze­re Viyana'ya gitti. Viyana'da yoksul ve sı­kıntılı günler geçiren Hitler, ressamlık öğ­reniminden vazgeçerek mimarlık öğrenimi görmek istediyse de, eğitimini tamamlama imkanı bulamadı. Hiüer'in Viyana'da yaşa­dığı bu sıkıntılı günler Ve Almanların kendi ülkelerindeki onur kinci durumları, nasyo­nalist sosyalist ideolojinin gelişmesine kaynaklık etmiştir. Kendisi bir Alman olarak açlık ve yoksulluk çekerken, Alman olma­yanlar, özellikle de Yahudiler lüks ve bol­luk içinde yaşıyorlardı. Viyana gibi, Al­manları onurlandıran muhteşem şehirde, aşın zenginlik ve sefaletin bir arada yaşan­dığı, eşitsizlik ve haksızlıklar üzerine kuru­lu bir düzen hüküm sürüyordu. Bu durum­dan kurtulmanın yollarını arayan Hitler, Ön­celeri sosyalist ve sosyal demokrat düşün­celere ilgi duyarak işçi hareketlerine katıl­dı. Ne var ki, bu çevreler, Hiüer'in yürekten inandığı, vatan, millet, ahlak, hukuk ve din gibi kavramları, kapitalist düzenin ve bur­juva ideolijsinin öğelerinden sayarak inkar ediyorlardı. Ayrıca bu harekeüer, bilerek ya da bilmeyerek Yahudilerin amaçlarına hiz­met ediyordu. Çünkü Marksizm, bütün in­sanların Yahudilerin denetimine geçirilme­si için icad edilen bir ideolojiydi. Demokra­si ise sağladığı özgürlük ve hoşgörü orta­mıyla, Marksizmin gelişmesine yataklık eden bir üreme alanı görevi yapıyordu. Marksizmin kökünün kazınması ve Yahu-diler'in dünya egemenliğinin önlenebilme­si için, Alman Irkı'nın üstün değerleriyle donatılan, gerektiğinde sertlik ve şiddetten kaçınmayan bir siyasal hareket başlatılma­lıydı. Avusturya'daki mevcut partilerden, Pan Germanist Parti, kitlelerden çok burju­va sınıfına dayandığı ve ihtilalci olmadığı, Sosyal Hıristiyan Parti ise ırkçılıktan çok din kurallarına önem verdiği ve Yahudi düşmanlığı yapmadığı için böyle bir hare-keü başlatmaya uygun değildi. Hiüere göre Alman toplumunun sorunlarını ancak, sos­yalizmin toplumsal ilkeleri ile milliyetçiliği birleştiren, ama sınıf mücadelesini redde­den, güçlü bir liderin önderliğinde örgütle­nen nasyonal sosyalist hareketler çözümle­yebilirdi.

Hitler 1919'da Münih'e giderek yıllardan beri tasarladığı siyasal hareketi başlattı. Ha­reketin kısa sürede sesini duyurabilmesi için, geniş kitlelerin katılımını gerekli göre­rek, Alman İşçi Partisi'ne giren Hitler, mü­cadelesini orada başlattı. Kısa sürede parti içinde etkili bir konuma gelerek, partinin örgüt yapısını tamamen değiştiren Hitler, adını da Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Par­tisi olarak değiştirdi. Kendisine gamalı haç'ı sembol olarak seçen parti, yirmibeş il­keden oluşan bir program yayınladı. Nas­yonal sosyalistler ilk dönemlerinde daha çok komünistlere ve Yahudilere karşı yü­rüttükleri şiddet ve saldırı hareketleri ile dikkati çektiler. İktidarı kısa yoldan ele ge­çirebilmek için 1923'de Musolini'nin Roma yürüyüşüne benzer bir yürüyüş düzenledi­ler. Ama başarısız oldular, Hiüer kurmayla­rıyla birlikte tutuklanarak hapse gönderildi, partileri de kapatıldı. Hitler, mahkumiyet günlerini geçirdiği Landsberg Kalesi'nde hayatını, görüşlerini ve mücadelesini anlat­tığı Mein Kamp (Kavgam) adlı kitabını ka­leme aldı. Hapisten çıkınca daha güçlü ve düzenli bir mücadele yürüten naziler, 1933'de iktidara geldiler ve parti progra­mında yer alan düşüncelerini yürürlüğe koydular.

Nasyonal sosyalistlerin hareket noktası­nı oluşturan en temel kavram Alman ırkçılı­ğıdır. Irk kavramını biyolojik anlamıyla be­nimseyen nasyonal sosyalistlere göre, Dev­let adı verilen siyasal toplulukları, etnik ba­kımdan aynı ırka mensup olan insanlar oluşturur. Irklar insanlar arasında fiziki farklılık yaratmakla kalmaz, entellektüel ve manevi değerlere de kaynaklık eder. Bu de­ğerlerin yaratılmasına katkıları bakımdan üstün ırklar ile aşağı ırklar arasında eşitlik yoktur. Üstün ırkların kültür üretme ve uy­garlık kurma yeteneği vardır. Tüm uygar­lıkları üstün ırklar kurmuşlardır. Uygarlığın devam edebilmesi için, üstün ırkların ko­runması ve aşağı ırklarla birleşmelerinin engellenmesi gerekir. Irklar arasında yapı­lan derecelendirmenin en üstünde, ırkların en safı ve en fazla korunmuşu olan kuzey ar-yen ırkları, en altında da insanlığın ve uy­garlığın düşmanı olan Yahudiler yer alır. Kuzey aryen ırkları içerisinde en saf ve te­miz kalanı ise Almanlar'dır. Alman halkı führerinin önderliğinde ve ona tam bağlılık içerisinde kuzey aryen ırklarını koruyarak, aşağı ırklarla birleşip bozulmasını önleye­cektir. Almanya'da naziler iktidara gelince, çıkardıkları yasalarla, tüm resmi makamla­ra Alman kanı taşıdığını kabul ettikleri ken­di adamlarını getirdiler. Uygulanan şiddet ve yıldırma hareketleriyle, kamu kesiminde ve serbest meslek mensupları arasında yer alan komünistler ve Yahudiler temizlendi. Sadece Alman kanı taşıyanlara vatandaşlık hakkı tanındı. Alman kanı taşımak için ön­celeri en az iki kuşak ileriden Alman olma şartı aranırken, daha sonraki yıllarda aryen ırkının Özelliklerinin belirlenmesi konu­sunda fikir ayrılıkları ortaya çıkınca, bu uy­gulamadan vazgeçilerek, aryenlerin de di­ğer ırklarla karışabileceği kabul edildi. An­cak bu karışma çok sınırlı kalmıştı. Üstelik üstün ırk olduğu için, karışmada aryenler kendi özelliklerini koruyabilmişlerdi. Al­manlar içerisinde diğer ırklarla hiç karışma­mış olan sınırlı sayıda seçkinler de vardı. Bunlar, tanrının seçerek yarattığı saf ari ır­ka mensup olanlardı. Devleti yönetmek, saf ve üstün olan bu kimselerin hakkı olarak görülmüştür.

Nasyonal sosyalistlere göre, devleti oluşturan insanlar arasında aynı kanı taşı­manın verdiği yakınlaşmadan kaynaklanan bir topluluk (cemaat) ruhu vardır. Aynı ır­kın parçalarını oluşturan bu insanları bir araya toplayan şey, kişisel çıkarlar ve yasa­lardan çok, taşıdıkları kan bağıdır. Kişiler kendi yararlarına bir hak talebinde bulun­mazlar, ırkın çıkarlarını esas alan hukuki düzenlemelerin sağladığı imkanlarla yeti­nirler. Her türlü gelişmenin temel koşulu, ırkın yükselmesi ve korunması olduğun­dan, özel ve kişisel çıkarlara hizmet eden örgütlenmelere izin verilmez. Bu yönleriy­le nazizm ile İtalyan faşizmi arasında bir benzerlik kurulabilir. Ancak faşistler devle­ti yücelterek, onun üstünde bir kurum ve çı­kar tanımadıkları halde, naziler ırkı en yük­sek yere koymuşlar, devleti ise ırkın yük­seltilmesinin aracı olarak görmüşlerdir. Hiüer'e göre devlet "muhteva" değil "ka-lıp"tır. Muhteva ırktır, önemli olan muhte­vanın korunmasıdır. Kalıp ancak muhteva­yı koruduğu sürece değerli olacağından, devlet de ırkı koruduğu ve geliştirdiği süre­ce Önem taşır.

Nasyonal sosyalizmde siyasal iktidarın kaynağı, tek ve tartışmasız sahibi führer'dİr. Führer'in bu tekelci iktidarı, tüm devlet or­ganlarını ve onların faaliyetlerini kapsar. Halkın yolgöstericisi olan führer, bu misyo­nunu kendi kişiliğine bağlı olarak aslen ka­zanmıştır. Ona bu yetkileri bir başka kişi, ya da organ vermemiştir. Führer halkın ruhunu temsil eder. Bu nedenle ona uyanlar gerçek­te kendi iradelerine uymuş olurlar. Hitler bunu halka karşı yapmış olduğu konuşma­larda "ben hepinizdeyim, hepiniz bendesi­niz" diye ifade etmiştir. Führer, halkını di­lediği gibi yönetir. Gerekli gördüğünde hal­kın oyuna da başvurabilir. Ancak halkın oyuna başvurulması, führerin görüşlerinin halk tarafından benimsenmiş olmasından başka anlam taşımaz. Bu kuralın bir sonucu olarak parlamentonun bir yasayı görüşmesi de führenin iradesinin onaylanmasından başka bir şey değildir. Halkın, parlamento­nun ve diğer devlet organlarının führere karşı sadece yükümlülükleri vardır. Bu yü­kümlülük onun emirlerine itaat edilmesi ve iradesinin tartışmasız yerine getirilmesi şeklinde kendisini gösterir. Führer hem par­lamentoyu, hem de hükümeti denetleyen tek yetkilidir. Dolayısı ile parlamenter sis­temde olduğu gibi, parlamentonun hükü­meti siyasi yönden denetleme yetkisi bu­lunmamaktadır. Nasyonal sosyalizm, siya­sal hayatla pülüralizmi ve devlet organları­nın kuvvetler ayrılığı esasına göre örgütlen­mesini reddeder. Führer devletin, hüküme­tin, parlamentonun ve kamusal görevleri yöneten tüm kurum ve kuruluşların başı­dır.

Alman ırkının yüceltilmesi, Yahudilerin ve komünistlerin yok edilmesi düşünceleri savaşı ve şiddet hareketlerini ön plana çı­karmıştır. Nazilere göre savaş, milletlerin hayatını düzenleyen biyolojik bir zorunlu­luktur. İnsanlığın yüz karası olan aşağı ırk­lar savaşla yok edilir, üstün ırkların korun­ması ve gelişmesi savaşla sağlanır, uygar­lıklar savaşların verdiği dinamizm olmasa kurulamaz. Savaş halkın içindeki iktidar ve kudret duygusunu alevlendirir, genel çıkar­lar uğruna kişisel ve özel çıkarların terke-dilmesini öğretir. Alman ruhuna bağlı kuv­vetli bir dünya devletinin kurulması, Al­manya'nın düşmanlarıyla savaşarak onları yenmesine bağlıdır.

Hitlere göre, güçlünün rolü kendinden zayıflan yenerek denetimi altına almaktır. Kuvvetliler içinde bile üstünlüğü elinde tutacak olan en kuvvetliler­dir, öyleyse Almanlar her bakımdan en üs­tün olmalı ve tüm düşmanlarını yenerek bo­yunduruğu altına almalıdır. Hitier bu görüş­leriyle ırklar arasında doğal seleksiyonu ka­bul eden bir tür "Sosyal Darvinizm"i savun­muştur. Naziler iktidara geldiklerinde, Al­manların denetiminde bulunan mevcut top­rakların, halkın ihtiyacının karşılanmasına yetmiyeceğini, kalabalık nüfusları ile ülke­lerinin genişliği arasında bir ters orantı bu­lunduğunu öne sürerek, topraklarını geniş­letmek için komşu devletlere saldırdılar. Naziler bu saldırılarının Avrupa uygarlığı­nın Yahudilere ve komünistlere karşı ko­runmasına yönelik bir önlem olduğunu da öne sürmüşlerdir. Çünkü Yahudilere oldu­ğu kadar, komünizme de karşı olmuşlar, da­ha iktidara gelmeden önce sol hareketlere karşı şiddete başvurmuşlardır. Nazilerin ik­tidara geldiği yıllarda ileri derecede sanayi­leşmiş olan Almanya'da radikal sol hareket­ler oldukça güçlüydü.

Sosyal demokratlar bile biçimsel olarak Marksizmi benimsi­yorlar, ayrıca komünistler de oldukça etkili oluyorlardı. Komünistlere karşı acımasız bir mücadele yürüten naziler, iktidara gel­diklerinde sol örgütleri dağıttılar, komünist liderleri ve sol hareketlerin aktif üyelerini toplama kamplarına gönderdiler,Almanya'da nazı rejiminin kurulması beklenmedik bir anda, aniden ortaya çıkan bir olgu değildir. Alman toplumunun kültü­ründe, ırkın ve devletin önemini, ırkın ve devletin çıkarları uğruna güç ve şiddete başvurmanın meşruiyetini savunan düşün­celerin tarihsel kökleri vardır. Hegel'in mutlak düşünce kabul ettiği devlete duydu­ğu hayranlık, Herder ve Treitsche gibi dü­şünürlerin romantik milliyetçiliği, Alman felsefe ekollerinin benimsediği tarihselci yöntem, bu alanda önemli birikimler sağla­mıştır. Bu birikimlerin etkisiyle cermen ır­kının geleceği için yöneticilerine koşulsuz itaat eden, üniforma, yetki ve şiddetten hoş­lanan bir kitle oluşmuştur.

Almanların Bi­rinci Dünya Savaşı'nda yenilmeleri de Na­zilerin iktidarı için uygun olan psikolojik ortamı hazırlamıştır. 1871'de Bismark'ın Fransa'yı yenerek Alman imparatorluğumu ilan etmesinin üzerinden henüz yanm yüz­yıl geçmeden girdikleri savaşta büyük bir yenilgiye uğradılar. I919'da imzalanan Versay Andlaşması ile Almanlar sömürge­lerini ve topraklarından bir kısmını kaybet­mekle kalmayıp, savaşı başlatmakla suçla­narak tazminat ödemeye mahkum edildiler. Bu yenilgi Alman halkının onurunu tamir edilmez biçimde zedeledi. Üstelik 1929-30 yıllarında yaşanan büyük ekonomik kriz, savaşın henüz kapanmayan yaralarına yeni­lerini ekledi. Ortaya İlk çıktığı günden beri Versay Andlaşması'nın öcünün alınacağını söyleyen Hitler'in, ekonomik krizden çık­mak için önermiş olduğu çözümler de, o gü­nün koşullarında çekici geldi. Zaten Alman halkı kendisini içinde bulunduğu koşullar­dan kısa sürede çekip çıkaracak bir kurtarıcı arıyordu.

Tüm bu avantajları iyi değerlen­diren Naziler, 1932 seçimlerinde çoğunlu­ğu sağlayamamakla beraber, en fazla oyu aldıkları için hükümeti ele geçirdiler. 30 Ocak 1933'de Cumhurbaşkanı Hinden-burg, Hitlcr'i başbakan atadı. İktidara gelen Naziler kısa süre içerisinde tüm muhalefet partileri, sendikaları ve karşıt görüşleri sa­vunan toplumsal örgütleri kapattılar. Yahu­dileri ve radikal sol hareketlerin Önde ge­lenlerini ya öldürdüler, ya da toplama kamplarına gönderdiler. Yeniden güçlü Almanya'yi kurarak ari ırkın üstünlüklerini in­sanlığa gösterebilmek için, tüm komşuları­na savaş açtılar. Güçlü ve disiplinli ordula­rı, son model silahlarıyla güçlük çekmeden, neredeyse kıta Avrupası'nın tamamını kontrollerine aldılar. Ama karşılarında Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devlet­leri ve İngiltere'nin birleşik kuvvetlerini bu­lunca, savaşı başlatmakla doğru bir şey yapmadıklarını anladılar. Fakat dönülmez noktaya gelinmişti; ya yenecekler, ya da bu uğurda öleceklerdi. Sonuç bekledikleri gibi olmadı, savaşı kaybettiler. Dünyayı fethet­meye, Alman ırkının onurunu kurtarmaya çıkmışlardı. Ellerinde bulunanı da yolda yi­tirdiler, Almanya sadece harabe olmakla kalmayıp, ikiye bölünmekten de kurtula­madı.

Şükrü KARATEPE

Rapor Et
Eski 17 Aralık 2010, 14:24

Nasyonel Sosyalizm (Nazizm)

#7 (link)
CenneT-ul Meva
Ziyaretçi
CenneT-ul Meva - avatarı
Nasyonal Sosyalizm ya da Nazizm, Almanya'da Adolf Hitler tarafından kurulan yönetim sistemi ve siyasi bir akımdır. Temel felsefesi milliyetçilik, sosyalizm, ırkçılık, anti-semitizm ve popülizm üzerine kuruludur. Bunların yanını sıra antikomünizm ve antikapitalizm sunmaktadır. Nasyonal sosyalizm beyaz ırkın diğer ırklardan (siyah-melez) üstün olduğunu ve ırklar arasında varolup süregelen mücadelenin (ırksal kazanımlarını fark edip kullanabilirlerse) üstün olan beyaz ırkın kazanacağını savunur.


Nasyonal Sosyalizm doktrininin ilanı 1898'in Mayıs ayında, ilk teorisyeni Maurice Barrès tarafından yapıldı. Fransız Barrès, sosyalist bir milliyetçilik fikrini, yabancı egemen Almanya'ya karşı, seçmenleri kazanmak üzere yaydı ve sosyalizm'in "liberal bir zehir", ancak, nasyonal sosyalizmin, kollektif milliyetçiliğin gerçekleştirmenin aracı olduğunu açıklamıştı. Barrès'e göre, işçiler kendi uluslarından işverenlere karşı değil, yabancı işverene ve Yahudi sermayesine karşı mücadele etmeliydi.
"Nazi" Kelimesinin Kökeni

Nazi kelimesi, Adolf Hitler'in ideolojisini benimseyen kişi ya da kurumlara verilen genel adı ifade eder. Nazi Partisi'nin Almanca adı, NSDAP (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei) idi. Avusturya vatandaşı Adolf Hitler tarafından faaliyete geçirildi.
"Nazi" kelimesi, köken olarak "National" ve "Sozialismus" kelimelerinden meydana gelmekteydi. (Almanca: Nationalsozialismus)
Nazizm'in II. Dünya Savaşı'ndan Sonraki Durumu

İki dünya savaşı arasında ortaya çıkan bu ideoloji, bugün milletlerarası siyasi ve toplumda kabul görmemektedir. Bugün halen açık ve gizli eylemlerle faaliyetini çeşitli ülkelerde sürdürmeye çalışmaktadır. Bunlar arasında Almanlar'ın NPD ve Skinheads'leri (dazlaklar), İngiliz Skinheads ve holiganları yanında Amerika'da Ku Klux Klan üyeleri gibi daha birçok ufak tefek grup ve akımlar mevcuttur. Almanya başta olmak üzere birçok ülkede Nazi'lerin açıkça siyasi ve dernek çalışmaları sınırlandırılmış veya yasaklanmıştır.
Alman Nasyonal Sosyalizmi

1933'te Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'nde örgütlenen Nasyonal Sosyalistler Weimar Cumhuriyeti'nin (Almanya) seçimlerini kazanıp hükümeti kurarak totaliter diktatörlüklerini ilan ettiler. Bu yeni Nazi devletinin adı III. Reich'ti ve 1945'e kadar devam etti. Büyük Alman devleti kurulmasına engel olduğu iddia edilen tüm insanlar (Yahudiler, sosyalistler, komünistler, çingeneler, eşcinseller ve başka rejim muhalifleri) ağır bir şekilde cezalandırılarak idam edildi. Daha sonra dünya bu idamları Soykırım (Genocide) olarak adlandırdı.
Alman Nasyonal Sosyalizmi Almanya'nın pek çok cephede birden zorlu bir savaşa girmesine ve bu savaşta ağır bir yenilgi almasına yol açmış, pek çok ülkeden milyonlarca insanın ölmesine sebep olmuştur.


vikipedi
Rapor Et
Eski 1 Ağustos 2013, 22:36

Nasyonel Sosyalizm (Nazizm)

#8 (link)
Silent storM
_VICTORY_ - avatarı
Nasyonal Sosyalizm
MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi

Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi'nin (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiter-Partei/NSDAP) siyasî hareketi ve öğretisi; Nazizm. "Nazi" sözcüğü, sosyalistler için kullanılan "sozi" kısaltmasına benzetilerek national sözcüğünün "na"sına, sozialist sözcüğünün "zi"sinin eklenmesiyle oluşturulmuş yapma bir sözcüktür. Nasyonal Sosyalizm yerine Nazizm sözcüğü de kullanılır. Nazi hareketi, I. Dünya Savaşı'ndan yenik, yoksullaşmış ve Versailles Barış Antlaşması'nın ağır hükümleriyle de onuru kırılmış olarak çıkan 1918-1919 Almanyası'nda boy verdi. Parti, Münihli bir çilingir olan Anton Drexler tarafından Alman İşçi Partisi adıyla 1919'da kuruldu. 1920'de adını değiştirerek 1921'den itibaren Adolf Hitler tarafından yönetildi. Almanya 1920'li yıllarda ekonomik, siyasî ve toplumsal bir kaos içindeydi. Rus Devrimi'nden esinlenen ve Komintern içinde örgütlenmiş olan Alman komünistlerinin devrim girişimleri başarıya ulaşmamış olmakla birlikte Alman toplumunda artan bir komünizm korkusu yaşanmaktaydı. Başlangıçta Naziler özellikle Bavyera'da etkili oldu. Bavyera hükümetine karşı 9 Kasım 1923'teki darbe denemesinden sonra (Münih Birahane Darbesi) yasaklanan parti, 1925'ten itibaren önemli rol oynamaya başladı. Nazi Partisi, 1929 ekonomik bunalımı sırasında politik bir güç olarak belirdi. 1928'deki 100.000 üyeli bir partiden 1932'de 920.000 üyeli bir parti hâline geldi. Hitler'in demagojik hitabet ve propaganda sanatını kullanan Naziler, Alman toplumunun olabildiğince geniş bir kesiminin hoşnutsuzluğunu kanalize etmeyi başardılar. Programlarını milliyetçilik, ırkçılık, otorite ve militarizme dayandırdılar. Bunlar, Hitler'in kitabı "Mein Kampf"ta (Kavgam, 1923) dile getirilmişti. Alman ulusu silâhlanma ve yayılma yoluyla, birleştirilmiş bir askerî rejim altında kendi saygınlığına yeniden kavuşacaktı ve bu ideoloji "Ein Reich, Ein Volk, Ein Führer" (Tek Devlet, Tek Ulus, Tek Önder) sloganında ifadesini buluyordu. Nasyonal sosyalizm, Münih Birahane Darbesi'nden sonra, iktidarageçmek için meşru güçlerin desteğini almak gerektiği sonucuna vardı ve o tarihten sonra hep bu ilkeyle hareket etti. Amaca ulaşmak için her yol mubahtı. Hatta sosyalist içerikli propagandaya bile başvurulabilirdi. Nazi hareketi, siyasî mücadelesini, en büyük partiyi oluşturan sosyal demokratlar ve işçilerin üçte birini kapsayan Alman komünistlerine karşı yürütmek durumundaydı. Gerek sosyal demokratların gerekse komünistlerin birbiriyle işbirliği yapmaktan kaçınmaları, Naziler için büyük bir manevra alanı açtı. Nazi hareketi bu uygun koşullarda giderek büyüdü ve bunda görkemli gösterilerin ve partinin kahverengi gömlekli milislerince (Sturm-Abteilung, SA) uygulanan terör eylemleriyle muhaliflerin sindirilmesinin büyük etkisi oldu. Parti, antidemokratik, antiliberal ve kavgacı yanını gösterdikçe askerî çevrelerin, komünizm tehlikesine karşı da büyük işadamları ve toprak sahiplerinin desteğini aldı. 1929 ekonomik çöküntüsünü kullanan kitle propagandası sayesinde 1930 seçimlerinde önemli başarılar kazandı. Dönemin cumhurbaşkanı olan eski Mareşal Hindenburg, Nazi hareketinin güçlenmesine endişeyle bakıyor, önderleri ve onbaşılıktan gelme Hitler'e iktidarı teslim etmemek için Alman ulusunu birleştirebilecek formüller üzerinde direniyordu. 1930-1932 yılları Heinrich Brüning'in, 1932 Haziran-Kasım'ı da Franz von Papen'in başbakanlığıyla geçti. Bu hükümetler Alman toplumundaki kutuplaşmayı gideremedi, ekonomik, toplumsal ve siyasî bunalıma çözüm bulamadı. Sık sık seçime başvuruldu. Naziler 1932'de Alman parlamentosunda (Reichtag) sandalyelerin üçte birinden fazlasını aldı. 1933 seçimlerinde de %44'le partiler içinde en çok oyu topladılar. Von Papen istifa ederek Hitler'in başbakan olması yönünde çalışmaya başladı. Hitler'in yönlendirilebileceğine ikna edilen ve Hitler'in işadamlarınca da desteklendiğini anlayan Hindenburg, 1933 Ocağı'nda onu başbakan (şansölye) yaptı. 21 Mart 1933'ten itibaren Hitler hükümeti, denetimi ele aldı ve Haziran'da NSDAP, Almanya'nın tek partisi ilân edildi. Radikal Nazi ögeler, yani SA'lar 1934'te tasfiyeedildi ve Hitler'in sözü, tartışmasız biçimde en yüce buyruk kabul edildi. Yahudiler, ari ırktan olmayanlar, sendika ve parti ileri gelenleri de dahil olmak üzere bütün muhalifler toplama kamplarına sürüldü ve birçoğu buralarda imha edildi. Alman ulusuna mutlu bir gelecek vaat ederken onu II. Dünya Savaşı'na sürükleyen, milyonlarca Alman yurttaşının yanı sıra, bunun birkaç katı kadar da çeşitli uluslardan insanın ölümüne yol açan, iktidara yürürken kullandığı terörü, iktidara geldikten sonra doruğuna çıkaran, her türlü muhalif sesi susturan, insanları daha çok çalıştırıp daha az kazanacak duruma sokan, demokrasiden eser bırakmayan, tek parti-tek şef ilkesini benimseyen, devletle partiyi özdeşleştiren, bütün insanlığı Alman ulusuna bağımlı kılmaya, insanlığın kültür birikimini yok etmeye çalışan, İtalyan faşizmi ve İspanyol falanjizmiyle işbirliği yapan ve bütün bu uygulamalarıyla da "Alman faşizmi" adıyla anılan nasyonal sosyalizm, II. Dünya Savaşı süresince gücünü yitirdi ve savaşla birlikte kendisi de yok oldu. Hitler'in ve nasyonal sosyalizmin izinde giden kimi küçük gruplar Batı Almanya da dahil, günümüzde çeşitli ülkelerde varlığını sürdürmektedir.
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.423 saniyede (88.45% PHP - 11.55% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 04:49
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi