Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 20 Şubat 2017  Gösterim: 18.726  Cevap: 5

Nasyonal Sosyalizm (Nazizm)

Misafir
6 Aralık 2006 12:38       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Nasyonal Sosyalizm

Ad:  Nasyonal Sosyalizm (Nazizm)1.jpg
Gösterim: 112
Boyut:  70.7 KB

NAZİZM olarak da bilinir, Almanca NATİONALSOZİALİSMUS, NAZİSMUS, Almanya’da Nazi Partisi’nin başkanı Adolf Hitler’in öncülük ettiği totaliter hareket.

Sponsorlu Bağlantılar
Ateşli milliyetçiliği, kitlesel karakteri ve diktatörce bir yönetim öngörmesi açısından İtalyan faşizmiyle birçok ortak nokta taşımakla birlikte, Almanya’ya özgü bir ortamda gelişmiş ve Hitler’in kişiliğiyle biçimlenmiştir. Ayrıca kuramsal düzeyde ve uygulamada daha aşırı olmasıyla ayırt edilir.

Hareketin ortaya çıkışı.


Nasyonal Sosyalizmin ideolojik kökleri, çarpıtılmış biçimleriyle hareketin kavramlarını çağrıştıran ya da bunların benimsenmesi için uygun bir zemin oluşturan düşüncelerinden dolayı J.G. Fichte, G.W.F. Hegel, Heinrich von Treitschke, Friedrich Nietzsche, Oswald Spengler ve Houston Stewart Chamberlain gibi yazarların yapıtlarına dayandırılır. Ama bu düşünsel birikimin kullanılmasını sağlayan asıl etken, I. Dünya Savaşı yenilgisinin özellikle orta sınıflarda yarattığı hayal kırıklığı ve yoksullaşma oldu. Versailles Antlaşmasının ağır hükümlerine boyun eğen “hainler”den hesap sorma ve yeniden silahlanma yönündeki çağrılarıyla askeri çevrelerde kolayca destek bulan Hitler, yoğun bir propagandayla işlediği yayılma ülküsüne, Alman ırkının üstünlüğü ve yüce misyonu gibi fanatik bir inancı ve bir toplumsal devrim coşkusunu da eklemeyi başardı. Dolayısıyla Nasyonal Sosyalizmin temel ilkeleri en iyi ifadesini Hitler’in Mein Kampf (1925-27; Kavgam, 1940, 1978) adlı yapıtında buldu.
Nasyonal Sosyalizm tutucu ve milliyetçi bir ideolojiyi radikal bir toplumsal öğretiyle bağdaştırma denemesiydi. Bu çerçevede akılcılığı, hukuk düzenini ve insan haklarını reddederek bunların yerine mutlak bir otoriteyi ve bireyin devlete bağlılığını geçirmeyi amaçlıyordu. İnsanlar ve ırklar arasındaki eşitsizlikten yola çıkarak güçlünün zayıfı yönetme hakkını öne çıkarıyordu. Rakip siyasal, dinsel ve toplumsal kuruluları baskı altına almaya ya da ortadan kaldırmaya çalışırken, sertliğe ve vahşete başvurmayı gerekli ve haklı görüyordu.

Değişik toplumsal sınıfların en uyumsuz ve başarısız unsurlarını saflarına çekebilen Nasyonal Sosyalizm, kitleleri zorlama ve yönlendirme yöntemleri bakımından da yeni bir anlayış getirdi. Nazi rejimi, bütün iletişim ve kültür araçlarını kullanarak kesintisiz bir propaganda bombardımanına girişme yolunu tuttu. Düzenli, resmî, her yerde göreve hazır üniformalı kadrolarıyla son derece güçlü olduğu havasını yaymayı başardı. Bu propaganda aygıtının gerisinde, gizli polis ve toplama kamplarında odakla- şan terör aygıtı yatıyordu. Propaganda aracılığıyla, basmakalıp ırkçı düşünceler bir kitle hareketine dönüştürülüyordu. Örneğin Yahudileri nefret edilen ve korkulan her şeyin simgesi olarak gösteren aldatıcı retorik, Yahudilerin toplumun bütün sınıflarına düşman olduğu imgesini yarattı.

Nazilerin iktidara gelişi


Nazi Partisi’nin Almanya'da iktidara gelmesi 14 yıllık bir zaman aldı. 1919’da Almanya'da belirmeye başlayan cumhuriyetçi demokratik düzenden hoşnutsuz eski subay ve askerlerin, öğrencilerin ve öteki unsurların kurduğu gerici ve terörist örgütlenmelerin hızla yaygınlaştığı bir dönemde ortaya çıkan Nazi Partisi, Hitler’in liderliği altında, Alman ordusu Reichswehr den aldığı destekle bütün bu grupları bünyesinde topladı. Ardından 1930’ların başlarında yaşanan ve milyonlarca Almanı işsiz bırakan ekonomik bunalım sayesinde 14 Eylül 1930’daki Reichstag (Parlamento) seçimlerinde ilk büyük başarısını kazandı. Partinin 6 Kasım 1932’deki Reichstag seçimlerinde gerilemesine karşın, Franz von Papen’in düzenlediği bir oyunla, yaşlı Alman cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg 30 Ocak 1933’te Hitler’i şansölye ilan etti. Hitler, Nasyonal Sosyalistlerle tutucu ve sağcı milliyetçi üyelere dayalı bir koalisyon hükümeti kurdu. 27 Şubat 1933’te Reichstag binasında çıkarılan yangın, Hitler’e Bolşevik tehlikesi hayaletini ortalığa sürme ve 5 Mart 1933’te seçimlere gitme fırsatını verdi.

Oyların yüzde 44’ünü alan Nasyonal Sosyalistler, merkez demokrat güçlerin açık bir programdan yoksun oluşlarından ve zayıflıklarından yararlanarak parlamentoda çoğunluğu ele geçirdiler. Komünist milletvekilleri dışlandıktan sonra 24 Mart 1933’te toplanan yeni Reichstag, hükümete diktatörce yetkiler veren bir yasa çıkardı. Ardından amansız bir Gleichschaltung (eşgüdüm) süreci başladı. Birkaç ay içinde Alman Reich’ı, kamusal ve özel yaşamın bütün alanlarında Nasyonal Sosyalist bir anlayışa dayanan ve kimliğini liderinin iradesiyle özdeşleştiren totaliter bir devlet durumuna geldi.

Hindenburg’un ölümünden (Ağustos 1934) sonra Hitler, cumhurbaşkanlığı makamını kaldırarak başkomutanlık görevini üstlendi, konumunu da Führer und Reichskanzler (Almancada “Önder ve Şansölye”) unvanıyla belirledi. Bütün askeri birlikler ve subaylar Hitler’e kişisel bağlılık yemini etmek zorunda bırakıldı. 19 Ağustos’ta yapılan plebisitte yaklaşık yüzde 88’lik bir oy çokluğuyla bütün bu girişimler onaylandı.

Totaliterlik ve yayılmacılık


Nasyonal Sosyalizmin 1934’ten sonraki tarihi iki döneme ayrılabilir. 1934-39 arasındaki dönemde parti ülkenin yaşamında tam bir denetim kurdu. Bu süre içinde polis, güvenlik ve SS (Schutz staffel) örgütleri Heinrich Himmler ve baş yardımcısı Reinhard Heydrich’in yönetimi altında bütünleştirildi. 1938-45 arasındaki dönem ise Nazi sistemini Almanya dışındaki topraklara yayma ve uygulama çabasına sahne oldu. Almanların yaşadığı toprakların ardından başka ülkeler de Nazi rejimine bağımlı hale getirildi.

Almanya'nın II. Dünya Savaşı'nı başlatması Hitler’in planlarının kaçınılmaz bir sonucuydu. Nasyonal Sosyalizm, totaliterliğe ve eşitsizliğe dayalı yeni bir düzeni kurmada kendini yalnızca Almanya'yla sınırlama niyetinde olmadığını daha başında göstermişti. Hareketin dinamizmi genişlemesine ve yayılmasına bağlıydı ve doğası gereği kendi iradesini sınırlama yeteneğinden yoksundu. Hareketi ancak daha üstün bir karşı güç durdurabilirdi.

Hitler dünyada denetimi ele geçirmek için öncelikle Almanya'nın askeri ve sınai üstünlüğünü sağlamaya ağırlık verdi. Bu alandaki başarıların ardından Alman kökenli halkları, “kendi kaderini tayin hakkı” çerçevesinde “tarihsel anayurtlarında” bir araya getirmeye yöneldi. İkinci adım olarak bir Grossvvirtschaftsraum (büyük ekonomik alan) ya da Lebensraum (yaşam alanı) yaratma hedefini önüne koydu. Böylece Almanlar ekonomik olarak kendine yeterli, askeri olarak ise yenilmez hale gelmelerini sağlayacak miktarda toprak elde etmiş olacaktı. Yönetici Alman ırkı (Herrenvolk) bu alan içinde aşağı halkları hiyerarşik bir düzen içinde yönetecek ve onları etkili biçimde örgütleyecekti. Almanların 194l'e değin elde ettiği başarılar üzerine plan Avrupa’nın tümünü, Asya'nın batısını ve Afrika’yı içine alacak yarıküresel bir düzen olarak genişletildi. Sonunda Hitler'in hedefi, Nasyonal Sosyalizmi bütün dünyaya egemen kılacak ve insanlığa Alman süngülerinin koruduğu ve birleşik bir parti bürokrasisinin yönettiği bir barışın “nimetlerini” sunacak bir dünya düzeni kurma planına dönüştü.

Nazi rejimi altında Wehrwirtschaft (savunma ya da savaş ekonomisi) adıyla uygulanan ekonomik kendine yeterlilik, korumacılık ve serbest ticaretin reddi ilkelerine dayalı aşırı neomerkantilizme, kültürel alanda aşırı milliyetçi bir kendine yeterlilik düşüncesi ve bütün Batılı düşüncelere karşı kararlı bir düşmanlık eşlik etti. Nasyonal Sosyalizmin amaçladığı dünya düzeni yalnızca askeri, ekonomik ve siyasal bir egemenliği ifade etmiyor, aynı zamanda düşünsel ve ahlaki bir önderliği de öngörüyordu. Dünyanın yeni çağı (Weltzeitalter) aynı zamanda hem Alman, hem de Nasyonal Sosyalist bir çağ olacaktı.
Bu taşkın umutlar, altı yıl süren savaşın sonunda Almanya’nın yenilgiye uğramasıyla sona erdi. Nasyonal Sosyalist Almanya’nın kalıntıları üzerinde, bölünmüş ve işgal edilmiş bir Almanya ortaya çıktı.

Bundan sonra, Alman ulusunu yeniden birleştirme ve eski görkemine kavuşturma özlemleri uzun süre ancak barışçı siyasal platformlarda ve daha çok ekonomik güçlenme ülküsüyle sınırlı bir milliyetçilik çerçevesinde anlatım bulabildi. Nazi örgütlerinin yeniden doğmasının önüne çeşitli yasal engeller dikildi. Başlangıçta iki Almanya’da da Nazi geçmişini Alman tarihinin yüz karası olarak gören, Nazizmin dirilmesi tehlikesine karşı oldukça duyarlı bir kamuoyu oluştu. Ama önce Batı Almanya’da 1980’lerde, ekonomik durgunluğun yol açtığı işsizliğin Alman gençleri arasında yabancı işçilere ve öteki mültecilere karşı körüklediği düşmanlık, Neo-Nazi örgütlerin kimliklerini saklamadan hızla boy atmasına yol açtı. 1990’da iki Almanya’nın birleşmesinden sonra azalmayan ekonomik güçlükler ve toplumsal sarsıntı Neo-Nazizmin eski Doğu Almanya halkı arasında da bir taban bulabilmesini sağladı.


Son düzenleyen Safi; 20 Şubat 2017 18:17


22 Aralık 2006 11:53       Mesaj #2
ahmetseydi - avatarı
SMD Je Taime
Ad:  Nasyonal Sosyalizm (Nazizm)2.jpg
Gösterim: 103
Boyut:  95.6 KB

Nasyonal Sosyalizm


Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi'nin (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiter-Partei/NSDAP) siyasî hareketi ve öğretisi; Nazizm.

"Nazi" sözcüğü, sosyalistler için kullanılan "sozi" kısaltmasına benzetilerek national sözcüğünün "na"sına, sozialist sözcüğünün "zi"sinin eklenmesiyle oluşturulmuş yapma bir sözcüktür. Nasyonal Sosyalizm yerine Nazizm sözcüğü de kullanılır. Nazi hareketi, I. Dünya Savaşı'ndan yenik, yoksullaşmış ve Versailles Barış Antlaşması'nın ağır hükümleriyle de onuru kırılmış olarak çıkan 1918-1919 Almanyası'nda boy verdi. Parti, Münihli bir çilingir olan Anton Drexler tarafından Alman İşçi Partisi adıyla 1919'da kuruldu. 1920'de adını değiştirerek 1921'den itibaren Adolf Hitler tarafından yönetildi. Almanya 1920'li yıllarda ekonomik, siyasî ve toplumsal bir kaos içindeydi.

Rus Devrimi'nden esinlenen ve Komintern içinde örgütlenmiş olan Alman komünistlerinin devrim girişimleri başarıya ulaşmamış olmakla birlikte Alman toplumunda artan bir komünizm korkusu yaşanmaktaydı. Başlangıçta Naziler özellikle Bavyera'da etkili oldu. Bavyera hükümetine karşı 9 Kasım 1923'teki darbe denemesinden sonra (Münih Birahane Darbesi) yasaklanan parti, 1925'ten itibaren önemli rol oynamaya başladı. Nazi Partisi, 1929 ekonomik bunalımı sırasında politik bir güç olarak belirdi. 1928'deki 100.000 üyeli bir partiden 1932'de 920.000 üyeli bir parti hâline geldi. Hitler'in demagojik hitabet ve propaganda sanatını kullanan Naziler, Alman toplumunun olabildiğince geniş bir kesiminin hoşnutsuzluğunu kanalize etmeyi başardılar. Programlarını milliyetçilik, ırkçılık, otorite ve militarizme dayandırdılar.

Bunlar, Hitler'in kitabı "Mein Kampf"ta (Kavgam, 1923) dile getirilmişti. Alman ulusu silâhlanma ve yayılma yoluyla, birleştirilmiş bir askerî rejim altında kendi saygınlığına yeniden kavuşacaktı ve bu ideoloji "Ein Reich, Ein Volk, Ein Führer" (Tek Devlet, Tek Ulus, Tek Önder) sloganında ifadesini buluyordu. Nasyonal sosyalizm, Münih Birahane Darbesi'nden sonra, iktidarageçmek için meşru güçlerin desteğini almak gerektiği sonucuna vardı ve o tarihten sonra hep bu ilkeyle hareket etti. Amaca ulaşmak için her yol mubahtı. Hatta sosyalist içerikli propagandaya bile başvurulabilirdi. Nazi hareketi, siyasî mücadelesini, en büyük partiyi oluşturan sosyal demokratlar ve işçilerin üçte birini kapsayan Alman komünistlerine karşı yürütmek durumundaydı. Gerek sosyal demokratların gerekse komünistlerin birbiriyle işbirliği yapmaktan kaçınmaları, Naziler için büyük bir manevra alanı açtı.

Nazi hareketi bu uygun koşullarda giderek büyüdü ve bunda görkemli gösterilerin ve partinin kahverengi gömlekli milislerince (Sturm-Abteilung, SA) uygulanan terör eylemleriyle muhaliflerin sindirilmesinin büyük etkisi oldu. Parti, antidemokratik, antiliberal ve kavgacı yanını gösterdikçe askerî çevrelerin, komünizm tehlikesine karşı da büyük işadamları ve toprak sahiplerinin desteğini aldı. 1929 ekonomik çöküntüsünü kullanan kitle propagandası sayesinde 1930 seçimlerinde önemli başarılar kazandı. Dönemin cumhurbaşkanı olan eski Mareşal Hindenburg, Nazi hareketinin güçlenmesine endişeyle bakıyor, önderleri ve onbaşılıktan gelme Hitler'e iktidarı teslim etmemek için Alman ulusunu birleştirebilecek formüller üzerinde direniyordu. 1930-1932 yılları Heinrich Brüning'in, 1932 Haziran-Kasım'ı da Franz von Papen'in başbakanlığıyla geçti. Bu hükümetler Alman toplumundaki kutuplaşmayı gideremedi, ekonomik, toplumsal ve siyasî bunalıma çözüm bulamadı. Sık sık seçime başvuruldu. Naziler 1932'de Alman parlamentosunda (Reichtag) sandalyelerin üçte birinden fazlasını aldı.

1933 seçimlerinde de %44'le partiler içinde en çok oyu topladılar. Von Papen istifa ederek Hitler'in başbakan olması yönünde çalışmaya başladı. Hitler'in yönlendirilebileceğine ikna edilen ve Hitler'in işadamlarınca da desteklendiğini anlayan Hindenburg, 1933 Ocağı'nda onu başbakan (şansölye) yaptı. 21 Mart 1933'ten itibaren Hitler hükümeti, denetimi ele aldı ve Haziran'da NSDAP, Almanya'nın tek partisi ilân edildi. Radikal Nazi ögeler, yani SA'lar 1934'te tasfiyeedildi ve Hitler'in sözü, tartışmasız biçimde en yüce buyruk kabul edildi. Yahudiler, ari ırktan olmayanlar, sendika ve parti ileri gelenleri de dahil olmak üzere bütün muhalifler toplama kamplarına sürüldü ve birçoğu buralarda imha edildi.

Alman ulusuna mutlu bir gelecek vaat ederken onu II. Dünya Savaşı'na sürükleyen, milyonlarca Alman yurttaşının yanı sıra, bunun birkaç katı kadar da çeşitli uluslardan insanın ölümüne yol açan, iktidara yürürken kullandığı terörü, iktidara geldikten sonra doruğuna çıkaran, her türlü muhalif sesi susturan, insanları daha çok çalıştırıp daha az kazanacak duruma sokan, demokrasiden eser bırakmayan, tek parti-tek şef ilkesini benimseyen, devletle partiyi özdeşleştiren, bütün insanlığı Alman ulusuna bağımlı kılmaya, insanlığın kültür birikimini yok etmeye çalışan, İtalyan faşizmi ve İspanyol falanjizmiyle işbirliği yapan ve bütün bu uygulamalarıyla da "Alman faşizmi" adıyla anılan nasyonal sosyalizm, II. Dünya Savaşı süresince gücünü yitirdi ve savaşla birlikte kendisi de yok oldu. Hitler'in ve nasyonal sosyalizmin izinde giden kimi küçük gruplar Batı Almanya da dahil, günümüzde çeşitli ülkelerde varlığını sürdürmektedir.

MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi

Son düzenleyen Safi; 20 Şubat 2017 18:18
6 Kasım 2008 15:01       Mesaj #3
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

NAZİZM ya da Nasyonal Sosyalizm


I. Dün­ya Savaşı'ndan sonra Almanya'da, İtalya'da gelişen faşizmle eşzamanlı olarak ortaya çı­kan, diktatör Adolf Hitler'in öncülük ettiği siyasal bir akım ve yönetim biçimidir

1918'de I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Almanya'da kayzer (imparator) tahttan ayrıl­dı ve cumhuriyet kuruldu. Seçime dayanan bu yeni yönetim biçimi, Almanlar için daha önce alışık oldukları baskıcı yönetimlerden farklı, daha demokratik bir deneyimdi . Seçimler sonucu değişik siyasal partiler parlamentoya girdi. Bu sırada I. Dünya Sava-şı'nın getirdiği büyük altüstlüklere, savaştan yenik çıkmanın manevi ezikliği de eklenmişti. Naziler bu koşullarda savaşı izleyen işsizlik, yoksulluk ve enflasyondan demokratik ku­rumların ve siyaset adamlarının sorumlu oldu­ğunu öne sürüyorlardı. I. Dünya Savaşı'nın sonunda, sömürgelerini yitiren, ordusu dağıtı­lan ve yalnızca gönüllülerden oluşan küçük bir kara ve deniz gücü bulundurmasına izin verilen Almanya, savaş sonrasında bir türlü aşamadığı bu siyasal ve ekonomik bunalım nedeniyle daha da güç durumda kaldı. Böyle bir ortamda ortaya çıkan Naziler, savaşın ezikliğini üzerinden atamayan ve ekonomik durumu giderek bozulan Alman halkına, iş, ekmek ve güçlü bir Almanya vaat ettiler. Almanlar'ın üstün bir ırk olduğunu ve başları­na gelen kötülüklerin sorumlusunun başta Yahudiler olmak üzere başka halklar, komü­nistler ve sosyal demokratlar olduğunu ileri sürdüler.

Eski bir asker olan Adolf Hitler, kısaca Nazi Partisi olarak adlandırılan siyasal partiye girdi ve 1921'de partinin önderi oldu. Partinin uzun adı, sosyalist ve milliyetçi olduğunu belirtmek için seçilen Nasyonal Sosyalist Al­man İşçi Partisi'dir. Gerçekte, sosyalizme tümüyle karşı olan Nazi Partisi yalnızca "bü­yük Almanya" ülküsüne bağlıydı. Parti üyele­ri askeri üniformalar giyer, asker gibi davra­nır, Hitler'in ordusu gibi hareket eder ve o ne emrederse onu yaparlardı. Hitler'in 1921'de kurduğu ve 1925'te yeniden örgütlediği Fırtı­na Bölüğü (Sturmabteilung-SA) olarak adlan­dırılan çeteler kendilerinden olmayan herkesi sindirmek için zor kullandılar.

Hitler önderliğindeki Naziler 1923'te Bav-yera eyaletinin yönetimini ele geçirmek için ayaklandılar. Ama sonuç başarısız oldu ve Hitler yaklaşık bir yıl hapiste kaldı. Mahkû­miyeti sırasında Naziler'in, kutsal kitapları olarak benimsedikleri Kavgam (Mein Kampf, 1925-27) adlı kitabını yazdı. Kitapta demok­rasi küçümseniyor, Alman ırkının üstün­lüğü vurgulanıyor, Yahudiler'e karşı düşman­lık tohumları ekiliyor ve Naziler'in müca­delesi uğruna yapılan haklı ya da haksız her şeyin yararlı ve gerekli olduğu savunulu­yordu.

Hitler, Almanya'yı Avrupa'nın efendisi yapma isteğini gizlemiyordu. Ülke geliştikçe ve halkın durumu iyileştikçe Nazi düşünceleri Almanlar arasında yeterince ilgi görmedi. Ama 1929-32 arasında dünyayı etkisi altına alan ekonomik bunalım Almanya'yı da sarstı. Sonunda, gittikçe büyüyen işsizlik Nazi ülkü­lerinin yeniden canlanmasına neden oldu ve Nazi Partisi ilk büyük başarısını 1930 seçimle­rinde kazandı. Ama, iktidara gelmelerini sağlayacak yeterli oyu henüz alamamışlardı.
1932 seçimlerinde Nazi Partisi'nin aldığı oylar biraz gerilediyse de başka bazı milliyetçi önderler Hitler'i denetleyebileceklerini düşü­nerek başbakan olmasında anlaştılar. 1933'te Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg Hitler'i şansölye (başbakan) olarak atadı. Aynı gün Naziler, düşüncelerine aykırı gelen kitapları toplayarak meydanlara yığdılar ve yaktılar. Seçimlerin yaklaşması üzerine Hitler, komü­nistlerin etkisini kırmak için ünlü Reichstag (parlamento) yangınını çıkarttı ve komünist­leri suçladı. Ardından çıkartılan kişisel özgür­lükleri kısıtlayan kararnamelerle geniş çaplı tutuklamalara girişildi. Bu baskı ve terör ortamında girdiği seçimlerde Nazi Partisi yüz­de 44 oy alarak en güçlü parti oldu.

Hitler, iktidarı ele geçirir geçirmez, genel­likle zora başvurarak yaşamın her alanında Nazi düşüncesini yerleştirmeye çalıştı. Nazi yönetimi, kendine karşı olabilecek hiçbir dü­şüncenin var olmasına izin vermedi. Hitler, parlamentodan diktatörlük yetkileri aldı. Kı­sa süre içinde Nazi Partisi dışında tüm partiler kapatıldı. Çalışma yaşamı, eğitim ve öğretim Nazi düşüncesine uygun olarak yeniden ör­gütlendi. Devlet bir polis devletine dönüştü­rüldü. SS'ler ve Gestapo (Devlet Gizli Polisi) devlet terörü uygulayarak önce Almanya'da daha sonra da işgal ettikleri topraklarda kendilerine karşı çıkabilecek herkesi öldürdü­ler, işkenceden geçirdiler ya da toplama kamplarına kapattılar. 1934'ten sonra doğru­dan Hitler'e bağlanan koruma birliği anlamı­na gelen Nazi terör örgütü SS'ler (Schutzstaf-fel) Heinrich Himmler tarafından örgütlen­mişti.Aşağı ırk olarak niteledikleri Yahudiler ile siyasal karşıtlarını gönderdikleri ilk toplama kampı 1933'te Dachau'da kuruldu. 1939'a gelindiğinde Almanya'da altı toplama kampı vardı. Daha sonra Almanlar işgal ettikleri bölgelerdeki savaş tutsaklarını aşağı ırk ola­rak gördükleri halkları, komünistleri, sosyal demokratları ve sosyalistleri buralarda kur­dukları kamplarda topladılar. Aralarında Po-lonya'daki Auschwitz'in de bulunduğu bu kamplardaki tutsakları köle gibi çalıştırdı­lar. Özellikle Yahudiler ve Çingeneler, soyla­rını yok etmeyi hedefleyen Naziler tarafın­dan, toplu halde gaz odalarında öldürüldü ve ölü yakma fırınlarında yakıldılar. Üzerlerinde en ilkel koşullarda deneyler yapılarak kobay olarak kullanıldılar. Gaz odalarından en bü­yük payı çalıştırılmayacak kadar yaşlı olan­larla, küçük çocuklar aldı.
Ad:  Nasyonal Sosyalizm (Nazizm)3.jpg
Gösterim: 110
Boyut:  107.0 KB
Hitler, dış politikada, üstün olarak niteledi­ği Alman ırkını bir araya toplamak ve bu ırkın rahatça yaşamasını sağlayacak "yaşam alanı" nı elde etmek amacıyla önce Avusturya'yı (1938) ardından Çekoslovakya'yı (1939) Al­man topraklarına kattı. 1939'da Polonya'yı işgal ederek II. Dünya Savaşı'na yol açan Naziler, kendi sonlarını da hazırladılar.
Naziler zafer tutkusuyla Almanya'yı savaşa soktular, binlerce kişinin ölümüne ve birçok kentin yakılıp yıkılmasına yol açtılar. II. Dünya Savaşı 1945'te Nazilerin yenilgisiyle son buldu

MsxLabs & TemelBritannica
Son düzenleyen Safi; 20 Şubat 2017 18:18
HipHopRocK
12 Mart 2009 21:55       Mesaj #4
HipHopRocK - avatarı
Ziyaretçi

Heidegger ve Nazizm


Alman filozof Martin Heidegger'in, genellikle Nazi Partisi olarak bilinen Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'ne girişi 1 Mayıs 1933'te gerçekleşmiştir. Yaklaşık üç hafta sonra da Freiburg Üniversitesi'ne Rektör olarak atanmıştır. Rektörlüğü bir sene sonra, 1934 Nisanında bırakmış olsa da, II. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar Nazi Partisinin bir üyesi olarak kalmıştır. Rektör olarak ilk icraatı kendisini Rektör seçen yapılar da dahil olmak üzere tüm demokratik yapıları ortadan kaldırmak olmuştur. Kampüsünde üç kez kitap yakma vakası gerçekleşmiş ve öğrencilere şiddet uygulanmıştır.

Çok tekrarlanmış bir öyküye göre Rektörlük zamanında Heidegger'in eski hocası olan Yahudi Edmund Husserl üniversite kütüphanesine alınmamıştır. Bunun doğruluk payı olmamakla birlikte, Heidegger'in kendi asistanı Werner Brock da dahil olmak üzere birçok Yahudi'nin okulla ilişiğinin kesilmesi için Nazi yasalarına başvurduğu doğrudur. Heidegger Varlık ve Zaman kitabını Husserl'a adadığı yolundaki sözlerini kitabın 1941 baskısında çıkarmıştır ve daha sonra yapılan bir röportajda yayımcısı Max Niemeyer'in baskısı yüzünden böyle yaptığını iddia etmiştir. Dahası, 1935'te verdiği derslerden derlenen Metafiziğe Giriş 1953 yılında yayımlandığında, Heidegger Nasyonal Sosyalizm'e, Nazizim'e ithafen yazdığı "bu hareketin içsel hakikati ve büyüklüğü [die inere Wahrheit und Gröse dieser Bewegung]" satırlarını çıkarmayı reddetmiştir. Bunları silmek ya da metni değiştirmek yerine bir parantez içi yaması yaparak şunları eklemiştir (yani, dünyasal teknolojinin ve modern insanlığın meydan okuması) , (nämlich [die] Begegnung der planetarisch bestimmten Technik und des neuzeitlichen Menschen). Hitler'e yazdığı bir mektupta da şöyle der: "Ah! Führerim siz bizim insanlarımızın ihtiyaç duyduğu kurtarıcısınız. Azim ve şeref! Yeni bir ruhun hocası ve öncü savaşçısı."

Kendini Heidegger'in dostu olarak gören Husserl 4 Mayıs 1933'te şöyle yazdı: Yalnızca gelecek 1933'te hakiki Almanya'nın hangisi ve hakiki Almanların da kimler olduğunu söyleyebilecektir – zamanın az ya da çok materyalist-mitik ırkçı önyargılarını onaylayanlar mı, yoksa geçmişteki Almanların hürmet edip ebedileştirdikleri geleneklerinin mirasçısı olan kalbi ve aklı temiz Almanlar mı? Husserl 1938'de öldüğünde Heidegger cenazesine katılmadı.

Eleştirmenler bundan başka Heidegger'in bir Yahudi olan Hannah Arendt'le olan ilişkisine de dikkat çekmişlerdir. 1920'lerde henüz Heidegger'in Nazilerle olan ilişkisi başlamadan evvel, Arendt Marburg Üniversitesi'nde onun doktora öğrencisiydi ancak bu ilişki Arendt Karl Jaspers'le çalışmak için Heidelberg'e gittiğinde de son bulmadı. Arendt savaştan sonraki Nazi karşıtı duruşmalarda Heidegger'in lehine konuşmalar yaparen, aynı duruşmalarda Jaspers onun aleyhine konuşarak, güçlü eğitmen kimliği nedeniyle Alman öğrenciler üzerinde olumsuz bir etkisinin olduğunu vurguladı. Arendt savaştan sonra da ihtiyatlı bir şekilde Heidegger'le görüşmeyi sürdürdü.

Der Spiegel röportajı


Birkaç sene sonra Heidegger sessizliğini bozarak Der Spiegel dergisine ölümünden sonra yayımlanmak üzere bir röportaj verdi. Şuna dikkat çekilmelidir ki, Heidegger ısrar ederek röportajın basılı versiyonu üzerinde oynamalarda bulunmuştur. Bu röportajda, Heidegger'in Nazilere nasıl katıldığının savunması iki yoldan ilerler: öncelikle, üniversitenin (ve genelde de bilimin) siyasileşmesini engellemek için Nazi yönetimiyle uzlaşmaktan başka bir alternatif olmadığını iddia etmiştir. İkinci olarak da "yeni bir ulusal ve toplumsal yaklaşım" bulmaya yardımcı olacak bir "uyanış" ("Aufbruch") gördüğünü söylemiştir (bu uyanışın 70 milyondan fazla insanın canını aldığını söylememiştir). 1934'ten sonra Nazi hükümetine karşı daha eleştirel olabileceğini (olması gerektiğini?) belirtmiştir. Heidegger'in kimi soruları verdiği cevaplar kaçamaklıdır. Örneğin, nasyonal sosyalizmin "ulusal ve toplumsal yaklaşım"ından söz ederken, sözü Friedrich Naumann'a bağlar. Ancak Naumann'ın "national-sozialar" yaklaşımı nasyonal sosyalist değil, liberaldir. Görünüşe göre Heidegger bu kafa karışıklığını bile isteyerek yaratmaktadır. Tüm çelişkilerin üzerinden atlayarak bu iki tartışma çizgisini ardı ardına sıralar. Dahası, savunması dikkati diğer eğitmenlerin ve düşünürlerin aşırılığına çekerken kendi Nazi sempatisini gizler gibi görünmektedir.

Der Spiegel muhabirleri, Heidegger'in 1949 yılında soykırım ve gıda mühendisliği için sarf ettiği, "özünde aynı şey" ifadesini onun karşısına koymazlar. Heidegger'in savunucuları bu "özün benzerliği" ifadesini onun "Hakikatin Özü Üzerine" adlı makalesiyle savunmaya çalışırlar.
Aslında Der Spiegel muhabirleri Heidegger'in Nazi sempatisini ortaya koyan birçok kanıttan o sıralar haberdar değillerdi. Daha geniş bilgi için Critical Inquiry dergisinin 15. sayısına bakılabilir. Heidegger'in felsefesiyle siyaset anlayışı arasındaki ilişki pek çok kitapta da incelenmiştir.
Son düzenleyen Safi; 20 Şubat 2017 14:47
28 Eylül 2010 13:48       Mesaj #5
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

Nasyonal sosyalizm


Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'da gelişmeye baş­layan ve 1933'ten İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar iktidarda kalan otoriter bir si­yasal rejimdir. Sosyalizmin toplumsal ku­ralları ile ırkçılığı birleştirme iddiasında ol­duğu için bu adı alan "nasyonal sosya­lizmin bir diğer adı da "nazizm"dir. Nas­yonal sosyalizm, Alman ırkçılığı, Yahudi düşmanlığı, lider (führer)in mutlak ege­menliği, anti komünizm, savaşın yüceltil­mesi ve şiddet öğeleri üzerine kurulmuş­tur.

Nasyonal sosyalizmin ilkelerini belirle­yen ve iktidara gelmesi için mücadelesini yürüten Adolf Hitler'dir. Bu nedenle nasyo­nal sosyalist hareketin başarısı, Hiüer'in ki­şiliğine bağlı olarak dalgalanmalar göster­miştir. Hitler orta halli bir devlet memuru ailenin çocuğu olarak 1889 yılında Almanya-Avusturya sınırında küçük bir kasaba olan Braunauam Inn'de doğdu. Babası gibi memur olmak istemeyen Hitier, onbeş ya­şındayken ressamlık öğrenimi görmek üze­re Viyana'ya gitti. Viyana'da yoksul ve sıkıntılı günler geçiren Hitler, ressamlık öğ­reniminden vazgeçerek mimarlık öğrenimi görmek istediyse de, eğitimini tamamlama imkanı bulamadı. Hiüer'in Viyana'da yaşa­dığı bu sıkıntılı günler Ve Almanların kendi ülkelerindeki onur kinci durumları, nasyonalist sosyalist ideolojinin gelişmesine kaynaklık etmiştir. Kendisi bir Alman olarak açlık ve yoksulluk çekerken, Alman olma­yanlar, özellikle de Yahudiler lüks ve bol­luk içinde yaşıyorlardı. Viyana gibi, Al­manları onurlandıran muhteşem şehirde, aşın zenginlik ve sefaletin bir arada yaşan­dığı, eşitsizlik ve haksızlıklar üzerine kuru­lu bir düzen hüküm sürüyordu. Bu durum­dan kurtulmanın yollarını arayan Hitler, Ön­celeri sosyalist ve sosyal demokrat düşün­celere ilgi duyarak işçi hareketlerine katıl­dı. Ne var ki, bu çevreler, Hiüer'in yürekten inandığı, vatan, millet, ahlak, hukuk ve din gibi kavramları, kapitalist düzenin ve burjuva ideolijsinin öğelerinden sayarak inkar ediyorlardı.

Ayrıca bu harekeüer, bilerek ya da bilmeyerek Yahudilerin amaçlarına hiz­met ediyordu. Çünkü Marksizm, bütün in­sanların Yahudilerin denetimine geçirilme­si için icad edilen bir ideolojiydi. Demokra­si ise sağladığı özgürlük ve hoşgörü orta­mıyla, Marksizmin gelişmesine yataklık eden bir üreme alanı görevi yapıyordu. Marksizmin kökünün kazınması ve Yahudiler'in dünya egemenliğinin önlenebilme­si için, Alman Irkı'nın üstün değerleriyle donatılan, gerektiğinde sertlik ve şiddetten kaçınmayan bir siyasal hareket başlatılma­lıydı. Avusturya'daki mevcut partilerden, Pan Germanist Parti, kitlelerden çok burju­va sınıfına dayandığı ve ihtilalci olmadığı, Sosyal Hıristiyan Parti ise ırkçılıktan çok din kurallarına önem verdiği ve Yahudi düşmanlığı yapmadığı için böyle bir hareket başlatmaya uygun değildi. Hiüere göre Alman toplumunun sorunlarını ancak, sos­yalizmin toplumsal ilkeleri ile milliyetçiliği birleştiren, ama sınıf mücadelesini redde­den, güçlü bir liderin önderliğinde örgütle­nen nasyonal sosyalist hareketler çözümle­yebilirdi.

Hitler 1919'da Münih'e giderek yıllardan beri tasarladığı siyasal hareketi başlattı. Ha­reketin kısa sürede sesini duyurabilmesi için, geniş kitlelerin katılımını gerekli göre­rek, Alman İşçi Partisi'ne giren Hitler, mü­cadelesini orada başlattı. Kısa sürede parti içinde etkili bir konuma gelerek, partinin örgüt yapısını tamamen değiştiren Hitler, adını da Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi olarak değiştirdi. Kendisine gamalı haç'ı sembol olarak seçen parti, yirmibeş il­keden oluşan bir program yayınladı. Nasyonal sosyalistler ilk dönemlerinde daha çok komünistlere ve Yahudilere karşı yü­rüttükleri şiddet ve saldırı hareketleri ile dikkati çektiler. İktidarı kısa yoldan ele ge­çirebilmek için 1923'de Musolini'nin Roma yürüyüşüne benzer bir yürüyüş düzenlediler. Ama başarısız oldular, Hiüer kurmayla­rıyla birlikte tutuklanarak hapse gönderildi, partileri de kapatıldı. Hitler, mahkumiyet günlerini geçirdiği Landsberg Kalesi'nde hayatını, görüşlerini ve mücadelesini anlat­tığı Mein Kamp (Kavgam) adlı kitabını ka­leme aldı. Hapisten çıkınca daha güçlü ve düzenli bir mücadele yürüten naziler, 1933'de iktidara geldiler ve parti progra­mında yer alan düşüncelerini yürürlüğe koydular.

Nasyonal sosyalistlerin hareket noktası­nı oluşturan en temel kavram Alman ırkçılı­ğıdır. Irk kavramını biyolojik anlamıyla benimseyen nasyonal sosyalistlere göre, Dev­let adı verilen siyasal toplulukları, etnik ba­kımdan aynı ırka mensup olan insanlar oluşturur. Irklar insanlar arasında fiziki farklılık yaratmakla kalmaz, entellektüel ve manevi değerlere de kaynaklık eder. Bu değerlerin yaratılmasına katkıları bakımdan üstün ırklar ile aşağı ırklar arasında eşitlik yoktur. Üstün ırkların kültür üretme ve uy­garlık kurma yeteneği vardır. Tüm uygar­lıkları üstün ırklar kurmuşlardır. Uygarlığın devam edebilmesi için, üstün ırkların korunması ve aşağı ırklarla birleşmelerinin engellenmesi gerekir. Irklar arasında yapı­lan derecelendirmenin en üstünde, ırkların en safı ve en fazla korunmuşu olan kuzey aryen ırkları, en altında da insanlığın ve uy­garlığın düşmanı olan Yahudiler yer alır. Kuzey aryen ırkları içerisinde en saf ve te­miz kalanı ise Almanlar'dır. Alman halkı führerinin önderliğinde ve ona tam bağlılık içerisinde kuzey aryen ırklarını koruyarak, aşağı ırklarla birleşip bozulmasını önleye­cektir. Almanya'da naziler iktidara gelince, çıkardıkları yasalarla, tüm resmi makamla­ra Alman kanı taşıdığını kabul ettikleri ken­di adamlarını getirdiler.

Uygulanan şiddet ve yıldırma hareketleriyle, kamu kesiminde ve serbest meslek mensupları arasında yer alan komünistler ve Yahudiler temizlendi. Sadece Alman kanı taşıyanlara vatandaşlık hakkı tanındı. Alman kanı taşımak için ön­celeri en az iki kuşak ileriden Alman olma şartı aranırken, daha sonraki yıllarda aryen ırkının Özelliklerinin belirlenmesi konu­sunda fikir ayrılıkları ortaya çıkınca, bu uy­gulamadan vazgeçilerek, aryenlerin de di­ğer ırklarla karışabileceği kabul edildi. An­cak bu karışma çok sınırlı kalmıştı. Üstelik üstün ırk olduğu için, karışmada aryenler kendi özelliklerini koruyabilmişlerdi. Al­manlar içerisinde diğer ırklarla hiç karışma­mış olan sınırlı sayıda seçkinler de vardı. Bunlar, tanrının seçerek yarattığı saf ari ır­ka mensup olanlardı. Devleti yönetmek, saf ve üstün olan bu kimselerin hakkı olarak görülmüştür.

Nasyonal sosyalistlere göre, devleti oluşturan insanlar arasında aynı kanı taşı­manın verdiği yakınlaşmadan kaynaklanan bir topluluk (cemaat) ruhu vardır. Aynı ır­kın parçalarını oluşturan bu insanları bir araya toplayan şey, kişisel çıkarlar ve yasa­lardan çok, taşıdıkları kan bağıdır. Kişiler kendi yararlarına bir hak talebinde bulun­mazlar, ırkın çıkarlarını esas alan hukuki düzenlemelerin sağladığı imkanlarla yeti­nirler. Her türlü gelişmenin temel koşulu, ırkın yükselmesi ve korunması olduğun­dan, özel ve kişisel çıkarlara hizmet eden örgütlenmelere izin verilmez. Bu yönleriy­le nazizm ile İtalyan faşizmi arasında bir benzerlik kurulabilir. Ancak faşistler devle­ti yücelterek, onun üstünde bir kurum ve çı­kar tanımadıkları halde, naziler ırkı en yük­sek yere koymuşlar, devleti ise ırkın yük­seltilmesinin aracı olarak görmüşlerdir. Hiüer'e göre devlet "muhteva" değil "kalıp"tır. Muhteva ırktır, önemli olan muhte­vanın korunmasıdır. Kalıp ancak muhteva­yı koruduğu sürece değerli olacağından, devlet de ırkı koruduğu ve geliştirdiği süre­ce Önem taşır.

Nasyonal sosyalizmde siyasal iktidarın kaynağı, tek ve tartışmasız sahibi führer'dİr. Führer'in bu tekelci iktidarı, tüm devlet organlarını ve onların faaliyetlerini kapsar. Halkın yolgöstericisi olan führer, bu misyo­nunu kendi kişiliğine bağlı olarak aslen ka­zanmıştır. Ona bu yetkileri bir başka kişi, ya da organ vermemiştir. Führer halkın ruhunu temsil eder. Bu nedenle ona uyanlar gerçek­te kendi iradelerine uymuş olurlar. Hitler bunu halka karşı yapmış olduğu konuşma­larda "ben hepinizdeyim, hepiniz bendesi­niz" diye ifade etmiştir. Führer, halkını di­lediği gibi yönetir. Gerekli gördüğünde hal­kın oyuna da başvurabilir. Ancak halkın oyuna başvurulması, führerin görüşlerinin halk tarafından benimsenmiş olmasından başka anlam taşımaz. Bu kuralın bir sonucu olarak parlamentonun bir yasayı görüşmesi de führenin iradesinin onaylanmasından başka bir şey değildir. Halkın, parlamento­nun ve diğer devlet organlarının führere karşı sadece yükümlülükleri vardır. Bu yü­kümlülük onun emirlerine itaat edilmesi ve iradesinin tartışmasız yerine getirilmesi şeklinde kendisini gösterir. Führer hem par­lamentoyu, hem de hükümeti denetleyen tek yetkilidir. Dolayısı ile parlamenter sis­temde olduğu gibi, parlamentonun hükü­meti siyasi yönden denetleme yetkisi bulunmamaktadır. Nasyonal sosyalizm, siya­sal hayatla pülüralizmi ve devlet organları­nın kuvvetler ayrılığı esasına göre örgütlen­mesini reddeder. Führer devletin, hüküme­tin, parlamentonun ve kamusal görevleri yöneten tüm kurum ve kuruluşların başı­dır.

Alman ırkının yüceltilmesi, Yahudilerin ve komünistlerin yok edilmesi düşünceleri savaşı ve şiddet hareketlerini ön plana çıkarmıştır. Nazilere göre savaş, milletlerin hayatını düzenleyen biyolojik bir zorunlu­luktur. İnsanlığın yüz karası olan aşağı ırklar savaşla yok edilir, üstün ırkların korun­ması ve gelişmesi savaşla sağlanır, uygar­lıklar savaşların verdiği dinamizm olmasa kurulamaz. Savaş halkın içindeki iktidar ve kudret duygusunu alevlendirir, genel çıkar­lar uğruna kişisel ve özel çıkarların terkedilmesini öğretir. Alman ruhuna bağlı kuv­vetli bir dünya devletinin kurulması, Al­manya'nın düşmanlarıyla savaşarak onları yenmesine bağlıdır.

Hitlere göre, güçlünün rolü kendinden zayıflan yenerek denetimi altına almaktır. Kuvvetliler içinde bile üstünlüğü elinde tutacak olan en kuvvetliler­dir, öyleyse Almanlar her bakımdan en üs­tün olmalı ve tüm düşmanlarını yenerek bo­yunduruğu altına almalıdır. Hitier bu görüşleriyle ırklar arasında doğal seleksiyonu ka­bul eden bir tür "Sosyal Darvinizm"i savun­muştur. Naziler iktidara geldiklerinde, Al­manların denetiminde bulunan mevcut top­rakların, halkın ihtiyacının karşılanmasına yetmiyeceğini, kalabalık nüfusları ile ülke­lerinin genişliği arasında bir ters orantı bu­lunduğunu öne sürerek, topraklarını genişletmek için komşu devletlere saldırdılar. Naziler bu saldırılarının Avrupa uygarlığı­nın Yahudilere ve komünistlere karşı korunmasına yönelik bir önlem olduğunu da öne sürmüşlerdir. Çünkü Yahudilere oldu­ğu kadar, komünizme de karşı olmuşlar, da­ha iktidara gelmeden önce sol hareketlere karşı şiddete başvurmuşlardır. Nazilerin ik­tidara geldiği yıllarda ileri derecede sanayi­leşmiş olan Almanya'da radikal sol hareket­ler oldukça güçlüydü.

Sosyal demokratlar bile biçimsel olarak Marksizmi benimsi­yorlar, ayrıca komünistler de oldukça etkili oluyorlardı. Komünistlere karşı acımasız bir mücadele yürüten naziler, iktidara gel­diklerinde sol örgütleri dağıttılar, komünist liderleri ve sol hareketlerin aktif üyelerini toplama kamplarına gönderdiler,Almanya'da nazı rejiminin kurulması beklenmedik bir anda, aniden ortaya çıkan bir olgu değildir. Alman toplumunun kültü­ründe, ırkın ve devletin önemini, ırkın ve devletin çıkarları uğruna güç ve şiddete başvurmanın meşruiyetini savunan düşün­celerin tarihsel kökleri vardır. Hegel'in mutlak düşünce kabul ettiği devlete duydu­ğu hayranlık, Herder ve Treitsche gibi dü­şünürlerin romantik milliyetçiliği, Alman felsefe ekollerinin benimsediği tarihselci yöntem, bu alanda önemli birikimler sağla­mıştır. Bu birikimlerin etkisiyle cermen ır­kının geleceği için yöneticilerine koşulsuz itaat eden, üniforma, yetki ve şiddetten hoş­lanan bir kitle oluşmuştur.

Almanların Bi­rinci Dünya Savaşı'nda yenilmeleri de Na­zilerin iktidarı için uygun olan psikolojik ortamı hazırlamıştır. 1871'de Bismark'ın Fransa'yı yenerek Alman imparatorluğumu ilan etmesinin üzerinden henüz yanm yüz­yıl geçmeden girdikleri savaşta büyük bir yenilgiye uğradılar. I919'da imzalanan Versay Andlaşması ile Almanlar sömürge­lerini ve topraklarından bir kısmını kaybet­mekle kalmayıp, savaşı başlatmakla suçlanarak tazminat ödemeye mahkum edildiler. Bu yenilgi Alman halkının onurunu tamir edilmez biçimde zedeledi. Üstelik 1929-30 yıllarında yaşanan büyük ekonomik kriz, savaşın henüz kapanmayan yaralarına yeni­lerini ekledi. Ortaya İlk çıktığı günden beri Versay Andlaşması'nın öcünün alınacağını söyleyen Hitler'in, ekonomik krizden çık­mak için önermiş olduğu çözümler de, o gü­nün koşullarında çekici geldi. Zaten Alman halkı kendisini içinde bulunduğu koşullar­dan kısa sürede çekip çıkaracak bir kurtarıcı arıyordu.

Tüm bu avantajları iyi değerlen­diren Naziler, 1932 seçimlerinde çoğunlu­ğu sağlayamamakla beraber, en fazla oyu aldıkları için hükümeti ele geçirdiler. 30 Ocak 1933'de Cumhurbaşkanı Hindenburg, Hitlcr'i başbakan atadı. İktidara gelen Naziler kısa süre içerisinde tüm muhalefet partileri, sendikaları ve karşıt görüşleri sa­vunan toplumsal örgütleri kapattılar. Yahu­dileri ve radikal sol hareketlerin Önde ge­lenlerini ya öldürdüler, ya da toplama kamplarına gönderdiler. Yeniden güçlü Almanya'yi kurarak ari ırkın üstünlüklerini in­sanlığa gösterebilmek için, tüm komşuları­na savaş açtılar. Güçlü ve disiplinli ordula­rı, son model silahlarıyla güçlük çekmeden, neredeyse kıta Avrupası'nın tamamını kontrollerine aldılar. Ama karşılarında Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devlet­leri ve İngiltere'nin birleşik kuvvetlerini bu­lunca, savaşı başlatmakla doğru bir şey yapmadıklarını anladılar. Fakat dönülmez noktaya gelinmişti; ya yenecekler, ya da bu uğurda öleceklerdi. Sonuç bekledikleri gibi olmadı, savaşı kaybettiler. Dünyayı fethet­meye, Alman ırkının onurunu kurtarmaya çıkmışlardı. Ellerinde bulunanı da yolda yitirdiler, Almanya sadece harabe olmakla kalmayıp, ikiye bölünmekten de kurtula­madı.

Şükrü KARATEPE
Son düzenleyen Safi; 20 Şubat 2017 15:56
20 Şubat 2017 16:04       Mesaj #6
Safi - avatarı
SMD MiSiM

NASYONAL-SOSYALİZM


a Ulusçu ve ırkçı görüşleri en aşırı noktalara götüren ve Hitler Almanyası’nın (1933-1945) siyasal ideolojisi olan öğreti. (Eşanl. NAZİZM.)

—ANSİKL. “Nasyonal-sosyalizm” yalnız Hitler’den kaynaklanmaz. Bir kuram olarak, XX. yy.'ın ilk çeyreğinde bir dizi alman yazarından (Spengler, Moeller Van den Bruck, Thomas Mann, hatta Rathenau, Die Tat dergisi çevresinde toplanan aydınlar) esinlenir. Nasyonal-sosyalizm öğretisi ilk kez, Feder'in Alman işçi partisi için yazdığı yirmi beş maddelik programda, daha sonra da Hitler'in hapisanede (1923 -24) yazdığı ve 1925-1927'de yayımladığı Mein Kampfda (Kavgam) açıklandı. Alfred Rosenberg'in Der Mythos des 20. Jahrhunderts (XX. yüzyılın efsanesi) [1930] adlı yapıtında da bu öğretinin bir doğrulaması yapıldı. Baştan sona sloganlardan oluşan nazi öğretisi fazla bir özgünlük göstermez: büyük alman Reich'ı düşüncesi pangermencilerden alınmadır; germen ırkının üstünlüğü görüşü ise Gobineau'dan (Essai sur l'inâgalitâ des races humaines [İnsan ırklarının eşitsizliği üzerine deneme], 1853-1855) ve H. S. Chamberlain'den (Die Grundlagen des neunzehnten Jahrhunderts [XIX. yüzyılın temelleri], 1899) gelir ve Nietzsche'nin geliştirdiği üstün insan kavramıyla güçlenir. Protocois of the Learned Elders of Sion ile pekişen eski yahudi düşmanlığı geleneği, 1914 öncesinde Viyana belediye başkanı olan Lueger’le daha da keskinleşti ve Polonya'ya katılan eski Poznari topraklarındaki almanlaşmış Yahudiler’in Reich'a yerleşmesinden sonra yaygınlaştı. Savaşın ve şiddetin övülmesi, gücün yüceltilmesi, Arndt’ta, Hegel'de ve Prusya kurmayının kuramcılarında da görülmekteydi. Bis- marck da, sosyalist F. Lassalle’den yararlanarak, marxçılarla daha iyi mücadele edebilmek için devlet sosyalizmi örneğini getirdi.

Hitler’in düşünceleri, mizacından ve 1918 silah bırakışmasını izleyen bunalımdan ileri gelen tutkulu bir nitelik taşır. Tüm yurttaşları gibi bu beklenmedik yenilgiden sarsılan Hitler, yenilginin sorumlularını arar: ona göre sorumlu, bu üstün ırkı, Kuzey'in bu büyük Ariler'ini kirletmeye ve zararlı ideolojileri (marxçılık, enternasyonalizm, bireycilik, duyguculuk, liberalizm) yaymaya çalışan bozulmuş yahudi ırkıdır. Irkçılık saplantısı, güç ve şiddetin yüceltilmesi nasyonal-sosyalizmin temelleridir. Yahudiler'den temizlenip Ariler'in kanıyla canlanan Reich (alman olmayanların kamu görevlerinden çıkarılması, başka ırktan olanlarla evlenmenin yasaklanması, yozlaşmış kişilerin ve iyileşmesi olanaksız hastaların kısırlaştırılması), Almanlar'ın bağlılık andıyla bağlanacakları önderin (Führer) rehberliğinde Führerprinzip'e (Führer ilkeleri) uygun olarak Versailles antlaşması'nın getirdiği düzeni yıkacak gücü bulacaktır. Ayrıca, öteki büyük devletler Almanya'nın, almanca konuşulan bölgeleri topraklarına katmasına (Büyük Almanya’nın yaratılması) ve Avrupa'da yayılmakta olan alman ırkına ayrılmış bir iktisadi ve siyasi nüfuz bölgesi, bir yaşam alanı (Lebensraum) oluşmasına ses çıkarmayacaklardır.

Nazizmin daha az belirgin olan sosyalist yönler büyük evrim geçirdi; Hitler, küçük burjuvaziyi kendine çekmek için çıkara, büyük mülkiyete, uluslararası tröstlere karşı ütopik formüllerden yola çıktı; ama sonunda büyük sanayicilerin desteğini alarak “toplumsal çatışmalar doğuran" maraçılıkla, "alman halkını sömüren" Yahudiler'le ve “güçsüzlük kaynağı" parlamentoculukla savaşmak ve yalnızca devletin denetiminde güdümlü bir ekonomik sistem kurmakta karar kıldı. Kendine yeterliliği sağlamak için destekleri zorunlu olan yönetici sınıflara bu politikasını benimsetmeyi ve böylece savaşa hazırlanmayı başardı.

Ama nasyonal-sosyalizm bir öğreti olmaktan çok bir harekettir. Drexler tarafından kurulan Alman işçi partisi'ne katılan (temmuz 1919) Hitler kısa sürede yönetimi ele geçirdi ve partiye Alman nasyonal-sosyalist işçi partisi (NSDAP) adını verdi. Başlangıçta, parti üyeleri özellikle Bavyera'dan sağlanıyordu. Parti, kısa süre içinde bir gazeteye (Völkischer Beobachter) kavuştu (aralık 1920); toplantılarındaki güvenliği sağlamak ve karşıtlarının toplantılarında karışıklık çıkarmak için baskın müfrezeleri (SA) [Kahverengi gömlekliler] kurdu (1921). Münih'teki darbe girişiminden (9 kasım 1923) sonra kapatılan parti 1925’ ten sonra önemli bir rol oynamaya başladı. Ama iç anlaşmazlıklar partiyi zayıflatıyordu. 1926'dan sonra Kuzey Almanya' daki üyeler arasında çok tutulan nazi yöneticilerinden biri olan Gregor Strasser Hitler'in taktiğini fazla temkinli olmakla suçladı. 1928'deki seçim yenilgisinden (seçmen sayısının % 2'si) sonra, Hitler o zamana kadar seçimle işbaşına gelen bölge şeflerini (Gauleiter) kendisi atamaya karar verdi ve SA'lara fazla bağımlı olmamak için kendi muhafız birliğini (SS) kurdu. 1929'da bu birliğin başına Himmler'i getirdi. 1930'da rakip örgüt Kara cepbe'nin (Schvvarze Front) kurucusu Otto Strasser SA'larda ayaklanma çıkardı; Hitler yüzbaşı Röhm'ü bunları ele alıp düzeltmekle görevlendirdi. Böylece güçlenen nazi partisi, 1930'dan başlayarak ekonomik bunalımdan doğan hoşnutsuzluğu sömürme olanağı buldu. Reichstag’a 1924’te 14, 1928'de yalnızca 12 temsilci sokabilmiş olmasına karşılık, 1930'da 107, 1932'de 196, 1933'te de 288 üye soktu. Hitler şansölye (Başbakan) olunca (30 ocak 1933), SA'lara kolluk görevi verildi ve parti 1933'te yapılan seçimleri kazandı. 23 mart 1933’te, Hitler tam yetkiyle iktidara geldi. Propaganda bakanlığına getirilen Goebbels basını, yayın dünyasını, sinema ve radyoyu denetim altına aldı ve nazi ideolojisini yaymaya başladı. Nasyonal -sosyalist parti tek parti oldu (14 temmuz 1933). O sırada sayıları bir milyona ulaşan SA'lar kendi üstlerininkinden başka buyruk tanımayan fanatiklerden oluşuyordu. Hitler, Röhm'ün gücünü kıskanan SS'lerin şefi Himmler'le tutucuların sözcülüğünü yapan Göring ve ordudaki generallerin kışkırtmasıyla, 30 haziran 1934 gecesi SA şeflerini öldürttü.

Parti o tarihte güçlü bir siyasal örgüttü. 1932'de 1 300 000 olan üye sayısı 1939' da 8 milyona, 1945 yılı başında ise 11 milyona ulaştı. Parti hiyerarşisinde, aşağıdan yukarıya, şunlar yer alıyordu: blok şefleri (yaklaşık 500 000); 4-8 bloku yöneten hücre şefleri (Zelle)-, 50-500 üyeyi yöneten yerel grup şefleri; partideki görevleri dışında bir de devlet memurluklarını denetleyen kulüp şefleri (Kreisleiter); 1933’te sayıları otuz iki olan ve çoğu kez devlet temsilcisi (Reichsstatthalteıj durumunda bulunan bölge şefleri (Gauleiter). Hitler, parti yönetimini parti kurmay heyetinin (Reichsleitung) yardımcılığında, başkanlar kurulu başkanına (1941'e kadar Rudolf Hess, sonra Martin Bormann) bıraktı. Nazi ideolojisini benimseyen kadınlar nasyonal-sosyalist kadınlar örgütüne (NS Frauenschaft) yazıldılar. Üstün bir rol oynamaktan çıkan SA’lar (Sturmabteilungen) Hitler-Jugendlin askeri eğitimiyle yetindiler. SS'ler (Schutzstaffeln) 1934’ten sonra Reich'ın iç güvenliğini (toplama kamplarının korunması, Yahudiler’in ortadan kaldırılması) sağladılar. Büyük bir özenle seçilen ve 1929’da 240 000 üyesi olan bu kast Himmler'in yönetiminde büyük bir önem kazandı, SA'ları kabul etmeyen orduya bile sızmayı başardı. Wehrmacht’ta kariyer yapmak isteyen SS’ler kendi adlarını taşıyan tümenlerde (Waffen-SS) bir araya geldiler.

1931'de partiyi denetim altında tutmak üzere kurulan SS güvenlik kuruluşu (Sicherheitsdienst ya da SD), R. Heydrich tarafından yönetiliyordu. R. Heydrıch 1936'da güvenlik polisi komutanı oldu, aynı zamanda gizli devlet polisini (Geheime Staatspolizei ya da Gestapo) de etkisi altına aldı. Polis örgütünün tümü Himmler'e bağlıydı. Alman halkını nasyonal-sosyalist ideolojiye çekmek için bir yandan propagandaya, öte yandan eğitim yoluna başvuruluyordu. Yalnızca bir Reich uyruğu durumunda olan alman genci, bu eğitimin ürününü vermesinden, yani askerlik hizmetini tamamlamasından sonra vatandaş olmaya hak kazanmaktaydı. Nasyonal-sosyalizm, iktidarı ele geçirdiği zaman (1933) bu amaçla her yaştaki alman için her tür etkinliği kapsayan, sistematik biçimde doktrin aşılama örgütleri kurulmuş ya da geliştirilmişti. Baldur von Schirach tarafından kurulmuş olan (1926) Hitler-Jugend (Hitler gençliği) üçe ayrılıyordu: Deutsches Jungvolk (10-14 yaşları arasındaki erkek çocuklar), asıl Hitler-Jugend (14-18 yaşları arasındaki erkek çocukları) ve Bund deutscher Mâdchen (10-21 yaşları arasındaki kızlar). Ev kadınlarını (NS Frauenwerk), çiftçileri (Darrö tarafından yönetilen NS Bauemschaft), patron ve işçileri (1933'te Dr. Ley'in kurduğu Alman çalışma cephesi Deutsche Arbeitstront) vb. bir araya getiren örgütler de kuruldu. Bunlann üyeleri, her yıl Nürnberg'de düzenlenen büyük kongreye katılıyorlardı.

İkinci Dünya savaşı parti hiyerarşisini değiştirdi; Hitler’in belirlenmiş halefleri gölgede kaldı: Göring 1940 kışındaki hava savaşında yenilmesi üzerine gözden düştü, Hess İngiltere'ye gitti (1941), partinin yönetimini ele alan Martin Bormann, Himmler'in tutkularıyla karşı karşıya kaldı. Hitler'in, yabancıları (Lettland, Nederiand ve Charlemagne tümenleri) ve SS’lerin elinden geçmemiş alman gençlerini de soktuğu Waffen-SS’lerin sayısı 37 tümene ulaştı, içişleri bakanlığına getirilen Himmler, SS haber alma şefi general Schellen- berg’in Abvvehr'e elkoymasından (1943) yararlandı.

Almanya’nın yenilgisinden ve nazi cinayetlerinin gözler önüne serilmesinden sonra, parlamenter demokrasinin yerleştirilmesi, yetişkin nüfusun % 65’inin nasyonal-sosyalist parti üyesi olduğu Almanya'da "nazilerden arındırma” gibi nazik bir sorun çıkardı. Kimi nazi yöneticileri seçim yoluyla yeniden mücadeleye girmeyi denediler. Ama nazi grupçukları çeşitli seçimlerde oyların ancak çok küçük bir bölümünü alabildi. Bununla birlikte, 1964’te Bavyera'da Nationaldemokratische Partei Deutschlands'ın (NPD) kurulmasından sonra dönem dönem yeninazizm (neonazizm) de kendini göstermektedir.

Kaynak: Büyük Larousse


Daha fazla sonuç:
Nasyonal Sosyalizm (Nazizm)

Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç