| | #1 (mesaj-linki) | |
| Bizans İmparatorluğu (Doğu Roma İmparatorluğu) Bizans İmparatorluğu Batı Roma imparatorluğu yıkılınca, Roma’nın varisi, Doğu Roma İmparatorluğu oldu. Ama coğrafi durumu, topraklarında yaşayan halkların çeşitliliği, Barbarlarla sürekli ilişkileri ve Doğu uygarlıkların etkileri nedeniyle, bu imparatorluk, çok geçmeden Romalı özelliğini yitirdi. İmparatorluğun ekonomisi, el sanatları, tarım ve ticarete dayanıyordu. Tarım, kölelere, köylülere ve askerlere bırakılmıştı. Ama 10.yüzyıl’da derebeyliğinin başlamasıyla bir bunalıma yuvarlandı ve bir daha toparlanamadı. Uzun süre büyük bir başarıyla sürdürülen ticaret ise, İmparatorluğun Mısır, Suriye ve Anadolu’yu yitirmesi, İtalya’nın deniz kentlerinin Bizans’la yarışa girmesi sonucunda geriledi. Bizans İmparatorluğu altın çağını 6. yüzyıl’da İustinianos döneminde yaşadı. Devleti yeniden örgütleyen İustinianos, Eski Roma İmparatorluğu’nu da yeniden kurma çabalarına girişti. Ama ölümünden sonra Bizans, kuzey ve orta İtalya, İspanya, Suriye, Filistin ve Mısır’ı peşpeşe yitirdi. İçerde saray entrikaları ve ayaklanmalar patlak verirken, Hunlar, Avarlar ve Persler imparatorluk sınırlarına dayandılar. İslavlar da Balkan yarımadasına yerleştiler. Bu tehditler karşısında Herakleios 1, sınır bölgeleri kurdu. Sivil ve askeri yetkileri elinde tutan bir generalin yönettiği bu sınır bölgelerinde, halkın büyük bölümü, imparatorun toprak verdiği askerlerden oluşuyordu. Thema’lar, zamanla önemli siyasal ağırlık kazandılar. Anadolu thema’sının generali, Leo 3 İsauros adıyla tahta çıktı; yönetim, soylular ve ordu arasındaki çekişmeye son verdi. Buna karşılık, 726 yılındaki buyrultusuyla ikonalara tapmayı yasaklayarak, ünlü ‘’Resimler Çekişmesi’’ni başlattı. Öte yandan, hakkı olmayan bir tahta el koymuş saydığı Charlemagne’a savaş açtı. Böylece, 800 yılında papanın taç giydirdiği Charlemagne, Doğu Roma imparatorunun koruyuculuğundan çıktı. Resimler çekişmesi, yüzyıllık kargaşadan sonra, Mikhael 3’ün annesi Theodora’nın naiplik döneminde sona erdi. O sırada Bizans İmparatorluğu’nda büyük bir kültür gelişmesi gerçekleşti. Kyrillos ve Methodios kardeşler, İslavlar ve Bulgarlar arasında hristiyanlığı yaymaya başladılar. Bulgar hanı 865’te vaftiz edildi. Ama Kutsal Üçlüden kuşkusunu açıkça ortaya koyan patrik Photios Bizans ve Roma’nın dinsel açıdan birbirleriyle ilişkilerini kesmelerine yol açacak büyük bir kavgayı başlattı. Bu arada Araplar, Bulgarlar ve Ruslar; yüzyıl süreyle Bizans’ın zayıflığından yararlandılar. Ama İoannes 1, Timiskes ve Basileois 2 dönemlerinde Bizans ordu ve diplomasisi başarı kazandı. Bizans, Bulgaristan’ı ilhak etti. Ruslar yenildiler ve ortodoksluğu kabul ederek İstanbul patriğine bağlandılar. Gene Basileios döneminde, Arnavutluk, Bizans topraklarına katıldı. Ne var ki, Basileios’tan sonra tahta çıkanların tümü beceriksiz krallardı. Ülke maliyesini iflas ettirdiler ve sınırların zayıflamasına yol açtılar. Ayrıca Doğu din ayrılığı, Roma’yla ilişkilerin kesinlikle kopmasına neden oldu. İmparatorluğun derebeylik düzeni özelliğini alması, işleri daha da karıştırdı: 10. yüzyıldan sonra, ekonomik bir bunalımdan yararlanan toprak aristokrasisi, themalarındaki köylü ve askerlerin topraklarına el koyarak, tümünü toprak kölesi haline getirdi. Paralı askerler tutmak zorunda kalan Bizans imparatorlarının gücü azaldı. İsaakios 1 Komnenos, gücü son derece artan bu toprak aristokrasisinin desteği ile tahta çıkabildi. Buna karşılık, soylulara ayrıcalıklar tanımak ve yapılan hizmetlere karşılık toprak bağışlama sistemi koymak zorunda kalması, imparatorluğu büsbütün zayıflattı. x | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Bizans İmparatorluğu Son Bizans İmp. Konstantin Dragazes’ın Mezarı İmparatorun ölümüne ve cesedinin nereye gömüldüğüne ait tarihi ifadeler karışık, zayıf ve birbirini nakzeder mahiyettedir. Türk kaynakları buna dair bir şey bildirmiyor.Yunan kaynaklarından İmparatorun samimi dostu olan ve İstanbul muhasarasında hazır bulunan Phrantzes, ayakkabılarında İmparatora mahsus kartal resmi bulunan bir cesedin bulunduğunu anlatır. Bu ceset, istedikleri gibi gömülmek üzere Yunanlılara verilmişti. Bir çok kafalar toplanmış, yıkanmış ve İmparatoru teşhis için uğraşılmışsada bulunmamıştı. Yine muasırlardan biri olan ve istanbulun muhasarasında hazır bulunan Ducas bu ifadenin tamamiyle zıttı olan malumat vererek cesetten bahsetmez ve kafanın bulunduğunu, tanındığını, doldurulduğunu, teşhir edildiğini ve Padişahın hakim olduğu yerlere ganimet olarak gönderildiğini anlatır. İvaria kaynaklarından olup muhasarada hazır bulunan Babrao, bazılarının ifadesine göre cesedin gömüldüğünü, bazılarına göre cesedin çiğnenmiş olduğunu söyler. Tedaldi, bu mütaleayı ışleyerek bir rivayete göre İmparatorun yaralandığını ve ayaklar altında çiğnenerek öldüğünü, Türklerin kafasını kesmiş olmalarının muhtemel olduğunu söyler. Mon Valdo, cesetten bahsetmemek hususunda Ducas’ı kopya ederse de kafanın doldurulduğunu, kırk bakire ve kırk gençle birlikte Babil ( Kahire ) paşasına gönderildiğini nakleder. En çok dikkate değer iki rivayet Slavonia’dan gelmedir. « Moskovit rivayet » olarak maruuftur. Buna göre imparatorun Kafası, Sultan Mehmede götürülmüş, Sultan Mehmet bu kafayı tanımış ve onu öpmüş, sonra onu gümüşten bir mahfaza içine koyarak patrik’e göndermiş, o da bu kafayı Ayasofya mezbahanın altına gömmek için müsaade almıştı. Ceset ise Galataya götürülmüş ve orada gömülmüştü. İnsanın en çok inanmak istediği rivayet budur. Çünkü Fatihin civanmerdane hareketlerine en çok uygun olandır. Slavonik rivayet, yahut Lehli yeniçeri rivayeti (bu rivayetler birbirinin tıpkısıdır) diye maruf olan rivayete göre Sırplı bir yeniçeri imparatorun kafasını Sultan Fatihe getirmiş, Bizans asilzadelerinden Notaras da kafayı tanımıştı. Kafa bir müddet için sarayın dışındaki kırık sütun üzerinde teşhir edilmişti. Aynı sırada imparatorun cesedi de mor ayakkabıları dolayısiyle tanınmış bulunuyordu. Ceset merasimle defnolunmuş, (fakat nereye gömüldüğü söylenmemektedir) ve padişah, kabrin üzerine, Osmanlı devletinin hesabına bir kandil yakılmasını emretmiştir. İmparatoru öldüren yeniçeri bir vilayete vali tayin edilmekle mükafatlandırılmıştı. Daha sonra yazılı kaynaklara istinat etmiyen şifahi ananelerle karşılaşıyoruz. Ayasofyada bir yer vardır ki, imparatorun kabri olarak gösterilmekte ve bundan bu sahanın unutulmamış olduğu anlaşılmaktadır. Fakat Moskovit rivayet aşağı yukarı doğru ise, belki de imparatorun kafası buraya gömülmüştür. Diğer bir menkibeye göre imparatorun kabri Gül Camündedir. Daha muahhar bir menkıbeye göre, imparatoru öldürmüş olduğunu iddia eden bir zenci yeniçeri, Sultan tarafından idam edilmiştir. Nihayet, Vefa sahasında olup biri imparatora, diğeri imparatoru öldüren ve Raymond’un anlatışına göre, mezar taşı üzerinde ne yaptığını kaydeden Arapça bir kitabe bulunan Azap Dedeye ait menkıbe ile karşılaştırıyoruz. Bu adam, donanmanın ateşçilerindendi ve vaki hareketi yüzünden Sultanın emriyle öldürülmüştü. On dokuzuncu asırdan daha önce bir tarihte Vefa kabrinden bahsolunduğunu görmedim. On dokuzuncu asrın ortalarında yazan De Paspah bunu biliyor, fakat, bu civardaki kahvecinin bu mezarı imparatora ait olarak göstermiye uğraştığını söylüyor. Birbirine yakın iki mezarın biri katile, diğeri kurbanına ait sayılır. Bu yüzden bu hikayeyi yaymaya imkan hasıl olmuş ve bahis mevzuu olan kahveci de bu vaziyettten istifade etmiştir. 1892 de İmparator Konstantin Dragazes’in tercüme-i halini yazan Majovovich kabrin beyaz mermerden olduğunu, üzerinde yabani güllerin ve yabani üzüm çubuklarının yetiştiğini söyler. Fakat E. A. Grossvenor’un 1895 de neşrettiği « Constantinople » adlı eserde şu sözlerle karşılaşıyoruz: « Istanbuldaki Vefa mahallesinde, yerli Rumların İmparator Konstantine ait olmak dolayısiyle saygı gösterdikleri sefil ve isimsiz bir mezar vardır. Ürkek bir hürmet, mezarın etrafına bir takım iptidai tezyinat vücude getirmiştir. Kabrin etrafında, gece gündüz mumlar yanıyordu. Geçmiş seneler evveline kadar burası, bir ibadet yeri olarak, gizlice ziyaret ediliyordu. Daha sonra Osmanlı hükümeti, şiddetli tedbirler almış ve bu yüzden burası aşağı yukarı terkedilmiştir.» Bu devre ait diğer kaynaklardan, burada yakılan mum ve kandillerin Osmanlı Hükümeti tarafından temin olunmadığını anlıyoruz. Bütün bunlardan alabileceğimiz netice nedir ? Evvela; imparatorun nereye gömülmüş olduğunu tayin etmiye imkan yoktur. Saniyen; Vefadaki kabir, yakınlarda gördüğü hürmet dolayısiyle enteresan bir mahiyet almakla beraber; ihtimal ki, pek eski değildir. Fakat Vefadaki kabirlerde hafriyat yapılmasını, Azap Dedenin mezar: üzerindeki kitabenin tekrar okunmasını ve bu kitabenin ne zaman yazılmış olduğunu tayin edilmesini, diğer kabrin de açılmasını teklif etmek isterim. Şayet buradaki kabrir içindeki ceset, teşhis imkanı verirse o zaman, vaziyeti tayin etmek mümkün olur. Şayet kabrin içindeki ceset kafasız ise, o zaman, imparatorun buraya gömülmüş olduğuna hükmetmek için imkan hasıl olur. Çünkü bu meselede muhakkak görünen bir şey varsa, imparatorun kafasiyle cesedinin birbirinden ayrı düşmüş olduklarıdır. | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Bizans İmparatorluğu BİZANS İMPARATORLUĞU, Doğu Roma İmparatorluğu olarak da bilinir. İS 330'da ![]() Roma İmparatoru Constantinus, İÖ 7. yüzyılda Yunanlılar'ca kurulmuş olan Byzantion (Bizans) kentine Konstantinopolis (Constan-tinus'un kenti") adını vererek başkent ilan etti. Konstantinopolis (bugünkü İstanbul), Roma İmparatorluğu'nun batı kesiminin 476'da parçalanmasından sonra yaklaşık 1.000 yıl boyunca varlığını korumuş olan Bizans İmparatorluğu'nun yönetsel, kültürel ve ekonomik merkezi oldu . Avrupa ile Asya'yı ayıran bir boğazın kıyısındaki elverişli limanıyla, büyük bir imparatorluğun başkenti olmaya çok uygun bir kentti. Roma'dan senatörler ve yüksek memurlar getirterek yeni bir hükümet kuran Constantinus kenti görkemli yapılarla donattı. Ro-ma'nın putperest olmasına karşılık, Konstantinopolis bir Hıristiyan başkenti oldu. Constantinus Hıristiyanlık dininin varlığını sürdürmesine izin vermekle kalmadı, kendisi de bu dini benimsedi . Bizans İmparatorluğu yöneticileri kendilerini Roma İmparatorluğu'nun gerçek mirasçıları kabul ediyorlardı. İS 337'de Constanti-nus'un ölümünden sonraki birkaç yüzyıl boyunca, Roma ile Konstantinopolis'in ilişkileri bozulmadı. Ama İS 4. ve 5. yüzyıllarda Roma İmparatorluğu'nun batı kesimi küçük devletlere ayrılıp parçalanırken, bütünlüğünü korumayı başaran Bizans İmparatorluğu, batıdan bağımsız olarak Doğu Akdeniz'deki egemenliğini korudu. Bizans İmparatorluğu Yunan ve Roma uygarlıklarının son merkezi oldu. İmparatorluğun Kuruluşu (610'dan Öncesi) 4. yüzyılın sonlarına doğru Vizigotlar, Roma'yı ve Konstantinopolis'i ele geçirmek istediler . I. Theodosius (379-395), istilacıları Balkanlar'da yendi ve onları Tuna Irmağı dolaylarında yerleşmeye zorladı. Hı-ristiyanlık'ı benimseyerek putperest dinleri yasaklayan Theodosius, Doğu ve Batı Roma imparatorluklarını birlikte yöneten son imparator oldu. Theodosius'un ölümünden sonra Batı Roma İmparatorluğu'na saldıran Got kavimleri, 410'da Roma'yı ele geçirdiler. Öbür barbar kavimlerden Vandallar Kuzey Afrika'ya, İspanya'ya ve İtalya'ya girdiler. 5. yüzyıl sonlarında saldırıya geçen Germen kavimleri Batı Roma İmparatorlu-ğu'na son verdiler. Bizans İmparatorluğu ise saldırganları püskürttü. Balkanlar'dan saldıran Slavlar'ı, doğudan gelen Sasaniler'i yenilgiye uğratarak gücünü korumayı başardı. 6. yüzyılda Bizans İmparatorluğu'nun en güçlü yöneticisi I. Jüstinyen (527-565), uzun savaşlar sonucu Kuzey Afrika, İtalya ve Doğu İspanya'yı yeniden ele geçirdi. Büyük bir haraç ödeyerek, İran kralı ile "Sonsuz Barış" anlaşmasını gerçekleştirdi. Jüstinyen döneminde, siyasal ve dinsel uyuşmazlıklar 532'de Nika Ayaklanması adıyla bilinen bir halk ayaklanmasına dönüştü. Komutan Belisarios ayaklanmacıları Hipodrom'da (bugünkü At Meydanı) kıstırarak 30 bin kişiyi öldürttü. Jüstinyen bundan sonra eskisine göre daha da güçlendi. Jüstinyen'in en kalıcı reformlarından biri, Roma hukukunu derleyip düzenlemesi oldu. Hukuk bilginlerinden kurulu bir komisyonun uzun çalışmalar sonunda oluşturduğu bu derleme Corpus Iuris Civilis ("Medeni Hukuk Yasaları") olarak bilinir ve daha sonra Avrupa hukukunun gelişmesine temel olmuştur. Jüstinyen, imparatorluğu süresince putperestliği ortadan kaldırmaya ve Hıristiyanlık dünyasını aynı çatı altında toplamaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Öldüğünde imparatorluk savaşlardan yıpranmış, din aynlıklany-la bölünmüş ve barbar kavimlerin saldırısıyla yüz yüze kalmıştı. Müslüman Akınları ve Dinsel Uyuşmazlıklar (610-867) 610'da, Mısır askeri valisinin oğlu Herak-leios (Herakleius) Bizans tacına el koydu. Persler'i geri püskürttü; Konstantinopolis'in savunmasını güçlendirdi. Herakleios, Tuna Irmağı ötesinden gelen saldırgan Avarlar'ı da yendi. Bulgarlar ve öbür Slav kavimlerin desteğiyle Avarlar, Balkanlar'da imparatorluk sınırlannı zorluyor-lardı. Araplar yeni yayılmaya başlayan İslam dininden aldıklan güçle Bizans'a saldınya geçtiler; 632'de Suriye ve Filistin'in denetimini ele geçirdiler. İskenderiye teslim olduktan sonra, 642'de Mısır da Araplar'ın egemenliğine girdi. 674-678 yılları arasında Araplar birçok kez Konstantinopolis'i ele geçirmeye çalıştılarsa da kent direndi. 8. yüzyıl başlannda, Herakleios soyunun egemenliği son buldu. Bulgarlar ve Araplar, Bizans'a yeniden saldırdılar. 717'de İsauria (İsoriya) hanedanının ilk temsilcisi III. Leon (717-741) Arap ve Bulgar saldırılannı geri püskürttü. Daha sonra tahta çıkan V. Konstantinos Bulgarlar'a karşı düzenlediği seferler sonucu düşmanını zayıf düşürmeyi başardı. Bu savaş yıllan boyunca, Bizans'a özgü bir kültür ve siyasal gelenek oluştu. Bizans İmpa-ratorluğu'nda, Batı (Roma) kültürü ve Latince yerine, Yunan dili ve kültürü egemen oldu. Giderek artan din uyuşmazlıklan sonucunda, imparatorluğun batısı ile doğusu arasındaki kopuş iyice kesinlik kazandı. İmparatorluk içerdeki din uyuşmazlıklan ve dışardan gelen saldınlar sonucu güçten düştü. Zayıf yöneticilerin başta bulunduğu dönemde, Konstantinopolis'in güçlü surlan olmasaydı, 8H'de Bizans ordusunu bozguna uğratan Bulgar kavimlerinin kenti almasını önlemek mümkün olmayacaktı. Güçlenme Dönemi (867-1081) Hanedanın kurucusu I. Basileios (I. Vasil; 867-886) Anadolu'daki topraklan geri almaya başladı. I. Basileios ve VI. Leon (886-912) yönetimleri sırasında, imparatorluk hukuku yeniden düzenlenerek, hukukçulann daha kolay uygulayabileceği bir duruma getirildi. II. Nikephoros Phokas (963-969), Girit ve Kıbns'ı yeniden ele geçirerek Doğu Akdeniz' de Bizans'ın üstünlüğünü sağladı; Suriye ve Balkanlar'da önemli topraklar kazandı. Komutanı İoannes Tzimiskes (969-976) Balkanlar'da yaptığı savaşlarda Ruslar'ı geri püskürttü. Dönemin en büyük yöneticisi II. Basileios (II. Vasil; 976-1025), 1001'de Araplar'la bir anlaşma yaparak, Kuzey Suriye'nin denetimini ele geçirdi. 1018'de Bulgar ordusunu yenerek, Bulgar topraklarının Bizans yönetimine girmesini sağladı ve Anadolu'da eskiden yitirilmiş topraklan geri aldı. İtalya'da Napoli ve Venedik devletleri Bizans İmparatorluğu'nun gücünü tanımak zorunda kaldılar. ![]() İS 10. ve 11. yüzyıllarda yapılan Venedikte'ki Aziz Mark Kilisesi daha önce kenti yöneten Bizans İmparatorluğu'nun etkilerini yansıtır. II. Basileios'tan sonra İtalya'da ve Balkanlar'da ayaklanmalar baş gösterdi. 1055'te İran'ı ele geçiren Selçuklular, Anadolu'ya doğru ilerlemeye başladılar. 1071'de Malazgirt'te İmparator Romen Diyojen, Selçuklu Sultanı Alp Arslan'a yenilerek tutsak düştü. Selçuklular bundan sonraki 10 yıl boyunca Anadolu'ya akınlannı sürdürerek, Konstanti-nopolis'i tehdit ettiler. Güçsüz yöneticiler döneminde, Konstanti-nopolis'in güçlü patriki ile papa arasındaki görüş ayrılıklan sert tartışmalara yol açtı. Bunun sonucu olarak 1054'te Roma Katolik Kilisesi ile Yunan Ortodoks Kilisesi birbirinden bağımsızlaştı. Haçlı Seferleri (1081-1204) Bizans için önemli bir tehlike oluşturmaya başladılar. Batıdaki yeni tehlike ise Güney İtalya'ya egemen olan Normanlar'dı. Komne-nos hanedanından İmparator I. Aleksios (I. Aleksi; 1081-1118) Konstantinopolis'i ele geçirmek isteyen Normanlar'a karşı Venedikli-ler'den yardım sağladı. 1085'te Normanlar'ın önderi Robert Guiscard'ın, bir sonraki yıl da Selçuklu sultanının ölmesi bu tehlikeli durumu bir süre için geciktirdi. 1096'da Avrupa'dan ilk Haçlı ordusu gelince, I. Aleksios Haçlılar'la, Selçuklular'dan alacaklan topraklan Bizans'a geri vermeleri konusunda anlaştı. Ama Haçlılar Bizans İm-paratorluğu'nu desteklemekten çok, Kutsal Topraklar'ı (Kudüs) ele geçirmek istiyorlardı. Kudüs'e doğru ilerlerken aldıkları yerlerde kendi kralhklannı kurmak isteyen Haçlı şövalyeleri, Bizans İmparatorluğu'na yardım edecek yerde, yeni sorunlar yarattılar. Venedikliler'in Mısır'ı ele geçirmek üzere başlattığı IV. Haçlı Seferi, amacından saptın-larak Bizans'ın işgaliyle sonuçlandı. Saldırılar sırasında Konstantinopolis'ten sürülen III. Aleksios'un yerine Latin düşmanı V. Aleksios tahta çıktı. Konstantinopolis'in 13 Nisan 1204'te düşmesinden sonra kenti acımasız bir biçimde talan eden Haçlılar hazineyi de yağmaladılar. Ortaçağın bu en büyük kenti neredeyse yoksullaştı. Latin Egemenliği (1204-1261) Nikaia imparatorlarından IV. İoannes'i tahttan indiren general Mikhael (Mihail) Pa-laiologos, VIII. Mikhael adıyla taç giydikten sonra, 1261'de Konstantinopolis'e girerek Latin egemenliğine son verdi. Böylece Bizans'ta Palaiologoslar (Paleologlar) dönemi başladı. Son Dönem: Osmanlılar'ın Konstantinopolis'i Fethi (1261-1453) Palaiologos hanedanı yönetimi ele aldığında imparatorluk topraklan Konstantinopolis, Trakya, Selanik, Makedonya'nın bir bölümü, Ege Denizi'nde birkaç ada ve Nikaia Prensli-ği'nden oluşuyordu. VIII. Mikhael, imparatorluğun eski gücünü kazanması ve ticaretin yeniden canlanması için önlemler almaya başladı. Yunanistan'ın büyük bir bölümü ve ada-lann çoğunda Latin egemenliği sürüyordu. Cenevizliler uzun süredir Venedikliler'in tekelinde bulunan ticareti ele geçirerek Gala-ta'da kendi ticaret ağlarını kurdular. Balkanlar'da Bulgarlar ve Sırplar Bizans için tehlike yaratıyordu. Konstantinopolis'i ele geçirmek isteyen batılı devletler yeni bir Haçlı Seferi düzenledilayınca, doğu sının zayıfladı. Moğol istilasından kaçarak Anadolu'ya doğru ilerleyen Türkmen boylan küçük beylikler kurmaya başlamışlardı. Mikhael'in oğlu II. Androni-kos (1282-1328) ve onun torunu III. Androni-kos dönemlerinde Bizans, Balkanlar'da Sırplar'la, Anadolu'da da OsmanlılarTa uğraşmak zorunda kaldı. 1299'da bir beylik kuran Osman Bey, topraklarını büyük bir hızla genişletmeye başladı. Sırasıyla Nikaia (İznik) ve Nikomedeia (İzmit) Osmanlılar'ın eline geçti. Prusa'ya (Bursa) giren Osmanlılar, bu kenti Osmanlı Devleti'nin başkenti yaptılar. Bizans'taki taht kavgalanndan yararlanan Sırp Kralı Stefan Dusan, Sırp ve Bizans kralı olarak taç giydi. Bundan sonraki yıllar da büyük çalkantılarla geçti. İç savaş tüm şiddetiyle sürerken baş gösteren veba salgını çok sayıda insanın ölümüne yol açtı. Bizans'ta İoannes Kantakuzenos, Osmanlılar'ın da desteğiyle VI. İoannes adıyla tahta geçti. Osmanlı Padişahı I. Murad, 1362'de Konstantinopolis'in kuzeybatısındaki Adrianopolis'i (Edirne) ele geçirdi ve kent Osmanlı Devleti'nin yeni başkenti oldu. Böylece Bizans İmparatorluğu, Yunanistan'ın güneyindeki topraklar dışında, dört yanından Osmanlı topraklanyla sanlmış oldu. Konstantinopolis ilk kez II. Manuel'in yönetimi sırasında, 1391'de I. Bayezid'in ordula-nnca kuşatıldı. Yedi ay süren kuşatmadan sonra Bizans, Osmanlılar'a eskisinden daha çok vergi ödemeyi ve Konstantinopolis'te bir Türk mahallesi kurulmasını kabul etti. II. Manuel Macar kralından yardım istedi. Bunun üzerine saldınya geçen Haçlı ordusu, Ni-kopolis'te (Niğbolu) Osmanlı ordusunca bozguna uğratıldı. Yardım istemek üzere yeniden İtalya, Fransa ve İngiltere'ye giden II. Manuel somut bir yardım sağlayamadı. 1402'de Osmanlılar Ankyra (Ankara) yakınlarında Timur'un ordusu karşısında bozguna uğrayınca, Bayezid'in oğullan Osmanlı tahtı için birbirleriyle savaşmaya giriştiler. Bu sarsıntı döneminde Konstantinopolis'in çevresindeki kuşatma kaldınldı; Mora yeniden Birak, 1422'de Konstantinopolis'i ve Thessalo-nike'yi (Selanik) yeniden kuşattı. 1444'te düzenlenen yeni bir Haçlı Seferi, Osmanlılar'ca Varna'da bozguna uğratıldı. Bizans tahtına 1448'de XI. Konstantinos çıktı. Konstantinopolis'i ele geçirmek üzere hazırlıklarını tamamlayan Osmanlı Padişahı II. Mehmed, Nisan 1453'te kenti kuşattı. Bizanslıların Halic'e gerdiği zincirlerle girişi engellenen Osmanlı gemileri II. Mehmed'in buyruğuyla, Kasımpaşa sırtlarında karadan yürütülerek Halic'e indirildi. Kent surlarını aralıksız top atışma tutan Osmanlı ordusu, Mayıs 1453'te Konstantinopolis'e girdi. İmparator Konstantinos çarpışma sırasında öldü. Bizans İmparatorluğu, Konstantinopolis'in (İstanbul) Osmanlılar'ca alınmasıyla son buldu. Böylece, II. Mehmed, Fatih Sultan Mehmed olarak tarihe geçti. 1453'ü izleyen 10 yıl içinde de Atina, Mora ve Latin istilasından sonra Karadeniz'in doğusunda kurulmuş olan Bizans kökenli Pontos Devleti'nin başkenti Trabzon Osmanlılar'm eline geçti. Devlet Yönetimi İmparatora yönetim işlerinde danışmanlık yapan bir de senato vardı. Bu senato Roma Senatosu örnek alınarak oluşturulmuştu. Bazı yasalar yürürlüğe girmeden önce senatoda okunurdu; buna karşılık senatonun da yasa tasarıları hazırlayarak imparatora sunma hakkı vardı. İmparator, zaman zaman halkın sorunlarını dinlemek ve kendi isteklerini iletmek üzere halkla ya da halkın seçtiği temsilcilerle genel toplantılar yapardı. Ayrıca, yaptığı iş bugünkü içişleri ve dışişleri bakanlarının görevlerine benzeyen bir baş-görevli vardı. Devlet daireleri, saray görevlileri, saray muhafız kıtaları, güvenlik, posta örgütleri ve yabancı elçilerle ilişkiler başgö-revlinin sorumluluk ve yetkileri arasındaydı. Maliye, devlet topraklarının yönetimi ve sivil yönetim görevlerini yerine getiren başka görevliler de vardı. İmparatorluk 7. yüzyılda, thema adı verilen yerel yönetim birimlerine ayrılmıştı. Bu yönetim sistemini ilk kez uygulayan İmparator He-rakleios kendisine bağlı, strategos denen komutanlara, ele geçirdikleri topraklarda yerel yönetim birimi kurma hakkı vererek, onları hem sivil, hem de olağanüstü askeri yetkilerle donattı. Bu yönetim birimleri, özellikle, Anadolu'daki Arap saldırılarına karşı etkili oldu. Bizans Sanatı Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica | |
|
![]() |
| Etiketler |
| Yok |
| bizans imparatorlugu, |
Bizans İmparatorluğu (Doğu Roma İmparatorluğu) Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Batı Roma İmparatorluğu | ThinkerBeLL | Medeniyetler Tarihi | 0 | 01-09-2009 14:29 |
| Yunan - Makedonya İmparatorluğu (İskender'in İmparatorluğu) | Blue Blood | Medeniyetler Tarihi | 1 | 03-03-2009 00:08 |
| Selevkos İmparatorluğu | Master Blue | Medeniyetler Tarihi | 1 | 07-11-2008 17:02 |
| Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu | Blue Blood | Medeniyetler Tarihi | 1 | 16-08-2008 16:33 |
| Roma İmparatorluğu | Blue Blood | Medeniyetler Tarihi | 9 | 18-01-2008 14:26 |