Üye Ol
Ana SayfaForumlarGünlüklerToplulukVideolarSohbetBize Ulaşın
Forumda Ara
Cevap

Sağlıklı Yaşam ve Bilgiler

Eski 11-10-2009 #651 (mesaj-linki)
phoenix_tr - avatarı

Kalın bacaklılar çok şanslı..!

Beyonce gibi olanlar uzun yaşayacak!


BEYONCE gibi kalın baldırlara sahip olan kadınlar daha uzun yaşıyor.
Hollanda’daki Koruyucu Hekimlik Enstitüsü’nün 3 bin kişi üzerinde yaptığı
araştırmaya göre kalın bacaklara sahip olmak kalp rahatsızlıklarını önlüyor, erken ölüm riskini azaltıyor. Uzmanlar baldır çevresinin ideal uzunluğunun 60
santim ve üzeri olduğunu söylüyor.


habertürk.com

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 16-10-2009 #652 (mesaj-linki)
reyan - avatarı
Klasik Masajın Etkileri


Hazırlayan : Dr. Necdet Tuna
Masajın vücut üzerindeki direkt ve in direkt etkileri, vücut örtüsüne uygulanan manipülasyonların, yani ellerle verilen dokunma, bastırma, germe, esnetme ve titreştirme biçimindeki mekanik uyarıların tepkileridir. Tepki.deride, derialtı dokusuna, kaslarda ve damarları sinir ağında yerel oluşabileceği gibi; refleks yolla başka bölgelere, örneğin iç organlara da aktarılabilir. Vejetatif sinir sisteminin uyarılması da genel etki kompleksi kapsamındadır. Masajın etkileri, fiziksel, fizyolojik ve psikolojik etmenlerin bileşkesi olarak değerlendirilir. Deri üzerinden ellerle verilen basınç ve germe biçimindeki ritmik mekanik uyarılarla sıkıştırılan ve gerilerek esnetilen deri, deri altı dokuları ve kasların yapılarındaki sinir uçları (reseptörler) uyarılır. Ayrıca, dokuların yapılarındaki kan ve lenf damarları da bu fiziksel uyarılardan etkilenir; arteriyel, venöz, kapiller ve lenf dolaşım canlanır.
Vücut sistemleri üzerindeki etkiler şöyle derlenebilir.

1. Dolaşım Sistemi Üzerinde Etkiler
Klasik masajın kan ve lenf dolaşımı üzerine etkileri .deneysel ve klinik araştırmalarla kanıtlanmıştır. Vücut örtüsüne kalp yönünde uygulanan yeterli dozdaki öfloraj ve petrisajla, lenf ve venöz sistem uyarılarak dolaşımı aktive edilir (damarsal etki). Bölgedeki kan akımındaki canlanma aletsel olarak da gösterilebilir. Damarlardaki akışın canlanmasıyla. dokularda sıvı değişimi hızlanır, dokular daha bol besi maddesi ve oksijen alabilir, metabolizma artıkları bulundukları yerden daha çabuk uzaklaşabilir.
Damarların çevresinde bulunan otonom sinir ağının: uyarılmasıyla da damarlarda refleksif bir genişleme olur. Yani, kan akımındaki hızlanma salt yumuşak bir hortum içinde ki sıvının sıvazlanarak ilerletilmesi demek değildir!

2. Kas1ar Üzerine Etkiler
Çok kez sanıldığı gibi, masajla ne kas hacmi artırılabilir ne de kas güçlendirilebilir. Kasları kuvvetlendirmenin tek yolu, düzenli aktif çalışmalar, yani egzersizlerdir. Masaj; ancak kasların işlevsel yeteneklerini yeniden kazandırılmasında yardımcı olarak kasların güçlenmesine katkıda bulunabilir:
* Yorgun kas masajla, salt dinlenmeyle geçirilen süreye oranla çok daha çabuk dinlenip gevşeyebilir.
* Masaj yapılan kaslar; dolaşımların canlanmasıyla daha iyi beslendikleri için yaralanmalara karşı daha dirençlidirler; aşırı zorlanma daha iyi uyum sağlayabilirler.
* Kan akımının hızlanmasıyla süt asidi vb. metabolizma artıklarının oluşturdukları yerden taşınmalarıyla birikim önlenir; germe, esnetme ve titreştirme manipülasyonlarıyla hipertonik kaslar gevşetilip, esnetilebilir. Nitekim, klinik çalışmalarımızda hipertonik kasın, bireyden bireye değişmek üzere, 7-8 seans sonra el altında birden bire gevşediğini görüyoruz:
* Masaj, yetersiz harekette, yaralanmalarda ve felçlerde olası kas erimesini, atrofiyi önlemez, ama sertleşme,fibröz doku oluşumu ve kasılmalar bilinçli bir masajla engellenebilir. Kas ve eklemlerde değişik nedenlere bağlı hareket kısıtlamalarında egzersizlerden önce masaj uygulanırsa egzersizler daha kolay ve rahat yapılabilir.

3. Sinirler Üzerine Etkiler
Kopmuş bir sinirin masajla yeniden oluşturulması (rejenerasyonu) söz konusu değildir. Ancak, sinir ve çevre dokularının kan dolaşımının aktive edilmesi, metabolizmanın yükselmesiyle rejenerasyon hızlandırılabilir.

4. Dinlendirici, Gevşetici-Psikosedatif Etki
Genel masajda uyuklama, solunumun derinleşmesi; masajdan sonra yorgunluğun, bitkinliğin kaybolması, kişinin zindeleşmesi, masajın çevresel ve merkezi sinir sistemi üzerine olumlu etkisinin somut belirtisidir.Masajın en tipik psiko-sedatif etkisi, çocuklarda olsun, büyüklerde olsun okşama-sıvazlamadır.! Bu nedenle de masörün kişiliği yaklaşımı, sonucu büyük çapta etkiler.

5. İç .Organlar Üzerine Etkiler
Vücut örtüsünde belli bölgelerin değişik yöntemlerle uyarılmasıyla bazı iç organ hastalıklarına etkili olunabilmektedir. Nitekim mide ağrılarında, safra kesesi sancılarında, karında gaz oluşumlarında, sırtta belli bölgelerin ovulmasıyla rahatlama olduğu halk arasında bilinir (masajın uzak etkisi!} İç organların vücut örtüsünde refleksif yolla ilişkili bulunduğu alanların haritası bile çıkarılmıştır (Head Bölgeleri). "Bağ Dokusu Masajı" ve ''Ayaklarda Refleks Alanlarının Masajı" bu bölgelere uygulanmaktadır. Uzakdoğu kökenli Akupunktur; akupressur ve shiatsu ile de iç organlara etkili olma amaçlanmaktadır.

6. Ağrı Dindirici Etki
İnsanın, ağrıyan acıyan yerini içgüdüyle ovuşturması, masajın tipik ağrı giderici etkisidir. Uzun bir yürüyüş sonunda ya da zorlu bir işten sonra ağrıyan bacak ve kol kaslarının ovulması ya da ovdurulmasının anlamı da budur. Yara1anmanın olmadığı salt gerginlik ve kasılmaya, spazma bağlı kas ağrılarında neden, kasılan kas içindeki damarların sıkışarak daralmasıyla kasın yeteri kadar oksijen alamamasıdır. Bu gelişme tıpta ağrı kısır döngüsü olarak bilinir. Bu kısır döngüyü kırmak, kasa gerekli oksijeni gönderebilmek için spazmın kaldırılması, kan dolaşımının düzenlenmesi gerekir. Masajla hem spazm çözülebildiği, hem de kan dolaşımı artırılabildiği için ağrı geriler. Ayrıca, ağrı duygusunu indirgeyen ağrı eşiğini yükselten maddelerin (endorfin vb.) salgılanmasını bilinçli ve düzenli masajla artırıcı fizyolojik bilgi ve teknik eğitim gereklidir. Bu da ancak özel masaj okullarıyla sağlanabilir. Ülkemizde maalesef bir tek özgün masaj okulu yoktur. Türkiye sınırları içindeki tüm masörlerin ve masözlerin neyi ne kadar bildiklerini, ne yaptıklarını ehliyetlerini, Sağlık Bakanlığı dahil kimse bilmez!

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 01-11-2009 #653 (mesaj-linki)
biruni - avatarı
reyan adlı kullanıcıdan alıntı Mesajı Görüntüle
Türkiye sınırları içindeki tüm masörlerin ve masözlerin neyi ne kadar bildiklerini, ne yaptıklarını ehliyetlerini, Sağlık Bakanlığı dahil kimse bilmez!
ehliyetli - ehliyetsiz masörler konusunda yorum yapılamaz ama;
masajda kullandıracağınız bitkisel yağlar ile, kendinizden emin işler yaptırabilirsiniz.

yağlar hakkında bilgi için; Bitkisel Karışım Yağlar

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 17-11-2009 #654 (mesaj-linki)
volture - avatarı
AKCİĞER HASTALIĞI SİGARA İÇENLERİ DAHA ÇOK SEVİYOR


Sigara içenler özellikle sabahları gelen öksürük krizlerine ve merdiven çıkarken nefes darlığına alışıktır. Ancak bilmezler ki aynı belirtiler tehlikeli bir düşman gibi içten içe seyreden ve öldürücü darbeyi vurmak için bekleyen KOAH hastalığının en önemli habercileridir.

Ülkemizde tam 3 milyon insan bu hastalıkla karşı karşıya. Hastaların büyük bir çoğunluğu ise bu işaretlerin sadece sigaradan kaynaklandığını düşünüyor ve hastalığından habersiz. Suadiye Memorial Tıp Merkezi; Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. İlkay Keskinel, 18 Kasım Çarşamba “Dünya KOAH günü” öncesi “Sigaranın KOAH üzerindeki tetikleyici etkisi ve korunma yolları” hakkında bilgi verdi.

Dünya da en sık görülen 4. ölüm nedeni

“Kronik obstrüktif (tıkayıcı) akciğer hastalığı”nın baş harflerinden oluşan “KOAH”, aslında iki hastalığı tanımlamakta kullanılır: kronik bronşit ve amfizem. Kronik bronşit, en az iki yıl üst üste ve bu iki yılın en az üç ayında öksürük ve balgamla seyreden ilerleyici bir rahatsızlıktır. Amfizem ise, kana oksijen taşınmasını sağlayan hava keseciklerinde harabiyete neden olan bir hastalıktır. Bunun sonucunda akciğerde elastikiyet kaybı ve nefes darlığı görülür. Çoğumuzun adını bile duymadığı KOAH, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, kalp-damar hastalıkları, zatürre ve AIDS’ten sonra 4. en sık ölüm nedenidir. Ölüm nedenleri arasında bu kadar üst sıralarda yer almasının ötesinde KOAH, yaşam kalitesini bozan, işgücü kaybına neden olan ve kişiyi zaman içinde kendi bakımını bile gerçekleştiremeyecek hale getiren bir hastalık. Ülkemizde yaklaşık 3 milyon kişinin KOAH’lı olduğu tahmin edilmekte, tüm dünyada ise bu sayı 600 milyona ulaşmaktadır.

Bu Bir Tesadüf Değil: Sigara İçen her 5 kişiden birinde KOAH görülüyor

Sigara içen kişilerde içmeyenlere göre KOAH riski 30 kat daha fazla. Yalnızca sigara değil, pipo ve puro kullanımı da KOAH’a yol açmaktadır. Sigara içenlerin beşte birinde KOAH gelişmektedir. Sigaraya erken yaşta başlanması ve uzun süre çok miktarda içilmesi, KOAH’ın daha ağır seyretmesine neden olur. Sigara dışında bazı mesleki faktörler (madencilik, fırın/tahıl işçiliği, çiftçilik) ve ısınma amaçlı tezek yakılması da KOAH’a zemin hazırlar.

Öksürük ve eforla gelen nefes darlığı KOAH’ın başlıca belirtileri

KOAH’da erken tanı ve müdahale, hastalığın gidişini durdurabilir ya da yavaşlatabilir ancak KOAH tanısı ihmal edilen bir hastalık. Toplumda yeterince bilinmiyor ve önemsenmiyor. Tanıda öncelikle hastanın şikayetleri değerlendirilmekte ve solunum fonksiyon testleri ile akciğer grafisi gibi tetkiklerden yararlanılmaktadır. Başlıca belirtileri; öksürük, daha çok sabahları balgam çıkarma ve özellikle eforla gelen nefes darlığıdır.

Tanıda gecikilmesinin en önemli sebebi, sigara içenlerin öksürüğü ve balgamı “normal” kabul etmeleridir

Biliyoruz ki, “normal öksürük” ya da “normal balgam” yoktur. KOAH’lı kişiler, öksürük ve balgamı çoğunlukla o kadar kanıksamışlardır ki; yakınmaları iyice artana kadar doktora başvurmayı düşünmezler. Oysa, KOAH’a erken tanı konup zamanında sigara bırakılırsa, yıllık akciğer fonksiyon kaybı azalmaktadır. 35 yaşından sonra sağlıklı her insanın 1 saniye içinde dışarı verebildiği soluk hacmi yılda 30 ml azalma gösterir. Sigara içen KOAH’lılarda bu azalma 150 ml kadardır. Dolayısıyla KOAH’lılarda sigaranın bırakılması, hastanın daha uzun yıllar boyunca hayat kalitesinin yüksek kalması açısından kritik önem taşımaktadır.

Vakit geçirmeden sigarayı bırakma polikliniğine başvurun

Sigara, eroin ve kokain gibi bağımlılık yapıcı bir maddedir. Bu fiziksel bağımlılık nedeniyle kişi sigarayı bırakmada zorluk çekmektedir. Kendi kendine sigara bırakılamıyorsa, sigarayı bırakma poliklinikleri devreye girmelidir. Günümüzde sigara bağımlılığının tıbbi tedavisi mümkündür. Sigara Polikliniğimiz’de, öncelikle hastalarımızın fizik muayeneleri yapılmakta, gerekli görülen tetkikleri istenmekte ve fiziksel mi, yoksa ruhsal bağımlılığın mı daha ön planda olduğu saptanmaktadır. Bundan sonraki aşamada kişinin bağımlılık tipine göre, nikotin yerine koyma tedavisi ya da ilaç tedavisi önerilmektedir.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 17-11-2009 #655 (mesaj-linki)
Sedef 21 - avatarı


TÜRK KAHVESİNİN FAYDALARI
- Kahvenin içerdiği kafein maddesi, sinir sistemini uyarıp zihinsel aktiviteyi güçlendirir.

- Uyuşukluğu giderip enerji verir ve uyanık kalmayı sağlar.

- Yapılan araştırmalar günde 6 fincan kahve içen 55 yaşındaki bir kişinin düşünme potansiyelinin içmeyenlere oranla 6 kat daha fazla olduğunu gösteriyor.

- Ayrıca kahve içenlerde içmeyenlere nazaran daha az diş çürüğünün olması, bir başka dikkat çekici araştırma sonucu.

- Kahve içtikten sonra organizmada ani değişiklikler oluyor. Tüm vücut ani bir enerji akımı ile doluyor. Bu enerji çocuklarda 3, yetişkinlerde ise 5-7 saat sonra azalmaya başlıyor. Tüm bu olumlu yönlerine rağmen kahveyi çok fazla tüketmemekte fayda var.

- Araştırmalar günde iki fincan kahvenin kolon kanseri riskini yüzde 25, safra kesesinde taş riskini yüze 45 azalttığını gösteriyor. Ancak kahvenin çok fazla tüketilmesi yüksek.

- Kanser riskini azaltıyor: Norveç’te yapılan bir araştırma ,meyve ve sebzeden bile daha çok antioksidan içerdiğini ortaya koymuştur.

- Alzheimer’i önlüyor Portekiz’de 2002 yılında yapılan araştırmaya göre kafein beyni zinde tutuyor.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 21-12-2009 #656 (mesaj-linki)
volture - avatarı
Alkolden sonra alınan kahve ayıltmıyor

Alkol alındıktan sonra içilen kahvenin kişiyi ayılttığı şeklindeki yaygın inancın efsane olduğu ortaya çıktı

Philadelphia’daki Temple Üniversitesi’nde fareler üzerinde yapılan ve Behavioural Neuroscience dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, kahve insanın kendine geldiği hissi yaratsa da bu sadece bir yanılsama.

Araştırmacılar, aslında kahvenin insanların alkolün etkisinde olduklarını anlamalarını zorlaştırdığını belirtiyor.

Araştırmanın başında yer alan Dr. Thomas Gould, kahvenin ayıltıcı etkisi bulunduğuna dair efsanenin yanlış olduğunun artık ortaya çıkması gerektiğini belirterek, kafein ve alkolün birlikte kullanımının felaket sonuçlara neden olabilecek kötü kararlar verilmesine yol açabileceği uyarısında bulundu.

KAFEİN VE ALKOL CİDDİ RİSK

İçki içtikten sonra kendisini yorgun ve sarhoş hissedenlerin, hala alkolün etkisinde olduğunu bilmek isteyebileceğini belirten araştırmacılar, bütün gece uyanık durmak ve içki içebilmek isteğine karşın, kafein alkol kombinasyonunun ciddi riskler yaratabileceğini kaydediyor.

Araştırmacılar, alkol ve kafeinin insanlarda uyanık ve potansiyel tehlikelerle yeterince başa çıkabileceği hissi yaratabileceğinin altını çizerek, bunun alkolün etkisinde otomobil kullanmak veya sonucu kötü bitebilecek durumlara atılmaya yol açabileceği uyarısında bulundu.

Bilim adamları, araştırmalarında yetişkin farelerin, parlak ışık ve yüksek ses gibi rahatsız edici uyarıcılardan kaçınarak labirentte nasıl yönlerini bulduklarını gözlemledi.

YÖN BULMA YETENEĞİ ÖLÇÜLDÜ

Hayvanlara değişik kombinasyonlarda alkol ve kafein veren araştırmacılar, bu grupla sadece tuzlu solüsyon verdikleri farelerin yön bulma yeteneklerini karşılaştırdı.

Alkolün hayvanları daha rahat, ancak rahatsız edici şoklardan daha az kaçabilir hale getirdiğini gören araştırmacılar, kafein verilen farelerin labirentte birazcık daha iyi yön bulduklarını ama daha tetikte ve gergin olduklarını tespit etti.

SADECE AYIKLIK HİSSİ VERİYOR

Alkol ve kafein kombinasyonunda ise göreli daha tetikte görünen gevşemiş farelerin rahatsız edici uyarıcılardan yine kaçamadıkları görüldü.

Araştırmacılar, alkol ve kafein kombinasyonunun insanda, hâlâ sarhoş oldukları halde ayık oldukları hissi yarattığına inanıyor. Araştırmada, bir denek fareye verilen kahve dozunun insanda 8 fincan kahveye eşdeğer olduğu belirtildi.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 21-12-2009 #657 (mesaj-linki)
volture - avatarı
Genç gösterenler daha uzun yaşıyor

Yedi yıl boyunca derlenen bilgilere dayanılarak hazırlanan ve British Medical Journal tıp bülteninde yayımlanan sonuçlara göre, kişilerin algılanan yaşlarıyla yaşama süreleri arasında yakın bir ilişki tespit edildi.
Yapılan bir araştırmaya göre gerçek yaşından daha genç gösteren kişiler daha uzun yaşıyor.

Güney Danimarka Üniversitesi’nde Prof. Kaare Christensen liderliğinde yapılan araştırmada, yaşları 70 ile 99 arasında olan 387 çift ikizin fotoğrafları, üç ayrı uzman ekip tarafından yorumlandı.

Ekiplerden ilki, ileri yaşlı kişilerin yaşlarını tahmin etmede uzman olduğu düşünülen geriyatri elemanlarından, ikincisi ise yine kendi yaşıtlarının yaşlarını bilmede yüksek skor sahibi ‘ileri yaşlı kadınlar’dan oluştu.

Üçüncü gruptaysa yaş tahmininde en berbat skora sahip olduğu bilinen ‘genç, erkek, sınıf öğretmenleri’ yer aldı.

Üç heyetteki kişilere 774 ikiz kardeşin fotoğrafları karıştırılarak ve çift birbirinden ayrılarak ayrı günlerde gösterildi.

Yedi yıl boyunca derlenen bilgilere dayanılarak hazırlanan ve British Medical Journal tıp bülteninde yayımlanan sonuçlara göre, kişilerin algılanan yaşlarıyla yaşama süreleri arasında yakın bir ilişki tespit edildi.

Raporda yer alan başka bir ifadeyle, gözlenen ikizlerin arasındaki ‘görünen yaş’ farkı ne kadar büyükse, daha genç görünen ikiz kardeşin daha uzun yaşama olasılığı o kadar artıyor.

Independent gazetesinin aktardığı araştırmada ayrıca, görünen yaşla ’telomer’ adı verilen biyolojik yapıtaşı olan moleküller arasında bir ilişki olduğu da teyit edildi. Telomerlerin daha kısa olduğu kişilerin daha hızlı yaşlandığı düşünülüyor. Telomer boyu aynı zamanda bazı hastalıkların oluşma olasılığını da etkiliyor.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 22-12-2009 #658 (mesaj-linki)
volture - avatarı
Dizler neden genç yaşta kireçlenir?

Halk arasında “kireçlenme” olarak adlandırılan “eklem kıkırdağı bozuklukları (artroz)”, bilinenin aksine sadece ilerleyen yaşlarda görülmüyor.
Halk arasında “kireçlenme” olarak adlandırılan “eklem kıkırdağı bozuklukları (artroz)”, bilinenin aksine sadece ilerleyen yaşlarda görülmüyor. Sinemada film seyrederken, serviste işe gidip gelirken, merdiven inip çıkarken, uzun süre aynı pozisyonda otururken dizde çeşitli şikayetlere sebep olan diz kıkırdağı bozuklukları, genç yaşta da ortaya çıkarak yaşam kalitesini önemli oranda etkiliyor…

İnsan vücudunda bulunan birçok dokunun aksine, kıkırdak dokusunun kendini yenileyebilen ya da hasarını düzeltebilen bir doku olmadığını belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Türkmen, herhangi bir şikayet başladığında erken dönemde tedbir alınmazsa sorunun büyüdüğüne dikkat çekiyor. Dizde şikayet başlar başlamaz sorun tespit edilir ve sebebi ortadan kaldırılırsa kıkırdak dokusunda hasar olmayacağını veya hasar olmuş ise ilerlemeyecek şekilde tedavisinin yapılabileceğini söyleyen Prof. Dr. Metin Türkmen, gençlerde görülen diz kıkırdağı bozuklarının sebepleri hakkında bilgi veriyor:

Diz kıkırdakları genç yaşta neden bozuluyor?

1. Mekanik bozukluklar:
Dizin yapısında eğer mekanik bir bozukluk varsa, yani diz kapağının yerleşimi doğuştan düzgün değil ve hareketler sırasında bir kayma oluyorsa, diz kapağının hareket ettiği eklemde genç yaşta sorunlar ortaya çıkabiliyor. Benzer sorunlar, diz bölgesinde görülebilen açısal bozukluklarda da ortaya çıkabiliyor

2. Spor yaralanmaları:
Spor yaralanmaları başta menisküs kıkırdağında olmak üzere eklemdeki tüm kıkırdaklarda sorunlar oluşturabiliyor. Bağ hasarlarının tedavisi ihmal edilirse, ilerleyen dönemlerde yine kıkırdak dokusunda hasarlar ortaya çıkabiliyor.

3. Beslenme bozuklukları:
Beslenme bozukluklarına bağlı olarak, özellikle aşırı kilo durumlarında zorlanma nedeni ile kıkırdakta sorunlar ortaya çıkabiliyor.

Belirtileri takip etmek gerekiyor

Eklem harekete geçtiği anda ya da eklemin hareketi sırasında dizde bir ağrı olması önemli bulgulardan biri. Mesela;

• Eğimli zeminde yürürken,
• Sinemada film seyrederken,
• Serviste işe gidip gelirken,
• Merdiven inip çıkarken,
• Uzun süre aynı pozisyonda otururken,
dizde ağrı hissedilmesi diz kapağı kemiğinin yerleşiminde bir problem olduğuna işaret ediyor.

Bir darbe sorunu tetikleyebiliyor…

Birçok insanın diz kapağının yerleşiminde doğuştan gelen bir bozukluk olabiliyor. Buna bağlı dizde gelişebilecek bir sorun, çeşitli sebeplerle daha erken ortaya çıkabiliyor. Mesela, normal şartlarda 30 yaşında ortaya çıkabilecek bozukluk, spor yapılıyorsa ya da düşüp bir darbe alındıysa daha erken ortaya çıkabiliyor. Bu noktada sorunun hemen önemsenmesi ve doktora gidilmesi gerekiyor. Böylece hemen önlem alındığı ve problemin sebebi ortadan kaldırıldığı için, hastanın belki hayatı boyunca bir daha böyle bir şikayeti olmayabiliyor.

Erken teşhis edildiğinde önce kaslar güçlendiriliyor

Diz kıkırdağındaki sorun erken teşhis edildiğinde, öncelikle diz eklemini kontrol eden kas mekanizması üzerinden tedaviye gidildiğini belirten Prof. Dr. Metin Türkmen şunları söylüyor:

“Diz eklemini kontrol eden en önemli mekanizma olan kasların gücü ne kadar yüksek ise, o eklemdeki zorlanma da o kadar az oluyor. Dolayısıyla hastadan, ilk önce diz eklemini kontrol eden kaslarını kuvvetlendirmesini istiyoruz. Çoğu zaman, özellikle diz önündeki küçük kemiğin (patella) yerleşimi ile ilgili olan durumlarda şikayet ortadan kalkabiliyor. Yani kas ne kadar güçlü ise, kıkırdakta şikayet gelişmesi ya da mevcut şikayetlerin ilerlemesi o kadar yavaş oluyor.”

Sorun ilerlemiş ise cerrahi müdahale gerekiyor
Diz kıkırdağındaki bozukluk sadece kasın güçlenmesi ile tedavi edilemeyecek duruma geldiğinde cerrahi müdahaleye başvurulduğunu belirten Prof. Dr. Metin Türkmen, bu yöntemler hakkında bilgi verdi:

1. Küçük hasarlı bölgeler için taklit doku:
Dizdeki hasarlı bölgeye bir takım işlemler yapılır. Orijinal kıkırdak dokusu kendini yenileyemediği için, burada hedef, o dokuya benzer, onu taklit eden yeni bir kıkırdak dokusu oluşmasını sağlamak oluyor. Bunun için mevcut hasarlı doku kazınarak temizleniyor ve onun altında ortaya çıkan kemik dokusu delinerek veya kırılarak kanatılıyor. Bu yöntem, küçük hasar bölgelerinde tercih ediliyor.

2. Mozaik Plastiği (Hastanın kendi dokusundan nakil):
Hastanın ekleminin nispeten daha az kullanılan bir bölgesinden, altındaki kemik dokusu ile birlikte alınan sağlam kıkırdaklar, hasarlı olan bölgeye naklediliyor.

3. Doku kültürü ile laboratuarda yeni kıkırdak dokusunun çoğaltılması:
Bu yöntem aşamalı olarak uygulanıyor. İlk aşamada hastanın kıkırdak dokusunun örneği alınıyor. İkinci aşamada, bu örnekten laboratuvar ortamında kıkırdak hücreleri çoğaltılıyor. Son aşamada ise, üretilmiş olan bu hücreler, onları taşıyan diğer dokular ile birlikte yama olarak dizdeki hasarlı bölgeye naklediliyor. Günden güne gelişen bu yöntemin gelecekte diz kıkırdağı bozuklarının tedavisinde en sık kullanılacak yöntem olacağı tahmin ediliyor.

Son Düzenleyen volture; 22-12-2009 @ 00:11. Sebep: ıhım

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 22-12-2009 #659 (mesaj-linki)
volture - avatarı
Kekemeliği 12 günde düzeltin

Türkiye genelinde yaklaşık 4 milyon kekeme ve konuşma bozukluğu yaşayan insan var. Kekemelik, genel olarak 2 ila 7 yaşları arasında oluşan bir alışkanlık türüdür
AKEM, (Ankara Konuşma Eğitim Merkezi) tarafından geliştirilen sistem ile kekemelerin 12 günde normal konuşmaları sağlanmaktadır. Merkezi Ankara’da bulunan AKEM, “Siz de konuşabiliyorsunuz” sloganıyla kekeme ve konuşma bozuklukları yaşayan 3 yaşından itibaren herkese bu hizmeti sunuyor.

Düzgün konuşamadıkları için kendilerini yaşamdan soyutlayıp içine kapanan kekemelerle konuşma bozukluğu yaşayan insanların artık kâbus dolu günlerinin geride kaldığını belirten Eğitimci Yazar Kenan ÇETİNER; konuşma sorunu olan insanların hayatlarını değiştireceklerini, çocuğu konuşamadığı için üzüntülerini içine atan ebeveynlerin ise mutluluklarının yüzlerine yansıdığını söyledi.

Öğrencilere motivasyon desteği sağlayıp büyük hedeflere taşıyan ÇETİNER, “Eğer, kekeme olan insanlara bir birinden habersiz; ‘En büyük arzunuz nedir?’ diye bir soru sorulsaydı, inanıyorum ki ağız birliği yapmışçasına tek cevap vereceklerdi: ‘Rahat konuşmak…’ olacaktı.

Evet, bizler de ekip olarak bunu kendimize vazife edinerek AKEM’de kekemelerinde bizler gibi rahat konuşmalarını sağlayacağız diye söz verdik. Ve bu sözümüzde durarak AKEM’de eğitim alan öğrencilerle velilerimizin telefon numaralarını dileyen herkese çok rahatlıkla veriyoruz. Eğitimimizin ne kadar net ve başarılı olduğunu bizden değil de eğitim alan velilerimizden alırsınız düşüncesiyle böyle bir kolaylık sağlıyoruz.

Amacımız kimseye toplumda konuşabilecekleri bir konuşma şekli kazandırmak

Böyle eğitim veren merkezlerden eğitim alan birçok öğrenci bize gelerek, alışkanlık edindikleri bir başka konuşma bozukluğu olarak nitelendirdiğimiz melodik ve ritimli konuşmalardan kurtulmak istiyorlar. AKEM’e gelen öğrencilerimizin sadece sorunlarını yok ederek, konuşmaları ise normal insanlar gibi oluyor.

AKEM’de birebir yapılan eğitim sonunda kekemeler için yeni bir hayatın başladığını vurgulayan AKEM Genel Müdürü Sema Sakin, “Hayatları boyunca korku, endişe, karamsarlık ve kâbuslarla geçen kekemelerin eğitim sonunda ise yaşama olan sevinçleri artarken, özgüvenleriyle rahat konuşabilmenin mutluluğunu doyasıya yaşıyorlar. Eğitimci olarak bizlerde en az onlar kadar bu mutluluğu yaşıyoruz” dedi.

Yeni açılımlarla en etkili eğitimi vermenin gayretiyle yola çıktıklarını belirten Sakin, “eğitimini tamamlamış ve normal konuşan yüzlerce öğrencimize özellikle dönem tatili ile yaz tatilinde çok büyük sürprizlerimiz olacak. Biz hiçbir öğrencimizle iletişimi koparmıyoruz. İnternet sitemizde ( www.kekemeliknedir.com) eğitim alan öğrencilerimizin ve velilerimizin özellikle cep telefonlarını yazmaları bizi son derece mutlu ediyor. Çünkü onlarda aynı sorunu yaşayan birçok aileye yardımcı olmak istiyorlar. Velilerimizin de desteğiyle inanıyorum ki birçok insana bu hizmeti en güzel şekilde verip, hayatta daima mutlu yaşamalarını sağlayacağız. Yurt dışında ve diğer illerde gelen öğrencilerimizin bünyemizde yemek yemelerini ve konaklamalarını sağlıyoruz.

Eğitim için detaylı bilgiyi telefonun yanı sıra internet sitesinde de öğrenebileceklerini belirten Sema Sakin, "mutlu olmak isteyen herkesi eğitimlerine beklediklerini” söyledi.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Eski 22-12-2009 #660 (mesaj-linki)
volture - avatarı
Deniz kıyısında ve ormanda neden iyi hissederiz?

Ormanda yürürken, dağ havası solurken, sahil kenarında dinlenirken, kendimizi neden daha iyi hissettiğimizi hiç düşündünüz mü?

Deniz esintisi, karlı bir tepe, kırda temiz hava... Tüm bunların, sizi sadece şiirsel güçleriyle mi sağlıklı hissettirdiğini düşünüyorsunuz? Öyleyse bir kez daha düşünün deriz. Bilimsel bir gerçek daha var: negatif iyonlar!

Ormanda yürürken, dağ havası solurken, sahil kenarında dinlenirken, kendimizi neden daha iyi hissettiğimizi hiç düşündünüz mü? Bizi çevreleyen hava, iyon adını verdiğimiz negatif ve pozitif elektrik yüklü parçacıklarla dolu.

Dünyanın birçok yerinde 75 yıldır tedavi amaçlı olarak yararlanılan negatif iyonlar, son zamanlarda oldukça sık konuşuluyor. Yapılan araştırmalar, negatif iyonların insan sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğunu ortaya çıkardı.

Araştırmacılara göre, havadaki elektrik akımları, bizim ruh halimizi, enerji düzeyimizi ve sağlığımızı ciddi ölçüde iyileştiriyor, işte, negatif iyonlarla ilgili bilinmesi gerekenler...

Hücrelerimizi uyarıyor

Nefes aldığımız havanın elektrik yükünün sağlığımız ve bedenimiz üzerine doğrudan etkisi var! Yapılan araştırmalar, insanların yeteri kadar temiz hava solumaları için, cm3 alanda en az 1500 negatif iyon yoğunluğunun bulunması gerektiğini ortaya çıkarmıştır.

Ayrıca, hayvanlar, bitkiler ve hücreler üzerine yürütülmüş birçok çalışma, negatif iyonların organizmamız üzerinde faydalı etkileri olduğunu kanıtlıyor. Üstelik, hücrelerdeki enzimlerin hareketini uyarıyor, kortizol ve serotonin hormonlarını salgılatıyor.

Bazı hastalıklarda etkili oluyor

Yorgunluk, alerji, konsantrasyon eksikliği, olumsuz düşünceler, zihinsel yorgunluk, baş ağrıları, nefes alma rahatsızlıkları ve uykusuzluk gibi birçok rahatsızlık...

İşte şehir ortamında sıkışıp kalmış insanın şikâyetleri. Bugün içinde yaşadığımız evler ve ofisler negatif iyonları içeriye alamıyor. Bilgisayarlar, floresan ışıklar, havalandırma sistemlerinden gelen suni hava ve modern bina yapımında kullanılan malzemeler, yoğun bir pozitif iyon üretimine yol açıyor.

Günümüzde teknolojinin hızla ilerlediği bu çağda bazı aletlerden vazgeçmek ise neredeyse imkânsız. Kapalı ve klimalı ortamlar, uzun süre şehir içinde araba kullanmak, sentetik koltuk döşemeleri, elektromanyetik aletler, dev ekran televizyon, video, telefon santrali, faks, fotokopi makinaları ve aşırı toz... Gün boyu maruz kaldığımız bu şeyler, pozitif iyon oluşturdukları için insan sağlığı üzerinde olumsuz bir etkiye sahip.

Ayrıca, negatif iyonlar beynimizin içindeki serotonin üretimini dengeliyor; çünkü serotoninin aşırı üretimi migren ağrılarına ve yorgunluğa sebep oluyor. Serotonin dengesi sayesinde uyku problemlerimiz ortadan kalıyor. Ayrıca yapılan çalışmalar, negatif iyonların, depresyon şikâyeti olanların kullandığı anti-depresan ilaçlarından daha etkili olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik, zihinsel aktivitelerinizi ve fiziksel performansınızı her zaman yaptığınızdan daha kolay gerçekleştirebiliyorsunuz. Yurtdışındaki bazı hastaneler ise, havadaki mikropları önlemede ve yanık tedavilerinde iyonizerleri kullanıyor.

Negatif iyonlar nerede bulunuyor?

Dünyanın en sakin ve dinlendirici yerlerinde negatif iyon yoğunluğu var. Araştırmalar, bu iyonların su bazlı olduğunu ve daha çok şelalelerin etrafında ya da çok derin denizlerde bulunduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca, bazı doğa olayları havadaki negatif iyonları harekete geçiriyorlar: Kozmik ışınlar, ultraviyole ışınları, doğal radyoaktiviteler (granitik topraklar), bitkilerin fotosentezi, sıvıların püskürmesi (şelale, musluk, plajda sahile çarpan su) ve fırtınaları bunların arasında sayılabilir.

Bu yerlerde bulunamıyorsanız. eğer üzülmeyin. Her gün evinizi havalandırmak, duş almak gibi ufak çözümler sizlere yardımcı olacaktır. Doğadaki negatif iyon yoğunluğuna baktığımızda.

Şelale eteklerinde: 50.000 (-) iyon cm3
Dağlarda: 8.000 (-) iyon cm3
Deniz kıyılarında: 4.000 (-) iyon cm3
Ormanlarda: 3.000 (-) iyon cm3
Şehir dışında: 1.200 (-) iyon
Şehir içinde: 200 (-) iyon cm3
Konutlarda: 20 (-) iyon cm3
Otomobillerde: 14 (-) iyon cm3 olduğunu görüyoruz.

İyonizer cihazları ne işe yarıyor?

Günümüzde gelişen teknoloji sayesinde, negatif iyonlar size düşündüğünden daha yakın. Şehrin yapay ortamında, evinizi doğal yaşam alanına çevirmek için, iyonizerler, negatif iyon sağlayan mucizevi cihazlar olarak karşımıza çıkıyor. Ortamda bulunan toz, duman, koku, partiküller vs. pozitif yük taşıyor. Bu cihazlar ise ortamdaki maddeleri zıt yük olduğundan yakalayarak ve tabana çökmesini ya da filtrelere partiküllerin yapışmasını sağlıyor. Böylece ortamdan toz, duman vs. uzaklaşıyor.

Bugün birçok ülkede tırların ve kamyonların içine iyonizerler yerleştiriliyor. Çünkü içinde bulunduğumuz kapalı ortamdaki negatif iyonları artırırsak, odamızın içinde bile dağ havası solumamız mümkün. Klimalarda kullanılan bu teknoloji, vantilatörlerde de kullanılmaya başlamıştır.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  Bu mesaja hızlı cevap gönder   
Cevap
Hızlı Cevap
Mesaj:
Seçenekler

Etiketler
bilgiler, sağlıklı, yaşam | ellerin sararmasi, saglikli olmak nelere baglidir, saglikli yasam vikipedi, saglikli yasamla ilgili sloganlar, seker yukselince ne yapilir, seker yukselince ne yapmali, temizligin sagliga etkisi, temizligin sagligimiza etkileri,
Sağlıklı Yaşam ve Bilgiler Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Sağlıklı Yaşam için Spor WaRrioR Sağlıklı Yaşam 5 04-05-2009 22:17
Yaşam Koçluğu Pasakli_Prenses Astroloji/Fallar 0 24-10-2008 23:10
Yaşam Ağacı Blue Blood Parapsikoloji 1 03-06-2008 12:02
Küresel Ikınma - Yaşam KENCISii Türkçe Şarkı Sözleri 0 15-05-2008 20:14
Yaşam - Yaşam Nedir - Yaşam Hakkında asla_asla_deme X-Sözlük 0 25-01-2008 20:53