Cevap Yaz Önceki Konu Sonraki Konu

Yugoslavya ve Yugoslavya Tarihi

Gösterim: 27849 | Cevap: 9
  • yugoslavya illeri
  • yugoslavya tarihi
  • yugoslavyanin tarihi
5
  • 3 Gönderen kompetankedi
  • 1 Gönderen Mystic@L
  • 1 Gönderen DrAm3vLH
5 Ekim 2006 20:16   |   Mesaj #1   |   
kompetankedi - avatarı
VIP
Bir Dünyalı
İstanbul

66797
2.753 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 16-09-2005

Yugoslavya ve Yugoslavya Tarihi

Bugünkü Yugoslavya topraklarında yaşadığı bilinen ilk kavim İlliryalılardır. Daha sonra Islav grupları Yugoslavya'ya göç etmişlerdir. Beşinci yüzyılda artık Yugoslav topraklarında İlliryalılar kalmamıştır. Islavlar tarih boyunca daima başkaları tarafından yönetilmişlerdir. Avusturyalılar, Macarlar, İtalyanlar, Türkler ve Fransızlar değişik zamanlarda bunları idareleri altına almıştır. En uzun ve önemli dönemleriyse Türk idaresinde kaldıkları yıllardır.

Sırbistan olarak bilinen ülke toprakları 1389 yılında yapılan Kosova Savaşıyla Osmanlılara bağlı bir derebeylik olmuştu. Sırp halkı uzun yıllar Osmanlı idaresinde kaldı. Osmanlı Devletinin zayıflamaya başladığı yıllarda Balkanlarda çeşitli isyanlar çıktı. Bu isyanlardan biri de Sırp İsyanıdır. 1878 Berlin Antlaşmasıyla Sırbistan, bağımsız bir krallık oldu. Böylece 500 yıllık Osmanlı idaresi sona erdi.

Balkan Harpleri esnasında, Osmanlı Devleti oldukça zayıflamıştı. Bu durumdan istifade eden Sırplar 1913 yılında eski Sırbistan ve Makedonya'yı da alarak topraklarını genişlettiler. Birinci Dünya Savaşı sonunda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çökünce Hırvatistan,Dalmaçya, Bosna-Hersek, Slovenya ve 1389'dan beri bağımsız olan Karadağ toprakları üzerindeki mevcut, Slovenler, Hırvatlar, Boşnaklar ve Sırplar, Sırbistan Krallığı adı altında birleşti. Daha sonra bu krallığın ismi "Yugoslavya" şeklinde değiştirildi. Bu krallık 1929 yılına kadar devam etti. Bundan sonra ülke 1934 yılına kadar Kral Aleksandır-I'in diktatörlüğü altında kaldı. Onun öldürülmesiyle yönetim vekiller heyetine geçti.

Yugoslavya 1941 yılında Almanlar tarafından işgal edildi. Ülke içinde gerilla harpleri baş gösterdi. Rusya'dan destek alan Mareşal Josep Broz Tito, 1943 yılında ülkenin kontrolünü eline geçirdi. İkinci Dünya Savaşı sonunda Almanlar, Yugoslavya'dan geri çekildiler. Tito, iç harp esnasında muhalifi olan Draja Mikallaviç'i 1946 yılında idam ettirdi. Bu arada Yugoslavya 1945 yılında cumhuriyet oldu. Ardından 1946 yılında birleşik cumhuriyet haline geldi. Tito, hükümet başkanlığına getirildi.

Tito, Stalin'den farklı bir sosyalist siyaset takip etti. 1968 Çekoslovak hareketinde, Rusya'ya muhalefet etti. Batılı ülkelerle ticari münasebetler içine girdi. 1972 yılında Hırvatistan Cumhuriyetinde olaylar çıktıysa da kısa sürede bastırıldı. Tito, 1979 yılında yapılan altı zirve toplantısı neticesinde Castro ile olan mücadelesini kazandı ve Üçüncü Dünya diye bilinen bağlantısızlar teşkilatını Rusya'nın nüfuzundan kurtardı.

Başkan Tito, 1980 yılında ölünce yerine Kollektif Başkanlık idaresi geldi. 1984 yılında devlet başkanlığı Veselin Djuranovic'e verildi. 1989'da görülen ekonomik ve siyasal bunalım, Hırvatistan ve Slovenya cumhuriyetleri arasında ilişkilerin bozulmasına sebep oldu. Aynı yıl doğu blokunda görülen yenileşme hareketleri Yugoslavya'ya da yansıdı ve 1990'da çok partili düzene geçildi.

1991'de başlayan cumhuriyetler arasındaki iç savaşın neticesinde aynı senenin sonlarında Slovenya, Hırvatistan, Makedonya ve Bosna-Hersek, bağımsızlıklarını ilan ettiler. Karadağ ve Sırbistan birleşerek Yeni Yugoslavya Federal Cumhuriyetini kurdular.

*
asla_asla_deme, Blue Blood ve _Yağmur_ bu mesajı beğendi.
Son düzenleyen kompetankedi; 17 Mart 2007 14:46.
Mystic@L
9 Ekim 2006 23:19   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
YUGOSLAVYA FEDERAL CUMHURİYETİ


Savaşın olumsuz etkileri ve uygulanan ekonomik ambargo nedeni ile 1990’da Yugoslavya dağılmadan önce 2.530 dolar olan kişi başına düşen milli gelir, 1997 yılında 1.500 dolar’a düşmüştür.1990 yılında 26,6 milyar dolar olan GSMH, 1996 yılında 15,7 milyar dolar, 1997 yılında 16,4 milyar dolar olmuştur.1992 yılında %24,3 olan işsizlik oranı 1997 yılında % 30’lara ulaşmıştır.
Yugoslavya’da yaşanan iç savaş, astronomik boyutlara ulaşan enflasyon ve ülkeye 4 yıl ve 4 ay süresince uygulanan ve tahmini 55 milyar dolar civarında maddi zarara neden olan ekonomik ambargo nedeni ile ticari aktivitenin düşmesi ile birlikte 1990-1996 yılları arasında YFC’nin toplam ihracatında %69,1 , ithalatında ise %46,34 oranında azalış olmuştur. Bu azalış 1997 yılında ihracatta %60,2 , ithalatta ise % 37,2 oranındadır.1997 yılında 2.4 milyar dolar ihracat, 4.8 milyar dolar ithalat gerçekleşmiştir.1990 yılında ithalatın ihracatı karşılama oranı %78 iken 1997 yılında % 49 olarak gerçekleşmiştir.Toplam dış ticaret hacminin GSMH‘daki payı 1997 yılında % 50’ye ulaşmıştır. 1990 yılında ihracat GSMH’nın %22,4’ünü oluştururken 1997 yılında bu oran % 14,4’e düşmüştür.1990 yılında ithalatın GSMH içindeki oranı % 48,7 iken , 1997 yılında % 29,2 olmuştur. Dış ticaret dengesinde gerçekleşen 2,4 milyar dolarlık açık ihracatı aşmıştır.
1997 yılında YFC’nin dış ticaretinde Sırbistan’ın payı % 93, Karadağ’ın payı ise % 6 oranındadır.1997 yılında gerçekleşen dış ticaretin % 54,2’sini hammadde ve yarı mamul mallar, % 9,6’sını yatırım malları ve % 19,4’ünü ise genel tüketim malları kapsamaktadır.
1997 yılında ihraç edilen malların başında % 44’lük pay ile renkli metaller, demir-çelik ve ağaç mamulleri gelmektedir. İhracatta ikinci önemli grubu kimyasal maddeler, üçüncü önemli grubu ise gıda ve canlı hayvanlar ihracatı oluşturmuştur. 1997 yılı ihracatında önemli diğer sanayi malları sırasıyla % 7,6 tahıllar, % 6,4 metal işleme sanayi, % 6,3 kimya sanayii müstahsalları, % 5,4 elektrikli makine ve cihazlar ile %5,2 kimyasal ürünlerdir.
1997 yılında gerçekleşen ithalatta, toplam ithalatın % 15,4 oranını 737 milyon dolarlık ithalat ile kimyevi mamüller ve hammaddeleri oluşturmuştur. Bunu, toplam ithalatta % 10,4’lük pay ile 500 milyon dolarlık petrol ürünleri, % 7,5’lik pay ile 360 milyon dolarlık tekstil ürünleri ve % 6,9’luk pay ile 333 milyon dolarlık tarım ürünleri ithalatı takip etmiştir.
1997 yılında Yugoslavya’nın gelişmiş ülkelere yaptığı ihracat tutarı 1.087 milyon dolar olup, toplam ihracatın % 45,9’unu teşkil etmiştir. Bu ülkelerden yapılan ithalat ise 2.412 milyon dolar ile toplam ithalatın % 50,3’ünü oluşturmuştur. Bu ülkelerle dış ticaret açığı 1.325 milyon dolara ulaşmış olup toplam dış ticaret açığının % 54,5’ini teşkil etmiştir.Gelişme yolundaki ülkelere yapılan ihracat 103 milyon dolar ile toplam ihracatın % 4,4’ünü, bu ülkelerden yapılan ithalat ise 553 milyon dolar ile toplam ithalatın % 11,5’lik kısmını oluşturmuştur. Diğer ülkelerden yapılan ihracat 1.177 milyon dolar ile toplam ihracatın % 49,7’sini, 1.835 milyon dolarlık ithalat ile toplam ithalatın % 38,2’sini teşkil etmiştir.
YFC’nin en önemli dış ticaret partnerlerini dış ticaret hacimleri itibariyle, Almanya 863 milyon dolar ( % 12 ) , İtalya 754 milyon dolar ( % 10,5 ) , Sırp Cumhuriyeti 730 milyon dolar (% 10,2 ) , Rusya 631 milyon dolar ( % 8,8 ) , Makedonya 510 milyon dolar ( % 7,1 ) ve Yunanistan 296 milyon dolar ( % 4 ) oluşturmaktadır.
Yugoslavya’da yaşanan iç savaş nedeniyle uygulanan ekonomik ambargo sonucu eski Yugoslavya ile ekonomik organizasyonlar arasında yapılan üyelik anlaşmalarının tümü iptal edilmiş bulunmaktadır.
1998 yılı itibariyle Yugoslav Federal Cumhuriyetinde 29 adet karma ve 5 adet tamamen yabancı sermayeli firma mevcut olup, toplam yabancı sermaye 1.9 miyon dolardır.
3-ÜLKEMİZLE OLAN EKONOMİK VE TİCARİ İLİŞKİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Yugoslav Federal Cumhuriyetinde gerek kültürel ve tarihi yakınlığı ve gerekse coğrafi konumu itibariyle Türkiye’nin önemli ticari partnerlerinden biri olmuştur. Yugoslavya’nın Asya ve Avrupa ülkeleri arasında ulaşım ve telekomünikasyonu sağlayan zincirin önemli halkalarından birini oluşturması nedeniyle, bu ülkede yaşanan savaş, iki ülke arasındaki ticareti olduğu kadar, söz konusu savaşın taşımacılığa olan olumsuz etkileri nedeniyle Türk ticaretini de olumsuz yönde etkilemiştir.
Yugoslavya’da yaşanan iç savaş nedeniyle 4 yıl ve 4 ay süresince uygulanan ekonomik ambargo sonucunda ticari aktivitenin düşmesine ve Türk firmalarının bu ülke pazarına girmekte isteksiz davranmalarına rağmen, 1990 yılında 330 milyon dolar olan iki ülke arasındaki ticaret hacmi hızla artış kaydederek 1996 yılında 52,3 milyon dolar, 1997 yılında 93,6 milyon dolar, 1998 yılında ise 104 milyon dolar olmuştur. 1999 yılında ise hacimde bir daralma görülmüş, sözkonusu miktar 86.5 milyon $ seviyesine gerilemiştir.
Diğer taraftan, Türkiye-Yugoslavya arasında Yugoslavya’nın değişik şehirlerinden düzenli olarak hareket eden otobüs seferleri haftada en az 20 adet), uçak ve tren yoluyla, iki ülke arasındaki coğrafi yakınlık ve Türk ürünlerinin kalite ve fiyat açısından son derece cazip olması nedeniyle gerçekleştirilen bavul ticareti ile birlikte 1998 yılında Türkiye’nin Yugoslavya’ya ihracatının 300 milyon dolara ulaştığı tespit edilmiş bulunmaktadır.
Blue Blood bu mesajı beğendi.
Blue Blood
15 Haziran 2007 21:24   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Yugoslavya'nın parçalanışı
Tam boyut için resme tıklayın.

Adı:  250px-Breakup_of_Yugoslavia.gif
Gösterim: 54
Boyutu:  61.3 KB
ID: 11353

Sarı: Slovenya / 1992
Mavi: Hırvatistan / 1992
Yeşil: Bosna - Hersek / 1992
Kırmızı: Sırbistan (Sırbistan-Voyvodina-Kosova) / 2003
Kahverengi: Karadağ / 2006
Mor: Makedonya / 1992
Tam boyut için resme tıklayın.

Adı:  180px-Flag_of_SFR_Yugoslavia.svg.png
Gösterim: 49
Boyutu:  2.1 KB
ID: 11354

Yugoslavya, 1. Dünya Savaşı sonunda Balkanlarda kurulan ve federe yönetime dayanan büyük bir balkan devleti.
İlk Yugoslavya ismi 1918 yılında kurulan Sırp, Hırvat ve Slovenler'den kurulan krallığın adının 1929 yılında Yugoslavya Krallığı olarak değiştirilmesi ile konuldu. 1941 yılında Hitler'in ordusu tarafından işgal edilene kadar "Güney Slavları'nın ülkesi" anlamına gelen bu isimle kaldı.
2. Dünya Savaşı'nın ardından 1945 yılında Demokratik Yugoslavya FederasyonuYugoslavya
kuruldu. Ülkenin ismi 1946 yılında Federal Halk Cumhuriyeti oldu. 7 Nisan 1963'de alınan kararla ise ülkenin ismi Sosyalist Federal Yugoslavya Cumhuriyeti oldu. Bu isim 1992 yılında Federasyona bağlı 6 devletten 4'ünün ayrılmasına kadar sürdü. 1992'de Slovenya, Hırvatistan, Makedonya Cumhuriyeti ve Bosna-Hersek Yugoslavya'dan ayrıldı.
1992 yılında Sırbistan (Voyvodina ve Kosova'yı da içeren bölgeyi de içererek) ve Karadağ, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti adlı bir devlet kurdu.
2001 yılında Yugoslavya adı kaldırıldı ve son olarak 4 Şubat 2003'de ülkenin resmi ismi Sırbistan-Karadağ olarak değiştirildi.
Karadağ, 21 Mayıs 2006 Pazar günü yapılan referandumda çıkan %55.5lik evet oyu ile ise bağımsız olma kararı aldı. (Karadağ'ın Sırbistan'dan kopması için %55 oranında birçokluk gerekiyordu.) 3 Haziran 2006'da ise Karadağ Parlamentosu, referandumda çıkan sonuca dayanarak Karadağ'ın bağımsızlığını ilan etti. Sırbistan ve Karadağ'ın ayrılmasıyla hukuken eski Yugoslavya'nın son kalıntısı Sırbistan-Karadağ da tarihe karışmış oldu.
DrAm3vLH
15 Haziran 2007 22:20   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Yugoslavya güneydoğu Avrupa’da Balkan Yarımadasında yer alan ve iki cumhuriyetten meydana gelen bir devlet. Doğusunda BALKAN YARIMADASI Akdeniz'de yer alan üç büyük yarımadanın en doğuda bulunanı. Balkan Yarımadası;Kuzeyde Tuna'nın aşağı kesimleri ve Sana Irmağı, doğuda Karadeniz, güneydoğuda Ege Denizi, güneyde Akdeniz, güneybatıda İon Denizi ve batıda Adriye Denizi ile çevrilidir. Yüzölçümü yaklaşık 505.000 km2dir.

Bölgeyi kaplayan, sık ormanlarla kaplı sıradağlar manasına yarımadaya Balkan ismi verilmiştir.Yarımadayı kaplayan dağlar doğuda enlemesine, batıda boylamasına uza
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.

Romanya ve Romanya Türkiye’nin kuzeybatısında ve Balkan Yarımadasının kuzeydoğusunda 20°15’ - 29°42’ doğu boylamları ile 43° 37’ 48°16’ kuzey enlemleri arasında bir Doğu Avrupa ülkesi. Doğuda Karadeniz, Ukrayna ve Moldovya, kuzeyde Ukrayna, batısında Macaristan ve Yugoslavya, güneyinde Bulgaristan ile çevrilidir.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.

Bulgaristan, güneyde Bulgaristan Demokratik Halk Cumhuriyeti Türkiye'nin kuzey batı komşusu olup, kuzeyden Romanya, batıdan Yugoslavya ve güneyden Yunanistan ile sınırlandırılır. Kuzeyde Tuna ve doğuda Karadeniz tabii sınırlarını teşkil eder. Ekonomi ve ideolojik bakımdan Sovyetler Birliği’ne bağlıyken, 1989’da Rusya’da başlayan yeniden yapılanma ve batıya açılma politikası, Bulgaristan’da da hızla yayıldı ve komünizm eski hakimiyetini büyük ölçüde kaybetti.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.

Makedonya, güneybatıda Makedonya Cumhuriyeti Balkan Yarımadasında yer alan bir devlet. Güneyinde Yunanistan, doğusunda Bulgaristan, batısında Arnavutluk, kuzeyinde ise Sırbistan-Karadağ'ın yer alır. Başkenti Üsküp olan ülkenin Yüzölçümü 25.713 km2, nüfusu 4.760.000, resmi dili Makedonca ve para birimi Makedonya Dinarı'dır.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.

Arnavutluk, kuzeyde Arnavutluk, Güneydoğu Avrupa'da bir ülkedir. Balkan yarımadasının batı bölgesinde uzanan Arnavutluk, kuzeybatıdan Karadağ, kuzeydoğudan Sırbistan ve doğudan Makedonya, güneyden Yunanistan, batıdan Adriyatik Denizi'yle çevrilidir. Doğusunda ve kuzeyinde Yugoslavya, güneydoğusunda Yunanistan, batısında İon ve Adriya denizi bulunur. 42°39'-39°38' kuzey enlemleri ile 19°16'-21°04' doğu boylamları arasında yer alır. Kuzeyden güneye 340 km, doğu-batı doğrultusunda en geniş yeri 155 kilometredir
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.

Macaristan, kuzeybatıda Macaristan Orta Avrupa’da Türkiye’nin yedide biri kadar büyüklükte bir halk cumhuriyeti. Macaristan Cumhuriyeti ya da kısaca Macaristan, Avusturya, Slovakya, Ukrayna, Romanya, Sırbistan, Hırvatistan ve Slovenya ile komşu olan, denize kıyısı olmayan, Avrupa Birliği üyesi bir ülkedir. Orta Avrupa ile Balkanlar arasında bir ovaya yayılan Macaristan, Türk'lerin son 400 yıllık tarihinde yakın ilişkiler geliştirmiş oldukları bir ülkedir.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.

Bosna-Hersek, batıda Bosna-Hersek Devletinin yapısı 1992-1995 yılları arasında cereyan eden iç savaşı sona erdiren Dayton Barış Anlaşmasıyla (DBA) belirlenmiş olup ülke Bosna-Hersek Federasyonu (Federasyon da kendi içinde 10 Kantona ayrılmıştır) ve Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska-RS) olarak iki entiteye (devletçiğe) ve bir küçük özerk bölgeye (Brcko) bölünmüştür.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.

Adriyatik Deniziyle çevrilidir. Başkenti Belgrad'dır. Nüfusu 10.394.000 olan ülkenin yüzölçümü 102.173 km2'dir. Resmi dili Adriyatik Denizi, Akdeniz'in bir koludur. Çevresinde İtalya, Yunanistan, Arnavutluk, Hırvatistan, Slovenya ve Karadağ bulunmaktadır. Adriya ismini Po Nehri'nin denize döküldüğü delta üzerindeki Adris şehrinden alır.
...Detaylı bilgi için linke tıklayınız.

Sırpça, Para birimi Yeni Yugoslavya Dinarıdır. Tarihi

Bugünkü Yugoslavya topraklarında yaşadığı bilinen ilk kavim İlliryalılardır. Daha sonra Islav grupları Yugoslavya’ya göç etmişlerdir. Beşinci yüzyılda artık Yugoslav topraklarında İlliryalılar kalmamıştır. Islavlar târih boyunca dâimâ başkaları tarafından yönetilmişlerdir. Avusturyalılar, Macarlar, İtalyanlar, Türkler ve Fransızlar değişik zamanlarda bunları idâreleri altına almıştır. En uzun ve önemli dönemleriyse Türk idâresinde kaldıkları yıllardır.

Sırbistan olarak bilinen ülke toprakları 1389 yılında yapılan Kosova Savaşıyla Osmanlılara bağlı bir derebeylik olmuştu. Sırp halkı uzun yıllar Osmanlı idâresinde kaldı. Osmanlı Devletinin zayıflamaya başladığı yıllarda Balkanlarda çeşitli isyanlar çıktı. Bu isyanlardan biri de Sırp İsyanıdır. 1878 Berlin Antlaşmasıyla Sırbistan, bağımsız bir krallık oldu. Böylece 500 yıllık Osmanlı idâresi sona erdi. BalkanHarpleri esnâsında, Osmanlı Devleti oldukça zayıflamıştı. Bu durumdan istifâde eden Sırplar 1913 yılında eski Sırbistan ve Makedonya’yı da alarak topraklarını genişlettiler. Birinci Dünyâ Harbi sonunda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çökünce Hırvatistan,Dalmaçya, Bosna-Hersek, Slovenya ve 1389’dan beri bağımsız olan Karadağ toprakları üzerindeki mevcut, Slovenler, Hırvatlar, Boşnaklar ve Sırplar, Sırbistan Krallığı adı altında birleşti. Daha sonra bu krallığın ismi “Yugoslavya” şeklinde değiştirildi. Bu krallık 1929 yılına kadar devam etti. Bundan sonra ülke 1934 yılına kadar Kral Aleksandır-I’in diktatörlüğü altında kaldı. Onun öldürülmesiyle yönetim vekiller heyetine geçti.

Yugoslavya 1941 yılında Almanlar tarafından işgal edildi. Ülke içinde gerilla harpleri başgösterdi. Rusya’dan destek alan Mareşal Josep Broz Tito, 1943 yılında ülkenin kontrolünü eline geçirdi. İkinci Dünyâ Harbi sonunda Almanlar, Yugoslavya’dan geri çekildiler. Tito, iç harp esnâsında muhâlifi olan Draja Mikallaviç’i 1946 yılında îdâm ettirdi. Bu arada Yugoslavya 1945 yılında cumhûriyet oldu. Ardından 1946 yılında birleşik cumhûriyet hâline geldi. Tito, hükümet başkanlığına getirildi.

Tito, Stalin’den farklı bir sosyalist siyâset tâkip etti. 1968 Çekoslovak hareketinde, Rusya’ya muhâlefet etti. Batılı ülkelerle ticârî münâsebetler içine girdi. 1972 yılında Hırvatistan Cumhûriyetinde olaylar çıktıysa da kısa sürede bastırıldı.

Tito, 1979 yılında yapılan altı zirve toplantısı neticesinde Castro ile olan mücâdelesini kazandı ve Üçüncü Dünyâ diye bilinen bağlantısızlar teşkilâtını Rusya’nın nüfûzundan kurtardı.

BaşkanTito, 1980 yılında ölünce yerine Kollektif Başkanlık idâresi geldi. 1984 yılında devlet başkanlığı Veselin Djuranovic’e verildi. 1989’da görülen ekonomik ve siyâsal bunalım, Hırvatistan ve Slovenya cumhûriyetleri arasında ilişkilerin bozulmasına sebep oldu. Aynı yıl doğu blokunda görülen yenileşme hareketleri Yugoslavya’ya da yansıdı ve 1990’da çok partili düzene geçildi. 1991’de başlayan cumhûriyetler arasındaki iç savaşın neticesinde aynı senenin sonlarında Slovenya, Hırvatistan, Makedonya ve Bosna-Hersek, bağımsızlıklarını îlân ettiler. Karadağ ve Sırbistan birleşerek Yeni Yugoslavya Federal Cumhûriyetini kurdular. Sırplar, bâzı bölgelerde hak iddiâ ederek Bosna-Hersek’e saldırdı. Avrupa Devletleri ve Birleşmiş Milletlerin göstermelik baskısına rağmen Sırpların vahşice saldırıları devam etmektedir (1994).
Fizikî Yapı

Yugoslavya


Güneydoğu Avrupa’da Balkan Yarımadasının Adriyatik kıyısında yer alan Yugoslavya yaklaşık olarak 102.173 km2lik bir yüzölçüme sâhiptir. Ülkenin beşte biri hâriç hemen her tarafı dağlık, tepelik ve yüksek yaylalıktır.

Makedonya sınırıyla Belgrad arası dağlık alanlarla kaplıdır. Ülkenin kuzeydoğusunda ise en verimli bölge olan Vojvodino Ovası yer alır.

Yugoslavya’da çok miktarda nehir vardır. Başlıca nehirleri Tuna, Sava, Morova, Dravu ve Tisa’dır. İşkodra, Gölü ülkenin en büyük gölüdür. Scutari Gölü, Arnavutluk sınırında yer alır. Balkanların en büyük gölüdür.
İklimi

Yugoslavya’nın dağlık, yüksek yaylalık ve kıyı bölgelerinde farklı şekillerde iklim özellikleri görülür. Adriyatik kıyıları genellikle yazları sıcak ve kışları ılık geçen Akdeniz ikliminin etkisi altındadır.Kıyı bölgeler ve güney Yugoslavya bu yüzden bol yağış almaktadır. Yaz ayları oldukça sıcak geçerken, kış ayları soğuktur.
Tabiî Kaynakları

Yugoslavya mâden kaynakları çok zengin ve çok çeşitli olan bir ülkedir. Fakat henüz hepsi işletilmeye başlanmamıştır. En önemli yeraltı kaynağı kömürdür. Bunun bir kısmı linyittir. Doğuda bakır, güneydoğuda Trepca’da çinko yatakları vardır. Ayrıca petrol, kurşun, boksit ve antimon da elde edilir. Yugoslavya dağları kireç bakımından çok zengindir.

Yugoslavya’nın diğer önemli tabiî kaynağı nehirlerdir.Yaklaşık 9-10 km uzunluğunda çok sayıda nehir vardır. Bunlardan en büyüğü Tuna Nehridir. Tuna Nehri Macaristan’dan Yugoslavya’ya girer, Belgrad şehrini sular ve Romanya üzerinden Karadeniz’e dökülür.

Ülkenin % 30’una yakın bir bölümü ormanlıktır. Daha çok kayın ağacı (akgürgen), meşe ve çam bulunur.
Nüfus ve Sosyal Hayat

Yugoslavya yaklaşık olarak 10.394.000 kişilik bir nüfûsa sâhiptir. Nüfus yoğunluğu kilometrekareye 102 kişi civârındadır. Yugoslavya Avrupa ve Asya arasında geçiş yolu üzerindedir. Bu yüzden çeşitli işgallere ve egemenliklere mâruz kalmıştır. Dolayısıyla etnik yapısı da oldukça çeşitli gruplardan meydana gelmiştir. Dalmaçya ve Arnavutluk bölgesinde yaşadıkları sanılan İlliryalıların yerini almış olan Islav grup, bugün birçok etnik gruplara ayrılmıştır.

Yogoslavya nüfûsunun hemen hemen hepsini Sırplar meydana getirir. Resmî dili Sırpçadır. Ülkede yazı dili için iki tür alfabe kullanılır. Bunlardan biri Islav gruplarının ve Rusların kullandığı Islav alfabesi, diğeri ise Lâtin alfabesidir. Islav alfabesine “Kiril” alfabesi de denir.

Yugoslavya nüfûsunun büyük bölümü Sırp Ortodoks Kilisesine bağlıdır. Ayrıca Katolik ve Protestan da vardır.

Yugoslav halkının % 85’ine yakın bir kısmı okur-yazardır. İlköğretim mecbûridir. Yugoslavya’nın kültür hayâtı da bir hayli karışıktır. Okullarda Slovakça, İtalyanca ve Romence yabancı dil olarak öğretilir. Aşağı yukarı 100’ü aşkın yüksek öğretim yapan okul ve teknik enstitü mevcuttur. Okullarda öğretim dili çoğunlukta bulunan grubun dilidir.

Yugoslavların % 43’ü şehirlerde yaşar. En büyük ve gelişmiş şehir başşehir Belgrad’dır. Diğer önemli şehirler: Novi, Sad ve Niş’tir. Nüfûsun % 70’ine yakın bir kısmı endüstride, geri kalan bölümüyse tarım alanında çalışır.

Yugoslav hayat tarzında, birçok milletin özelliklerinin birbirleriyle karıştığı göze çarpar. Kuzey bölgelerde yapılan yemekler genellikle Macar usûlündedir. Çorba, kebap, kahve ve çok çeşitli Türk tatlıları Osmanlı Devletinin hâtırasını yaşatır. “Pita” adındaki dondurma İtalyanlara âittir.
Siyâsî Hayat

Yugoslavya iki cumhûriyetten meydana gelmiş federal bir cumhûriyettir. Bu cumhûriyetler Sırbistan ve Karadağ’dır. Yugoslavya Parlementosu 250 sandalyeden meydana gelir (1994).Ekonomisi

Yugoslavya halkının % 30’una yakın bir bölümü, İkinci Dünyâ Harbinden sonra ülkede endüstri gelişmesi olmasına rağmen, tarımla uğraşır. Ülkenin genel olarak başlıca tarım ve hayvancılık ürünleri şunlardır: Arpa, buğday, mısır, yulaf, patates, çavdar, tütün, ayçiçeği tohumu, şekerkamışı, kenevir lifi, kuru erik, et ve yün.

Endüstri 1945 yılında millîleştirilmiştir. Ülkenin başlıca endüstri alanları çelik, orman ürünleri, çimento ve tekstildir. Yapılan ilk beş yıllık plân, daha çok tarım ve tüketim eşyâlarına dayanan bir endüstriyle ilgiliydi. Daha sonraki yıllarda şeker ve mâden endüstrileri de gelişti.

Yugoslavya’nın diğer önemli bir gelir kaynağı elektrik enerjisidir. Romanya ile birlikte Tuna Nehri üzerine 11 milyar klowat saatlik bir hidroelektrik santralının temeli 1971’de atılmıştır.

Yugoslavya’nın ticârî hayâtı 1954 yılından sonra gelişmeye başlamıştır. Daha çok ABD, Rusya Federasyonu, Birleşik Almanya, İngiltere ve Çek Cumhûriyetiyle ticârî münâsebetleri vardır. Başlıca ihraç ürünleri:Makine ve motorlu vâsıtalar, çeşitli mâdenler, canlı hayvan, et, kimyevî ürünler, erik ve çeşitli meyveler, tütün ve kerestedir. Dışardan ise, çeşitli endüstri ürünleri ve ham maddeler, ulaştırma malzemeleri ve gıdâ maddeleri satın almaktadır. Turizm Yugoslavya için önemli bir gelir kaynağıdır. İç savaş devam ettiğinden bir ekonomik kriz yaşanmaktadır (1994-Şubat).

Yugoslavya, doğu ve batı arasında geçiş yolu üzerindedir. Karayolu ve demiryolu ulaşımı oldukça gelişmiştir.Samac-Sarajevo ve Bonovic-Brcko ve Belgrad-Zagreb demiryolları oldukça işlektir. Yugoslav demiryollarının bir kısmı elektriklidir. Deniz ve nehir ulaştırması da oldukça önemlidir.

Blue Blood bu mesajı beğendi.
Son düzenleyen asla_asla_deme; 15 Eylül 2010 14:56.
Master Blue
13 Eylül 2008 04:56   |   Mesaj #5   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
I. Dünya Savaşı'nın önemli bir cephesi de Güney Slavların siyasi birlik yönünde attığı adımlar oldu.Daha savaşın başlarında Sırp, Hırvat ve Sloven kökenli politikacı ve aydınların bu amaçla Londra'da kurduğu Yugoslav Komitesi, yeni ve birleşik bir devleti savunan çevrelerin sözcüsü durumuna geldi.Yugoslav Komitesi ile sürgündeki Sırp hükümeti temsilcilerinin Temmuz1917'de imzaladığı Korfu Bildirisi'yle bu program ilk kez somut bir biçim kazandı.Bildiri temelde farklı ulusal ve dinsel toplulukların eşit haklarla yer alacağı, demokratik ilkelere dayalı bir anayasal monarşi kurulmasını öngörüyordu.Bu gelişme Habsburg (Avusturya) yönetimi altında olan Hırvatlar ve Slovenler arasında bağımsızlık mücadelesini de güçlendirdi.Aynı yıl örgütlenen Yugoslav Ulusal Konseyi açıkça Güney Slav birliğini savunmaya başladı.Yugoslav Komitesi'nin önemli bir başarısı da savaşa girmek için İtilaf Devletleri'nden Slovenya ve Dalmaçya'nın bir bölümünü topraklarına katma sözü almış olan İtalya ile belirli bir uzlaşma sağlaması oldu.
Habsburg monarşisinin çöküşe doğru gitmesi Güney Slav milliyetçiliğine yeni bir hız kazandırdı.Bir dizi ayaklanmaya sahne olan Hırvatistan,
Sabor'un Ekim1918'de aldığı kararla Macaristan'a bağımlılığa resmen son verdi.Bu sırada Dalmaçya'daki İtalyan ilerlemesi sürdüğünden, Güney Slav halkları düzenli orduya dayanan Sırbistan'ın çevresinde kenetlendi.Kasım1918'de Cenevre'de bir araya gelen Yugoslav Komitesi, Yugoslav Ulusal Konseyi ve sırp partilerinin temsilcileri Karayorgiyeviç hanedanı altında birleşmeyi öngören bir plan hazırladı.Öte yandan Karadağ'da toplanan bir ulusal meclis de Sırbistan'a katılma kararı aldı.Sırp naip prensi Aleksandar 1 Aralık1918'de babası Petar'ın yönetiminde Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı'nın kurulduğunu açıkladı.İtalya'ya bazı toprakları bırakarak ve öteki komşularla bir dizi antlaşma imzalayarak sınırlarını çizen yeni krallığı, içeride savaşın yol açtığı büyük yıkımı giderme ve yönetim yapısını biçimlendirme gibi daha ağır sorunlar bekliyordu.

Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı

Siyasi istikrarsızlık; Ortak ve köklü kurumlardan yoksun olan yeni devletin birbirinden kopuk çok sayıda etnik ve dinsel topluluğu barındırması nedeniyle, Kasım1920'de kurucu meclis için yapılan seçimlerde karmaşık ve çok renkli bir bileşim ortaya çıktı.Mecliste çoğu etnik temellere dayanan 15 dolayında partinin temsilcileri yer aldı.Yeni anauasanın hazırlanmasında temel görüş ayrılığını üniter ya da federal bir devlet yapısının benimsenmesi oluşturdu.Federal devlet ilkesinin Federal devlet ilkesinin reddedilmesinden sonra Hırvatistan Köylü Partisi'ne bağlı temsilciler meclisten çekildi.Bir bakana yönelik suikastın ardından da meclisteki komünistlerin üyeliğine son verildi.Böylece Sırp Radikal ve Demokratik partilerinin Müslüman temsilcilerle oluşturduğu ittifak, son derece merkezi bir sistem getiren anayasayı meclisten kolaylıkla geçirdi.Yeni anayasa Sırp ulusal gününe rastlayan 28 Haziran1921'de yürürlüğe girdi.
İzleyen dönemde Radikal Parti'den Nikola Pašić'in başbakanlığı altında kurulan çeşitli hükümetler, Sırplar arasındaki siyasi çekişmelerin yanı sıra Hırvat ve Sloven ayrılıkçılığıyla da baş edemedi.Pasic'in 1925'te Hırvat lideri Stjepan Radic'le sağladığı işbirliği sonucunda oluşturulan koalisyon hükümeti de başarısızlığa uğradı.Baskı, ayrımcılık ve yolsuzluklar nedeniyle tırmanan siyasi gerginlik, Karadağlı bir milletvekilinin Haziran1928'de iki Hırvat milletvekilini öldürmesi ve Radic'i ağır biçimde yaralamasıyla doruğa ulaştı.Hırvat milletvekilleri parlamentodan çekilerek Zagrep'te ayrı bir meclis topladı.Sloven önderi
Anton Korosec'in başbakanlığı üstlendikten sonra parlamentoya işlerlik kazandırmak için gösterdiği çabalar da sonuçsuz kaldı.
6 Ocak Diktatörlüğü

Tahta 1921'de çıkmış olan I. Aleksandar, bu gelişmeler üzerine Ocak1929'da parlamentoyu dağıtarak anayasayı yürürlükten kaldırdı ve kişisel bir diktatörlük kurdu. Bir süre sonra da ülkenin adını Yugoslavya olarak değiştirdi ve yerel yönetim yapısını yeniden düzenledi.Etnik, dinsel ve bölgesel partileri kapatarakgeniş çaplı baskılara girişti.Eylül1931'de yürürlüğe giren yeni anayasayla görünüşte temsili hükümet sistemine dönüldüyse de Yugoslav Ulusal Partisi'nin (sonradan Yugoslav Ulusal Birliği) egemen olduğu güdümlü bir yönetim sürdürüldü.Hırvat önderi Vladimir Macek'in öncülük ettiği Birleşik Muhalefet adlı blok , seçimlere katılmakla birlikte etkili olamadı.Bu arada İtalya'ya ve Macaristan'a kaçan birçok Hırvat ayrılıkçı Ustasa adlı örgütü oluşturarak terör eylemlerine girişti.

Yugoslavya Kralliğı, 1929-1941


Krallığın Çöküşü

I. Aleksandar'ın Ekim1934'te Fransa'da bir Ustasa militanınca öldürülmesinden sonra tahta küçük yaştaki oğlu II. Petar geçti.Naip olarak yönetimi üstlenen Petar'ın amcası Prens Pavle, 1935 seçimlerinin ardından başbakanlığa, bir uzlaşma ortamı yaratması beklenen Milan Stojadinovic'i getirdi.Yumuşama yönünde bazı adımlar atmakla beraber etkisiz hükümetiyle şiddet olaylarının önünü alamayan Stojadinovic, Aralık1938'deki seçim zaferinin ardından faşizan eğilimlere destek vermesine tepki gösteren bakanlarının istifası üzerine başbakanlıktan çekildi.Yerine geçen Dragisa Cvetkovic, daha önce naip Pavle'nin isteği doğrultusunda Macek'le gizlice yürüttüğü görüşmeleri sonuçlandırarak Ağustos1939'da bir uzlaşmaya vardı.Hırvatistan'a yarı özerk bir statü verilmesinin ardından yeni bir koalisyon hükümeti kuruldu ve anti demokratik seçim yasasını değiştirme hazırlıklarına başlandı.Ama Avrupa'daki savaş havasına bağlı olarak belirlenen dış tehdidin yol açtığı siyasi bunalım, anayasal sorunları çözme ümidini boşa çıkardı.
II. Dünya Savaşı

Birkaç koldan birden başlayan Alman saldırısına karşı koyamayarak dağılan Yugoslavya ordusu iki hafta içinde teslim oldu.Atina'ya kaçmak zorunda kalan kral II. Petar ve bakanları daha sonra Londra'ya geçerek bir sürgün hükümeti oluşturdu.Bu arada askeri yenilgiyi izleyen düzenlemelerle Yugoslavya birkaç parçaya bölündü.Slovenya'nın büyük bölümü doğrudan Almanya'ya bağlandı.İtalya daha önce hak iddia ettiği Slovenya'nın güneyi ile Dalmaçya'nın önemli bir bölümünü aldı.Karadağ'ı işgal eden İtalyan birlikleri göstermelik bir meclisle bağımsızlık ilan etti.Arnavutların çoğunlukta olduğu Kosova gibi Yugoslavya toprakları gene İtalyan nüfuzu altındaki Arnavutluk'a verildi.Vojvodina'nın büyük bölümü Macarlarca ilhak edilirken, Banat doğrudan Alman yönetimine girdi.Sınırları iyice daralan Sırbistan'da kukla bir rejim başa geçirildi.Sırbistan ve Makedonya'nın geri kalan kesimi Bulgaristan'a bırakıldı.Bosna-Hersek'in bağlandığı Hırvatistan'da ise Ustasa önderi Ante Pavelic'in yönetiminde faşist bir rejim kuruldu.
Faşist Hırvat rejimi elindeki topraklarda Nazi uygulamalarını bile aşan acımasız bir soykırım harekatına girişti.Yahudi ve Çingene azınlıklarla birlikte Sırpların büyük bir bölümü ortadan kaldırıldı.Sırpların önemli bir bölümü de Katolikliği benimsemeye zorlandı.Ustasa çeteleri Katolik din adamlarıylabirlikte kırsal kesimde terör estirmeye başladı.
Yugoslavya ordusundan artakalan bazı birlikler, bozgundan hemen sonra Albay
Draža Mihailović 'in önderliğinde Çetnikler olarak bilinen çeteleri kurdular.Karadağ'da kukla hükümetin ilanıyla birlikte yerel ayaklanmalar başldı.İşgale karşı bir başka direniş odağı da Josip Broz Tito yönetimindeki Yugoslavya Komünist Partisi 'nin Temmuz1941'de başlattığı silahlı ayaklanmayla ortaya çıktı.Partizanlar olarak anılan komünist gerillalar Eylül1941'de Užice kentini ele geçirdikten sonra Sırbistan ve Bosna'nın bazı yörelerini içine alan bir sovyet cumhuriyeti oluşturdular.Bütün ülkeyi Büyük Sırbistan çevresinde yeniden birleştirme hedefini güden Çetniklerin izlediği strateji Müttefiklerin bölgede başlatacağı bir harekatı temel alıyordu.Federal bir cumhuriyet programıyla ortaya çıkan Partizanlar ise direnişi bütün ülkeye yayacak bir stratejiyi öngörüyordu.Bu nedenle Mihver kuvvetlerinin direniş hareketini ezmek için Ekim1941'de başlattığı saldırı karşısında eşgüdüm sağlanamadığı gibi, Çetnikler ve Partizanlar arasında sert ve kanlı bir çatışma kaçınılmaz hale geldi.

Bağımsızlık mücadelesi ve Partizanların zaferi

Mihver saldırısı üzerine Bosna'ya çekilerek İşçi tugayları 'na dayalı yeni bir savaş taktiğini seçen Partizanlar, İtalyan, Alman, Ustasa ve Çetnik birliklerinin Mart1942'de giriştiği harekattan sonra Bosna'nın kuzey-batı kesimini üs edindi.Tito'nun Kasım1942'de topladığı Yugoslavya Antifaşist Ulusal Kurtuluş Konseyi (AVNOJ) direniş harekatının bütün Yugoslav halklarını birleştirecek bir siyasal programa kavuşmasını sağladı.
Müttefiklerin Balkanlar'a çıkarma yapmasından önce Yugoslavya'daki Partizan hareketini boğmak isteyen Almanlar, 1942-1943 kışında toptan imhayı hedef alan yeni bir harekat düzenlediler.Öncelikle Çetnikleri saf dışı ederek konumlarını sağlamlaştıran Partizan kuvvetleri, ardından Alman kuşatmasını yararak Karadağ'ın Durmitor bölgesine geçtiler.Mayıs1943'te bu bçlgeye yönelik ikinci Alman kuşatma harekatı da boşa çıktı.Üstün Alman birlikleriyle şiddetli çarpışmalardan sonra sarp bir geçidi aşan Partizan kuvvetleri sonunda Bosna'nın orta kesimine ulaşmayı başardı.Yugoslavya'nın bağımsızlık mücadelesinde bir dönüm noktası sayılan bu zafer, aynı zamanda Partizan hareketine Müttefiklerin siyasi ve askeri desteğini sağladı.İtalya'nın Müttefiklere teslim olmasından sonra Partizanların denetimine giren geniş kıyı şeridi, silah ve askeri gereç almak için önemli bir kapı durumuna geldi.Bu arada Kasım1943'te ikinci toplantısını yapan AVNOJ, bir geçici hükümet oluşturduğunu ilan etti.
Mayıs1944'te Tito'nun karargahına yönelik son Alman saldırısını da atlatan Partizanlar, sonraki aylarda işgal kuvvetlerini Sırbistan'a doğru geriletmeye başladı.Aynı sıralarda bozgun içindeki Alman ordularını izleyen Sovyet Kızıl OrdusuRomanya ve Bulgaristan sınırlarına dayanmış bulunuyordu.Daha önce bağımsız bir çizgide direttiği için Stalin'in tepkisini çekmiş olmakla birlikte Moskova'ya giderek Sovyet ileri harekatıyla belirli bir eşgüdümü sağlayan Tito, bir yandan da Londra'daki sürgün hükümetiyle görüşmelere oturdu.Tito'ya önemli bir siyasi ağırlık kazandıran görüşmeler sonunda kurtarılmış bölgelerde kurulan ulusal kurtuluş komiteleri geçici yönetim organları olarak kabul edildi.Çetniklerle iç savaş biçimini alan Sırbistan'daki Partizan ilerleyişi, Alman ordularının geri çekildiği sonbahara doğru büyük ölçüde başarıya ulaştı.Partizan kuvvetleri ile Sovyet birliklerinin ortak harekatıyla Ekim1944'te Belgrad ele geçirildi.Sürgün hükümetinin başbakanı Ivan Subasic'in Belgrad'a dönmesinden sonra koalisyon niteliğinde bir geçici hükümet oluşturuldu.Bütün Yugoslav toprakları Partizanların denetimine girerken , son
Çetnik kalıntıları da temizlendi.
Kasım1945'teki seçimlerde, komünistlerin önderliğindeki Halk Cephesi'nin kazandığı büyük zaferin ardından, 2 Aralık1945'te Yugoslavya Federal Demokratik Cumhuriyeti'nin kurulduğu ilan edildi, böylece kağıt üstünde de olsa devam eden monarşi resmen sona erdi.Ocak1946'da federal bir cumhuriyet yapısını öngören yeni ayanyasa yürürlüğe kondu.
Ekonomi

Yeni devletin kuruluşuyla birlikte ele alınan ilk konulardan biri toprak reformu oldu.Serfliğin kaldırılmasını ve büyük malikanelerin kamulaştırılmasını sağlayan reform, yeni yatırımlar ya da modern teknik ve araçlarla desteklenmekle birlikte toprak sahibi geniş bir köylü sınıfı yarattı.I. Dünya Savaşı sonrasında tarım ürünlerine talebin yükselmesi, kırsal kesime önemli bir refah getirdi.Devletin tarımsal kalkınmaya pek önem vermemesi nedeniyle, köylüler özellikle Slovenya ve Hırvatistan'da kooperatifler aracılığıyla örgütlenme yoluna gitti.Ama ekonomik bunalımın derinleştiği 1930'larda kredi, borç erteleme ve destekleme alımı gibi araçlarla köylülere belirli bir devlet desteği verildi.
Yüklü savaş tazminatlarının yanı sıra Fransa ve ABD gibi ülkelerden sağlanan borçlar, yeni devletin koruyucu gümrük duvarları arkasında tutarlı bir sanayileşme programı yürütmesine olanak verdi.Bu alanda özellikle madencilik, ormancılık, enerji üretimi, metalurji ve dokumacılık gibi dallar büyük bir gelişme gösterdi.Yeni demiryolu hatlarıyla ulaşım ağı genişletildi.Deniz ticareti ve turizm önemli bir gelir kaynağı durumuna geldi.
Büyük Bunalım'ın Yugoslavya'daki etkileri ancak savaş tazminatı ödemelerinin durduğu ve dış kredilerin kesildiği 1931'den sonra duyulmaya başladı.Milletler Cemiyeti'nin Etiyopya'nın ilhakı nedeniyle İtalya'ya karşı uyguladığı ekonomik yaptırımlar da Yugoslavya'nın bu ülkeyle geniş çaplı ticaretine ağır bir darbe indirdi.İzleyen dönemde bu açığı kapatmak için Nazi Almanyası'yla sıkı ekonomik ilişkiler kurdu.

Dış ilişkiler

Komşu ülkelerle toprak anlaşmazlıklarından kaynaklanan dış tehditlere karşı önceleri Fransa'ya dayanmaya çalışan Yugoslavya, aynı zamanda Küçük Antant (1920-1921) ve Balkan Antantı (1934) gibi bölgesel ittifaklarla konumunu güçlendirme çabasına girişti.Ama içerideki baskıcı rejimin etkisiyle Fransız desteğinin zayıflaması, ülkeyi giderek Alman yayılmasına açık bir duruma getirdi.Almanya'yla kurulan sıkı ekonomik bağlar çok geçmeden Üçlü Pakt'a (Almanya, İtalya ve Japonya) katılma yönünde yoğun bir baskıyı getirdi.
II. Dünya Savaşı'nın hemen başlarında bölgede üstün konuma geçen Mihver Devletleri'ne karşı Yugoslavya'nın izlemeye çalıştığı tarafsızlık politikası ancak Mart1941'e değin sürebildi.Hükümetin bu tarihte Alman baskısına boyun eğmesi üzerine, askeri bir darbeyle Pavle'nin naipliğine son verilerek genç kral II. Petar'ın yönetimi eline alması sağlandı.Ama SSCB'ye saldırmadan önce güney kanadını güvence altına almak isteyen Almanya, bir ay sonra büyük bir kuuveti Yugoslavya üzerine sürdü.
Son düzenleyen asla_asla_deme; 15 Eylül 2010 14:57.
30 Mayıs 2011 16:28   |   Mesaj #6   |   
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam
Ankara

19023
19.365 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 16-04-2010
YUGOSLAVYA

Avrupa'nın güneydoğusunda, Birinci Dünya Savaşı ertesinde kurulup 1990-1992'de parçalanan devlet.

Birçok siyaset adamı ve yazar, daha XIX. yüzyıldan Güney İslâvları (Yugoslavlar) bir devlet çatısı altında toplama düşüncesini ortaya atmıştı. Birinci Dünya Savaşı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun yenilgisi ve parçalanmasıyla sonuçlanınca bu rüya gerçek oldu. 1 Aralık 1918'de Sırp-Hırvat ve Sloven Krallığı kuruldu. I. Petar Karayorgiyeviç ülkenin ilk hükümdarı oldu. Krallık nüfusu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nda Slovenya ve Hırvatistan'da, Osmanlı Devleti topraklarında ise birbirlerinden bugünkü Bosna-Hersek bölgesiyle ayrılan Sırbistan, Makedonya ve Karadağ'da yaşayan halklardan oluşmaktaydı.

Krallığın sınırları Saint-Germain, Neuilly ve Trianon (1919-1920) antlaşmalarıyla belirlenmiş, fakat 1920 ve 1924'te Trieste ve Fiume'nin İtalya'ya bırakılmasıyla değişikliğe uğramıştı. 1921 Anayasası ülkeye bir parlamenter rejim ve merkezî bir üniter devlet yapısı getirdi. Kral I. Aleksandr (1921-1934) ile başbakanı N. Pasic (1921-1926) ülkeyi baskıcı yöntemlerle ve Sırpları kayırarak yönettiler. Komünist partisi yasaklandı (1921), radikal muhalefet saf dışı bırakıldı. Hırvat köylü partisi lideri S. Radic öldürüldü (1928).

Ocak 1929'da kral, Parlamentonun feshi, anayasanın askıya alınması ve siyasî partilerin yasaklanması emrini verdi. Ülkede kendi diktatoryasını dayattı. Dönüşüme uğrattığı ülkeye Yugoslavya Krallığı adını verdi. Dışarıda Fransa ile bir ittifak arayışına girdi, ancak 1934'te Marsilya'da Hırvat teroristler (Ante Paveliç önderliğindeki Ustaçiler) tarafından öldürüldü. Kardeşi prens Pavel Karayorgiyeviç ülkeyi kral naibi unvanıyla M.Stojadinoviç'le birlikte yönetti. İki devlet adamı, Bulgaristan, İtalya ve Almanya ile bir yakınlaşma siyaseti güttüler (1937-1938). Hırvatlara tavizler verdiler.

Mart 1941'de prens Pavel Üçlü İttifak'a katıldı ancak kısa bir süre sonra General D. Simoviç tarafından devrildi. Kral II. Petar iktidara geçtikten sonra "Mihver" ile ittifakı bozdu.6 Nisan 1941'de Almanya, İtalya, Bulgaristan ve Macaristan, Yugoslavya'yı işgal etti. Ülke toprakları İtalya (Dalmaçya kıyısı ve Slovenya), Almanya (Sırbistan), Macaristan (Batı Voyvodina), Bulgaristan (Makedonya) arasında bölüşüldü. Hırvatistan, A. Paveliç yönetiminde bağımsız bir devlet oldu. Bu arada II. Petar'a sadık Albay D. Mihajloviç (İngiltere'ye sığınmıştı) ve komünistlerin desteklediği Tito önderliğinde direniş başladı. Bir süre sonra Müttefikler yalnızca Tito'yu destekleyecekti.

Yugoslav partizanlar Ekim 1944 ve Mayıs 1945 arasında ülke topraklarının büyük bölümünü özgürlüğe kavuştururken Sovyetler de Belgrad'ı kurtardı (Kasım 1944). Kasım 1945 seçimlerinde oyların yüzde 90'ını alan Halk Cephesi, cumhuriyeti ilân etti. Ocak 1946 Anayasası ile altı cumhuriyetten oluşan (Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Makedonya, Karadağ, Bosna-Hersek)oluşan federal bir devlet kuruldu. Devlet ayrıca on sekiz ulusal topluluk, beş resmî dil, üç din ve iki alfabeyi içeriyordu.

Rejim, başlangıçta Sovyet modelini (tek parti, otoriter plânlama, kolektifleşme) örnek aldı.Ancak Tito 1948'de bu modelden kısmen vazgeçince "milliyetçi sapma" nedeniyle Kominform'dan dışlandı. 1950'den itibaren Parti'nin üstünlüğünü tartışma konusu yapmadan yönetimde merkeziyetçilikten uzaklaşma ve işçinin kendi kendini yönetmesi ilkesi giderek hayata geçirildi.

Tito dışarıda İtalya ile Trieste sorununu giderdi (1954). Batılı ülkelerle yakınlaştı. Siyasî-askerî bloklaşmanın dışında kalmayı savunan Üçüncü Dünya ülkelerine yöneldi. Ancak 1955'te Sovyetler'le bağlarını yeniden güçlendirdi. 1971 ve 1974 Anayasa reformları bir başkanlık kurulu ve federal bir meclis getirdi.

Mayıs 1974'te Tito, ömür boyu devlet ve parti başkanlığına getirildi. Fakat Tito'nun ölümünden (1980) on yıl sonra Yugoslav Federasyonu, bir zamanlar kapitalizmle komünizm arasında "üçüncü yol"u yaratmasıyla ünlü iktisadî sistemindeki sarsıntının yol açtığı bunalımla karşı karşıya kaldı. Bütün cumhuriyetlerde genel grevler, siyasî gösteriler, kanlı çatışmalar meydana geldi. Slovenya 1987'de çoğulculuk ve pazar ekonomisine geçişi savunurkan, federal hükümetin öngördüğü reformlar, varolan sistemin sürdürülmesini savunan Slobodan Milosevic'in yönetimindeki Sırbistan tarafından reddedildi. Bu arada Sırbistan'da Kosova ve Voyvodina eyaletleri Sırbistan Devleti'ne "de facto" biçimde ilhak ederek (1990) özerklik statülerini yitirmelerine neden oldu.

1990 yılı içinde federal kurumların otoritesini yitirmesinin meydana getirdiği siyasî boşluk, bütün cumhuriyetlerde düzenlenen ve ülkenin parçalanma sürecinin son aşaması olan seçimlerin sonunda iktidar içinde yeni kutupların ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. Sırplarla Hırvatlar arasında 1991 baharındaki ilk çatışmalardan beri gizli biçimde süren iç savaş, Hırvatistan ve Slovenya'nın bağımsızlık ilânı ardından 25 Haziran'da patlak verdi.Slovenya, federal ordu karşısında amansız bir direnişin ardından Brioni Antlaşması (Temmuz 1991) ile sınırları üzerinde denetim hakkı elde etti.

Çatışmalar Hırvatistan'da Krajina, Banija ve en fazla da Sırp azınlıkların (toplam nüfusun % 12'si) yaşadığı Slovenya'ya yayıldı. Bosna-Hersek'in Nisan 1992'de Avrupa Topluluğu ve ABD tarafından tanınmasından sonra silâhlı çatışmalar, Bosna'daki üç toplumu (Müslümanlar, Sırp kökenli Ortodokslar ve Hırvat kökenli Katolikler) karşı karşıya getirdi.Öte yandan Sırbistan da topraklarını hem genişletmek hem de "etnik arıtma" uygulayarak homojenleştirmeye girişti; Ağustos 1992 Londra Konferansı'nda sınırlara ve toplumlara saygı konusunda alınan kararlara rağmen, cumhuriyetlerde silâha sarılmış Sırp milislerine destek verdi.

MsXLabs & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
m.g%u00F6kce
10 Ekim 2013 06:40   |   Mesaj #7   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Kompetankedi'nin 5 Ekim 2006 tarihinde yazdigi o zaman ki var olan eski Yugoslavya tarihi ile ilgili devami olan Sirbistan ve Karadag'in 21 mayis 2006 tarihinde bir referandum sonucu bu iki ülkenin de birbirinden ayrildigini ve 17 Subat 2008'de de Kosova'nin ayrildigini ekleyebilir böylece dagilma süreci tamamlaniyor.
10 Ekim 2013 09:32   |   Mesaj #8   |   
Valeria - avatarı
VIP Özel Üye-VIP
Amisos

7773
6.970 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 18-03-2010
Yugoslavya Tarihi
MsXLabs.org & Vikipedi, Özgür ansiklopedi

Bugünkü Yugoslavya topraklarında yaşadığı bilinen ilk kavim İliryalılardır. Bu bölgede 4. yüzyıl civarında Hun grupları yaşamıştır. Hunlar, Gotlardan, Alanlardan ve Germen Taifallardan oluşturdukları yardımcı kuvvetlerle takviyeli olarak ilk defa 378 baharında Tuna’yı geçmişlerdir. Romalılardan karşılık görmeksizin Trakya’ya kadar ilerlemişlerdir. Roma imparatoru I. Theodosius’un ölüm yılı olan 395’te Hunlar yeniden Balkanlar’da hareketlenmişlerdir.[1] Daha sonra Slav grupları Yugoslavya topraklarına göç etmişlerdir. Beşinci yüzyılda artık Yugoslavya topraklarında İliryalılar kalmamıştır. Slavlar tarih boyunca daima başkaları tarafından yönetilmişlerdir. Avusturyalılar, Macarlar, İtalyanlar, Türkler ve Fransızlar değişik zamanlarda Slav gruplarını idareleri altına almıştır. En uzun ve önemli dönemleriyse Türk idaresinde kaldıkları yıllardır.

Roma öncesi dönem
Scodra (bugünkü İşkodra) şehri merkez olmak üzere İlirler, MÖ IV. yüzyılda bölgede güç oluşturmuşlardır. Ancak, MÖ 358’de II. Filip (Büyük İskender’in babası), İlirleri yenip egemenlik alanını Ohri Gölü’ne dek genişletmiştir.
MÖ. 229 ve 219’da Roma ordusu, İlirya yerleşkelerine baskın düzenlemiştir. Bu baskınlar Neretva vadisinde gerçekleşmiştir.
MÖ 180 yılında Dalmaçyalılar, İlirya kralı Gentius’a karşı bağımsızlık ilan ederler. Romalılar, MÖ 168’de son İlirya kralı Gentius’u yenip kendisini MÖ. 165’te Roma’ya esir olarak götürmüşlerdir. Kısa süre sonra bu bölge Roma kontrolu altına alınmış, idari yapılanma kurulmuştur.

Roma İmparatorluğu dönemi
MÖ II. yüzyılın ilk kısmında, Balkanlar’da ve dolayısıyla Yugoslavya’nın yer aldığı bölgede Roma İmparatorluğu dönemi başlamıştır. Dönemle beraber bölge idari, kültürel ve askerî açılardan Roma yapısıyla kurgulanmaya başlanmıştır.
Roma egemenliğinin son yıllarında Romalılar, Gotlar ve Hunlar, bölgede kendi güç alanları oluşturma uğraşına girişmiş ve kendi alanlarını kurmuşlardır.
İmparator I. Theodosius’un (346-395) ölümünden önce, devletin topraklarını iki oğlu arasında paylaştırması üzerine Balkanlar da ikiye bölünmüştür. Kuzeybatı kısmı (bugünkü Hırvatistan ve Slovenya toprakları) Batı Roma; gerisi Doğu Roma İmparatorluğu sınırlarında kalmıştır.[2] Bu bölünmede Yugoslavya toprakları da iki ayrı devlet yapısının içinde olmuştur.

Hristiyanlığın bölgede yayılması
Balkanlar’a Hristiyanlık, Pavlus ve onun takipçileri Trakya üzerinde Balkanlar’a geldiklerinde girmiştir. III. yüzyılda bölgede Hristiyan sayısı artmıştır. 313 yılından sonra, Roma’nın hoşgörüsü sonrasında Balkanlar’da Hristiyanlık iyice yayılmaya başlamıştır.

Slavların yerleşimleri

6. yüzyılda Balkanlar
V. ve VI. yüzyıllarda, çeşitli lehçeleri konuşan Slavlar birçok grup hâlinde Balkanlar’ın geniş arazilerine hâkim olmuşlardır. Çok sonraları doğacak olan Yugoslavya devletinin nüfusunun ciddi bir kısmını oluşturan Slavlar da, bu dönemden itibaren bölgede yayılmaya başlamışlardır.
Slavlar, Balkanlar’a geldiklerinde, bölgeye geçici olarak yerleşmiş ve bu yerleşmelerle Slavların bölgedeki birçok halkı asimile ettiği düşünülmektedir.[3] Bu Slav kabileleri büyüklü küçüklü birçok göçle bölgeye yayılmışlardır. Göçlerin büyük kısmı, Balkanlar’ın Doğu Roma toprakları içinde kalan kısımlarına olmuştur.
Peçenek ve Kuman Türk boyları[değiştir | kaynağı değiştir]
Bulgarların Balkanlar’a gelişinden daha sonra XI. ve XII. yüzyıllarda Peçenek, Kuman (Kıpçak) ve Uz Türkleri, Balkanlar’a göç etmişler ve bunların bir kısmı XV. yüzyıla kadar toplu olarak varlıklarını korumuşlardır. O dönemde Kumanlarla ticaret yapan Avrupalılar için 2500 kadar kelimeyi içine alan bir Kumanca sözlüğün (Codex Cumanicus) hazırlanmış olduğu bilinmektedir.[4] Peçenek ve Kuman boylarının yayılım alanı içinde Yugoslavya toprakları da var olmuştur. Bu yayılımın bugüne kadar gelen hatıralarından birisi o dönem Yugoslavya’nın güneyinde (bugünkü Makedonya) yer alan Kumanova şehridir.
Orta Çağ ve sonu[değiştir | kaynağı değiştir]
10. yüzyılda bölgenin büyük bir kısmını ele geçiren Büyük Bulgar İmparatorluğu, 1014 yılında "Bulgar Kasabı" olarak bilinen Bizans İmparatoru II. Basileios tarafından yıkıldıktan sonra, bölgeye yerleşen Bizans İmparatorluğu, 14. yüzyılda, Stefan Duşan (1331-1355) dönemindeki Sırp saldırıları sonucu aynı akıbete uğramıştır. Belgrad'dan Atina'ya kadar geniş bir alana yayılarak bölgede Doğu Roma’nın (Bizans) yerini alan kudretli Sırp İmparatorluğu ise; 14. yüzyılda doğudan gelen Osmanlı İmparatorluğu’nun saldırıları sonucu ortadan kaldırılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu dönemi
16. yüzyılda Osmanlı döneminde Belgrad
O dönemde, Yugoslavya topraklarının bir bölümü Sırbistan olarak bilinmekteydi. Ülke toprakları 1389 yılında yapılan I. Kosova Muharebesi ile Osmanlı Türklerine bağlı bir derebeylik olmuştu. Bölgedeki birçok Slav halkı ve Slav olmayan halklar, 14. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşamaya başlamışlardır.
II. Kosova Muharebesi’nin kaybedilmesi Balkanlar’da Osmanlılara karşı direnişinin kesin olarak sona ermesine neden oldu. Bölge, bu savaştan 17. yüzyıl sonlarındaki II. Viyana Kuşatması’na kadar, diğer dönemlere oranla göreceli de olsa sakin ve huzurlu bir dönem geçirdi. Bunda o dönemki Osmanlı yöneticilerinin bölgeden yalnızca bir miktar vergi almayı yeterli görmesi ve halkın gelenek, görenek, inanç ve ibadet olarak ifade edebileceğimiz yaşam tarzına karışmaması önemli bir yere sahiptir.
Yugoslavya’nın bulunduğu topraklar uzun yıllar Osmanlı idaresinde kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamaya başladığı yıllarda Balkanlar’da çeşitli isyanlar çıktı. Balkan topraklarında meydana gelen isyanlar, devletin günden güne zayıflamasına ve sonunda parçalanmaya kadar varan bir sürece götürmüştür. 1789'da meydana gelen Fransız İhtilali Avrupa'da eşitlik, adalet, özgürlük, bağımsızlık, anayasacılık vb. birçok yeni düşüncenin ortaya çıkmasına sebep oldu. Ortaya çıkan bu yeni düşünceler kısa sürede, bütün dünyada olduğu gibi Balkanlar’da da hızla yayıldı.
Başlangıçta birtakım haksızlıklara karşı bir tepki olarak başlayan mücadelenin yönü, Sırp kuvvetlerinin İvankovaç Muharebesi, Mişar Muharebesi ve Deligrad Muharebesi'nde Osmanlı kuvvetlerini arka arkaya yenmesi üzerine Kara Yorgi tarafından bağımsızlık olarak değiştirildi. 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı'nın tam bu döneme denk gelmesi de isyanın bir türlü kontrol altına alınamamasına neden oldu. Ancak Osmanlılar 1809'da yaklaşık 20.000 kişilik bir kuvvetle tekrar Sırbistan'a girdi ve Çegar Muharebesi'nde Sırp ordusu isyanın başından beri ilk defa ciddi olarak yenilgiye uğratıldı. Ancak Kara Yorgi Rusların da desteği ile isyanını 1812'ye kadar aralıklarla devam ettirdi. 1812 Bükreş Antlaşması'nda Rusların da baskısıyla Sırplara birtakım haklar verildi. Fakat bu verilen haklardan tatmin olmayan ve yukarıda da açıkladığımız gibi tam bağımsızlığı hedefleyen Kara Yorgi tekrar ayaklandı. Tam bu sırada Napolyon'un Rusya Seferi'ni başlatmasından da faydalanan Osmanlı İmparatorluğu, Ruslardan yardım alma ümidi olmayan Sırplar üzerine bir ordu gönderdi. Osmanlı kuvvetleri karşısında tutunamayan Kara Yorgi yenilerek Avusturya'ya kaçmak zorunda kaldı. Bunun üzerine isyanın liderliğini 3 yıl sonra,1815'de Miloş Obrenoviç aldı. Bu ayaklanmaya müdahale etmesi hâlinde Rusya'nın müdahalesinden çekinen Osmanlı İmparatorluğu, Miloş'la anlaşma yoluna gitti. Onu Sırpların prensi olarak tanıdı ve Sırbistan'a kısmi özerklik verdi.
19. yüzyılda Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek bölgeleri Osmanlı sınırlarından çıktı. 1878 Berlin Antlaşması’yla Sırbistan, bağımsız bir krallık oldu. Böylece 500 yıllık Osmanlı idaresi, ülkenin bazı kesimlerinde sona erdi, bazı kesimlerinde (Kosova, Makedonya, Sancak) 1912-13 yıllarına kadar sürdü.

İlk Yugoslavya
Yugoslavya Krallığı (1929-1941)
Yugoslavya Krallığı, Yugoslavya adıyla kurulan ilk devlettir. Bu krallık 3 Ekim 1929 tarihinden önce “Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı” adıyla bilinmiştir. Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı, 1 Aralık 1918’de Sloven, Hırvat ve Sırp Devleti ile Sırbistan Krallığı’nın birleşmesiyle kurulmuş (13 Temmuz 1918 tarihinde Karadağ Krallığı bu birliğe eklenmiştir.) ve 13 Temmuz 1922 tarihinde Paris’teki Büyükelçiler Konferansı’nda uluslararası tanınması yapılmıştır.[5] Yugoslavya Krallığı, 1941 yılında Mihver Devletleri tarafından işgal edilmiş ve 1943-1945 yılları arasında da bir siyasi yapı olarak oluşturulmuştur.

I. Dünya Savaşı'nın önemli bir cephesi de Güney Slavlarının siyasi birlik yönünde attığı adımlar oldu. Daha savaşın başlarında Sırp, Hırvat ve Sloven kökenli politikacı ve aydınların bu amaçla Londra'da kurduğu Yugoslav Komitesi, yeni ve birleşik bir devleti savunan çevrelerin sözcüsü durumuna geldi. Yugoslav Komitesi ile sürgündeki Sırp hükümeti temsilcilerinin Temmuz 1917'de imzaladığı Korfu Bildirisi'yle bu program ilk kez somut bir biçim kazandı. Bildiri temelde farklı ulusal ve dinsel toplulukların eşit haklarla yer alacağı, demokratik ilkelere dayalı bir anayasal monarşi kurulmasını öngörüyordu. Bu gelişme Habsburg (Avusturya) yönetimi altında olan Hırvatlar ve Slovenler arasında bağımsızlık mücadelesini de güçlendirdi. Aynı yıl örgütlenen Yugoslav Ulusal Konseyi açıkça Güney Slavları birliğini savunmaya başladı. Bu gibi siyasi çalışma ve gelişmeler Yugoslavya Krallığı’nın oluşması ile sonuçlanmıştır.

İkinci Yugoslavya
Yugoslavya adına sahip ikinci devlet olarak tarihte görünen siyasi yapı Yugoslavya Demokratik Federal Cumhuriyeti’dir. Bu devlet yapısı, II. Dünya Savaşı sırasında direniş gerçekleştiren Yugoslavya Partizanları tarafından 1943 yılında Demokratik Federal Yugoslavya adıyla ilan edilmiştir. Ülkenin adı 1946'da Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti[6] ve nihayetinde 1963 yılında Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti[7] olarak değiştirildi.
II. Dünya Savaşı sırasında Mihver Devletleri saldırısı üzerine Bosna'ya çekilerek İşçi Tugayları'na dayalı yeni bir savaş taktiğini seçen Partizanlar, İtalyan, Alman, Ustaşa ve Çetnik birliklerinin Mart 1942'de giriştiği harekâttan sonra Bosna'nın kuzeybatı kesimini üs edindi. Josip Broz Tito'nun Kasım 1942'de topladığı Yugoslavya Antifaşist Ulusal Kurtuluş Konseyi (AVNOJ) direniş harekâtının bütün Yugoslav halklarını birleştirecek bir siyasal programa kavuşmasını sağladı.
Müttefiklerin Balkanlar'a çıkarma yapmasından önce Yugoslavya'daki Partizan hareketini boğmak isteyen Nazi yönetimi, 1942-1943 kışında toptan imhayı hedef alan yeni bir harekât düzenlediler. Öncelikle Çetnikleri saf dışı ederek konumlarını sağlamlaştıran Partizan kuvvetleri, ardından Alman kuşatmasını yararak Karadağ'ın Durmitor bölgesine geçtiler. Mayıs 1943'te bu bölgeye yönelik ikinci Alman kuşatma harekâtı da boşa çıktı. Üstün Alman birlikleriyle şiddetli çarpışmalardan sonra sarp bir geçidi aşan Partizan kuvvetleri sonunda Bosna'nın orta kesimine ulaşmayı başardı. Yugoslavya'nın bağımsızlık mücadelesinde bir dönüm noktası sayılan bu zafer, aynı zamanda Partizan hareketine Müttefiklerin siyasi ve askerî desteğini sağladı. İtalya'nın Müttefiklere teslim olmasından sonra Partizanların denetimine giren geniş kıyı şeridi, silah ve askerî gereç almak için önemli bir kapı durumuna geldi. Bu arada Kasım 1943'te ikinci toplantısını yapan AVNOJ, bir geçici hükümet oluşturduğunu ilan etti. Mayıs 1944'te Tito'nun karargâhına yönelik son Alman saldırısını da atlatan Partizanlar, sonraki aylarda işgal kuvvetlerini Sırbistan'a doğru geriletmeye başladı.
Kasım 1945'teki seçimlerde, komünistlerin önderliğindeki Halk Cephesi'nin kazandığı büyük zaferin ardından, 2 Aralık 1945'te Yugoslavya Demokratik Federal Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilan edildi, böylece kâğıt üstünde de olsa devam eden monarşi resmen sona erdi.Ocak 1946'da federal bir cumhuriyet yapısını öngören yeni anayasa yürürlüğe kondu.

Tam boyut için resme tıklayın.

Adı:  ygslvya.JPG
Gösterim: 7
Boyutu:  44.6 KB
ID: 31239

Yugoslavya savaşları

Josip Broz Tito'nun ölümünden sonra artan etnik çekişmeler ve ekonomik bunalım nedeniyle ve 1980'lerin sonlarında Doğu Avrupa'daki değişikliklerin de etkisiyle 1990'lar ve 2000'lerde yaklaşık 20 yıl süren kanlı bir süreç sonunda Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti, yedi ayrı egemen ülkeye bölünmüştür.

Kısa Kronoloji
  • 1991 : Slovenya Slovenya (25 Haziran 1991)
  • 1991 : Hırvatistan Hırvatistan (25 Haziran 1991)
  • 1991 : Flag of the Republic of Macedonia 1992-1995.svg Makedonya (8 Eylül 1991)
  • 1991 : Flag of the Croatian Republic of Herzeg-Bosnia.svg Hersek-Bosna Hırvat Cumhuriyeti (Dayton Anlaşması uyarınca yeniden düzenlenmiştir.) (18 Kasım 1991)
  • 1991 : State Flag of Serbian Krajina (1991).svg Krayina Sırp Cumhuriyeti (Fırtına Harekâtı sonucunda yıkılmıştır.) (19 Aralık 1991)
  • 1992 : Flag of Republika Srpska.svg Sırp Cumhuriyeti (Dayton Anlaşması uyarınca yeniden düzenlenmiştir.) (28 Şubat 1992)
  • 1992 : Flag of Bosnia and Herzegovina (1992-1998).svg Bosna-Hersek (6 Nisan 1992)
  • 1993 : Western Bosnia1995.gif Batı Bosna Özerk Bölgesi (Fırtına Harekâtı sonucunda yıkılmıştır.) (27 Eylül 1993)
  • 1999 : Birleşmiş Milletler Birleşmiş Milletler himayesi altındaki Kosova (NATO’nun Yugoslavya’yı bombalaması sonucunda kurulmuştur.) (10 Haziran 1999)
  • 2006 : Karadağ Karadağ Cumhuriyeti (3 Haziran 2006)
  • 2008 : Kosova Kosova Cumhuriyeti (17 Şubat 2008)

Üçüncü Yugoslavya

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin parçalanması sırasında sadece iki cumhuriyet (Sırbistan ve Karadağ) “Yugoslavya” devletini sürdürmeyi kabul etmiştir. Sırbistan’ın içindeki özerk bölgeler Kosova ve Voyvodina da, dolayısıyla bu yeni federasyonun içinde yer almıştır. Böylece 1992 yılında sosyalist federasyondaki bu iki cumhuriyet, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti devlet yapısını oluşturmuştur. Geriye kalan cumhuriyetler, bağımsız devletler olarak hayatlarına devam etmişlerdir. Bu devletlerden Bosna-Hersek, yeni Yugoslavya’nın kurulduğu dönemde büyük bir savaş alanı altında, harap hâldeydi.
Doğu Avrupa’da komünist devlet idarelerinin çökmesiyle ilgili olarak yeni devlet de demokratik değişim sürecini kabul etmiştir. Buna bağlı olarak, bayraktan kızıl yıldız simgesi çıkarılmış, yeni bayrak yıldızsız olarak kullanıma sunulmuştur. Ayrıca, eski komünist simgelerle örülü devlet arması da çift başlı kartal merkezli bir yeni arma ile değiştirilmiştir. Bunun yanında, yeni devlet, Yugoslavya SFC’nin kolektif başkanlık sistemi yerine seçimle belirlenen tek başkan sistemini uygulamaya koymuştur.
Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin parçalanmasının ardından kurulan yeni Yugoslavya devleti, daha merkeziyetçi bir idari yapıya sahip olmuştur. Belgrad’dan Sırpların kontrolundaki yeni devlet yönetimi, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin dağılışı sırasında bağımsızlığına kavuşamayan Kosova bölgesi ile sıkıntılı bir yeni birlik kurmuştur. Ülkenin 1992’de kuruluşundan son dönemine kadar Kosova, Sırp idaresinin uygulamalarına tepkili bir bölge olmuştur.

1998-1999 Kosova Savaşı
1998-1999 döneminde, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti ordusunun, Kosova’nın bağımsızlığını isteyen Kosova Kurtuluş Ordusu’na ve bu örgüt yanında yer alan milis güçlerine karşı çeşitli operasyonlar yürütmüştür. Buna karşı olarak, dünyada oluşan siyasi inisiyatif doğrultusunda NATO birliklerinin ülke çapında askerî operasyonları olmuştur.
27 Haziran 2015 16:57   |   Mesaj #9   |   
Safi - avatarı
SMD MsXTeam
Ankara
2054
5.400 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 06-06-2015
YUGOSLAVYA, Güney Avrupa'da, Balkan yarımadasında yer alan ve iki cumhuriyetten (Sırbistan ve Karadağ) oluşan federal devlet; 102 173 km2; 10 394 000 nüf. (1992). Başkenti Belgrad. Resmi dili Sırpça.
coğrafya
Sırbistan ve Karadağ'dan oluşan yeni Yugoslavya ile Birinci Dünya savaşı sonrasında krallık olarak kurulup (1918- 1919), ikinci Dünya savaşı'ndan sonra federal bir yapıya dönüşen Yugoslavya (1945-1991) arasında coğrafi açıdan önemli farklar vardır. Eski Yugoslavya Federatif Sosyalist Cumhuriyeti yaklaşık 226 000 knr'lik bir alanda 6 federe cumhuriyet ile 2 özerk bölgeden oluşuyordu; Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Bosna- Hersek, Makedonya ve Karadağ federe devletleri ile Sırbistan'a bağlı Kosova ve Voyvodina özerk bölgeleri. Bu federasyonun nüfusu 24 milyona yakındı. 1992'de kurulan yeni Yugoslavya Federal Cumhuriyeti ise eskisinin yarısından daha az bir alanda ve gene eskisinin yarısından daha az nüfuslu iki federe devletten oluşmaktadır: Sırbistan ve Karadağ.
Yeni Yugoslavya'nın güneyi (Karadağ ve Kosova) dağlık, kuzeyi (Kuzey Sırbistan ve Voyvodina) ovalıktır. Ova kesimiyle uzantılarında Tuna nehri ile kollarının (Sava, Tisza, Morava) üzerinde ve ayrı ayrı küçük dağ kütlelerinin (Fruska Gora) yer yer yükseldiği löslü alçak platolarda kısmen bataklık, alüvyonlu geniş vadiler birbirini izler.

nüfus
Yugoslavya yukarıda belirtildiği gibi 1991 'e kadar 6 cumhuriyetli federal bir devletti. Bunlarda altı "ulus" ve pek çok sayıda “milliyet" yaşıyordu.
Her cumhuriyet de az çok karışık bir etnik yapıya sahipti.

—Hırvatistan'da büyük çoğunluğu Hırvatlar oluşturuyordu (% 78), en büyük azınlık ya da milliyet ise Sırplar'dı (% 12);
—Slovenya'nın nüfusunun % 90'dan fazlası Slovenler'den oluşuyordu;
—Bosna-Hersek daha karışıktı: % 43,7 Boşnak (müslüman Sırp), % 31,3 Sırp, % 17,3 Hırvat, vd.;
—Makedonya esas olarak Makedon (% 66,6) ve Arnavutlardan (% 21) oluşuyordu; biraz da Türk, Sırp ve Bulgar vardı;
—Sırbistan'da Sırplar çoğunluktaydı (% 66,4), ondan sonra yüzde doksanı Koso- va'da olmak üzere Arnavutlar geliyordu (% 19,6). Ayrıca Voyvodina'da kalabalık bir macar azınlık (% 21,7) ve Sırbistan'ın tümünde daha az oranda Hırvat, Boşnak, Türk, vb. milliyetler bulunuyordu.
—Karadağ'da Karadağlı denen Sırplar çoğunluktaydı (% 61,5). Ayrıca kalabalık bir boşnak topluluğu (% 17.4) ve diğer [milliyetler bulunuyordu, j Özet olarak eski Yugoslavya'da başta [Arnavutlar olmak üzere, macar, rom (çingene), bulgar, rumen ve türk gibi milli- 'yetler yer alıyordu. Ülkede büyük çoğunluk (Sırplar, Hırvatlar, Boşnaklar ve Karadağlılar) ortak dil olan sırp-hırvat dilini konuşuyor, Slovenler, Arnavutlar, Macar'lar ve Türkler ise kendi dillerini kendi bölgelerinde kullanıyorlardı.

1870-1914 arasında yoğunlaşan ve iki dünya savaşı arasında da küçümsenmemesi gereken ekonomik nedenli göç hareketi 1960'a doğru yeniden canlanmış jve 1965-1973 arasında en yüksek düzeyine ulaşmıştı. Bunun üzerine yetkililer, 1965 ekonomik reform uygulamasının yol açtığı işsizliğin tırmanmasını sınırlayan bir süreci önce hoş karşıladılar, sonra denetim altına aldılar. O tarihlerde gidilen başlıca ülkeler işgücü açığı bulunan Batı Avrupa devletleriydi (Almanya ve daha az ölçüde Fransa, Avusturya, İsveç, İsviçre); ama eski okyanusötesl göç de ABD'ye, Kanada ve Avustralya'ya doğru yeniden başlamıştı. Dünya bunalımı bu hareketleri büyük ölçüde yavaşlatırken dönüşler çoğaldı. 1981 nüfus sayımına göre ülke dışında "geçici" olarak oturan ve Yugoslavya nüfusunun parçası sayılan 875 000 kişi vardı.
Ülke içinde de ekonomik gelişme çok yoğun bir coğrafi ve toplumsal-mesleki hareketlilik gösteriyordu. Kırsal nüfusun oranı (1948'de % 67) gittikçe düşerken kentsel nüfusun oranı hayli yükseldi (1990’da%56).
1991 öncesinde ekonomi
• Örgütlenme ilkeleri. Eski Yugoslavya, üretim araçlarının çoğunun kolektifleştirildiği sosyalist bir devletti. 1946-1948 ulusallaştırılmasından doğan kamu mülkiyeti kesimi sanayiyi, madenleri, bankaları, sigorta şirketlerini, ulaşım ve dağıtımın büyük bölümünü kapsıyordu, ama kamu mülkiyeti tarımda azınlıktaydı. İşlenen toprakların % 85'i özel kişilerin elindeydi; 1953 tarım reformu bu kişiler için işlenebilir toprak mülkiyetini 10 ha olarak belirlemişti. Özel mülkiyet kesimi zanaatçılığın, hizmetlerin (otelcilik, lokantacılık) bir bölümünü de içine alıyordu. Bu kesim kapsamında etkin nüfusun dörtte birini oluşturan 2 500 000 emekçi vardı. Ekonominin örgütlenmesi başlangıçta SSCB'nin ekonomi modeline dayandırılmış ve Yugoslavya. beş yıllık plan uygulamasına geçen ilk halk demokrasisi olmuştu (1947). 1948'de sosyalist kampla arasının açılmasından sonra başlanan özyönetim denemesi, bu tarihten 1991'e kadar yugoslav sisteminin düzenleyici ilkesi ve başlıca ayırtedici göstergesi oldu.
Toplumsal özyönetim (drustveno samoupravljanje) ortaklaşa emek örgütlerinin (işletmeler) zorunlu örgütlenme biçimiydi, bu örgütlenme biçiminde emekçiler, yöneticiyi seçen ve işletmenin politikasını belirleyen işçi konseyini seçerlerdi Yönetimin vesayetinden kurtulmuş olan işletme ulusal ya da yabancı muhataplarıyla sözleşmeli ilişkiler kurar ve böylece artık iflasın koruyucu şemsiyesine sığınamazdı. Cumhuriyetlerin, özerk illerin ve komünlerin geniş ekonomik yetkilere sahip olduğu yugoslav sistemi birçok çıkarın ve karar merkezinin varlığına dayanıyordu; bu merkezler arasında hakemlik çoğu kez zordu. Plan burada tüm buyurucu niteliğini yitirir ve bir yönlendirme ve geleceğe yönelik bir belgeye dönüşürdü. Federasyon kredi, para, vergilendirme, dışalım rejimi ve fiyatlarla ilgili önlemlerle müdahalede bulunur; fiyatları istisnai olarak dondurabilirdi. Böyle bir sistem, birçok emekçiyi işletmelerin ve toplumsal kurumların yönetimine gerçekten katma konusunda elverişli olduğunu ortaya koydu. Bununla birlikte, sözkonusu sistem ücretlerde büyük eşitsizliklere, aşırı kapasite kullanımı ya da dar boğazlar nedeniyle de bölgesel gelişmede koordinasyon yetersizliğine, sosyo-ekonomik ilişkilerde belli bir disiplinsizliğe ve fiyatların, ücretlerin ve dış borçların dizginlenmesinde denetim yetersizliğine yol açtı.

• Tarım. Sosyal hâsılanın % 14-15'ini sağlayan tarım, kamu kesimi ile özel kesim arasında çarpıcı bir karşıtlık gösteriyordu. Birincisi (ekilen toprakların % 15'i) çoğu Voyvodina ve Slovenya'nın verimli ovalarında kurulmuş olan tarım sanayisi kombinalarından oluşuyordu. Birleşmelerden doğmuş olan bu kombinalar büyük tarımsal üretim gruplarıyla (buğday, mısır, ayçiçeği, şekerpancarı) hayvan yetiştirme istasyonlarını imalat sanayisi birimleriyle (un, yağ, konserve fabrikaları) birleştiriyordu. Bazıları perakende satışı. işletme lokantacılığını, hatta otelcilik ve turizm gibi alanları da etkinlik kapsamına alıyordu, özel kesimde ise, tersine, ekilen toprakların % 85'ini kaplayan 2 milyon işletme, yerinde tüketim ve kamu kesimine oranla daha düşük randıman nedeniyle ticari tarım ürünlerinin ancak yarısını sağlıyordu. Tam gün çalışılmayan en küçük işletmeler ise ailelere yalnızca ek bir gelir sağlıyordu. En büyükleri hızla modernleşmeye ve 1970'li yıllarda, ülkenin özellikle kuzey kesiminde uzmanlaşmaya başlamıştı.

• Madenler, enerji, sanayi. Eski Yugoslavya otuz yılda sanayileşmiş bir ülke oldu. Sanayi ve madenler 3 milyona yakın emekçiyi istihdam ediyor, sosyal hâsılanın % 40'ını gerçekleştiriyor ve dörtte birinden azını işlenmemiş ürünlerin oluşturduğu dışsatımın başlıca bölümünü sağlıyordu. Petrol üretimi (4,5 Mt) yetersizdi ve iç üretimden daha fazlası SSCB, Libya ve Irak'tan satın alınıyordu. 1970'li yıllarda hidrokarbonların pahalılaşması hidroelektrik potansiyelin değerlendirilmesi (Tuna'nın Demir Kapılar'da Romanya’yla işbirliği içinde düzenlenmesi) ve kömür kaynaklarının işletilmesi (en başta linyit, özellikle Kosova'da) yönündeki ilginin yoğunlaşmasına yol açtı. Linyit üretimi 60 Mt'a, elektrik üretimi Krsko nükleer santralının (Slovenya) devreye girmesiyle 66 TVVsa'e yaklaştı. Bosna'da demir filizi (2 Mt'dan az) orta çaplı (4 Mt çelik) ve dağınık bir demir-çelik sanayisini besliyordu. O dönemde Yugoslavya bakır (Sırbistan), kurşun, çinko (Kosova'da) ve boksit (Sibenik ve Titograd alüminyum kombinaları) çıkarımında ve imalat sanayisinde dünyanın 'önde gelen ülkelerinden biriydi. Akdeniz çevresinde kerestede kendi kendine yeterli tek ülkeydi (topraklarının % 34'ü orman), imalat sanayisi klasik teknolojili kollara dayalıydı, otomobil, gemi yapımı, madenler ve demiryolları donanımı, traktör ve tarım makineleri, türbinler, tekstil, mobilya. Buna karşılık Yugoslavya havacılık, bilgiişlem, nükleer alanda başka ülkelere bağımlıydı ve sa nayi donanımının önemli bir bölümünü dışardan alıyordu. 1967 tarihli bir yasayla izin verilen yabancı yatırımlar önemli teknolojik katkının sağlanmasına olanak verdi, ama sanayi gelişmesinin finansmanında sınırlı bir rol oynadı.

• Ulaşım ağının kurulması ve gelişimi 1939'da Yugoslavya'nın karayolu ve demiryolu altyapısı çok zayıftı. Savaştan sonra çalışmalar önce demiryolları üstünde yoğunlaştırıldı Karayolu ulaşımı özellikle 1960'tan sonra gelişti; kaplanan yolların uzunluğu 9 000 km'den (1962) 122 000 km'ye (1989) ve otomobil parkı sayısı da 146 000'den 4 milyon araca ulaştı (1990), Karayolu yavaş yavaş dağlık bölgeleri ulusal ulaşım ağına bağlamaya başladı Titograd-Üsküp, Titograd- Belgrad, Dubrovnik-Belgrad gibi ülkeyi enine kesen birkaç karayolunun tamamlanması iç kesimin baştan başa Adriya ana karayolunun geçtiği kıyı kesimine bağlanmasına olanak verdi. Bu arada demiryolu ağı da yaygınlaştırıldı (1989'da 9 000 km'den fazla). 1976'da tamamlanan ve pahalı bir teknik başarı olan Belgrad Bar hattı Sırbistan'ın Karadağ'da daha yakın bir deniz kapısına kavuşmasına olanak verdi.

• Büyüme ve bunalım. 1945-1980 arasında Yugoslavya, düzensiz olmasına karşın hızlı ve kamu kesiminde sürekli istihdamın sağlandığı bir ekonomik büyüme gösterdi. Bu süreç, işletmelerin rekabet gücünü iyileştirmeye yönelik bir reform uygulamasının sonucu olarak yalnızca 1965-1969 arasında kesildi. Uluslararası konjonktürün göç hareketine çok elverişli olmasına karşın daha o tarihte hissedilen işsizlik artışı 1973'ten sonra hızlandı. 1969'da 331 000 olan iş talebinde bulunan kayıtlı insan sayısı 1983'te 888 000'e çıktı (etkin nüfusun % 9'u; % 1,4'ü Sloven- ya'da, % 20'si Kosova'da). Bununla birlikte, aynı sürede kamu kesimindeki işçi sayısı da 3,6 milyondan 6 milyona çıktı, yani (etkin nüfusun % 42'sinden % 60'ına); oysa kendi adına çalışan köylülerin sayısı 4 milyondan 2 milyona düşüyordu.

Sosyal hâsıla, 1955-1980 arasında yılda ortalama % 6,5 ve sanayi üretimi de % 9 oranında arttı; ispanya ve Yunanistan'dakiyle karşılaştırılabilecek bu gelişme farklı koşullarda gerçekleşti: daha az yabancı yatırım, daha çok otofinansman. Kırk yılda (1951-1991) tarımın sosyal hâsıla içindeki payı % 31 'den % 11,7'ye düşerken, sanayinin ve madencilik kesiminin payı % 22'den % 48'e çıktı. Tarımsal üretim değeri (sabit fiyatlarla hesaplandı) 3,1 kat, sanayi üretim değeri 12 kat, toplumsal hâsıla da 6,4 kat arttı. Uluslararası ortam bu büyümeyi 1970'e kadar kolaylaştırdı; bu tarihten sonra güçlükler, dünya bunalımı çerçevesinde birikti "petrol şoku", dış pazarlarda artan rekabet.
Bununla birlikte, büyüme, önemli dış ticaret açığına karşın sanayi üretiminin iki kat arttığı 1970'li yıllarda da sürdü; bu açık, uzun süre günlük ödemeler dengesi düzeyinde göçmen işçilerin gönderdiği, turizm ve ticaret filosunun sağladığı gelirlerle kapatıldı. Ama ağır bir dış borç birikti (1983'te yaklaşık 20 milyar dolar, dış gelirlere eşdeğer). 1979'da petrol fiyatlarının. doların, faiz ve ödeme oranlarının birdenbire yükselmesi dış ticaret açığını artırdı ve zayıflıkları ortaya çıkan büyümenin geleceğini tehlikeye düşürdü: iç pazarın genişlemesine bel bağlayan, ama rekabet gücünü geliştirmeye ve dışsatıma önem vermeyen, dışalıma dayalı ikameci bir sanayileşme; tamamlayıcı olmaktan çok birbirine rakip ve her biri, ekonomiyi ülke düzeyinde ihmal ederek eksiksiz bir üretim aygıtıyla donandığını ileri süren cumhuriyetler (bunun sonucunda cumhuriyetler düzeyinde sözgelimi demir-çelik, petrokimya, otomobil, kereste sanayilerinde ortaya çıkan sanayi yoğunlaşmaları).

Yetkililer 1980’de ekonomide, enflasyonla, yatırım fazlalığı ve dış ticaret açığıyla mücadele eden enerjik bir "istikrar” politikası uygulamaya başladılar. Dışalım önemli ölçüde azaldı, ama dışsatım da dünya çapındaki durgunluk nedeniyle geriledi ve ticaret dengesi önemli ölçüde açık verdi Bununla birlikte, kısmen turizm gelirleri (yılda 1,5 milyar dolar fazlalık) ve göçmenlerin gönderdiği dövizler (aynı miktarda net girdi) yardımıyla ödemeler dengesi açığı yarı yarıya azaldı ve Yugoslavya borcunu ödeyebilecek güce kavuştu. Bu, kamu harcamalarının ve halkın yaşam düzeyinin açık biçimde kısıtlanmasıyla sağlanabildi.

• Bölgesel eşitsizlikler ve gelişme. Eski Yugoslavya'da Bosna-Hersek, Makedonya ve Karadağ cumhuriyetleri ile Kosova ili resmen az gelişmiş bölgeler olarak kabul edilmişlerdi ve bu nedenle federal yardım alıyorlardı. Yüksek nüfus artışı nedeniyle bu dört bölgede nüfus, dışarıya doğru göç hareketlerine karşın ulusal ortalamadan daha hızlı artarak, toplam nüfusun % 30,5'inden (1948) % 36,6'sına (1981) ulaşmıştı. Kosova. nüfusu en yoğun olan ve en hızlı artan, en geri kalmış bölge durumundaydı.
Anayasa'nın milliyetler arasında eşitlik ilkesi bölgesel farkları azaltacak ekonomik politikaların uygulanmasını gerektiriyordu. Kaldı ki, geri kalmış bölgeler kömür, demir dışı maden filizi ve ağaç kaynaklarının büyük bölümüne, ayrıca yüksek bir hidroelektrik potansiyele, işgücü rezervine ve turistik çekiciliğe sahipti. Bölgesel gelişme politikası, "kötü gelişmiş cumhuriyetler ve Kosova ili hızlandırılmış kalkınma finansmanı federal fonu”na dayanıyordu. Her cumhuriyet ve özerk ilin vergi katkısından oluşan bu fondan (sosyal hâsılanın yaklaşık % 2'si) dağılılan miktarı bu dört bölge istediği gibi kullanabilirdi ve uzun vadede ödemek zorundaydı. Bu yardım adı geçen üç cumhuriyete önemli bir destek, Kosova'ya da ekonomik kalkınmasının finansmanı için başlıca kaynağı sağlıyordu. Yugoslavya, 1950’den sonra beş yıllık dönemlerle, yatırımlarının dörtte ve üçte birini az gelişmiş bölgelere ayırıyor; buralardan sosyal hâsılasının ancak % 22'sini sağlıyordu. Bu yöndeki çabalar ciddi olmakla birlikte yeterli sonuç doğurmuyordu. Makedonya ve Karadağ ulusal ortalamadan biraz daha hızlı gelişirken bu durum Bosna-Hersek ve Kosova'da gerçekleşmemişti. Öte yandan, nüfus artış hızının ortalamanın üstünde olduğu dikkate alınırsa, tüm az gelişmiş bölgelerin, özellikle Kosova'nın kişi başına düşen hâsıla bakımından gerilediği görülür: Kosova'da bu hâsıla değer bakımından Slovenya'dakinden altı kat daha düşüktü. Bu görece başarısızlığın kısmi nedeni, yatırımların genellikle çok sermaye isteyen, az iş yaratan (bu bölgelerin en önemli sorunu) ve federal yetkililer tarafından belirlenen temel ürün fiyatlarının görece düşük düzeyi nedeniyle az verim sağlayan madenlere ve temel sanayiye yönetilmesiydi. İmalat sanayisi daha çok gelişmiş bölgelerde kurulmuştu; bu bölgelerde işletmeler, altyapıdaki ilerlemelerin olağanüstü olmasına karşın "Yugoslavya Midi"sine yatırım yapmaya pek istekli değildirler. Genel olarak söylemek gerekirse sözkonusu olan, arayı kapamaktan çok koşut bölgesel gelişmeyi sağlamaktı; yalnızca Kosova geriden gelmekteydi. 1981‘de bu ili sarsan karışıklıkların ve arnavut kökenli halkın istemlerinin kaynağı elverişsiz bir toplumsal ekonomik durumdu. Nitekim bütün bu bölgesel eşitsizlikler, etnik farklılıkla birlikte ülkenin parçalanmasında önemli rol oynayacaktı.

tarih
Arkeolojik bulgular Balkanlar'ın bir parçası olan Yugoslavya topraklarında insan yerleşiminin Alt Yontmataş çağına (İ.Ö. yaklş. 200-100 bin) değin indiğin göstermektedir. Daha kalıcı yerleşmelerin ortaya çıkışı Yenitaş çağına rastlar Bu çağda eski avrupa uygarlığının (İ.Ö. 7000-3500) odaklarından biri olan bölgede özellikle ırmak vadileri, hayvancılık ve toprak ekiminin yanı sıra el sanatlarında da oldukça gelişmiş yerleşik toplulukları barındırıyordu. Rusya bozkırlarından gelen ve Hint-Avrupa dilleri konuşan yarı göçebe kavimlerin bölgeye girişi İ.Ö 3500 dolaylarında başladı. Askeri aristokrasilerce yönetilen bu kavimlerin Adriyatik kıyılarına kadar uzanan akınları, bölgede kentsel uygarlığın gelişimini uzunca bir dönem kesintiye uğrattı.
Göç dalgalarını izleyen dönemde bölgede İllyrialılar, Daçyalılar, Makedonlar ve Traklar yer yer kısa ya da uzun ömürlü egemenlikler kurdular. Bu arada savaşçı daçyalı ve trak krallıkları zaman zaman bölgedeki halkları boyunduruk altına alarak doğuda güçlü bir konum elde ettiler. Daha sonra Philippos H’nin yönetiminde yükselen Makedonya krallığı, İ.Ö IV. yy. ortalarından başlayarak yunan nüfuzunu bölgenin büyük bölümüne yaydı.
Bölgedeki yerel aristokrasiler bazı küçük lllyria krallıkları dışında kararlı bir devlet yapısı yaratamadılar Bunun başlıca nedeni kuzeyden ve doğudan istilaların sürmesiydi İ.Ö. III. yy. başlarında Tizsa’nın doğusundan gelerek güneye doğru ilerleyen Keltler, gelişmiş demir teknolojileri sayesinde yerel kabilelere kolayca boyun eğdirdiler.
Makedonya hegemonyasının sarsılmasıyla bir süre bağımsız kalan bölge. İ.Ö III. yy. sonlarında Roma'nın istilasına uğradı. Bölge halklarının roma egemenliğine girmemek için gösterdiği sert direniş ancak bir dizi savaşla kırılabıldi. Bunu izleyen romalılaştırma sürecinde bölge halkı roma ordularının önemli bir asker kaynağı durumuna geldi. Bölgeyi İllyri- cum, Pannonia ve Moesia eyaletlerine ayıran Romalılar, ticari ve askeri amaçlarla geniş bir yol ağı inşa ederek çeşitli kentler kurdular.
Balkanlar’a III. yy.'da giren Gotların istilası çok geçmeden Roma nın merkezi denetiminin zayıflamasına yol açtı. Bölgenin büyük bölümünü ele geçiren Gotların yarattığı yıkımı hun, bulgar ve avar akınları izledi. Bu arada Roma İmparatorluğu'nun 395'te resmen ikiye ayrılmasıyla Sava ve Tuna ırmaklarını izleyen bir hat. Batı ve Doğu arasındaki sınır olarak belirlendi. Ostrogotların 476’da Batı Roma’yı yıkmasından sonra, Balkanlar Doğu Ro- ma’nın (Bizans) nüfuz alanı içinde kaldı. Ama zayıf imparatorluk yönetimi bölgedeki otorite boşluğuna son veremedi.
Barbar akınlarının yol açtığı karışıklık V yy. sonlarında Karpatlar’ın kuzeyinden gelen Slavların bölgeye yayılması için uygun bir zemin hazırladı. Öteki halkların tersine askeri bir aristokrasiye dayanmayan ve yerleşik yaşam biçimine daha yatkın olan Slavlar, VI. yy. başlarında Aşağı Tuna’yı aşarak boş alanlara yerleşmeye yöneldiler Bölgede denetimi yeniden sağlamaya çalışan Bizans imparatoru İustinianos I, bu slav topluluklarından ücretli sınır muhafızları olarak yararlanma yoluna gitti. Bir süre sonra Avarlara bağlanan Slavlar, Balkan içlerine yönelik saldırılara giriştiler. Avar baskısının ortadan kalkmasını izleyen dönemde Bizans imparatoru Herakleios, slav kökenli sırp ve hırvat kabilelerini Dalmaçya kıyılarına yerleştirdi. Bizans yardımıyla Avarları ve Bulgarları doğuya sürerek bütün bölgeye yayılan bu kabileler, zamanla bölgenin daha eski slav topluluklarıyla karıştılar.

• İlk slav devletleri. Bölgenin siyasal parçalanmışlıkla belirlenen ortaçağ başlarındaki karmaşık tarihi iki ana etkenle açıklanabilir. Her şeyden önce bölge, yayılmaya çalışan çevredeki güçlü devletlerin çatışma alanı içinde bulunuyordu. Frank, macar ve bulgar devletlerinin oluşturduğu bu kuşatma zincirini, bölge üzerindeki hak iddialarını canlı tutan Bizans İmparatorluğu tamamlıyordu. Değişik slav öğelerinin damgasını taşıyan yerel devletlerin, bu büyük devletlere karşı uzun süre ayakta kalması güçtü. Slavların zayıflığına yol açan ikinci ana etken ise kararlı ve merkezi bir yapıya engel oluşturan kapalı toplumsal ve siyasal örgütlenmeydi. Slav toplumunun temelini oluşturan zadruga adlı geniş aileler, genelde tek bir soy çizgisinin belirlediği köylerde bir araya gelmişti. Köylerin zupan adlı bir şefin çevresinde toplanmasıyla daha büyük siyasal birlikler ortaya çıkıyordu. Akrabalığa ve yerel bağlara dayanan bu sistem, yalnızca dış tehdit durumlarında daha geniş bir örgütlenmeye olanak veriyordu. Birleşik slav devletlerinin kurulmasından sonra da bu sistem bir ölçüde varlığını sürdürdü. İki ana etkene bağlı olarak slav topluluklarının çoğu farklı gelişim çizgisi gösterdi. İlk slav krallıklarından Slovenya ve Hırvatistan krallıkları Ortaçağ'da batılı Kutsal Roma-Germen ve Macaristan devletlerinin egemenliğine girerken Sırbistan krallığı daha özgür bir gelişme gösterdi.

Çeşitli slav halklarını özümleyerek geniş bir alana yayılan Sırplar'ın yaşadığı topraklarda Bizans egemenliği, askeri thema'lardan oluşan bir sisteme dayanıyordu. Bizans imparatorları sistemi ayakta tutmak için slav kabile birliklerini birbirlerine karşı kullanıyorlardı Ama bizans gücünün zayıf olduğu dönemlerde bu yerel güçler bir veliki zupan (büyük zupan) altında bir araya gelerek belirli bir kesimde denetimi sağlayabiliyordu. Gerçek anlamda ilk sırp devleti Vlastimir adlı bir zupan'ın 850'de güneydeki Sırpları bulgar yayılmasına karşı birleştirmesiyle ortaya çıktı. Bu devletin Bizans’la bağlarını koruması bölgede hıristiyanlı- ğın ortodoks çizgisini izlemesinde ve kiril alfabesinin yayılmasında önemli rol oynadı. Bu özellikler bugünkü Karadağ ve Sırbistan’ı hırvat ve Sloven dünyasından ayıran farklı bir kültürel ortam yarattı.
Vlastimir’in ölümünü izleyen dönemde Sırbistan, önce Simeon l'in (925-927), ardından Samuel’in (980-1014) kurduğu bulgar imparatorluklarına bağlandı. BizanslIların 1018’de bölgeye yeniden egemen olmasından sonra Sırplar’ın bağımsızlık mücadelesi iki ayrı devletin çevresinde gelişti. X. yy. sonlarında kurulmuş olan ve bugünkü Hersek ile Karadağ’ı içine alan Zeta adlı devlet, Adriyatik kıyılarının bir bölümünü ve iç kesimde Belgrad'a kadar uzanan toprakları ele geçirdiyse de uzun süre ayakta kalamadı. XI. yy. sonlarına doğru ortaya çıkan ve başlangıçta bugünkü Novi Pazar (Yeni Pazar) yöresine egemen olan Ras- ka adlı devlet ise, Stefan Nemanja’nın 1167’de veliki. zupan olmasından sonra genişleyerek eski Zeta topraklarında denetimi sağladı. Sonraki yıllarda Nemanja hanedanı papadan kral unvanı alarak (1216) ve ayrı bir kilise örgütlenmesi kurarak (1219) Sırbistan’ı bağımsız bir güç durumuna getirdi. Bu arada Bizans'ın, haçlı kuvvetlerinin eline geçmesi (1204) üzerine yeniden yayılmacılığa yönelen Bulgarlar’ın işgal ettiği sırp toprakları adım adım geri alındı. Hanedanın dokuzuncu hükümdarı Stefan Dusan (1331- 1355) giriştiği fetihlerle bugünkü Arnavutluk ve Karadağ ile Bosna'nın doğu kesiminin yanı sıra Tesalya, Epir ve Makedonya’yı kendisine bağlayarak Sırbistan’ı en geniş sınırlarına ulaştırdı. Sağlam temellere dayalı bir yönetim kuran ve dinin birleştirici işlevini kullanarak kültürel bir canlanma başlatan Nemanja hanedanının önemli bir katkısı da tarım, madencilik ve ticareti geliştirilmesi oldu.

• Osmanlı dönemi. OsmanlIlar, XIV. yy.’ın ikinci yarısında Vardar ve Morava vadilerini izleyerek Balkanlar'daki hıristiyan devletlere karşı akınlar düzenlemeye başladılar. Stefan Dusan’ın ölümünden (1355) sonra parçalanmaya yüz tutan Sırbistan, bu akınları durduracak etkili bir direniş gösteremedi. Edirne'nin düşüşünden sonra Sırplar’ın sağladığı geçici birlik, bir dizi yenilgiyle kısa sürede dağıldı Osmanlı fetihlerinin genişlemesiyle birlikte birçok slav despotu osmanlı egemenliğini tanıyarak ayakta kalmaya çalıştı. Yerel güçlerin sürekli saf değiştirdiği bu süreçte hıristiyan soyluların gücü adım adım kırılırken, önemli kentler de art arda osmanlı yönetimine girdi. Özellikle Arnavutluk’ta köylülerin slav feodal beylere duyduğu tepki, osmanlı ilerleyişini önemli ölçüde kolaylaştırdı. Birleşik sırp, bosna ve bulgar kuvvetlerinin zaman zaman elde ettiği başarılar bu süreci tersine çevirmeye yetmedi.
Bulgar çarı İvan’ın 1371'de OsmanlIlarla uzlaşması, Balkanlar’daki hıristiyan cephesinin çözülmesini sağladı. Sırp prensi Lazar komutasındaki slav kuvvetlerinin I. Kosova savaşı’nda (1389) yenilmesiyle, osmanlı yayılmasının önü bütünüyle açıldı. Osmanlı egemenliğini tanıyan sırp despotlarının elinde, Belgrad çevresinde küçük bir devlet kaldı XV. yy başlarında Anadolu’daki savaşlar nedeniyle duraklayan osmanlı ilerlemesi, Murat ll’nin başa geçtiği 1421'den sonra yeniden hız kazandı. Bu dönemde Balkanlar’daki osmanlı egemenliğine son vermek amacıyla Macarlar'ın öncülüğünde düzenlenen haçlı seferleri boşa çıktı Sırp bağımsızlığının son kalesi olan Smedere- vo ve çevresi bir dizi sefer sonunda 1459’da ele geçirildi. Bosna ve Hersek'in kesin olarak fethi ise 1463'te tamamlandı. Sonraki yıllarda müslümanlığın hızla yayıldığı Bosna, OsmanlIların bölgedeki en güçlü dayanağı durumuna geldi. Çeşitli seferlere karşın işgal edilemeyen Karadağ ise zaman zaman OsmanlIlara vergi ödeyerek bağımsızlığını korudu.
Avrupa’daki siyasal güçler arasında beliren bölünmeler, OsmanlIların Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine yönelmesi için elverişli bir ortam yarattı. Macaristan'a yönelik ilk seferinde Belgrad’ı alan (1521) Kanuni Sultan Süleyman, Mohaç savaşı’ndan (1526) sonra Pannonia havzasını ve Slovenya'nın büyük bölümünü osmanlı topraklarına kattı.
OsmanlIların Batı’ya doğru genişlemesi 1529’daki başarısız I. Viyana kuşatmasıyla durdu. Böylece Balkanlar’da ortaya çıkan dengeyi bozmaya yönelik girişimler uzun bir süre sonuç vermedi. Ama 1590’larda Habsburgların desteğiyle Tuna boyunca OsmanlIlara karşı yeni bir cephe açıldı. Bunun üzerine ortaya çıkan çatışmalarda OsmanlIların bazı yenilgiler almasıyla güç dengesi değişmeye başladı. Viyana’yı ele geçirerek durumu tersine çevirmek isteyen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın 1683’teki seferde uğradığı bozgun, OsmanlIların gerilemesinde belirleyici bir dönüm noktası oldu. Bozgunun ardından Avusturya birlikleri Belg- rad’ı alarak Sırbistan içlerine kadar ilerlediyse de, 1690’daki Osmanlı karşı saldırısıyla yeniden Tuna'nın gerisine çekildi.

Osmanlı ordularının 1697'de birkaç cephede uğradığı yenilgiden sonra ağır koşullar içeren Karlofça antlaşması (1699) imzalandı. Bu antlaşmayla Macaristan’ın büyük bölümüyle birlikte Hırvatistan ve Slovenya, Habsburgların eline geçti Bu tarihten başlayarak Balkanlar’daki osmanlı egemenliği sarsılma sürecine girdi.
Geniş topraklara yayıldığından karmaşık bir toplumsal dokuya dayanan OsmanlI devleti'nde, müslüman olmayan halklar, millet adı verilen dinsel topluluklara ayrılmıştı. Çoğunlukla ortodoks olan balkan halkları bu sisteme göre öncelikle İstanbul patriğinin yönetimi altında bulunuyordu. Ama zamanla balkan ortodokslarına ulusal temele dayalı bir kilise örgütlenmesine gitme izni verildi. Böylece Sırplar 1557'de Pec’te bağımsız bir patriklik oluşturdular. Bu adım sırp ulusal bi
lincinin gelişmesinde önemli rol oynadı Pec’teki patriklik başta yargı, vergi topla ma ve eğitim olmak üzere Sırplarla ilgil birçok kamu görevini yürütme yetkisine sahipti.
Sırp ve öteki slav toprakları Rumel böylerbeyliğinin bir parçasıydı. Beyler beyliğin altında osmanlı yönetim sistemine uygun olarak eyalet, sancak ve kazalar yer alıyordu. Osmanlı yönetimi temelde vergi toplamaya ve düzeni korumaya önem veriyor, bunların dışında yerel halkın yaşamına pek karışmıyordu. Toprağın işlenmesinde osmanlı tımar sistemi geçerliydi Reaya konumunda olan hıristiyanlar askeri hizmet yükümlülüğünden bağışıktı. Ödedikleri vergiler müslümanlara göre yüksek olmakla birlikte, geçmişle karşılaştırıldığında daha hafifti. Toplumsal yaşamda hıristiyanlara getirilmiş bazı kısıtlamalar vardı. Ama din değiştirenlere her alanda yükselme yolu açıktı. Hıristiyan gençleri asker ve saray hizmetlisi olarak yetiştirmeye yönelik devşirme sistemi, Osmanlılarca izlenen özümleme politikasının başlıca aracıydı.
Balkanlar'daki fetih ve savaşların önemli bir sonucu da göç ve nüfus hareketlerinin karmaşık bir etnik yapı ortaya çıkarmasıydı. Bu süreçte bazı milliyetler geniş ve birbirinden kopuk alanlara yayılırken, çeşitli yörelere türk toplulukları yerleşti.

• Güney Slav devletlerinin ortaya çıkışı Fransız devrimi ve onu izleyen savaşlar Avrupa’daki güç dengesini kökten değiştirirken, Balkanlar üzerinde de derin bir etki bıraktı. Napolöon’un bölgeye müdahalesi Karadağ’da önemli değişiklikler yarattı. Osmanlı egemenliği dışında kalan Karadağ’ın yönetimi 1516’dan sonra yerel halk meclislerince seçilen ve vladi- ka olarak bilinen Cetinje (Çetine) piskoposlarının eline geçmişti. Sonraki dönemde osmanlı kuvvetlerinin bölgeyi işgal girişimleri sonuçsuz kalmış ve vladika'lık 1696’dan sonra Njegos hanedanının babadan oğula elde tuttuğu bir makam niteliğini kazanmıştı. Osmanlı devleti’ne karşı Rusya’yla ilişkilerini geliştiren ve Napolöon savaşları'nda (1800-1815) etkin olarak Rusya’nın yanında yer alan Karadağ, Viyana kongresi’nden topraklarını bir kat artırmış olarak çıktı. Sonraki yıllarda da Rusya’nın yakın müttefiki olarak uluslararası planda bağımsız devlet konumunu pekiştirdi ve OsmanlIların toprak kayıplarını giderme çabalarını püskürttü.
Balkanlar’a yönelik rus ilgisi, osmanlı yönetimine karşı muhalefetin giderek yükseldiği Sırbistan’ı da etkiledi. Rusya ve Avusturya’nın 1787-1791 arasında Osmanlı devleti’ne karşı yürüttüğü savaş sırasında sırp ayaklanmaları başladı. Yeniçerilerin yerel halk üzerindeki baskısı 1804 ilkbaharında yeni bir ayaklanmaya yol açtı. Karayorgi olarak bilinen Yorgi Petroviç adlı bir tüccarın önderlik ettiği ayaklanma, Osmanlı sarayının da yeniçerilerin başıbozukluğuna karşı olması nedeniyle kısa sürede başarıya ulaştı. Ertesi yıl Karayorgi’nin çağrısıyla toplanan Skupstina adlı parlamento özerklik talebinde bulununca, Sırbistan’a büyük bir osmanlı ordusu gönderildi. Rusya'dan destek alan Sırplar uzun süre bu orduya başarıyla karşı koydular. Ama Napolöon tehdidi karşısında Rusya'nın 1812’de Osmanlı devleti’yle barışa gitmesinden sonra sırp direnişi kırıldı. Karayorgi yandaşlarıyla birlikte Avusturya'ya kaçmak zorunda kaldı.
OsmanlIların giriştiği sindirme harekâtı, nisan 1815’te Milos Obrenovic’in önderliğinde yeni bir sırp ayaklanmasını başlattı. Napolöon tehlikesinden kurtulmuş olan Rusya’nın ağırlığını ortaya koyması ve birbirini izleyen askeri yenilgiler, OsmanlI devleti’ni ayaklanmacılarla görüşmeye oturmak zorunda bıraktı. Aralık 1815’te imzalanan antlaşma uyarınca Milos, Sırbistan prensi olarak tanındı. Ayrıca Osmanlı devleti’ne bağlı kalma koşuluyla Sırbistan’a Skupstina ile silahlı kuvvetlerini koruma ve yerel işlerde söz sahibi olma gibi ödünler verildi. Ülkeye 1817'de dönen Karayorgi'yi ortadan kaldırarak konumunu pekiştiren Milos, OsmanlIlarla yürüttüğü uzun görüşmelerin ardından ağustos 1830'da sırp tahtının çocuklarına geçmesini kabul ettirerek Sırbistan'a tam özerklik verilmesini sağladı. Böylece Güney Slavları arasında yeni bir güç odağı yükselirken, Obrenovic ve Karayorgiyeviç aileleri arasında kanlı bir çekişme başladı.

• Ulusal bilincin uyanışı. Güney Slavların XIX. yy. başlarında Avrupa'daki yeni düşünce akımlarıyla tanışması özellikle dil, edebiyat ve kültür alanında ulusal kaynaklara dönüş yönünde güçlü bir eğilim doğurdu. Bu gelişmeye büyük ölçüde Habsburg topraklarında kümelenmiş olan orta tabaka ve aydın çevreler öncülük etti. Illyria eyaletlerinin ortadan kaldırılmasından sonra yoğun bir macarlaştır- ma kampanyasının başladığı Hırvatistan'da 1830'larda bir gazete çıkaran Ljudevit Gaj (1809-1872), sırp, hırvat ve Sloven dillerini bütünleştirme çabasına girdi. Sırp aydınlarından Dositej Obrado- vic’in (1743-1811) standart bir sırp edebiyat dili yaratma girişimlerini sürdüren Vuk Stefanovic Karadzic (1787-1864), bilimsel yazım sistemiyle kiril alfabesini sırpçaya uyarladı, halk edebiyatı araştırmalarıyla sözlük derleme çalışmalarını yürüttü. Öte yandan ilk Sloven dilbilgisi kitabını yayımlanan Jernej Kopitar'ın çalışmalarının bir ürünü olarak 1843'te ilk Slovence gazete çıkmaya başladı. Çeşitli yugoslav (güney slav) dillerinde yazılan edebiyat yapıtları, bölgede bir kültürel yakınlaşma ortamı yaratarak siyasal birlik düşüncesinin gelişmesine önemli katkıda bulundu.

• Yeni Sırbistan. Yugoslav topraklarında en güçlü ulusal hareketin beşiği olan Sırbistan, Milos’un yönetimi altında düzenli bir devlet olma yönünde önemli adımlar attı. Ama askeri ve ekonomik alandaki reformlara karşın, uygulanan baskıcı politikalar çok geçmeden geniş bir muhalefet doğurdu. 1839'da tahttan çekilmek zorunda kalan Milos'un yerine geçen oğulları Milan III ve Mihailo lll'de siyasal karışıklıkların üstesinden gelemedi. Mihailo'yu yurtdışına kaçmak zorunda bırakan 1842'dekl ayaklanma sonunda Karayorgi'nin üçüncü oğlu Aleksandr prens oldu. Avusturya ve Rusya arasındaki tarafsızlık politikası yüzünden konumu sarsılan Aleksandar da 1859'da tahttan indirildi. Yaşlı Milos'un kısa prenslik döneminden sonra 1860'ta yeniden başa geçen Mihailo, yönetim alanındaki reformlarıyla ve getirdiği yeni kurumlarla devletin temellerini sağlamlaştırdı. Mihailo’nun 1868'de öldürülmesi üzerine küçük yaşta prensliğe getirilen kuzeni Milan IV, devlet işlerini doğrudan üstlendiği 1872'den sonra Avusturya'ya yakın bir dış politika izleyerek panslavist akımdan uzak durmaya çalıştı. Ama 1875’te Bosna-Hersek'te OsmanlI yönetimine karşı başlayan ayaklanma karşısında tutumunu değiştirerek temmuz 1876’da Karadağ ile birlikte OsmanlI devleti’ne savaş açtı.
Osmanlı-sırp savaşı başlangıçta Sırbistan'ın aleyhine geliştiyse de Rusya'nın devreye girerek 1877’de osmanlı topraklarına saldırması dengeyi bozdu. Osmanlı-rus savaşı'nın sonunda imzalanan Ayastefanos (Yeşilköy) antlaşmasıyla (3 mart 1878) Balkanlar'da Rusya'yı güçlendiren bir durum ortaya çıktı. Bunun üzerine diğer büyük avrupa devletleri araya girerek Berlin antlaşması (13 temmuz 1878) dayattılar. İkinci antlaşma uyarınca Rusya'nın daha önce kabul ettirdiği Bulgaristan prensliği'nin sınırları daraltılırken, tam bağımsızlık statüsü kazanan Sırbistan'a bazı yeni topraklar verildi. Sınırları bir kat daha genişletilen, Karadağ'ın bağımsızlığı da resmen tanındı. Bosna ve Hersek ise görünüşte osmanlı vilayetleri olarak kalmakla birlikte Avusturya'nın yönetimine bırakıldı.
Berlin antlaşması sonrasında Avusturya’nın onayı olmadan başka devletlerle antlaşma yapmama sözü karşılığında askeri ve siyasal desteğin yanı sıra ülkesi için ticaret ve gümrük kolaylıkları elde eden (1881) sırp prensi Milan, ertesi yıl kendini kral ilan etti ve Avusturya'nın desteğine güvenerek Bulgaristan'a savaş açtı (1885). Ama ağır bir yenilgiyle sonuçlanan savaş, içeride Avusturya'ya bağımlılığa karşı gelişen muhalefetin daha da güçlenmesine yol açtı. Tahttan çekilmek zorunda kalan (1889) Milan’ın yerine küçük yaşta geçen oğlu Aleksandr, yönetimi doğrudan üstlendikten (1893) sonra izlediği baskıcı politikalarla birçok çevreyi karşısına aldı. Sonunda kanlı bir saray darbesiyle Obrenovic hanedanı devrilerek Karayorgiyeviç ailesinden Petar I başa getirildi (1903). Petar’ın liberal yönetimi ülkeye siyasal istikrar ve hızlı bir ekonomik gelişme getirdi. Bu dönemde Sırbistan'ın başka ülkelerle de ticari ilişkiler kurmaya yönelmesi, Avusturya'yla Domuz savaşı (1906-1909) olarak bilinen gümrük çatışmasına yol açtı. Tarım ürünleri için yeni pazarlara yönelerek Fransa ve Almanya ile yakınlaşmaya giren Sırbistan, aynı zamanda Sırpların yaşadığı bütün toprakları birleştirmeyi hedef alan bir dış politika temelinde dikkatini Balkanlar'da genişlemeye çevirdi.

• Balkan savaşları. Aralarındaki sorunları bir yana bırakarak Osmanlı devleti'ne karşı bir cephe oluşturan Sırbistan, Karadağ, Yunanistan ve Bulgaristan, ekim 1912'de başlayan I. Balkan savaşıyla kısa sürede osmanlı kuvvetlerini Makedonya'dan Doğu Trakya'ya çekilmeye zorladı. Büyük devletlerin araya girmesiyle imzalanan Londra antlaşması'ndan (30 mayıs 1913) umduğu sonucu alamayan Bulgaristan'ın eski müttefiklerine saldırması II. Balkan savaşı olarak bilinen yeni bir çatışmaya yol açtı. Bu çatışmayı sona erdiren Bükreş antlaşmasıyla (10 ağustos 1913) Karadağ topraklarını genişleterek Sırbistan’la ortak bir sınıra kavuştu. Sırbistan ise Makedonya'nın orta ve kuzey kesimiyle birlikte güneye doğru büyük bir toprak parçası elde etti. Buna karşılık Avusturya'nın baskısı sonucunda sırp ve karadağ birliklerinin işgal ettiği bazı topraklar yeni kurulan Arnavutluk'a verildi.
Yeni çizilen sınırlar kalıcı bir barış yaratmadığı gibi büyük devletlerin çatışmasını Balkanlar'a kaydırdı. Bulgaristan'ın destek almaya çalıştığı Avusturya, savaşlardan güçlü çıkan ve doğu yönünde yayılma çabaları önünde engel oluşturan Sırbistan'a ders vermek için bahane aramaya başladı. Böylece Avrupa'nın barut fıçısı durumuna gelen bölgede Avusturya veliaht prensi Franz Ferdinand'ın bir sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi (haziran 1914), beklenen kıvılcımın parlamasına yetti. Sırbistan'a ağır bir.ültimatom veren Avusturya, bir hafta geçmeden resmen savaş açtı. Daha önceki saflaşmalar büyük devletleri de zincirleme savaşın içine çekerek Avrupa genelinde bir çatışma başlattı.

• Birinci Dünya savaşı. Avusturya'nın ilk iki saldırısını püskürtmekle birlikte 1914- 15 kışındaki tifo salgınıyla büyük ölçüde kırılan sırp ordusu, İtilaf kuvvetlerinden destek alamayınca avusturya, alman ve bulgar birliklerinin 1915 sonbaharında giriştiği harekât karşısında bozguna uğradı ve çetin kış koşullarında Arnavutluk boyunca geri çekilerek Korfu adasına sığındı. Sırbistan’ın büyük bölümünü işgal eden avusturya kuvvetleri Karadağ'ı da ele geçirdi. Alman ve bulgar kuvvetlerinin Makedonya'daki ilerlemesi ise Yunanistan sınırına dayandı. 1916 sonbaharında Selanik'e çıkarma yapan İtilaf birlikleri hiçbir harekât yapamadan yerinde çakıldı. Bölgedeki büyük yığınağa karşın kilitlenen savaş, Yunanistan'ın haziran 1917'de itilaf saflarında yer almasından sonra yeni bir evreye girdi. 1918 yazına doğru saldırı konumuna geçen İtilaf kuvvetleri, Makedonya cephesini yararak alman ve bulgar birliklerine ağır bir darbe indirdi. Aynı dönemde Avusturya'ya karşı birkaç koldan başlatılan saldırıda sırp ordusu da önemli rol oynadı. Habsburg monarşisinden kopmalarla güç duruma düşen Avusturya, kasım 1918'de teslim olmak zorunda kaldı.
Savaş döneminin önemli bir cephesi de Güney Slavlar'ın siyasal birlik yönünde attığı adımlar oldu. Daha savaşın başlarında sırp, hırvat ve Sloven kökenli politikacı ve aydınların bu amaçla Londra'da kurduğu Yugoslav komitesi, yeni ve birleşik bir devleti savunan çevrelerin sözcüsü durumuna geldi. Yugoslav komitesi ile sürgündeki sırp hükümeti temsilcilerinin temmuz 1917'de imzaladığı Korfu bildirisi'yle bu program ilk kez somut bir biçim kazandı. Bildiri temelde farklı ulusal ve dinsel toplulukların eşit haklarla yer alacağı, demokratik ilkelere dayalı bir anayasal monarşi kurulmasını öngörüyordu. Bu gelişme Habsburg yönetimi altında olan hırvatlar ve slovenler arasındaki bağımsızlık mücadelesini de güçlendirdi. Aynı yıl örgütlenen Yugoslav ulusal konseyi açıkça Güney Slav birliğini savunmaya başladı. Yugoslav komitesi'nin önemli bir başarısı da savaşa girmek için itilaf devletleri'nden Slovenya ve Dalmaçya’nın bir bölümünü topraklarına katma sözü almış olan İtalya ile belirli bir uzlaşma sağlaması oldu.
Habsburg monarşisinin çöküşe doğru gitmesi güney slav milliyetçiliğine yeni bir hız kazandırdı. Bir dizi ayaklanmaya sahne olan Hırvatistan, Sabofun ekim 1918'de aldığı kararla Macaristan'a bağımlılığa resmen son verdi. Bu sırada Dalmaçya'daki Italyan ilerlemesi sürdüğünden, güney slav halkları düzenli orduya dayanan Sırbistan’ın çevresinde kenetlendi. Kasım 1918’de Cenevre'de bir araya gelen Yugoslav komitesi, Yugoslav ulusal konseyi ve sırp partilerinin temsilcileri Karayorgiyeviç hanedanı altında birleşmeyi öngören bir plan hazırladı. Öte yandan Karadağ’da toplanan bir ulusal meclis de Sırbistan’a katılma kararı aldı. Sırp naip prensi Aleksandr I, aralıkta babası Petar'ın yönetiminde Sırp, Hırvat ve Sloven krallığımın kurulduğunu açıkladı. İtalya'ya bazı toprakları bırakarak ve öteki komşularla bir dizi antlaşma imzalayarak sınırlarını çizen yeni krallığı, içeride savaşın yol açtığı büyük yıkımı giderme ve yönetim yapısını biçimlendirme gibi daha ağır sorunlar bekliyordu.

• Sırp, Hırvat ve Sloven krallığı. Ortak ve köklü kurumlardan yoksun olan yeni devletin, birbirinden kopuk çok sayıda etnik ve dinsel topluluğu barındırması nedeniyle, kasım 1920'de kurucu meclis için yapılan seçimlerde karmaşık ve çok renkli bir bileşim ortaya çıktı. Mecliste çoğu etnik temellere dayanan 15 dolayında partinin temsilcileri yer aldı. Yeni anayasanın hazırlanmasında temel görüş ayrılığını üniter ya da federal bir devlet yapısının benimsenmesi oluşturdu. Federal devlet ilkesinin reddedilmesinden sonra Hırvatistan köylü partisi’ne bağlı temsilciler meclisten çekildi. Bir bakana yönelik suikastın ardından da meclisteki komünistlerin üyeliğine son verildi. Böylece sırp radikal ve demokratik partilerinin müslüman temsilcilerle oluşturduğu ittifak, son derece merkezi bir sistem getiren anayasayı meclisten kolaylıkla geçirdi, Yeni anayasa sırp ulusal gününe rastlayan 28 haziran 1921'de yürürlüğe girdi.
Radikal parti'den Nikola Pasic'in başbakanlığı altında kurulan çeşitli hükümetler, Sırplar arasındaki siyasal çekişmelerin yanı sıra hırvat ve Sloven ayrılıkçılığıyla da baş edemedi. Pasic'in 1925'te hırvat lideri Stjepan Radic'le sağladığı işbirliği sonucunda oluşturulan koalisyon hükümeti de başarısızlığa uğradı. Baskı, ayrımcılık ve yolsuzluklar nedeniyle tırmanan siyasal gerginlik, karadağlı bir milletvekilinin haziran 1928'de iki hırvat milletvekilini öldürmesi ve Radic'i ağır biçimde yaralamasıyla doruğuna ulaştı. Hırvat milletvekilleri parlamentodan çekilerek Zagreb'de ayrı bir meclis topladı. Sloven önderi Anton Korosec'in başbakanlığı üstlendikten sonra parlamentoya işlerlik kazandırmak için gösterdiği çabalar da sonuçsuz kaldı.
Tahta 1921'de çıkmış olan Aleksandr I, bu gelişmeler üzerine ocak 1929'da parlamentoyu dağıtarak anayasayı yürürlükten kaldırdı ve kişisel bir diktatörlük kurdu. Bir süre sonra da ülkenin adını Yugoslavya olarak değiştirdi ve yerel yönetim yapısını yeniden düzenledi. Etnik. dinsel ve bölgesel partileri kapatarak geniş çaplı baskılara girişti. Eylül 1931'de yürürlüğe giren yeni anayasayla görünüşte temsili hükümet sistemine dönüldüyse de, Yugoslav Ulusal partisi'nin (sonradan Yugoslav Ulusal birliği) egemen olduğu güdümlü bir yönetim sürdürüldü. Hırvat önder Vladimir Macek’in öncülük ettiği Birleşik muhalefet adlı blok, seçimlere katılmakla birlikte etkili olamadı. Bu arada İtalya'ya ve Macaristan'a kaçan birçok Hırvat, ayrılıkçı Ustasa adlı örgütü oluşturarak terör eylemlerine girişti.
Aleksandr'ın ekim 1934'te Fransa’da bir ustasa militanınca öldürülmesinden sonra tahta küçük yaştaki oğlu Petar II geçti. Naip olarak yönetimi üstlenen Pe- tar’ın amcası Prens Pavle, 1935 seçimlerinin ardından başbakanlığa, bir uzlaşma ortamı yaratması beklenen Milan Stojadinovic'i getirdi. Yumuşama yönünde bazı adımlar atmakla birlikte etkisiz hükümetiyle şiddet olaylarının önünü almayan Stojadinovic, aralık 1938'deki seçim zaferinin ardından fazişan eğilimlere destek vermesine tepki gösteren bakanlarının istifası üzerine başbakanlıktan çekildi. Yerine geçen Dragisa Cvetkovic, daha önce Pavle'nin isteği doğrultusunda Macek'le gizlice yürüttüğü görüşmeleri sonuçlandırarak ağustos 1939’da bir uzlaşmaya vardı. Hırvatistan'a yarı özerk bir statü verilmesinin ardından yeni bir koalisyon hükümeti kuruldu ve antidemokratik seçim yasasını değiştirme hazırlıklarına başlandı. Ama Avrupa'daki savaş havasına bağlı olarak belirlenen dış tehdidin yol açtığı siyasal bunalım, anayasal sorunları çözme umudunu boşa çıkardı.
Komşu ülkelerle toprak anlaşmazlıklarından kaynaklanan dış tehditlere karşı önceleri Fransa'ya dayanmaya çalışan Yugoslavya, aynı zamanda Küçük antant (1920-21) ve Balkan antantı (1934) gibi bölgesel ittifaklarla konumunu güçlendirme çabasına girdi. Ama içerideki baskıcı rejimin de etkisiyle fransız desteğinin zayıflaması, ülkeyi giderek alman yayılmasına açık bir duruma getirdi. Almanya'yla kurulan sıkı ekonomik bağlar, çok geçmeden Üçlü pakt'a (Almanya, İtalya ve Japonya) katılma yönünde yoğun bir baskıyı getirdi.
II. Dünya savaşı'nın hemen başlarında bölgede üstün konuma geçen Mihver devletleri'ne karşı Yugoslavya'nın izlemeye çalıştığı tarafsızlık politikası ancak mart 1941’e değin sürdürülebildi. Hükümetin bu tarihte alman baskısına böyun eğmesi üzerine, askeri bir darbeyle Pavle'nin naipliğine son verilerek genç kralın yönetimi eline alması sağlandı. Ama SSCB'ye saldırmadan önce güney kanadını güvence altına almak isteyen Almanya, bir ay sonra büyük bir kuvveti Yugoslavya üzerine sürdü.
Kaynak: Büyük Larousse
27 Haziran 2015 16:58   |   Mesaj #10   |   
Safi - avatarı
SMD MsXTeam
Ankara
2054
5.400 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 06-06-2015
• İkinci Dünya savaşı Birkaç koldan başlayan alman saldırısına karşı koyamayarak dağılan Yugoslayva ordusu iki hafta içinde teslim oldu Atina'ya kaçmak zorunda kalan kral ve bakanları, daha sonra Londra'ya geçerek bir sürgün hükümet oluşturdu. Bu arada asken yenilgiyi izleyen düzenlemelerle Yugoslavya birkaç parçaya bölündü. Slovenya’nın büyük bölümü doğrudan Almanya'ya bağlandı. İtalya daha önce hak iddia ettiği Slovenya'nın güneyi ile Dalmaçya'nın önemli bir bölümünü aldı. Karadağ'ı işgal eden İtalyan birlikleri göstermelik bir meclisle bağımsızlık ilan etti. Arnavutların çoğunlukta olduğu Kosova gibi Yugoslavya toprakları da gene İtalyan nüfuzu altındaki Arnavutluk'a verildi. Voyvodina'nın büyük bölümü Macarlarca ilhak edilirken, Banat doğrudan alman yönetimine girdi. Sınırları önce daralan Sırbistan'da kukla bir rejim başa geçirildi. Sırbistan ve Makedonya'nın geri kalan kesimi Bulgaristan'a bırakıldı. Bosna- Hersek'in bağlandığı Hırvatistan'da ise Ustasa'nın önderi Ante Pavelic'in yönetiminde faşist bir rejim kuruldu.
Faşist hırvat rejimi elindeki topraklarda Nazi uygulamalarını bile aşan acımasız bir soykırım harekâtına girişti. Yahudi ve çingene azınlıklarla birlikte Sırpların büyük bir bölümü ortadan kaldırıldı. Sırpların önemli bir bölümü de katolikliği benimsemeye zorlandı. Ustasa çeteleri katolik din adamlarıyla birlikte kırsal kesimde terör estirmeye başladı.
Yugoslavya ordusundan artakalan bazı birlikler, bozgundan hemen sonra Albay Draza Mihajlovic'in önderliğinde, Çetnik- ler olarak bilinen çeteleri kurdular. Karadağ'da kukla yönetimin ilanıyla birlikte yerel ayaklanmalar başladı, işgale karşı bir başka direniş odağı da Josip Broz Tito yönetimindeki Yugoslavya komünist partisi'nin temmuz 1941'de başlattığı silahlı ayaklanmayla ortaya çıktı. Partizanlar olarak anılan komünist gerillalar eylül 1941'de Uzice kentini ele geçirdikten sonra, Sırbistan ve Bosna'nın bazı yörelerini içine alan bir sovyet cumhuriyeti oluşturdular. Bütün ülkeyi ‘Büyük Sırbistan' çevresinde yeniden birleştirme hedefini güden Çetniklerin izlediği strateji, Müttefiklerin bölgede başlatacağı bir harekâtı temel alıyordu. Federal bir cumhuriyet programıyla ortaya çıkan Partizanlar ise direnişi bütün ülkeye yayacak bir stratejiyi öngörüyordu. Bu nedenle Mihver kuvvetlerinin direniş hareketini ezmek için ekim 1941'de başlattığı saldırı karşısında eşgüdüm sağlanamadığı gibi. Çetnikler ve Partizanlar arasında sert ve kanlı bir çatışma kaçınılmaz hale geldi.

• Bağımsızlık mücadelesi ve Partizanların zaferi. Mihver saldırısı üzerine Bosna'ya çekilerek ‘işçi tugaylarına dayalı yeni bir savaş taktiğini seçen Partizanlar, İtalyan, alman, ustasa ve çetnik birliklerinin mart 1942'de giriştiği harekâttan sonra Bosna'nın kuzey-batı kesimini üs edindi. Tito'nun kasım 1942'de topladığı Yugoslavya antifaşist ulusal kurtuluş konseyi (AVNOJ) direniş hareketinin bütün yugoslav halklarını birleştirecek bir siyasal programa kavuşmasını sağladı.
Müttefiklerin Balkanlar a çıkarma yapmasından önce Yugoslavya'daki partizan hareketini boğmak isteyen almanlar, 1942-43 kışında toptan imhayı hedef alan yeni bir harekât düzenlediler. Öncelikle çetnikleri saf dışı ederek konumlarını sağlamlaştıran partizan kuvvetleri, ardından alman kuşatmasını yararak Karadağ'ın Durmitor bölgesine geçtiler. Mayıs 1943'te bu bölgeye yönelik ikinci alman kuşatma harekâtı da boşa çıktı. Üstün alman birlikleriyle şiddetli çarpışmalardan sonra sarp bir geçidi aşan partizan kuvvetleri sonunda Bosna'nın orta kesimine ulaşmayı başardı. Yugoslavya'nın bağımsızlık mücadelesinde bir dönüm noktası sayılan bu zafer, aynı zamanda partizan hareketine Müttefiklerin siyasal ve askeri desteğini sağladı. İtalya'nın Müttefiklere teslim olmasından sonra Partizanların denetimine giren geniş kıyı şeridi, silah ve askeri gereç almak için önemli bir kapı durumuna geldi. Bu arada kasım 1943'te ikinci toplantısını yapan AVNOJ, bir ‘geçici hükümet' oluşturduğunu ilan etti
Mayıs 1944'te Tito'nun karargâhına yönelik son alman saldırısını da atlatan Partizanlar, sonraki aylarda işgal kuvvetlerini Sırbistan'a doğru geriletmeye başladı Aynı sıralarda bozgun içindeki alman ordularını izleyen Kızıl ordu Romanya ve Bulgaristan sınırlarına dayanmış bulunuyordu. Daha önce bağımsız bir çizgide direttiği için Stalin'in tepkisini çekmiş olmakla birlikte Moskova'ya giderek sovyet ileri harekâtıyla belirli bir eşgüdümü sağlayan Tito, bir yandan da Londra’daki sürgün hükümetiyle görüşmelere oturdu Tito'ya önemli bir siyasal ağırlık kazandıran görüşmeler sonunda kurtarılmış bölgelerde kurulan ulusal kurtuluş komiteleri geçici yönetim organları olarak kabul edildi. Çetniklerle iç savaş biçimini alan Sırbistan'daki partizan ilerleyişi, alman ordularının geri çekildiği sonbahara doğ ru büyük ölçüde başarıya ulaştı. Partizan kuvvetleri ile sovyet birliklerinin ortak harekâtıyla ekim 1944'te Belgrad ele geçirildi. Sürgün hükümetinin başbakanı Ivan Subasic'in Belgrad'a dönmesinden sonra koalisyon niteliğinde bir geçici hükümet oluşturuldu. Bütün Yugoslav toprakları Partizanların denetimine girerken, son çetnik kalıntıları da temizlendi.

• Tito'nun Yugoslavyası Savaş sonrasında bazı çatışmalara karşın Trieste'yi İtalya'ya ve slovenlerin yaşadığı bazı toprakları Avusturya'ya bırakan Yugoslavya, öteki sınır sorunlarını ise büyük ölçüde sürtüşmeyle karşılaşmadan çözdü. Daha direniş döneminde Partizanlarla sıkı işbirliği yapan Enver Hoca yönetimindeki Arnavutluk, Kosova'da yugoslav yönetimine karşı gelişen protesto eylemlerine karışmaktan kaçındı. Yugoslav ve bulgar partileri arasında daha önce gündeme gelen bir Balkan federasyonu oluşturma planı ise bir cumhuriyet olarak düzenlenen Makedonya konusundaki anlaşmazlık, Müttefiklerin karşı çıkışı ve Yunanistan'daki iç karışıklıklar nedeniyle bir yana bırakıldı.
Kasım 1945'teki seçimlerde komünistlerin önderliğindeki Halk cephesi'nin kazandığı büyük zaferin ardından, ocak 1946 da federal bir cumhuriyet yapısını öngören yeni anayasa yürürlüğe kondu. Böylece Tito'nun yönetimi altında sosyalist bir sistem kurmaya yönelik adımlar atılırken, yeni düzene karşı koymaya çalışan muhalif güçler etkisiz hale getirildi.
Tito'nun sosyalist inşa ve dış politika alanlarında sovyet etkisi dışında kalma çabaları, çok geçmeden Stalin'le sert bir çatışma doğurdu. Kominform yugoslav yöneticilerin politikasını ansızın mahkûm etti (haziran 1948) ve onları sapmacılık ve ulusçulukla suçladı. Kamuoyunun SSCB'yi desteklememesinden yararlanan Tito partiyi ve orduyu temizledi ve sovyet blokuna karşı direndi. Ekonomik bunalımın önüne geçebilmek için Ba- tı'nın yardımını kabul etti. İşletmelerin yönetimi seçilen işçi konseylerine, kamu hizmetlerinin yönetimi de sosyal yönetim komitelerine verildi. Ülke özyönetim uygulayan büyük komünlere bölündü Bu reformlar, ocak 1953 Anayasası'yla onaylandı. Komünist parti'nin VI. Kongresi (kasım 1952) Halk cephesi ni Emekçi halkın sosyalist ittifakı'na dönüştürdü. Komünist parti, Komünistler birliği adını aldı. Bununla birlikte demokratikleşmenin sınırları, 1954'te Milovan Djilas'ın, ‘yeni yönetici sınıf üstüne makaleleri nedeniyle Merkez komite den ihracıyla ortaya çıktı Dış ilişkilerde Yugoslavya, komşularıyla ilişkilerini iyileştirdi: Trieste'yi İtalya'ya bırakırken B bölgesini ilhak etti (Londra antlaşmaları, ekim 1954); yunan komünizmini desteklemekten vazgeçerek Yunanistan ve Türkiye ile Ankara anlaşması'nı (1953), sonra da bir ittifak (Bled, 1954) imzaladı Stalin'in ölümünden sonra SSCB yöneticileri, diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasını önerdiler (haziran 1953); mayıs 1955'te bu gerçekleşti. Kendine özgü bağlantısızlık politikasını sürdüren Tito eylül 1961'de, Belgrad’da genel silahsızlanma, sömürgeciliğin tasfiyesi ve Birleşmiş milletler örgütü’nün yeniden örgütlenmesi yönünde Kararlar alan bir konferansa başkanlık etti. Yugoslavya'nın ulusal komünist partiler arasındaki ilişkilerde merkeziyetçiliğe son verilmesi dileği, ülke içinde cumhuriyetler, milliyetler ve hatta komünler ile millileştirilmiş işletmeler düzeyinde benimsendi. Ekonominin yeniden inşası birkaç aşamada oldu: dinarın devalüasyonu ve bir "ağır dinar çıkarılması (ocak 1966), yabancı sermayenin ulusal işletmelere katılımına izin verilmesi, vergilerin artırılması (1967) ve kârların dağıtımında reform.
16 mayıs 1967'de Tito oybirliğiyle, beşinci kez cumhurbaşkanlığına seçildi. Bu yeniden seçilme kural dışı bir durumdu, çünkü 1963 Anayasası uyarınca, rejimin diğer yöneticilerinin aynı göreve arka arkaya iki kezden fazla gelmemesi ilkesine kesin biçimde uyuluyordu. Ekim 1966'da Tito'nun 1937'den beri yürüttüğü Komünist parti genel sekreterliği görevi kaldırıldı, ama Tito, Yugoslavya Komünistleri birliği başkanlığına seçildi. Kongresini mart 1969'da toplayan Birlik, bir yürütme bürosunun kurulmasını onayladı. Büro, Tito'dan başka, cumhuriyetlerin ve özerk bölgelerin temsilcilerinden oluşuyordu; ayrıca siyasal azınlıklar da Komünist parti içinde görüşlerini dile getirmeye çağrıldı. Bununla birlikte milliyetçi kaynaşmalar önemli bir sorun oluşturdu. Temmuz 1971'de uygulanmaya başlanan bir anayasa reformu, federal kurumlarda değişiklik yaptı: 22 üyeli (her cumhuriyetten 3, her bölgeden 2 kişi) bir ortak başkanlık kurulu oluşturuldu. 29 temmuzda Meclis Tito'nun cumhurbaşkanlığını onayladı ve onu 5 yıl için yeni ortak başkanlık kurulu başkanı olarak seçti. Hırvatistan'da patlak veren geniş çaplı bir milliyetçi bunalım, aralık 1971'de hırvat yöneticilerin görevden alınmalarıyla sona erdi. Bir yıl sonra birkaç sırp ve Sloven yönetici de tasfiye edildi.
Yeni kışkırtmaların önünü almak için Tito, partiyi daha uyanık olmaya çağırdı; böylece parti ülkenin siyasal yaşamına daha fazla katıldı. 1971'de başlatılan anayasa reformu, 1973-74'te ortak başkanlık kurulu ve üye sayısının 22'den 9'a düşürülmesiyle tamamlandı. O tarihten sonra "delege" adını alan parlamenterler, işletmelerde seçilen özyönetim komitesine bağlı gruplar tarafından seçildiler; federal eşgüdüm alanında yetkileri artırıldı. Şubat 1974'te ilan edilen Anayasa, bir Federal meclis ve Cumhuriyetler ve iller meclisi'nden oluşan Federal bir meclis daha oluşturdu. Mayıs 1974'te Tito ömür boyu devlet ve parti başkanı seçildi. Parti X. Kongresi'nde altı federe cumhuriyete ve iki özerk bölgeye tanınan geniş egemenliği dengelemek amacıyla yönetim organlarını artan bir merkeziyetçilik yönünde değiştirdi. Bununla birlikte hükümet ekonomik durumu düzeltmeyi başaramadı; enflasyon arttı; pazar ekonomisinin uygulanması, kârları yetkililer tarafından sınırlandırılmaya çalışılan bir iş adamları sınıfını ortaya çıkardı. Ayrıca, özyönetim uygulaması, işletmelerin çıkarlarıyla ülke kalkınma planlarını bağdaştırmanın zorluğunu ortaya koydu. Yetkililer, aydınlar arasında bir muhalefetin sürüp gittiğini ve muhalif komünistlerin bir hareket oluşturmaya çalıştıkları gerçeğini kabul etmek zorunda kaldılar. Nihayet şubat 1975'te kurumsal reform, anayasal düzeni savunmak için bir Federal konsey'in kurulmasıyla tamamlandı. Bu konsey, parti ve hükümet üyelerinden oluşuyordu.
Dış politikada Yugoslavya, bağımsızlık ve bağlantısızlık ilkelerine bağlı kaldı. Haziran 1969'da Moskova'da toplanan Komünist partileri konferansı'na katılmayı reddeden Tito, Çavuşesku'nun da desteğini alarak iç işlerine karışmama öğretisine bağlılığını ve Sovyetler'in sınırlı egemenlik görüşünü reddettiğini açıkladı. Makedonya üstündeki bulgar talepleri, Bulgaristan ile Yugoslavya arasında bir gerginliğe yol açtı. Eylül 1971’de Brejnev, Belgrad’a geldi: Sovyetler Birliği Yugoslavlar’a kendi sosyalizmlerini kurma hakkını tanıdı. Bu yakınlaşma, karşılıklı ziyaretler ve önemli bir ekonomik anlaşmanın, imzalanmasıyla (kasım 1972) belgelendi. Yugoslavya, Bulgaristan ile de barıştı ve Batı Almanya ile ilişkilerini iyileştirdi.
Mayıs 1980'de mareşal Tito öldü ve daha sonra iktidar, 1974'te belirlenen ve çok karmaşık olan ortak ve nöbetle yönetim ilkeleriyle sürdürüldü. Tito ölünce Yugoslavya Cumhuriyeti Ortak başkanlık kurulu başkanı olan bosnalı Czijetin Miajatovic’ten sonra bu göreve sırasıyla Sloven Sergej Kraighor (mayıs 1981), sırp Petar Stamboliç (mayıs 1982), hırvat Mika Spiljak (mayıs 1983), sonra karadağlı Veselin Djurarlovic (mayıs 1984), Rado- van Vlajkovic (mayıs 1985), Sinan Hasa- ni (mayıs 1986), Lazar Mosjov (mayıs 1987), Raif Dizdarevic (mayıs 1988), Janez Drnovsek (mayıs 1989) getirildiler; hepsi de titocu yönelişe bağlıydılar. Ağır bir ekonomik bunalım ve Kosova bölgesinde sürüp giden bir karışıklıkla karşı karşıya kaldılar.
Etnik gerilim, zaman zaman tırmanarak sürdü (1985-1989). Enflasyonun % 140'a çıkması (1987 sonu) ekonomik bunalım yanında siyasal bir tehdit de oluşturuyordu. Bir tarımsal sanayi kombinasının (Agromerc) 865 milyon dolar değerindeki karşılıksız bonoyu piyasaya sürdüğünün ortaya çıkması üzerine Cumhurbaşkanı yardımcısı Hamdiya Pozderac istifa etmek zorunda kaldı (eylül 1987). IMF ile yeni bir anlaşma yapıldı; dış borçlar yeni vadeye bağlandı. Yapılan Anayasa değişikliğiyle piyasa ekonomisi yolunun açılması, devlet müdahalesinin azaltılması, özel girişimin cesaretlendirilmesi benimseniyor; Sırbistan yönetimine daha çok yetki verilerek etnik huzursuzluğun yaygın olduğu Kosova ve Voyvodina özek bölgelerinde denetimin sağlanması öngörülüyordu. Ocak 1989'daki Merkez komitesi toplantısında Komünist partisi önderi Stipe Suvar, fikirlerin serbestçe tartışıldığı çoğulcu düzeni savundu. Şubat 1989'da ilk bağımsız muhalefet partisi, Sosyal demokrat parti kuruldu.

• Parçalanma, iç savaş ve yeni Yugoslavya. 1990'da SSCB'nin ve Doğu Avrupa'daki sosyalist ülkelerin komünizmi ter- kederek çok partili demokratik düzene yönelmeleri Yugoslavya'yı derinden etkiledi. Ortam zaten hazırdı. Önce 1990'da Slovenya komünistleri Yugoslavya Komünistler birliği'nden ayrıldılar. Aynı yıl Hırvatistan'da yapılan seçimleri muhalefetteki Demokratik birlik kazandı. 1991 yılı boyunca Sırpların yönetimindeki Yugoslav halk ordusu ile Sloven, hırvat ve boşnak kuvvetleri arasında kıyasıya bir iç savaş yaşandı. Yıl sonuna doğru Yugoslav ordusu bu devletlerden çekilirken Bosna-Hersek Sırpları ayrı bağımsızlık ilan ederek Bosna'da müslümanlara karşı etnik temizlik hareketine giriştiler. Bu ikinci iç savaş devam ederken, aralık 1991'e gelindiğinde 6 cumhuriyetten oluşan eski Federal Yugoslavya'nın yerinde 5 ayrı devlet kurulmuş bulunuyordu: Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Makedonya ve yeni Yugoslavya. Bunlardan ilk üçü başta Almanya olmak üzere başka devletlerce resmen tanındılar. Makedonya'nın tanınmasıysa, adından dolayı Yunanistan tarafından engellendi. 27 nisan 1992'de Sırbistan ve Karadağ tarafından oluşturulan ve kendini eski Yugoslavya'nın mirasçısı ilan eden yeni Yugoslavya Federal Cumhuriyeti ise uluslararası Kamuoyunca ambargoyla karşılandı. Batılı devletler Sırbistan'ı ve 1986’dan beri iktidarda bulunan Sırp lider Slobodan Miloseviç'i Bosna'daki savaşın kışkırtıcısı saymayı sürdürdüler ve yeni Yugoslavya'yı eskisinin devamı gibi kabul etmeyi reddederek, izlenen politikaları onaylamadıklarını gösterdiler. BM Güvenlik konseyi Karadağ'la birlikte Sırbistan'ı resmen saldırganlıkla suçladı ve bu ülkeye kapsamlı yaptırımların uygulanmasını öngören bir önergeyi benimsedi. Bu yaptırımlar zorunlu tıbbi' malzemeler dışında bir ticaret ambargosunun konmasını, Sırbistan'la bağlantılı sivil hava ulaşımının bütünüyle yasaklanmasını, yurtdışındaki bütün sırp varlıklarının dondurup masını, yugoslav diplomatların sınırdışı edilmesini, bütün kültürel, sportif ve bilimsel ilişkilerin askıya alınmasını ve başka önlemleri kapsıyordu. Ekimde de Güvenlik konseyi'nden BM onaylı insancıl yardım çalışmaları dışında Bosna üzerindeki bütün uçuşların yasaklanmasına ilişkin bir karar çıktı.
Milosevic rejimi kısmen de olsa ablukayı aşmayı başardı. Rusya resmi düzeyde Yugoslavya'ya yönelik BM yatırımlarını destekliyordu. Ama Rus hükümeti, devlet başkanı Boris Yeltsin'in Balkanlardaki ABD politikasına ödünler verdiği yönündeki hücumları hesaba katmak zorundaydı. Sırbistan, Yunanistan hükümetinden de maddi ve manevi destek alıyordu, BM'nin koyduğu ambargoya karşın Belgrad'a ulaştırılan petrolün büyük bölümü Atina hükümetinin üstü örtülü desteğiyle Yunanistan’dan geçiyordu. Kalan bölümü ise Romanya'nın gizli işbirliği sayesinde Tuna yoluyla ya da Bulgaristan üzerinden taşınıyordu. Bununla birlikte Batılı ülkelerin Yugoslavya'ya uyguladığı yaptırımlar etkisini duyurmayı sürdürdü.
Saygın bir yazar ve eski bir rejim muhalifi olmanın yanı sıra ateşli bir sırp milliyetçisi olarak da tanınan Dobrica Cosic'in haziran 1992'de yeni Yugoslavya'nın cumhurbaşkanlığına seçilmesi, Miloseviç karşıtları arasında bir siyasal değişim umudunu doğurdu. Ama katılım oranının oldukça düşük düzeyde (Sırbistan'da % 60, Karadağ’da % 50) kaldığı 31 mayıstaki seçimler, eski komünistlerin oluşturduğu iktidardaki Yugoslavya sosyalist partisi'nin % 68'lik bir çoğunluk elde etmesiyle sonuçlandı. Bütün olup bitenlerden sonra gerçek bir değişim yolunun açılabileceği yönündeki umutlar, geçerek yeniden cumhurbaşkanlığına seçildi. Hırvatistan ve Bosna'da sivil halka yönelik baskınlara izin vermiş aşırı bir politikacı olan Vosijlav Seselj'irv başkanlığındaki Radikal parti seçimlerden ikinci büyük parti olarak çıktı. Kötü ün sahibi olan Beyaz Kaplanlar'ın lideri aşırı milliyetçi Zeljko Raznjetovic ('Arkan"), Arnavutların seçimleri boykot ettiği Koso- va'dan seçilerek parlamentoya girdi, Ko- sova'da Arnavutlar 24 mayıs 1992'de gayri resmi olarak kendi seçimlerini yapmış ve ardından Batı Avrupa'da sürgün hükümeti kurarak bağımsız bir cumhuriyet ilan etmişlerdi. Kışkırtmalar sonucunda Sırpların Bosna'daki gibi bir "etnik temizleme" hareketine girişmesinden çekinen yerel arnavut liderlerin yatıştırıcı çabalarına karşın Kosova bölgesindeki huzursuzluk giderilemedi.
Panic, 29 aralık 1992'de milletvekillerinin oybirliğiyle desteklediği bir güvensizlik önergesi sonucunda düşürüldü. Ocak 1993'te Federal meclis geçici başbakanlığa Radoje Kontic'i getirdi. 28 haziranda Zoran Lilic, görev süresi dolan Dobrica Cosic'in yerine Yugoslavya cumhurbaşkanı seçildi.

askeri tarih
Sırp ordusuna karadağlı ve avusturya- macar unsurların katılımıyla 1917'de kurulan yugoslav ordusu, daha sonra zorunlu askerlik hizmeti ilkesini benimsedi (1923). 16 piyade, 2 süvari, 1 muhafız tümenine dağılmış 116 000 askeriyle, yeterli tankı ve modern uçağı olmayan yugoslav ordusu, tam seferberlik halindeyken Almanlar'ın beklenmedik saldırısına (nisan 1941) uğradı ve birkaç gün içinde yok edildi. ( » BALKAN SEFERİ.) BU baskından kurtulan albay Mihailovic'in çetnikleri, ileri bir tarihte bir müttefik çıkarması umuduyla, silahlı direnişi sürdürdüler. Diğer yandan, SSCB'nin Almanya tarafından istila edilmesinden (22 haziran 1941) sonra Komintern'in emirleri doğrultusunda Tito, Makedonya ve Bosna'da komünist partizanları örgütledi, ilk proleter tugayı, aralıkta kuruldu. 1943'te Tito, 300 000 kişiye komuta ediyordu. Ingilizler ve Amerikalılar tarafından desteklenen her iki örgüt alman ve İtalyan kuvvetlerine karşı amansız savaşlar verdiler ve 40-50 tümeni durdurdular. Ancak daha sonra birbirlerine düştüler: çarpışmalar, nazi vahşilikleri, kardeş kavgaları, 305 0001 savaşçı 1 700 000 kişinin ölümüne yol açtı. Ingilizler tarafından terk edilen (1944) Mihailovic sonunda tasfiye edildi. Kurtuluş'tan sonra 800 000 partizan yugoslav halk ordusunun kurulmasını sağladı.
1969 yasasıyla düzenlenen Yugoslavya'nın genel halk savunması, erkeklerde 16-60 ve kadınlarda 16-55 yaş arasındaki herkesin Yugoslav Komünist birliği yönetiminde silah altına alınmasına olanak vermekteydi. Federal organ olan yugoslav halk ordusunun yanı sıra her topluluk, cumhuriyetler çerçevesinde kendi alan savunma kuvvetlerini ve kendi sivil savunmasını hazırlıyordu. Bunların örgütlenmesinden, seferber edilmesinden ve bütçesinden cumhuriyetler sorumluydu. 1971 hırvat bunalımından sonra yugoslav halk ordusu "kombine kurmay heyetleri" aracılığıyla, "toplulukların sosyalizmin kazanımlarına yönelik her tür tehdide karşı özsavunmasını ve özkorunmasını sağlamak üzere" alan savunma kuvvetleri üstünde belli bir denetim kurdu: yugoslav halk ordusu kuvvetlerin seferber edilmesini, partizan tugaylarının yardımıyla istila yollarının kapatılmasını sağlayacaktı; alan savunma kuvvetleriyse yerel savunmayla istila edilen bölgede gerilla hareketinden sorumlu olacaktı. Kesin bir saldırı taktiği, bir savunma stratejisiyle bütünleşiyordu. 1991'de cumhuriyetler arasında başlayan iç savaşta bu alan savunma kuvvetleri, federal orduya karşı savaşta cumhuriyetleri savunmakta işe yaradı.

yugoslav (sırp) sanalı
Ortaçağ sırp mimarlığı XII. yy.'ın sonunda, Studenica* manastırı Meryem kilisesi ile ortaya çıktı. Yunan haçı plan şemasına göre inşa edilmiş bu kesme taş yapının tek sahnı bir bizans kubbesiyle örtülüdür; dışı roman, içi bizans üslubunda bezenmiştir. Zica, Mileseva, Sopocani (XIII. yy.), Decani* (XIV. yy. başı) kiliseleri hem roman hem bizans özellikleri gösteren bu üslupta yapıldı. Daha sonra bu tarz bırakıldı ve Pec, Gracanica (XIV. yy.), Ravanica, Kalenic, Manasija'da (XV. yy.) yeni yapılan kiliselerde makedonya üslubu benimsendi. Kural haline gelen bu üslup, modern döneme kadar yürürlükte kaldı (Belgrad Sv. Marko kilisesi, 1931). Sırp ve Makedonya resim sanatları aynı kaynaklardan yararlanır. Görsel Üslup ve Studenica ya da Mileseva'da benimsenen ikonografik program, Nerezi'ye bağlanır. Aristokrat özlü olan bu sanatın en parlak örneği Sopocani ki- lisesi'ndedir (1260'a doğr.). Decani ve Gracanica kiliselerindeki resimler, Üs- küp'teki Sveti Nikita'da görülen "ansiklopedik" tarza bağlanırlar. Kosova meydan
mik tarzı ortaya çıktı. Yalnızca N. Petroviç kendine özgü bir yol izlemeyi başardı. İki dünya savaşı arasındaki dönemde, Petar Dobrovic (1890-1942), Milo Milunovic (1897-1967), Milan Konjovic (doğm. 1898), Petar Lubarda (1907- 1974), Pedja Milosavljevic (doğm. 1908) gibi sanatçılarla, Câzanne ve A. Lhote etkisi ağır bastı. Djordje Andrejevic-Kun (1904-1964) marxçı eğilimli toplumsal eleştiri akımını benimsedi. İkinci Dünya savaşı'ndan sonra, eskiye dönük bir figüratif üslubu benimseyen Lazar Vujaklija (doğm. 1914), informel sanata bağlı çalışmalar yapan Branislav Protic (doğm. 1931), simgeci Zivojin Turinski "(doğm. 1935), gerçeküstücülüğe yönelen Dado’ ve Velickovic’, ve birçok başka ressam sivrildi. Bizans sanatının tanımadığı bir dal olan heykelcilik ise, Sırbistan'da ancak Mestrovic'ten etkilenen Split kökenli Torna Rosandic (1878-1958) ve Bourdelle'in izleyicisi portreci Sreten Stojanovic ile (1898-1960) ortaya çıktı. Olga Jancic (doğm. 1929) ve Olga Jevric (doğm. 1922) figüratif olmayan heykellerle kendilerini tanıttılar. Yeni kuşak sanatçıları arasındaysa özellikle, çoğu metalden uzamsal kompozisyonlar gerçekleştiren Mladen Marinkov (doğm. 1947) dikkati çeker.

Kaynak: Büyük Larousse
Cevap Yaz
Hızlı Cevap
İsim:
Mesaj:
Önceki Konu Sonraki Konu

Yugoslavya ve Yugoslavya Tarihi Konusuna Benzer Konular

Etiketler:
  • yugoslavya illeri
  • yugoslavya tarihi
  • yugoslavyanin tarihi
Tarihi olay ve tarihi olguya örnekler verir misiniz?
Gönderen: Misafir Forum: Soru-Cevap
Cevap: 42
Son Mesaj: 29 Eylül 2014 16:27
Tarihi eser, tarihi kalıntı, el sanatı nedir?
Gönderen: Ziyaretçi Forum: Soru-Cevap
Cevap: 7
Son Mesaj: 6 Ekim 2012 15:15
Cevap: 0
Son Mesaj: 10 Ocak 2012 16:25
Yugoslavya Sovyetler Birliği'nin sömürgesi olmuş mudur?
Gönderen: Ziyaretçimecikkk Forum: Cevaplanmış
Cevap: 1
Son Mesaj: 5 Aralık 2008 00:20
Yugoslavya'da taş ocakları nasıl çalışır?
Gönderen: Ziyaretçi Forum: Soru-Cevap
Cevap: 1
Son Mesaj: 18 Kasım 2008 12:27
Sayfa 0.341 saniyede 10 sorgu ile oluşturuldu