| | #7131 (mesaj-linki) | |
| İSTANBUL'U DİNLİYORUM İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar, ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor, derken; Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekic sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhaneleriyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geçiyor kaldırımdan; Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Birsey düşüyor elinden yere; Bir gül olmalı; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir kuş çırpınıyor eteklerinde; Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum; Dudaklarin ıslak mı, değil mi, biliyorum; Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum; İstanbul'u dinliyorum. Orhan VELİ KANIK | |
|
| | #7132 (mesaj-linki) | |
| Bir Umut Şiiri Uzun zamandan sonra Sakin bir şekilde uyandı bu sabah mavi gök Havada moral bozucu bir ağırlık var, Çok soğuk... Ama güneş bu soğuğa inat Bulutların en tepesinde... İlk defa bugün geç kalktım yatağımdan... Kuşlar yine işbaşında, Eskiden onlarla beraber ağlardım Şimdi ise, Onların şarkılarıyla uyandım... Aydınlıktan nefret ederim... Geceler benim dert ortağım olduğu için Karanlığı daha çok severim... Bu sabah Ağaçların hepsi kollarını evime doğru uzatmış Nerden biliyorlar güneşi sevmediğimi... Güzelce bir elimi yüzümü yıkadım... Gözlerimde hiç çapak yok Demek ki dün gece hiç ağlamamışım... Boğazım çok kuru, Hemen mutfağa yöneldim Kendime şöyle güzel bir kahve koyayım Şaşırıyorum bir anda, Bu sefer yürürken sendelemiyorum Başım da ağrımıyor Demek ki dün gece hiç içmemişim... Kahvaltımı kendim hazırladım... Çayı hiç sevmem ama Eskiden hep çay demlerdim Bu sefer demlemedim... Neden bilmiyorum... Ne bağırış çağırış var Ne de gönül kıran kötü sözler Hafiften esen rüzgar Ve onun yüzüme vurduğu sessizlik Demek ki dün gece kendi kendime konuşmuşum Kendimi iyi hissediyorum... Aynanın karşısına geçtim Biraz uzamış sakalların ardındaki surat Bu defa hiç yabancı değil Ne kurumuş kan var Ne de yara... Bu adam benim galiba... Demek ki dün gece kendimi hiç hırpalamamışım... Hiç bir eksiklik hissetmiyorum sanki Birileri hafızamı bavula koyup çöpe atmış gibi Yatağımı toplarken farkettim... Biri daha yatıyordu sanırım burda Yok yok! .... Ölümle yaşam arasında kaybolmuşum Kalbimde ağrı hissetmiyorum... Demek ki dün ayrılık sonrası Umutla uyumuşum... Berkan Aytekin | |
|
| | #7133 (mesaj-linki) | |
| Gök yırtılırdı Ve kendi kaderimizde yalnızdık Küçük adımlarla büyürdü acılarımız Ufalırdık iklimlerimizde Söküklerimizden işlerdi soğuk rüzgârlar Tenimizden boşalırdık gizlice Sarhoştuk içimizde Yalnızlıktı kadehimizde duran Kendi günâhlarımızı içerdik Tükenirdi zaman Gitmeye imkân kalmazdı Bir yudum daha içerdik son nefesinde ömrümüzün Şükrü Uyar | |
|
| | #7134 (mesaj-linki) | |
| SERENAT Yeşil pencerenden bir gül at bana Işıklarla dolsun kalbimin içi, Geldim işte mevsim gibi kapına. Gözlerimde bulut, saçlarımda çiy. Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak Ben aşkımla bahar getirdim sana, Tozlu yollarından geçtiğim uzak İklimden şarkılar getirdim sana. Şeffaf damlalarla titreyen ağır Goncanın altında bükülmüş her sak; Senin için dallardan süzülen ıtır, Senin için, yasemin, karanfil, zambak. Bir kuş sesi gelir dudaklarından, Gözlerin gönlümde açan nergisler, Düşen bir öpüştür dudaklarından Mor akasyalarda ürperen seher. Pencerenden bir gül attığın zaman Işıklarla dolacak kalbimin içi. Geçiyorum mevsim gibi kapından Gözlerimde bulut, saçlarımda çiy. Ahmet Muhip DRANAS | |
|
| | #7135 (mesaj-linki) | |
| Ben Sana Beni Sevmenin İmkansızlıgını Nasıl Anlatacagım ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki kendi yarasını kendi öpen bir çocuğum ben kendi acısını kendi örten bir çocuk yaz çiçeğidir tutunduğum dallar çabucak çürür ömrüme güz gelir, ağlarım kış bastırır ürkerim yüreğimin gurbetine giderim bir başıma günümü sevda ederim sevdamı hasret ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki kendi düşünü kendi kuran bir çocuğum ben kendi yaşını kendi kurutan bir çocuk ölüme yakınım nicedir gel gör ki büyülü şey bu hayat kandırılmışlığımı denize çalar mesela toprağın üzerine uzanmışken nasıl diyebilirim kimim kimsem yok diye bir sızı kalır işte acemice işlenmiş atsam atılmaz, satsam satılmaz ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki kendi ninnisini kendi söyleyen bir çocuğum ben kendi şiirini kendi ezberleyen bir çocuk anne kokulu mendiller saklarım baba gülüşlü resimler yaparım boyuna her günüm bayram olur her bayramım şekersiz, çikolotasız olur olmaz heveslerim inatlaşmaktandır adanmışlıktandır küçücük sevinçlerim sevindirmelerim evrene karşı ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki kendi elini kendi tutan bir çocuğum ben kendi yüreğini kendi bilen bir çocuk Alıntı | |
|
| | #7136 (mesaj-linki) | |
| -Düşüme SEN dününce... Gözlerinde tutuklu kalır yüreğim.. İçinde "sen" olmayan düşümü düşürürüm düşümden.. Prangaya vurulmuş ayaklarımı sürüklerim peşinden.. Ömrümü ömrüne katarım her bir adımda.. Sahi? Yüreğime vurduğun kelepçeyi çözebilir misin? Sensizliğin esaret olduğunu bile bile,salıverir misin beni? -Dert yanışım... -Dağılışım... -Savruluşum.. -Ve biraz da aldanışım... Adına "aşk" dedim.. Aşk'a geldim sevgili.. Yani sana... Sana susamış beni,serdim ayaklarına... Hadi,Sarılsana...! Bir bilsen... Ne denli sevildiğini ve özlendiğini ah bir bilsen Sevgili... Sahi? Sen de sevmiştin beni değil mi? Alıntı... | |
|
| | #7137 (mesaj-linki) | |
|
Sen böyle güzelsin Sen böyle güzelsin, sen böyle tatlı İçimden hep seni sarmak geliyor Yıllar var gönlümde, hasretin saklı İçimden hep sana koşmak geliyor Söz geçmiyor artık yasak aşkıma Ne olursun beni yanlış anlama Belki bu arzuma kızacaksın ama İçimden hep seni öpmek geliyor Geçtiğim her yolda karşıma çıksan Bir tatlı gülüşle yüzüme baksan Gönül ocağımı aşkınla yaksan İçimden uğruna ölmek geliyor A.S.İlkan | |
|
| | #7138 (mesaj-linki) | |
| Etiketsiz Hayatım...! Hayat denen bu yolda,kendimeydi tecavüzüm kendimeydi isyanım,kendimi bitirişim... Değerlerim sokak kadını edasında dolaşırken yeryüzünde bedenimi tuzlu tırnaklarımla yolup kaldırımsız aynada tozlu gülümseyişimdi tek gerçeğe gidişim... Hayat öteki dediklerimi özleyişimdi kar beyazı umutlarımla sırlarımı gizleyişimdi kuşkularımla Bir aksiseda idi uçurumlarımda dağıldı paramparça oldu karşı yollarda.. Şuursuz zamanlarda kaybolma asaletimdi belki de gölgeler içindeki gözlerim içine hüznün notalarını sığdırmış bol nodüllü sözlerimdi hayat Sınırlarını çizemediğim kıyılarım sahillerimdi bazen bu kıyı da gözlerimdi beni tek besleyen herkesten sakladığım minicik bir lokma dişimin kovuğunda saklanan arımla.. Yetim büyüyen bir delikanlımdı hayat tam açacakken kırağı çalan gonca üstüme esmeyen bir imdat yeli.. Yine de tutamacındayım hayatın bir delice tutku edasıyla sarmalamışım ayrılık otu arsızlığında inadına inadına kök salmışım. Ucundan da yaşasam adına ad sanına san veremeyecekte olsam bir hayatım var isimsiz ve etiketsiz bir hayat... Fatih Erol | |
|
| | #7139 (mesaj-linki) | |
| Aşkta Yarın Yoktur Sevgili Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur... Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de... Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan... Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye... Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak... Aşkta yarın yoktur sevgili... Alıntı | |
|
| | #7140 (mesaj-linki) | |
| Gidelim Kalbim Kalk... Kalk gidelim kalbim Kovulmuşluğumuzdan. Neler umut ediyorsun hala Yorulmuşluğumuzdan.. Uzanmıyor kolların dur demeye gidene, Ağlıyor ya gülüşün hasreti öğretene. Susuyor bak sözlerin yıllara dur demeye.. Yoruldun ya yıllarca, Kalk gidelim kalbim kalk Uzun sürdü bekleyiş, Sanırım bu son durak... Sibel Hatiboğlu Acar | |
|
![]() |
| Etiketler |
| nehri, Şiir | 15 kitalik siirler, 2 kitalik kizilay siirleri, 2 kitalik siirler, cemil oksuz, hazim olcayin hayati, iki kitalik siirler, kizilay siirleri 2 kita, siir nehri, |
Şiir Nehri -2- [Arşiv] Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Dünya Nehirleri - Şeria Nehri (Ürdün Nehri) | ThinkerBeLL | Dünya Coğrafyası | 0 | 04-12-2009 03:26 |
| Nil Nehri Rüya Tabiri (Rüyada Nil Nehri Görmek) | BrookLyn | Rüya Tabirleri | 0 | 09-11-2009 22:50 |
| Dünya Nehirleri - Volga Nehri (İdil Nehri) | ThinkerBeLL | Dünya Coğrafyası | 0 | 06-09-2009 13:30 |
| Şiir - Şiir Nedir - Şiir Hakkında | SiyahLALE | X-Sözlük | 0 | 29-10-2008 19:30 |
| Şiir Nehri -1- [Arşiv] | Blue Blood | Yazın Hayatı | 12495 | 02-12-2006 23:53 |