| | #11 (mesaj-linki) |
Gecenin Yıldızı Beyaz gömlek üstüne lacivert tayyör giymişti. Göz alıcı bir güzelliği vardı. İçime atmaktansa söylemeliydim. "Bu gecenin yıldızı sizsiniz." Heyecan ve telaşın içinde durup gülümsedi "Bence acele ediyorsun, konserden sonra söylemen daha yerinde olmaz mı?" Akşama kadar pancar tarlasında iki büklüm çapa yapmalarına rağmen tüm köy halkı davetimize katılmıştı. Dolunay Şenliği yapıyorduk. Aslında onlar mahalli sanatçılar için gelmişlerdi. Değilse Elvan Hanım'ın piyano resitaline bu kadar kalabalığı toplamak imkansız olurdu. Bu da benim acizane düşüncemdi. " Eğer köylülere klasik müziği sevdireceksek listeye bir iki tane mahalli sanatçı alırız olur biter, " demiştim. Günlerce provalar yaptık. İstanbul'dan gelip köye yerleşen emekli bir çiftin okula hediye ettiği kuyruklu piyano, okulumuzun kaderini değiştirecek bir büyü taşıyor gibiydi. Üstelik bu Elvan Hanımın sihirli parmaklarıyla birleşince… Bacalarından duman yerine kahır tüten köye pırıl pırıl bir güneş doğardı sanki. Çalmadığı zamanlarda bile piyano ezgileri kulaklarımdan hiç gitmiyordu. Fur Elisa… Evrende hep çalınıyor gibiydi... Sahne platformu okul sıraları bir araya getirilerek düzenlenmişti. Spotlar, ses düzeni, seyirci sandalyeleri her şey hazırdı. Bütün öğretmenler takım elbise giymiş, Oscar ödülü alacak oyuncular gibiydi. Bazen bu durumu komik bulup gülümsediğimde olmuyor değildi. Konukları kapıda karşılıyor, çikolata ikram ediyordum. Herkes: "Gerçekten Rıza Konyalı gelecek mi?" diye soruyordu. " Tabii ki gelecek. Kör Ahmet'ten sonra o çıkacak sahneye! " Bu konuşma komşu köylere de ulaşıyor ki traktörüne , arabasına binen geliyor. Oturacak yer kalmadı. Arka taraflarda yığılmalar devam ediyor. Özellikle Konya'nın kırsal kesiminde çok tutulan iki mahalli türkücünün adı bile yetmişti. Hacı Dursun amcanın sponsorluğunda tandır böreği satan öğrenciler, böreklerin tükendiğini söylüyor. Boz Dağların üstüne bakıyorum. Ay doğmuş. Ilık bir mayıs akşamı. "Aksilik olmadan yapabilsek şu şöleni…" Dememe kalmadan elektrikler kesiliyor. Rüzgara tutulan bir mum gibi sönüyor sevincimiz. Heyecanımız kedere dönüşüyor. " Ben Tedaş'ı ararım, " diyor muhtar. " Ne yapıp etsin- arızayı gidersin. " Kulise koşuyorum. Elvan Hanım , küçük mumun ışığında notaları okumakla meşgul. Gözlüğünün mavi kemik çerçevesi bir şimşek parıltısına dönüşüyor beynimde. Hizmetliye bir ateş yakmasını söylüyorum. Ateş sağ yüzümü aydınlatırken sol yanım karanlıkta kalıyor. " Değerli konuklar, Dolunay Şölenimize hoş geldiniz! " Alkışlar arasında konuşmaya başlıyorum. " Hepiniz merakla bekliyorsunuz ama küçük bir aksilik oldu. Her gün elektriğimizi düzenli olarak verdiği için TEK'e teşekkür ediyor muyuz? Hayır. O halde şimdi kızıp öfkelenmeye hakkımız yok. İşte, ay aydınlatıyor geceyi. Ateşin aydınlattığı yüzümü görmek kolay ya diğer yüzümü?… " İçimden 'felsefe yapma Selim,' diyorum kendime. 'Onların dilinden konuş.' " Pancar avansları yakında ödenecekmiş. " Dememle birlikte bir uğultu kopuyor kalabalıktan. Herkes birbirine bakıyor. Bahçenin aydınlatma lambası önce cılız bir ışık sızdırıyor, bir daha , sonra daha canlı… Ve elektrikler geliyor! Çocuklar gibi alkışlıyoruz. Kuliste herkes birbirine sarılıyor. Programı okuyorum. " Sevgili konuklar, ilk olarak okul müdürümüz Elvan Gülperi sizlere bir piyano resitali verecek. Hemen ardından mahalli sanatçılarımız Ahmet Taşdelen ve Rıza Konyalı sizleri coşturacak. Alkışlarınızla… Elvan Gülperi! " Elvan Hanım, zarif yürüyüşüyle sahnenin ortasına kadar gelip selamlıyor kalabalığı. Üniversiteden sonra ilk kez bir topluluğa dinleti verecekti. Bir de dinleyicilerin pek alışık olmadığı türde çalacağından çok heyecanlı görünüyordu. Bu yüzden klasik parçaların arasına halk ezgilerini de aldı. Evet , şimdi ışık sadece onun güzel yüzünü ve eski piyanomuzu aydınlatıyor. Işık işlerine, aslen su ürünleri mühendisi olan ama sınıf öğretmeni olarak çalışan Remzi Bey bakıyor. Tarla balıkçılığı üzerine bitip tükenmez hayalleri vardır. Herkes merakla sahneye bakıyor. Bir iki defa fa sol lâ denemesinden sonra 'Yemen Türküsü'yle başlıyor Elvan Hanım. " Çok güzel !" diyorum içimden. " Harika! " Piyano ile ilk kez dinliyorlardı belki. Varsa yoksa ud ve kanundan dinlemişlerdi hep. Parçanın hüznü ay ışığına karışıyor. Sessizlik büyüyor. Hemen ardından 'Yürü Konyalım Yürü' parçasına geçince bir alkış fırtınası kopuyor ki piyanoyu duyamıyoruz. Söz olmayınca kendileri söylemeye başlıyor. Sonra Fur Elisa ve Do Minör Ay Işığı Sonatı…Chopin'den bir mazurka derken resitali noktalıyor Elvan Hanım…Alkışlar ayakta uzun süre devam ediyor. Şehirden özel siparişle gönderilen çiçekleri takdim ediyorum kendisine. Yoğun istek üzerine 'Şeker Oğlan'ı çalıyor. Bu ümitlerimizi arttırıyor. Köylüler piyanoyu sevmişlerdi. Mahalli sanatçı Ahmet Taşdelen'i takdim edip kulise koşuyorum. Gözleri görmediği için onlar Kör Ahmet diyorlar. Kuliste sayfaları karıştırıyordu Elvan Hanım; " Evet , bu bölümü kaybettim. Ezbere çaldım , fark ettiniz mi? " " Hayır…" derken hayranlığım artıyordu ona…Hepimiz birer kitap kurdu olmuştuk onun sayesinde. Müzik zevkimiz derinleşmiş, günlük yaşamımıza sanatı da dahil etmiştik. Heyecanını benimle paylaşırken gözlerinin dolduğunu gördüm. Çok duygulanmıştı. " Buraya geldiğim ilk günlerde bir an önce gitmek istiyordum. Köy hayatına alışamam, bana göre değil diyordum. Meğer…." " Söylemiştim size, bu gecenin yıldızı sizsiniz! " " Teşekkür ederim Selim Bey…" Köylüler hep birlikte türkü söylüyor, gönüllerince eğleniyordu. Bir ara yanımıza muhtar geldi. " Böyle olacağını bilsem kaymakamı da çağırırdım. " " Boş ver ," diyorum. " Bunu sizin için düzenledik. Değilse resmi tören havasında geçerdi. " Rıza Konyalı' yı Hüseyin Bey playback ile canlandıracaktı. Onu hazırladık. En çok bıyıklarına güldük. " Bana bak müdürüm… Sakın kaset sarmasın, sosyeteye rezil olmayalım." " Sen rahat ol ", diyor Elvan Hanım. " Onu ben hallederim. Yeter ki sen açık verme. " Hüseyin Bey günlerce VCD den Rıza Konyalı yı izlemekten yorgun düşmüştü. Kalemi, tebeşiri bile mikrofon tutar gibi tutuyordu hep. Gece sahneye çıkacak olması bizim lehimizeydi. " Kahvenin önünden gelir geçersin…." İnanılmaz bir alkış ve coşkulu haykırış yükseliyor. " Bu kadar olur! " diyorum. " İyi çalışmış Hüseyin bey! " Konuklar konser sonuna kadar oturmuyor. Sandalyeler kenarlara itilmiş. Kaşıkla oynayanı mı ararsın , kol kola oynayanını mı?...Yanılmıyorsam Hüseyin Bey 'Kahvenin Önünden..' türküsünü beş defa söyledi. Hazırlıklı olmamız bizi kurtarmıştı. Konser sonunda ona doğru bir hücum dalgası oldu.Hüseyin Bey'i kulise kapatıp, seyircilere; 'sakin olmalarını konser yorgunu olan Rıza Bey' in kalp rahatsızlığı olduğunu' falan söyleyip yatıştırmaya çalıştık. " Her ay yapalım! " diyor muhtar. " Bu köy, tarihinde böyle bir şey görmedi! " " Bir düşünelim ." diyerek ağırdan alıyoruz. " Kolay olmuyor…Sanatçılar her zaman her yere her zaman gelemez. " Birbirimize bakıp gülüşüyoruz. O gecenin heyecanı üzün süre içimizde kaldı. Ta ki bir hafta sonra okulun bahçesine siyah bir jeep gelene kadar. " Müfettişler sınıf atlamış olmalı…Belki de Asmalı Konak çekimleri olacaktır. " diye içimizden geçirirken birkaç takım elbiseli bey bize doğru yürüyordu. Vali Yardımcısı Atilla Bey'i hemen tanıdım. Ceketimi düğmeleyip " Hoş geldiniz ! Öğretmen Selim ." diye kendimi takdim ettim. " Elvan Hanım'la görüşecektik? " " Annesi rahatsızlandığı için üç gün mazeret izni alıp memleketine gitti. " " Ya, öyle mi? " derken üzüntüsünü gizleyemeyen Atilla Bey'e sordum. " Ben vekâlet ediyorum . Mesele nedir? " " Köyde düzenlemiş olduğu şenlikten dolayı vali beyin teşekkür belgesi vardı. Onu takdim edecektim. " " Peki , size kim söyledi? " " O akşam Aksaray yolundan şehre gidiyorduk, kalabalığı görüp biz de izledik konserinizi. Bu ödülü ben önerdim. " Ağzım açık kalmıştı. Nasıl haberimiz olmadı? Hangi yönetici geldiğini belli etmez? Pes doğrusu Atilla Bey! Fazla kalmadılar. " Gelince haberimiz olsun. Mutlaka elden biz vereceğiz. Emir böyle!. Unutmadan söyleyeyim: Vali Bey kendisini 19 Mayıs Gençlik Gecesine davet ediyor. Piyanist olarak! " Hemen telefon açıp müjdemi iletmek istiyorum. O ise bana denize yağmur yağdığını söylüyor…. Dipnot: Elvan Hanım bir daha köye dönemedi. Rapor üstüne rapor aldığını duyduk.. ( Aslında rapor almayı hiç sevmezdi-yolunda gitmeyen bir şeyler mi vardı acaba? ) Sonra düğün davetiyesi geldi. Davetiye, elimize düğünden iki gün sonra ulaştı. Buna çok üzüldük. Teşekkür belgesi valinin makam odasında asılı kaldı. | |
|
| | #12 (mesaj-linki) |
Eve Yürüyüş Ispanya' nin guneyinde Estopana isimli kucuk bir kasabada buyudum.16 yasindayken bir sabah babam benden kendisini araba ile 30 kilometre uzaktaki bir koye goturmemi istedi. Ancak,onu Mijas 'a biraktiktan sonra arabayi bakim icin yakindaki bir tamirhaneye goturup birakmam gerekiyordu. Araba kullanmayi yeni ogrenmistim ve kullanmak icin de pek firsat cikmiyordu. Onun icin hemen kabul ettim. Babami hemen Mijas'a goturdum ve ogleden sonra 4' te almaya soz verdim. Sonra arabayi, tamirhaneye biraktim. Birkac saat vaktim vardi. Ben de, tamirhanenin yakinindaki bir sinemada bir-iki film izlemeye karar verdim.Fakat bu isten o kadar keyif aldim ki, bir-iki derken ipin ucu kacti. Son filmi izledikten sonra saate baktigimda 6 oldugunu gordum. Iki saat gec kalmistim. Film izledigimi biliyorsa babamin kizacagini biliyordum. Bir daha arabayi kullanmama izin vermezdi. Ona tamirhanede arabanin isinin uzun surdugunu soylemeye karar verdim. Bulusacagimiz yere vardigim zaman babamin kosede oturmakta oldugunu gordum. Gec kaldigim icin ozur diledikten sonra ona arabanin isinin uzun surdugunu soyledim. Bunun uzerine bana nasil baktigini unutamam. "Bana yalan soyledigin icin cok uzuldum Jason" "Ne demek istiyorsun? gercegi soyluyorum." Babam bana tekrar bakti, " Sen gec kalinca, tamirhaneyi aradim ve bir sorun olup olmadigini sordum. Bana senin henuz arabayi almaya gelmedigini soylediler. Yani araba ile ilgili bir sorun olmadigini biliyorum." Birden ne kadar buyuk bir suc isledigimi anladim ve babama gercegi itiraf ettim. Babam beni uzgun bir sekilde dinledi. "Kizginim, ama sana degil, kendime. Eger sen bunca yildan sonra bana yalan soyleyebiliyorsan demek ki ben iyi bir baba olamamisim. Kendi babasina bile yalan soyleyebilen bir cocuk yetistirmisim. Eve yuruyerek donecek neyi yanlis yaptigimi dusunecegim." "Ama baba, ev 30 kilometre uzakta ve hava karardi. O kadar yolu yuruyemezsin." Babam ne ozur dilemelerime, ne itirazlarima kulak asmadi.Onu hayal kirikligina ugratmistim ve hayatimin en aci veren derslerinden birini almak uzereydim.Babam tozlu yollarda yurumeye basladi. Ben de arkasindan araba ile izliyordum ve durmadan ozur diliyor ve arabaya binmesini rica ediyordum. Ama beni duymazdan geliyor ve sessiz, dusunceli, uzgun bir sekilde yurumeye devam ediyordu. 30 kilometre boyunca 10 kilometre suratle takip ettim. Babamin hem fiziksel, hem de duygusal olarak bu kadar aci cekmesine tanik olmak hayatimin en uzucu ve aci veren deneyimi olmustur. Ancak, ayni zamanda en buyuk hayat dersini de bu olaydan aldigimi soylemeliyim. O zamandan beri asla yalan soylemedim. | |
|
| | #13 (mesaj-linki) |
~ Bir Masal Gibi ~ Dondurucu sogukta bir an önce evime varabilmek için hizla yürürken, ayagimin ucunda bir cüzdan gördüm.. Hemen aldim. Sahibini gösteren bir kimlik vardir diye acele acele açtim.. Içinde üç dolar ve sararip kat yerleri yipranmis eski bir zarftan baska birsey yoktu... Sol üst kösede yalnizca gönderenin adresi, alici adresi yerinde bir posta kutusu numarasi vardi. Bir ipucu bulabilmek belki biraz da merakimi giderebilmek için zarfi açtim ve içindeki mektubu okumaya basladim. Mektup, sol yani çiçek resmiyle süslenmis bir kagida, özenli bir el yazisiyla yazilmisti ve "Sevgili Michael" diye baslýyordu.. Ve "Annesi yasakladigi için onu bir daha göremeyecegini" anlatarak devam ediyor.. "Ama sakin unutma, seni daima sevecegim" diye bitiyor.. Imza.. Hannah!.. Elimde yalnizca, mektubu yazan kisiyle, mektubun yazildigi kisinin birinci adlari vardi. Eve gider gitmez hemen telefon idaresini aradim. Görevli kisi, kendisine bildirdigim adreste yasayanlarin telefon numarasini vermesinin yasalara aykiri oldugunu söyledi. Fakat israrim karsisinda: "Belki, size yardimci olabilirim" dedi. "Bu adreste bulunan numaraya telefon ederim ve onlar Kabul ederlerse, sizi görüstürebilirim lütfen bekleyin.." dedi. Iki üç dakika sonra görevlinin sesi geldi.. "Bagliyorum efendim." Telefonda, karsidaki hanima "Hannah diye birini taniyip, tanimadigini" sordum. "Bu evi, 30 yil evvel, Hannah diye kizlari olan bir aileden aldik" dedi. "Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?.." "Hannah annesini bir huzurevine yatiracakti. Oradan takip ederseniz, belki adres bulursunuz.." deyip bana huzurevinin adini verdi.. Hemen aradim.. Yasli anne yillar önce ölmüs.. Ama kizina ait eski bir telefon numarasi var. Belki ordan bilirlermis.. "Bunlarin hepsi aptalca aslinda" dedim kendi kendime.. Içinde sadece 3 dolar ve 60 yil önce yazilmis bir mektup bulunan cüzdanin sahibini aramak için bunca zahmete ne gerek var ki.. Aradim numarayi.. Bir kadin "Simdi Hannah'nin kendisi bir huzurevinde" dedi ve numarayi verdi. Hemen orayi çevirdim.. Ses; "Evet, Hannah burda yasiyor" dedi.. Saat ona geliyordu ama hemen yola çiktim, Hannah'yi görmek için.. Devasa bir binanin üçüncü katinda sirin bir oda.. Gümüs saçli, sicak tebessümlü bir yasli kadin.. Gözlerinin içi isil isil ama.. Anlattim olanlari.. Cüzdani ve mektubu gösterip.. Derin bir iç çekti mektuba bakarken ve "Genç adam" dedi, "Bu mektup, Michael ile son kontagimdi.. Onu öyle seviyorum ki.. Sean Connery gibi yakisikliydi.. Hani su meshur aktör.. Ama ben 16 yasindaydim.. Çok küçügüm diye annem kesinlikle izin vermedi.." Derin bir nefes daha.. "Michael Goldstein harika bir insandi. Eger bulabilirseniz ona söyleyin lütfen.. Onu hep düsündüm.. Hep.." Bir ufak sessizlik.. Bir derin nefes daha.. "Ve onu hep sevdim.." Iki damla yas damladi elindeki mektuba, islanan gözlerden.. "Ve hiç evlenmedim.. Michael gibi birisini bulamadim ki.." Hannah'ya tesekkür edip odadan çiktim. Binadan çikarken danismada beni karsilayan kiz "Hannah Hanim yardimci olabildi mi size" dedi.. "Hiç degilse bunun sahibinin soyadini ögrendim" dedim.. Cüzdani elimde sallayarak.. O sirada yanimda dikilip duran hademe bagirdi.. "Hey baksana.. Bu Bay Michael'in cüzdani.. Üzerindeki bu kirmizi seritten onu nerde görsem tanirim.. Cüzdanini hep kaybederdi zaten.. Üç kere ben buldum, koridorlarda.. Michael sekizinci katta yasiyordu.. Ok gibi firladim tekrar asansöre. Michael yatmamisti. Okuma odasinda kitap okuyordu. Hemsire beni ve elimdeki cüzdani gösterdi. Michael elini arka cebine atti, hizla.. Sonra sevinçle "Evet bu benim cüzdanim" dedi. "Ögleden sonraki yürüyüs sirasinda kaybetmis olmaliyim. Size tesekkür borçluyum." "Hiçbirþey borçlu degilsiniz" dedim. "Ama özür dilerim. Ipucu bulmak için açtim ve içindeki mektubu okudum." "Mektubu mu okudun?" "Sadece okumakla kalmadim. Hannah'yi da buldum.." "Buldun mu? Nerde? Iyi mi? Hala eskisi gibi güzel mi. Söyle, lütfen söyle.." "Çok iyi.. Hem de harika" dedim, yavasça.. "Bana onun telefon numarasini ver. Yarin onu hemen arayacagim." Elime simsiki sarildi.. "O benim tek askimdi.. Onu öyle sevdim ki, asla evlenmedim.. Çünkü bu mektup geldiginde hayatim, anlamsal olarak bitmisti." "Bay Goldstein" dedim.. "Gelin benimle.." Asansörle üçüncü kata indik.. Odanin kapisi açikti. Hannah sirti kapiya dönük televizyon izliyordu.. Hemsire ona yaklasti, omzuna dokundu.. "Hannah" dedi.. "Bu bay'i taniyor musun?" Gözlüklerini ayarladi bir an bakti, tek kelime etmeden.. "Michael" dedi, Michael, kapida, kisik sesle.. "Hannah.. Ben Michael.. Beni tanidin mi?.." "Michael" diye yutkundu Hannah. "Inanmiyorum.. Bu sensin. Benim Michael'im." Michael Hannah'ya dogru yürüdü yavasça. Sarildilar. Hemsire yanima geldiginde onun da gözleri yasliydi.. "Gördün mü, bak?" dedim "Yasamda, yasanmasi gereken hersey, er ya da geç, birgün kesinlikle yasanacaktir." *** Üç hafta sonra beni huzurevinden aradilar. Pazar günü bir nikah vardi.. Gelebilir miydim? Harika bir nikah töreni idi. Hannah ve Michael beni nikah sahidi yaptilar üstelik. Hannah açik bej elbisesi içinde çok güzeldi.. Michael de lacivert takimi içinde hala çok yakisikli.. Bir nikah tanigi olarak söylüyorum bu gözlemlerimi… Asklarini onsekiz yasin heyecani ve duygusuyla yasayan 76 yasindaki gelin ile 79 yasindaki damadin nikahinda keske siz de bulunsaydiniz… Altmis yil önce bittigi sanilan bir ask öyküsünün, altmis yil sonra, kaldigi yerden nasil filizlendigine siz de tanik olacaktiniz. | |
|
| | #14 (mesaj-linki) |
İbranİ Hİkayesİ Bir zamanlar dağda, kızgın günesin altında, mermer taşlarını yontmaktan bezmiş bir mermer yontucusu varmış. "Bu hayattan bıktım artık...Yontmak!...Bu yakıcı güneş!...AH!.. Onun yerinde olmayı ne kadar çok isterdim, orada yükseklerde her şeye hakim olacaktım, ışınlarımla etrafı aydınlatacaktım." diye söylenir dururmuş yontucu... Bir mucize eseri olarak dileği kabul olunur ve yontucu o an güneş olur. Dileği kabul edildiği için çok mutludur. Fakat tam ışınlarını etrafa yaymaya hazırlandığı sırada ışınlarının bulutlar tarafından engellendiğini fark eder. "Basit bulutlar benim ışınlarımı kesecek kadar kuvvetli olduklarına göre benim güneş olmam neye yarar!" Diye isyan eder. "Mademki bulutlar güneşten daha kudretli bulut olmayı tercih ederim.'' O zaman hemen bulut olur. Dünyanın üzerinde uçuşmaya baslar, oradan oraya koşuşur, yağmur yağdırır fakat birdenbire rüzgar çıkar ve bulutları dağıtır. "Ah, rüzgar geldi ve beni dağıttı, demek ki en kuvvetlisi o öyleyse ben rüzgar olmak istiyorum." diye karar verir. Ve dünyanın üzerinde eser durur, fırtınalar estirir, tayfunlar meydana getirir.Fakat birdenbire önünde kocaman bir duvarın ona mani olduğunu görür. Çok yüksek ve çok sağlam bir duvar. Bu bir dağdır. "Basit bir dağ beni durdurmaya yettiğine göre benim rüzgar olmam neye yarar." Der. O zaman dağ olur. Ve o anda bir şeyin ona durmadan vurduğunu hisseder farkına varır ki, kendinden daha güçlü olan şey, onu içinden oyan şey... Küçük bir mermer yontucusudur ... | |
|
| | #15 (mesaj-linki) |
HARAMA BAKMAM Birinci Dünya Savaşında, gönüllü bir fedai alayı kurarak düşmanla kahramanca çarpışmış, dillere destan bir mücadele vermişti. Büyük başarılar elde etmişti. Ancak Ruslara esir düşmüştü. Seneler sonra tutsaklıktan kurtulmayı başararak İstanbul'a geldiğinden 35 yaşlarındaydı. İstanbul, İngiliz işgali altındaydı. Dönemin en tantanalı, Osmanlının can çekiştiği günlerdi. Bediüzzaman da cesur çıkışlarıyla, hamiyet-perver davranışlarıyla göze batmaktaydı. O zaman geleneksel olarak her sene Kağıthane Şenlikleri düzenlenmekteydi. İşte bu şenliklere denk gelen bir gündü. Haliç Köprüsünden Kağıthane'ye kadar, Haliç'in iki tarafında binlerce açık saçık Rum ve Ermeni kadınlar ve kızlar dizilmişti. Bediüzzaman ilk Meclis milletvekillerinden Seyyid Taha ve Hacı İlyas'la birlikte bir kayığa binmiş, kadınların yanlarından geçmekteydiler. Seyyid Taha ile Hacı İlyas, Bediüzzaman'ı, etraftaki "Kadın ve kızlara bakıyor mu, bakmıyor mu?" diyerek denemeye karar verdiler. Nöbetle, gözlerini onun üzerinden ayırmadan izliyorlardı. Gidecekleri yere kadar gözetlemeye devam ettiler. Seyahat sonunda her ikisi de takdir ve hayranlıklarını şöyle itiraf ettiler Bediüzzaman'a: - "Senin bu haline şaşırdık kaldık. Hiç etrafındaki kadın ve kızlara bakmadın! Seni tebrik ediyoruz." Bediüzzaman şöyle cevap verdi: - Evet, bakmadım ve bakmam da... Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin sonu acı ve pişmanlıklarla doludur." | |
|
![]() |
| Konu Araçları | |
Hikayeler ve Öyküler -1- [Arşiv] Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Hikayeler ve Öyküler -2- | NoRanynn | Yazın Hayatı | 1679 | 2 Gün Önce 21:45 |
| Menkıbeler (Dini Hikaye, Öyküler) | NihLe | Müslümanlık/İslamiyet | 139 | 5 Gün Önce 16:48 |
| Diyar Ft. Emir - Hikayeler (Track) | kerimatrax | Türkçe RAP/Hip-Hop Underground | 4 | 10-01-2008 22:35 |
| Sanatçılar en çok KEDİ sever - Kedi Resimleri -3- [Arşiv] | Sedef 21 | Doğadan Manzaralar | 1501 | 02-08-2007 14:01 |
| |||||
| vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc. Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler. Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız. If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately. | |||||