Arama

Kıtalar - Antarktika

Güncelleme: 31 Ekim 2018 Gösterim: 13.338 Cevap: 10
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
16 Eylül 2008       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

ANTARKTİKA


Antarktika, yeryüzünün en güneyde yer alan beşinci büyük kıtası. Yüzölçümü14.200.0 km2’dir. Güney Amerika’nın güney ucuna 970 km kadar yaklaşan Antarktika Yarımadasının oluşturduğu çıkıntı ile Ross ve Weddell denizlerinin oluşturduğu girintiler dışında, Güney Kutbu ile aynı merkezi paylaşan bir daire biçimindedir. Bu girintiler, kıtayı eşit olmayan iki kesime ayırır. Büyük bölümü doğu boylamlarında kalan kesim Doğu (ya da Büyük) Antarktika, tümüyle batı boylamları içinde kalan kesim ise Batı (ya da Küçük) Antarktika olarak adlandırılır. Doğu ve Batı Antarktika, 3.040 km uzunluğundaki Transantarktika Dağları ile birbirinden ayrılır. Antarktika adı, “Arktika’nm (Kuzey Kutbu) karşıtı” anlamına gelir.
Sponsorlu Bağlantılar

Ad:  Antarktika.jpg
Gösterim: 653
Boyut:  32.8 KB
Yeryüzündeki toplam buz hacminin yüzde 90’ına eşit yaklaşık 30.000.000 km3’lük bir buz örtüşü, Antarktika’nın hemen tümünü kaplar. Örtünün ortalama kalınlığı yaklaşık 2.0 m’dir. Ross ve Weddell denizlerinin derin körfezlerinin büyük bölümü, suyun üzerinde yüzen buz örtüleri ya da buzlalarla kaplıdır. Kıta kenarları boyunca uzanan buzlalar ile Ross, Ronne ve Filchner buzlaları, Antarktika buz alanının yaklaşık yüzde 10’unu oluşturur.

Buzlalar, buzullar ve buz örtüleri, Antarktika kıyısı boyunca sürekli buzdağları “doğurarak” denizlere bırakır. Buz örtüsünün bir bölümü, Beardmore, Nimrod, Reedy buzullarında olduğu gibi, Transantarktika Dağlarının oluşturduğu barajın gediklerinden büyük buz ırmakları biçiminde akarak, Ross Buzlasını besler. Kutup buzlarından kaynaklanan birkaç akıntı da (Mackay, David ve Priestley buzulları) Ross Denizine buzdağları bırakır. Buz örtüsü düzeyindeki genel alçalma, bazı eski buzul ırmakların nerdeyse tümüyle yok olmasına yol açmış, böylece Taylor, Wright, Victoria gibi “kuru vadiler”in ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Kıtanın çevresinde saat ibresi yönünde esen ve batı akışlı okyanus akıntılarını sürükleyen batı rüzgârlarının karşı konulmaz gücünü kesecek hiçbir kara engeli yoktur.

Atlas ve Hint okyanusları ile Büyük Okyanusun en güney bölümleri Antarktika çevresinde birleşerek, tümüyle kendine özgü biyolojik ve fiziksel özellikleri olan soğuk bir su kütlesi oluşturur. Bu su kütlesi, Antarktika Okyanusu (ya da Güney Okyanusu) olarak da adlandırılır. Ilık astropik suların soğuk kutup sularıyla buluşup karıştığı, mevsimden mevsime çok az değişen okyanus sınırı, Antarktik Sınır Kuşağı adını alır. “Antarktik bölgeler” terimi ise, Antarktika Sınır Kuşağının güneyinde, Antarktika soğuk iklim bölgesinde yer alan adalar ile okyanus ve kıtasal alanları içerir.

JEOLOJİK YAPI


Antarktika’nın jeolojik tarihi, büyük ölçüde, kıtanın yüzde 95’inden çoğunu kaplayan kar ve buz katmanının altında gizlidir. Olağanüstü kalınlıktaki buz, çok zor çalışma koşulları ve uzak alanlara düzenlenen keşif gezilerinde maliyetin büyük boyutlara ulaşması, kıtanın jeolojik yapısına ilişkin bilgilerin, öteki kıtaların çok gerisinde kalmasına yol açmıştır.

Birbirinden kopuk en eski tarihli veriler, 3 milyar yıl öncesine, Erken Prekambriyen Zamana uzanır (Prekambriyen Zaman y. 4 milyar-570 milyon yıl önce). Kabuk oluşumu ve biyolojik evrim örüntüsü bakımından güney kıtaları arasındaki benzerlikler, 150 milyon yıl öncesine, belirgin ayrışmaların başlangıcı ise y. 65 milyon yıl öncesine Erken Senozoyik (Yakın) Zamana değin gider (Senozoyik Zaman y. 65 milyon yıl öncesinden günümüze). Kara memelilerinin çeşitlenerek geliştiği ve öteki tüm kıtalara yayıldığı dönemde, Antarktika’nın evrimi öteki kıtaların evriminden soyutlanmıştır. Erken Senozoyik Zamanda, güney kıtaları arasında yer değiştiren keseli hayvanların göç yolu olan Antarktika’da buz örtüsünün giderek büyümesi, kara hayvanlarının bu kıtaya ya da bu kıtadan geçerek başka kıtalara göçünü engellemiştir.

Günümüzde tümüyle kutup buzullarıyla kaplı olan Antarktika’nın, bir zamanlar, bugün yaşayan az sayıda ilkel böcek ve bitki türünden çok daha zengin bir hayvan varlığı ve bitki örtüsü olduğunu kanıtlayan pek çok fosil bulunmuştur. Özellikle Mezozoyik (İkinci) Zamana (y. 225-65 milyon yıl önce) ait sürüngen ve amfibyum fosillerinin, öteki güney kıtalarındaki buluntulara çok yakın oluşu, bütün güney kıtalarının önceleri Gondvana denen tek bir dev kıta olduğu varsayımına yol açmıştır. Kıtanın katman incelemesi ve deniz tabanlarının tarihlendirilmesi, Gondvana’mn Jura Döneminde (y.190-136 milyon yıl önce) oluşan kırıklar boyunca parçalandığını ve Afrika ile Avustralya’nın, Kretase (Tebeşir) Döneminde (y. 136-65 milyon yıl önce) ve Erken Senozoyik Zamanda Antarktika’dan ayrıldığını gösterir. Kırılmanın ilk aşamalarını, plato lavlarının akması (Kirkpatrick Dağı üzerindeki Kirkpatrick bazaltı) ile buna bağlı olarak oluşan ve Antarktika’yı boydan boya geçen damar katmanları belirler. Dünyanın en büyük katmanlı gabrolu korkayaçlan Pensacola Dağlarında yer alır.

Doğu ve Batı Antarktika’da yerkabuğunun ortalama kalınlığı, öteki kıtalardakine yakındır. Bugünkü buzların erimesi durumunda, Batı Antarktika’nın bir takımadaya dönüşeceği öne sürülürse de, 32 km’ye varan kabuk kalınlığı, kıtada okyanusa özgü bir yapı olmadığını gösterir. Kabuk kalınlığı, Transantarktika Dağları sınırında birden artarak Doğu Antarktika’da ortalama 40 km’ye ulaşır.

Antarktika’nın kabuğu eskiden çok hareketli, Prekambriyen Zamandaki yeryüzü şekilleri ise bugünkünden çok farkh olmalıdır. İlkel toprakların aşınması ile, eski deniz ve göl havzaları tortul ve volkanik kalıntılarla dolmuştur. Dağoluşumu dönemlerinde bu maddeler karmaşık biçim değişikliklerine uğrayıp yerkabuğunun derinliklerinde yeniden kristalleşerek, özellikle Doğu Antarktika’da görülen kristalleşmiş kayaç komplekslerini oluşturmuştur. Yüzeyde ise, kayalar yükselirken dağlar aşınmayla oyulmuş, aşınma sonucu oluşan tortullar yeni havzaları doldurmuş, böylece yerkabuğunun yeni katlan ortaya çıkmıştır. Bu döngü, Antarktika’nın evrimi boyunca defalarca tekrarlanmıştır

Transantarktika Dağlarının hareketliliği Devoniyen Dönemde (y. 395-345 milyon yıl önce) durmuştur. O tarihten Jura Dönemine (y. 190-136 milyon yıl önce) değin, kuvarslı tortullar göllere ve aşınarak yok olan eski dağ zincirlerinin yanındaki sığ denizlere yayılmıştır. Beacon Kumtaşı olarak bilinen bu platform tortullarında, Antarktika’da artık var olmayan yaşam biçimlerinin zengin kalıntıları bulunur. Bunlar arasında, Devoniyen kayaçlarda rastlanan tatlı su balıklan,Permiyen (y. 280-225 milyon yıl önce) ve Triyas (y. 225-190 milyon yıl önce) kayaçlannm kömür tortullannda yer alan ve Glossopteris olarak bilinen ıhman orman ağaçlan, gene Triyas kayaçlannda bulunan Lystrosaurus gibi büyük sürüngenler ile amfibyum türleri sayılabilir.

DOĞAL YAPI


YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ


Antarktika kıtasında iki farklı yüzey birbirinden ayırt edilebilir. Birincisi, gözle görülen kayaç ve buz yüzeyi, İkincisi ise, ancak sismik aygıtlarla ya da uzaktan algılamalı başka tekniklerle saptanabilen, buzlar altında kalmış anakayaç yüzeyidir. Antarktika’nın tümünde, buzul kaynaklı aşınma ve tortullaşmanın etkileri ağır basar; buna karşılık akarsuların aşındırma etkisi görece azdır. Buzulların biçimlendirdiği arazi şekilleri, 300 milyon yıl önce olduğu gibi bugün de baskın durumdadır. Deniz yüzeyinden yüksekliği ortalama 2.100-2.400 m olan Antarktika, dünyanın en yüksek kıtasıdır (ikinci sıradaki Asya’nın ortalama yüksekliği yaklaşık 900 m’dir). Doğu Antarktika’daki geniş buz katmanları, iki ana noktada 3.450 m ya da daha yükseğe ulaşır. Bunlardan biri, Wilkes Topraklarının batı kesiminde, yaklaşık 80p güney enleminde, öteki ise Kraliçe Maud Topraklarının orta kesiminde, 75“güney enleminden güneydoğuya uzanan bir kuşakta yer alır. Ama buzlar olmasa, kıtanın ortalama yüksekliğinin 4Ö0 m’yi biraz aşacağı hesaplanmaktadır. Bu durumda Antarktika çok daha küçük bir anakara (Doğu Antarktika) ile bir takımada grubundan oluşacaktır. 90°doğu ve 150°doğu boylamları arasında ortaya çıkacak geniş bir alçak düzlük üzerinde 2.000-4.000 m yükseklikteki Transantarktika ve Gamburtsev Buzulaltı Dağları yükselecek, çok engebeli bir görünüm kazanan kıtanın en yüksek noktası, 5.140 m ile Sentinel Sıradağları üzerindeki Vinson Masifi olacaktır. Bugün “Kara” olarak tanımlanan ve Ellsworth Topraklarının büyük bölümü ile Marie Byrd Topraklarının da aralarında bulunduğu çoğu bölge ise, deniz altında kalacaktır.

Kıtanın, çoğu bugün de etkin olan yanardağları, Ellsworth Topraklarının batı kesimi, Marie Bryd Topraklan ve Antarktika Yarımadası ile Victoria Toprakları kıyılarının bazı bölümlerinde yer alır. Ama genel olarak yanardağ etkinliği, volkanik İskoçya Yayında yoğunlaşmıştır. Doğu Antarktika’da bugün kıyı boyunca tek bir yanardağ, Gaussberg (90° doğu) bulunur. Ross Adasındaki Erebus Dağı, uzun süre sessiz kaldıktan sonra 1970’lerin ortasında giderek artan bir etkinlik göstermiştir; bu etkinlik, yanardağın eteklerinde yer alan ve Antarktika’nın en büyük araştırma istasyonu olan McMurdo İstasyonu (ABD) tarafından yakından izlenmiştir. Bir volkanik kaldera olan Deception Adasının şiddetli püskürmelerinden biri de (1967-70) İngiltere’nin ve Şili’nin yöredeki istasyonlarını tahrip etmiştir.

İKLİM


Antarktika, yeryüzünün en soğuk kıtasıdır. Yeryüzünde bugüne değin kaydedilmiş en düşük sıcaklık olan-89,2°C’lik ölçüm, 21 Temmuz 1983’te, kıtanın yüksek iç kesim buz örtüsü üzerinde Vostok İstasyonu’nca gerçekleştirilmiştir. Kış aylarında denize yakın yerlerde de sıcaklığın -60°C’ye kadar düştüğü saptanmıştır. Kıtanın en ılıman bölgesi olan Antarktika Yarımadasının kuzey kesiminde kış aylarında sıcaklık, denizin etkisiyle çok ender ll°C’ye kadar yükselir. En soğuk aylarda ortalama sıcaklık, kıyıda -20°C ile -30°C, iç kesimde ise -40°C ile -70°C arasında değişir. Kutup platosunda en soğuk dönem ağustos sonları, yani güneşin dönmesinden hemen önceki günlerdir. Yaz ortasında sıcaklık Antarktika Yarımadasında 15°C’ye kadar yükselebilmekle birlikte, yaz ortası sıcaklık ortalaması kıyıda0°C,iç kesimlerde ise-20°C ile-35°C arasındadır. Bu değerler, aylık ortalamaların kışın -35 °C ile yazın 0°C arasında değiştiği Kuzey Kutbu’na göre çok düşüktür.

Antarktika’da keşif gezilerini zorlaştıran başlıca etken soğuk rüzgârlardır. Kıyı kesimlerinin, özellikle Doğu Antarktika kıyılarının belirleyici özelliği, iç yükseltilerin dik yamaçlarından aşağı inen yoğun havanın oluşturduğu sert rüzgârlardır. Hızları düşükken oldukça düzenli esmekle birlikte, belli bir hızın üzerine çıktığında, gevşek kar örtüsünü yükseklere savuran burgaçlar oluşturarak esen bu rüzgârlar “katabatik rüzgârlar” olarak bilinir. Birdenbire oluşan burgaçlar, gerçekte kar yağmadığı ve yükseklerde hava açık olduğu halde, kısa süreli Antarktika tipilerine yol açar. Mirni İstasyonu, bir kış boyunca rüzgâr hızının 7 kez saatte 176 km’nin üstüne çıktığını saptamıştır. 9 Aralık 1960’ta, hızı saatte 224-248 km olarak saptanan katabatik rüzgârlar, Mac Robertson Topraklan kıyısındaki Mawson İstasyonu’nda bir Beaver uçağını tahrip etmiştir. Kutup platosunda ise rüzgârlar genel olarak yumuşaktır. Güney Kutbu’nda ortalama rüzgâr hızı, aralıkta (yaz) saatte 14 km, haziran ve temmuzda (kış) saatte 27 km’dir.

Antarktika atmosferinde su buharı yoğunluğu, daha ılıman bölgelerdekinin onda biri kadardır. Yağışların büyük bölümü kar biçiminde düşer. Buzlann oluşturduğu çok büyük su potansiyeline karşın, Antarktika dünyanın en büyük çöllerinden biri sayılabilir. Kutup platosunda yıllık ortalama yağış yalnızca 50 mm’dir. Kıyı kuşağında ise bu ortalama 10 katına çıkabilir.

Antarktika iklimini belirleyen en önemli etmen Güneş-Yer ilişkisinin geometrik yapısıdır. Yer ekseninin, Güneş çevresindeki yörünge düzlemine göre 23,5° eğik olması, iki kutup bölgesi arasında dönüşümlü olarak uzun kış geceleri ile uzun yaz gündüzlerine ve iklimde mevsimlik değişmelere yol açar. Kışın, Antarktika’yı çevreleyen denizlerin donmasıyla kıtanın boyutları iki katının üzerine çıkar; iklimi ılımanlaştıran okyanus, böylece orta kutup platosundan yaklaşık 2.880 km uzaklaşmış olur.

Atlas ve Hint okyanusları ile Büyük Okyanusun güney kesimlerinden aldığı atmosfer ısısını kıtaya ileten büyük siklon fırtınaları, sürekli batı-doğu esintileriyle Antarktika’yı kuşatır. Nemli deniz havası ile soğuk kutup havasının karşılıklı hareketi, Antarktika Okyanusunu dünyanın en fırtınalı denizlerinden biri haline getirir.

BUZUL VE DENİZLER.


Sentinel Sıradağları gibi yüksek bölgelerde, belki y. 50 milyon yıl önce oluşan dağ buzulları, vadiler boyunca ilerleyip parçalanarak denize ulaşmıştır. Böylece saçaklar halinde buzlalar oluşmuş ve buzullaşmanın yoğunlaşmasıyla bunlar sabitleşmiştir. Doğu Antarktika Sıradağlarının yanı sıra, Batı Antarktika ada gruplarını da örten takke buzullar oluşmuş; bunlar zamanla birleşerek. Doğu ve Batı Antarktika’yı tek bir kıta biçiminde birbirine bağlayan büyük buz örtülerine dönüşmüştür. Antarktika kıtası, ilk buzulların ortaya çıkmasından bu yana, sürekli bir buzullaşma süreci yaşamaktadır. Antarktika buz örtüsünün, belirgin bir artış ya da belirgin bir azalma göstermeksizin, tam bir denge durumunda olduğu anlaşılmaktadır. En büyük hacim kaybı, buzlalardan, özellikle Ross, Ronne, Filchner ve Amery buzlalarından büyük parçaların kopmasıyla gerçekleşir.

Atlas ve Hint okyanusları ile Büyük Okyanusun batı kesimlerinde, ılık astropik yüzey akıntıları güneye yönelir ve Batı Rüzgârı Akıntısıyla karşılaşınca da doğuya döner. Ilık sular, Antarktika yüzey suyu adı verilen soğuk kutup sularıyla karşılaşır ve bu sularda bir ölçüde karışarak Alt-Antarktika yüzey suyu olarak bilinen, daha yumuşak bir su kütlesi oluşturur. Karışma, Astropik Sınır Kuşağının (40° güney) güneyi ile Antarktik Sınır Kuşağının (50°-60° güney arasında) kuzeyinde uzanan sığ, ama geniş bir alanda gerçekleşir. Astropik Sınır Kuşağı, Antarktika Okyanusunun kuzey sınırlarını tanımlar; Antarktika Okyanusu, dünya okyanus hacminin yüzde 10’unu kaplar.

İki sınır kuşağının iklim, deniz yaşamı, dip çökeltisi, buz kütlesi ve buzdağı kayması üzerinde önemli etkileri vardır. Tuzluluk ve sıcaklıktaki belirgin farklar, bu kuşaklann kolayca tanımlanabilmesini sağlar. Antarktika suları, sıcaklığın düşüklüğü ve buharlaşmanın azlığı nedeniyle, tropik sulara göre daha az tuzludur. Yüzey suları, Astropik Sınır Kuşağından güneye, Alt-Antarktika iklim kuşağına yönelince yaklaşık 5°C-9°C arasında sıcaklık yitirir. Bu sular, Alt- Antarktika iklim kuşağından, Antarktika iklim bölgesine yönelerek Antarktik Sınır
Kuşağını geçtiğinde sıcaklık daha da azalır; su sıcaklığı yaz aylannda 8 ° C’den 4° C’ye, kış aylannda ise 3 ° C’den 1 ° C’ye düşer.

Kıta çevresinde iki tip yüzen buz kütlesi vardır:

1) Ross Buzlası gibi olağanüstü boyutlara ulaşan ve buzullardan beslenen yarı-sabit buz sığlıklan;
2) yılın belli dönemlerinde donan, belli dönemlerinde eriyen ve kış aylannda Atlas Okyanusunda56° güney, Büyük Okyanusta da 64° güneye kadar uzanan buz kütlesi. Rüzgârlar ve akıntılar tarafından itilen buz kütlesi sürekli hareket halindedir. Bu hareket, kıtanın kenanndaki, Doğu Rüzgân Akıntısının kıyı kuşağında batıya, daha kuzeyde Batı Rüzgân Akıntısı kuşağında ise doğuya yönelir. Buzullardan ve buzlalardan kopmuş parçalar olan buzdağlarmm, kuzey sınırı Astropik Sınır Kuşağı yakınındadır. Antarktika buz kütlesinin yüzölçümündeki yıllık değişme, Kuzey Kutbu buz kütlesinin yaklaşık altı katıdır. Bu nedenle Antarktika buz kütlesi, okyanus ve atmosfer arasındaki ısı alışverişinde, dolayısıyla da bir olasılıkla tüm yeryüzündeki hava durumunda, Kuzey Kutbu’na göre daha büyük rol oynar. Antarktika buz kütlesinin hareketleri ile dünyadaki iklim değişiklikleri arasındaki bağlantı, uydular aracılığıyla araştırılmaktadır.

BİTKİ ÖRTÜSÜ


Antarktika’nın soğuk çöl iklimi, ancak soğuğa ve fotosentezin olanaksızlaştığı yarı karanlık ya da tam karanlık uzun kış dönemlerine dayanıklı bitkilerin yaşamasına olanak verir. Bitki büyümesi, enlem, mevsimlik kar örtüsü, deniz düzeyindeki yükseklik, topografik ortam, rüzgâr ve nem gibi çok çeşitli etkenlere bağlı olarak, birkaç gün, birkaç hafta ya da bir-iki ay süren dönemlerde tamamlanmak zorundadır. Atmosferdeki su buharından, yerel kar erimesinden, çatlaklardaki karlardan ve sürekli don altındaki topraklardan kaynaklanan nem, bitki yaşamını belirleyen en önemli etkendir. Akarsu yok denecek kadar azdır. Aşırı soğuk sert rüzgârlar ve kuraklık, çoğu bölgelerde yaz aylarında bile bitki büyümesini sınırlar. Bununla birlikte, karanlık yüzeyler arasındaki ısınma farklarının oluşturduğu mikroklimalann etkisinde kalan bazı yüksek bölgeler, bitkisel yaşama olanak verir. Bu tür mikroklimalann önemi, Byrd’in ikinci Antarktika keşif gezisiyle de (1933-35) belirlenmiştir. Bu araştırma, Marie Byrd Topraklarında likenlerin, koyu renkli, güneş ısısını daha çok çeken kayalarda büyüme eğiliminde olduğunu ortaya koymuştur.

Antarktika’da yaşayan bitki türleri toplam 800 dolayındadır ve bunların 350’sini likenler oluşturur. Likenler, yavaş büyümelerine karşın, kıtadaki yaşam koşullarına çok iyi uyum sağlar; uzun kış uykusu dönemlerine dayanabilir ve koşulların değişmesiyle de hemen fotosentez yapmaya başlar. Yüzden çok türü bulunan yaprakyosunları ve cigerotları kıyı kesimlerinde baskındır; ama özellikle yaprakyosunları, likenlerin bulunduğu hemen her yerde yetişir. Sayısız küf, maya ve başka mantar türleri ile birlikte tatlı su algleri ve bakterileri, Antarktika bitki örtüsünü tamamlar. Çok yaygın olan bu bitkiler, 87° güney enlemi kadar uzak yerlerde bile görülür. Antarktika denizleri, özellikle kıyıya yakın kesimler, plankton bakımından çok zengindir. Bir tür alg olan diyatomeler çok boldur.

Genel olarak humuslu olmayan Antarktika toprağında gene de bakteri gibi mikroorganizmalar ya da mavi-yeşil alg türleri bulunur. Antarktika, bugünkü çorak görüntüsüyle bitki örtüsünün çok daha zengin olduğu Birinci ve İkinci zamanlar Antarkti- kası ile pek az benzerlik taşır. Kıtanın, büyük olasılıkla 50 milyon yıl önce başlayan buzullaşma süreci damarlı bitkileri (eğrelti- otları, iğneyapraklılar ve çiçekli bitkiler) kuzeye kaymaya zorlamıştır. Yalnızca odunsu olmayan bitkiler, Alt-Antarktika’da ve seyrek olarak da Antarktika bölgesinde yeniden yaygınlaşabilmiştir.

Antarktika Sınır Kuşağının kuzeyinde ise, Alt-Antarktika bitki alanında yer alan Güney Georgia, Crozet, Kerguelen ve Macquarie gibi adaların temel özelliği, çeşitli türlerde damarlı bitkilerin bolluğudur. Yalnızca Güney Georgia’da 50 tür damarlı bitki saptanmıştır. Sporlarla üreyen bitkiler Antarktika’nın, tohumlu bitkilerse Alt-Antarktika bölgesinin ana özelliğidir.

Antarktika ve Alt-Antarktika bölgelerinin çoğu kesiminde doğal ekosistemi insanlar büyük ölçüde etkilemiştir. Balina avı merkezlerinin çevresinde kıtaya yabancı damarlı bitki türleri ekosisteme katılır; araştırma istasyonlarının yakınlarında da çok sayıda yabancı mikroorganizmanın yaşadığı kuşkusuzdur. Başta koyun ve tavşan olmak üzere gene kıtaya yabancı otçul hayvanlar, Alt- Antarktika adalarının çoğunda bitki topluluğunu tüketmiştir.


BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 31 Mayıs 2017 21:40
HerHangiBiri - avatarı
HerHangiBiri
Ziyaretçi
9 Aralık 2008       Mesaj #2
HerHangiBiri - avatarı
Ziyaretçi

HAYVAN VARLIĞI.


Antarktika’nın özgün kara hayvanlan tümüyle omurgasızlardan oluşur. İklim koşulları karşısında çlaha dayanıksız olan ve daha zor yaygınlaşan hayvan türleri, buzların görece yeni eridiği yerlerde ortaya çıkan bitki örtüsünü izler. Antarktika mikrofaunası, güneşhayvancıkları, tardigradlar, rotiferler, ipliksolucanlan ve kirpikli tekhücrelilerden oluşur. Protozoonlar toprak ve tatlı su ortamlannın baskın canlı grubudur. Karalardaki makrofauna tümüyle eklembacaklılardan (.Arthropoda) oluşur; çoğu türleri, kuş ve fokların üzerinde asalak olarak yaşar. Keneler, bitler, pireler, sinekler ve yaykuyruklar Antarktika’da görülen başlıca eklembacaklı gruplarıdır. Kınkanatlıların bir olasılıkla yerli olmayan iki türü, Antarktika Yarımadasının yakınlarındaki adalarda görülür. Asalak olmayan başlıca yay kuyruk türleri, taşların altında, sporlarla üreyen bitkilerle bir arada yaşar.
Sponsorlu Bağlantılar

Ad:  Antarktika-4.jpg
Gösterim: 424
Boyut:  20.5 KB
Kuşlar. Antarktik Sınır Kuşağının güneyinde yaklaşık 45 kuş türü bulunur. Ama kıtada ya da kıtaya yakın adalarda bunlardan yalnızca üçü, imparator penguen, Antarktika borankuşu ve Güney Kutbu yırtıcı martısı yaşar. Yırtıcı kara memelilerinin olmaması ve kıyı açıklarındaki zengin beslenme kaynakları, Antarktika kıyılarını denizkuşlarının üremesi için çok elverişli bir sığmak haline getirir. Penguenler, bütün Güney Yarıküre kıyılarında bulunmalarına karşın, bu kutup bölgesinin simgesi olmuştur. Var olan 18 penguen türünden yalnızca ikisi, Adelie pengueni (Pygoscelis adeliae) ile imparator penguen (Aptenodytes forsteri) kıyı şeridinde yaşar. Öteki beş penguen türünün, yani kral penguen (Aptenodytes patagonicus), Pygoscelis papua, sakallı penguen, Pygoscelis antarctica ve tepeli penguenlerin (Eudyptes erestatus ve Eudyptes chrysolophus) yaşama alanı, en güneyde Antarktika Yarımadasının kuzeyine ve Alt- Antarktika adalarına kadar uzanır. Penguenlerin evrimi, Seymour Adasında, Antarktika Yarımadasının kuzey ucunda ve birkaç başka noktada bulunan fosiller incelenerek, 40 milyon yıl öncesine, Üst Eosen Bölüme değin izlenebilmiştir. Günümüzdeki en büyük penguen türü olan imparator penguenler (boylan 0,9 m ile 1,2 m arasında değişir), Yeni Zelanda ve Seymour Adasında yaşamış bazı akbabalara (boylarının 1,7 m’ye ulaştığı fosillerden anlaşılmaktadır) göre cüce sayılabilir. Procellariiformes takımına bağlı kuşlar, özellikle de borankuşu türleri ile albatroslar, Antarktika ve Alt- Antarktika’da yaşayan kuş türlerinin yarıdan çoğunu oluşturur. Bölgenin öteki kuşların arasında karabatak, kılkuyruk, martı, sumru, kmgana ve incirkuşu türleri sayılabilir.

Araştırmalar, bazı Antarktika kuşlannın, büyük uzaklıkları aşarak tüm dünyayı dolaştığını ortaya koymuştur. Güney Orkney Adalarında işaretlenen yeni doğmuş çok iri bir borankuşu, 2 ay sonra Avustralya’da, Fremantle’da canlı olarak bulunmuştur; iki aylık bir sürede uçmayı öğrenmiş ve 16.000 km, yani dünya çevresinin yaklaşık yarısı kadar bir yolu uçarak almıştır. Deneyler, uçamayan penguenler de dahil, Antarktika kuşlarının yön belirleme yeteneğinin kusursuz, yuvalarını bulabilme içgüdülerinin de çok güçlü olduğunu ortaya koymuştur. Bu kuşların, güneşin hareketini izleme yeteneği çok gelişmiştir ve güneş sürekli yüksekte kaldığında bile iyi işleyen biyolojik saat mekanizmaları vardır. Yuvalarından 3.000 km uzağa götürülüp orada serbest bırakılan Adelie penguenlerinin, bir yıl içinde yuvalarına döndüğü bilinmektedir.

Kuşların beslenme alışkanlıkları, türden türe büyük farklılık gösterir. Deniz kuşlan, çoğunlukla yüzeyde bulunan kabuklular, balıklar ve kalamarlarla beslenir. Karabatak ve penguenler ise 45 m kadar derine dalabilir. Kıyı kuşları, yumuşakçaları, derisidikenlileri ve kıyıda bulunan kabukluları avlarlar. Kıngagalılar, bazı martı türleri, dev borankuşları ve yırtıcımartılar, başka kuşların savunmasız yumurtalarını da yer. Yırtıcımartı ve dev borankuşlarmın, başka türlerin ve özellikle penguenlerin yavrularına ya da zayıflarına saldırdığı bilinir. Kuşla- n ürküterek yuvalarını ve yavrulannı savunmasız bırakıp kaçmalarına neden olduğu gerekçesiyle, kuşların bulunduğu alanlar üzerinde alçak uçuş yasaklanmıştır.

Besinlerini denizden sağlayan Antarktika kuşlarının çoğu, her sonbaharda kıtadan ayrılır ve buz kütlesi kuzeye ilerledikçe, Antarktika’nın “ikincil” kıyı şeridini izler. Yalnızca imparator penguenler kıtada kalır. Bir zamanlar çok az olduğu sanılan imparator penguenlerin sayısının, bugün bilinen 25 kolonide 1 milyonu aştığı tahmin edilmektedir.

Deniz yaşamı. Antarktika sularında yaşayan zooplanktonlar, bol miktardaki fitoplanktonlarla beslenir ve kendileri de balina, fok, balık, kalamar ve deniz kuşlarının temel besinini oluşturur. Karidese benzeyen kril (Euphausia superba), besin zincirinin üst kademelerindeki en önemli canlıdır; yetişkin boyunun en çok 3-4 cm olmasına karşın, geniş ve yoğun topluluklar halinde yaşadığı için, balina ve fokların başlıca gıdasını oluşturur. Çubuklu balinalar, Antarktika sularında geçirdikleri üç-dört aylık sürede, 150 milyon ton dolaylarında kril tüketir. Kıyı yakınındaki diplerde yaşayan hayvanlar arasında, Hydrozoa grubu bir yere bağlı yaşayan knidliler, mercanlar, süngerler ve yosunhayvancıklarının yanı sıra tuzlu su kabukluları ve eşayaklilar, denizso- lucanları, denizkestaneleri, denizyıldızları ve çeşitli kabuklu ve yumuşakça türleri bulunur. Ama kıyı altı bölgenin 15 m’ye kadar olan derinliklerinde, buz nedeniyle canlıya pek rastlanmaz.

Antarktika Sınır Kuşağının güneyinde, tüm denizlerdeki yaklaşık 20 bin balık türünün yalnızca 100 kadarı yaşar. Deniz dibinde yaşayan yaklaşık 90 türün neredeyse dörtte üçü Notothenioidea üstfamilyasındandır. Deniz dibinde ayrıca Zoarcidae (yılanbalığı benzerleri), Cyclopteridae (van- tuzlu balıklar), Macrouridae (sıçan kuyruklu balıklar) ve Gadidae familyalarından balık türleri bulunur. Antarktika bölgesinde kemiklibalıklar dışında ender olarak rastlanan türler arasında sülükbalığı ve vatoz sayılabilir. Antarktika Sınır Kuşağının güneyinde, birçok derin deniz balığı türünün yaşadığı bilinir, ama bunlardan yalnızca üçü, bir barakuda ve iki fenerbalığı türü bu bölgeyle sınırlıdır. Dipte yaşayan balık türlerinden 90 kadarı, dünyanın başka hiçbir yerinde görülmez.

Ad:  Antarktika-5.jpg
Gösterim: 540
Boyut:  11.0 KB
Antarktika’nın yerli memelilerinin tümü denizde yaşar. Bunlar arasında fok, musur, yunus ve balina sayılabilir. Yalnızca bir kulaklı fok Antarktika Sınır Kuşağının güneyinde bulunur. Kulaksız fokların dört türü (sürü halinde yaşayan Weddell foku, yengeç yiyen fok, tek başına yaşayan etçil pars foku ve ender rastlanan Ross foku) Antarktik kuşağın hemen yakınlarında, Güney Georgia, Kerguelen ve Macquarie adalarında yaşar. Neredeyse soyu tükenmekte olan kulaklı fok ve fil fokunun sayısı son zamanlarda yeniden artmaya başlamıştır. Kulaklı fokların toplamı 30 bin, fil fokları - mnki ise 700 bin dolayında tahmin edilmektedir. Beş yüz bin dolayında Weddell fokunun, 5-6 milyon yengeç fokunun ve yaklaşık 50 bin Ross fokunun kıtada yaşadığı sanılmaktadır.

DOĞAL KAYNAKLAR


Antarktika’ya 19. yüzyılda yapılan ilk keşif gezilerinin çoğu, doğrudan ya da dolaylı ekonomik amaçlara yönelmiştir. Bazıları yeni ticaret yolları, bazıları ayıbalığı avlanabilecek yeni alanlar bulmayı amaçlamış, kimileri ise zengin maden kaynaklarına ulaşmayı ummuştur. Bulunan ve işletilen doğal kaynaklar Alt-Antarktika denizlerinde yoğunlaşırken anakara üzerinde bugüne değin hemen hiçbir ekonomik kaynağa rastlanamamıştır. Bulunanların da çok azı ekonomik değer taşımaktadır.

Ama Antarktika’nın jeolojik yapısına ilişkin bilgiler, kıtada çeşitli yeraltı kaynakları olduğunu, bunlardan bazılarının da büyük boyutlara ulaşabileceğini, oldukça kesin biçimde öngörmeye yetecek düzeydedir. Transantarktika Dağlarında bulunan kömür ile Doğu Antarktika’daki Prens Charles Dağları yakınlarında belirlenen demir cevheri dışında kıtada hiçbir önemli maden kaynağının saptanamamış olması, büyük ölçüde eksik örneklemeden kaynaklanmaktadır. Buzla kaplı olmayan topraklar, Antarktika’nın yalnızca yüzde 1-5’ini oluşturduğuna göre, potansiyel bir cevher kütlesi nin dışardan saptanması olasılığı yok denecek kadar azdır.

Antarktika’da bazı yeraltı kaynaklarının bulunduğu yönünde artık kesinleşmiş olan görüş, kıtanın çeşitli bölgeleri ile Güney Amerika, Güney Afrika ve Avustralya’nın maden bakımından zengin bölgeleri arasındaki benzerliklere ve Gondvvanaland kara kütlesinin İkinci Zamandaki yapısıyla ilgili değerlendirmelere dayanır. Kraliçe Maud Topraklarının batı bölümü, Güney Afrika’da altın çıkarılan Witwatersrand yataklarının karşılığı olabilir. Bakır bakımından zengin Güney Amerika Andlan, güneye doğru devam ederek İskoçya Yayı boyunca kıvrılıp Antarktika Yarımadasının içlerine, belki Ellsworth Topraklarının ötesine kadar uzanır. Büyük ölçüde buzlarla kaplı olan Wilkes Topraklarının ile Güneybatı Avustralya’nın altın içeren yeşiltaş kuşakları ve platin içeren püskürük kayaçlan arasında koşutluk bulunabilir. Pensacola Dağlarının kuzeyinde büyük, tabakalı bir gabroik kompleks olan Dufek, çok daha genç olmasına karşın, jeolojik açıdan Güney Afrika’daki Bushveld kompleksine benzer. Bushveld, platin grubu metaller, krom ve öteki kaynaklar bakımından çok zengindir. Antarktika’daki bu alanlardan bazılarında antimon, krom, bakır, altın, kurşun, molibden, kalay, uranyum ve çinko gibi maden örneklerine de rastlanmıştır. Ama bunların hiçbiri, saflık derecesi ve miktar bakımından ekonomik önem taşımaz. Çok büyük boyutlu madenkömürü ve tortul demir yatakları da, kutup bölgelerinde çalışmanın yüksek maliyeti yüzünden gene ekonomik değildir. Maliyetlerin olağanüstü boyutlara ulaşması karşısında, ancak platin, altın ve elmas gibi birim değeri yüksek madenlerin işletilmesi söz konusu olabilir.

“Glomar Challenger” aracının 1973’te Ross Denizinde açtığı kuyularda gaz halinde hidrokarbonlara rastlanması, uluslararası düzeyde ilgi uyandırdı. ABD araştırma gemisi “Eltanin” de, Antarktika kıta sınırının yapısını araştırmaya dönük bir dizi çalışmayı o tarihte tamamlamış bulunuyordu. 1970’lerin sonlarından bu yana Fransa, AFC, Japonya ve ABD gibi birçok ülkenin okyanusbilim araştırma gemileri, çok gelişmiş jeofizik tekniklerle kıta sınırının yapısını inceleyen ayrıntılı çalışmalar yürüttüler. Tortul kayaç kalınlığının, Ross, Amundsen, Bellinghausen ve Weddell denizlerinin kıta sınırı kesimlerinde ve Amery Buzlası yakınlarında, önemli miktarda petrol birikimi için yeterli düzeye ulaşmış olması olasıdır. Buzlarla örtülü bazı iç kesim havzaları ile Batı Antarktika’da da bir miktar petrol bulunabilir. Ama kıtada, işletmeye değer büyüklükte yatak olduğu sanılmamaktadır.

Kuzey Kutbu bölgelerinde petrol elde etmek için geliştirilen sondaj ve çıkarma teknolojisinden yararlanarak, Antarktika kıyısı açıklarında bulunabilecek petrolü de çıkarmak olanaklıdır. Ama sondaj gemileri ve platformları, buzdağlarının kaymasından ya da hareket eden buz kütlelerinden, Antarktika’da Kuzey Kutbu’nda olduğundan daha çok etkilenecektir. Antarktika bölgesindeki buzdağları Kuzey Kutbu’ndakilere oranla hem çok daha büyük, hem de sualtı bölümleri çok daha derindir. Ama bu sorunlar, kara içlerinde herhangi bir maden çıkarma girişiminde karşılaşılabilecek sorunların yanında çok hafif kalır. Dolayısıyla petrol açısından en büyük gelişme potansiyelini taşıyan Antarktika’nın bu yeraltı zenginliğini pazarlayabilmesi, ancak kolay işletilen petrol rezervlerinin tükenmesinden sonra gerçekleşebilir.

Antarktika’nın kolay ulaşılabilen topraklarındaki kaynakların giderek tükenmesi ve ekonomik gereksinmelerin artması, kıtadaki maden ve petrol araştırmalarının gitgide daha uzak bölgelere kaydırılmasını zorunlu kılmıştır. Bugünkü pazar ve teknoloji koşulları, kıtada ve kıta sahanlıklarında arama çalışmalarını yaygınlaştırmaya elverir gözükmektedir. Arama çalışmalarının, özellikle mülkiyet hakları ve imarla ilgili siyasal boyutları, bulunacak madenlerin ülkeler arasında eşit paylaştırmasından, Antarktika’nın bir dünya parkı yapılmasına kadar değişen çeşitli önerilerin ortaya atılmasına yol açmıştır.

Denizden elde edilebilecek kaynaklar, hem insanları Antarktika’ya çeken ilk neden, hem de uzun yıllar boyunca bölgedeki ticari etkinliğin tek temeli olmuştur. Avrupa ve Çin’in zengin kürk pazarlarına yönelik ticari fok avcılığı 1766’da Falkland Adalarında başladı ve kısa sürede bölgedeki öbür Alt-Antarktika adalarına yayıldı. Bu işten büyük kârlar sağlandı, ama yitirilenler de o ölçüde büyük oldu. İlk kayıtlara göre, 1780’lerin ortasında Falkland Adalarında milyonlarca fok avlandı. Bir yüzyıl içinde kulaklıfok sürüleri yok oldu. Ardından, yağı için fil foku avcılığı başladı; onların da sayısı azalınca bu kez balina avcılığına yönelindi. 20. yüzyılda da bazı balina türleri (özellikle mavi balina, çatalkuyruk ve kuzey balinası) Antarktika sularından çekildi. 1970’ler ve 1980’lerde avlanma kotaları yürürlüğe konana değin ticari balina avcılığı etkin biçimde sınırlanamadı. Çoğu fok ve balina türlerinin sayısı bugün yeniden artmaya başlamışsa da, işletilebilecek bir kaynak durumuna yeniden gelmesi olanaksız gözükmektedir.

1970’e değin sınırlı kalan ticari balıkçılık, özellikle büyük miktarlarda balık avlayıp işleyebilen fabrika-gemi kullanımının artmasıyla büyük önem kazanmıştır. Bir tür Antarktika morinasının (Nottothenia rossii) avı 400 bin tona ulaşınca, aşırı avlanmaya ilişkin endişeler gündeme gelmiştir. Kril avına duyulan ilgi de giderek artmaktadır.

Antarktika kıtasını kaplayan buz örtüsü, yeryüzündeki toplam buz hacminin yüzde 90’ını oluşturur. Bu çok büyük tatlı su kaynağı, taşıma maliyetlerinin yüksekliği dolayısıyla ekonomik değer taşımamaktadır. Antarktika’nın, tahıllar ve öteki gıda maddeleri için uzun dönemli bir derin dondurucu deposu olarak kullanılması önerisi de ortaya atılmış, ama taşıma, yükleme- boşaltma ve yatırım maliyetlerinin olağanüstü boyutlarda olması, bunun da ekonomik olmayacağını ortaya koymuştur.

Antarktika’nın olağanüstü doğal görüntüleri uzun süreden beri bilinmektedir. İlk turizm girişimi, 1958’in Ocak ve Şubat aylarında Arjantin Deniz Ulaştırma Komutanlığının Antarktika Yarımadasına düzenlediği turlarla başlamıştır. Ocak 1966’dan bu yana çeşitli noktalarda demirleyerek bilimsel istasyonları ve penguenlerin yaşadığı alanları gezen turist gemileri her yıl Antarktika kıyılarını doldurmaktadır. 1970’lerin ortalarında bölgeye turistik amaçlı gezi uçuşları da başlatılmıştır.

kaynak: Ana Britannica

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen _Yağmur_; 3 Nisan 2017 15:16 Sebep: kırık link / sayfa düzeni
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
11 Mart 2016       Mesaj #3
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye

ANTARTİKA

Ad:  Antarktika-2.jpg
Gösterim: 535
Boyut:  40.9 KB

TARİH


AvrupalI coğrafyacılar, daha ortaçağda ve Rönesans döneminde efsanevi bir Terra Australis’ten (Güney Topraklan) söz ederlerdi. Ama bundan çok önce (IS y. 650), Uite-Rangiora adlı bir komutanın, savaş kanosu ile bugünkü Yeni Zelanda’dan yola çıkarak en azından donmuş okyanusa kadar güneye indiğini anlatan bir Maori efsanesi de vardı. Ingiliz gemici James Cook’un 1772-75 arasında yüksek güney enlemlerini izleyerek dünya çevresinde yaptığı yolculuk, efsanevi kıtanın boyutlarına ilişkin varsayımları gerçeğe çok yaklaştırdı. Cook’ un gezisi, eğer Terra Australis gerçekten varsa, ancak 60° güney ve 70° güney enlemleri arasında, bu yolculuk sırasında bulunan buz kütlelerinin ardında olabileceğini gösterdi.

Rus kâşifi Gottlieb von Bellingshausen’ın komutasındaki “Vostok” ve “Mirni” adlı gemiler, 1819-21’de ilk kez kıtanın oldukça yakınından geçerek tüm çevresini dolaştı; 20 Ocak 182Q’de Bellingshausen ilk kez kıta buzlalarından birini saptadığını bildirdi. Antarktika Yarımadasının anakara kesiminin bir parçasını Bellingshauşen’dan iki gün sonra gördüğünü öne süren İngiliz Edward Bransfield de, Antarktika Yarımadasının bir bölümünün haritasını çıkardı. 18 Kasım 1820’de Orleans Boğazının kıtayanmada tarafını gören ABD’li Nathaniel Palmer da kıtayı ilk kez gördüğünü öne sürenler arasındaydı. 1837-40’taki bir Fransız keşif gezisi sırasında Dumont d’Urville, Adelie Topraklarını buldu; Fransızlar bu toprak üzerinde hak iddia ettiler. Charles Wilkes’ in yönetiminde 1838-42 arasında yapılan ABD keşif gezisinde Doğu Antarktika kıyılarının büyük bölümü araştırıldı. 1839-43 arasındaki bir İngiliz keşif gezisi sırasında James Clark Ross, Victoria Topraklan kıyısı ile, kendi adını alan Ross Denizi ve Ross Buz Engelini (bugün Ross Buzlası) buldu.

İLK KEŞİF DÖNEMİ.

Ad:  Antarktika-3.jpg
Gösterim: 416
Boyut:  34.5 KB

20. yüzyılın, Antarktika’nın keşfinde “kahramanlık çağı” olarak adlandınlan ilk 20 yıllık döneminde kıtayla ilgili çok önemli bilgiler elde edildi. İngiliz Robert F. Scott ve Ernest Henry Shackleton yönetin: ade 1901-13 arasında üç keşif seferi yapıldı. Kıta içlerine kadar girilerek, bugünkü bilimsel araştırma programlarına sağlam bir temel sağlayan önemli jeoloji, buzulbilim ve meteoroloji buluşları gerçekleştirildi.

İyice iç bölgelere doğru kızaklarla yapılan ilk araştırmayı, İngiliz “Discovery” seferi sırasında (1901-04) Scott, ardından da İngiliz “Nimrod” seferi sırasında (1907-09) Shackleton, Ross Adasındaki üslerinden yola çıkarak gerçekleştirdiler. Shackleton ve E. A. Wilson ile birlikte Scott, 30 Aralık 1902’de Ross Buzlası üzerinde 82° 17' güneye ulaştı. 9 Ocak 1909’da da Shackleton, beş kişilik bir ekiple, kutup noktasından 155 km uzaklıktaki 88° 237 güney enlemine kadar indi. Antarktika’da havacılık çağını, 1902’de yere bağlı bir gözlem balonuyla havalanan Scott başlattı. Shackleton, 1908’de Ross Adasındaki Cape Royds’da otomobil kullandı. Güçlü Man- çurya midillilerinin kıta üzerinde denenmesi ve Shackleton ’ın büyük Beardmore Buzulu üzerinden kutup platosuna çıkan bir yolu ilk kez kullanması, Scott’ın 1911-12’de Güney Kutbu’na kızakla gerçekleştirdiği yolculuğun önünü açtı.

Alman fizikçi Cari Friedrich Gauss’un, 66° güney, 146° doğu noktasında olduğunu öne sürdüğü Güney Magnetik Kutbu’na ulaşmak amacıyla Wilkes, d’Urville ve Ross’un (Ross daha önce Kuzey Magnetik Kutbu’nu bulmuştu) 1840’ta giriştiği yolculuk başarısızlıkla sonuçlanmıştı. 16 Ocak 1909’da T.W.E. David ve Douglas Mawson, Victoria Topraklarının yüksek buz platosu üzerinde 72°25' güney, 155°16" doğuda Güney Magnetik Kutbu’nu belirledi. Magnetik Kutup noktası, o günden bu yana 880 km kayarak Adelie Toprakları kıyısı yakınındaki bugünkü konumuna geldi. Shackle- ton’ın 1908-09’da ulaşamadığı Güney Kutbu’na, Norveç’in 1910-12 arasındaki Antarktika Seferi sırasında 14 Aralık 1911’de Roald Amundsen, bir ay sonra da İngiltere’nin 1910-13 “Terra Nova” seferi sırasında 17 Ocak 1912’de Scott ulaştı. Amundsen’in kayakçılar ve köpeklerden oluşan ekibi, Axel Heiberg Buzulu yoluyla Balinalar Körfezindeki Framheim İstasyonu’na dönşun hemen ardından, Amerikalı deniz subayı Richard E. Byrd, daha iyi donanımlı ve uçak destekli bir dizi keşif seferi yaptı (1928-30, 1933-35, 1939-41 ve 1946-47). Bu seferlerde kayaklı uçaklardan ve hava fotoğraflarından giderek daha etkin biçimde yararlanıldı. Byrd, 29 Kasım 1929’da Güney Kutbu üzerinde uçan ilk insan oldu (1926’da da Kuzey Kutbu üzerinde uçmuştu). 1946-47 yazında gerçekleştirdiği ve “Yüksek Atlama Harekâtı” olarak bilinen dördüncü seferi, Antarktika’da o tarihe değin düzenlenen en büyük deniz-hava seferiydi. Aralarında iki denizuçağı tenderi ve bir uçakgemisi bulunan 13 gemi ile 25 uçak sefere katıldı. Gemiden havalanan uçakların çektiği 49 bin fotoğraf ile karadan havalanan uçakların çektiği fotoğraflar, Antarktika kıyılarının yüzde 60’ını kapsıyordu; bunun dörtte biri de o güne değin görülmemiş bölgelerdi.

ABD’li Lincoln Ellsvvorth ile Kanadalı pilot Herbert Hollick-Kenyon, 23 Kasım-5 Aralık 1935 arasında, kıtanın boydan boya geçildiği ilk hava seferini düzenlediler. Ha- ritalanmamış bölgeler ve buz tarlaları üzerinde yapılan bu cüretli uçuş, uçakların önceden hazırlanmamış yüzeylere inip kalkabileceğini gösterdi. Norveç’in 1930’larda Kraliçe Maud Toprakları kıyılarına düzenlediği keşif seferlerinde gemiden havalanan denizuçaklannın yoğun olarak kullanılması ve ilk hava harekâtları, bugünkü hava ağırlıklı programların temelini oluşturdu.

İlk keşifler yalnızca Antarktika toprakları üzerindeki hak iddialarıyla sınırlı kalmadı, coğrafya terminolojisine de yansıyan çekişmelere yol açtı. Ulusal nüfuz mücadelesi özellikle İskoç Denizinin güneyindeki dar, yarımada görünüşlü kara kütlesi üzerinde yoğunlaştı. Bölge, Şilililerce O’Higgins Toprakları (Tierra O’Higgins), Arjantinlilerce ise San Martin Topraklan (Tierra San Martın) olarak adlandırıldı. İngilizler aynı bölgeyi eski donanma bakanlarının onuruna Graham Toprakları, Amerikalılar ise denizci ve kâşif Nathaniel Palmer’in anısına Palmer Yarımadası olarak adlandırdılar. Vanlan uluslararası anlaşma sonucunda bu bölge günümüzde yalnızca Antarktika Yanmadası olarak tanımlanmakta, ancak kuzey yansı Graham Topraklan, güney yansı ise Palmer Topraklan olarak adlandırılmaktadır.

20. yüzyılın ilk yansı Antarktika tarihinin koloni dönemidir. 1908-42 arasında, kıtanın dilimler biçiminde bölünmüş değişik kesimleri üzerinde 7 ülke egemenlik ilan etti.

Aralannda ABD, SSCB, Japonya, İsveç ve Belçika’nın da bulunduğu birçok ülke ise kıta topraklan üzerinde resmen hak iddia etmeden araştırmalannı sürdürdü. Örneğin ABD hükümeti, Richard Byrd’in 1929’da Marie Byrd Topraklanndaki Ford Sıradağlan (bugün bölge üzerinde hiçbir hak iddiası yoktur), Lincoln Ellsvvorth’un ise 1935’te Ellsvvorth Toprakları (bugün bölge üzerinde Şili hak iddia etmektedir), 1939’da da Doğu Antarktika’da Amery Buzlası yakınlarındaki American Highland (bü alan üzerinde bugün Avustralya hak iddia etmektedir) üzerindeki taleplerini hiçbir zaman benimsemedi. 1939’da Kraliçe Maud Topraklarının batısındaki Prenses Astrid ve Prenses Martha kıyılarının hava fotoğraflarını çeken Almanlar, buralara metal gamalıhaçlar atarak bölgenin Nazi hükümetine ait olduğunu ileri sürdüler (bu bölge üzerinde bugün Norveç hak iddia etmektedir).

Antarktika II. Dünya Savaşı’ndan çok etkilenmedi. Yalnızca Naziler, kıta yakınlarındaki denizlerde ticaret gemilerine saldırdılar. İngiliz savaş gemileri, bunun üzerine Antarktika Yarımadasının kuzeyini gözetim altına aldılar. Ocak 1943’te Deception Adasına düzenlenen bir seferde, Nazi Almanyası’nın müttefiki Arjantin’den gelen bir ekibin bir yıl önce buraya ayak bastığı anlaşıldı. Yarımada üzerinde Arjantin egemenliğinin simgesi olarak pirinçten bir silindir bırakılmıştı. İngilizler, Arjantin’in bıraktığı simgeleri kaldırarak kendi bayraklarını diktiler. Alman yanlısı bir Arjantin hükümetinin, Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanustan geçen deniz yollarını birbirine bağlayan stratejik Drake Geçidinin iki yakasını da denetim altına alabileceği endişesi İngiltere’de gittikçe büyüdü. Sonunda Deception Adasında, bölgeyi gözaltında tutacak bir askeri üs kurulmasını öngören, “Tabarin Harekâtı” kod adlı gizli bir askeri plan hazırlandı. İngilizler, Şubat 1944’te adaya yeniden geldiklerinde, kendi bayraklarının yerine Arjantin bayrağının çekildiğini gördüler. İngiliz bayrağı bir kez daha çekildi ve bölgedeki İngiliz taleplerini desteklemek amacıyla planlanan üs kuruldu. Birkaç başka istasyon daha inşa edildi ve savaşın bitiminde İngiltere, Antarktika’daki varlığını sürekli kılma kararı aldı.

İngiliz işgali, Arjantin ve Şili’yi, Antarktika Yarımadası üzerindeki iddialarını destekleyecek girişimler için harekete geçirdi. Şili yarımadada ilk kez 1940’ta hak iddiasında bulunmuştu; Arjantin de 1903’ten beri Güney Orkney Adalarında bir meteoroloji istasyonunu sürekli faaliyette tutuyordu. 1947’den sonra hem Arjantin hem Şili, değişik yerlerde üsler kurdu. Marguerite Koyundaki, ABD’ye ait eski Antarktika Servisi Doğu Üssü kampına, 1947-48’de gene ABD’nin Ronne Antarktika Araştırma Seferi (RARE) ekibi yerleşti. Bunun üzerine İngiltere, Arjantin ve Şili, ABD’nin de kıtada hak iddiasında bulunabileceğinden endişelenmeye başladılar. Ama anlaşmazlıklar kısa sürede aşıldı ve ABD ile İngiltere, yarımadanın doğu kenarında yapılacak bir kızak seferi için güçlerini birleştirdi.

Bölgede Arjantin ile İngiltere arasında iki kez askeri çatışma patlak verdi. İlk olay, Arjantin donanmasının, 1952’de Antarktika Yarımadasının kuzey ucundaki Hope Koyunda karaya çıkan bir İngiliz meteoroloji ekibine ateş açmasıyla çıktı. Bu anlaşmazlık, Arjantin hükümetinin, İngiliz ekibinin etkinliklerine engel olmayacağı sözünü vermesiyle çözümlendi. İkinci ve çok daha önemli çatışma, 1982’de, Arjantin’in de üzerinde hak iddia ettiği bir İngiliz sömür gesi olan Falkland Adaları (Arjantinlilerin verdiği adla Malvinas Adaları) yüzünden çıktı. Arjantin kuvvetleri, Nisan başlarında Falkland ve Güney Georgia adalarına asker çıkardılar. İngiltere, bu eyleme, adaları yeniden işgal ederek karşılık verdi ve 14 Haziran’da Arjantin kuvvetlerini teslim olmaya zorladı.

1950’lerin ortalarına gelindiğinde Antarktika’da pek çok ülkenin kısmen ticari, kısmen bilimsel, ama genel olarak önemli siyasal çıkarları vardı. Avustralya, 1947- 48’de Heard ve Macquarie adalarında istasyonlar kurmuş, 1954’te de MacRobertson Topraklan kıyısında, geniş toprak iddialarına dayanak oluşturmak amacıyla Mawson İstasyonu’nu kurmuştu. Güney Afrika, Prens Edward ve Marion adalanna bayrak dikmişti. Fransa, daha 1953’ten önce Kerguelen ve Crozet adalarında sürekli üsler kurmuş, Adelie Toprakları kıyılarının büyük bölümünün ölçümünü tamamlamıştı. 1955’te Arjantin, buz kırma gemilerinin yardımıyla, Filchner Buzlasında General Belgrano İstasyonu’nu kurdu. Yarımada ve yakınındaki adalar üzerinde birbirine çok yakın kurulan İngiltere, Şili ve Arjantin üsleri, bilimsel araştırmadan çok haberalma- ya yönelik oldukları izlenimini veriyordu. 1949-52’de düzenlenen Norveç-İngiltere-İsveç seferinde, 1939’da Norveç’in üzerinde hak iddia ettiği bölgedeki Kraliçe Maud Toprakları kıyılarında yer alan Maudheim Üssü’nden çok kapsamlı araştırmalar yapıldı. ABD, her ikisi de 1947-48’de gerçekleştirilen Ronne seferi ve deniz kuvvetlerinin “Yeldeğirmeni Harekâtı”ndan sonra Antarktika’ya çok ilgi göstermedi, ama başka ülkelerin hak iddialarını tanımama politikasını da sürdürdü. SSCB de Bellingshausen’ in ilk seferinden beri, balina avcılığı dışında Antarktika ile ilgilenmemişti. Ama Sovyet hükümeti, 7 Haziran 1950’de ilgili devletlere bir memorandum göndererek, Antarktika’nın rejimi konusunda kendi katılımı dışında alınacak hiçbir kararı tanımayacağını belirtti.

IGY VE ANTARKTİKA ANTLAŞMASI.


Kutuplardaki bilimsel çalışmaların eşgüdüm içinde yürütülmesinin önemi, 1879’da Almanya’ nın Hamburg kentinde toplanan Uluslararası Kutup Komisyonu’nda benimsendi ve toplantıya katılan 11 ülke, 1882-83 I. Uluslararası Kutup Yılı’nı düzenledi. Çalışmalar, ağırlıklı olarak, daha yakından bilinen Kuzey Kutbu üzerinde yoğunlaştırıldı, Antarktika’da kurulması kararlaştırılan meteorolojik ve jeomagnetik araştırma amaçlı dört istasyondan yalnızca biri, Güney Geor- gia’daki Alman istasyonu gerçekleştirildi. Bir başka karar da, her 50 yılda bir buna benzer programların düzenlenmesiydi. II. Uluslararası Kutup Yılı, 1932-33’te 34 ülkenin katılımıyla düzenlendi, ama yıl boyunca Antarktika’ya hiç sefer yapılmadı.

IGY’rıin gelişmesi. Programların daha sıklaştırılması önerisi, 1950’de ortaya atıldı. 1957-58’de güneş lekelerinin en yüksek düzeye çıkması bekleniyordu (II. Kutup Yılı, lekelerin en düşük düzeyde olduğu döneme rastlamıştı). Uluslararası Bilimsel Birlikler Konseyi (ICSU), Uluslararası Jeofizik Yılı Özel Komitesi’ni (CSAGI) 1952’de IGY’nin planlanması ile görevlendirdi. Projeye 67 ülke ilgi gösterdi. Güneşi, havayı, kutup ışığını, magnetik alanı, iyo- nosferi ve kozmik ışınları her açıdan ve eşzamanlı olarak gözlemlemek üzere planlar hazırlandı. İlk kutup yılındaki gözlemler yalnızca yer düzeyinde, İkincisinde de balonla, yerden 10.000 m yükseklikte yapılmıştı. IGY sırasında ise uzay araştırmaları için ABD ve SSCB tarafından gözlem uyduları fırlatıldı. Tüm gözlemleri toplayacak ve her ulustan bilim adamlarına, bilimsel araştırmaları sırasında bu verileri sağlayacak birkaç uluslararası veri merkezi kuruldu.

ICSU komitesinin 1954’te Roma’da yapılan toplantısında, biri uzaya, öbürü de Antarktika’ya ilişkin iki program özellikle vurgulandı. Antarktika’nın vurgulanmasının nedeni, o güne değin kıtada çok az jeofizik çalışma yapılmış olması, Güney Jeomagnetik Kutbu’nun, kutup ışığı ve kozmik ışın etkinliklerini güney yarıkürede yoğunlaştırması ve kıtanın yansının henüz insan gözüyle görülmemiş olmasıydı.

I. Antarktika Konferansı Temmuz 1955’te Paris’te toplandı ve geniş kapsamlı keşif planları hazırlandı. 12 ülke, kıtada ve Alt-Antarktika adalarında 50’den çok kışlama merkezi kuracak, ABD Antarktika’ya düzenli uçak seferi başlatacak, Batı Antarktika (Byrd İstasyonu, ABD), Güney Jeomagnetik Kutbu (Vostok İstasyonu, SSCB1 ve göreli erişilmezlik kutbunda (SSCB) istasyon kurabilmek için büyük yollar açılacaktı. Aynca Güney Kutbu’nda kurulacak bir istasyon (Amundsen-Scott İstasyonu, ABD) için de dev kargo uçaklarıyla bir hava köprüsü oluşturulacaktı. Gene Antarktika’ya yönelik olarak, kutup ışığı ve gök aydınlığı, kozmik ışınlar, jeomagnetizm, buzulbilim, yerçekimi ölçümü, iyonos- fer fiziği, meteoroloji, oşinografi ve sismoloji gibi konularla ilgili birkaç temel bilimsel program saptandı. Kıyı üsleri 1955-56 yazında, iç kesim istasyonları da ertesi yaz, IGY’nin resmî açılışı olan 1 Temmuz 1957’ye yetişecek biçimde kuruldu.

Antarktika Antlaşması. 31 Aralık 1958’de IGY’nin sona ermesi ile birlikte, Antarktika’da yeniden IGY öncesindeki karmaşaya dönme tehlikesi belirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı 1957 sonbaharında Antarktika politikasını gözden geçirerek, kıtada çıkarları olan 11 ülke ile çeşitli anlaşmalar imzaladı. Başkan Dwight D. Eisenhower, 2 Mayıs 1958’de bu ülkelerin hükümetlerine birer nota göndererek, Antarktika kıtasının bağımsız ve barışçıl konumunu güvenceye alacak bir anlaşma imzalanmasını önerdi. On iki ülkenin katıldığı hazırlık görüşmeleri Haziran 1958’de Washington’da (D.C.) başladı. Son konferans 15 Ekim 1959’da Washington’da toplandı. Altı hafta süren görüşmelerden sonra, 1 Aralık 1959’da Antarktika Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya katılan 12 ülke, ABD, Arjantin, Avustralya, Belçika, Fransa, Güney Afrika, İngiltere, Japonya, Norveç, Sovyetler Birliği, Şili ve Yeni Zelanda idi. On iki ülkenin tek tek onayından geçen antlaşma 23 Haziran 1961’de yürürlüğe girdi.

Antarktika Antlaşması ile, bütün kıta, siyasal çıkarlardan uzak, özgür bilimsel araştırmalara ayrıldı.

Antlaşmanın başlıca ilkeleri şunlardı:

Antarktika’nın barışçı amaçlarla kullanılması (m. 1); uluslararası işbirliği ve özgür bilimsel araştırma (m. 2); projelerin, bilimsel bulguların ve insan gücünün serbest değişimi (m. 3); önceden elde edilmiş hakların tanınmasına karşılık, gerek yeni hak iddialarının, gerekse antlaşma süresindeki herhangi bir etkinliğin eski ya da yeni hak iddialarına dayanak yapılmasının yasaklanması (m. 4); nükleer denemelerin ve artık boşaltımının yasaklanması (m. 5); uluslararası hukuk kapsamına giren açık denizler dışında, 60° güney enleminin güneyinde kalan tüm alanlar için bu antlaşmanın geçerli olması (m. 6); herhangi bir ülkenin Antarktika’da yürüttüğü etkinliklerin başka ülkelerin de denetimine açık tutulması (m. 7); ilgili tarafların barışçı görüşmeler ya da hakem kararıyla çözemediği anlaşmazlıklarda Uluslararası Adalet Divam’na başvurulması (m. 11); antlaşmanın, 30 yıl yürürlükte kaldıktan sonra, taraf ülkelerden herhangi birinin talebiyle yenilenebilmesi.

4. madde uyarınca, taraf ülkeler, antlaşmanın imzalanmasından önce kıta toprakları üzerinde ortaya atılmış hak iddialarını yok saymadılar. Birden çok ülkenin hak iddia ettiği topraklar sorunu ise, uluslararası mahkemelerde hiçbir zaman çözüme bağlanamadı. Aralarında ABD’nin de bulunduğu birçok ülke, sürekli oturma ya da yerleşme söz konusu olmadıkça kıta üzerindeki hak iddialarını geçerli saymadılar. Antlaşmanın önemli koşullarından bir başkası, taraf ülkelerin temsilcilerinin, ortaya çıkan sorunları ele almak üzere belirli sürelerle toplanmasıydı. Bu toplantılarda, Antarktika’nın bitki örtüsü ile hayvan varlığının yanı sıra, tarihsel önem taşıyan alanların da korunması için gereken önlemler kararlaştırıldı. Başka ülkelere de antlaşma kapsamında danışmanlık statüsü verilerek ilk 12 ülkeyle eşit haklar sağlama uygulaması 1977’de Polonya ile başladı. Onu 1981’de AFC, 1983’te de Brezilya ve Hindistan izledi. Antlaşmaya katılan başka ülkelere ise kısmi statü tanındı.

IGY sonrası araştırmalar. ICSU, IGY sonrası dönemde de Antarktika’da uluslararası bilimsel çalışmaların sürdürülmesi ve eşgüdümün sağlanması amacıyla Eylül 1957’de Antarktika Araştırmaları Özel Komitesi’ni (SCAR; 1961’den sonra Antarktika Araştırmaları Bilimsel Komitesi) kurmuştur. Siyaset dışı bir kuruluş olan SCAR, yalnızca Antarktika kıtasındaki araştırma çalışmalarının değil, ICSU aracılığıyla, dünya ölçeğindeki başka projelerle bağlantılı Antarktika programlarının da eşgüdümünü sağlar. Üye ülkeler, çeşitli bilim dallarında kurulan “çalışma gruplarının” dönemsel toplantılarına temsilci gönderir. SCAR, her bilim dalındaki gelişmelere bağlı bir takvim çerçevesinde, son araştırma sonuçlarının karşılıklı değişimini sağlayacak uluslararası sempozyumlar düzenler. Antarktika Antlaşmasının siyasal alanda sağladığı büyük başarı, SCAR’ın ve gerek laboratuvarda, gerek alanda çalışmalar yapan bilim ve destek ekiplerinin ürünüdür.

Antarktika konusundaki bilimsel bilgiler sürekli artmaktadır. Yer’in bütünü ile bilinmesine bağlı pek çok önemli sorun, yalnızca kutup bölgesinde çözülebilir niteliktedir. Kutuplar konusunda IGY’den önceki ve sonraki birkaç on yılda edinilen bilgiler, önceki 1.000 yıl boyunca öğrenilenlerin çok ötesindedir.

Antarktika Antlaşması döneminde, uluslararası işbirliğiyle düzenlenen bilimsel projelerin sayısında ve niteliğinde sürekli yükselme görülmüştür (örn. Uluslararası Antarktika Buzulbilim Projesi, Kuru Vadi Sondaj Projesi, Antarktika Sistem ve Stoklarının Biyolojik İncelemesi). Çeşitli SCAR çalışma gruplarında ve özellikle astronomi ve atmosfer fiziğiyle ilgili çalışmalarda da (örn. Uluslararası Magnetosfer Çalışması, Antarktika ve Güney Yarıküre Aeronomi Yılı) benzer gelişmeler gerçekleşmiştir.

Uluslararası programların yanı sıra, tek tek ülkelerin düzenlediği programlarda da önemli artış olmuştur. Kendi adına araştırma programına girişen çoğu ülkenin kıtada toprak çıkarları olmakla birlikte, çok uzun dönem boyunca kıtadaki etkinliklerle ilgilenmemiş olan ülkeler de kendi programlarını geliştirmektedir. Bunlar arasında 1975- 76’da Antarktika’ya ilk keşif gezisini düzenleyen İtalya; kara üzerindeki ilk keşif gezisini 1975’te yapan Uruguay; deniz ve kara programlarını 1976-77’de uygulamaya sokan Polonya; ilk kez 1980-81’de büyük ölçekli etkinliklere girişen AFC ve Antarktika’daki ilk istasyonunu 1984’te kuran Çin sayılabilir.

Bu programların kapsamında fiziksel bilimlerin hemen hemen her dalı yer almaktadır. Kıtayla ilgili çalışmaların, göktaşı ve gezegen jeolojisi, hidroloji, yeryüzü su dengesi, kıta kayması, meteoroloji, iklim tarihi, biyoloji ve nüfus araştırmaları gibi birbirinden çok farklı alanlarda doğrudan etkileri olmuştur. Antarktika’daki balina avcılığının tarihi, bilim adamlarına, hayvan varlığını koruma gerekliliğini açıkça göstermiştir. 60° güney enleminin güneyinde kalan alanlarda çok uzun zamandır irili ufaklı doğa koruma bölgeleri vardır. Antarktika Deniz Yaşamını Koruma Konvansiyonu (1982) bu konuda önemli ilerleme sağlamıştır.

Antarktika araştırmalarının en beklenmedik ölçüde verimli olduğu araştırma alanlarından biri de göktaşlarıdır. Japonların 1969’da ilk kez kıtada göktaşı bulmasının ardından, 10 yıldan kısa bir süre içinde, yeryüzünde araştırma için kullanılabilecek göktaşı sayısı iki katma çıkmıştır.

Bilim adamlarının Antarktika ve çevresindeki deniz tabanlarında işletmeye uygun geniş bir maden potansiyelinin varlığı üzerinde giderek görüş birliğine varması ve son Deniz Hukuku Konvansiyonu’ndan (1983) önce izlenen uzun ve çetin süreç, Antarktika Antlaşmasının danışma statüsündeki üyelerini, var olan antlaşmalar çerçevesinde kıta kaynaklarının düzenli biçimde işletilmesine olanak verecek tartışmaları başlatmak üzere harekete geçirmiştir.

kaynak: Ana Britannica
Son düzenleyen _Yağmur_; 3 Nisan 2017 13:55
"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
Daisy-BT - avatarı
Daisy-BT
Ziyaretçi
12 Mart 2016       Mesaj #4
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi

Antarktika


  • Fransızca: Antarctique, Antarctide,
  • İngilizce: Antartic
  • Güney Kutbu bölgesini kaplayan kıta.
Yaklaşık 13,5 (yakınında adalarla birlikte 14) milyon km2 olan yüzölçümüyle dünyanın dördüncü kıtasıdır. Fakat kıta, tamamen kalın bir buz örtüsüyle kaplı olduğundan yerleşmeye elverişli değildir. Bu örtü buzulunun (inlandsis) kalınlığı kimi yerlerinde 4.000 m.'yi bulur. Buz örtüsünün altında kalan kara da zaten yüksek bir platodur. Buz örtüsünü delen bazı volkanik doruklar 3-4 bin m.'yi aşarlar. Antarktika, daire biçiminde bir kıtadır. Ancak iki derin körfez, bir iç deniz hâlinde kıtanın içine sokulur (Ross ve Weddell denizleri).

İklim, kuzey kutbu bölgesine göre çok daha serttir (güney kutbu noktası deniz yüzünden 2.765 m. yüksekliktedir). En soğuk ayın ortalaması kutup çevresinde -51°C. Bitki örtüsü hemen hemen yoktur. Kıyı bölgelerinde birkaç tür hayvan yaşar.

Bugün Antarktika üzerinde hak iddiasında bulunan devletler, öteki karalardan geniş okyanus yüzeyleriyle ayrılmış bulunan bu buzlu kıtanın keşfinde rol oynamış olanlardır. Bu devletler arasındaki son antlaşmaya 1959 Washington Konferansı'nda varılmıştır. Arjantin, Avustralya, Belçika, Şili, Fransa, Japonya, Yeni Zelanda, Norveç, Güney Afrika, İngiltere, ABD ve Sovyetler Birliği'nin katıldığı bu konferansın kararları özetle şöyledir: Bölgede her türlü arazi istekleri kaldırılacaktır. Fakat kıta her türlü bilimsel araştırmalara açıktır (Bu amaçla çeşitli uluslara ait 40 kadar inceleme istasyonu kurulmuştur). Ancak nükleer denemeler dahil, hiçbir askerî amaç için kullanılmayacak, bunun için de ortak bir denetim sistemi kurulacaktır. Bu antlaşmalar 60° güney paralelinin güneyinde kalan topraklar için de geçerlidir.

MsXLabs & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen _Yağmur_; 3 Nisan 2017 12:26
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
3 Nisan 2017       Mesaj #5
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye

ANTARKTİKA-ANTARKTİD


Güney yarıkürede kıta ve adalardan oluşan bütün (aşağı yukarı, 60° G. enleminin ötesinde). Antarktika terimi bazı coğrafyacılara göre, kıta kütlesini (buna Antarktid adı verilirjçevreleyen okyanus kuşağım (Güney okyanusu) da kapsar; ama burada yalnızca kıta kütlesi incelenecektir.

Başlıca veriler


Yüzölçümü (km2 olarak): 16 500 000 (bunun 140 000 km2'si adalar, 200 000 km2'si çıplak kayalar, 12 160 000 km2'si buzlarla örtülü kıta, 2 400 000 km2'si buz-suz kıta sahanlığı, 1 600 000 km2'si yüzer buzlarla kaplı kıta sahanlığından oluşur).

Yarıçapı (km): 2 200 -2 300. Yükseltisi (m): ortalama 2 300 (yüzer sahanlıklar da katılırsa 2 040). En yüksek yerinde 4 270 (buz), 5 140 (kaya: Vinson dağı).

Kıyıların uzunluğu (km): 24 000. Kayalık tabanın tepesi (m): ortalama: 1 900.En yüksek yerinde:3 OOO(yaklaşık). Yerkabuğunun kalınlığı (km): Batı Antarktika'da: 25-30 km; Doğu Antarktika'da: 35-48 km.

Rüzgârın en yüksek hızı (km/sa): 320. Yağışlar (mm): İç kesimde: 50-100. Kenarlarda: 200-500.

Sıcaklık (°C): mutlak minimum: -88,3°C (1960 ağustosunda Vostok'ta). Ortalama minimum: -58°C (Vostok). Buz kalınlığı (m): ortalama 2 200-2 600. En kalın yerinde: 4 335. Buz hacmi (milyon km3): 27-33 arası (yüzer bölüm = % 1).

COĞRAFYA


Jeomorfoloji. Çok büyük bir buz kütlesiyle kaplı (buz kütlesi üzerinde yalnızca, 4 000 m'yi aşan birkaç kayalık doruk yükselir) yüksek bir kütle olan Antarktika (kıta bölümü), kıtayı baştan sona aşan sıradağların iki yanında uzanan iki bütünden oluşur: Doğu Antarktika ve Batı Antarktir /ca.Gondvvana kıtasının kalıntısı olan Doğu Antarktika, önce düzleşmiş, sonra.tortul, kalın ve karasal ya da yanardağ kökenli birikintilerle örtülmüş billurlu bir kalkandır (Cambriaöncesi ve Kaledonya devirlerinden kalma). Deprem olayları görülmeyen (kalın yerkabuğu) Doğu Antarktika, kenarları kırık diklikleriyle sınırlanan derin havzalara bölünür. Batı Antarktika (Antarktika yarımadasından Ross denizi' ne kadar), birbirini izleyen, kıvrılmış (Kretase devri-Üçüncü Zaman), volkanik ve sık sık depremlerden etkilenen bir ada yayları (üçte ikisi su düzeyi altında) dizisidir. Batı Antarktika'nın yapısı And sıradağlarının yapısına benzetilebilir; zaten Batı Antarktika, Scotia denizi yoluyla (Güney Shetland adaları, Güney Orkney adaları, Güney Sandvvich adaları, Güney Georgia) And dağlarına bağlıdır.

İklim. Antarktika, dünyanın en sert ikliminin egemen olduğu, itici bir çevredir. İç kesimi aşırı derecede soğuktur; yükselti, uzun kış gecesi ve buz üstünde yansıma, olumsuz bir radyasyon bilançosunun ve yüksek basınçların oluşmasına yol açar. Rüzgârlar zayıf, nem oranı ve yağışlar azdır. Sürekli 0°C in altında olan sıcaklıklar, dünyanın en düşük sıcaklıklarıdır. Kıtanın kenar bölümlerinde yükseltinin hızla azalması, okyanus havasının içerilere sokulmasına ve büyük basınç farklılıklarına yol açar. Soğuğun azalmasını (yazın: -25 ile 0°C) ve yağışların çoğalmasını, sıcaklık ve rüzgârlardaki apansız artışlar (saatte birkaç yüz km hızla esen kasırgalar döneminde) olumsuz yönde etkiler. Üçüncü Zaman'ın ortasından başlayarak yavaş yavaş oluşan birleşik içbuzulun (inlandsis) kalınlığı, birkaç kilometreyi bulur. Bu, yüzeyi kubbe biçimde, soğuk tipte bir buzuldur. Karlarla çok az beslenen tepe bölümü, buzul beslenme alanı (buzul oluşumu ve ağır hareketler) görevi yapar. Daha bol kar yağışı alan kenar kesimlerin rejimi, boşaltıcı buzul tipindedir: buzul örtüsünden hızlı akıştı buzul dilleri ayrılır ve yüzer sahanlıkları besler. Kıyı, özellikle, buz yalıyarlarından oluşur.

-Fauna ve bitki örtüsü. Fiziksel çevre koşullarının kötülüğü kıtada yaş koşullarını çok zorlaştırır: ancak kar bulunmayan çanaklarda ("vahalar") ve kıyıdaki ender kayalık bölümlerde (yalıyarlar, kumsallar) canlılara rastlanır. Antarktika'da bütünüyle karada yaşayan omurgalılar yoktur. Kıtanın en önemli hayvanları olan foklar ve penguenler, zamanlarının büyük bölümünü karada geçirmelerine karşın, aşağı yukarı yalnızca denizde yaşayan hayvan türleriyle beslenirler. Karada yaşayan en büyük organizmalar, böceklerdir. Bitki örtüsü özellikle likenlerden (400'ü aşkın tür), suyosunlarmdan ve karayosunlarından oluşur. Yalnızca iki fanerogam ailesi saptanmıştır: karanfilgiller (2 tür); buğdaygiller (3 tür). Antarktika'nın ekosistemleri az sayıda tür çevresinde gelişmiş olduğundan, beslenme zincirleri hem çok kısa, hem de çok az dallıdır. Bir kattaki her nicel değişiklik, hemen ve çok kapsamlı olarak öbür halkalara yansır: bunun nedeni, genellikle tek çeşit besinle beslenen hayvanların, beslenme rejimlerini değiştirememeleridir.

Tarih


Güney kutbunu çevreleyen büyük bir kıtanın varlığı daha Antikçağ'da sezilmişti. Rönesans döneminde, Oronce Fine ve Ortelius, hazırladıkları haritalarda büyük bir "Güney arazisi"ne yer verdiler. Büyük okyanus'un kâşifleri bu varsayımsal kıtanın sınırlarını güneye doğru kaydırdılar. Ama Louis XV döreminde hâlâ bu "çok büyük kıta"nın ancak 45° enleminden başladığı düşünülüyordu: aslında Fransa kralının gönderdiği Kerguelen de Tremarec, 1772'de, 60° enlemi dolaylarında yalnız birkaç ıssız ada bulabildi ve adalara onun adı verildi. Antarktika bankizine, 1774'te, 71° enlemi ötesinde, James Cook ulaşabildi. XVIII. yy.'ın sonunda, Atlas okyanusu'nun güneyinde yer alan, kıtaya yakın adalara balina avcıları ulaştı. Çar Aleksandr I adına buraya gelen Bel-lingshausen, 1821'de Aleksandr I ve Pedro I adalarını buldu. Aynı yıl amerikalı Palmer kıtayı gören ilk kişi oldu. Gördüğü yerler, Âteş ülkesi'ne doğru uzanan Antarktika (ya da Palmer) yarımadası dağlarıydı.

1840' ta Dumont d'Urville kıyıdaki bir adadan hareketle, Louis-Philippe adına Adelıe arazisine el koydu; bu arada amerikalı Wilkes. 2 500 km'lik kıyı bölümünü denizden izledi ve bu kıyılara onun adı verildi. Ertesi yıl ingiliz J. C. Ross,Victoria arazisini ve gemilerinin adlarını verdiği büyük Erebus ve Terror yanardağlarını buldu.

Antarktika'nın keşfine ancak yüzyılın sonunda gerçekten girişilebildi. 1895'te norveçli Kristensen ve Borchgrevink, asıl kıtaya ilk kez Victoria arazisinin uç bölümünden çıkmayı başardılar. Kıtada ilk kez bir kış geçirenler'belçikalı Gerlach ile ona eşlik eden Amundsen'di (1897-1899). Berlin Coğrafya kongresi'nden (190Ö) sonra, uluslararası işbirliğinin başlatılması, birçok ülkenin "beyaz kıtanın" keşfi için birlikte hareket etmelerini sağladı. O tarihten sonra kıtanın kıyıları İngiltere (Robert Falcon Scott, 1901-1904), Almanya (Drygalski, 1901-1903), isveç (Otto Nordenskjöld, 1901-1903; seferi neredeyse bir felaketle sonuçlanacaktı) ve Fransa' nın çabalarıyla tanındı (Jean Charcot, 1903-1905 ve 1908-1910); bu kâşifler, Antarktika yarımadasında ve daha doğudaki kıyılarda incelemeler yaptılar.

Keşfin son evresini kutbun fethi oluşturdu; bu evre keşifler tarihinin dramatik bir dönemidir. 1908'de İrlandalı Shackleton, kutbun 150 km yakınına ulaştı. Zafer, 14 aralık 1911 'de hedefe ulaşan Amundsen ile geldi. 34 gün sonra aynı başarıyı yenileyen Scott ise, dönüşte dört arkadaşıyla birlikte öldü.

Daha sonraki yıllarda kıta, büyük ölçüde uçaklar yardımıyla hızla tanındı: ilk uçak gezisini 1921'de Shackleton yaptı. Onu 1928'de avustralyalı H. Wİlkins ve özellikle amerikalı R.E. Byrd izledi; Byrd, 29 kasım 1929'da kutbun üzerinden uçtu ve 1933-35 arasında pek çok uçuş gerçekleştirdi.

Sistemli bilimsel araştırma dönemi, İkinci Dünya savaşı'ndan sonra başladı. Bu dönemde, Fransa'da, Paul-Emile Victor' un girişimiyle kurulan (1947) Kutup seferleri derneği önemli çalışmalar yaptı.

Uluslararası jeofizik yıh'nda (1957-58), SSCB, "ulaşılmazlık kutbu"na ulaşmayı başardı, ingiliz E.V. Fuchs ile Everest fatihi yeni zelândalı E. Hillary ise kutup noktasından geçerek kıtayı ilk kez baştan sona aştılar. Antarktika'nın iç kesimlerine girilmesini izleyen dönemde başlıca olay, kıta topraklarının Güney yarıküredeki çeşitli devletlerle keşfe katılmış devletler arasında bölüştürülmesiydi. Böylece Antarktika, 1934' te yapılan bir anlaşmayla çeşitli "dilim"lere ayrıldı. Ama pek çok çatışmalara yol açmış, modası geçmiş bir emperyalizmin bu son girişimi, 1959'da, Washington'da on iki devletin imzaladığı bir anlaşmayla yarım kaldı ve kıtanın tümüyle askerden arındırılması karara bağlandı. Çeşitli ülkelerin ileri sürdükleri haklar geçersiz sayılmadıysa da askıya alındı. Anlaşma ayrıca, kıtada "askeri nitelikli her çeşit önlem" alınmasını da yasaklıyordu. Kıtada ilk önemli dağ tırmanışı, 1908' de Erebus'ta gerçekleştirildi (3 794 m). Kıtanın en yüksek noktasını oluşturan Vinson tepesi (5140 m), N. Clinch yönetimindeki bir amerikan grubu tarafından fethedildi (1966).

MsXLabs.org & Büyük Larousse
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen _Yağmur_; 3 Nisan 2017 14:01 Sebep: düzenlendi.
"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
17 Eylül 2017       Mesaj #6
Avatarı yok
Yasaklı

Antarktika Mağaralarında Tanımlanamayan DNA Örnekleri Bulundu!


Antarktika'da, buz tabakası altındaki işlevsel haldeki volkanlar aracılığıyla ısınan mağaralarda şimdiye kadar keşfedilmemiş bazı bitki ve hayvan türlerinin yaşıyor olabileceği belirlendi. Güney yarım kürenin konum itibariyle en ucunda yer alan Antarktika'nın Ross adasında bulunan ve oldukça aktif olan Erebus Yanardağı'nın civarının, buhar kaynaklı mağaralarla çevrili olduğu belirtildi. İlgili mağaralardan alınan toprak verilerinde yosun, alg ve küçük hayvanlara ait DNA izleri saptandı.

Avustralya Ulusal Üniversitesi'nden (ANU) araştırmacılar, söz konusu kıtada yer alan mağaraların oldukça sıcak olduğunu hatta bazılarında sıcaklığın 25 dereceye kadar çıkabildiğini tespit etti. Bulunan DNA örneklerinin birçoğunun kıtada rastlanan bitki ve hayvan DNA'ları ile benzerlik gösterdiği fakat bazı örneklerin tam olarak kimliklerinin tanımlanamadığı bildirildi. Konuyla ilgili yapılan eski çalışmalarda Antarktika mağaralarında çeşitli bakteri ve mantar izlerine rastlandığını söyleyen bilim adamları, yapılan yeni araştırmanın daha ileri bitki türlerinin ve hayvanların kıtadaki mağaralarda yaşıyor olabilme olasılığını güçlendiren bir nitelik taşıdığını belirtti.
Ad:  _97720412_ice_cave_5_insideanicecaveontheerebusglaciertonguerossislandantarcticanearmcmurdostati.jpg
Gösterim: 329
Boyut:  41.8 KB
Buzlarla Kaplı Antarktika / Görsel Telif Hakkı: Joel Bensing!
Araştırma konusu mağaraların ağızlarına yakın bölümlere ışığın girebildiği, buz tabakasının inceldiği alanlarda ise ışığın mağaranın daha derin noktalarına kadar ulaşabildiği belirtildi. Araştırmada yer alan bazı araştırmacılar ise, elde edilen sonuçların söz konusu bitki türlerinin ve hayvanların halen mağaralarda yaşıyor olabileceklerine dair bir kanıt oluşturamayacağını savundu.Bundan sonraki aşamanın mağaraların daha derin noktalarına inilerek, canlı organizma örnekleri aramak olduğunu belirten bilim adamları, buzlarla kaplı Antarktika kıtasında çok sayıda volkan bulunduğunun, benzer minvalde buzulaltı sistemlerin ilgili kıtada oldukça yaygın olabileceğinin altını çizdi.

Kaynak: BBC Bilim / Polar Biology (8 Eylül 2017)
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
25 Kasım 2017       Mesaj #7
Avatarı yok
Yasaklı

Antarktika'dan Dev Bir Buzdağının Koptuğu Belirlendi!


Ad:  ,GQWRVS1I9kOuz-F1tFI0Zg.jpg
Gösterim: 388
Boyut:  51.9 KB
NASA, Antarktika’dan trilyon ton ağırlığında dev bir buzdağının koptuğunu tespit etti. Antarktika’daki Larsen buz sahanlığı incelemesinin sonuçları NASA tarafından paylaşıldı. P-3 Orion uçağından çekilen fotoğraflarda, dev buzdağının 5800 kilometrekarelik büyük bir alana sahip olduğu gözlendi.

Kalınlığı en az 190 metre, su yüzeyinde kalan bölümün yüksekliği ise yaklaşık 30 metre olan süper buz kütlesinin hareketinin bilim insanları kadar denizcileri de endişelendirdiği belirtildi. Araştırmacılar, A-68 kod adı verilen buzdağının B-15 ve C19A ile birlikte bugüne kadar keşfedilen en büyük buzdağı olarak tarihe geçtiğini açıkladı.

Kaynak: Ntv Bilim / Science (16 Kasım 2017)
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
4 Nisan 2018       Mesaj #8
Avatarı yok
Yasaklı

Antarktika'da Buzul Erimesi Sinyali!


Ad:  antarktikada-deniz-alti-buzul-erimesi-alarm-veriyor,Y_vYVwQpWku81h4kmn7Htw.jpg
Gösterim: 178
Boyut:  18.7 KB
Bilim adamları, Antarktika kıtasında kıyı buzullarındaki deniz altı buzul erimesinin olağan koşullardan 5 kat hızlı olduğunu tespit etti. İngiltere'nin Leeds Üniversitesi Kutup Gözlem ve Modelleme Merkezi'nden araştırmacılar Antarktika'da kıyı buzullarının denizin altında okyanus tabanıyla buluştuğu dip çizgisinin olağan koşullardan 5 kat hızlı gerilediğini gözledi. Araştırma bağlamında Antarktika'da yer alan 8 büyük kıyı buzuluna ait uydu görüntülerini inceleyen araştırmacılar, yaklaşık 16 bin kilometrelik kıyı şeridindeki deniz altı buzul gerilemesinin haritasını çıkardı.

Bilim adamları normalde buzul devirlerini takip eden çağlarda yıllık ortalama 25 metreye kadar gerilemesi normal görülen dip çizgisinin incelenen bölgelerin bazılarında 180 metreye kadar gerilediğini belirledi. Okyanus sıcaklıklarındaki artışın 2010-2016 yılları arasında bin 463 kilometrekarelik deniz altı buzunu erittiği düşünülüyor. Bu durum, yaklaşık Londra şehri büyüklüğündeki bir buzul alanının yok olduğu anlamını taşıyor.

Araştırmacılar, deniz altı buzullarındaki gerilemenin bu hızda sürmesi halinde, kıtanın iç kesimlerindeki kara buzullarını da etkileyeceğini ve tüm buz tabakasının kırılarak çökmesine yol açabileceğini belirtiyor.

2017 yılında yayımlanan bir diğer çalışmada, Antarktika kıta buzulundaki büyük çaplı bir kırılmanın küresel deniz seviyesini yüzyıl sonu itibariyle en kötü senaryo olan 3 metreye kadar çıkarabileceği öne sürülmüştü.

Kaynak: AA Bilim Teknoloji / Nature Geoscience (4 Nisan 2018)
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
31 Mayıs 2018       Mesaj #9
Avatarı yok
Yasaklı

Antarktika'da Buz Tabakalarının Altında Devasa Kanyonlar Keşfedildi!


Ad:  antarktikada-devasa-kanyonlar-kesfedildi,AUZ4bcrp7EmjQRrDNuCZdA.jpg
Gösterim: 146
Boyut:  41.0 KB
Araştırmacılar radar taramalarıyla Antarktika'daki buz tabakalarının altında üç kanyon belirledi. "Foundation" adı verilen kanyonlardan en büyüğünün 350 kilometre uzunluğunda ve 35 kilometre genişliğinde olduğu açıklandı.

İlgili kanyonların buz tabakalarının hareketinde önemli bir işleve sahip oldugu belirtildi. İngiliz Antarktika Araştırması'ndan (BAS) uzmanlar, kanyonların bulunduğu bölgenin Antarktika'daki en az bilinen bölgelerden biri olduğu açıklamasını yaptı.

Kaynak: Geophysical Research Letters (25 Mayıs 2018)
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
1 Ağustos 2018       Mesaj #10
Avatarı yok
Yasaklı

Antarktika'da Gizli Dağ ve Vadiler Tespit Edildi!


Bilim adamları, Antarktika'da buz örtüsünün altında sıradağların ayırdığı dev buzul vadileri keşfetti. Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) Polar GAP Projesi kapsamında çalışmalar yürüten uluslararası araştırma ekibi, havadan yaptıkları yer altı radar ölçümlerinde Antarktika'nın batısında buz örtüsü altında kuzey-güney yönlü sıradağların ayırdığı 3 büyük buzul vadisinin varlığını tespit etti.

Ad:  thumbs_b_c_15e06382d27ffee544c3766a5a824a86.jpg
Gösterim: 94
Boyut:  45.3 KB
"Foundation Yarığı" adı verilen en büyük vadinin 35 kilometre genişliğinde ve 350 kilometre uzunluğunda, "Patuxent Yarığı" adı verilen ikinci vadinin 15 kilometre genişliğinde ve 300 kilometre uzunluğunda, "Offset Rift Havzası" olarak adlandırılan üçüncü vadinin 30 kilometre genişliğinde ve 150 kilometre uzunluğunda olduğu belirtildi.

Bilim adamları, söz konusu vadilerin erime halinde kıtanın merkezindeki buzulları kıyıya kaydırarak, buz kaybını hızlandırabileceği uyarısında bulundu.

Yer altı radar uydularının, Dünya'nın yörüngesindeki eksen eğikliği nedeniyle Antarktika'yı görüş alanına alamadığından, bugüne dek kıtanın buz örtüsünün altını ve temel kaya yapısını detaylı şekilde inceleme olanağı olmamıştı. Polar GAP Projesi, bu konudaki bilgi eksikliğini gidermeyi amaçlıyor.

Kaynak: Geophysical Research Letters (1 Ağustos 2018)
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

6 Temmuz 2015 / Misafir Coğrafya
21 Mayıs 2011 / nünü Coğrafya
26 Ekim 2014 / Misafir Soru-Cevap
2 Haziran 2011 / ThinkerBeLL Coğrafya
1 Şubat 2011 / _Yağmur_ Zooloji