Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 90.678|Cevap: 13|Güncelleme: 9 Nisan 2016

Beydeba

18 Şubat 2011 17:59   |   Mesaj #11   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Beydaba - Kelile ve Dimne Masalları - Yavru Kaplan
Ateş Sıcağında Dürüstlük Sınavı
Bir zamanlar Basra’da ormanla kuşatılmış bir ada vardı.Ada değil sanki bir cenneti burası.Yemyeşil ağaçlar…Berrak sular…Kuşlar…Çiçekler…Birbirinden güzel canlılar yaşardı, ormanda. İçlerinde birisi vardı ki, oldukça değişikti.Keskin dişleri vardı.Güçlü pençesi…
Sponsorlu Bağlantılar
Çok çevikti.
Kaplandı bu.
Gücü sayesinde ormanın kralı olmuştu.Suçluları hemen cezalandırırdı.
Haksızlığı önlerdi.Yoksullara yardım ederdi.
Hayvanlar onu hem seviyorlar hem de korkuyorlardı.Kaplanın miniminnacık bir de yavrusu vardı.Gözü gibi koruyordu onu.Ormanın yönetimini ölünce ona bırakacaktı.
Yönetime ilişkin bilgilerle donatmıştı onu.
Haklı ile haksızı nasıl ayırdedeceğini öğretmişti.Suçlunun nasıl belirleneceğini…Nasıl cezalandırılacağını…Haklıya hakkının ne şekilde verileceğini…Toplum yararın çalışanın hangi biçimde ödüllendirileceğini…
Her ölümlü gibi Kaplan da göçüp gitti bu dünyadan.
Yavru henüz büyümemişti.Babası sağlığında onu ormanın yönetimine getirmemişti.
Bu durum, ormanda karışıklığa yol açtı.Vahşi hayvanlar birbirlerine girdiler.Herkes liderlik peşindeydi.
Büyük kavgalar oldu.Birçok hayvan birbirini hırpaladı.Bazıları öldü.
Sonuçta galip çıkan aslan oldu.
Dev pençeleriyle herkese korku verdi.Hiçkimse karşısına çıkamadı.
Yavru Kaplan çaresizdi.Bir süre ortalıkta görünmedi.
Kimsenin olmadığı ıssız yerlerde gezindi.
Epeyi bir zaman başıboş, serseri gibi dolaştı.Sonunda pençesi kuvvetlenmişti.Oldukça güçlenmiş, dişleri de keskinleşmişti.
Gitti, yaşlı kaplanlara danıştı.Arslana karşı bir harekete girişmek istiyordu.Yaşlılar deneyimlerini anlattılar…Onu yüreklendirdiler…Fakat herhangi bir eyleme giriştiğinde onu destekleyemeyeceklerini söylediler.
Yavru Kaplan, Arslan ‘a bizzat kendisi gitti.
Arslan, iyi kalpli biriydi.
Kaplan’ı sarayına aldı. Yakınında bir görev verdi.Her defasında ona güvendiğini belirtiyordu.
Günler böyle geçip giderken…
İlginç bir olay oldu.
Hava sıcak mı sıcaktı. Bunalmıştı herkes.Uzak bir yerde görülmesi gereken bir iş çıktı.
Arslan sarayda düşünceli düşünceli geziyordu.
”Bu görevi kime verebilirim? Kim bunun üstesinden gelebilir?” diye koşuşturuyordu.
Kaplan içeri girdi.
- Sizi bu düşünceye düşüren nedir? diye sordu.
Arslan,
- Hava çok sıcak olduğu için kimse görev istemiyor, dedi.
Kaplan,
- Havanın sıcak olması göreve koşmaya engel değildir, dedi; izniniz olursa bu işe ben gitmek istiyorum.
Arslan çok şaşırdı.
”Nasıl olur” diye düşündü.Kimse gitmek istemezken…Gerçi kaplana güveniyordu.Onun bu işi başaracağına da inanıyordu.
- Beni çok sevindirdin , dedi.
Kaplan hemen davrandı.Yanına birkaç asker de alarak yola çıktı.
Havada ateş sıcaklığı vardı.Güneş yeryüzünü ateş yalımı gibi yakıyordu.
Epeyi yol aldılar.
Artık yürümek imkansızlaşmıştı.
Kaplanın yanındakiler daha fazla dayanamayacaklarını söylediler.
Biri atıldı,
- Şurada, serin bir yerde dinlensek dönüp gitsek arslanın ne haberi olacak? diyecek oldu.
Kaplan kestirip attı:
- Sizler dayanamıyorsanız geri dönün. Ben tek başıma devam ederim.Padişahımızın bize güvendiğini biliyoruz.Bu güvene layık olmalıyım.
Kaplanın bu sözleri Arslanın kulağına gitti.Sevincine diyecek yoktu.Kaplan’a o olaydan sonra önemli görevler verdi.En yakınına aldı.Hayatı boyunca çok güvendi.
Son düzenleyen Safi; 9 Nisan 2016 13:49
Adm pro..
21 Şubat 2011 22:02   |   Mesaj #12   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

eserleri

Beydaba - Kelile ve Dimne Masalları - Arslan, Öküz Ve Çakal
Her türlü aşağılama ve kendini büyük görme somut alemin depremidir.
Vaktin birinde oldukça çalışka bir tüccar vardı.Kazanç sağlamak için gezmediği ülke kalmamıştı.Pek çok işe girmişti.Çok yorulmuştu.
Günlerce uykusuz kalmış, aç yatmıştı.
Daha çok kazanmak için ne gerekirse yapmıştı.
Aradan yıllar geçti. Tüccar çok zengin oldu.
Serveti padişahların hazinesinden daha çoktu.
İki de oğlu vardı. Onları en iyi şekilde yetiştirmek istiyordu.Bu uğurda elinden geleni esirgemiyordu.Ne gerkirse yapıyordu.
Gel zaman git zaman tüccar yaşlandı.Saçı sakalı ağardı.Beli büküldü.
Çocuklarının durumu değişmişti.Har vurup harman savuruyorlardı.Bolluk içinde yaşıyorlardı.Geleceği düşünmeden ellerine geçeni harcıyorlardı.Eğlenceler düzenliyorlar, israf içinde yüzüyorlardı.
Tüccar, çocuklarını durumuna çok üzüldü.Bu gidişle, bir ömür boyu elde ettiği serveti bir anda tüketecekti.Çocuklarına bir ders vermek istedi.
Onları yanına çağırdı.
Servetin önemini anlattı.
- Oğullarım, dedi; insanlar için servetin üç anlamı vardır.Birincisi, dünya da rahat etmek.Güçlü bir hazineye sahip olmakla sağlanabilir bu.
İkincisi, ün sahibi olmak.Bunu da ancak mal sağlayabilir.
Üçüncüsü, dünyayı ahiretin tarlası bilmek.Dünyada , öte dünya için çalışmanın bir yolu da mal ve mülk den geçer.Zengin insanlar, dünyada inançları için eserler yaptırırlar.Bu da onların öte dünyasını aydınlatır.
İşte servet bu denli önemlidir.Malı mülkü kazanmak zordur.Böylesine güç elde ettiğimiz bir şeyi kolay harcamak doğru mudur?
Sizin bu durumunuz beni çok üzüyor.Siz, . hazır serveti rahatça harcıyorsunuz.Yerine yenisini koymuyorsunuz.
Çocuklar babalarını dikkatle dinlediler.
Büyük oğul, söz aldı:
- Ben, dedi, babasına; senin anlattığını doğru bulmuyorum.Mal mülk insana Allah tarafından verilir.Eğer, Yüce Allah onu vermezse insanın yapabileceği bir şey yoktur.
Bu konuda bir hikaye biliyorum.
Tüccar, büyük oğluna, bu hikayeyi anlatmasını söyledi.
Büyük oğul,”İki Şehzade” hikayesini anlatmaya başladı.
Son düzenleyen Safi; 9 Nisan 2016 13:50
4 Ağustos 2011 04:15   |   Mesaj #13   |   
nicely - avatarı
VIP VIP Üye
Beydaba - Kelile ve Dimne Masalları - Açgözlü Kedi
Bir zamanlar yoksul mu yoksul bir nine yaşardı…
Miskin bir kedisi vardı.
Kendisi yemek için doğru dürüst bir şey bulamayan nine, kedisine artıklarını veriyordu.Ciğer, et, ekmek, işkembe gibi yiyecekleri kedi rüyasında bile göremezdi yoksa.
Bazen bir fare yakalıyor, kendisini şanslı görüyordu.
Günler böyle geçip giderken…Bizim Miskin Kedi, iyice zayıflamış, çelimsizleşmişti.Bigün evin damına çıktı.Baktı, orada, iri yapılı, semiz mi semiz bir kedi vardı.Doğrusu onu kendisinin yanında bir kaplan gibi gördü.Zayif kedi, hayıflandı,”Niçin ben böyle güçsüz, bakımsızım, sen böyle şişman, semizsin?” diye…
Semiz Kedi:
- Sen de her gün Padişah’ın sarayında bulunursan türlü türlü yemekler yersin , benim gibi olursun, dedi.
Güçsüz Kedi’nin aklına yattı bu.
Her gün miskin miskin oturuyordu.Yoksul ninenin evinde ne vardı ki…Ne yiyecek, ne içecek…
Semiz Kediye,
- Ne zaman gidersen haber ver birlikte gidelim, dedi.
Semiz Kedi bunu kabul etti.
Güçsüz Kedi, akşam olduğunda durumu nineye anlattı.Nine,
- Vah vah, dedi, çok üzüldüm.Hırs insana zarar verir, şimdi sen bunu düşünemiyorsun.
Kedi nineye gülüp geçti.
Ertesi gün yiyeceği türlü türlü yiyecekleri düşünüyordu.
Sabah oldu.Semiz Kedi, pencereden, “miyaav miyaaav!” diye seslendi, Zayıf Kedi de çıktı, birlikte saraya gittiler.
Fakat sarayda durum hiç de tekin değildi.Padişah yüzlerce kedinin miyavlamasından bıkmış usanmıştı.Adamlarına,”Bundan sonra gelecek yabancı kedileri öldürün,” diye emir vermişti.
Bunun için özel olarak okçular hazırlatılmıştı.
Semiz Kediyle, ninenin kedisi iştahla yemek artıklarına saldırdılar.
Bunun üzerine okçular harakete geçti.
Bizim zavallı kedi, tam midesinden bir ok yedi. Acı acı bağırarak oracıkta ölü verdi.
Anne Çaylak, bu hikayeyi Şahin ‘e anlattıktan sonra:
- Bu hikaye sana ders alasın, diye anlattım.Sen de elindekiyle yetinmezsen sonun ninenin . kedisi gibi olur.
Şahin Yavrusu, Anne Çaylağın anlattığı hikayeyi ilgiyle dinledi.Çaylak, kendisini çok seviyordu.Şevkatliydi.Üzerine titriyordu.Hikaye de anlatılanları kendisini sevdiği için örnek olarak vermişti.Fakat Şahin Yavrusu, herşeye karşın kalmak niyetinde değildi.
- Mutluluk, sadece yiyip içmek değildir.Gerçek mutluluk erişilmesi güç şeyleri elde etmekle olur.
Şahin Yavrusu, Çaylağa bu sözlerin ardından bir öykü daha anlatmaya başladı.
Son düzenleyen Safi; 9 Nisan 2016 13:52
Misafir
28 Şubat 2012 15:31   |   Mesaj #14   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Beydebanın eserleri:
Kelile ve dimne,
Ateş sıcaklığında dürüstlük sınavı,
Sponsorlu Bağlantılar
Bülbül ile bağcı,
Nasihat-el külliye.
Fabl türünün en önemli eserlerinden biri olan Kelile ve Dimne’ yi Depşelem isimli bir Hint Hükümdarı döneminde kaleme almış, eserini hükümdara sunmuştur. Eserde bulunan hikayelerde siyaset, erdem ve eğitim gibi birçok farklı konu işlenmiştir. Bu eser zalimliği ile tanınan Hükümdar Depşelem’ e dolaylı bir nasihat niteliğindedir diyebiliriz.

Eser adını ilk bölümündeki hikayelerin kahramanı olan iki çakaldan almıştır; “doğruluğu ve dürüstlüğü” simgeleyen “Kelile” ile “yanlışlığı ve yalanı” simgeleyen “Dimne”. Beydeba, hiç kuşkusuz, Hint edebiyatında eşsiz bir yere ve öneme sahiptir.

Öykünce ya da fabl, sonunda ders verme amacı güden, güldüren ve düşündüren genellikle manzum öykülerdir.genellikle hayvanların ve bitkilerin konuşmasıdır.
Fablların kahramanları genellikle havyanlardır. Ama bu hayvanlar insanlar gibi düşünür, konuşur ve tıpkı insanlar gibi davranır.
Dünyanın en ünlü fabl yazarları Ezop ,Jean de La Fontaine ve Beydeba’dır. Ezop’un fablları M.Ö. 300 yılında derlenerek yazıya geçirilmiştir. ABD’li James Thurber ve İngiliz George Orwell çağdaş fabl yazarlarıdır. Fablı ilk olarak yazanlar Hititlerdir. Hititler fablları taş tabletlere yazıp resimliyorlardı.
Son düzenleyen Safi; 9 Nisan 2016 13:27

Daha fazla sonuç:
beydeba kimdir

Cevap Yaz
paneli aç