Arama

Deneme ve Deneme Yazıları

Güncelleme: 9 Temmuz 2017 Gösterim: 103.233 Cevap: 6
ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
9 Mayıs 2011       Mesaj #1
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye

Deneme


MsXLabs.org &Temel Britannica
Sponsorlu Bağlantılar
Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya zorlamadan anlattığı yazı türüdür.
Deneme yazarı görüşlerini aktarırken samimi bir dil kullanır. Kendi diliyle konuşuyormuş gibi bir hava içindedir.
Deneme her konuda yazılabilir. Ancak daha çok tercih edilen konu her devrin, her ulusun insanı ilgilendiren, kalıcı, evrensel konulardır. Ele alınan konu çoğu zaman derinleştirilerek anlatılır.
Denemenin özelliğini Nurullah Ataç’ın şu sözleriyle özetleyebiliriz:
“Deneme, ben’in ülkesidir. ‘Ben’ demekten çekinen, her görgüsüne, her görevine ister istemez bir parça kattığını kabul etmeyen kişi denemeciliğe özenmesin.”
Denemenin ilk örneklerini Fransız yazar Montaigne vermiştir. Daha sonra İngiliz yazar Bacon türü geliştirmiştir.
Edebiyatımızda Cumhuriyet’ten sonra görülmeye başlanan bu türde Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Sebahattin Eyüboğlu, Ahmet Haşim güzel örnekler vermişlerdir.

AHMET ÇELİK

Deneme, bir yazarın tek bir konuya ilişkin kişisel duygu ve düşüncelerini anlattığı ya da çevresindeki dünyayı kendi bakış açısından betimlediği kısa metinlere denir.
Bu tür ilk yazıları 16. yüzyılda Fransız yazar Michel de Montaigne yazdı ve kendisinin ilgisini çeken konu­ları ele aldığı bu yazılarını "Essais" (Denemeler) adıyla yayımladı.Bugün birçok ülkede ilgiyle okunan edebiyat türünün de adını koymuş oldu. Zamanla bu yazın türü başka yazarlarca da benimsenerek yaygınlık kazandı.
Deneme, yazarın belli bir konuda görüşlerini kısa biçimde anlattığı edebiyat türüdür. Denemelerde, edebiyat, sanat, insanlar, gelenekler, hatta gülünç olaylar gibi değişik konular ele alınabilir. Örneğin, İngiliz yazar Charles Lamb 19. yüzyılın başlarında, "Domuz Rostosu Üzerine" adlı bir deneme yazmıştı. Bu denemede ateşle oynamayı seven bir Çinli çocuğun rastlantı sonucu kızarmış domuz etini tadan ilk insan olduğu mizah yollu anlatılıyordu.

Deneme Yazılarının Tanımı ve Niteliği


Deneme yazıları, herhangi bir edebiyat, sanat veya bilim konusunu yeni ve kişisel görüşlerle ele alarak etkili bir anlatım içinde sunan düz yazılara eskiden “kalem tecrübesi” denilirdi.
Deneme türünden yazılarda, kesin sonuçlara erişme, bir savı benimsetmeye çalışma, kesin bir değerlendirmeye gitme gibi bir amaç söz konusu değildir.
Deneme yazıları, iddiasız bir tutumla herhangi bir konu üzerinde bireysel düşüncelerini içtenlikle ve çok kez bir söyleşi havası içinde açıklamaya çalışır. Hatta bazı deneme yazılarında veya günlüklerde rastlanan bir içtenlik, bir gelişi güzellik havası vardır.
Deneme yazıları genellikle kısa bir makale veya köşe yazısı gibi bir solukta okunabilecek uzunlukta olur. Bununla birlikte, çok daha uzun denemelere de rastlanabilir. Denem yazıları, bir inceleme veya makalede olduğu gibi belirli bir plana göre oluşmaz.
Denemeci, duygu ve düşüncelerini rahat, serbest bir tutum içinde kendi kendisiyle konuşur gibi anlatır, bazen bir konudan öbürüne atlamakta sakınca görmez.
Deneme türünde yazarın kişisel duyguları, düşünceleri inançları, tutkuları, beğenileri ön plandadır. Bu nedenle bu tür yazılarda gerçeklik, doğruluk, genellemelere varma, kural ve yöntemlere uymak gibi hususlar söz konusu değildir.
Deneme yazarı birtakım felsefe öğretilerinden, edebiyat akımlarından ve sanat görüşlerinden yararlanmakla birlikte daha çok kişisel yaşantılardan esinlenir.
Deneme yazarlığı, geniş bir dünya görüşü ve zengin bir edebiyat, sanat veya felsefe kültürü ile birlikte açık, özgün ve sürükleyici bir anlatış özelliğine sahip olmayı gerektirir.
Bu özellikleri taşıyan denemecilerin kaleminden çıkan yazılar okurun genel kültürünü artırır, onun önüne daha önce bilmediği veya sezemediği düşünce ve duygu ufukları açar.
Deneme türünde yazıları eleştiriden ayıran özellik şu noktada gösterir: Deneme yazılarında amaç, yaratıcılık ve özgünlüktür, eleştiri yazılarında ise amaç belirli bir sonuç veya yargılara varmaktır.

Denemenin Gelişimi


Deneme türünün Fransız yazar Montaigne ile başlamış olmasına karşın, Fransa'da dene­me daha sonraki yıllarda İngilizlerin etkisin­de kaldı ve
İngiliz yazarlar tarafından geliştirildi.Ünlü İngiliz denemecileri arasında Sir Francis Bacon, Joseph Addison ile İrlandalı Richard Steele sayılabilir.
Montaigne’den sonraki ünlü Fransız deneme yazarları arasında Theophile Gautier, Anatole France ve Hippolyte Taine sayılabilir.ABD'li denemecilerin en ünlüleri arasında ise Ralph Waldo Emerson ile Henry David Thoreau sayılabilir. Edgar Allan Poe şiir üs­tüne, James Thurber de mizah türünde yazdı­ğı denemelerle İngilizce okuyup yazan kitlele­rin hayranlığını kazandılar.
Geniş anlamda deneme biçiminde eserlere çok eskiden beri bütün dünya edebiyatlarında rastlanır. Hatta bazı edebiyat tarihçileri deneme türünün Avrupa’dan önce Japonya, Çin ve Hindistan gibi Doğu ülkelerinde başladığını öne sürmektedirler.
Ancak, bu ünitenin giriş bölümünde de değindiğimiz gibi denemenin, bağımsız bir yazı türü olarak başlaması 16.yüzyıldan sonradır.Bu oluşumda Fransız yazarı Monteigne’nin (1533-1592) büyük payı bulunduğunu bir kez daha belirtmek isteriz. Gerçekten Monteigne ilk iki cildi 1580’de, üçüncü cildi de 1595’de yayımlanan “Esasis” (Denemeler) adlı ünlü eseriyle bu türün hem öncüsü hem de en büyük temsilcilerinden biri olmuştur.
Monteigne, denemelerinde yalın, akıcı ve içten bir anlatışla kendi gözlemlerine ve yaşantılarına dayanarak arkadaşlık, yalnızlık, yakarış, kitap, ahlak, eğitim gibi çok değişik konular üzerinde kişisel görüşlerini dile getirir. Denemelerin tümünde onun huzur verici, sevecen kişiliği yansır.
Montaigne’den sonra deneme türünün eser veren en ünlü edebiyatçılardan biri, İngiliz F. Bacon (1561-1626) dır. Bacon, “Denemeler” adlı eseriyle deneme türünü biçim, anlatım ve içerik bakımından daha başka bir nitelik kazandırmıştır.
Onun derli toplu, özlü ve sağduyuyu yansıtan düşünce ve görüşlerini içeren denemeleri uzun süre hayatta başarı ve mutluluğun yolarını arayan kimseler için yol gösterici bir rol oynamıştır.
İngiliz J. Addison (1672-1719) ile İskoçyalı J. Boswell (1740-1795) ve İrlandalı O. Goldsmith (1725-1774) gibi yazarları göstaerebiliriz.
Diğer edebiyatçıları ise şunlardır: T. S. Eliot (1888-1965) ve A. Huxley’yi (1894-1963) anmak gerek.
XIX. yüzyılın sonlarında deneme, özellikle edebiyat ve sanat konuları eleştiri yönü ağır basan bir nitelik kazanmaya başlar. R. De Gourmont, C. Maurras, A. Camus, E. C. Alain ve J. P. Sartre gibi sanatçılardır.

Deneme Çeşitleri


Deneme türünde eserleri içerik ve anlatım özellikleri bakımından “senli benli” (resmi olmayan veya kişisel) ve “düzenli” (resmi) olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür.
“Senli benli deneme” Fransa’da Montaigne ile başlamıştır denebilir. Bu çeşit deneme yazılarında önyargılarına, kesin bir sonuca yönlendirici düşüncelerine ve belirli eğilimlere rastlanmaz.
Bu gibi yazılarda canlı ve içten bir konuşma dili kullanılır; betimlemeye, gülmeceli anlatmaya (mizah) ve ince anlamlı sözlere (nükteye) geniş yer verilir.
Düzenli denemenin ilk örneklerini ise İngiltere’de Bacon vermiştir. Bu tür deneme yazılarında anlatım biçimi olabildiğince nesnel, yoğun, ciddi, kısa ve özlüdür.
Bu çeşit deneme yazıları, zamanla ele alınan konular, anlatım biçimi ve uzunluk bakımından değişikliklere uğramış, başlangıçtaki özelliğini yitirmiştir. Bugün, düzenli denemelere özelliklerine göre daha çok “makale”, “inceleme” veya “tez” adı verilmektedir.

Türk Edebiyatında Deneme


Türk edebiyatına batının etkisiyle Tan­zimat'tan sonra giren deneme türü, daha çok Cumhuriyet'ten sonra gelişti. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmed Haşim ve Falih Rıfkı Atay başarılı denemeleriyle tanındılar. Deneme türünün en güzel örneklerini ise Nurullah Ataç verdi. Ataç denemelerinde akıcı ve arı bir dil kullanmasıyla ünlüdür. Bu türde örnekler veren öbür önemli yazarları­mız arasında ise Ahmed Hamdi Tanpınar, Sa­bahattin Eyüboğlu, Suut Kemal Yetkin, Ve­dat Günyol, Melih Cevdet Anday, Memet Fuat, Salah Birsel, Nermi Uygur, Fethi Naci, Cemal Süreya, Füsun Altıok ve Selim İleri sayılabilir.

Edebiyatımızda bugünkü anlamıyla deneme türünde ilk yazılar ancak 20. yüzyılın başlarında görülür. Bu alanda öncülük edenlerin başında Ahmet Haşim’in geldiğini söyleyebiliriz.
Onun, “Bize Göre” (1928) ve “Gurebahane-i Laklakan” (1920) adlı kitaplarında yer alan bazı parçalar birer örneksel deneme yazısıdır.
Eserleriyle çağdaş edebiyatımızda deneme türünün gelişmesine büyük katkılarda bulunan yazarlarımız arasında Suut Kemal Yekin’i (1903-1980), Ahmet Hamdi Tanpınar’ı (1901-1962), Selahattin Batu’yu (1905-1973), Nurullah Ataç’ı (1898-1957), Sabahattin Eyüboğlu’nu (1908-1972), Orhan Burian’ı (1914-1953) ve Mehmet Kaplan’ı (1915-1986) gösterebiliriz.
Yukarıda adları sayılan edebiyatçılarımız arasında Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin ve Sabahattin Eyüpoğlu’nun eserleri edebiyatımızda deneme türünün gelişmesinde önemli rol oynamıştır.
Edebiyatımızda özellikle son yıllarda deneme türünde yazıların çoğaldığı bir gerçektir. Çeşitli yazı dallarında eser veren birçok şair ve yazarımız bazı konular üzerindeki düşünce ve gürüşlerini deneme biçiminde anlatmaya çalışmışlardır.
Düzyazımızın gelişmesine de büyük ölçüde hizmet eden bu yazıların önemli bir bölümü kitap haline getirilmiş,böylece kalıcı bir nitelik de kazanmıştır.
Günümüzde deneme niteliği taşıyan yazılarıyla dikkati çeken yazarlarımız arasında şunları sayabiliriz: Melih Cevdet Anday, Vedat Günyol, Salah Birsel (1919-1999), Adnan Binyazar, Mermi Uygur, Oktay Akbal.

Deneme yazmak için birkaç öneri


İyi bir deneme yazmanın yollarından biri, belli bir konudaki düşünceleri önce bir kâğıda gelişigüzel not etmektir.Bundan sonra not edilen düşünceleri, anlaşılmalarını kolaylaştıracak bir düzene sokmak gerekir. Dene­me yazan, her zaman okurun ilgisini çekecek ve denemenin sonuna kadar okunmasını sağ­layacak nitelikte, ilginç bir giriş cümlesi bul­maya çalışır. Denemenin sonu da aynı ölçüde önemlidir, çünkü burada da okur, yazarla birlikte çıktığı düşünsel yolculuğun işe yarar bir deneyim olduğunu görmeli, yazı onu düş kırıklığına uğratmamalıdır. Denemenizi ya­zarken, girişin ve sonun nasıl olması gerekti­ğini iyice düşünün ve bu bölümlerin elinizden geldiğince ilginç olmasına çalışın.
Bir deneme için her zaman, okurun ilgisini çekecek ve denemeyi sonuna kadar okunmasını sağlayacak bir giriş cümlesi çok önemlidir. Deneme, aynı ölçüde dikkat çekici bir biçimde de bitirilmelidir. Denemeyi okurken yazarla birlikte düşünsel yolculuğa çıkan okurun sonunda düş kırıklığına uğramaması, deneme yazarı açısından dikkat edilmesi gereken bir noktadır.
Öte yandan, düşüncelerin paragraflara göre düzenlemesi gerekir. Öne sürülen her yeni düşünce için ayrı bir paragraf kullanılmalı ve her paragrafta bir ana düşünce işlenmelidir. Birçok deneme üç ya da daha fazla paragraftan oluşur.
Denemeyi paragraflara bölmek, düşüncelerin başı sonu belli olmayan, birbirinin içine geçmiş bir biçimde anlatılmasını önler, söylemek istedi­ğinizi kolay ve açık bir biçimde ortaya koyma­nızı sağlar.

Bknz.>>
Michel de Montaigne
Sir Francis Bacon

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen _Yağmur_; 9 Temmuz 2017 14:10
Daisy-BT - avatarı
Daisy-BT
Ziyaretçi
11 Haziran 2011       Mesaj #2
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi

Deneme


Herhangi bir konuda düşüncelerin genellikle kişisel bir görüş olarak açıklandığı, kesin yargılara varmaktan çok, okuyanın o konu üzerinde düşünmesinin amaçlandığı bir düzyazı türü.
Sponsorlu Bağlantılar

Bir edebiyat türü olduğu kabullenilmekle birlikte kesin tanımı yapılabilmiş değildir. Bunun nedeni, deneme türünün niteliklerinin ve sınırlarının kesin olarak saptanamayışıdır. Denemenin ne olduğu açıklanırken sıralanan konu sınırsızlığı, kendi kendisiyle konuşur gibi yazmak, kişisellik, düşüncenin belli bir sonuca bağlanmayışı, düzen içinde gelişigüzellik gibi nitelikler salt bir türün belirleyici özellikleri sayılamazlar.

Hemen aynı özellikleri taşıyan bir söyleşi, giderek bir eleştiriyle bir denemeyi ayırt edebilmek güçtür. Denilebilir ki deneme roman, öykü, şiir, oyun gibi türler dışında kalan bütün düzyazıları kapsayabilir. Deneme türünün bu özelliği Batı'da, konular göz önünde tutularak bir sınıflama yapmak gereğini duyurmuştur.

Buna göre bellibaşlı deneme çeşitleri şunlardır: Yazarın gözlemlerini ve bunlara ilişkin yorumlarını kapsayanlar (objective essays): salt yazarın görüşlerinin yer aldığı yazılar (subjective esays); kişinin kendi özelliklerini, iç dünyasını, alışkanlıklarını içerenler (familiar essays=kişisel denemeler), kimi kişilerin ya da toplumların özelliklerini anlatanlar (character essays); bir yeri öznel bir tutumla yansıtanlar (descriptive essays=betimleyici denemeler); edebiyat eleştirisini konu edinenler (critical essays); felsefe, din, toplumbilimin alanına giren konuları işleyenler (philosophical essays=felsefî denemeler); bilimsel araştırmaların sonuçlarını konu alanlar (scientific essays). Görüldüğü gibi, tanım için yetersiz olduğu söylense de, deneme çeşitlerinin hepsinde kişisellik ağır basmakta; konusu ne olursa olsun türün belirleyici özelliği, ayırt etme ölçüsü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu belirleyicilik, deneme türünün babası sayılan Montaigne'den gelmektedir. Nitekim benzeri yazılar kendisinden önce yazılmakla birlikte deneme kavramını ilk kullanan da Montaigne olmuştur. Köşesine çekilip Yunan ve Lâtin klasiklerini okumuş, bu kültür birikiminden yola çıkarak çeşitli konulardaki düşüncelerini yazmış, bunu yaparken kendini, dolayısıyla birey olan insanı anlatmıştır. "Les Essais" (Denemeler, 1580-1595) adını verdiği yazıları bir edebiyat türünün adı olmakla kalmamış, İngilizceye çevrildikten (1603) sonra da benzerlerinin yazılmasına yol açmıştır. Deneme, Batı'da Fransa ve İngiltere'de ilk örneklerini veren Montaigne ve Francis Bacon'dan sonra, asıl 17. yüzyılın sonuyla 18. yüzyılda yaygınlaşmıştır.

Türk edebiyatında deneme türü Tanzimat'tan sonra görüldü. Şinasi, Namık Kemal gibi yazarların daha çok bilgi aktarmayı amaçlayan makaleleri, Edebiyatı Cedidecilerin bireyci tavırları deneme türünün temelini oluşturdu. İlk başarılı denemeler de Meşrutiyet'ten (1908) sonra yazıldı. Cenap Şahabettin, Ahmet Rasim, Ahmet Haşim, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Yahya Kemal ilk deneme yazarları olarak sayılabilir. Deneme türü asıl Cumhuriyet döneminde gelişmiştir. Hümanizm, birey, özgür düşünce gibi kavramlar Cumhuriyet'le amaçlanan çağdaşlaşma olgusunun ve yeni bir kültür oluşturma eyleminin ürünüdür. Bu yolda deneme türünün özgün örneklerini Nurullah Ataç vermiştir. Falih Rıfkı Atay, Sabahattin Eyüboğlu, Suut Kemal Yetkin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nermi Uygur ve Salâh Birsel başlıca deneme yazarlarıdır.

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen _Yağmur_; 8 Temmuz 2017 11:12
Mira - avatarı
Mira
VIP VIP Üye
9 Ocak 2012       Mesaj #3
Mira - avatarı
VIP VIP Üye

Deneme


Bir insanın herhangi bir konuda içini dökmek, paylaşmak amaçlı kesin hükümlere varmadan samimi bir üslupla yazdığı yazılara deneme denir. Deneme tür ve üslup olarak pek çok türe yaklaşır. Bu yüzden de yazılması en zor olan türlerdendir. Belki de adı bu yüzden denemedir. Deneme yazarken paylaşımcı ve samimi bir üslup kullanırken sohbete, düşünmemizi ortaya koyarken fıkraya, duygularımızı ortaya koyarken eleştiriye yaklaşma riski her zaman vardır.Bu türün en büyük ustası Montaigne kitabının önsözünde özetle şöyle demektedir:
"Eğer mümkün olsaydı karşınıza anadan doğma çıkardım. Bu kitapta size asla bir şey kanıtlama iddiam yoktur. Elimden geldiğince size beni anlattım. Bana hak vermenizi ya da yargılamanızı istemiyorum."
Buradan da anlaşıldığına göre denemeler iddialı olmayan, ispat kaygısı taşımayan; temel anlamda insan doğallığına dayanan eserlerdir.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 2 üye beğendi.
Son düzenleyen _Yağmur_; 8 Temmuz 2017 11:12
theMira
acun_239 - avatarı
acun_239
Ziyaretçi
8 Nisan 2012       Mesaj #4
acun_239 - avatarı
Ziyaretçi
Denemede konu özgürce seçilir.
İnsanı ve toplumu ilgilendiren her şey (yaşama, ölüm, aşk, sanat, felsefe, din, ahlâk, töre, bilim, siyaset vb.) denemenin konusu olabilir.
Deneme yazarı kendisiyle konuşur gibi yazar.
Dili doğru ve güzel kullanır.
Düşünce ufku geniş ve kendine özgü bilgi birikimine sahiptir.
Kendi duygularının dışında başkalarının düşüncelerine de saygı duyar.
Denemeci ele aldığı konuyu içtenlikle anlatır.
Denemeci, bayağı bir anlatıma inmeden terim ve felsefi kavramların ağırlığından uzak bir üslubu tercih eder.
Denemeci, denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak amacında değildir.
Deneme, herhangi bir konuda düşündürücü, öğretici, inandırıcı ve ûfûk açıcıdır.
Deneme rahat okunan bir düşünce yazısıdır.
Denemecinin öne sürülen her düşünce ya da savı doğrulama, kanıtlama gibi bir kaygısı yoktur. Deneme, makale ve eleştiriden bu yönüyle ayrılır.
Deneme yazarı birçok kaynaktan beslenir: Felsefî, sosyolojik, tarihî tema ve olay*ların yanında bilimsel veriler ve ünlü kişilerin özdeyişleri olabilir. Yine de denemeci seçtiği konuyu farklı bir yaklaşımla işler. Deneme türünün en eski örneklerini “deneme” terimi daha kullanılmadan önce Eski Yunan ve Latin edebiyatlarında görmekteyiz: Bunlar; Epiktetos’un (Epiktetos) S ohbetler, Eflâtun’un (Eflâtun) Kimi Diyaloglar, Cicero’nun (Çiçero) Kimi Eserleri’dir.
Deneme türünün tarihsel gelişimi nasıl olmuştur?
Deneme türü özellikle Aydınlanma Çağında (Rönesans) önemli bir gelişme göstermiş, daha sonra özellikle Romantizm akımından (19. yüzyıl) bu yana yaygınlaşarak çağdaş edebiyatın en önemli türlerinden biri hâline gelmiştir.
Fransız edebiyatında bu türün kurucusu olan Montaigne, İngiliz edebiyatında Bacon (Beykın) önemli deneme yazarlarıdır.
Deneme türüne özellikle Cumhuriyet Döneminde yakın ilgi gösterilmiştir.
buz perisi - avatarı
buz perisi
VIP Lethe
19 Mayıs 2012       Mesaj #5
buz perisi - avatarı
VIP Lethe

Deneme


Deneme, bir yazarın herhangi bir konuda kendi özel görüş ve düşüncelerini anlattığı yazılardır. Denemeler, öznel (subjektif), kesin kuralları olmayan, iddiasız yazılardır. Belgelere dayanan bilimsel açıklamalara yer verilmez. Yazar, kesin yargı ve sonuçlardan kaçınır; kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi samimi bir şekilde düşündüklerini yazıya geçirir.

Denemenin konusunda herhangi bir sınırlama yoktur. Genellikle edebiyat, sanat, bilim ve felsefe konularında yazılır. Yazarın ele aldığı konuyu iyice kavramış olması ve derinliğine işlemesi gerekir. Şiirimiz Üzerine ‘de Nurullah Ataç’ın Türk şiirini hem dönemler halinde birbirleriyle karşılaştırdığını, hem de klasik Avrupa şiirinin özellikleriyle aralarında benzerlikler kurduğunu görüyoruz. Deneme niteliğinde yazılmış hikaye ve roman türleri de vardır.

Özellikleri


  • Öğretici metinlerdir.
  • Denemede konu özgürce seçilir.
  • İnsanı ve toplumu ilgilendiren her şey (yaşam, ölüm, aşk, felsefe, din, ahlak, töre, siyaset, bilim vb.) denemenin konusu olabilir.
  • Deneme yazarı kendisiyle konuşur gibi yazar.
  • Yazar dili doğru ve güzel kullanır.
  • Düşünce ufku geniş ve kendine özgü bilgi birikimine sahiptir.
  • Kendi duygularının dışında başkalarının düşüncelerine de saygı duyar.
  • Denemeci ele aldığı konuyu içtenlikle anlatır.
  • Denemeci, bayağı bir anlatıma inmeden terim ve felsefi kavramların ağırlığından uzak bir üslubu tercih eder.
  • Denemeci, denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak amacında değildir.
  • Deneme, herhangi bir konuda düşündürücü, öğretici, inandırıcı ve ufuk açıcıdır.
  • Deneme rahat okunan bir düşünce yazısıdır.
  • Denemecinin öne sürülen her düşünce ya da savı doğrulama, kanıtlama gibi bir kaygısı yoktur. Deneme, makale ve eleştiriden bu yönüyle ayrılır.
  • Deneme yazarı birçok kaynaktan beslenir. Felsefi, sosyolojik, tarihi tema ve olayların yanında bilimsel veriler ve ünlü kişilerin özdeyişleri olabilir. Yine de denemeci seçtiği konuyu farklı bir yaklaşımla işler.

Denemenin Amacı;

  • Okuyucuyu düşünmeye yöneltmek.
  • Hayatın gerçeklerini ortaya koymak.
  • Kültür alanındaki değişme ve gelişmeleri fark ettirmeki
  • Birey -toplum ilişkisini dile getirmek.
Son düzenleyen _Yağmur_; 8 Temmuz 2017 11:14
In science we trust.
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
3 Ekim 2013       Mesaj #6
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye
Deneme
MsXLabs.org

Bir yazarın kendi isteğine göre seçtiği herhangi bir konuda kesin yargılara varmadan, kişisel düşüncelerini kendi kendisiyle konuşuyormuş havası taşıyan bir üslupla kaleme aldığı yazılara “deneme” denir. Deneme, yazarın gözlemlediği ya da yaşadığı olay, olgu, durum ve izlediği varlıklarla ya da herhangi bir kavramla ilgili izlenimlerinin belli bir plana bağlı kalmayarak, tamamen kendi kişisel görüşüyle serbestçe yazıya döktüğü kısa metinlerdir. Deneme yazarı öne sürdüğü düşünceyi doğrulama, ispatlama, kanıtlama kaygısı taşımaz. Denemenin inandırıcılığı, ele alınan konunun içtenlikle anlatılmasından kaynaklanır.

Denemenin özellikleri şunlardır:

  • Denemelerde yazar herhangi bir konudaki görüşlerini kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya zorlamadan anlatır.
  • Deneme, kişinin kendi dışındaki varlıklarla herhangi bir konuda gerçek ya da hayalî olarak girdiği diyalogun ürünüdür.
  • Denemeler tek bir konuyu rahat ve akıcı bir biçimde ele alan, çoğu kez yazarının kişisel bakış açısı ve deneyimini aktaran orta uzunluktaki edebî metinlerdir.
  • Konuların kişisel bir anlayışla işlenmesi; çeşitli sanatçıların aynı konudaki değişik fikir, zevk ve inanışlarını yansıtması bakımından bu tür önemlidir.
  • Denemeye özgü belirli bir konu yoktur. Konu özgürce seçilir.
  • Her şey denemenin konusu olabilir. Yeter ki yazarın o konuda bir birikimi olsun. Ancak denemeler daha çok her devrin, her ulusun insanını ilgilendiren konularda yazılır.
  • Denemelerde diğer fikir yazılarından farklı olarak aşk, dostluk, iyilik, güzellik, ahlak, sevinç, kültür, yiğitlik gibi daha çok soyut ama kalıcı ve evrensel konular işlenir.
Denemeci için konu amaç değil, araçtır; kendi fikirlerini söyleyebilmesi için birer sebep durumundadır. Denemeci, irdelemelerinde tamamen kendini, kendi bilgi ve kültür birikimini, beğeni düzeyini esas alır. Deneme yazarı eserini kaleme alırken okuyucuyu hesaba katmaz. Okuyucunun vereceği tepki konusunda herhangi bir kaygı taşımadan konusunu dilediği şekilde seçer, istediği tarzda işler. Denemeler konuların genellikle derinlemesine işlendiği yazı türleridir. Denemenin en belirgin özelliği, yazarın konuyu kendi kendine konuşuyormuş gibi kaleme almasıdır. Denemenin bu özelliği Nurullah Ataç’ın şu sözleriyle özetlenebilir: “Deneme ben’in ülkesidir. Ben demekten çekinen, her görgüsüne, her görevine ister istemez benliğinden bir parça kattığını kabul etmeyen kişi denemeciliğe özenmesin.”
Bu türün ilk ustalarından Montaigne, denemenin ilkelerini şöyle anlatmaktadır: “Herkes önüne bakar, ben içime bakarım; benim işim yalnız kendimledir. Hep kendimi gözden geçiririm, kendimi yoklarım, kendimi tadarım… Bir şey öğretmem, sadece anlatırım.” Bu bağlamda denemenin her cümlesinde yazarın kendisi vardır. Okuyucu ile yazar arasında bir duygu, düşünce ve ruh alışverişi oluşur. Esere hâkim olan unsur, insanın ta kendisidir.

Dünya Edebiyatında Deneme
Deneme türünün ilk örnekleri, daha “deneme” teriminin bile ortaya çıkmadığı eski Yunan ve Latin edebiyatlarında görülmektedir. Bunlar Epiktetos’un “Sohbetler”, Eflatun un “Diyaloglar”, Cicero’nun ‘Kimi Eserleredir. Seneca’nın bazı eserlerinde de denemelere rastlanmaktadır.

Bugünkü anlamdaki denemenin kurucusu 16. yüzyıl Fransız yazarı Michel de Montaigne’dir (1533-1592). Denemenin ilk örneklerini veren Montaigne yazdığı metinlerin kişisel düşünce ve deneyimlerinin iletilmesine yönelik edebî parçalar olduğunu vurgulamak için “deneme (essai)’ adını seçmiştir. Daha sonra yine çok tanınan İngiliz yazar Francis Bacon (1561-1626) ve Charles Lamb da bu türde eserler kaleme almış ve bu türü geliştirmiştir. Fransız edebiyatında Andre Gide (1869-1951) ve Alain İspanyol edebiyatında ise Miguel Dunamuno, Alman edebiyatında R. Maria Rilke gibi sanatçılar da bu türdeki eserleriyle tanınmıştır.

Türk Edebiyatında Deneme

Deneme türü, Türk edebiyatına Tanzimat’tan sonra Batı’nın etkisiyle girmiştir. Deneme önceleri “Musahabe”, “Tecrübe-i Kalemiyye (kalem tecrübesi)” gibi isimler ile anılmıştır. İlk özel gazete Tercümân-ı Ahvâl (1860)’in yayın hayatına başlamasından itibaren gazetelerde çıkan değişik yazılar, zamanla ayrı bir tür olan deneme için dil, anlatım ve yaklaşım bakımından zemin oluşturmuştur.

Deneme Örneği

ÖLÇÜ
İnsan elinde ne illet var ki, dokunduğunu değiştiriyor; kendiliğinden iyi ve güzel olan şeyleri bozuyor. İyi olmak arzusu bazen öyle azgın bir tutku oluyor ki, iyi olalım derken kötü oluyoruz. Bazıları der ki, iyinin aşırısı olmaz çünkü aşırı oldu mu zaten iyi değil demektir. Kelimelerle oynamak diyeceği gelir insanın buna. Felsefenin böyle ince oyunları vardır. İnsan iyiyi severken de, doğru bir işi yaparken de pekâlâ aşırılığa düşebilir. Tanrının dediği de budur: Gereğinden fazla uslu olmayın, uslu olmanın da bir haddi vardır. Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulaştırmayan okçudan daha başarılı sayılmaz. İnsanın gözü karanlıkta da iyi görmez, fazla ışıkta da. Platon’da Kallikles der ki, felsefenin fazlası zarardır. Felsefe bir kerteye kadar iyidir, hoştur; faydalı olduğu kerteyi aşacak kadar derinlere gidersek çileden çıkar, kötüleşiriz; herkesin inandığı, uyduğu şeyleri küçümseriz; herkesle doğru dürüst konuşmaya, herkes gibi dünyadan zevk almaya düşman oluruz; kimseyi yönetemeyecek, başkalarına da kendimize de hayrımız dokunmayacak bir hale geliriz; boş yere şunun bunun sillesini yeriz. Kallikles, doğru söylüyor çünkü felsefenin fazlası bizim gerçek duygularımızı körletir; lüzumsuz bir inceleme ile bizi tabiatın güzel ve rahat yolundan çıkarır. (Kitap II, bölüm XXX) Düşüncede saplantı ve azgınlık en açık ahmaklık belirtisidir. Canlılar arasında eşekten daha kendinden emin, daha vurdumduymaz, daha içine kapalı, daha ağırbaşlı olanı var mıdır?
Montaigne
kaynak
YAZI TÜRLERİ

YAZILI ANLATIM TÜRLERİ
Duygu, düşünce ve hayallerin sözlü ya da yazılı olarak, etkileyici bir şekilde anlatma isteği edebiyatın doğmasına neden olmuştur. Edebiyatın oluşumu içerisinde yazının biçim ve içerik özelliklerine o yazının türü denmektedir.

Bilgi verme amacı güden yazılardır.

MAKALE:
Bilim, fen konularıyla siyasal, ekonomik ve toplumsal, kültürel konuları açıklayıcı veya yorumlayıcı niteliği olan gazete ve dergi yazılarına “makale” denir. Makalede ele alınan konu ve düşünceler açık, net ve anlaşılır şekilde sıralanır; verilen bilgi ve görüşlerle kanıtlanmaya çalışılır.

DENEME:
Herhangi bir konuda kesin sonuçlara gitmeden, yazarın kendisiyle konuşuyormuşçasına bir anlatımla kendi görüş ve düşüncelerini dile getirdiği yazı türüne “deneme” denir. Denemede dile getirilen düşüncelerin kanıtlanmaya ihtiyacı yoktur, görüşler kişisellik ve kendine özgülük taşır.

FIKRA:
Günlük olayları, ülke sorunlarını veya herhangi bir konuyu, belli bir görüş açısından ele alan kısa yazılara “fıkra” denir. Fıkra, gazetelerde yazılan köşe yazılarıdır. Fıkra akla gelebilecek her konuda herkesin anlayabileceği bir dilde yazılır.

ELEŞTİRİ:
Bir edebiyat ve sanat eserini çeşitli yönleriyle inceleyip açıklamak, anlaşılmasını sağlamak ve değerlendirmek amacıyla yazılan yazılara “eleştiri” denir. Eleştiri yazıları yazanlara “eleştirmen” denir. İyi eleştirmen nesnel olmalıdır. Eleştiride eserin ya da kişinin olumlu ve olumsuz yönleri ortaya konur. Eleştiri, kişinin veya eserin gerçek değerini ortaya çıkarmayı amaçlar.

SÖYLEŞİ (Sohbet):
Bir yazarın günlük olaylarla ilgili duygu ve düşüncelerini, okuyucusuyla konuşuyormuş gibi anlattığı yazı türüne “sohbet” denir. Sohbet türünde samimilik, senli benlilik söz konusudur.

Deneme ile karıştırılmamalıdır; çünkü denemede yazar kendisiyle, sohbet türünde ise okuyucusuyla konuşuyormuş gibi bir anlatımı benimser.

GEZİ YAZISI:
Gezilip görülen yerlerin ve o yerlerle ilgili edinilen izlenimlerin anlatıldığı yazı türüne “gezi yazısı” denir. Bu yazı türünde yazar gezip gördüğü yerleri anlatarak okuyucuyu bilgilendirir.

ANI (Hatıra):
Bir yazarın yaşadığı veya tanığı olduğu anlatıldığı yazı türüne “anı” denir. Anılar üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra yazılır. Yazarın olayları kendi bakış açısından öznel bir şekilde anlatır.

GÜNLÜK (Günce):
Bir kişinin o güne ait duygu ve düşüncelerini, izlenimlerini günü gününe, tarihini de belirterek yazdığı yazı türüne “günlük” denir.

MEKTUP:
Bir düşünce, duygu veya dileğin iletilmesi amacıyla yazılan yazılara “mektup” denir. Özel mektup, edebi mektup, iş mektubu gibi değişik türleri vardır. Bizi ilgilendiren edebi mektuplar ise yazarlar arasında, gazete veya dergilerde yayınlanan kültür, sanat, edebiyat ve dil bilgisi gibi konularda yazılan mektuplardı.

BİYOGRAFİ (Yaşam Öyküsü):
Değişik sahalardaki ünlü kişilerin hayatını, yaptıklarını ve eserlerini anlatan yazılara “biyografi” denir. Bu kişiler yazar, şair ve devlet adamı olabilir. Biyografide yazar kendi hayatı dışında başka birinin hayatını anlatır.

OTOBİYOGRAFİ (Özyaşam Öyküsü):
Ünlü kişilerin kendi hayatlarını anlattıkları yazılara “otobiyografi” denir. Biyografiden farkı, ünlü kişinin hayatını, kendisinin anlatmasıdır.

RÖPORTAJ:
Tanınmış bir kimsenin, yerin veya kuruluşun daha geniş kitleler tarafından tanınmasını sağlamak amacıyla yazılı veya sözlü olarak hazırlanan soruşturma veya araştırmaya “röportaj” denir.

ROMAN:
Toplumların ve fertlerin başından geçmiş veya geçmesi mümkün olayları, ayrıntılarıyla anlatan uzun yazı türüne “roman” denir. Romanlarda olaylar bir ana olaya bağlı küçük yan olaylarla işlenir. Yer, zaman ve kişi sayısı da çoktur.

HİKÂYE (Öykü):
Olmuş ya da olabilecek olaylardan bir kesiti belli bir planla yer ve zamana bağlı olarak anlatan kısa yazı türüne “hikâye” denir. Genel hatlarıyla romanlara benzer, ancak romandan kısadır. Roman iç içe olaylar zinciridir, hikâyede ise olay tektir. Yer dar, zaman kısa, kişi sayısı da sınırlıdır.

MASAL:
Kahramanları olağanüstü varlıklar olan, bilinmeyen bir yerde hayal ürünü olayların anlatıldığı yazı türüne “masal” denir. Masalların başında sonunda ve ortasında tekerlemeler bulunur. Evrensel konuların işlendiği masallarda kötüler cezalandırıldığı, iyiler ödüllendirildiği için masalların eğitici yönü vardır. Masal kahramanları her şey olabilir.

FABL:
İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıklara insan özelliği verilerek başlarından geçen olayların insanlara ibret dersi verecek şekilde anlatıldığı manzum şekildeki kısa yazılara “fabl” denir.

EFSANE:
Halk hayalinde şekillenerek ortaya çıkan ve ağızdan ağza yayılan, olağanüstü kahramanların yer aldığı, olağanüstü olayların anlatıldığı hikayelere efsane denir. Efsanelerin temelinde tarihi bir olay vardır. Efsaneler yaşanıldığı düşünülen olaylardır ve bu yönüyle masallardan ayrılır.

TİYATRO:
İnsan yaşamını, insanlar arasındaki ilişkiyi sahnede göstermek amacıyla yazılan eserlere “tiyatro” denir. Tiyatro eserleri konularını tarihten, günlük yaşamdan, efsanelerden alabilir. Tiyatro eserleri karşılıklı konuşmalardan oluşur.

Tiyatronun başlıca üç türü vardır:
Trajedi: Konusunu tarihten ve mitolojiden alan gülme unsurlarının yer almadığı, soylu kişiler arasında geçen tiyatro türüdür.
Komedi: Konusunu günlük yaşamdan alan, insanları güldürmek üzerine kurulu tiyatro türüdür.
Dram: Yaşamın hüzünlü ve neşeli taraflarını birlikte ele alan tiyatro türüdür.

SÖZLÜ ANLATIM TÜRLERİ

A- GÜNLÜK KONUŞMALAR:
Selamlaşma, Hatır Sorma, Tanışma ve Tanıştırma, Soru Sorma – Cevap Verme, Kutlama, Başsağlığı (Taziye), Özür Dileme, Telefonla KonuşmaGünlük konuşmalarda kullanılan sözlü anlatım türleridir.

B- KİTLE KONUŞMALARI:

KONFERANS:
Bilim ve sanat konularında, yazar, bilim adamı, sanatçı ve düşünürlerin, bir konu hakkında derin bilgisi, görüşleri olan kimselerin, özel toplantılarda dinleyicilerine karşı düşüncelerini, bilgilerini açıklamak, öğretmek amacıyla yaptıkları konuşmalardır. Bilimsel bir düşünceyi, akademik bir konuyu, orijinal bir görüşü anlatmak, bir tezi savunmak konferansın en belirgin amacıdır.

AÇIK OTURUM:
Toplumu yakından ilgilendiren güncel bir konunun değişik görüşlerdeki uzman kişiler tarafından seçkin bir izleyici önünde tartışılmasıdır. Açık oturumda, değişik görüşlerin eşit oranda temsil edilmesi temel ilkedir, tartışmayı bir başkan yönetir. Başkan konuyu belirler, konuşmacıları tanıtır, sonra konuşmacılara sırasıyla söz verir. Konuşmacılar birbirlerini dikkatle dinler, gerekirse not alırlar. Başkan genellikle yapılan konuşmaları oturumun sonunda toparlayıp özetler.

PANEL:
Bir başkanın yönetiminde, küçük bir tartışmacı grubun izleyiciler önünde belli bir konuya ilişkin görüş ve düşüncelerini belirttikleri grup tartışmasıdır. Açık oturumdan farklı olarak, konuşmacıların görüşlerini bildirmelerinden sonra, izleyiciler soru olarak tartışmaya katılabilir, kendi görüşlerini açıklayabilirler. Sonunda başkan konuşmaları toparlayarak görüşleri özetler.

SEMPOZYUM:
Bir dinleyici topluluğu karşısında özellikle bilim, sanat ve fikir ağırlıklı konularda değişik konuşmacıların önceden hazırlanmış bir dizi konuşma yapmalarıdır. Her konuşma 5-20 dakika ile sınırlıdır. Sempozyumda ele alınan ortak konu çeşitli yönlerden incelenir, değişik görüşler ve yorumlar dile getirilir. Burada tartışmadan çok sohbet havası vardır. Konuşmalardan sonra dinleyiciler soru sorabilirler.

FORUM:
Panel gibi bir toplu tartışma türüdür. Belli bir konuda ortaklığı bulunan bir grubun, ortak sorunlarının çözümlenmesinde görüş birliğine varmak üzere düzenlenen toplu tartışmaya forum denir. Genellikle grup başkanı denilen bir kişi tarafından yönetilen forumda, topluluğun her üyesinin konuşmada ve görüşlerini bildirmede eşit hakkı vardır. Forum sonunda, tartışma konusu olan sorunun çözümünde tutulacak ortak yolun belirlenmesi amaçlanır.

Ek:

TUTANAK:
Meclis, kurul, mahkeme vb. yerlerde söylenen sözlerin olduğu gibi yazıya geçirildiği yazılı belgelere “tutanak” denir. Herhangi bir olayla ilgili olarak durum tespiti yapılması da tutanak olarak değerlendirilmektedir.

RAPOR:
Herhangi bir işte, bir konuda yapılan inceleme ve araştırma sonucunu, düşünceleri veya tespit edilenleri bildiren yazılara “rapor” denir.

DİLEKÇE:
Bir kimsenin bir dileği bildirmek için resmi makamlara yazdığı, imzalı ve adresli iş mektubudur. Dilekçe bir istekte bulunmak, şikâyet etmek ve bilgi vermek amacıyla yazılır. Dilekçede ayrıntı yer almaz, açık ve anlaşılır bir dil kullanılır. Dilekçenin sol alt köşesine adres, sağ alt köşesinde tarih ve isim yazılır, imza atılır.


"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
8 Temmuz 2017       Mesaj #7
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye

Deneme

, Tek bir konuyu rahat ve akıcı bir biçimde ele alan, çoğu kez yazarın kişisel deneyim ve bakış açısını yansıtan orta uzunluktaki edebi metin. Bu edebiyat türünün yaratıcısı 16. yüzyıl Fransız yazarı Michel de Montaigne, yazdığı metinlerin kişisel düşünce ve deneyimlerinin iletilmesine yönelik çabalar olduğunu vurgulamak için deneme (essai) adını seçmiştir. Montaigne, yaşamın en gizli yanlanna ilişkin düşüncelerini kusursuz bir ustalıkla ortaya koyarken, kendine karşı şaşırtıcı ölçüde dürüst olabiliyordu. 1588’de yayımlanan Essais (Denemeler, 1947) bugün de türünün en iyi örneklerinden sayılır.

İlk büyük İngiliz deneme yazarı olan Francis Bacon’ın Essayes (1597; Denemeler, 1943) adlı yapıtı Montaigne’inkinden çok değişiktir. 1612 ve 1625’te genişletilmiş baskıları yapılan ve “Of Ambition” (Hırs Üzerine), “Of Truth” (Gerçek Üzerine) gibi başlıkları olan bu denemeler daha ciddi ve ağırbaşlı konuları ele alır. Bacon’ın üslubu genellikle çalımlı ve hoşgörüsüzdür. Abraham Cowley (1618-67), “Of Myself” (Kendime Dair) gibi denemelerinde Mon- taigne’in kişisel üslubuna yaklaşan ve onun oluşturduğu örneği izleyen ilk önemli İngiliz denemecidir. 18. yüzyılda İngiliz denemeciliği Joseph Addison, Sir Richard Steele, Samuel Johnson ve Öliver Goldsmith gibi ustaların elinde büyük saygınlık kazanarak altın çağını yaşamıştır.

En büyük İngiliz denemecilerden biri olan Charles Lamb’in (1775-1834) 1820’de yayımlanmaya başlayan “Essays of Elia” (Elia’nın Denemeleri) dizisi bu türün temel taşlarından sayılır. Lamb denemelerinde mizah, fantezi ve duyarlılığı, yaşam hakkın- daki keskin gözlemleriyle birleştirerek çok kişisel bir üslupla sunar. Bir başka önemli denemeci “On Murder as One of the Fine Arts” (Cinayet Sanatı Üzerine) ve “On the English Mail Coach” (İngiliz Posta Arabası Üzerine) gibi ince işlenmiş, yaratıcı metinler yazan Thomas de Quincey’dir (1785- 1859). 19. yüzyılın ikinci yarısında Robert Louis Stevenson’ın denemeleri Montaigne ve Lamb’inkileri andırır ve onların kusursuz düzeyine yaklaşır.

Amerikan edebiyatında deneme türü Thoreau’nun Walden; or, Life in the Woods (1854; Walden ya da Ormanda Yaşam, 1971) ve Emerson’ın Essays (1841-44; Denemeler) adlı yapıtlarında derin bir içerik ve zengin bir üsluba ulaştı.

Yaratıcısı Fransız olduğu halde deneme Fransa’da çok geç benimsendi. Saint- Beuve’ün (1804-69) Causeries du lundi (Pazartesi Konuşmaları, 1952) adlı yapıtı tam anlamıyla edebi denemelerdir. Yapıt Fransa’da daha sonra yazılan pek çok başarılı denemeye örnek olmuştur. Theophile Gautier ve Anatole France da önemli Fransız denemecilerdir. 20. yüzyılda deneme şen ve şakacı bir edebiyat türü olarak yeniden doğdu. James Thurber ve Dorothy Parker gibi mizah yazarları bu türde yetkin ürünler ortaya koydular.

Türk edebiyatına deneme öbür edebiyat türleri gibi Tanzimat’tan sonra Batı’nın etkisiyle girdi. Edebiyat-ı Cedide döneminde bir temel bulma çalışmalarının ardından gerçekte Cumhuriyet’ten sonra bir tür olarak gelişti. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Haşim, Falih Rıfkı Atay, Yahya Kemal Beyatlı gibi yazarlar başarılı denemeleriyle de tanındılar. Ama deneme türü Nurullah Ataç ile ilk önemli temsilcisine kavuştu. Ataç denemelerinde kişisel tavrını açıkça ortaya koyan, dilde yenilikçi ve titiz, üslubunda akıcı ve zaman zaman polemiğe yönelen bir yazar kimliğini korudu. Aynı dönemde Sabahattin Eyuboğlu, Sadri Ertem, Vedat Günyol, Suut Kemal Yetkin, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi yazarlar farklı görüş açılarından çıkarak yazdıkları denemelerde bu alanı zenginleştirdiler. Hümanist bir dünya görüşünü benimseyen Eyuboğlu ve Günyol gibi yazarlar daha çok edebiyat konularını ele aldılar. A. Hamdi Tanpınar ise zengin kültür birikimiyle yazdığı denemelerinde yeni bakış açıları getirmeye çalıştı. Daha sonraki deneme yazarları arasında Melih Cevdet Anday, Salah Birsel, Nermi Uygur, Fethi Naci, Memet Fuat, Cemal Süreya sayılabilir.
MsXLabs.org & Ana Britannica

"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

9 Aralık 2013 / Misafir Taslak Konular
13 Kasım 2012 / Misafir Cevaplanmış
26 Eylül 2010 / bronzyy Cevaplanmış
26 Nisan 2012 / Ziyaretçi Soru-Cevap
5 Mart 2016 / Baturalp X-Sözlük