Arama

Asi Kalpler - Thomas Hardy

Güncelleme: 21 Aralık 2009 Gösterim: 4.129 Cevap: 0
asla_asla_deme - avatarı
asla_asla_deme
VIP Never Say Never Agaın
21 Aralık 2009       Mesaj #1
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın
Âsi Kalpler (Jude the Obscure)

Sponsorlu Bağlantılar
Yazan THOMAS HARDY

Başlıca karakterler

Jude Fawley: Kendi kendisini yetiştirmiş, son derece ciddî bir duvarcı; entellektüel bir hayatın hasretini duyar.
Drusilla Favvley: Jude'ın büyük-büyük halası.
Arabeiia Donn: Kaba bir köylü kızı; Jude'ı seks dünyasından içeri sokar.
Richard Phülotson: Bir köy mektebi müdürü; Jude'ın, eğitim dünyası ile yegâne teması.
Sue Bridehead: Jude'ın nürotik, kendi değerini, diğerlerine ka­bul ettirmek isteyen kuzeni; ondokuzuncu asır sonlarının, huzursuz «yeni kadınlarından biri.
Little Father Time: Jude ve Arabella'nın anlaşılmazcasına ke­derli ve vaktinden önce gelişmiş oğulları. (Zamanın küçük Babası)

Hikâye

Bir fırıncının yetim çocuğu olan Jude Fawley, Wessex'teki bir çiftçi tarafından, mahsûle zarar ve­ren kargaları kovmak için çalıştırılmağa başladığı zaman, kendisini nasıl bir hayatın beklediğini görür. Jude, kuşları kovmak yerine, onlara acıyarak yem verdiği zaman, çiftçi, kendisini acımadan döver. Bu­nunla beraber, mahallî mektebin müdürü, kendisi­ne öğrenim dünyası hakkında bazı şeyler gösterin­ce, çocuğun hayatına bir nebzecik ışık tutulmuş olur. Jude, öğretmeni, Richard Phillotsun'u taklit etmek ister; fakat çocuk onbir yaşma geldiği zaman, Phillotsun, Marygreen'den ayrılarak, doktorasını yap­mak için büyük bir üniversite şehri olan Christminster'e gider.
Jude da beraber gitmek isterse de, Phillotsun' un, Christminster'den gönderdiği Lâtince ders kitap­larıyla yetinir; zira Jude'ın büyük büyük halası Drusilia, onun, fırında yardım etmesini ister. Jude, Phillotsu'un gönderdiği gramer kitaplarını şevkle okur­sa da, onların, resmî bir eğitimin yerini tutamaya­cağını anlar.
Jude, büyüdükçe, ilahiyat öğrenimi yapmayı arzu eder ve orta çağların kiliselerim restore eden bir duvarcının yanma çırak olarak girer. Bir akşam, ondokuz yaşındaki Jude ki aşk meseleleri hakkında hâlâ hiç bir şey bilmez domuz bağırsakları yıkayan üç köylü kızının önünden geçer. Kızların en cesuru, Arabella Don, Jude'a küçük bir domuz eti parçası fırlatarak, dikkatini çeker ve daha sonra kendisi ile buluşmaya razı eder. Tecrübesiz Jude, kendisinin, şehvetli Arabella'ya âşık olduğunu sanır. Çok geç­meden, Arabella, Juse'ı kapana sıkıştırır, kendisi ile evlenmeğe mecbur bırakır.
Evlilik, bir kâbus olur. Tamamen kaba ve ba­yağı bir insan olan Arabella, Jude'ın öğrenmek ar­zusu ile alay eder. Bir çok dizi kavgadan sonra, Ara­bella, Jude'ı bırakır ve Avustralya'ya göç eder.
Hayatı böylesine ümitsiz bir safhaya giren Jude, daha iyi bir hayat uğrunda, eski üniversite kasaba­sını bir türlü düşüncelerinden sıyıramaz. Fakat maa­lesef, Sue ile kurduğu gayrimeşru ilişki Christ-minster'da öylesine skandal yaratmıştır ki, Jude ve Sue ayrı yerlerde oturmak mecburiyetinde kalırlar. Bir gün, Sue, Zamanın Küçük Babası'na, zaten çok nüfuslu bir dünyaya daha fazla çocuk getirmenin gü­nah olduğunu anlatır. Bu gayritabiî çocuk da, onun bu sözlerini kalpten benimser. Sue, bir akşam, Jude ile birlikte yemek yedikten sonra evine döndüğü za­man, Zamanın Küçük Babası'nm, derin bir ümitsiz­liğe kapılarak, kendisini ve iki çocuğu astığını gö­rür. Bu korkunç manzara karşısında, Sue kendisini kaybeder, düşer bayılır ve böylece karnındaki bebek de vaktinden evvel ölü doğar.
Bir zamanlar, Jude'ın doğuştan kazandığı basit ve samimi inanışını dahi bozarak onu, kendisi gibi düşünmeğe sevkedecek kadar koyu bir agnostik olan Sue, şimdi, dinî bir fanatik olur. Vicdanını rahatsız eden günah hisleri altında, Jude'a, artık kendisiyle hiç bir alış verişi olamayacağını ve ilk (ve onun in­dinde yegâne meşru) kocası Phillotson'a döneceğini söyler.
Sue, yeniden mektep müdürü ile evlenir ve Ju­de, bir defa daha, kendisini içkiye verir. Bir gün iç­kinin tesiri altında Areballa'nmki kocası ölmüştür oyununa gelir ve yeniden onunla evlenir. Jude, ar­tık ölüme yaklaşmıştır. Seneler süren taşçılık haya­tı ciğerlerini kazımış, bitirmiştir. Sıhhatinin kötülü­ğüne rağmen, yağmurlu bir havada dışarı çıkarak Sue'yi görmeğe gider; zira Arabella, zalim bir dav­ranışla, Sue'yi, Jude'ın başucuna getirmeyi reddet­miştir.
Evine dönen Jude, dünyaya geldiği için kendi kendisini lanetler. Arabella, yeni sevgilisi ile ken­disini eğlendirirken, Jude, yakındaki bir tiyatro sa­lonundan yükselen alkış seslerini duyar ve böylece, kaderin acı istihzasını son bir defa tadarak ölür: Christminster Üniversitesi, hiç de lâyık olmayan aristokratik heveslilere şeref diploması bahşetmektedir.

Tenkid

Âsi Kalpler adlı son romanı ile Hardy, bir ta­raftan sanatının zirvesine erişirken, öte yandan da karamsarlığının en derin noktasına düştü, öteki To­rnalarının aksine, Âsi Kalpler'de, zerrece ümit ışığı yoktur. Hattâ, Yuvaya Dönüş'teki trajediyi bir ölçü­de hafifleten kaba köylü hümoru dahi bu romanda yoktur. Romanda, seks ve çağın ««yeni kadıma üze­rinde böylesine açıkça durulması, basında öylesine tenkit ve itirazlara yol açtı ki, Hardy, hayat hakkın­daki trajik görüşlerini daha iyi ifade edeceğini san­dığı ilk aşkına, şiire döndü. Gerçi, Âsi Kalpler'e yö­neltilen hücumların sebebi, romandaki «ahlâksızlık» ise de; eleştiricilerin romanın mutlak karamsarlığı karşısında huzursuzluğa düştüklerine inanmamak da çok güç. Çünkü, Jude, hayatı boyunca ve Jude'm iliş­ki kurduğu herkes, sefil bir hayata mahkûm edili­yordu. Romanın dünya görüşünü, Zamanın Küçük Babasının grotesk bir şekilde intihar etmesi sembo­lize ediyor.
Romanın huzursuzluk yaratan başlıca noktala­rından biri de, Hardy'nın, kendi görüşü ile, Victoria çağının İngiltere'sinin aile müessesesine ve üniver­sitelerine yönelttiği acımasız hücumlardır. Jude'm, kendisini üstün sanan, snob, boş kafalı bir kadınla evliliği bedbahtça neticelendi. Hardy, artık beraber yaşamalarına hiç bir şekilde imkân bulunmayan çift­lerin boşanmalarında önlerine çıkan güçlükler ve evlenmeden yaşayan çiftler hakkında cemiyetin uy­guladığı zulüm üzerinde kuvvetli bir tarzda durdu. Maamafih, bu meseleye kolay bir hal çaresi de tek­lif etmez; zira serbest aşka inanan Sue Bridehead ki erkek ve kadınları birbirlerine bağlayan muka­velelerin aleyhindedir- romanda, cemiyetin mesele­leri bir yana şahsî meselelerini çözemeyecek kadar «fricit» (cinsî bakımdan soğuk), derinden derine nö-rotik biri olarak acımasızcasına anlatılır. Hakikî tra­jedilerde her zaman görüldüğü üzere, bir hal çaresi teklif edilmediği gibi, bunun mümkün olabileceği de ihsas edilmez.
Âsi Kalpler'in bir diğer hedefi, akademik snobluk, Hardy'nin çağının belli başlı meselelerinden bi­ri idi. Christminster, Oxford ve Cambridge Üniver­sitelerinin birleşimidir; Hardy'nin görüşüne göre, gerçekten eğitim peşinde giden ve onu en fazla tak­dir edecek kimselere kapılarını açmak yerine, aris­tokratların beceriksiz çocuklarına dalkavukluk edi­yorlardı. Çünkü cemiyetin verebileceği en iyi bir eğitime lâyık biri mevcut ise, o da, kendisini müte­madiyen geliştirmek, mütemadiyen yeni şeyler öğ­renmek isteyen, fakat cemiyetin bütün kapılarının yüzüne kapandığını gören Jude'dır.
Hardü, Asi Kalpler'i yazdığı zaman, artık mes­leğinde bir üstad olmuştu. Gerçi tesadüflere hâlâ kuvvetli bir şekilde bel bağlıyorsa da, kitabını, bü­yük bir gotik katedrali gibi, bloklardan oluşan bö­lümlerle kurar. Plânın simetrisi ve hiç de göze bat­mayan aksiyonu, kitaba, zahiren kaçmılamayacak görünen yapıyı ve «design»i (desen) veriyor. Bu, bir romancı olan mimarın nihaî zaferidir.
Yazar

Ayrıca Bknz
Thomas Hardy

Thomas Hardy, 2 Haziran 1940 senesinde Dorsetshire adın­daki küçük bir kasabada doğdu. Babası, bir inşaatçı idi; Hardy de, kiliselerin restorasyonu üzerinde ihtisas yapacak bir mimar olarak yetiştirildi. Gençliğinde, kiliselerle ilgili hikâyelerin, asır­lık folk mûsikîsi ve dansların cazibesne kapıldı ve sonraları, bunları, romanlarında ölümsüzleştirdi.
Londra'da, beş sene bir mimar olarak çalıştıktan sonra, Hardy, gözlerinin, mimarî ressamlığın gerginliğine dayanama­yacağını sandı. Büyük klâsikleri, bilhassa Grek trajedilerini oku­muştu ve edebiyata dönmeyi denedi. Bir ara, kısa bir müddet için, kiliseye de intisap etmeyi düşündü; fakat modern ilim Je felsefe ile ilgili kitapları okuduktan sonra ve mimarlıkla ilgisin­den ötürü, başka sahalara yöneldi.
The Poor Man and the Lady (Fakir Adam ve Hanım) adlı ilk eseri, o zaman yayınlayıcının bir kitap okuyucusu olan George Meredith tarafından reddedildi ise de, Hardy'den yazılarına ara vermemesini istedi. Hardy yazmaya devam etti. İkinci romanı, Desperate Remedies (Ümitsiz Çareler) 1871'de yayınlandı. Ar­dından Under the Greenwood Tree (Yeşil Ağacın Altında) gel­di (1872). Hardy, bu romanında, ilk defa olarak, kendi doğum yeri Dosrsetshire'a benzeyen bir bölgeyi ele almış ve ona ken­disinin olan derin düşünceli ve şefkatli dehâsını eklemişti.
Ancak, 1878'de yayınlanan Yuvaya Dönüş adlı eseri ile Har­dy, bir romancı olarak düşünülmeğe başlandı. Bu, Hardy'yi, mesleğinin zirvesine eriştiren dört şaheserinden biridir. Diğer­leri şunlar: Casterbridge Belediye Başkanı (1886), Tess of the D'Urberviiles ve Jude the Obscure (Âsi Kalpler) 1890) idi.
Bu romanlarda, beşer kaderini kasvetli bir şekilde ele alı­şından ve o zamana kadar kimsenin işlemediği bir tarzda seks üzerinde samimiyetle duruşundan, Hardy, bir tenkit fırtınasına mâruz kaldı. Âsi Kalpler'in yarattığı fırtına ve hücumlar yüzün­dendir ki, roman yazmaktan vazgeçti ve hayatının son otuz se­nesini, ilk aşkına, şiire verdi.
Hardy, 1898'den öldüğü yıla (1928) kadar, yedi cilt istihza-lı lirik şiir kitabı yazdı ve şiirdeki başarısını, Napoleon harp­leri ile ilgili olan muazzam bir şiir dramı, The Dynasts ile (1904 -1908) taçlandırdı.
Victoria çağının «iffet»! (daha doğrusu iffet taşlanması), yir­minci asırda azaldıkça, Hardy, çağının üstad romancılarından biri olarak takdir edilmeğe başlandı. 1910da kendisine Liyâkat Madalyası tevcih edildi, ingiltere'nin önde giden üniversiteleri de şeref diplomaları verdiler. Orta yaşlılık yıllarında, müsteh­cen romanlar yazan biri diye hakarete uğrayan Hardy, ihtiyar­lığında, muhteşem bir insan olarak hürmet gördü. 11 Ocak 1928'de öldüğü zaman, külleri (ingiltere'nin meşhur adamları­nın gömüldükleri) Westminister Abbey kilisesinin Şairler Köşe­sine gömüldü, ki bu istihzayı da en fazla takdir edebilen insan, her halde Hardy'nin kendisi olurdu.
Diğer eserleri

Tess of the D'Urbenvilles: Tess, saf bir kızın iğfal edilişinin, aldatılışının ve yıkılışının hikâyesidir. Tess Durbeyfield, aptal ebeveynlerinin telkinleri altında, kendisinin, D'Urberville adındaki soylu bir aileden geldiğine inanır. Aile ile uzaktan ilişkisi olduğunu iddia eden Alec D'Urberville adındaki dünya görmüş,yakışıklı ve makul biri, Tess'i iğfal eder, kız çocuğunu doğurduğu zaman bırakıp gider. Çocuk ölür, Tess de, bencil, kendisini ahlâklı bir insan sanan Angel Clare'de yeni bir aşk bulur.Angel Clare, düğün gecesi, Tess'in mazisini öğrendiği zaman,o da, bırakır. Ümitsizliğe kapılan Tess, Alec'i öldürür. Yakalanıp idam edilmesinden önce, tekrar Tess'e dönen Clare ile birlikte kısa bir süre için mutlu bir hayat sürer. Romanın, meşhurson satırlarında -i Hardy'nin herhangi bir eserine konulabilir-
deniliyor ki: «Adalet yerini buldu ve ölümsüzler Cumhurbaşkanının ....... Tess'le macerası da böylece son buldu.» Tess, Hardy'
nin trajik istihzasının timsalidir; beşerî yaratıkların lâyık olduk­ları kader ile çektikleri ıztırap arasındaki fark, merhametli bir kimsenin görüşü ile anlatılır.

MsXLabs.org & 100 Büyük Roman

Şeytan Yaşamak İçin Her Şeyi Yapar....
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

9 Haziran 2012 / asla_asla_deme Edebiyat ww
21 Aralık 2009 / asla_asla_deme Edebiyat
9 Eylül 2008 / SatanpisT Taslak Konular
4 Nisan 2009 / Yavru_Aslan Üyeler Hakkında