Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 34.777|Cevap: 10|Güncelleme: 11 Temmuz 2016

Türkçe - Türkiye Türkçesi

5 Ağustos 2007 23:26   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Türkiye Türkçesi

Ad:  tdk.jpg
Gösterim: 31
Boyut:  134.4 KB

Konuşulduğu ülkeler
Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Bulgaristan, Yunanistan, Ermenistan, İran, Makedonya Cumhuriyeti, Moldova, Suriye, Irak, Kosova.
Sponsorlu Bağlantılar
Şu ülkelerdeki göçmen topluluklar: Hollanda, Almanya, Avusturya, Kanada, ABD, İsrail, Brezilya, Venezuela, Kolombiya, Belçika, İngiltere, Danimarka, İsveç, İsviçre, Avustralya
Sürgündeki Ahıska Türkleri'nin yaşadığı ülkeler: Kazakistan, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Özbekistan ve Ukrayna.
Konuşan kişi sayısı
80 milyonu ana dili olmak üzere, yaklaşık 100 milyon. Sıralama 14 arasında
Sınıflandırma

  • Altay Dil Ailesi (tartışmalı)
  • Türk Dilleri Ailesi
  • Oğuz Grubu
  • Türkçe

Resmi Durum ve Dil Kodları


Resmi dil olduğu ülkeler: Türkiye, KKTC , (Makedonya , Kosova (Belediye dili)), Kıbrıs Rum Kesimi
Düzenleyen kurum: Türk Dil Kurumu
ISO 639-1: tr
ISO 639-2: tur

Türkçe, Altay Dilleri içerisinde Türk dil ailesinin Oğuz Grubu'na mensup, Türkiye lehçesidir. Türkiye Cumhuriyeti, KKTC ve bazı Balkan ülkelerinin resmi dilidir.
  • 1 Sınıflandırma
  • 2 Coğrafi dağılımı
    • 2.1 Resmi durumu
    • 2.2 Kullanımı
  • 3 Tarihsel Gelişimi
    • 3.1 Orta Asya'dan, Anadolu'ya
    • 3.2 Dil Devrimi
  • 4 Ağızları
  • 5 Dilbilgisi
    • 5.1 Türkçenin özellikleri
    • 5.2 Sözcük Türeme Farkı
    • 5.3 Eklerle tümce oluşturma
    • 5.4 Büyük ve küçük ünlü uyumu
    • 5.5 Türkçenin deyim ve atasözleri
  • 6 Yabancı Dillerle Etkileşimi
    • 6.1 Türkçeye Geçen Yabancı Sözcükler
      • 6.1.1 Bu Kelimelerin Basın Dilindeki Yaygınlığı
    • 6.2 Türkçeden Diğer Dillere Geçen Sözcükler
  • Rekortmen Sözcükler

Sınıflandırma


Türkçe; Gagavuzca, Horasan Türkçesi ve Osmanlı Türkçesi ile birlikte olarak Türkçe dil grubunda yer almaktadır. Türkçe dil grubu, Oğuz dillerinin (Güney Türk dilleri) bir alt grubudur. Oğuz dilleri de Türk lehçelerinin bir alt grubudur. Çoğu bilim adamı Türk lehçelerini Altay dil ailesi içine koyarlar.

Coğrafi dağılımı


Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Bulgaristan, Yunanistan, İran, Makedonya, Moldova, Suriye, Irak, göçmenlerin yaşadığı Hollanda, Almanya, Avustralya, Kanada, ABD, Brezilya, İsrail,Venezuela, Kolombiya, Belçika, İngiltere, Danimarka, İsveç, İsviçre, Avustralya ve sürgündeki Ahıska Türklerinin yaşadığı ülkeler: Kazakistan, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Özbekistan,Afganistan,Tacikistan ve Ukrayna'da konuşulur.

Resmi durumu


Türkçe Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin resmi dilidir. Türkiye'de Türk Dil Kurumu, Atatürk tarafından 1932 yılında Türk Dili Tetkik Cemiyeti olarak bağımsız bir organ olarak kurulmuştur. Türk Dil Kurumu dilin sadeleşmesi, yabancı kökenli sözcüklerin değiştirilmesi (özellikle Arapça ve Farsça) için çalışmıştır.
Kosova'da Türkçe resmi dil olmaktan kalktı. Eskiden yani 1978 Dil yasasına göre Türkçe resmi dil idi. Şu anda sadece Kosova'nın bir kenti olan ve Türk çoğunluğun yaşadığı bir kent olan Prizren'de Türkçe resmi dildir. Diğer yerlerdeki resmiyeti ortadan kaldırıldı.

Kullanımı



Ad:  800px-MapOfTurkishSpeakers.jpg
Gösterim: 499
Boyut:  14.8 KB
Dünya'da Türkçe konuşanların dağılımı
Türkçenin Türkiye lehçesi,
  • Türkiye'de yaklaşık 72.000.000 kişi tarafından,
  • Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde 250.000 kişi tarafından konuşulmaktadır.
Türkçenin artık ayrı birer dil olarak kabul edilen ve Türk Dilleri Ailesinin alt kolunu oluşturan tarihi lehçeleri de bulunmaktadır. Bunlar Türkiye Türkçesi de dahil aşağıdaki bölgelerde şu yoğunlukla konuşulmaktadır:
  • İran'da yaklaşık 30.000.000 İran Azerisi tarafından,
  • Özbekistan'da 23.600.000 kişi tarafından,
  • Rusya Federasyonu içinde Türk muhtar cumhuriyetleri de bulunmaktadır. Başlıcalarını, Tataristan, Başkortostan, Çuvaşistan, Yakut-Saha Muhtar Cumhuriyetleri, Dolgan-Mens Muhtar Bölgesi, Kabardin-Balkar, Tuva, Kırım-Tatar Muhtar Cumhuriyetleri, Hakasya, Gorno-Altay Muhtar Bölgesi, Dağıstan Muhtar Cumhuriyeti, Karaçay-Çerkes Muhtar Bölgesi buralarda toplam 18.000.000 yakın kişi tarafından,
  • Doğu Türkistan'da (Çin) yaklaşık 17.500.000 kişi tarafından,
  • Kazakistan'da 15.900.000 kişi tarafından,
  • Azerbaycan'da 7.600.000 kişi tarafından,
  • Kırgızistan'da 5.000.000 kişi tarafından,
  • Türkmenistan'da 6.000.000 kişi tarafından,
  • Tacikistan'da 2.800.000 kişi tarafından,
  • Afganistan'da 5.000.000 kişi tarafından,
  • Irak'ta 3.000.000 kişi tarafından,
  • Almanya'da 2.670.000 kişi tarafından,
  • Suriye'de yaklaşık 1.500.000 kişi tarafından,
  • Bulgaristan'da 850.000 kişi tarafından,
  • Gürcistan'da 400.000 kişi tarafından,
  • Sırbistan ve Kosova'da en az 350.000 kişi tarafından,
  • Kırım'da 300.000 kişi tarafından,
  • Gagavuz Yeri'nde (Moldova) 200.000 kişi tarafından,
  • Avusturya'da 200.000 kişi tarafından,
  • Hollanda'da 354.000 kişi tarafından,
  • Avustralya'da 150.000 kişi tarafından,
  • Fransa'da 176.000 kişi tarafından,
  • Yunanistan'da 135.380 kişi tarafından,
  • İngiltere'de 120.000 kişi tarafindan
  • Makedonya'da 97.500 kişi tarafından,
  • Belçika'da 112.400 kişi tarafından,
  • İsrail'de 50.000 kişi tarafından,
  • Amerika'da 27.000 kişi tarafından,
  • Danimarka'da 25.000 kişi tarafından,
  • Romanya'da 16.000 kişi tarafından,
  • Kanada'da 10.000 kişi tarafından,
  • İsviçre'de 7.500 kişi tarafından konuşulmaktadır.
1960'larda iş gücüne ihtiyaç duyan Avrupa kapılarını büyük ölçüde Türklere açmış ve Türkiye'den Avrupa'ya yoğun bir göç yaşanmıştır. I. Dünya Savaşı sonrasında Balkanlar'da yaşamaya devam eden Türkler ile birlikte bu insanların sayısı günümüzde neredeyse 6 milyona ulaşmıştır ve büyük bir çoğunluğunun ana dili Türkçedir. Amerika ve Avustralya'da ise yaklaşık 200 bin kişi Türkçe konuşmaktadır. Böylece Türkçe (Türkiye Türkçesi), Türkiye ve KKTC dahil tüm dünyada ana dil olarak yaklaşık 71 milyon kişi tarafından konuşulurken, bu sayı Türkiye Türkçesini ikinci dil olarak konuşanlarla birlikte tahminen yaklaşık 80 milyonu bulmaktadır.
UNESCO, 1980'li yıllarda yaptığı araştırma sonucu tüm Türk lehçelerini 200 milyon kişinin konuştuğunu ortaya çıkardı. Ancak buna Türk lehçelerini ikinci ya da üçüncü dil olarak konuşanlar da dahildi. Aradan geçen çeyrek asırda Türkçe konuşan nüfus önemli oranda arttı. Günümüzde yaklaşık 210 milyon kişinin Türkçeyi ve diğer tarihi lehçelerini ana dili olarak konuştuğu üzerinde durulmaktadır. Buna Türkiye Türkçesini de içeren Türk lehçelerini ikinci veya üçüncü dil olarak konuşanlar da dahil edilecek olsa, bu sayı gözle görülür derecede artacaktır. Bu nedenle Türkiye Türkçesinin en çok konuşan kişi sayısına sahip olduğu Türk Dilleri Ailesi, tüm lehçeleri ile dünyanın en çok konuşulan dil ailelerinden birini oluşturmaktadır.

Tarihsel Gelişimi


Orta Asya'dan, Anadolu'ya
Altay Dağları civarından kaynaklanan dil, onu kullanan göçebe kavimlerin doğuda Japonya'ya, batıda ise Avrupa'ya doğru hareketiyle yayılmıştır. Afganistan ve Batı Çin civarında Moğolca; Rusya, Güney ve Güneydoğu Çin bölgesinde Tunguz; eski Rusya ülkelerinden batıda Türkiye'ye, güneyde ise İran'a yayılan bir alanda ise Türki diller olarak değişmiştir. Güneyde bulunan başlıca Türki diller Türkçe, Azeri Türkçesi ve Türkmen Türkçesidir. Oğuz boylarının kullandığı Gagavuz lehçeleri ve İran kaynaklı Horasan lehçesi, Türkiye lehçesi ile birlikte bugünkü Türkçenin bölümlerini oluşturmaktadır.
Divanü Lügati’t-Türk, Türk kültürün ilk Türk dilini anlatan ve yazılan Sözlük eseri dir ve Kaşgârlı Mahmud tarafından 25 Ocak 1072'de yazılmaya başlanmış ve 10 Şubat 1074'te bitirilmiştir. Bu kitap içinde bu cümle bulunuyor. "Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur". Türkçenin zengin gramer özelliklerini ilk ve en çarpıcı biçimde yansıtıyor.
Türkçenin kullanım alanını genişleten bir başka Karahanlı Devleti'nin mensubu, ikinci bir Türk ve Türkçe kültür abidesi olan Yusuf Has Hacib dir. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig (Kutatkı/Kutatı Bilik, Kutlu eden Bilgi ya da Mutluluk Bilgisi) adlı eseri ile Türk dil birliğinin diğer önemli yazılı temelini attı.(1069-1070 yılarında bu Türkçe eseri tamamlandı).
13/14.yy. yaşamını süren Yunus Emre Türkçenin, özellikle Türkçe şiir dilinin temel ustası ve abidesi(anıtı) olmaktadır.
Yunus Emre'nin edebiyat tarihi bakımından, önemli bir yanı da Anadolu'da, Türkçe şiir dilinin öncüsü olması ve tasavvuf sorunlarını yalın, kolay anlaşılır bir dille söyleyişi nedeniyledir. Şiirlerinin ölçüsü, Türkçenin ses yapısına uygun aruz olmakla birlikte söyleyişi akıcı, sürükleyici bir nitelik taşır. Tasavvufun en güç anlaşılır kavramlarını, Türkçenin ses yapısına uygun biçimde dile getirir, şiirinde duygu ve düşünce birliğinden oluşan bir derinlik görülür.
Hacı Bayram Veli 14/15.yy. Anadoluda yaşamını süren Türk mutasavvıf ve şair olarak, eserlerini Türkçe olarak yazmakta oldu ve Türkçe kulanımını Anadoluda önemli şekilde etkiledi.
  • Altay dil ailesi
    • Türkçe dil kolu
      • Güney dilleri
        • Balkan Gagavuz Türkçesi (Türkiye ve Türklerin yaşadığı Avrupa ve Amerika kıtalarını bazı bölümleri)
        • Gagavuz Türkçesi (Moldovya)
        • Horasan Türkçesi (İran)
        • Türkiye Türkçesi
        • Azeri Türkçesi
        • Kazak Türkçesi
        • Türkmen Türkçesi
        • Kırgız Türkçesi
        • Özbek Türkçesi
        • Tatar Türkçesi
        • Uygur Türkçesi
Türkçe ait olduğu Altay Dil Ailesi'nin en çok kişi tarafından kullanılan dilidir. 5500-8500 yıllık bir geçmişi olduğu sanılmaktadır. Azeri, Türkmen, Tatar, Özbek, Başkurti, Nogay, Kırgız, Kazak, Yakuti, Çuvaş gibi bölümleri vardır.
Örnek olarak yazılı Türkçe üzerine kaynaklarda (M.Ö. 1766 yılık çin kronikinde) ilk kez tutanaklarda tanrı , Ordu , kılıç ve kut (mutluluk) sözcükleri bulunulmaktadır.
Moğolca, Mançu-Tungus, Korece ve Japonca ile yakın ilişkisi vardır. Bazı bilimadamları, ilişkinin ödünç alınmış sözcüklerden kaynaklandığını ve temelli olmadığını iddia etmiştir. Son zamanlarda yapılan karşılaştırmalı çalışmalar, bu tezin hatalı olduğunu, Türkçe ve Japonca'nın temel ilişkilerinin bulunduğunu kanıtlamıştır.

Dil örnekleri klasik Eski Türkçe Kültürü (Göktürk 6/7/8yy. ile Orhun yazıtları) ve Türkiye Türkçesi Kültürü
Göktürkçe
Türk Oğuz beğleri, budun, eşidin; üze Kök Tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türk budun, ilinin, törünün kim artatı(r)?
Türkiye Türkçesi

Türk Oğuz beyleri, ulus, işitin; üzeride Gök Tanrı basmasa, altta yer delinmese, Türk ulusu, ülkeni, töreni kim atar?

Dil Devrimi


Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslaşma sürecini tamamlayan Türk Devrimi'nin ya da Atatürk devrimlerinin en önemli basamaklarından ilki Cumhuriyet'in kuruluşundan 4 yıl sonra yapılan harf devrimi, ikincisi de Cumhuriyet'in kuruluşundan 9 yıl sonra yapılan Dil Devrimi'dir.
Dil Devrimi kısaca, Türkçe ile düşünmeyi, Türkçenin bütün, bilim, sanat ve teknik kavramları karşılayacak yolda gelişmesini sağlayan eylemdir.
Dilbilimci Kâmile İmer "Dil Devrimi nedir?" sorusunu şöyle yanıtlıyor:
Dili daha çok yerli öğelerin egemen olduğu bir kültür dili durumuna getirmek amacıyla yapılan ve devletin desteğini kazanmış olan ulus çapındaki dili geliştirme eylemine 'dil devrimi' adı verilmektedir.
(Dilde Değişme ve Gelişme Açısından Türk Dil Devrimi, TDK Yayınları, Ankara, 1976, s. 31 ve ötesi)
Her insan düşüncesini sözcükler arasında bağ kurarak oluşturduğu tümcelerle aktarır, bu açıdan bakınca Dil Devrimi aynı zamanda düşüncenin yenileşmesidir.
İmer'in söylediği gibi, "Dil Devrimi'nin gerçekleşmesini sağlayan etkenler, aynı zamanda onun amaçlarını ortaya koymaktadır. Uluslaşma etkeni dili yabancı öğelerden temizleme amacını, öteki de kültür dili durumuna getirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçların olumlu sonuçlar vermesi, ortaya çıkan ürünlerin toplumun malı olmasına bağlıdır. Devletin desteği olmaksızın dilde yapılan devrim, bireysel bir eylem olarak kalır, topluma mal olmaz. Dil Devrimi'nin hazırlık evresindeki çabalar, bunun en güzel örnekleridir. Türk Dil Devrimi'nin hazırlık evresi olarak nitelendirebileceğimiz ve Tanzimat Fermanı ile başlayan dönemdeki dili temizleme isteği toplumu kapsayamamıştır. Ancak Cumhuriyet'ten sonra, 1932 yılında devletin öncülüğünde Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin kuruluşuyla dilde yapılan yenilikler, ulus çapında bir eylem olarak topluma mal olmaya başlamıştır." (Agy, s. 32)
Türkçe yapı bakımından çok zengin bir dil olmakla beraber, dünya üzerinde de hala çok konuşulan bir dildir. Bu zenginlik her ne kadar içinde yabancı sözcükler bulundursa da, bu durum dilde hiçbir bozukluğa yol açmamıştır. Bunun nedeni de, Osmanlı'nın, zamanında barındırdığı azınlıkların olmasıdır. Çünkü bu nedenle dilde çok fazla yabancı "sözcük alış-verişleri" olmuştur. (Yağmur Akyüz)
Türkler dünyada en çok alfabe değiştiren kavimlerdendir.
  • Türkçenin bilinen ilk alfabesi Orhun Abideleri'nde yer alan Orhun Alfabesi'dir. Bu alfabe 1. yüzyıldan itibaren Göktürkler tarafından kullanılmıştır.
  • Osmanlı Devleti'nde ise Arap alfabesi üzerinde bir takım düzenlemeler yapılarak Osmanlıca dediğimiz yazı çeşiti kullanıldı.
  • Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte 29 harfli Yeni Türk Alfabesi ise Latin abecesi üzerinde yapılan düzenlemeler sonucu 1928'de Mustafa Kemal Atatürk tarafından kabul edilmiştir.
Ad:  abc.PNG
Gösterim: 618
Boyut:  7.3 KB

Ayrıca günümüzde 20 ayrı Türk yazı dili bulunmaktadır: Türkiye Türkçesi, Gagavuz Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Kırım Tatar Türkçesi, Karaçay-Malkar Türkçesi, Nogay Türkçesi, Kumuk Türkçesi, Kazan Tatar Türkçesi, Başkurt Türkçesi, Kazak Türkçesi, Karakalpak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi, Altay Türkçesi, Hakas Türkçesi, Tuva Türkçesi, Saha (Yakut) Türkçesi, Çuvaş Türkçesi.

Ağızları


Türkiye Türkçesinin genel kabul görülmüş ve yazı diline aktarılmış şivesi, İstanbul ağzından türemiştir. Anadolu'da özellikle Karadeniz Bölgesi, Güneydoğu Bölgesi ve de Ege Bölgesi'nde ağız farklılıkları apaçık gözlenmektedir. Ancak ağızlar, genellikle insanların belli bir eğitim ve kültür seviyesine ulaşması ile yavaş yavaş terk edilmekte ve toplumda çoğunluğun konuştuğu ağız kabul görmektedir.

Dilbilgisi


Türkçeyi (Türkiye Türkçesi) diğer dillerden ayıran dört özellik şunlardır:
  1. Türkçe sondan eklemeli bir dildir.
  2. Türkçede ses uyumu vardır.
  3. Türkçede sözcüklerin cinsiyeti yoktur.

Türkçenin özellikleri

  • Türkçe söz varlığının çoğunluğu; öz Türkçe sözcükler, Arapça ve Farsça'dan geçmiş Türkçeleşmiş sözcüklerden oluşmaktadır. Arapça ve Farsçadan gelmiş sözcükler o kadar Türkçeleşmiştir ki Arap veya Fars dilindeki halinden oldukça farklıdır ve kimi sözcüklerin anlamı farklılaşmıştır.
  • Türkçede tümce yapısı: Özne, Tümleç, Yüklem şeklindedir.
  • Türkçede kısa yoldan anlatım ön plandadır. Örneğin, "sobayı yak" derken "sobanın içindekileri yak" anlamındadır.
  • Türkçede zamirler: ben, sen, o, biz, siz, onlar şeklindedir.
Sözcük Türeme Farkı
Özelliği gereği sona eklemeli bir dil olduğundan Türkçede basit bir kökten çok sayıda sözcük türetmek mümkündür. Bu özelliğin bulunmadığı Hint-Avrupa Dilleri kolundan gelen İngilizce, Almanca ve İspanyolca aşağıda Türkçe ile karşılaştırılmıştır.

Ad:  1.PNG
Gösterim: 542
Boyut:  7.9 KB

Ve fiillerden türeme:

Ad:  2.PNG
Gösterim: 422
Boyut:  7.1 KB

Eklerle tümce oluşturma


Diğer yaygın olarak konuşulan dillerle karşılaştırıldığında, daha az sayıda sözcük ve harf ile daha çok bilgi aktarmak olanaklıdır. Diğer pek çok dilde olmayan bir özelliğe göre, bir sözcük köküne ekler ekleyerek, tek sözcüklü tümceler oluşturulabilir.

Ad:  3.PNG
Gösterim: 422
Boyut:  6.7 KB

Büyük ve küçük ünlü uyumu


Türkçede büyük ünlü uyumu ve küçük ünlü uyumu olarak bilinen iki ünlü uyumu vardır. En yaygın ve kapsamlı olan, büyük ünlü uyumudur. Kural dışı kalan çok az sözcükler mevcuttur ki bunların büyük bir kısmını yabancı kökenli sözcükler oluşturmaktadır. Bu kurala göre Türkçede bir sözcüğün ilk hecesinde kalın bir ünlü (a, ı, o, u) varsa, izleyen hecelerde de kalın heceler; ince bir ünlü (e, i, ö, ü) varsa, izleyen hecelerde de ince ünlüler yer alır.
Örnek:
  • büyük ünlü uyumu : balta - baltalar ; arı - arılar ; top - toplar ; uçak - uçaklar
  • küçük ünlü uyumu : ev - evler ; istek - istekler ; örtü - örtüler ; ünlü - ünlüler
Türkçenin deyim ve atasözleri
Bir dilin zenginliğinin göstergelerinden biri deyim ve atasözleridir.
Türkçede en çok kullanılan deyimlerden örnekler;
  • Kulak misafiri olmak.
  • Yangına körükle gitmek.
  • Yumurta kapıda.
  • Etekleri zil çalmak.
Türkçede en çok kullanılan atasözlerinden örnekler;
  • Damlaya damlaya göl olur.
  • Bugünün işini yarına bırakma.
  • İşleyen demir ışıldar.
  • Gün doğmadan neler doğar.
Türkçede bulunan ilginç deyim ve atasözleri;
  • Fakirin parmağına bir kaşık bal bulanmış, yemeden duramamış.
  • Kedi (Bazı yerlerde kuş) g.... görmüş, yara sanmış.
  • Deveye sormuşlar, senin boynun neden eğri diye. Nerem doğru ki demiş.
  • Türk çalmış, Türkmen oynamış.
  • Ayranı yok içmeye, tahtıravanla (atla) gider s...maya.
  • Daha karpuz kesecektik. (yeni deyimleşen bir sözcük öbeğine örnek)

Yabancı Dillerle Etkileşimi


Türkçeye Geçen Yabancı Sözcükler
Her ne kadar Atatürk'ün dil devrimi ile Türkçe, kökeni Arapça ve Farsça olan sözcüklerden arındırılmaya çalışıldıysa da, dil devriminin politik etkenlerle aksamasından ötürü bu iki dilden sözcükler, Fransızca sözcüklerle birlikte Türkçe sözlüğün önemli bir bölümünü oluşturmayı sürdürmektedir.
Sıradaki istatistiksel bilgiler 2005 yılına ait yazı dilinden oluşan bir Türkçe sözlükteki sözcükleri içermekte. Ancak günlük konuşma dilinde yabancı sözcük kullanımının daha yüksek bir oranda olduğu söylenebilir.
Türkçede yer alan sözcüklerin toplam %14,18'i (104.481 sözcüğün 14.816'sı) yabancı dillerden Türkçeye girmiştir:
  • Arapça: 6.463
  • Fransızca: 4.974
  • Farsça: 1.374
  • İtalyanca: 632
  • İngilizce: 538
  • Yunanca: 399
  • Latince: 147
  • Almanca: 85
  • Rusça: 40
  • İspanyolca: 36
  • Slavca: 24
  • Ermenice: 23
  • Macarca: 19
  • Eski Yunanca: 14
  • Moğolca: 13
  • İbranice: 9
  • Bulgarca: 8
  • Japonca: 7
  • Portekizce: 4
  • Norveççe: 2
  • Fince: 2
  • Arnavutça: 1
  • Korece: 1
  • Soğdca: 1

Bu Kelimelerin Basın Dilindeki Yaygınlığı


Tuba Ersöz'ün bir araştırmasına göre, basındaki yabancı kökenli sözcük kullanımı halka göre daha yüksek bir konumda. Basın dili halka bilimsel dilden daha yakın olması gerekirken, Türkiye'deki bu tam tersine işleyen olgu dikkat çekici.
Araştırmaya göre dil devriminden bu yana basın dilinde Türkçe sözcük kullanımı artmış, Farsça ile özellikle Arapça sözcüklerin kullanımı büyük ölçüde düşmüştür. Buna karşın diğer dillerden alınan sözcüklerin kullanımında bir artış olmuştur, ki bu rakamların günümüzde daha da arttığı tahmin edilmektedir.

Ad:  4.PNG
Gösterim: 448
Boyut:  5.3 KB

Yabancı kökenli sözcüklerden bazı örnekler:
  • Arapçadan: fikir, hediye, resim, insan, saat, asker, vatan, ırk, millet, memleket, devlet, halk, hain, kurban, şehit
  • Farsçadan: tahta, pazar, pencere, şehir, hafta, ateş, rüzgâr, ayna, can, dert, hoş, düşman, kahraman, köy
  • Yunancadan: liman, kutu, ırgat
  • İtalyancadan: avukat, banyo, bavul
  • Fransızcadan: lüks, kuzen, pantolon, kuaför, hoparlör, kamyon, sürpriz
  • İngilizceden: pikap, tişört
  • Almancadan: şalter, şvester, haymatlos

Türkçeden Diğer Dillere Geçen Sözcükler

  • Ermenice: 3159
  • Yunanca: 2643
  • Bulgarca: 369
  • Arnavutça: 2422
  • Sırp-Hırvatça: 2365
  • Arapça: 1801
  • Rusça: 1576
  • Rumence: 1542
  • İngilizce: 1500
  • Farsça: 1369
  • Macarca: 1142
  • Urduca: 228
  • Çince: 213
  • Fince: 110

Türkçe kökenli sözcüklerden bazı örnekler

  • cacık: Yunanca "zaziki"
  • çakal [Farsça شغال schaghāl iden]: İngilizce "jackal" ve Fransızca "chacal"
  • çorap: [Farsça gorāb iden Arapça جراب dschurāb iden geçmiş]: Rumence Ciorap
  • denge (para): Rusça "dengi"
  • dilmaç (tercüman, çevirmen): Lehçe "tlumacz", Almanca "Dolmetscher"
  • dolma: İngilizce "dolma", Yunanca "dolmalakis"
  • duman: Rusça'da "tuman"
  • hamam [Arapça حمام hammām iden]: Fransızca "hammam"
  • kahve [Arapça قهوة qahve iden]: Fransızca "café"
  • kibrit: [Arapça كبريت kibrīt iden]: Rumence "kibrit"
  • köşk [Farsça kuşk]: Almanca: "Kiosk"
  • ordu: Almanca, İngilizce ve Fransızca "Horde"
  • yoğurt: İngilizce "yoghurt", Fransızca "yaourt", Almanca "Joghurt", İspanyolca "yogur"
  • zar: (uçurum): Rusça "yar"
  • zarlık: (ferman): Rusça "yarlik" (mektup)
Ayrıca, Osmanlı İmparatorluğu dönemi veya öncesinden şekillenmiş, Türkçe-Ermenice ortak kelime hazinesi, Türkçe-Yunanca ortak kelime hazinesi, Türkçe-Bulgarca ortak kelime hazinesi, Türkçe-Arnavutça ortak kelime hazinesi, Türkçe-Boşnakça ortak kelime hazinesi, Türkçe-Romence ortak kelime hazinesi mevcuttur.

Rekortmen Sözcükler


En çok anlamdaşı olan kelime:
  • Tuvalet, ayakyolu, memişhane, abdesthane, kenef, hela, yüznumara. (7)
En çok tek bir sesli harf kullanımı:
  • Badanalayamayacaklardansalar (12)
En uzun kelime:
  • Muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebileceklerimizdenmişsinizcesineymişm iş (77 harf)
En çok a içeren kelime:
  • Alafrangalaştıramayacaklardansalar (13 kez a harfi)
En çok "e" içeren kelime:
  • Gelenekselleştiriveremeyebileceklerdenseler (15 kez e harfi)
En çok "ı" içeren kelime:
  • Sıkıntısızlaştırıcılığınızın (11 kez)
En çok "i" içeren kelime:
  • Kişiliksizleştiricileştiriverebileceklerimizdenmişsiniz (15 kez)
Tersinden de aynen okunan (palindromik) en uzun cümleler:
  • Ey Nihat Adana'da tahin ye (21 harf, anlamlı)
  • Ulu eli milatlık anam, az namazlık zaman ara, namaz kıl zaman zaman, akıl talim ile ulu (69 harf, yarı anlamlı).
BAKINIZ
Türkçe Nedir?
Türk Dilleri Ailesi
Türk Dilinin Gelişim Tarihi
Türk Yazı Dilinin Tarihî Gelişmesi
Türkçe Dilbilgisi
Türk Dil Kurumu Nedir?

Son düzenleyen Safi; 11 Temmuz 2016 21:31
fadedliver
19 Mayıs 2008 19:56   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Türkçe,


TÜRKÎYE TÜRKÇESÎ olarak da bilinir?
Altay dilleri içinde bir alt aile oluşturan Türk dillerinin Güneybatı ya da Oğuz koluna bağlı dil. Günümüzde Türkiye, Kıbrıs ve Rusya ile Avrupa’nın güneydoğusunda ve Ortadoğu’nun çeşitli kesimlerinde konuşulur.

Günümüzdeki Türkçe 11. yüzyıl sonlarında Selçukluların Anadolu’ya getirdiği Eski Anadolu Türkçesinden ve onu izleyen Osmanlıcadan türemiştir. Tarihsel açıdan genellikle üç dönemde incelenir:
1) Eski Türkiye Türkçesi ya da Eski Anadolu Türkçesi (13. yy),
2) Osmanlıca (14-20. yy),
3) Çağdaş Türkiye Türkçesi (20. yy).

Zamanla Arapça ve Farsçadan birçok sözcük ve dilbilgisi biçimi alan Türkçe Cumhuriyet’in ilanından sonra devletin de desteğiyle sadeleştirilmiş, bu arada eski dilin yazımında kullanılan Arap alfabesinin yerini 1929’da Latin alfabesinden uyarlanan Türk alfabesi almıştır. Bu alfabede 21’i ünsüz (b, c, y d, f,g,ğ,h,j,k,l,m9n,p, r, 5, ş, t, v, y, z), 8’i ünlü (a, e, z, i, o, ö, u, ü) toplam 29 harf vardır.
Türkçede ses karşılığı bulunmadığı için, Latin alfabesindeki q, w, x harflerine yer verilmemiştir, e (kapalı e), ğ (ga), h (hı), k, n (genizsil n) sesleri de yazı dilinde bulunmadığından yalnızca transkripsiyonda kullanılır. Ünlüler ağızdan çıktıkları gibi (a, e, z, i vb), ünsüzler ise yumuşak g (ğ) dışında, önlerine bir e ünlüsü getirilerek adlandırılır {be, ce, çe vb).

Sesbilgisi.


Türkçe sözcüklerde ünlü uyumu, ünlü-ünsüz uyumu ve ünsüz uyumu olmak üzere üç tür ses uyumu görülür. Ünlü uyumu kalmlık-incelik ve düzlük-yu- varlaklık uyumu olmak üzere ikiye aynlır. Bunlardan kalmlık-incelik uyumu (büyük ünlü uyumu) kalın ünlüleri kalın, ince ünlüleri ince ünlülerin izlemesidir. Bu uyum Türkçede eskiden beri vardır. Düzlük-yu- varlaklık uyumu (küçük ünlü uyumu) sözcüklerde düz ünlüleri düzlerin, yuvarlak ünlüleri düz geniş ya da dar yuvarlak ünlülerin izlemesidir. Yani a, e, z, i ünlülerini a, e, ı, i; o, ö, u, ü ünlülerini o, ö, u, ü izler. Ünlü-ünsüz uyumu ise bir sözcükte k, g, ğ kalın ünsüzleriyle kalın z’nın; k, g, ğ ince ünsüzleriyle ince z’nın bir arada bulunmasıdır. Ünsüz uyumu ise sedah ile sedah, sedasız ile sedasız ünsüzlerin bir araya gelmesidir.

Türkçenin, bunun dışındaki belli başlı sesbilgisi özellikleri şöyle sıralanabilir: Türkçe kökenli sözcüklerde uzun ünlü bulunmaz, uzun ünlü bulunan sözcükler Türkçeye yabancı dillerden girmiştir (“kâtip”, “kâmil”, “hâlâ”, “İlmî”, “İçtimaî”). Türkçe- deki yabancı kökenli sözcüklerin çoğunda uzun ünlüler kısaltılır (“hâzır-hazır”, “hâtır- lamak-hatırlamak”). Türkçe kökenli sözcüklerde iki ünlü yan yana gelmez, ünlüler çatışması yoktur (“kâinat”, “şiir”, “fiil”). Ayrıca, eskiden kesme (’) işaretiyle gösterilen Arapçaya özgü “ayın ve hemze” sesleri de yoktur (“neş’e”, “te’sir”, “san’at”), ilk hece ve -yor eki dışında geniş-yuvarlak (o, ö) ünlüler bulunmaz (“palto”, “salon”, “lavabo”, “traktör”). Türkçede a, ı, o, u; e, i, ö, ü kalın ve ince ünlülerinin hepsi sözcük başına getirilebilir. Bazı yabancı sözcüklerde ince a kullanılır (“dikkate”, “hakikate”). Eski i ve e’lerin değişmesiyle ilk hecede bazen, alfabede gösterilmeyen kapalı e sesi oluşur (“dedi”). Vurgusuz orta hece ünlüsü bazen düşer ya da değişir (“gönülü-gönlü”, “başlayor-başlıyor”).

Alfabedeki 21 ünsüzden 13’ü (c, /, ğ, h, j, /, ra, n, p, r, ş, v, z) bazı ses değişimleri ve yansıma sözcükler dışında sözcük başında yer almaz. Süreksiz yumuşak ünsüzler olan b, c, d, g sesleri sayılı örnekler (“ad”, “od”) dışında sözcük sonlarında ve p, ç, t, k, h, /, s, sert ünsüzlerinden sonra kullanılmaz. Sözcük ya da hece başında iki ünsüz bulunmaz (“spor”, “gram”, “grup”). Sözcük ya da hece sonlarında ise ancak şu çift ünsüzler bulunabilir:
1) iç, Ik, ip, it (“ölç”, “ilk”, “alp”, “alt”);
2) nç, nk, nt (“sevinç”, “denk”, “ant”);
3) rç, rk, rp, rs, rt (“sürç” “berk”, “ürk”, “sarp” “sars”, “sırt”);
4) st (“üst”, “ast”);
5) şt (“hişt”, “pişt” gibi yansıma sözcükler).

Bu çift ünsüzler dışında sonunda çift ünsüz bulunan sözcükler yabancı kökenlidir (“film”, “ilm”, “fikr”). Türkçe sözcük köklerinde bazı ses olayları dışında (“ana-anne”) ikiz ünsüz bulunmaz. Ama köklerle ekler arasında ikiz ünsüze rastlanır (“yel-li”, “sel-li”, “emmek”, “yat-tı”, “bit-ti”). Uç ünsüz sözcük içinde ve iki ayn hecede olmak koşuluyla bulunabilir (“gençlik”, “yurtluk”, “kalkmak”). j sesi Türkçe kökenli değildir ve yabancı sözcüklerde, ağızlarda ve ses taklitlerinde bulunur. / sesi Türkçe kökenli sözcüklerde az bulunur ve yenidir, h sesi de ağızlarda k’nın değişmiş biçimi olarak bulunur. Ön damaktan çıkarılan r sesi titrektir ve düşme eğilimi gösterir (“geliyor-geliyo”, “bir-bi”).

Türkçede görülen başlıca ses değişimleri şunlardır:
1) e-i: Sözcük başında ilk hecedeki e’nin fye, fnin de e’ye dönüşmesidir; “gice-gece”, “yir-yer”, “dimek-demek”, “it- mek-etmek” ile “eyi-iyi”, “geymek-giy- mek”, “eşitmek-işitmek” gibi;
2) ı-i: ı ünlüsünün kalınlığından ileri gelen bir değişikliktir; “hanı-hani”, “hangı-hangi”, “da- hı-dahi”, “manmak-inanmak” gibi;
3) u-ı,i: Osmanlıca evresinde bir iki sözcükte oluşmuştur; “uşbu-işbu”, “uşda-işde”, “uçun- içün-için” gibi;
4) ü-i: Bir iki sözcükte görülür; “püre-pire”, “düzmek-dizmek” gibi;
5) o, ö-u, ü: Sözcük başında ve ilk hecede görülür; ağızlar arasında vardır; “köprü-küprü”, “börek-bürek”, “boğa-bu- ğa” gibi;
6) b-p: “bişmek-pişmek”, “bar- mak-parmak”, “bastırma-pastırma” örneklerinde olduğu gibi sözcük başında görülür;
7) g-ğ(y): Osmanlıca evresinde oluşmuştur; bugün ağızlarda görülen “beg-bey”, “deg- mek-değmek” gibi;
8) g, g-v: Yuvarlaklaşmayla olan yeni bir değişikliktir; “öğmek- övmek”, “döğmek-dövmek”, “güğercin-gü- verdn” gibi;
9) k-g: Sözcük başmda, Anadolu ağızlanyla Azericede görülen en yeni ve en büyük değişikliktir; “kaç-gaç”, “Konya- Gonya” gibi; 10) k-h: Ağızlarda sözcük içinde ve sonunda görülen bir değişikliktir: “ayak-ayah”, “yakın-yahın” gibi,
11) j-c: Türkçede j sesi olmadığı için ortaya çıkan bir değişikliktir; “jandarma-candarma” gibi;
12) t-d: Sözcük başmda ağızlar arasında görülür; “türlü-dürlü”, “tutmak-dutmak” gibi;
13) r-l: Bir iki sözcükte konuşma dilinde görülür; “güreş-güleş”, “servi-sel- vi”, “merhem-melhem” gibi;
14) fi-n: İstanbul’da konuşulan Osmanlıcada görülür; “senin-senin”, “oiia-ona”, “tann-tanrı” gibi;
15) n-m: “konşu-komşu”, “donuz-do- muz” örneklerindeki gibi;
16) y-v: Yuvarlaklaşma ile görülür; “öyün-övün” gibi.

Türkçe sözcüklerde vurgu genellikle son hecededir. Bu heceden sonra bir ek gelirse vurgu çoğu kez eke kayar ve önceki vurgulu hece uzunluğunu yitirir. Yan yana gelen iki sözcük tek vurgu ile söylenirse bileşik bir sözcük olarak anlaşılır (örn. “Anne, anne bana bak!” tümcesi “Anneanne bana bak!” tümcesinden ancak vurguyla ayrılabilir). Türkçede birbiriyle doğrudan doğruya birleşemeyen kök ve ekler arasına bağlama görevi yapan bazı ünlü ve ünsüzler girer. Bunlara yardımcı ses adı verilir. Yardımcı ses olabilen ünlüler i, i, u, ü (“saç-ı-m”, “el-i-m”, “kol-u-m”, “göz-ü-m”, ünsüzler ise y, n, s, $’dir (“oku-y-an”, “başka-sı-na”, “yolcu-s-u”, “altı-ş-ar”).

Biçimbilgisi.


Türkçe yapı bakımından sonekli, eklemeli bir dildir. Bu nedenle biti- şimh ya da bağlantılı diller arasında yer ahr. Sözcük türetme ve çekim soneklerle sağlanır. Sözcük kökleri çoğunlukla ünlü + ünsüz (“el”, “at”, “iş”) ya da ünsüz + ünlü + ünsüz (“baş”, “yaş”, “yol”, “git”) kalıbın- dadır. Ad ve eylem türünden sözcüklerin yapı dizilişi kök + yapım eki + çekim eki biçimindedir. Cins olmadığı için sözcükler cinsle ilgili biçim değişikliğine uğramaz. Adlar ve eylemler de çekim sırasında yapısal değişmeye uğramaz; yani bir sözcük ne kadar ek alırsa alsın kök değişmeden kalır. Ama kuraldışı olarak “ben”, “sen” adılları -e durumuna girdiklerinde “bene”, “sene” yerine “bana”, “sana” biçimine girerler. Bir varlık ya da kavramın kime, neye ilişkin olduğunu belirtmek için de -ra, -n, -i (-si), -miz, -niz, -leri iyelik ekleri kullanılır (“ev -i-m”, “ev-i-n”, “-ev-i” [“anne-si”], “ev-i- miz”, “ev-i-niz”, “ev-leri”; “düşünce-m”, “bilgi-miz”). Kökler ad kökleri (“iş”, “baş”, “ev”, “su”) ve eylem kökleri (“bil-”, “dur”, “kal-”) olmak üzere iki türlüdür. Bazı köklerse kullanıma göre hem ad kökü hem de eylem kökü olabilir (“al”, “dal”, “at”, “var”). Ekler, yapım ve çekim ekleri olarak ikiye ayrılır. Yapım ekleri de kendi içinde addan ad (“yol-cu”, “göz-lük”), addan ev- lem (“baş-la-”, “ben-imse-”, “mor-ar-”), eylemden eylem (“gör-ül-”, “sat-tır-”, “kov-ala-”), eylemden ad (“dur-ak”, “gelenek”, “tara-k”) yapanlar olmak üzere dört türlüdür. Bu yapım ekleri köklere gelişleri bakımından kesinlik göstermez. Ad köküne gelen bir yapım eki bazen eylem köküne, eyleme gelen de ad köküne gelebilir.

Çekim ekleri de adlara ve eylemlere gelenler olmak üzere iki genel bölüme ayrılır: Adlara gelenler durum, iyelik ve çoğul ekleridir. Eylemlere gelenler kip, kişi ve zaman ekleridir. Türkçede sözcükler yapım ve çekim eklerinin çokluğu sayesinde çeşitli işlevler yüklenirler. Örneğin “gör-ü-ş-e-bü-i- yor-uz” sözcüğünde kök değişmediği halde sözcük, görme işinde ortaklık, yardımcı bir eylem olarak yeterlik, zaman ve kişi gibi çok yönlü işlevler taşır.

Sözdizim. Türkçedeki tümce kuruluşu özne + tümleç + yüklem kalıbındadır. Ama gerek yazı gerek konuşma dilinde yüklemi sonda olmayan devrik tümceler de kullanılır. Ad tamlamalarında önce tamlayan, sonra tamlanan bulunur (“deri çanta”, “yayla havası”, “pınarın suyu”, “köy yolunun çamurları”). Tümcelerde sıfatlar adlardan önce gelir (“sevimli kedi”, “beş çocuk”, “şu araba”). Tümcede anlamı vurgulayan sözcük, yüklemden bir önce kullanılır. Örneğin “Yann çocuklarla birlikte Adana’ya gideceğiz” tümcesinde vurgulanan, gidilecek yerdir. Eylemsiler bol olduğundan tümce öğelerinin birbirine bağlanma yeteneği güç- lüdür.

Anlambilgisi. Türkçede sözcükler anlam özellikleri ve anlam ilişkileri bakımından büyük çeşitlilik gösterir. Anlam özelliklerine göre gerçek, yan, mecaz, deyim, terim, somut ve soyut anlamlılar, anlam ilişkilerine göre eş ve karşıt anlamlı sözcükler biçiminde kümelenir. Sözcüklerdeki bu anlam çeşitliliği Türkçenin anlatım olanaklarını güçlendiren bir öğedir.

kaynak: Ana Britannica
Son düzenleyen Safi; 11 Temmuz 2016 21:42
20 Kasım 2008 20:47   |   Mesaj #3   |   
Keten Prenses - avatarı
Üye
metin içerisinde ''yaşayan dil '' kavramı örneklenerek açıklanmış

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan bir genelge ile okullarda “Yaşayan Türkçe”nin esas alınması gerektiği belirtildi. “Yaşayan Türkçe” kavramı ile dilin yapı taşı olan kelimelerin geçmişten bugüne bir süreklilik dahilinde kullanımı ve herkes tarafından kabul görmüş, anlaşılmış olması ifade ediliyor.Mesela “kitap” kelimesi Arapça kökenlidir ama yüzyıllardır bu kelime kullanılmaktadır.Kısaca halk arasında kabul görmüş bir kelimedir.Kitap yerine Türkçe kökenlidir diyerek “betik” kelimesi türetilmiş ama bunca yıl geçmiş olmasına rağmen “betik” kabul görmemiştir.Edebiyat kelimesi yerine “yazın” kelimesi önerilmiş ama bugün yine “edebiyat”demeyi tercih ediyoruz.Zira kitap, edebiyat vb. kelimelerin kökeni hangi dile ait olursa olsun artık bize aittir; kabul görmüştür.Diğer bir ifadeyle “Yaşayan Türkçe”ye dahildir.Dilde doğru yaklaşım da budur.
Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca: “Türkçem, benim ses bayrağım” der.Ne güzel ifade etmiş.Evet, dil bir milletin ses bayrağıdır.Milleti millet yapan unsurlardan biri de “dil”dir.Dil ile anlaşma ve iletişim ortamı sağlanır.Dil, bir yönüyle milletin hafızasıdır.Sağlıklı bir iletişimin sağlanması ise “doğru kelime-doğru cümle” şartına bağlıdır.
Mütefekkir Cemil Meriç:“Kamusa uzanan el, namusa uzanmıştır” der.Halkın kullandığı kelimeler yerine, yabancı kelimeleri ısrarla kullanmak dile zarar verdiği gibi kültürümüze de zarar verir.Her kelime bir kültürün taşıyıcısı.Bu sebeple dil hususunda bilinçli olmak gerekiyor.
Süper, ultra, mega, show, star, vizyon, cafe, bazaar, aktüel, aksiyon…Dil, hızla kirleniyor.Bu tür kelimeleri –maalesef- sıkça duyuyoruz.Halbuki bu kelimeleri karşılayan kendi kelimelerimiz var.Neden kendi kelimelerimizi kullanma cesaretini göstermiyoruz ?
“Çağrı” kelimesi varken “mesaj” kelimesini kullanmak niye ? “Yıldız” kelimesi dururken “star”; “gösteri” kelimesi varken “show”; “köprüyol” kelimesi yerine “viyadük” kelimesini kullanmak doğru bir tercih değil.
18 Aralık 2008 19:04   |   Mesaj #4   |   
Keten Prenses - avatarı
Üye
Türk Milli Kültürünün Önemli Bir Unsuru: Türk Dili


Öncelikle, Türk Milli Kültürü denilince neleri anlıyoruz, kısaca bunlardan söz edelim. Türk Milli Kültürü, Türklerin, tarihi süreç içerisindeki toplumsal yapılarını, dini, iktisadi hayatlarını, edebi kültür, dil ve sanatlarını, düşünce ve ahlak özelliklerini içerisine alan geniş bir konudur. Bu kadar geniş bir konuyu, tüm ayrıntılarıyla ele almak oldukça zor bir iştir. Bu sebeple, yazımızda, Türk Milli Kültür'ünün önemli bir unsuru olarak, Türk Dili üzerinde durulacaktır. Türk Dili'nin tercih edilişinin bir diğer sebebi ise, dilin, bir toplum için, son derece önemli ve etkili bir araç olduğu gerçeğidir. Bize göre, dilini kaybetmiş bir millet, milli benliğini, değerlerini, özünü, daha doğrusu, her şeyini kaybetmiştir. Peki, bir dil nasıl olur da kaybedilir? Bu sorunun cevabını vermek bizler için pek de zor bir durum değildir. Bugün, şehir merkezlerine gittiğimiz zaman, etrafımızdaki alış-veriş yerlerine, dükkanlara dikkatlice bakarsak, gördüğümüz tablo karşısında şunu söyleyebiliriz: Bir dil işte böyle kaybolur! Evet, ne yazık ki, güzel Türkçemiz tehlikeli bir durumla karşı karşıyadır: Yok olma tehlikesi! Bir dil, kullanılmazsa ortadan kalkar. Konuşulmayan, yazılmayan bir dilin devam etmesi, kuşaklar boyunca var olması, söz konusu değildir.
Konuya, Türk Dili'nin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu belirterek başladık. Buraya tekrar döneceğiz; ancak, öncelikle, dilin bir toplum için ne kadar önemli olduğuna değinelim. Dil, düşünmenin aracıdır. Düşünemeyen insanların fikir üretme gibi bir şansları yoktur. Dil ile düşünme arasındaki bu sıkı bağ, milli hissin oluşmasında da etkilidir. Milli bir his, ancak, o milletin dili ile oluşturulabilir. Şöyle diyelim, İngilizce konuşup, fikirler ortaya koyarak bir Fransız milliyetçiliğinden söz edebilir misiniz? Tabi ki, bu gülünç bir durum olur. Demek ki, dil, bir milletin milli duygularının oluşmasında, bu duyguların geniş kitlelere yayılmasında birinci derecede önemlidir. Her millet, ancak, kendine özgü bir dil ile milli hislerini kuvvetlendirip yayabilir. Bu gerçeği gören büyük önderimiz ATATÜRK, Türk Dili'ne son derece önem vermiş, birçok yabancı kelimenin Türkçe karşılığını aramış, Türkçe'ye hak ettiği değeri göstermiştir. Bugün, matematikte kullandığımız birçok terim ATATÜRK'ün bizzat kendisinin ortaya koyduğu Türkçe kelimelerdir (örneğin; artı, açı, üçgen). Bu konuda ATATÜRK ve ona destek verenlerin yaptıkları tüm çalışmalar, hep bir düşüncenin ürünüdür: Milli bilinci canlandırmak. Milli bilinç, her şeyden önce, dilin ayakta durması, gelişmesi, yabancı kelimelerden arındırılması ile mümkün olabilir. Tabi ki böyle bir milli bilinç sahibi olunabilmesi için de, ortada, bir milletin bulunması gerekir. Atatürkçülükte, milletin tanımında dahi "dil birliği" esastır. Millet, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu siyasi ve toplumsal bir heyettir. Bu sebeple, tüm Atatürkçülerin (tabi ki gerçek Atatürkçülerin!) Türkçe'ye önem vermeleri, bu konuya duyarlı olmaları gerekmektedir.
Tarih bize göstermiştir ki, milli kültürünü kaybeden milletler, daima "güçlü milli duygu"lara sahip olan milletlerin egemenliğine girmişlerdir. Başlangıçta da belirttiğimiz gibi, madem ki dil, milli kültürün ve milli kültür de bağımsızlığın temeli, öyleyse, bize düşen görev, Türkçe'ye gereken önemi vermek; Türkçe konuşmaktan, Türkçe yazmaktan gurur duymaktır. Bugün, ABD ve Batılı ülkelere olan hayranlıkları ile İngilizce'ye duydukları özenti birçok insanı ve özellikle "sözde aydınlar"ımızı Türkçe konuşmaktan alıkoymuş, bu durumdan utanır hale getirmiştir. Böyle, aşağılık duygusuna sahip insanların, bir de, büyük önderimizi ağızlarına almaları yok mu, işte bu durum işin en ilginç, en düşündürücü ve korkutucu tarafıdır. Bu zihniyete sahip kişilerin, kurtuluş savaşı sonrası ikinci bir kurtuluş savaşı başlatıp, ilk işi Türkçe 'yi korumak, geliştirmek olan bu büyük insanı ağızlarına almaları, akıl sır erdirilebilir bir durum değildir. Şöyle ki, bu eşsiz insan, dili, milli kurumların en başta geleni sayıyor, milli duygu, düşünce ve yönelişin, milli benlik ve şuurun milli dile bağlı olduğu üzerinde önemle duruyor, uzun vadeli düşünülürse, milli bağımsızlığın, ancak, Türk dili varoldukça, dil bağımsız oldukça mümkün olacağı temelinden yürüyordu. Nasıl olabilir de, Batılılaşmak uğruna güzel Türkçe'den vazgeçilebilir. Böyle bir Batılılaşmayı ne Mustafa Kemal ATATÜRK kabul ederdi, ne de günümüzde herhangi bir Türk vatanseveri kabul edebilir. Türkiye, eğer ki, AB ya da benzeri birtakım örgütlerin içerisinde yer alacaksa, böyle bir durum ancak, Türk Milli Kültürü 'nün tam anlamıyla korunacağı bir ortamda gerçekleşmelidir (Böyle bir durum Batılı ülkeler ve ABD'nin asla kabul etmeyeceği açıktır. Ne acıdır ki, bu devletlerin, Türk Milli Kültürü'nü, hatta, Türkleri dünya üzerinde görmeye tahammülleri yoktur.)
Türk Dili'nin ne kadar önemli olduğunu kısaca anlattıktan sonra, yazının başında, tekrar döneceğimizi belirttiğimiz konuya gelelim: "Türkçe'nin yok oluşu sorunu." Evet, Türkçe yok olmaya yüz tutmuştur; gerek içte, gerek dışta bu yok oluşa destek verilmekte, adeta seferberlik içine girilmektedir. Bu tehlikeli durum, kem}isini en açık şekli ile sokaklarımızda, iş yerlerimizde göstermektedir. Bu yerlerin isimlerine bakıldığında, Türkçe bir kelime görmek neredeyse imkansızdır. Ayrıca, kendisini aydın sanan kişiler arasında da, her geçen gün, Türkçe'den kopuş söz konusudur. Ne kadar üzücü bir durum! Bunun için mi verildi onca mücadele? Şurası bilinmeli ki, bu topraklar, yalnızca İngilizlerden, Fransızlardan kurtarılmadı, aynı zamanda İngilizce'nin, Fransızca'nın egemenliğinden de kurtarıldı, bu uğurda savaşıldı. Tüm bunları görmezlikten gelerek, birtakım ülkelere yaranmak, özenmek ve bu doğrultuda hareket etmek cidden içler acısı bir durumdur.
Konumuzla ilgili olduğu için, "Eurovision Şarkı Yarışması"na değinmek istiyoruz. Bu yarışmadaki birinciliğimiz ve bir sonraki yarışmanın Türkiye'de yapılacak olması, cidden, bizleri gururlandırdı. Ancak, bu sevincimizin içerisine hüzün de karıştı. Birinciliği elde ettiğimiz parça, ne yazık ki, İngilizce. Peki, bu parça Türkçe olsaydı daha iyi olmaz mıydı? Hem de, öyle iyi olurdu ki, kendimizi bize özgü değerlerden birisiyle ( Türkçe ) ifade etmiş olurduk.
Buraya kadar söylediklerimizden, Türkçe dışında herhangi bir dili bilmeyelim, öğrenmeyelim anlaşılmasın. Tabi ki birçok dil öğrenip, kendimizi her alanda geliştirmek durumundayız. Bizim isteğimiz, Türkçe'nin konuşulduğu bir Türkiye olarak kalmaktır. Bu doğrultuda hareket etmeyen her kişiye, kuruma karşı ise mücadelemiz sürecektir. Bu mücadele, her şeyden önce, tepki ile başlamalıdır. Örneğin; İngilizce eğitim yapan okullara, sırf bu sebeple çocuklarımızı yollamayarak ya da ismi Türkçe olmayan yerlerden alışveriş yapmayarak, yemek yemeyerek tepkimizi gösterebiliriz. Bizim düşüncemizde, Türk demek Türkçe demektir! Bu sebeple, ne uluslar arası yarışmalarda, toplantılarda, ne de ülke içerisindeki etkinliklerde, Türkçe' den asla vazgeçmeyeceğiz.
SONUÇ
Dil, milli kültürün ilerlemesi ve yayılmasında önemli bir araç olduğu gibi, milli duygunun gelişmesinde ve bağımsızlığın korunmasında da önemli bir etkendir. Bu sebeple, Atatürkçülükte, milli kültürün, bağımsızlığın, milli bütünlük ve toplumsal barışın korunması, sürdürülmesi için, milleti oluşturan kişiler arasında konuşulan dilin, birbirinden farklı olmaması, sade, anlaşılır ve zengin olması gereklidir. Türk'üm diyen herkesin Türk Dili'ni bilmesi ve kullanması şarttır. Türkçe'nin en büyük koruyucusu, geliştiricisi eşsiz liderimiz ATATÜRK'ün dediği gibi" Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır." Bu uğurda mücadeleye devam...
Kaynak: Gökhan SAVAŞ
Müdafaa-i Hukuk Dergisi, Ağustos 2003, Sayı:60 ,Yıl:5
fadedliver
29 Nisan 2009 18:49   |   Mesaj #5   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Türkçemize sahip çıkaLım-Dilin Önemi
Her şey, bizi birbirimize kenetleyen en güçlü bağ olan Türkçe için!
Dilimize sahip çıkalım. Aramızda Türkilizce değil , Türkçe konuşalım.
Sponsorlu Bağlantılar
Türkçemize sahip çıkalım. Atalarımız sadece toprak için kıymetli canlarından vazgeçmemişler. Bu ülkeyi vatan yapan ulvi değerlerden biri de dildir. Atalarımıza olan borcumuzu böylede ödeyebiliriz.
Bir yandan ilerlerken, bir yandan tökezliyoruz. Bilgisayar çağı ve internet kullanımı kısacası “chat dili” dediğimiz düşman, dilimizi mahvetmekte.
Forumdaki bütün arkadaşlarımdan bu konuda biraz daha duyarlı olmasını rica ediyorum. Gönül ister ki herkes Türkçe’yi bütün dilbilgisi kurallarına uyarak kullansın. Fakat daha önce aşmamız gereken, özellikle bu duyuru ile bahsetmek istediğim konu, kullanmamamız gerekirken kullandığımız ve dilimizden çıkarttığımız harfler.
“q, w, x, sh” bizim alfabemizin harfleri değildir ve bizim alfabemizdeki harflerin yerine asla ve asla geçemez.
“eidir, memleket nire, gidiom, güsel, eed, taam, annadım, bakcez vs.” gibi kelimelerde aradan çıkartılan harfler küçük birer kayıp olarak gözükse bile, dilimiz için büyük bir kayıptır.
Türk dilini iyi veya kötü kullanan, hatalarını düzeltmek isteyen bütün arkadaşlarımızdan bu kampanyaya katılmalarını rica ediyorum. Ne kadar büyürsek, ne kadar çoğalırsak o kadar büyük bir güç oluruz.
Büyük ve kaliteli bir forum olarak, büyük ve kaliteli bir adım atalım. Türkçemizi katledenlerin önüne geçelim.
TÜRK HARFLERİNİN KABUL VE TATBİKİ HAKKINDA KANUN
Kanun Numurası : 1353
Kabul Tarihi : 1/11/1928
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 3/11/1928 Sayı: 1030
Yayımlandığı Düstur : Tertip: 3 Cilt: 10 Sayfa: 3

Madde 4 : Halk tarafından vakı müracaatlardan eski Arap harfleriyle
yazılı olanlarının kabulü 1929 Haziranının birinci gününe kadar caizdir.
1928 senesi Kanunuevvelinin iptidasından itibaren Türkçe hususi veya resmi
levha, tabela, ilan, reklam ve sinema yazıları ile kezalik Türkçe hususi,
resmi bilcümle mevkut, gayrı mevkut gazete, risale ve mecmuaların Türk
harfleriyle basılması ve yazılması mecburidir.

YANİ;
Madde 4 : Halk tarafından yapılan başvurulardan eski Arap harfleriyle
yazılı olanlarının kabulü 1 Haziran 1929 gününe kadar geçerlidir. 1928
yılındaki kanunun başlangıcından itibaren Türkçe özel veya resmi levha,
tabela, ilan, reklam ve sinema yazıları ile aynı biçimde Türkçe özel,
resmi bütün süreli, süreli olmayan gazete, kitapçık, broşür ve yayınların
Türk harfleriyle basılması ve yazılması zorunludur.

Alıntı:
“Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.”
Milli bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.
Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında egemen ve esas kalacaktır.
1933 M.Kemal Atatürk

Atatürk Diyor ki!
* Türk demek, dil demektir. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
* Kesin olarak bilinmelidir ki, Türk ulusunun ulusal dili ve bengi, bütün yaşamında egemen ve temel olacaktır.
* Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet örgütümüzün dikkatli, ilgili olmasını isteriz.
* Dilin zengin ve ulusal almaşı, ulusal duyguların gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil bilinçli olarak işlensin.
* Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, bilinçle işlensin. — 2 Eylül 1932
* Türk demek, dil demektir. Ulusun çok açık niteliklerinden birisi de dildir. Her şeyden Önce ve kesinlikle Türkçe konuşulmalıdır. — 1932
* Türkçe konuşmayan bir insan; Türk harsına, Türk topluluğuna bağlılığım iddia öderse, buna inanmak doğru olmaz.
* Türk affının kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet örgütümüzün, dikkatli, ilgili olmasını isteriz. — Kasım 1937
* Ülkesini, yüksek bağımsızlığım korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. — 1 Kasım 1932
Dil, kültürün en önemli parçasıdır..
Dilini kaybeden bir millet, benliğini kaybetmiş sayılır..
Bunun farkında olalım, buna göre davranalım..
tarihte hiç bir toplum topla tüfekle yok olmamıştır,
ancak kültürlerini kaybeden toplumlar yok olmuştur kültürun en önemli parçasıda dildir.
Bi kaç bişey eklemek isterim dilimiz ile ilgili
ingilizce dili hayranlarına bişey soylemek istıyorum bugün kullanılan İNGİLİZCE nin sadece 10 kelimesi gerçek ingilizcedir geri kalanı diğer dillerden toplamadır yani kırma bir dildir.

5 Mayıs 2009 22:15   |   Mesaj #6   |   
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Türkçe
MsXLabs.org & Temel Britannica

Türkçe, geniş anlamda, Altay dil ailesinde yer alan Türk dil ve lehçelerinin adıdır (bak. Türk Dilleri). Dar anlamda ise Türkiye Türk­çe'sini anlatır.

Türkiye Türkçe'sinin Tarihsel Gelişimi
Türkiye Türkçesi Eski Oğuzca'nın Batı Oğuz bölümünden gelişmiş, Anadolu Türkçe'si adıyla da adlandırılmıştır. Tarihsel gelişimi genel olarak üç bölümde incelenir:
  • Eski Anadolu Türkçe'si ya da Eski Türkiye Türk­çe'si (13. yüzyıl)
  • Osmanlıca (14.-20. yüzyıl arası
  • Çağdaş Türkiye Türkçe'si (20. yüzyıl)
Türk boylarının 10. yüzyıldan başlayarak İslam din ve kültürü içine girmeleriyle birlikte bütün siyasal ve toplumsal kurumları bu din ve kültürün etkisiyle biçimlenmeye başlamış­tır. Anadolu'ya yerleşen Türk boyları kur­dukları beyliklerde Türkçe'den pek ödün vermemeye çalışmışlardır. Büyük Selçuklular döneminde resmi dil olarak Farsça'nın kulla­nılması Anadolu Beylikleri'ni de etkilemiştir. Karamanoğlu Mehmed Bey'in her yerde Türkçe'nin kullanılmasını istemesi bu açıdan çok anlamlıdır. Anadolu Beylikleri ve Os­manlılar Arap alfabesine dayanan, Fars alfa­besinden de birtakım harfler alan bir alfabe kullanmışlardır. Özellikle yazı dili Türkçe, Arapça, Farsça karışımı olan Osmanlıca ya­pay bir dil durumuna gelmiştir (bak. Osmanlı­ca). Buna karşılık halkın kullandığı Türkçe' nin bu yapay dilden çok fazla etkilenmediği görülür.
Osmanlıca'ya çeşitli dönemlerde birtakım tepkiler de gösterilmiştir. 15. yüzyılda Aydınlı Visali, 16. yüzyılda Tatavlalı Mahremi ve Edirneli Nazmi aruz ölçüsüyle ama içinde hemen hiç yabancı sözcük bulunmayan şiirler yazmışlardır. Bu oluşum, Türk dili ve edebi­yatı tarihinde "Türk-i basit" (yalın Türkçe) adıyla anılmaktadır.
Tanzimat döneminde de özellikle yazı diliyle konuşma dili arasındaki büyük ayrılıkları ortadan kaldırmak için birtakım çalışmalar yapıldı. Şinasi gazetesini çıkarırken halkın anlayabileceği bir dil kullanmayı ilke edindik­lerini açıklamış, Ahmed Mithat Efendi gerek gazete yazılarında, gerek hikâye ve romanla­rında yalın bir dil kullanmıştır. Şemseddin Sami hazırladığı sözlüğe Kamus-ı Türki (1899-1900) adını vermiştir. Burada Türkçe sözcüklerin yanı sıra Türkçe'ye girmiş Arap­ça, Farsça ve öbür yabancı dillerden gelen sözcükler de tanımlanmış ve örneklendiril-miştir. Mehmed Emin Yurdakul özellikle hece ölçüsü ve yalın dille yazdığı şiirleriyle şiir dilinin yalınlaşmasına büyük ölçüde katkıda bulunmuştur. II. Meşrutiyet'ten sonra Sela­nik'te çıkmaya başlayan Genç Kalemler dergi­sinde "Yeni Lisan" akımı başlatıldı. Bu akım çerçevesinde, Türkçe'de karşılığı olan yaban­cı sözcükler dilden atıldı, Türkçe'deki Arapça ve Farsça dil kur allan ayıklandı, Arapça ve Farsça tamlamalar Türkçeleştirildi, yeni söz­cükler Türkçe köklerden, işlek ekler kullanı­larak türe turneye çalışıldı ve İstanbul ağzı, konuşma ve yazı dilinin temeli olarak kabul edildi.
Cumhuriyet döneminde dil alanında birbi­rine bağlı iki önemli girişim görülmüştür: 1928'de Latin alfabesi kökenli yeni Türk alfabesi benimsenmiş, 1932'de Türkçe'nin öz­leştirilmesi ve geliştirilip zenginleştirilmesi için Türk Dil Kurumu (o günkü adıyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti) kurulmuştur. Türk Dil Kurumu bir yandan Türkçe'nin dilbilgisi üze­rine araştırmalar yürütmüş, öte yandan yeni sözcükler ve terimler türetilmesi işine giriş­miş, eski metinlerdeki sözcükleri taramaya, Anadolu ağızlanndaki sözvarlığını derlemeye yönelmiştir. Böylelikle Türkçe'nin sözvarlığı-nın tam bir dökümü elde edilmeye çalışılmış­tır. 1983'te kurumun yapısı değiştirilmiş, ata­mayla göreve gelen üyelerden oluşan bir yapı oluşturulmuştur.

Türkçe'nin Genel Özellikleri
Bugün Türkiye Türkçe'sinin sözvarlığını tam olarak belirlemek olanaksızdır. Her şeyden önce, Türkçe yazılmış metinler bütünüyle taranıp değerlendirilmemiş, sözlü dil de tam olarak derlenmemiştir. Bununla birlikte, bugün Türkiye Türkçe'sinde kabaca 80 bin, çeşitli bilim terimlerini de katarsak 100 bin dolayında sözcüğün bulunduğu söylenebilir. Osmanlıca döneminde dildeki yabancı söz­cüklerin yüzdesi oldukça yüksekti. Sözgelimi bazı Divan şair ve yazarlarının dilinde bu oran yüzde 60'ın üzerine çıkıyordu. Bugün ise bu oran tersine dönmüştür: Yüzde 60-70 Türkçe, yüzde 30 yabancı sözcük. Bugün Türkçe'ye bilimsel ve teknik gelişmeler sonucu pek çok sözcük girmektedir. Ama bu sözcükler için Türkçe karşılık bulunması konusunda sorum­lu kurum ve kişiler arasında görüş ayrılıkları vardır.
HandSome
23 Kasım 2010 11:09   |   Mesaj #7   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Diller için fakirlik-zenginlik veya ilkellik-gelişmişlik kavramlarından bahsedilir. Ancak dil, bir imkânlar alanı olarak kendi kendine ne zengin ne fakirdir. Bu sebeple, diller için kullanılan fakirlik-zenginlik kavramları, aslında dilin kendisine ait değildir; dili kullananların düşünme ve görmelerinin, hayat karşısındaki tavırlarının, zihin faaliyetlerinin fakirlik ve zenginliğinin dile yansımasıdır.

Dilleri zenginliği, kelime zenginliği ve şekil zenginliği olmak üzere iki açıdan incelenmektedir.

Kelime zenginliği, müşahhas (somut) veya mücerret (soyut) kelimelerin zenginliği şeklinde kendisini gösterebilir. Mücerret (soyut) kelimelerin zenginliği, dilin ve dili kullananların zihin gelişmişliğini gösterir. Bundan dolayı dillerdeki asıl zenginlik göstergesi, mücerret (soyut) kelimelerdir.

Şekil zenginliği, dilin yeni karşılaştığı varlık ve kavramların (nesnelerin) karşılığı, adı olmak üzere ihtiyaç duyduğu yeni kelime veya sözleri türetebilme yeteneği demektir. Türetme ve yeni kelime yapma dilin dayandığı asıl sermayesi veya hayat kaynağıdır. Şekil zenginliği, kelime türetme ve kelime birleştirme (terkip) olmak üzere iki yönlü imkânlar alanıdır.

Bir dilin kelime ve şekil zenginliği, kavaram zenginliği ve somut-soyut kelime çokluğu, dolayısıyla anlatım rahtlığı ile kendisini gösterir. Sadece kelime sayısının çokluğu zenginlik için yeterli ölçü değildir. Dilde önemli olan, her nesne ve kavram için, hatta bunların ince farkları (nüansları) için ayrı ayrı kelimelerin bulunmasıdır. Bir dilde, bir nesne için birden fazla kelime varsa zenginlik; buna karşılık, bir kelime birden fazla nesnenin karşılığı ise fakirlik söz konusudur.

Dilin zenginleşmesi, yeni nesne ve kavramların veya bunların ince farklılıklarının çoğalması, üretilmesi ile mümkündür. Bilinen nesnelerin veya kavramların karşılığı olan kelimelerin yeni kelimelerle değiştirilmesi, dile bir zenginlik katmaz. Çünkü dil görmek, bulmak ve düşünce üretmekle ve üretilenlere yeni kelimeler, ifadeler bulmakla zenginleşir. Dilde var olan kelimeleri değiştirmek, dilin zenginliğine bir şey katmaz. İmkân yerine olanak, millet yerine ulus, kitap yerine okungaç, gözlük yerine görgeç, istiklâl yerine bağımsızlık, hürriyet yerine özgürlük vs demek sadece dili kullananların zihnindeki yerleşmiş kavramları boşaltmak ve değiştirmektir. Böyle bir uygulama kelimelerin anlam çağrışımlarını kısırlaştırır hatta yok ederek, dilin kültür taşıyıcılığını ve kültürün devamlılığını engeller. Dolayısıyla millî kültüre zarar verir.

Türkçe, yaşayan dillerle karşılaştırıldığında kelime ve kavram zenginliği bakımından pek çok dilden zengindir. Ancak ilim ve teknikte gelişmiş Alman, Fransız, İngiliz dillerine göre ilim, teknik terimleri ve soyut kavramlar bakımından daha az zengindir. Şekil zenginliği bakımından ise, söz konusu dillerden daha yetenekli ve zengindir.

İngilizce dünyanın kelime sayısı bakımından en zengin dili olarak bilinmektedir. Redhouse (1968) sözlüğünde 160 bin kelime vardır. Almanca bazı sözlüklerde, 110-120 bin; Fransızca sözlüklerde de 60- 85 bin civarında kelime bulunmaktadır. Meselâ Fransızca “Dictionnaire Du Français, Hachette Paris, 1987” adlı sözlükte 58 bin kelime bulunmaktadır.

Türkçe sözlüklere gelince, Kaşgarlı Mahmud’un X1. yüzyılda hazırladığı Türkçe’nin ilk ve en eski sözlüğü Divanü Lügati’t Türk’te 8.000 civarında kelime vardır. Bu durum çağdaşı dillerle kıyaslandığında herhalde büyük zenginliktir. Türkiye Türkçesi’nin önemli sözlüklerinden olan Şemsettin Sami’nin 1901’de yayımladığı Kamus-ı Türkî adlı sözlüğünde 26.000 kelime bulunmaktadır. Eski Türk Dil Kurumunun 1945’te ilk baskısını yayımladığı Türkçe Sözlük’te 15.000 kelime vardır.[95] (Dilimizin tasfiyecilik yoluyla fakirleştirilmesinin en iyi belgesi). Türk Dil Kurumunun, tasfiyecik-uydurmacılık anlayışının en yaygın olduğu dönemde yayımladığı (1977) Türkçe Sözlük’te 27.800 kelime bulunmasına karşılık, Kurum’un yeni yapılanmasından sonra yayımlanan Türkçe Sözlük’ün 1998 baskısında 60 bin madde başı, 15 bin madde içi olmak üzere 75 bin; 2006 baskısında ise, toplam 77.400 söz bulunmaktadır.

Günümüzün sözlükçülerinden Mehmet Doğan’ın hazırladığı Büyük Türkçe Sözlük’ün 1981’de yapılan ilk baskısında 55 bin civarında kelime bulunmaktadır. Büyük Türkçe Sözlük’ ün 2003’te yapılan genişletilmiş 16. baskısında ise 75 bin kelime ve 18 bin deyim terkip bulunduğu belirtilmektedir.

Kısaca Türkçe zannedildiği gibi fakir bir dil değildir. Ancak, bugünün nesilleri, “zengin dilin fakir kullanıcıları” durumuna getirilmiştir. Bunun da tasfiyecilik-uydurmacılıktan Millî Eğitime ve basından küreselleşmeye uzanan çeşitli sebepleri vardır.
Son düzenleyen Safi; 21 Nisan 2016 21:44
flora
27 Aralık 2011 12:24   |   Mesaj #8   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Türkçe’nin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri
Türkçe Dünya’nın en eski kültür ve yazı dillerinden birisidir. Lehçeleri ile birlikte 2.000.000 kelimeye sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Bu özelliğiyle de dünyadaki‚ kelime hazinesi en zengin dil konumundadır. Türkçe’yi sırayla Macarca ve Japonca takip etmektedir ki bu dillerin de Türkçe ile çok yakın bir akrabalığı söz konusudur. İşte tüm bu özellikleriye Türkçe‚ diğer dillerle kıyas bile kabul etmeyecek bir yapıya sahiptir. Türkçe gayet ahenkli‚ öğrenilmesi kolay bir dildir. Dil bilimciler Türkçe için matematiksel‚ formüllerden oluşan bir dil tanımını kullanmaktadırlar. Türkçe son derece kurallı bir dildir.

Türkçe‚ yeryüzündeki diller arasında Ural- Altay dilleri grubuna girer. Ural- Altay dillerindeki benzerlik‚ köken birliğinden ziyade yapı birliği şeklinde kendisini gösterir. Ural-Altay dillerinin de aynı kökten çıkmış olmaları çok kuvvetli fakat araştırılmadığından kesinlik kazanmamış bir ihtimaldir. Ural-Altay dillerinin tamamı eklemeli dillerdir ve ünlü uyumuna sahiptirler. Diğer dil ailelerinden etkilenenler dışında cümle yapıları büyük benzelikler gözterir ve hatta aynıdır. Türkçe sondan eklemeli bir dildir. Altay koluna bağlıdır. Moğolca‚ Mançuca‚ Tunguzça‚ Korece ve Japonca ile çok büyük benzerlikler göstermekle birlikte‚ Fince‚ Ugorca‚ Estce‚ Macarca‚ Permce ve Samoyedce ile de takın benzerlikler göstermektedir.



Atatürk’ün Türkçe’ye Verdiği Önem ve Katettiği Yol
Atatürk‚ gerek millî benlik açısından‚ gerekse kültür ve daha bir çok şey açısından dilin önemini anlamış ve Türkçe için elinden gelen çabayı harcamıştır. O bu hususta gayet hassas davrnmış‚ dil inkılâbını yapmıştır. Atatürk’ün Türkçe’ye verdiği önemi görebilmek için Türk Dil Kurumu’nu kurmuş olmasına dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Gazi‚ Türkçe’ye giren yabancı kelimelerden kurtulmak ve Türkçe’yi geliştirmek amacıyla bu kurumu kurmuştur. Bu uğurda kendisi de birçok kitap yazmış‚ bizzat yazdığı geometri kitabında açı‚ üçgen gibi kavramları ilk O kullanmıştır. Ayrıca O’nun yazmış bulunduğu bir de dil bilgisi kitabı vardır.
Atatürk’ün yapmış olduğu Dil Devrimi’ni ve TDK’nın kuruluşunu şöyle özetleyebiliriz:

Dil inkılâbı Türk inkılâbının temel prensiplerine de uygun olarak dilde millîleşrime ve bu akıma güç kazandırma inkılâbıdır.

Türk dilinin gelişmesini rastlantıya bırakmamak‚ bu gelişmeyi kolaylaştırıp‚ hızlandırmak için sürekli çalışmak gerekti. İlkılâplar içerisinde “Türklük şuurunu” en fazla geliştirmeye yarayan‚ dilimiz üzerinde yapılan bu çalışmalardır.

Atatürk‚ bu amacı gerçekleştirmek için 12 Temmuz 1932’de Türk Dil Kurumu’nu kurdu. Tanınmış dil uzmanlarımızı bu kurumun bilim kadrosu içinde görevlendirdi. Kurumun amacı Türkçenin sözlük‚ terim‚ dil bilgisi‚ cümle bilgisi‚ etimoloji konularını inceleyerek Türkçenin geliştirilmesine çalışmaktır. Ayrıca bu kurumun amaçlarından bir diğeri ise Türkçe’nin Dünya dilleri arasındaki yerini belirlemeye çalışacaktı. Cemiyetin çalışmalarıyla halk dilinde yaşayan kelimeler tekrar dilimize kazandırıldı. İlim dili ile yazı dili arasındaki farklılıklar ortadan kalktı…

Atatürk’ün Türk diline ve Türk tarihine verdiği önemi Falih Rıfkı Atay şöyle dile getirmektedir:

“Türk dili ve Türk tarihi meseleleri‚ O’nun sofrasında tam bir fakültelik zaman tutmuş olduğunu tahmin ediyorum.”

Buradan bir kez daha Atatürk’ün gerçekten de bilinçli davrandığını gözlemliyoruz.

Ayrıca Atatürk’ün yoğun okuma ve ilgi alanları arasında Türk dilinin de olması O’nun bu hususa ne kadar önem verdiğinin göstergelerinden biridir.O‚ Tarih çalışmalarının başladığı dönemde Türk dili ile ilgili çeşitli yayınları okumaya büyük önem vermiştir.
Son düzenleyen Safi; 21 Nisan 2016 21:38
Misafir
27 Ekim 2012 20:00   |   Mesaj #9   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Geçmişimizi öğrenmeye çalışırken, köklerimizin tarihin karanlık dönemlerine kadar gittiğini anlamaktayız. Orta Asya’dan dört bir yana göç eden atalarımız, göçebe yaşamın sonucunda değişik yerlerde, değişik adlar altında kendi dönemlerinin devlet anlayışına uygun olarak devletler kurup yaşamış, savaşlar yapmış kimi kez kazanmış, kimi kez kaybederek yıkılmış. Sonra toparlanarak yeniden devletler kuragelmişler. Hunlardan günümüz Türk devletlerine kadar geçen binlerce yılda Türkler nereye gittilerse orada üreyip çoğalmışlar.

Tarihin bu uzun akışı içinde Türk’ün töresinde, yaşayışında, dilinde, inancında... Doğal, toplumsal... Etkiler sonunda yozlaşmalar ve bozulmalar olmuştur. Yüz milyonlarca insanın konuştuğu ve binlerce yıllık bir geçmişi olan bir dilin insanoğlunun duygusunu, düşüncesini, tasarısını, onun yapıtı olan her şeyi, günümüzde bilinen ve gelecekte öğrenilecek olan her şeyi anlatmaya gücü vardır. Zaman zaman Türkçenin bilim, sanat, kültür dili olamayacağına yönelik görüşler ortaya atılmaktadır. Bu görüşün üniversite öğretim görevlilerinden gelmesi Türkün ve Türkçenin bağrına saplanmış bir hançer etkisi yapmakta ve bu kimselerin anadilinden kuşku duyulmaktadır. Bize göre dilin yetersizliğinden yakınma hakkı olmayan kesim bilim ve sanatla uğraşan kültür adamlarıdır. Onlar anadillerinin gelişmesi için uğraşmazsa eğitim düzeyi düşük kimselerin, dilin gelişmesine katkısı ne kadar olabilir?

1975’te lisede okuduğum yıllarda DTCF mezunu, göreve yeni başlayan bir öğretmenimiz bir gün bize bir ödev verdi: " Elinizdeki ders kitaplarında, gazete ve dergilerde karşılaşmadığınız, radyodan işitmediğiniz sözcükler varsa bunları defterinize yazınız." O zamanlar bu ödevin önemini pek kavrayamamıştık ki dişe dokunur bir ödev yapan çıkmadı. Yıllar sonra Selçuk Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünü bitirince öğretmenimizin verdiği ödevin önemini daha iyi kavramıştım. Öğretmenimiz yazı diline geçmemiş, fakat o yörede kullanılan Türkçenin öz sözcüklerini arıyordu besbelli.

Dilini gerçekten seven ve onun gelişmesine katkıda bulunmak isteyen dilseverler, çevrelerinde kullanılan ve başka bir dilden alınmayan sözcükleri ve bu sözcüklerin anlamını ya da anlamlarını açıklayarak ve daha iyi anlaşılmasını sağlamak için bir kaç cümlede kullanarak yazı diline kazandırması gerekir. Belki bu sözcükler dilimizdeki pek çok yabancı sözcüğün yerini alacaktır. Örneğin 5 şubat 2006 tarihli Hürriyet’in pazar ekinde sayın Mehmet Yaşin’in Burdur yöresiyle ilgili yazısında " böğet " sözcüğü geçmektedir. Akarsular üzerinde suyun önüne kurulan set anlamında Konya taraflarında da kullanılmaktadır. Derelerden tarlalara su almak için taşla, toprakla yapılan derme çatma bent. TDK Türkçe Sözlük’e ve Yazım Kılavuzu’na baktım ve " böğet " sözcüğünü ne yazık ki ne sözlükte ne de Yazım Kılavuzu’nda bulabildim. Bu sözlük ve yazım kılavuzu hangi Türklerin sözlüğü ve yazım kuralları kitabıdır demekten de kendimi alamadım.

TDK yetkilileri ellerindeki derleme sözlüklerinden bahsedeceklerdir kuşkusuz. Bu derleme sözlükleri ne işe yarıyor? Onları e- kitap haline getirip de yayınlasalar bari. Belki dilsever insanlar bu derleme sözcüklerden yaralanarak anlatımlarına renk katarlar.
Türkçemiz yapısı gereği eklemeli bir dildir. Nasıl ki Türkiye genelinde kullanılmayan sözcükler varsa, kim bilir belki de yörelerimizde yerel ekler de vardır. Eğer varsa bu eklerin de dil varlığına kazandırılması gerekir.

Unutmayalım dilimiz eklemeli bir dildir. Varlığı, zenginliği kök ve ekler üzerinedir. Dilin temelini oluşturan kök sözcükler ne pahasına olursa olsun korunmalı. Yiten kökün yerine yenisi konmuyor. Ekler de öyle.

Dilimizin sözcük sayısı bakımından zenginliği, köklerden eklerle yeni anlamlı sözcük türetmeye ya da sözcük birleştirmeye dayanmaktadır.

Yabancı sözcükleri alıp kullanmak ya da bir sözcüğe onlarca anlam yüklemek – örneğin “çıkmak” sözcüğünün TDK
14 Ocak 2013 16:52   |   Mesaj #10   |   
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam
TÜRKÇE
MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi

Sponsorlu Bağlantılar
Geniş anlamda Ural-Altay dil ailesinin Altay kolunda yer alan Türk dilleri ve lehçeleri.

Türk dilleri bitişken dillerdendir, yani sözcük türetim ve çekiminde eklerden (yapım ve çekim ekleri) yararlanılır ve sözcük çekim ve türetiminde sözcük köklerinde genellikle herhangi bir değişiklik olmaz. Bugün dünyanın pek çok yöresine dağılmış durumda bulunan yaklaşık 150 milyon Türk tarafından konuşulmaktadır. Türk dili toplululuğunun bugünkü yayılma alanı şöyle çizilebilir:

Moğol-Çin-Tibet sınırından Hazar Denizi'ne kadarki bölgede Yeni Uygur, Kırgız, Kıpçak-Özbek, Özbek, Türkmen, Karakalpak ve Kazak Türkçeleri; Kuzeydoğu Sibirya'da Yakutça, Çin-Moğolistan sınırının batı ucunda Sarı Uygur ve Salar Türkçeleri; Altay-Abakan-Sayan bölgesinde Soyon, Karagas, Abakan ve Şor Türkçeleri; bu bölgenin kuzeyinde Çulım, Baraba, Batı Sibirya, Başkurt, Kazan-Volga Türkçeleri ve Çuvaşça; Hazar Denizi'nin batı kıyısından Doğu Trakya'ya kadar uzanan bölgede Nogay, Kumuk, Azeri ve Türkiye Türkçeleri; Kafkaslarda Karaçay ve Balkar Türkçeleri, Kırım'da Kırım Tatarcası ve Kırım Osmanlıcası; Bulgaristan sınırının Karadeniz kıyısındaki küçük bir bölgesinde Gagavuz ve Çıtak Türkçeleri; Makedonya'da Rumeli ağızları, Ukrayna-Polonya-Litvanya'da Karaim Türkçesi. Dil bilginleri Türkçenin tarihî gelişimini göreli olarak şu dönemlere ayırmaktadırlar:
  • Altay dönemi,
  • En eski Türkçe dönemi,
  • İlk Türkçe dönemi,
  • Eski Türkçe dönemi,
  • Orta Türkçe dönemi,
  • Yeni Türkçe dönemi,
  • Çağdaş Türkçe dönemi.
Altay dil birliği görüşüne uygun olarak yapılan bu sınıflandırmada ilk üç dönemle ilgili herhangi bir yazılı belge bulunmamaktadır. Eski Türkçe dönemi (6.-10. yüzyıl), Göktürk Yazıtları ile Uygurca elyazmalarının dilini belirtir. Türkçenin bugüne kadar ele geçen en eski yazılı anıtları bunlardır. Orta Türkçe dönemi (11.-15. yüzyıl), İslâm din ve kültürüyle ilişki kurulduğu ve yazı dilinin (sonra da konuşma dilinin) bu kültürün dil özelliklerinden (Arapça ve Farsça) etkilenerek biçimlendirdiği dönemdir. Bu dönem de kendi içinde iki evre olarak tasarlanır:
  • a) Ortak Orta Asya Türkçesi,
  • b) Çağatay, Kıpçak ve Oğuz lehçelerine dayanan Türk yazı dillerinin oluştuğu dönem.
Yeni Türkçe (15.-20. yüzyıl) dönemi, Orta Asya Türk lehçelerinin oluşumunu tamamladıkları (Özbekçe, Kıpçakça vd.), Batıda da Türkmence ve Azerice ile Anadolu'da Türkçe-Arapça-Farsça karışımı bir yapma dilin (Osmanlıca) egemen olduğu dönemi belirtir. Çağdaş Türkçe, 20. yüzyılda dünyanın çeşitli yörelerinde konuşulmakta ve yazılmakta olan Türk lehçelerini kapsamına alır.

Türkler 5. yüzyıldan beri çeşitli dinleri (Şamanlık, Budacılık, Manicilik, Hristiyanlık, İslâmlık) benimsedikleri ve çeşitli kültürlerle yakın ilişki kurdukları için birbirinden hayli farklı alfabeler de kullanmışlardır: Orhon (Göktürk) alfabesi, Uygur alfabesi, Sogd alfabesi, Çin yazısı, Tibet yazısı, Nasturi-Süryani yazısı, Mani alfabesi, Brahmi alfabesi, Passe-pa yazısı, Arap alfabesi, Yunan alfabesi, Ermeni alfabesi, Lâtin alfabesi gibi.

1991 yılından önce SSCB'ye bağlıyken günümüzde bağımsızlığını kazanan bazı devletlerdeki Türkler, genellikle Kiril (Rus) alfabesini; İran'da, Irak'ta, Suriye'de yaşayan Türkler, Arap alfabesini; Türkiye'de yaşayan Türkler de Lâtin alfabesini kullanmaktadır. Bütün Türk dil ve lehçelerinin zengin, sözlü ve yazılı edebiyat gelenekleri vardır. Türkçe terimi dar anlamda kullanıldığında Türkiye'de yaşayan Türklerin dilini belirtir.

Eski Oğuzcanın Batı Oğuz bölümünden gelişen ve "Anadolu Türkçesi" diye de adlandırılan Türkiye Türkçesi şu tarihî dönemlere ayrılır: 1) Eski Anadolu Türkçesi ya da Eski Osmanlıca (13.-15. yüzyıl), 2) Orta Osmanlıca (1450-1839), 3) Yeni Osmanlıca (1839-1923), 4) Bugünkü Türkiye Türkçesi (1923'ten günümüze). İslâm din ve kültürü çevresine giren Türkler Anadolu'ya gelince de bu din ve kültürün etkilerini sürdürmüşlerdir, Arap alfabesine dayanan Osmanlı alfabesini kullanmışlar, özellikle yazı dilleri olan Osmanlıca, Türkçe-Arapça-Farsça karışımı yapay bir dil görünümü almıştır.

Varlığı tartışma konusu olan Osmanlıcaya karşı çeşitli dönemlerde tepki gösteren Türk aydınları çıkmıştır: 15. yüzyılda Aydınlı Visali, 16. yüzyılda Tatavlalı Mahremi ve Edirneli Nazmi (Türk-i Basit "Yalın Türkçe" akımı). Bu şairler aruz ölçüsüyle fakat içinde hemen hemen hiç yabancı sözcük bulunmayan şiirler yazmışlardır. Tanzimat dönemi aydınları da yazı diliyle konuşma dilini birleştirmek için çabalamışlardır (Şinasi, A. Mithat, M. Naci, Ali Suavi, Şemsettin Sami vd.).

Edebiyatı Cedide dönemi yazar ve şairleri yeni bir üslup yeğledikleri için özgün duygu ve imgeleri anlatmak için o güne kadar Türkçeye girmeyen Arapça ve Farsça sözcükleri kullanmaktan çekinmemişlerdir. Bu dönemde Mehmet Emin Yurdakul'un sade dille ve hece ölçüsüyle yazdığı "Türkçe Şiirler"i (1898) büyük yankı uyandırmıştır. Selânik'te çıkan Genç Kalemler (1911-1912) dergisi çevresinde toplanan genç yazarların "Yeni Dil" adını verdikleri akımı Ziya Gökalp siyasî içerikle ilkeleştirmeye çalışmıştır:

İstanbul Türkçesi yazı dilinin temeli olarak alınmalı, halk dilinde eşanlamlı bulunan Arapça ve Farsça sözcükler dilden atılmalı, yeni sözcükler Türkçe ek ve kökler kullanılarak Türkçe köklerden türetilmeli, Türkçe, Arapça ve Farsça dil kurallarından arındırılmalı. Bu dönemde Lâtin alfabesine geçilmesi konusunda düşünceler de ortaya atılmıştır (Hüseyin Cahit Yalçın, Kılıçzade Hakkı vd.).

Cumhuriyet'in kurulmasından sonra Atatürk'ün önderliğinde girişilen devrimlerin arasında yazı ve dil devrimi de yer aldı. Atatürk'ün 9 Ağustos 1928 tarihli Sarayburnu Söylevi'yle harf devrimi başlamış, 3 Kasım 1928 tarihinde de Lâtin asıllı yeni Türk alfabesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce kabul edilmiştir. Dilin özleştirilmesi ve geliştirilmesi yolundaki çalışmalar arasında Türk Dil Kurumu'nun kurulması (12 Temmuz 1932) ve çeşitli kurultaylar düzenlenmesi anılabilir.

I. Türk Dili Kurultayı 26 Eylül 1932'de Atatürk'ün başkanlığında toplanmıştır. Bu arada Türkçenin eskiliğini kanıtlamak, dil çalışmalarına yeni bir boyut kazandırmak amacıyla Güneş-Dil Teorisi gündeme getirilmiştir. Atatürk'ün ölümünden sonra dilbilgisi ve sözlük çalışmalarına yeni bir hız verilmiş, 1945'te Teşkilâtı Esasiye Kanunu'nun adı Anayasa olarak değiştirilmiş ve metni de bugünün diline uyarlanmıştır. Demokrat Parti döneminde dil devrimine karşı bir tavır alındığı dikkati çekmektedir. 1961 Anayasası ile 1982 Anayasası'nın dilinin oldukça öz bir nitelik göstermesi, Türk dil devriminin kamuca benimsendiği gerçeğini vurgulamaktadır.

Cevap Yaz
acebook yorumları
paneli aç