Arama

Çanakkale Hikayeleri - Sayfa 2

Güncelleme: 17 Kasım 2016 Gösterim: 7.445 Cevap: 64
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
4 Aralık 2005       Mesaj #11
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Çanakkale Konulu Objeler
Ad:  1.jpg
Gösterim: 193
Boyut:  62.3 KB
Sponsorlu Bağlantılar
Ad:  2.JPG
Gösterim: 155
Boyut:  14.6 KB
Ad:  3.jpg
Gösterim: 170
Boyut:  36.3 KB
Ad:  4.JPG
Gösterim: 143
Boyut:  30.0 KB
Ad:  5.jpg
Gösterim: 150
Boyut:  51.8 KB

Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 03:55
hacker99 - avatarı
hacker99
Ziyaretçi
4 Aralık 2005       Mesaj #12
hacker99 - avatarı
Ziyaretçi
iste çanakkalede bayram namazı.. kimi ararsanız var.. Çerkezide, lazıda, azeriside, aleviside, ataistide.. Ama hepsininde göğsünde mertlik var, hepsindede vefa var.. Onlar yurduna hainlik yapmayan, onlar demokrasiden önce vatan diyenler.. Onlar ülkesinde başka dil istemeyenler, onlar bayrağını yere atmayanlar, onlar askere kurşun sıkmayanlar, onlar ekmeğini yediği vatana ihanet etmeyen gerçek kahramanlar..
"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"
Sponsorlu Bağlantılar
Turkiye

emege ve askerlere saygı

Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 03:55 Sebep: kırık linkler
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
6 Aralık 2005       Mesaj #13
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Imperial War Museum
Ad:  1.jpg
Gösterim: 135
Boyut:  274.4 KB
LONDRA
IMPERIAL WAR MUSEUM
Imperial War Museum (İmparatorluk Savaş Müzesi’nin) görkemli tarihi binası Londra’nın şehir merkezine ve parlamentonun bulunduğu Westminister’a çok yakın.
Ad:  2.JPG
Gösterim: 179
Boyut:  370.6 KB


Müzenin bir iç avluyu andıran yüksek tavanlı giriş holünde bulunan galeri; uçaklardan, tanklara müze koleksiyonun en önemli araç ve silahlarını barındıyor. Birinci Dünya Savaşı’nda askerlerin taşınmasında kullanılan bir Londra otobüsü, V roketi, Polaris Denizaltı Balistik Mermisi, 1918'den kalma Mark V Tankı, ormanda ve binaların arkasında kullanılan Alman direkli periskobu da bu galeride yeralan önemli parçalardan. Müzenin tavanında asılı Alman Focke Wulf 190 ve İngiliz BE2c uçakları da, araçların havadaki duruşlarının etkileyici birer görüntüsünü veriyor.

Ad:  3.jpg
Gösterim: 208
Boyut:  336.5 KB
Birinci Dünya Savaşı galerisinde küçük de olsa Gelibolu Savaşı'na ayrılmış bir bölüm var. Bu bölümde Çanakkale Savaşında kullanılan savaş malzemeleri, üniformalar, silahlar v.s.yer alıyor.
Müzenin "İkinci Dünya Savaşı", "1945'ten Bugüne Sorunlar" "Gizli Savaş" ve "Sanat Galerisi” bölümleri de yakın tarih meraklılarını tatmin edecek parçalarla dolu. İmparatorluk Savaş Müzesi, düzenlediği sergi ve etkinliklerle aktif bir müze. Hemen hatırlatalım müzeye giriş ücretsiz. Müzenin mağazası da, posterden kitaba, oyuncaktan, hediyelik eşyaya sunduğu alternatiflerle herkese hitap ediyor.
Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 03:58
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
25 Ocak 2006       Mesaj #14
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Çanakkale ağlıyor...

Çanakkale'ye her baktığımda, Gelibolu bir damla yaş gibi Ege'ye süzülür. Sanki memleketimin haritası ağlar. Gelibolu'ya her baktığımda, Boğaz'ın köpüklü suları içimin kıyılarına vurur, sonra kelimeler kanatlanır kalbimden. "Hey Gelibolu derim, onca yiğit sende Hakk'a yürümüşken, neden göğe şahlanmıyorsun da hicranlı bir yaş gibi denize uzanıyorsun!" Boğazın köpüklü suları kıyılarına vurur; "İki yüz elli bin can.. iki yüz elli bin tane can..." yankıları hıçkırık olur, Gelibolu ağlar.

Zaman, fırtınalara tutulduğumuz zamanlar... Rüzgârların yelelerimizi dağıttığı, aslan cesametimize "hasta adam" dendiği zamanlar. Sonunda kara ağızlar ferman keser: "Çanakkale'den... İstanbul'a varalım; hançerimizi tam kalbinden vuralım." derler ve korkunç zırhlılarla yola çıkarlar. Hem kendilerinden o kadar emindirler ki, hesaplarına göre havalar müsait olursa iki hafta sonra Boğaz'a demirleyeceklerdir. İstanbul'u aldıklarında kullanacakları paraları bile beraberlerinde getirirler. Banknotlar gemilere dizilir, sandıklar ağlar. Bu hülyalarla İngiliz şilinglerine Osmanlıca "gümüş kuruş" yazılır, hatt-ı sülüs ağlar. Havadisler yıldırım hızıyla yayılır, postanelerde telgraflar ağlar. Azınlıklar "muzaffer haçlılar"ı karşılama heyecanına kapılırlar. Boğaz'a nazır balkonlar kiralanır, cumbalar ağlar.

Zaman; cephelere savrulduğumuz zamanlar... Yemen, Kafkasya, Galiçya şimdi de Çanakkale... Ve her evden bir yiğit... Her evden bu kaçıncı yiğit. Ama yine de "Git! Minareler ezansız, camiler Kur'ansız kalacaksa sen de git." denerek, son yongalar uğurlanır, analar ağlar. Körpe yavrular koklanır, saçlarından bir tutam kesilir, hatıra için sarılır, mendiller ağlar. Nice genç kızın muradı Çanakkale'nin yollarına dizilir, kaç nişanlının elleri veda eder, kaçının kınası ağlar.

Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Ağıtlar yakılır, türküler ağlar.

Ve yurdun dört bir yanından şehit namzetleri dökülür Çanakkale'ye. Düşmanın alnına değecek yalın bir pala, göğsüne inecek birer süngü gibi dizilirler siperlere. Artık geride ev bark, çoluk çocuk; ne ana, ne de yâr... Hepsinin hayali, dökerek oluk oluk kanlarını, ya şehit olmak ya da gazi; ama ille de karış karış toprağına yazarak, "Çanakkale geçilmez, Çanakkale geçilmez!"

Ve bir sabah Ege farklı bir tonda döver Gelibolu'yu, deniz hazin hazin kıyılara vurur, dalgalar ağlar.

Sene; 1914 bir sonbahar günü... Gri renkli ölüm makineleri görünür, ufuklar ağlar. Korkunç zırhlılar menzilin dışında kalıp tabyalarımızı darmadağın ederken, Mehmetçik hayıflanır, imkân ağlar. Yine de birer birer Boğaz'ın serin sularına gömülürler. Gelibolu'nun kayalarına çarpmayan gemiler, Mehmetçiğin göğsüne çarpar ve paralanır. Boğaz'ın çılgın sularından kurtulanlar, şehitlerin kanında boğulurlar. Ve bir bahar sabahı, Mecidiye tabyası darmadağın edilir. On altı yiğit şehit olur, geride Koca Seyit ağlar. Sonra "La havle ve la kuvvete" deyip mermiyi sırtlar, okkalar ağlar. Merdivenlerini üç kere inip çıkarken obüslerin, kemikleri çatırdar, basamaklar ağlar. Tarihler on sekiz martı gösterirken, Oşin serin suları boylar; denizin geçit vermeyeceğini anlarlar. Çıkarma yapmaya karar verilir, karalar ağlar.
Ve kahramanlar geçer Çanakkale'nin topraklarından. İlk çıkarmanın Ertuğrul koyuna yapılacağı sezilir, Ezineli Yahya Çavuş gürler: "Vatanımın toprakları namusum kadar kutsaldır. Düşman bu topraklara ayak basmamalıdır." der ve altmış üç neferle akşama kadar üç bin düşman öldürülür, kahramanlar parmaklarını ısırır, Zal oğlu Rüstem ağlar.
Mehtap deresinden, bir orduya bedel bir Teğmen Mehmet Selim geçer. Sabah namazıyla beraber takımını bir süngü savaşına kaldırır. Talihsiz bir kurşun benzin bidonlarına isabet eder, aynı anda Selim Teğmen tutuşur. Fakat kararmaz cesedi ışıl ışıldır, güneş ağlar. Daha kimler, daha kimler... Birer birer değil, yiğitler bölük bölük, alay alay şehit düşer. Sisli bir nisan sabahı 57. Alay komutanı araziye yayılmış beyazlıklar görür ve takım komutanına bu beyazların ne olduğunu sorar. Takım komutanı, sabahleyin düşmana hücum emrini almış 57. Alay'ın, Rablerinin huzuruna temiz çıkmak için çamaşırlarını yıkadıklarını söyler; bu beyazlıklar, onların ak niyetleridir, der. Ertesi gün bütün alay, Hakk'a pervaz eder, kuşlar ağlar.

3. Tabur'da bir kınalı er, tabur komutanı Sabri Beyin dikkatini çeker. Kınanın sebebini sorar, Yozgatlı Murat mahcup olur, boynunu büker. Hemen annesine yazar; "Kardeşlerimin başına kına yakma mahcup oldum, zabit efendi sorduğunda." der, cevabını bekler. Ana cevap verir: "Ey oğlum, gözümün nuru Murat'ım! Zabit efendiye selam söyle, biz kurbanlık koçları kınalar öyle kurban ederiz. Sen dört kardeşin arasında kurbansın. Sen İsmail'sin. Sen orada şehit olacaksın İnşaallah. Kurbanlık koçlar nasıl kınalanırsa, ben de onun için senin saçını kınalayıp gönderdim." Kınalı Murat, mektubu almadan kurban olur, bıçaklar ağlar.
Bir savaştır ki, Çanakkale içindeki her şey ağlar. Şehit olan sevinçten, gazi olan teessürden ağlar. İmkân zalim elde olduğuna, mavzer Mehmed'imin elinde patlamadığına ağlar. Düşmanın habis ayağıyla kirletildim der, Seddü'l-bahir ağlar; boğdum hepsini birer birer der, Boğaz ağlar. Hepsinin üstüne: "Çanakkale geçilmez! Hani Çanakkale geçilmezdi." der, toprağıyla dövünür, Çanakkale ağlar.

Ağla Çanakkale! Yıllarca döktüğün hicranlı yaşlara bedel bir daha ağla Çanakkale. Karaya oturmuş gemiye gözyaşlarıyla yeniden rota tutturanlara ağla. Bir anlamsız tutkunun izinde diyar diyar dolaşan ruhların yeniden formunu yakalamasına ağla. Bir ideal uğruna Anadolu'ya gelip ölenlere mukabil, Anadolu'dan dünyanın dört bir tarafına giden ve ancak bir ideal uğruna yaşayan gençlerine ağla. Ağla sevinç gözyaşlarıyla ve kanatlan! Müjdeler götür toprağından Hakk'a uçanlara. Kanınız boşa akmadı de! Bir nesil filizleniyor, kanınızı akıttığınız yerlerde de. Dilin sussun, hatıraların konuşsun Çanakkale!
Savaşlardaki kızıl hatıralarını okşayıp sevinç gözyaşları dökerken şehitler, sen de onlarla beraber bulut bulut ol. Yağmur yağmur in filizlenen altın neslin üzerine. Koca Seyit'in kudreti ol, Mülazım Mehmet Selim'in cesareti; Yahya Çavuş'un yüreği, Kınalı Murat'ın teslimiyeti... Yürü damarlarına, şahlansın her biri, aksın kıtalara, coğrafyalarda baştan başa bahar, sarsın her yeri.

Şimdi bir kez daha ağla. Feryatların duyulmamış cinsten olsun. Muradı senin için yaşamak ve sende ölmek olanlarla, arana okyanusların girmesine ağla. Şimdi bir kez daha ağla Çanakkale! Ama aczden değil, yalnızca bir Mekke mahzuniyetiyle olsun. Ağla bir ulu divanda, ki gözyaşların Asa-yı Musa gibi yarsın okyanusları, yol olsun. Ve dönsün gurbet mahkumları, vatanın gerçek evlâtları. Dönsün! Şehitler aşkına bir kez daha ağla, feryadın tutuştursun bütün denizleri, okyanuslar buhar olsun. Gerçek sahiplerinle arandaki engeller kahrolsun, duman olsun, yok olsun.
Son düzenleyen Blue Blood; 25 Ocak 2006 15:29
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
11 Şubat 2006       Mesaj #15
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  1.jpg
Gösterim: 149
Boyut:  25.5 KB
1914-1918 Decca Junior ( Gallipolidigger Muzesi )

1914-1918 Yılları arasında üretilmiş olan marka bu gramofon İngiliz malıdır. Savaş yıllarında cephede kullanılmıştır.
"The Guiness Book of Recorded Sound" adlı kitapta da bu konu hakkında şöyle bir cümle geçiyor : "Many of them were used in the trenches by British soldiers in World War I"
"Birçoğu (Decca) Birinci Dünya Savaşında, cephede İngiliz askerleri tarafından kullanıldı."
Bugün üzerinde kurşun delikleri olan örnekleri de çeşitli koleksiyonlarda görmek mümkün.

Ad:  2.JPG
Gösterim: 139
Boyut:  30.6 KB
1914-1918 yılları arasında üretimiş His Master's Voice gramofon ( Gallipolidigger Muzesi )

Ad:  3.jpg
Gösterim: 82
Boyut:  26.0 KB
1914-1918 Decca Junior ( Gallipolidigger Muzesi )

1914-1918 Yılları arasında üretilmiş olan Decca marka bu gramofon ingiliz malıdır.

Ad:  4.JPG
Gösterim: 80
Boyut:  24.6 KB
( Gallipolidigger Muzesi )
Taş Plak
Ayda Sönmez / Çanakkale Şehitler Ninnisi
Anlatılana göre, Ayda Sönmez, ermeni asıllıdır. Türkiyenin belki de ilk bayan gazelhanı (gazel okuyan) dır. Eşi Çanakkale Savaşında şehit olur ve bunun üzerine "Çanakkale Şehitler Ninnisi"ni okur.

Ad:  5.jpg
Gösterim: 83
Boyut:  32.3 KB
( Gallipolidigger Muzesi )

45 Devir Plak
Çanakkale Türküsü
Melih - Faruk - Serdar - Saygu
Ad:  6.JPG
Gösterim: 253
Boyut:  73.2 KB
Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 04:01
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
13 Şubat 2006       Mesaj #16
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
ÇANAKKALE'DE BİR HİLAL UĞRUNA BATAN GÜNEŞLERİN, 'OLMAK YA DA OLMAMAK'

ARASINDA GİDİP GELEN BİR MİLLETİN TEK TEK KAYNAKLAR ARAŞTIRILARAK YAZILAN DESTANSI ÖYKÜSÜ
Tek vücut haline gelmiş bir milletin, vatanı istila etmek isteyen düşmana karşı bağımsızlığını, onurunu ve bayrağını korumak için neler yapabileceğini bütün dünyaya gösterdiği Çanakkale destanı kitaplaştı. Araştırmacı Yazar Recep Şükrü Apuhan, "olmak ya da olmamak" arasında gidip gelen, düşmanlar tarafından yazılmaya çalışılan kaderini değiştiren Türk Milletinin destansı mücadelesini Timaş Yayınları için kaleme aldı.

Recep Şükrü Apuhan, "tarih" denen büyük öğretmeni bu defa Çanakkale Savaşı'nı anlatması için kürsüye çıkarıyor. Bu derste gerçek yiğitlik, fedakârlık ve insanlık öyküleri var. Çanakkale Savaşı'nı her yönüyle ele alan bu kitabı; heyecan, gurur, hüzün ve zevkle okuyacaksınız.
Ad:  1.jpg
Gösterim: 102
Boyut:  10.2 KB

Tarihi Seven Okurlar İçin Önemli Bir Kaynak Kitap
Harita ve fotoğraflarla desteklenen Çanakale Geçilmez, titiz bir çalışmanın ürünü. Kitapta, "Bu vatan ya senindir ya da hiç kimsenin! şiarıyla kazanılan Çanakkale Savaşı'nın sebepleri, sonuçları, düşman kuvvetlerin sahip olduğu muazzam silah gücü, savaşta yaşanan duygulu anlar, Anadolu insanının cesareti, fedakârlığı, vatan sevgisi ve sabrı tüm canlılığı ile satırlara yansıtılıyor.

Çanakale Geçilmez, I. Dünya Savaşı'nda Çanakkale Cephesinin açılma sebepleri ve bu cephenin önemiyle başlıyor. Sonra, 18 Mart 1915 deniz zaferine ulaşan yol ve o büyük günün ayrıntıları tüm canlılığıyla anlatılıyor. Ardından, 25 Nisan 1915 günü başlayan kara savaşı, tüm ayrıntıları ve isimsiz kahramanların öyküleriyle ele alınıyor.

Mehmetçiğin eşsiz kahramanlığını ve fedakârlığını ortaya koyan Çanakale Geçilmez, tarihini araştırmayı sevenler, ecdadının fedakârlıklarını, o engin merhametini merak edenler ve atalarına vefa borcunu bir parça da olsa ödemek isteyenler için vazgeçilmez bir eser.

Çanakale Geçilmez, bir yandan vatanını canı pahasına koruyan, düşmanı Boğazlar’dan geçirmemek için her şeyini ortaya koyan Mehmetçiğin acı dolu hikâyesini anlatırken, diğer yandan ülkelerinden binlerce kilometre uzakta ne için savaştıklarını dahi bilmeyen Anzakların, Müslümanlara silah çektiklerini duydukları ezan sesiyle fark eden Hintli ve Senegalli askerlerin öykülerini gözler önüne seriyor.

Var Olma Mücadelesini Yansıtan Birkaç Satır

Çanakale Geçilmez, arkadaşı Emin'e "Yaz gelecek, kış gelecek, yağmur yağacak, çiçekler açacak, ot bitecek, çalı bitecek üstümüzde. Her gün biraz daha toprağa karışacağız. Nasıl dövüştüğümüzü anlat, anlat atanın, obanın başını eğdirmediğimizi" diyen isimsiz kahramanların, ölüme gidilen, ölümden dönülen yerler olan siperlerin öyküsü.

Çanakale Geçilmez, "Çekiyorum tetiği... Çekiyorum" Çekiyorum. Tüfek patlamıyor, ateş etmiyor... Tüfek bozuldu herhalde dedim, bak hele dedim yanımdaki arkadaşıma, benim tüfek bozulmuş. Bir baktı benden yana. Senin parmak gitmiş "dedi" diyerek yaptığı o büyük fedakarlığı, mahcup bir şekilde anlatan Ezineli Halil'in öyküsü.

Ermişlerin, dervişlerin savaşı:Çanakkalae savaşı
Aslında bu konuyu birkaç gün önce yazmak istiyordum ancak ne yazık ki fırsatım olmadı. Son zamanlarda çevremde ve internette Çanakkale zaferiyle ile ilgili birçok hadise duyar oldum. Bu konuda internette çeşitli haberler var ama doğruluğunu tam olarak bilmediğim için bunlara şu anda değinmeyeceğim

Çevremde Çanakkale zaferiyle ilgili o kadar çok söylenti var ki bunlardan bir kaçına değinmek istiyorum:
Bazıları şeyhlerin, ermişlerin, şehitlerin savaşta düşmana doğru saldırdığını iddia ediyor. Kimileri Peygamberimizin bizatihi bu savaşta olduğunu savunuyor, kimileri ise “Uhud savaşındaki gibi” meleklerin bu savaşta hazır olduğunu iddia ediyorlar. Dayanaklarını sorunca orada savaşan Mehmetçiğin düşmana karşı zayıf olduğunu ancak bunun yukarıdaki nedenlerle olabileceğini savunuyor(yada daha değişik iddialarla), hatta buna kesin gözüyle bakıyorlar.

Metafizik olaylarının kimi zaman insanları ikna etmek için kullanılabileceği düşünülürse, Acaba böyle şeylere bu şekilde hüküm vermek ne kadar doğru olur.
Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 04:01
troian - avatarı
troian
Ziyaretçi
18 Şubat 2006       Mesaj #17
troian - avatarı
Ziyaretçi
Görebildiğim kadarıyla bu konuda yeralan mesajların çoğu metin, belge ve fotoğraf başka forumlar ve sitelerden alıntılardan oluşuyor. Hemen hemen çoğu da benim yöneticilik yaptığım ve bizzat hazırlayıp eklediğim konular. urallarınıza aykırı olup olmadığını bilmediğimden forum adresini vermiyorum ama kullanıcı adım "electrica" ve az önce admin ile msn'de yaptığım görüşmede adresimizi verdim.

Ben bu mesajları hazırlarken tüm hak sahiplerinden birebir izin alarak yayınlıyorum. Bunları alıntı olduğuna dair bir not bile düşmeden burada kopyala/yapıştır ile eklemeniz, beni bırakın asıl hak sahiplerine dolayısıyla da Çanakkale şehit ve gazilerine karşı büyük bir saygısızlıktır.

Kısacası Çanakkale askerlerini övmek ve anmak isterken, onlara büyük ayıp ediyorsunuz.

Bakın mesela,
Çanakkale Muharebelerinde Bnb. Halis Ataksor isimli konuyu Halis bey'in torunu ve ataksor.org sitesinin sahibi Serdar bey bizzat bizim için hazırlamıştır ve özel izinleriyle kendi arşivlerinden fotoğrafları kullanmamıza izin vermiştir. Kendi hazırladığı metni burada görüp bana haber veren de kendisidir. Az önce tekrar görüştük, bana " ... isimli forum yöneticisi electrica'nın izni ile alıntı yapılmıştır" notu düşmeniz karşılığında yayınlayabileceğinizi söyledi.

Yine Safiye Hüseyin Elbi konusu gallipoli1915.org sitesi sahibi Sn. Yetkin İşcen'in kaynak belirtilmesi karşılığı izniyle forumumuza eklenmiştir ve bizim sorumluluğumuzdadır. Bu konuda da alıntı yaptığınız forumu ve orijinal adresi belirtmemişsiniz.

Nusret Mayın Gemisi konusu da benim çalışmamdır.
Çanakkale'den Siper Mektupları konusu Çanakkale Onsekiz Mart Ünv. araştırma görevlisi Murat bey'in izniyle bizde yayınlanmıştır.

Size bunun gibi pekçok örnek verebilirim.
Yaptığınızın çok ciddi bir hata ve saygısızlık olduğunu bilmenizi istiyorum. Eğer tüm mesajları gözden geçirerek kaynak belirtmez iseniz ve bu konuda bir girişimde bulunmaz iseniz maalesef durumu diğer hak sahiplerine bildirmek zorunda kalacağım.

Saygılarımla.
Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 04:02
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
27 Şubat 2006       Mesaj #18
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
DENİZ SAVAŞLARI ve 18 MART !
Çanakkale Savaşları Türk ve Dünya tarihi açısından ilginç özelliklere sahipti. Bu savaşlar iki şekilde ele alınmalıydı. 18 Mart 1915 tarihine kadar meydana gelen Deniz Savaşları ve ardından gelen kara savaşları. 259 gün boyunca süren tarihin bu en kanlı çarpışmalarında müttefiklerden 252.000, Osmanlılardan ise 500.000 şehit verilmişti.

Tepeden tırnağa silahlı Avrupada ufak bir kıvılcım savaşı başlatmaya yetti de arttı bile. 28 Haziran 1914 günü Saat 11.30 da Avusturya Veliahtı Saraybosna da bir Sırplı tarafından öldürüldü.Sırbistan ile Avusturya - Macaristan arasında uzun süren soğuk pretestolardan sonra, Avusturya 1914 saat 11.00 da Sırbistan a resmen savaş ilan etti. Aynı gün Avusturya topları Belgrad ı dövmeye başladı.
Daha sonra savaş ilanları birbirini kovaladı. Almanya 1 Ağustos da Rusya ya, 3 Ağustos da Fransa ya savaş ilan etti.

Böylece Avrupada tam dört sene sürecek kabus başladı.
Osmanlı Devleti ise Balkan Savaşından yenik ve ezik çıkmıştı. Bahriye Nazırı Cemal Paşa 18 Temmuzda müttefik olma arzusu ile gittiği Fransa dan eli boş döndü. Daha sonra Enver Paşa Almanya ile anlaşmayı önerdi ve Osmanlı İmparatorluğu üçlü ittifaka girdi.

Önemli siyasi olaylarda peşi sıra gelmeye başladı. 3 Ağustos da Churchill kendilerine ısmarlanan iki savaş gamisine el koyduklarını resmen bildirdi. Ödenen kaporalarda iade edilmedi.

Almanya ise bu zararımızı telafiye hazırdı. Bu esnada Göben ve Breslav adlı iki Alman Harp Gemisi Fransızların nakliyatına darbe indirmek için Cezayir in Bon ve Filipvil limanlarını bombardıman ettiler. Bir İngiliz kruvazörü tarafından kovalanan gemiler Çanakkaleye doğru yol aldılar. 10 Ağustos günü Marmaraya giren gemilere 16 Ağustos da Türk bayrakları çekildi. 80 milyon marka satın alındığı söylenen gemilere Yavuz Sultan Selim ve Midilli adları verildi.

Kafakas ve Süveyş Cephelerinde Almanlara karşı zorlanan Ruslar ise Türk takviyelerinin doğuya göderilmesinin engellenmesini istiyordu. Bunun üzerine İngilizlerin kafasına Istanbul u zorlama fikrini soktular. Böylece Türkler Kafkasya daki birliklerin bir kısmını geri çekecekler, Rusların yükü hafifliyecekti.

26 Aralık 1914 Pazar günü İngiliz B-11 denizaltısı Boğazdan içeriye girerek Mesudiye zırhlısını 10 dakika içinde batırmasından heveslenen W.Churchill ,İngiliz kabinesinde ikna edici bir konuşma yaptı. Yunanlılar da kuvvetlerini İngilizlerin emrine vereceğini söylemesinden sonra 13 Ocak 1915 tarihli İngiliz Savaş Konseyi, toplantısında harekatı denenmeye değer buldu. Böylelikle Triumph, İnflexible, Queen Elizabet, İrresistible, Ocean, Bouvet, Majestik, Agamemnon gibi zırhlıların yer aldığı yaklaşık 28 büyük gemiden oluşan, Akdeniz tarihinin en büyük deniz gücünü topladılar. 3 Kasım 1914 te Boğaz ağzındaki tabyalarımızın kısa bir süre bombardımanından sonra, bu cephede uzun bir durgunluk görüldü.

19 - 26 Şubat 1915 de düşman Kumkale, Orhaniye, Ertuğrul ve Seddülbahir'i içine alan top atışlarına başladı. Gün boyunca 7000 metreye kadar sokulup Türk tabyalarını bombaladılar.Bu mesafeler Türk tabyaları için oldukça fazla olduğu için suskun kaldılar. Gece yapılacak olasıbir taaruzdan korktukları için güneş batmadan evvel geri çekiliyorlardı.

17 Martta General Hamilton müttefikleri ile ertesi gün yapacakları büyük taaruzun planlarını son defa gözden geçirdi. Taarruz A ve B olmak üzere iki hat üzerinde düzenlenmişti.

SONUÇ : Müttefik filo üç büyük gemisini ( Irresistible, Ocean, Bouvet) kaybetmiş, üç tanesi de ( Inflexible, Gaulois, Suffren ) ağır yaralanmış, bu suretle eldeki kuvvetlerin üçde birini kaybetmişti. İnsan kayıplarıda 800 ölü ve yaralıyı bulmaktaydı.Bundan sonra kara çıkarmalarına ağırlık verildi. Donanma karacılara destek kuvvet olarak kullanıldı.

Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 04:03
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
3 Mart 2006       Mesaj #19
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
ÇANAKKALE RUHU VE BİR MİLLET OLABİLMEK
Eskiden annelerimiz - babalarımız resm-i geçitlerde kendilerini tutamaz, ağlardı. Balkan Savaşı'yla başlayan ve Kurtuluş Savaşı'yla biten 10 yıllık dönem, Türk milletinin ortak hafızasında derin izler bırakmıştı. Bu süre içinde yakınlarından herhangi birini kaybetmeyen aile yok gibidir. Yenilgilerle küçülen, büzülen koca imparatorluk, kendi insanlarında da umutsuzluk yaratmış, zengin ve soylu bir millet iyice fakir düşmüştü. Çanakkkale Savaşı bu dönemin ortasında, 1915'te yaşanan bir 'climax'tır. İnsani anlamda, insan kayıpları anlamında bütün katılan tarafların, ama özellikle Türklerin ağır şekilde mağlup olduğu bir savaştır Çanakkale. Şehit vermenin gururla karışık acısı, yıllar yılı ailenin duvara astıkları fotoğraflarda ve eşlerin - çocukların kalplerinde yaşa(tıl)mıştır. Çanakkale‘de ölenlerin, diğer savaşlara kıyasla çok daha nitelikli insanlardan oluşması da, özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarındaki kaliteli adam eksikliğinin önemli nedenlerinden biridir. Nüfusa oranlandığında, 1.Dünya Savaşının yerle bir ettiği insan toplulukları arasında Türklerin birinci sırada yer aldığını görürüz. Ölmeyip sağ kalanlar ise inanılmaz güç koşullarda hayatlaını idame etmeye çalışmış, çok büyük göç hareketleri sivil kayıpları da oldukça yüksek bir noktaya taşımıştır. O zamanlardaki vaziyeti, ruh halini ve zorlukları en azından hissetmeye çalışmak lazımdır ki, yeni bir ülkenin kıymeti, yeniden bir millet olabilmenin önemi anlaşılabilsin.

Bizim genellikle 18 Mart tarihiyle anladıgımız , ama asıl büyük ve önemli bölümü 25 Nisan 1915 ile 9 Ocak 1916 tarihleri arasında yaşanan Çanakkale Muharebeleri, yukarıda bahsettiğimiz büyük kayıplara rağmen sonuç itibarı ile Türkler için bir dizi hayati kazançlar sağlamıştır. Bunları maddeler olarak sıralayalım ve sonra günümüze gelip, geleceğimize ilişkin bir şeyler söylemeye çalışalım:
  • Türkler anavatanlarını, kendilerinin çoğunluk olarak bulundukları toprakları korumuşlardır.
  • Mustafa Kemal ortaya çıkmıştır. Onun özellikle 25 Nisan 1915 ve 10 Ağustos 1915 tarihlerindeki karar ve yönetimi Türk tarihi için tayin edicidir ve bunlar adeta "tarihi insanlar yapmaz" diyenleri yalanlayan somut olaylardır.
  • Mustafa Kemal'in Çanakkale'de kazandığı başarı, özellikle 19 Mayıs 1919, Sivas Kongresi ve TBMM'nin açılışına dek uzanan sürecin en önemli faktörüdür. Çanakkalesiz bir Mustafa Kemal'in bir ulusal kurtuluş savaşı için destek bulması herhalde pek kolay olmazdı.
  • Dünya Savaşı'nı bütün cephelerde kaybeden Türkler (Almanlar yenildiği için biz de yenik sayıldık masalı hala anlatılsa da…) Çanakkale'de büyük bir askeri zafer kazanarak, nelere kadir olduklarını hem kendilerine hem de diğer milletlere ispatlamışlardır. Bu nokta, yeniden ve yeni bir millet olabilmenin temelinin atıldığı noktadır. Çanakkale'nin tüm millete verdiği güven, Kurtuluş Savaşının da başarıyla sonuçlandırılmasını sağlamıştır.
  • Müttefiklerin 1915'te Çanakkale'de durdurulmaları, Osmanlı İmparatorluğu'nu prematüre bir yıkımdan korumuş, dolayısıyla o tarihte lidersiz, örgütsüz ve moralsiz bir milletin haritadan silinmesini engellemiştir.
  • İngilizlerin Çanakkale'den geçemeyip Rusya'ya yardım sağlayamamaları, Çarlık rejiminin iki sene sonra çöküşüne yol açmış; dolayısıyla Türkler kuzeyden gelebilecek çok muhtemel bir tehditten kurtulmuşlardır.
  • Türklerin askeri başarısı, karakter yapısı ve anavatan saydıkları topraklar üzerindeki farklı savaşçılıkları Müttefikleri de etkilemiş özellikle mütarekeden sonra, İngiliz ve Fransızların Anadolu'daki tehlikeli maceralara bizzat dahil olmalarının önü kesilmiştir.
  • Ordu kurumunun iktisadi ve idari bağımsızlığının ve yeni nesil yetenekli subayların ne kadar gerekli olduğu ortaya çıkmış, bunun yurt savunmasındaki tayin edici önemi net şekilde anlaşılmıştır. (2.Balkan Savaşı sırasında Türk ordusunun ancak son anda Fransız tütün rejisinden bulunan borç para vasıtasıyla Edirne'ye doğru harekete geçebildiğini unutmayalım)
  • Her ne kadar din ve inançla ilgili referanslar zengin bir yer tutsa da, Çanakkale Savaşı cihad çağrılarının fos çıktığı, Afrikalı ve Asyalı Müslümanların Türklere karşı acımasızca savaştığı, Allah bir olsa da bizim farklı bir millet olduğumuzun kanıtlandığı, ilk defa ümmetten ziyade millet vasfının öne çıktığı bir savaş olarak da tarihe geçmiştir.
Görüldüğü gibi yapılan büyük fedakarlıklar, verilen büyük kayıplar, Türk milleti için birçok anlamda yepyeni bir başlangıç oluşturmuş, bu topraklar üzerinde en azından bir Türk olarak halen varolmamızı sağlamıştır.
Bugün, 85 sene sonra vardığımız nokta ise maalesef şehitlerimizin kemiklerini sızlatacak niteliktedir. Bunları da madde madde sıralayalım:
  • Çanakkale Savaşı dendiğinde milletimizin büyük çoğunluğu sadece Nusret mayın gemisini ve Şehitler Abidesi'ni hatırlamaktadır. Orada neler yaşandığına dair bilgi veren kitaplar yerine, ucuz kahramanlık edebiyatı yapan yayınlar çoğunluktadır.
  • Her yıl 18 Mart'larda siyasiler yalan-yanlış konuşmalar yapmakta, şiir dizeleriyle abartılı bir duygusallık yaratılarak konuyla gerçek bir duyarlılık içine girilmesi önlenmektedir.
  • Tüm bölge gerek yeni köprü ve otoyol projelerinin gerekse her geçen gün artan kaçak yapılaşma ve arazi spekülasyonunun tehdidi altındadır. (Tarihi Ertuğrul koyu ve Seddülbahir köyü civarındaki görüntüler, geçmişine biraz saygısı olan insanın bile moralini bozar).
  • Daha da acısı, bu tehditlerin bertaraf edilmesinde, bölgede bulunan yabancı mezarlık ve abidelerden dolayı (Lozan) ancak yabancı inisiyatiflere güvenebilecek duruma düşmemizdir. Tarihi yarımadanın bozulması ve kendi insanımız tarafından işgali, askeri bölgelerin azaltılmasından sonra hız kazanmıştır.
  • Savaş sırasında şehit düşen askerlerimizin adları hala belli değildir ve bunların yazılı olduğu bir gerçek anıt yoktur.
  • Bölgede sürdürülen yanlış ağaçlandırma, tarihi muharebe alanlarının üzerinin kapanmasına yol açmaktadır. (Bölgenin bilinen 4 bin yıllık florasında şiddetli rüzgara açık yarımada da ağaçlar tektüktür)
  • Muharebe alanlarında fazla sayıda yanlış levha vardır. Atatürk heykelleri çirkin yapılmıştır. Mehmetçik heykellerinde 2.Dünya Savaşı’nda kullanılan tüfekler görülür. Sembolik mezarlıklarımız gayri estetik ve gelişigüzel inşa edilmiştir. (Anzac sektöründe, Chessboard mevkiindeki 57. Alay Şehitliği, uzakdoğu üslubunda bir pagodayı andırır).
  • Bölgedeki savaş kalıntıları kaderine terkedilmiş durumdadır. Doğru dürüst bir envanter yoktur. (Seddülbahir Kalesi tam bir mezbelelik ve çöplük halindedir.)
  • Tarihi yarımadanın her tarafında kaçak kazı ve kaçak dalış yapılmaktadır. (Bölgede Antikite ve Roma dönemine ait kalıntılarında bulunması kimilerinin iştahını kabartmaktadır).
  • Özellikle Anafartalar sektörü bazı tarikatların faaliyet sahası haline gelmiş, bunları destekleyen bazı “dini bütün” vatandaşlar, yasadışı evler yaparak kendilerini bölgede yerleşik kılmıştır.
Bunlar ilk elde aklıma gelenler, ama herhalde bir fikir veriyor. Bundan sonrasını, yani Çanakkale Savaşı’nın bize esas kazandığı değerleri, bir millet olabilmenin hangi noktasında olduğumuzu ve nereye doğru gittiğimizi, nasıl bir kimlik ve kişilik erozyonu içinde bulunduğumuzu tartışmayı, bu yazıyı okuyanlara bırakıyorum.
Benim emin olduğum tek çıkış noktası şu: Geçmişini, tarihini, o zamanki insanları ve mantaliteyi bilmeyen; bunları üstünkörü bilgilerle geçiştiren: bunlarla hesaplaşmayan, bunları korumayan; bunları yeni nesillere doğru dürüst aktarmayan milletler bırakın geleceği kurmayı, onu kurgulayamaz bile…..
Tabii her geçen gün her bakımdan daha iyiye gidiyoruz, “Avrupalı oluyoruz çağ atlıyoruz”, “geleceğimiz çok parlak” diyenlere ve “Üzme kendini, bu işler değişmez burası Türkiye” diyen kötümserlere lafım yok.

MART.2000
GürseL GÖNCÜ
Araştırmacı - Gazeteci

Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 04:05
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
8 Mart 2006       Mesaj #20
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Son Kale
Ad:  son.kale.jpg
Gösterim: 108
Boyut:  183.2 KB
Birinci Dünya Savaşı'nın en kanlı çarpışmalarından biri olan Çanakkale Savaşı bugüne kadar hiç bu şekilde anlatılmamıştı... Ahmet Okur'un yönetmenliğini yaptığı Son Kale'nin senaryosu Cemal Yavuz tarafından yazılmış. 9 ayda tamamlanan film,İngiltere Savaş Müzesi'nden alınan gerçek görüntüleri ilk kez seyirciyle buluşturuyor. Filmde, Avustralya'dan alınan siyah-beyaz cephe fotoğrafları da kullanılıyor. Ayrıca Çanakkale Savaşını kronolojik bir sıraya göre eksiksiz ve objektif olarak anlatan ilk film olması özelliğiyle de mutlaka görülmesi gereken filmler listesine giriyor.

FİLMİN KONUSU
Film, Troya’nın hikayesiyle başlıyor. Troya Savaşı’nda Komutan Agamemnon askerlerini tahta atın içine saklayarak Boğaz’ı geçmiş ve savaşı ancak bu yolla kazanabilmişti.
Binlerce yıl sonra 1915’te düşman kuvvetleri yine benzer bir yola başvurarak Boğaz’ı geçmek istediler. Çanakkale Savaş’ında bölgeye gelen en önemli gemilerden birinin adı Agamemnon’du. Bir kömür gemisi olan River Cylde’ın içine saklanan askerler ise Troya Atı’nda olduğu gibi Boğaz’ı geçebileceklerini düşündüler, ancak hesaba katmadıkları bir şey vardı; bu kez karşılarında Troyalılar değil Niğbolu’da, Kosova’da, Sırp Sındığı’nda savaşan muzaffer askerlerin torunları vardı.

NOTLAR...NOTLAR...NOTLAR

* Eşref Kolçak ve Kenan Bal gibi tecrübeli isimlerin yanı sıra genç oyuncular da rol aldı. Oyuncular, kısa dramlarla savaşın gerçek yüzünü günümüze taşıdı
* Mustafa Kemal'i Rutkay Aziz seslendirdiği filmde Çanakkale Savaşları konusundaki çalışmalarıyla tanınan 10 kişilik uzman grubun yanı sıra İngiltere, Avustralya ve Yeni Zelanda'dan üç otoritenin de görüşlerine başvuruldu.
* Savaşın iki büyük komutanı olan Cevat Paşa ve Esat Paşa'nın görüntüleri de ilk kez bu filmde kullanıldı.
* Film için bestelenen çok sayıda özgün müzik arasından seçilen 14 parça "Son Kale Çanakkale Film Müzikleri" albümünde toplandı. "Şehide Ağıt" türküsü içinde klip çekildi.

FİLMİN KÜNYESİ
Yönetmen:Ahmet Okur
Senaryo:Cemal Yavuz
Oynayanlar:Murat Ergür, Ebru Tekgündüz, Eşref Kolçak,Kenan Bal,Okay Şenol

Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 04:06
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

14 Kasım 2016 / nünü Osmanlı İmparatorluğu
8 Ekim 2015 / kompetankedi Sanat
19 Nisan 2010 / The Unique Eğitim Bilimleri
20 Ocak 2016 / Misafir Soru-Cevap