Arama

Sahipsiz Mektup'lar - Sayfa 10

Güncelleme: 2 Haziran 2012 Gösterim: 279.813 Cevap: 628
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
2 Ağustos 2006       Mesaj #91
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
df1bu
Zamanında diyemediğim sözlerse, bu kadar yer doldurdu
Sponsorlu Bağlantılar
İlginç, söylenecek sözleri,ancak bir kağıda sığdırabiliyorum
Oysa yaşadığımız heran, binlerce sayfa oluştururdu
Ama bitti artık gülüm, kalansa bu bir yapraklık kağıt oldu

Yüreğimden gelen sözleri dudaklarımdan gönderiyorum
Boynu bükük yetimler gibi, bir bir geri dönüyorlar
Ve yüreğimdeki yetim çocuklar, yalnızca seni ağlıyorlar
Evet, yüzleşipte sayamadığım bu yetim sözlerim
Beni her yazdığım kelimede asilce terk ediyor
Ve geri dönmeyeceklerini bilerek çocuklarım gidiyor

Zamansız gelen bir deprem gibi,yıkmıştın evimi
Oysa omuzlarım düştüğü halde,taşıyordum yükünü
İnanmayacaksın ama, beklemiyordum bu son zulmünü
Sonra, amansız bir fırtına çıkardın bunların üstüne
Bilmiyordun değilmi? Evdeydim,toplayamamıştım gücümü
Ama sen herşeyi dağıtıp, savurmakta buldun çözümü

Ne garip değilmi, sen dağıtıyorsun bense topluyorum
Tıpkı ev yapmak için kazılan bir toprak yığını
Ya da yerleşim için yok edilen yağmur ormanları gibi
Bazen belkide buyüzden sevdik birbirimizi diyorum
Bir tarafta gece karanlığı, diğer taraftaysa güneş ışığı
Ama en önemlisi ise, ikisinin birbirini tamamladığı

Zamanı gelmişti ayrılığın diyordun şimdi anlıyorum
Haklıydın, çünkü seni çok ama çok derin sevdim
Haklıydın, çünkü isteseydin canımı bile verebilirdim
Artık dağıttığın evime,bedenime,yüreğime üzülmüyorum
Yeniden seni mutlu etmek, güldürmek isteyebilirdim
Ya da bir daha fırtınalı bu aşkı,yaşayalım diyebilirdim

Olsun, yinede çiğnendiğim halde bütün suç bende
Sana o denli değer ve aşırı ilgi göstermemeliydim
Senden uzak durmalı ve herşeyi senden beklemeliydim
Yapamadım, çünkü bu kalleşçe bir çıkarcılıktı gözümde
Seni hiçbir karşılık beklemeden,ömrümce sevmeliydim
Çünkü ben sadece, ölümsüz aşklara inanan biriydim

Yazdıkça rahatladığımı sanıyorum ama boşluğa düşüyorum
Bir anda tüm duygularım,yaşadıklarım silinmiş gibi oldu
Zamanında diyemediğim sözlerse, bu kadar yer doldurdu
İlginç, söylenecek sözleri,ancak bir kağıda sığdırabiliyorum
Oysa yaşadığımız heran, binlerce sayfa oluştururdu
Ama bitti artık gülüm, kalansa bu bir yapraklık kağıt oldu

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
2 Ağustos 2006       Mesaj #92
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Uzaktaki Sevgiliye Hiç Gönderilmeyen Mektuplar...

Sponsorlu Bağlantılar
Hayat kargaşasında tutunacak bütün dallarımın kökünden budandığını, zaman zaman anlamak, akıntının tersine doğru yüzmeyi bırak, boğulmadan kalmaya çalışmak... güç...

Zar zor günü, günleri tüketmek ne demek, ömürden bir anı bile silmek, sonra kiralık buruk mutlulukların gölgesinde kavrulmadan yaşamak, ne demek iyi bilirsin...

Senki dört duvar arasındaki mutlu çocuk, çamur sürülmüş mutluluk pastasını yemek nasıldır?.. iyi bilirsin. İnanıyorsun ki balçıkla derin çatlaklar sıvanmıyor... Yine biliyorsun uyku ile örtülmüş geceler geçse de, güneş yürek ısıtmıyor. Gün yine çamur, gün yine kuzguni ve Ankara acının dört duvarı ve yaşadığın yerin diğer yarısı...
Her ne kadar geceleri bir yastığın soğuk yüzüne sarılmak içimi ısıtmasa da, buna da bir gün, geceyi hülyalı uykularıyla yarına geçirmeye alıştığım gibi alışacağım...

Duyumsadığını bilmek ve duyumsadığımı bilmen şu an tek durağım, yoksa istasyonunu, zamanını üç asır geride bir geceyle bırakan yedi uyuyanlardan farkım olmazdı...

Öyle anlar var ki ötelerde açamayan çiğdem çiçeğinin sararıp kuruması gibi, bir çiğ tanesi olsa yaşayacak ama ötelerde işte, ötelerde dağ yamaçlarında yoksa...
Ve öyle zamanlarımız var ki bizim bize bir lahza aç olduğumuz ve bizim bize tercüman olduğumuz. İşte öyle zamanların arasında dağlar taşlar ve mecburiyetler...

Sonra hayatın şartları, bir türlü özünmeyen yürekte taş gibi oturan meseleleri. Yaralar durur kanarsın işte, şu an gibi sağır ağlarsın. Bir ben duyarım ağlarsın ..

Sonra gece ve elde sigara, hasreti yürekte sindirmenin zorlukları ve birbiri ardına patlayan keş keleri, yalnızlığının kapı aralığında bütün odalara salarsın. Duvarlar kara, yürekte yara kanar kanarsın...

Biliyorsun bu mektuplar sana hiç ulaşmadı, bir gün okumak durumunda kalırsan, seni ne çok özlediğimi ve sana yazmaktan çok konuşmak, birkaç cümleni ne çok duymak istediğimi anlarsın umarım...
Dilerim bir daha sana yazabilirim ümidiyle, hoşça kal...
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
2 Ağustos 2006       Mesaj #93
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Biliyorum okumayacaksın, ama yine de yazıyorum.
Okumayacaksın, çünkü göndermeyeceğim. Belki masamın
çekmecesinde, belki giymediğim bir gömleğin cebinde
bulacaklar yıllar sonra. Kimi aşk mektubu diyecek,
kimi umut dolu bir mektup... Kimi cümlelerin
içtenliğine bağlanacak, kimi soruların sertliğiyle
irkilecek... Eski bir kâğıt olacak şu an elimde
tuttuğum kâğıt şüphesiz. Bazı harfler okunmayacak,
bazı soru işaretleri de öyle. Kimi sorularım yargı
gibi anlaşılacak. Kimi noktalarım da silinecek.
Bitmemiş cümleler kalacak yıllar sonra, bugün
bitirdiğimi sandığım pek çok hatıradan geriye...

Seni mutlaka merak edecekler. Seni suçlayanlar
çoğunlukta olacak. Benim kendimi suçlayan
ifadelerimden bile bana acıyan çıkacak. Senin güzel
olduğuna hükmedecekler hemen. Güzel değilsen bile
alımlı olduğunda hemfikir kalacaklar. Seni sevdiğimi
tartışmayacaklar bile. Ama senin beni sevip sevmediğin
konusunda birbirlerine girecekler.

Sen okumayacaksın, ama okuyacakmışsın gibi yazıyorum
yine de. Okumayacaksın, çünkü göndermeyeceğim.
Yazdıktan sonra yırtıp atmayı da düşünmüyor değilim.
Yakmak, aklımdaki bir başka çözüm. Ama hayır,
saklayacağım. Okumayacak olsan da kelimelerimi
sevdiğini biliyorum. Sevdiğin için, benim sana
birşeyler yazdığımı hissedeceğini biliyorum. Ben
yazarken içinin ürperdiğini, gülen yüzünün
hüzünlendiğini, konuşan dilinin suskunlaştığını,
aklının karıştığını, kalbinin küt küt attığını
hissediyorum. Belki sırf bu yüzden yazıyorum.
Yazmıyorum da sanki sana dokunuyorum. Sanki kâğıdı
katlamıyor, sana sarılıyorum. Mektubu saklamıyorum da
sanki seni unutmaya çalışıyorum.

Hayır, okumayacaksın. Okumayacaksın çünkü
göndermeyeceğim. Göndermeyeceğim, çünkü adresin yok.
Belki postacıya tarif etsem bulur seni. Ama önce beni
çok iyi tanıması gerek. Benim de onu. Tanıması yetmez
anlaması da şart. Benim de onu. Benim için senin ne
anlam ifade ettiğini iyi bellemesi gerek. Bellemeli ki
seni bulabilsin. Bellemeli ki seni bulmak ayaklarını
yormasın, aklını usandırmasın. Ama göndermeyeceğim bu
mektubu. Okumayacaksın.

Bu mektubu göndermeyeceğim. Çünkü sahibini bilmiyorum.
Seni seviyorum ama kimsin bilmiyorum. Ne yüzünün
şekli, ne sesinin tonu, ne oturduğun evin manzarası.
Hangi vurguyla çıkar ağzından sevgin ve öfken? Hangi
renkleri seversin? Yemek önüne gelince elin gayri
ihtiyari tuzluğa gider mi? Bulmaca çözerken en çok
hangi soruda takılırsın? Büyüyünce ne olacağını
söylemiştin küçükken? Telefon gelince koşar mısın?
Mektup alınca ne hissedersin? Seni korkutan bir kapı
zilinin sebebi olmak istemem.

Hayır göndermeyeceğim. Bu mektubu okumayacaksın.
Çünkü ben ne istediğini bilmeyen biriyim. Ayaklarım
yere sağlam basmaz asla. Kararlılıklarım yoktur, asla
ama asla diyeceğim prensiplerim de. Kalabalıklar
içerisinde kolay seçilmem. Kütüphanelerin en dikkat
çekmez kitabıyımdır. Bazen öyle korkak, bazen öyle
sıradan, bazen öyle ufak tefeğimdir ki...
farkedemezsin beni.

Bu mektubu göndermeyeceğim. Çünkü ben yokum.

Göndermeyeceğim... Çünkü sen de yoksun!

arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
4 Ağustos 2006       Mesaj #94
arwen - avatarı
Ziyaretçi
YİNE SEN


YİNE SENİNLEYİM BAKALIM SONUMUZ NE OLACAK? BELKİDE GELDİ HERGEÇEN AY BİR KAT DAHA TUTULUYORUM SANA. NİÇİN BÖYLEYİM, BİR YOLDA SONU OLMAYAN BİR YOLDA SAĞA SOLA SAPMADAN İLERLİYORUM. DİKENLİ, YORUCU,DÜŞÜNDÜRÜCÜ AMA SEVGİYİ ÖĞRETEN BİR YOL.

YAŞAMIMA GİRELİ BAYA BİR ZAMAN OLDUN. HEP SEN ,HEP SEN..SENİNLEYKEN ÖYLE MUTLUYUM Kİ AYRILIRKEN İÇİM KAN AĞLIYOR. SANA TERS DAVRANIYORUM SVGİMİ BELLİ ETMİYORUM İTİRAF ETMEKTEN ÇEKİNİYORUM AMA SENİNLE ÇOK ÇOK MUTLUYUM. HER BERABERLİĞİMİZİN ARDINDA BİR AYRILIK NİYE BÖYLE NEDEN? TÜM SEVGİMİ SANA GÖSTERMEKTEN KORKUYORUM. ÇEVREME SENİNLE İLGİLENMEDİĞİMİ GÖSTERİYORUM ONLARDA ÖYLE SANIYORLAR. HEM KENDİMİ, HEM SENİ, HEM ÇEVREMİ ALDATIYORUM. SENİ İÇTEN DÜŞÜNÜYORUM. ÖZELLİKLE GECELERİ YEMİN EDERİM YATAĞA UZANDIĞIMDA DUADAN SONRA İLK AKLIMA GELEN ŞEY SENSİN. DUALARIMDA BİLE SENİNLE OLMAK İÇİN YALVARIŞLAR, GÖZYAŞLARI VAR. İŞTE BUNU HİÇ KİMSE SEN BİLE BİLMİYORSUN. HERKES SENİ NE DENLİ SEVDİĞİMİ DÜŞÜNMEKTEN ÇILDIRACAK OLDUĞUMU BİLMİYORLAR, ORTAK OLAMIYORLAR BUDA BENİ MAHVEDİYOR. ŞUNU ANLADIM Kİ HİÇ BİR ZAMAN BERABER OLAMAYIZ. ARAMIZDA O KADAR ENGEL VAR Kİ . İLKİ SENİN SEVGİNİN VAR OLUP OLMADIĞI. ARADAN BİRAZ ZAMAN GEÇİNCE YİNE BERABER OLUYORUZ. HEP BU UMUTLA YAŞIYORUM. EVLENDİĞİM GÜN NİKAH MASASINDA EMİNİMKİ AĞLAYACAĞIM. AİLEMDEN AYRILDIĞIM İÇİN DEĞİL, MUTLULUKTAN DA DEĞİL . SADECE VE SADECE SENİNLE YAŞADIĞIMIZ GÜZEL ANILARI BİR DAHA YAŞAYAMICAĞIMIZ İÇİN, BÜTÜN GÜZEL ŞEYLERİ SİLEN KAHROLASI İMZA İÇİN AĞLAYACAĞIM. SENİN HER YERİN İÇİMDE BAMBAŞKA OLACAK. HER ZAMAN AKLIMDA, KALBİMDE, YÜREĞİMDE OLACAKSIN. BANA İLK DOKUNUŞUN AKLIMA GELECEK.
SENDEN BAŞKASINI SEVMEK İSTİYORUM, ZORLUYORUM KENDİMİ YİNE OLMUYOR. SEN BİR TANEMSİN, YERİNİ KİMSE DOLDURAMAZ. İNAN Kİ SENİ ÇOK SEVİYORUM. KENDİ CANIMDAN FAZLA BİR DEĞER TAŞIYORSUN, ÇOK YOĞUN HİSLERİM VAR. BUNLARI BELLİ ETMEMELİYİM, NASIL OLSA YİNE KAYBEDECEĞİM SENİ. HEP DERLER "ÖTEKİ DÜNYADA İNSAN SEVDİĞİYLE BERABER OLACAKMIŞ" BU SÖZE BİR İNANABİLSEM ŞİMDİDEN ÖLÜP AHİRET KAPISINDA SENİ BEKLEMEYE HAZIRIM. YANINDA OLMAK, KOLARININ ARASINDA UYUMAK HİSSETMEK İSTİYORUM SENİ. DERDİMİ ANLATSAM, SENİ ANLATSAM SAYFALAR YETMEZ. SANA OLAN BU BÜYÜK SEVGİM İSE HİÇ BİTMEZ. ŞUNU ANLADIM Kİ HİÇ KİMSE SENİN YERİNE GELEMEZ. KİMSEYİ BU DENLİ SEVEMEM.HAYATTA İHANET ETMEYECEĞİM VE SATAMAYACAĞIMTEK ŞEY SENİN SEVGİNDİR.


ARWEN

Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
4 Ağustos 2006       Mesaj #95
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Selam...
Önce şunu söylemeliyim, benimle etkileşiminde asla bildik kalıpların baskısını hissetme... Ne kadar zor da olsa, bireysel ve bütünsel potansiyelimizi şekillendiren, sıradanlaştıran genel-geçer bilince rağmen, herşeye inat kendim gibi olmaya niyetliyim.... Ben herkesi birleştiren özle ilgileniyorum, şekil ve formla değil. Ve özde öylesine yakınız ki, şimdi bizi ayıran farklılıklar o noktada eriyip yokoluyor tamamen...
Sunu unutma canım, asla başka birinin yolu, yöntemi seninkiyle birebir örtüşemez. Farklı deneyimlerin bilgisi sana kendi yolunu bulmada yardımcı olabilir ancak. Sen belli bir farkındalık içinde yaşadıkca yasam planını farketmeye başlayacaksın. Ve zamanla, özgün yaşam planına uygun deneyimleri nasıl kendine çektiğini daha net farkedeceksin.
Bilhassa acı veren deneyimlere dikkat et, sadece sana özel bir mesaj içeriyordur her biri ve sana bir şeyleri daha halledemediğinin sinyalini taşır... Ve ne "acı" ki, sen o dersi aşana kadar gitgide daha zorlayan benzer olaylar içinde bulursun kendini.
Benim düşünceme göre, kişinin yolu ve yolculuğu, salt duyduklarını veya okuduklarını zihninde çözümlemeye çalışmasıyla değil, ama kendi yaşamında aktif bir rol almasıyla belirginleşir. Fiziksel yaşama uyum sağlamak için belli ölçüde düşünce zincirimizi kurmaya ve beslemeye mecburuz, kabul, ama bence ruhsal gelişimimizin yolu hissetmekten geçer. Lütfen etkileştiğin herşeyi, ama tüm hücrelerinle, hissederek yaşamayı seç. Aslında tüm büyük öğretiler sadece ve sadece bu mucizeyi içselleştirmemizin yollarını gösterir bize. Hepsi gerçeği farklı kelimelerle dillendirir, ama sen sevgiyi yaşamına kattığın oranda o gerçeği sözsüz, sessiz yaşarsın zaten.
Bu noktada sana önerim sadece şu olabilir, bir şeyleri değiştirmeye çalışma, doğal akışı içinde olaylara olabildiğince doğal olarak katıl. Zamanı geldiğinde terketmen gereken şeyler zaten yaşamından uzaklaşacaktır. Hazır olmadığın bir noktada belli bir değişime zorlarsan kendini, içsel dengeni kurmaya çalışırken daha da bozarsın, n'olur yapma bunu...
Sevgimle...
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
5 Ağustos 2006       Mesaj #96
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
İkili Bir Yalnızlığın Anlaşılmaz Çığlığı'

Suskunuz' hem de çığlık çığlığa bir suskunluk

Evet ama bu konuşacak bir şey olmadığından değil.. Konuşmaya çalıştığımız şeylerin bizi alıştığımız yalnızlığımızdan uzaklaştırması aslında korktuğumuz'

İkimizde cesaret edemiyoruz

Öylesine alışmışız ki içimizde büyüttüğümüz yalnızlığımıza

Seviyoruz onu

Bekli de

Yaşandığında yok olacağı korkusu

Bizi tereddütte düşüren

Kaybetmekten korkacağımız

bize ait bir şey oluşturma kaygısı'

Sen
Yapamadığın hamlenin,

Hayatın boyu inanmak istediğin değerlere sahip gibi gördüğün düzeni yok etme girişiminden Başka bir şey olmayacağını düşündün hep'

Ben ise yılların verdiği bir alışkanlık çerçevesi içinde var ettiğim varlığa daha fazla acı vermemek için tek yıkım çalışmasından sonra, susmayı tercih ettim'

İçimden çığlık atarak susuyorum'

Susuyorum'

İçimde o kadar güzelsin ki'

Sana susuyorum '

Demiştim ya yüreğim susmayı öğreniyor.. Aslı yok .. Sevdiğini anladığında içinde duyduğun çığlığın yankısı hiç bitmiyor' O hiç susmayacak' Her gün, her saat bana haykıracak, bağıracak , parçalayacak içimi,benimse yüzümde o gülümsemem yer edinecek tekrar' ona her şey yolundaymış gülücüğü atmaya devam edeceğim'

Sadece bundan sonra kimse onun sesini duymayacak ve bundan sonra kimse, onun tarafından sevildiğini öğrenemeyecek'

Her soğuk üşütemediği gibi ,her ateş de ısıtamazmış insanı 'üşüyorum'alev alev üşüyorum'hani saatlerce sessiz,tek kelime etmeden sana bakışlarım var ya gözlerinde beni ısıtacak olan anlamları yakalamaya çalışma çabamdan başka bir şey değil'

Ve her yakaladığımda kaybettiğimi hissetmemden öteye gitmeyen bekleyişler'

Ve her kaybettiğimde yeniden yakalama çabam'
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
5 Ağustos 2006       Mesaj #97
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Yâre Mektup

Bu satırları sana, hasretinin uykuları haram ettigi bir geceden yazıyorum. Sesine, sözüne hasret, yüzüne hasret gönlümle başlıyorum mektubuma...

Seni o ilk gördügümde bir ateş düşmüştü gönlüme sanki, sol yanımda başlayan sevda yangını çok kısa zamanda sarmıştı bütün bedenimi. Önce söyleyemedim sevdamı anlatamadım çekindim utandım. Aşkının ateşi dilime vurunca dayanamadım ve kalbimin en derin yerinden SENİ SEVİYORUM dedim..İçim rahatlamıştı ama sen bir türlü umut vermeyince canım sızlıyordu, keşke bende saklı kalsaydı sevdam, keşke söylemeseydim.

Aslında sen haklıydın, ben düşüncesiz davranıyordum. Aramızda engeller aramızda daglar vardı bende bu dagları aşacak güç yoktu sendede beni bekleyecek sabır, yine imkansızdı aşk, yine beni bulmuştu kahır. Kaç kere senden vazgeçmeyi seni unutmayı denedim..Ama unutmak sevmek kadar kolay degilmiş bilemedim ne senden vazgeçebildim ne seni unutabildim..

Her gün seni bir kere görebilmek sesin duyabilmek için yollarını bekliyorum.Ama sen benden kaçıyorsun ben seni sevdim diye sitem ediyorsun farkındayım.Ama kalbimde sana karşı olan duyguları bir an hissetsen bana hak verirdin. Ben sensiz yapamıyorum.

Yine çenem düştü, sıktım canını biliyorum. Sende şunu bilki, benim çenemin düşmesinin, benim içimin yanmasının, benim gözlerimin yaş degil kan aglamasının, bir tek sebebi var oda sana olan sevdam...SENİ SEVİYORUM.

Mustafa Özoğlu
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
5 Ağustos 2006       Mesaj #98
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Aslında herkes yaşamdaki gerçek yerini, bu platformda bulunuşunun nedenini arıyor, ama maddenin ötesine bakamıyanlar için bu arayış sadece bir uç deneyimden diğerine sürülenmekten ibaret kalıyor...
Oysa her şeyi anlamlandıran, bize sunulmuş en büyük ödül olan sevgi -- ama bilindik, yıpranmış, yozlaşmış anlamıyla değil... Hepimizin özde bir olduğunu hissettirecek derecede sevgi potansiyelini yaşamında işlevselleştirebilen kişi, en sade olayda, en dertli ortamda bile mucizeyi algılayacaktır inan.
N'olur sevgiyi anlamaya ada kendini, yaşamı en doğal haliyle karşılayabilmenin anahtarı sevgide... n'olur sevgide bilgeleş...
İzin verirsen okumanı önerebileceğim pek çok kitap var, başta Halil Cibran'in eserleri, Krishnamurti "İçsel Özgürlük", Richard Bach "BİR" ve niceleri.
İnanıyorum ki, okudukça pek çok ince sorular belirecek sende...
Ve konuşuruz, paylaşmak istediğin soruların oldukça...
Sevgimle...
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
5 Ağustos 2006       Mesaj #99
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Tuzlu suda bekletilmiş aşk mektupları
Acı yok
Aşk sargılarını saklıyor bizden


Senden habersiz memleketim… Sana yabancılaştı bu sokaklar, üstüne bastığın bütün kaldırımları taşıdı, nisan yağmurları. Yüzüne tanıdık bir benzeşmeyle senden bahsederken, ihtiyar bir öykü içinde “nedenlerinden” uzağa düştü toprak… O kadar sık sorar oldum ki bu soruyu kendime

“Gözümü bir an’a kapalı bıraktığım... Beklemekten ağarmış bir sabah güneşimiydi?
Kalbe ilk doğan seherde yitirdiğimiz”

Adını koyamadığım cümleler biriktirdim sana… Susarak biriktirdim… Sabırla… Gidenler, kalanlar kadar sonsuz olmuyor.Vefadan arındığın bir sefadasın biliyorum. Gidenler kalanlar kadar umursamıyor ağrılı sabahları, tuzlu suda bekletilmiş aşk mektupları gibi… Kokmuyor ama bozguna uğruyor ilk tadı.

Bizim hikâyemiz yok. Bizim sonsuza sözümüz var… Keşkeye, olmayacak öyküler biriktirdik tekrar yaşamak için… Hele bir yaşlanalım hele bir sönsün ışıklar “ben anne olucam sen bir kutu eti pufla gelicen her akşam işten, bide geç kalmayacaksın babam gibi… Ben korkmayacağım gök gürültüsünden bir daha hiç…” sözümüz var…

Aynı mahallenin çocuklarıydık… Fatma nenenin bahçesinden çaldığımız iki inciri saymazsak belayı hep sen çağırırdın ve başımız dimdik, burnumuz havada ve hep yan yanaydık suçluluğu paylaşmada… İçte arsızlık vardı şımartılmış yalınlığıydık hayatın, yaramazdık, çeteleşirdi öfkemiz biriktikçe hatalar… Cezalar büyürken uslanır mıydık? Kümesin içine girip bütün tavukları kaçıran sendin caddeye… Biberi beraber gömerken aklıma söyleyecek hiçbir şey gelmiyordu “affet” demekten başka …”oda kümese saklanmasaydı” bahanesi yetmedi, içimizdeki pişmanlıkla ihbara yeltendik kendimizi… Gidip teslim olalım diyen bendim evet, ama babanın tokadı yeryüzü savaşları gibi patlarken yüzünde ansızın, senden çok ben acımıştım… Senden çok ben ağlamıştım, yüreğimde beş parmak izi kalmıştı… Sen benden utanıp, yüzüme bakmadan koşmuştun eve… Arkandan bakarken kendime bir tokatta ben atmıştım… Acımamıştı…

Yetimliği bitmeyen eksikliğimsin anılar içimde büyüdükçe yaşlanıyorum, yaşlandıkça özlüyorum özledikçe hatırlıyorum ve bilmiyorum… Hala canın yanıyor mu? Keşke bana verdiğin kolyeyi kümese atmasaydım diyemedim ki sana… Keşke deseydim keşke küsmeseydin…

“Yüze çizgiler düşer akla davetsiz konukluğu ölümün… Bir de bilmediklerimiz var bir de sakındıklarımız sevgiliden… Keşke son kez öpseydim sonra yine gitseydin”

Oysa gerisin geri adımlamak isterdim yeniden başlayabilsem, aynı hatalardan geçerdim sana varana kadar ve yine ağlardım gözbebeklerinde… Yine aldanırken saçmalardım yine umursamazdın, içimde yarattığın boşluğu “o sana ayrılmış bir imtiyaz çiçeği, o sana ayrılmış bir mezar yeri… Ne zaman istersen “gel” desem de… “gel” mesende… Biliyorum seneler sonra utanarak okuyacağım sana bunları… Ve sakındıklarım olacak, itirafa düşmeyecek dilimde, hep saklanacak içimde buse… En çok onu kıskanırdım… Çünkü iki gamzesi vardı sana benzeyen ve sen hep ondan bahsederken gözlerini kaçırırdın benden…

Elimi daha sıkı tut… “Senin yaşlılığın benim güzelliğimin tek şahidiydi” diyecek sevdalardan olalım. Her şey için henüz sadece çeyrek asır geçmiş derken ya da keşkeler içinde geç kalmış iki ihtiyar yüze bakarken gözlerimiz aklıma bir hatıra daha eklenirken… Sen yine ucundaki kırmızı yıldıza takılıp, çivi tutmayan duvara yapıştırmak zorunda kaldığımız aynadan bana bakıp bakıp söylen… Şişkosun de… Kaldırsaydın birazcık beni havaya o çiviyi çakardım diye sana dil çıkarırken ben…

“Yaradılış dekorum hep eksik kalacak “sensiz” biliyorum bir uyum içinde yükselmek yok arş’a… kolayına becermek yok adam olmayı”
Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
5 Ağustos 2006       Mesaj #100
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Dostum,
Doğu felsefesinde boşluk kavramı ne kadar vurgulanır, bilirsin... ve kişinin boşluğu deneyimleyimlemeye en yaklaştığı nokta sessizliği işitebildiği haldir bence...
Zen ustası öğrencisine "Çanın her vuruşu arasındaki sessizliği farket." der, çünkü sessizlik olmasa ses duyulamazdı asla.
Eğer kelimeler bulutlarsa, sessizliktir gökyüzü... Bulutlar binbir form tutar - her an değişim içinde - birleşir dağılırlar sürekli; bazıları ışığı perdelerken, bazıları süzer ince ince; kimi gülümserken mutluca, bir anda kararır ve ağlar yeryüzüne damla damla...
Ama gökyüzü hep aynı kalır, hep orada -- sinesinde taşırken bulutları, onların değişiminden etkilenmez, durur değışmeden... Gökyüzü, bulutlar için "mutlak" olandır, tıpkı kelimelerin kalabalığı için sessizlik neyse...
Halil Cibran der ki,
"Karşındakinin gerçeği
sana açıkladıklarında değil,
açıklayamadıklarındadır.
Bu yüzden onu anlamak istiyorsan,
söylediklerine değil,
söylemediklerine kulak ver."
Bu yüzden, ne zaman (ve eğer) olursa, sessizliğini de seveceğimi bil. Söylediklerinle ve söylemediklerinle, sesinle ve sessizliğinle, kabulümsün.
Sevgimle,

Benzer Konular

17 Haziran 2009 / _PaPiLLoN_ Taslak Konular
19 Haziran 2014 / By_Dark Cevaplanmış
16 Ağustos 2014 / Misafir5 Cevaplanmış
3 Şubat 2016 / Safi X-Sözlük
15 Eylül 2015 / Safi X-Sözlük