Arama

Çanakkale Şiirleri - Sayfa 6

Güncelleme: 18 Mart 2017 Gösterim: 49.181 Cevap: 57
MYDMR - avatarı
MYDMR
Ziyaretçi
21 Temmuz 2008       Mesaj #51
MYDMR - avatarı
Ziyaretçi
Hani asker ağlamaz diyorlardı
İşte ağlıyor
Sponsorlu Bağlantılar
Hani asker sevmez diyorlardı yarim aklımdan çıkmıyor
Hani asker ölmez diyorlardı baksa azrailin elinde ismim yazıyor.

Hani sevenler aylrılmaz diyorlardı
Baksana bir mektup bile gelmiyor
Hani asker unutulmaz diyorlardı soranım bile olmuyor
Hani asker ölmez diyorlardıbaksana azrailin elinde ismim yazıyor.

Hani asker özlemez diyorlardı
Baksana gözlerim seni arıyor
Hani asker sevmez diyorlardı
Yüreğim kan ağlıyor
Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 03:30
coskunarslan - avatarı
coskunarslan
Ziyaretçi
21 Ağustos 2008       Mesaj #52
coskunarslan - avatarı
Ziyaretçi
ÇANKKALE MAHŞERİNDE

Sponsorlu Bağlantılar
Çanakkale mahşerinde can pazarı kurulmuş
Toprağı şehitlerin kanlarıyla yoğrulmuş

İman en büyük silah vatan en sevgili yar
Bağrına taş bassın beklemesin analar

Eller duaya kalkmış bu son cuma namazı
Vatan onlardan razı onlar vatandan razı

En fedakar en cesur en büyük asker bizim
Sevinsin Türk evladı çünkü bu zafer bizim

Düşmanın hayalleri gömüldü kara suya
Hangi millet galip gelir böyle şanlı orduya

Anlasın bütün cihan Çanakkale geçilmez
Şühedanın kanına asla değer biçilmez.

COŞKUN ARSLAN
Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 03:30
Master Blue - avatarı
Master Blue
Ziyaretçi
9 Eylül 2008       Mesaj #53
Master Blue - avatarı
Ziyaretçi
İmgelere Vuruldu DüşlerimizBu suları kesilmiş gönül ırmağımda anılar benim yüzüme, senin yüreğine yansırdı sevgili Oysa ki, unutulan her ayna kirli, korkular düşlerle işbirliği edip, yerle bir ederdi bir şehri.
Biz ki, sevinçlerin peşindeyken yarasa sevdalarımızın pelerinleri örterdi sevdamızın üstünü
Ölümcül ateşlerin yandığı bu yerkürede bir buhur, bir tütsü kokusu bölerdi düğünlerimizi…

Bulut ağlamalarının çisentilerinde açılan her söz torbası bizim hikayemizi anlatmayacak müzmin bakışlım. Sevda sokaklarına sorgularımızı, sevgi sofralarına somunlarımızı ve aşkın rüyalarına da hülyalarımızı serdikçe biz, bu hayat bilmecesini hep soran olacağız. Hasretimizin sorguları terler gibi kaygan, avucumuzdaki büyü gibi gerçek, gözümüzdeki düğün gibi bu hayat pistinde çalgısız oyunlara duracağız.
İlk defa sözcüklere söz geçiremedim bu gece. Yüreğimin gurur taşlarını savuramadım göklere. Denizlere yalvardım, dağlardan yankımı geri dilendim, ormanlarda kendimi kaybettim. İlk defa bu gece gül bakışlım umutsuzluğuma yenildim ve ilk defa senin için ağladım. Öfkelerinin kalkansız hamlelerinde geçmişimin arenasına daldığında vahşi hayvanlarıma av olursun. Zaman labirentlerimin ağrılı kederlerini açarak kaybetme beni vahşi Orkide'm. Seni seven şu ozan yüreğimi kılıçlara, gürzlere tutarım ben.
Belki de gelgitlerine hiç yakalanmamalıydım senin. İki bölümlük bir sevdanın sığ sularında boğulmamalıydım. Diktikçe sökülen bu aşk gömleğini kırk bir yerinden yamamalıydım. Yittiğim gözlerinde isyan çıkarıp ülkeme dönmeliydim kürek kürek. Seni gecelerin suskun yalnızlıklarına sarıp, kıyamet tutkularımın çağlayanlarında yıkayıp, yağmur gözlü sevdalarımdan kıskanmamalıydım.
Arayışlarımın ve özlemlerimin kuluçkasında, kendimle kıyasıya yarıştığım bir ömür labirentinde, kulağıma söylenmiş masal sözcüklerinde gönlümün bordasına vuran bir yakamoz ışıltısıydın sen. Yüreğimin aynalarına vurduğun zaman geleceği düşler, ömrümün raylarından kayan bir trenin peşinden koşardım. Şiirlerimin hiç açılmamış kozalarında güzelliğini saklar, uğruna geceleri dişlediğim bu ömür hapishanesinde gölgem düşerdi susuz göllere.
İmgelere vurulunca düşlerimiz, eserdi rüzgarımız sessiz. Bu suları kesilmiş gönül ırmağımda anılar benim yüzüme, senin yüreğine yansırdı sevgili. Oysa ki, unutulan her ayna kirli, korkular alıp yerle bir ederdi bir şehri. Sen şimdi neye dokunsan kan, neremi ziftlesen yıkayamaz beni hiçbir deniz. Say ki, kan yağar gökyüzünden, say ki sözün gemisi yürümez bu yerküreden. Sorularına yanıt ararken sen, soran bendim masalsı düşlerini. Şiirlerin kanatlarıyla buralara geldik işte, onun yelpazeleriyle serinleyeceğiz gölgesiz çöllerde.
Bu kan kuyusu şehirde bir utanç gibi duran geçmişimizle, ne zaman elimizden alınacak bilmiyorum ziynetlerimiz. Yüreğim Toros bakarken sözcüklerim bir ırmakta boğulacak gibi küçücük otlara tutunmakta. Oysa, yosun ülkemin derinliklerinin en uzağına ben atardım taşları. En yakınıma düşürmek için yüreğini, var gücünle asılırdın kürek kemiklerine. Bedenindeki ağrıları hissetmek için gündönümünü bekler, göğüs kafesindeki acılara anlamlar arardın.
Delik yelkenlilerimize rüzgar umarken, yaşamı ateşe verirdik biz sevgili. Kokusuz fışkıran yaban çiçeklerinin küskün bakışlarında sevince ağıt katardık sürgün ceplerimizden. Hangi sözcüğü çağırsam evrenden gözlerini diler, hangi yüreğe diz çöksem öpüşlerini arardım. Sıcak tutardı ellerin, menekşeleri anımsatırdın, gül öperdi dudakların yemyeşil bahçelere sığmaz, çağlardım, gecelerin zıpkın dönüşlerinde bir yangın sarardı bedenimi, kokun dolardı içime, ağlardım.
Biz ki, unutulmaz sevinçlerin peşinde koşarken yarasa sevdalarımızın pelerinleri örterdi sevdamızın üstünü. Ölümcül ateşlerin yandığı bu yerkürede bir buhur, bir tütsü kokusu düğünlerimizi bölerdi. Tarihin çöplüklerini karıştırdıkça birbirimize küser, dörtnala bizden uzaklaşan yılkı atlarını kovalardık sessiz yolculuklarımızla. Oysa, minnet sözcüklerinin sorgularında her sabah başka bir adam uyanırdı uykularından. Saatlerin turunu tamamladığı yemyeşil bahçelerde sana koşar, mağaraların kapaklarını açarak salardı yüreğine kanat açacak aşk güvercinlerini.
Göğsünde büyümeyi dileyen bir çocuk say sevdalım bundan böyle beni. Acıyı arayan, acının eteklerine tutunmayı seven bir sevdalı bil beni. Düşünerek unuttuğumuz günler adına özleyelim birbirimizi. Sonsuza dek yansın yüreğimizde evrenin göz kırpan sözcük fenerleri. Seni özlediğimde, seni yüreğime dilediğimde deşeyim yeryüzünün tüm gömütlerini. Kirlenmiş sularımızı arıtayım, çocukluğumun düşlerinde seninle oyunlara dalayım. Gölgesinde oturduğun, yapraklarından fal tuttuğun, aşklarını didikleyip durduğun bu yaşlı çınar ağacının senden tek dileği bu işte.Selahattin Yetgin
Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 03:31
Intersect - avatarı
Intersect
VIP catfood
3 Mayıs 2012       Mesaj #54
Intersect - avatarı
VIP catfood
Türkün geçit vermez kalesidir Çanakkale

Bir destanın adıdır Çanakkale
Ateşle imtihandır Çanakkale
Tarihte destandır Çanakkale
Düşmana mezardır Çanakkale

Türkün şerefidir bu Çanakkale
Kurşunların sevdası Çanakkale
Ateşe karşı imandır Çanakkale
Haçlıya ölümdür bu Çanakkale

Şehitlere mezardır Çanakkale
Yamyamlara derstir Çanakkale
Canavarlara derstir Çanakkale
En büyük destandır Çanakkale

Kınalı kuzuların yattığı yer Çanakkale
Seyit onbaşıların güçüdür Çanakkale
Yahya çavuşların savaşıdır Çanakkale
Türkün kaderini yazıldığı yer Çanakkale


Düşmana yol vermeyen sudur Çanakkale
Çelikten kaleyi yutan yerdir Çanakkale
Haçlıya tarihi büyük derstir Çanakkale
Türkün geçit vermez kalesidir Çanakkale

Halil ÇOLAK 17.03.2010
ANKARA

Halil Çolak
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 2 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 03:31
...ve parayı yarattılar, tanrıya alternatif.
ORHAN AFACAN - avatarı
ORHAN AFACAN
Ziyaretçi
27 Mart 2013       Mesaj #55
ORHAN AFACAN - avatarı
Ziyaretçi
ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA ...

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA tarihi zafer gelir.
Her metre kare başına düşen şehit bir nefer gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA aynalı çarşı gelir
Vatan sevgisi, iman, azim dünyaya karşı gelir

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA hüzünle, çarık gelir.
Yata bildiğinde başa yastık, acıkınca azık gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA dostuma ibret gelir-
Yaralanmış olan can düşmanıma merhamet gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA birlik, bütünlük gelir-
Ancak İnsani değerlerle insana üstünlük gelir

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA ikiz mermiler gelir.
Kavuşamayan sevgililer, yarım sevgiler gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA Seyit onbaşı gelir.
İki yüz yetmiş altı kiloluk mermi atışı gelir. -

Boğazdan İstanbul’a düşmanın geçiş işareti gelir–
Seyidin gözü önüne vatanında esareti gelir--

‘’La havla’’ deyince Seyidin gücü, cesareti gelir
Mermi ağırlığından vücuttan kemik sesleri gelir

Ne özel yetiştirilmiş sporcu, ne de halterci Seyit.
Bu milletin, bu vatanın kaderini kaldıran yiğit

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA roma çivileri gelir-
Roma çivileri, son model mayından ileri gelir.

Roma çivileri halen öyle passız, halen öyle küfsüz
Roma çivileri atan kadar zalim, atan kadar yüzsüz.
ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA deniz feneri gelir.
Nusret mayın gemisinin rolü, hüneri gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA nifak, tefrika gelir.
Böl, parçala, yönet adına bin bir entrika gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA her çakıl kabir gelir
Uzak vatanların evlatları, bize misafir gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA----mürekkebi kan gelir.
Kalem olan bedenlerle, ruha yazılan destan gelir

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA binlerce olay gelir,,
‘’Yere düşmeyen sancak ‘’,elli yedinci alay gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA bu savaş niçin gelir.
Mehmetçiğe vatanı, tevhidi koruma için gelir


ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA dostum, düşmanım gelir.
Damarımdaki kanım, irfanım, Kur’an'ım gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA gün 18 Mart gelir
Vatan, bayrak, din için ‘’şehitlik’ ’kayıtsız şart gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA komşu siperler gelir.
Savaşın dışında, siperden sipere sevgiler gelir

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA Hücum borusu gelir..
Ardından da İsrafil’in kıyamet duyurusu gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA Mehmet kokusu gelir.
Hücumdaki askerlerin tekbirli uğultusu gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA tabyalar, koylar gelir.
Bu saldırının hakkından ancak akıncı soylar gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA yetiş nidası gelir
Türk görünce düşman aklına Gelibolu adası gelir-

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA cephede Muhammed gelir.
Hadisiyle birlikte, ayetlerdeki şahadet gelir.—

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA gıyabi namaz gelir.
‘’Er kişi niyetine ‘’kendine Hakk’a son niyaz gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA sancaklı ağaç gelir.
Kökü, dalı, budağı, yaprağı, çöpü bana taç gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA çarıkla potin gelir.
Hilale /çarığa, potin’den/haç’tan tarihi kin gelir..

ÇANAKKALE DENİNC AKLIMA Ejdad tokadı gelir.
Düşmanın anlamsız gör inadı, Pişkin suratı gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA Kâbe’yi tavaf gelir.
Akan her damla kana ilahi aşk, ilahi af gelir.

ÇANAKKALE DEYİNCE AKLIMA sözün bitişi gelir.
Kayıp olan Mehmetlerin mahşere gidişi gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA hep yedi bölgem gelir.
Demokrasi, cumhuriyet, çağdaş, eşitlik ilkem gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA Mustafa Kemal gelir.
Günüme, yarınıma, İstiklalime istiklal gelir.

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA tek ruh, tek vücut gelir.
Edirne’den, Kars’a, Hakkâri’ye çizilen hudut gelir

ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA ilk Mehmet Akif gelir
Şiirinin yanında, Orhan şiirin çok hafif gelir...

ORHAN AFACAN
Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 03:32
ROSE - avatarı
ROSE
Ziyaretçi
1 Nisan 2013       Mesaj #56
ROSE - avatarı
Ziyaretçi
Çanakkale

Bulutlar sarmıştı her yanı,
Kapkara bir geceydi,
Yağmur,bardaktan boşalırcasına,
Sağnak gibi yağıyordu,
Yedi düvelin gemilerinden yükselen,
Top,tüfek sesleri,
Her yanı inletiyordu,
Mustafa Kemalin askerleri,
Aslanlar gibi dövüşüyordu,
Ve Çanakkale kahramanca,
Düşmana selam veriyordu,

Kükrüyordu tepeden,
Mustafa Kemal,
Vatanıma ayak basacaksa düşman,
Yaşamanın ne gereği var,
En son nefer ölünceye kadar,
Dövüşeceksiniz aslanlar,
Görecek bütün dünya,
Ne aslanlar doğururmuş,
Emineler,Hatçeler,Ayşeler,Fatmalar.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 17 Kasım 2016 03:32
_AERYU_ - avatarı
_AERYU_
Ziyaretçi
1 Ağustos 2013       Mesaj #57
_AERYU_ - avatarı
Ziyaretçi
Çanakkale

Gün geçmiş,yıl geçmiş ne yazar.
Her karış torağında bin,şehit bir mezar.
Yeryüzünde yaşadıkça,tek dişi canavar.
Türk milleti aynı destanı yine yazar.

Sen rahat uyu ey şanlı şehit.
Gölgesinde gölgelen al bayrağın.
Hangi kem göz sana edebilir nazar.
Türk milleti aynı destanı yine yazar.

Yedi cihana yeter yazdığın destan.
Gök kubbe ay,yıldız sana verir selam.
Çanakkaleyi düşmana yaptınya mezar.
Türk milleti aynı destanı yine yazar.

Dünya döndükçe Çanakkale yine geçilmez.
Kanınla suladın toprağı hangi canlı seni bilmez.
Sen yazdın cihana şanlı tarihi artık kim bozar.
Türk milleti aynı destanı yine yazar.

Şefik Aydemir

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
18 Mart 2017       Mesaj #58
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Çanakkale Öfkeli – Orhan Afacan

Öfken neden Mehmede neden ey Çanakkale.?
Gelde bir yüzleşelim, gelde şöyle seninle.

Çanakkale bir şeyler ama neler oluyor.?..
Havanda halen barut, duman, ecel kokuyor.
Savaş biteli seneler, seneler oluyor.
Toprağın kızgın bir kül, her taşın, topacın kor.

Yığın, yığın baksana yerlerde türlü kovan.
Mehmetçiğe oldun adeta büyük bir havan…
Kollar, başlar, ayaklar, bedenler geldi, ezdin
Çanakkale Mehmet’ten niye bu kadar bezdin.?

Bomba, mermi yağarken Mehmetçiğin üstüne
Hep geçmek istedi hücumun en önüne.
Ah. Çanakkale bilsen nasıl bir KÖRBELA..
Bir tarafta ihanet, bir tarafta istila..

Emanetti azınlık, dini bildik yakınlık..
Zaten biri kâfirdir. Ya öbürü.? Münafık.
İnsan üç türlüdür KÂFİR, MÜSLÜMAN, MÜNAFIK.
En tehlikelisi KENDİNİ İNANMIŞ SANIK

Sanmam yatsın, yatamaz. Uykuları kâbustur
Bu topraklar, bu dünya ona açık mah****ur.
İşgalcinin beynine gökleri indiririm
İhaneti, ihaneti zor, zor sindiririm

Bağlanmak istenilen el, ayak, ihanetle.
Geçilecek kolayca boğazlar böylelikle.
Grup olursa olsun Dindaş, itilaf, müttefik.
Göz, gez, arpacık, tetik; işte hedef MEHMETCİK…

Hep böyle olmadı mı Uhut ta, Bedirde..
Baba bir yerde, oğlu, kardeşi bir yerde…
Harekâta geçtiler Kâbe’ye doğru filler.
Boğazlarda durdurdu bu sefer ebabiller…

Ezanlar okunuyor, okunacak KÂBE’DE.
Müezzinlere kürsü Fatih,,Çanakkale’de

Çocukluk çağında, ter deymeden yanağına
Çağlayı verdi kanı, kalenin çanağına
Bedeninde mermiler döndü gül yaprağına..
Gül bahçesi ölüm, diken battı parmağına

Bacak yaptı tüfeği, kopan bacak yerine
Öyle bir işledi ki bu düşmanın içine
Yağdırdılar mermi Gözcü Baba Tepesine
Üç bin düşman; Yahya Çavuş ve seksen erine

Denizaltı aşamadı Vanlı İsmail’i..
Yıktı kendi torpidosu düşmanda hayâlı

Korku başladı bir ara bizim tarafta.
O ne? Bir Alman komutan emde en ön safta
Korunan onun vatanı, bayrağı dinimi.?
Kime teslim etmişler kahraman Mehmedi’mi..

Onlara amaç; bizim için büyük bir hata.
Beyin, ruh, asil kan Anafarta, ihtiyatta

Ölmeyi emrediyorum !. Emri SARI KURT’TAN.
Ölüm için yükseldi tekbirler bütün yurt’tan
Bu çağlayan önünde nasıl ,nasıl durulur..?
İnandın mı bir kere VATAN ELBET KURTULUR.

Hasta adam dediler,can almaya geldiler..
Vatan için dirilmeyi, şahlanmayı öğrendiler.

Yok’mu beynimizdeki yabancı hayranlığı
Söndürür içimizdeki kahramanlığı…

Medeniyet deriz tek dişi kalmış canavar..
Cesurca tek dişinden başka yere bakmayız.
Canavarın yüzü gözü, tırnaklı pençesi var
Nasıl canavardır bilmeyiz, tanımayız.
Fakat bizi boğmak için her an bir gerekçesi var.

Ne silahlar, ne güçler, ne hileler denendi.
Türk insanlığı, gücü; böyle savaşı yendi.
Şehit,gazi edildim, olmadım asla uşak..
Fakat gitti geleceğim olacak bir kuşak

Yedi ülke değilde, yetmiş ülke olsa ne.
Bir Seyyid onbaşı yeter, artar yetmişine

Düşmanda olsa insan, bir ana kuzusuydu
Bir haber göndermek anneye, son arzusuydu
Ama nasıl olacak, anne çok uzağında
Tek şansı vardı Mehmetçiğin kucağında.

Her biri ayrı destan, farklı fraklı kahraman
Onları hep yücelten kalplerinde ki iman
Ne zaman hazırladılarsa ırkıma bir son..
Hep yeni bir çıkış, hep yepyeni bir ERGENEKON

Bir Yolcuya – Necmettin Halil Onan

Dur yolcu! bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
Gördüğün bu tümsek, Anadolu’nda
İstiklal uğrunda, namus yolunda
Can veren Mehmet’in yattığı yerdir.

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğduğu sele
Mübarek kanının akıttığı yerdir.

Düşün ki, haşr olan kan, kemik eti
Yaptığı bu tümsek, amansız çetin
Bir harbin sonunda bütün milletin
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

Çanakkale Geçilmez

Türk’ün başı diktir,asla öne eğilmez.
İmanı kavidir,bileği hiç bükülmez.
Dünya tarihine kazılmıştır,silinmez.
Mehmetçikler ölümsüzdür,
“Çanakkale Geçilmez”

Yüce bir onurdur Çanakkale’li olmak.
Şehitlere rahmet, Mukaddestir bu toprak.
Güzel doğasında, tertemiz havasında,
Mutluluk kıvançtır, nefes alıp yaşamak.

Gökyüzünden gece ve gündüz rahmet yağar.
Düşman barınamaz, efsunludur bu diyar.
Berrak, kıpır kıpır boğazın suları,
Zafer türküleri söyler esen rüzgar.

Seherde Ezan sesi, susuz ruhlara kaynak;
Akşamın grup rengi, denizde bayrak bayrak.
Dünya tarihine kazılmıştır silinmez,
Mehmetçikler ölümsüzdür,
“Çanakkale Geçilmez”

Çanakkale Destanı – Fahri Ersavaş

Yıl 1915
18’indeyiz Martın.
Kendine gel biraz!
Pek tekin değildi Çanakkale’nin suyu,
Geçilmez bu boğaz…
Geçilmez bu boğaz…
Bizi
Ne topun yıldırır,
Ne kurşunun.
Çünkü artık
Başladı cengimiz.
Er meydanında bulunmaz dengimiz…
Sen misin Mustafa Kemal’im ileri diyen?
İşte fırladık siperden.
Sırtına yüklenmiş kahraman
Seyit 276 kiloluk mermiyi,
Koşuyor bataryasına ateşler içinden.
Bu mermi denizlere gömecek Elizabet’i Buvet’i…
Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor,
Denizler yanıyor,
Dağlar yanıyor.
Zafer bizimdir artık
Düşman zırhlıları batıyor…
Türk’üm,
Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere.
Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz.
Kimimiz gazi.
Hiç değişmez bu yazı.
Dünyada her yer geçilir belki
Lakin geçilmez Çanakkale Boğazı..

Çanakkale – Faruk Nafiz Çamlıbel

Övün, ey Çanakkale, cihan durdukça övün!
Ömründe göstermedin bin düşmana bir düğün.
Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün,
Başına yüz milletin üşüştüğü yersin.

Nice tüysüz yiğitler yılmadı cenk devinden,
Koştu senin koynuna çıkar çıkmaz evinden.
Sen onların açtığı bayrağı alevinden,
Kaç bayrağın tutuşup yere düştüğü yersin!

Sen savaşa girince mızrakla, okla, yayla,
Karşına çıktı düşman çelikten bir alayla.
Sen topun donanmayla, tüfeğin bataryayla,
Neferin ordularla boy ölçüştüğü yersin.

Bir destana benziyor senin bugünkü halin.
Okurken duyuyorum sesini ihtilalin.
Övün, ey Çanakkale ki sen Mustafa Kemal’in
Yüz milletle yüz yüze ilk görüştüğü yersin!

Tarihsin Çanakkale – Sadettin Aydoğdu

Mavi sularına bir baktım, sanki tarih dalgalanıyor,
Şöyle etrafına bir bak, her yerde Mehmetçik yatıyor.
Gelibolu’da her akşam
güneş hüzünle batıyor,
Türk’ün kara bahtına bu yerler ışık tutuyor.
Mehmetler, Mustafalar, Yahyalar! Ölümsüzsünüz.
Siz Türk milletinin kalbine gömüldünüz.
Adınızla tarih yazıldı bütün sayfalara,
Bu kitabın her sayfasında sizler övüldünüz
Kalemle yurdumuzu elimizden aldılar,
Çanakkale’m, seni mekan tutacaklarını sandılar.
İnançsız gafiller kaba kuvvetlerine kandılar,
Mehmetçiğin inanç ateşiyle yandılar.
Mehmetçik, senin yerin ebediyyen boş kalmayacak.
Senin sayende bu vatan Türk’ün oldu. Türk’ün kalacak.
Senin kanınla yoğrulan bu kutsal topraklar,
Yemin ediyoruz, göz dikenlere mezar olacak

Zafer Türküsü – Faruk Nafiz Çamlıbel

Yaşamaz ölümü göze almayan,
Zafer, göz yummadan koşana gider.
Bayrağa kanının alı çalmayan,
Gözyaşı boşana boşana gider!

Kazanmak istersen sen de zaferi,
Gürleyen sesinle doldur gökleri,
Zafer dedikleri kahraman peri,
Susandan kaçar da coşana gider.

Bu yolda herkes bir, ey delikanlı,
Diriler şerefli, ölüler şanlı!
Yurt için dövüşen başı dumanlı,
Her zaman bu şandan, o şana gider.

Çanakkale Şehitlerine – Kadir Kaya – Ödüllü şiir.

Şahittir boğazın iki yakası,
Cihandan hesabı sordu Mehmetçik.
Sırla dolu, binbir ibret vakası,
Kanıyla,canıyla vardı Mehmetçik.

Gelenler İstanbul düşüyle gezer,
Nusretim, demirkap mayını dizer,
Zırhlı gemileri parçalar, ezer,
Zalimin aczini gördü Mehmetçik.

Toplar, ölüm saçan gülleler atar,
Şehit gençler, koyun koyuna yatar,
Etrafta Cennetin kokusu tüter,
Şehitlik düşüne erdi Mehmetçik.

Allah Allah diyen aşkı dillerde,
Süngü bellerinde, tüfek ellerde,
Can pazarında,can kalır yollarda,
İmanı yürekte kordu Mehmetçik.

Ayağını örten çul ile çaput,
Soğuktan korumaz yamalı kaput,
Mezarı siperi, gerekmez tabut,
Gül bahçesi gibi girdi Mehmetçik.

Onyedi yaşında yedek subaylar,
Hayatın baharı, selvidir boylar,
Bu günü bekledi seneler, aylar,
Sabırla, metanet serdi Mehmetçik.

Bir yudum umutdu yürekte atan,
Anafartalarda sevindi vatan,
İşte ön sezgili, cesur komutan,
Mustafa Kemalim derdi Mehmetçik.

Yarbay Nail, Teğmen Arif coşunca,
Binbaşım Mahmutla, Sabrim koşunca,
Askerimde mangal yürek taşınca,
İşgale geleni kırdı Mehmetçik.

Cesarete simge Hakkı Binbaşı,
Sırada Nazmiyle, Tahsin Yüzbaşı,
İsmi gizli kalmış nice adaşı,
Zulmün çemberini yardı Mehmetcik.

Tefekkürle oldu ruhun bakımı,
Sadakatin kalbe nurlu akımı,
Destan yazdı, Yahya Çavuş takımı,
Savaş alanında sırdı Mehmetçik.

Mangası şehitti, kalmadı asker,
Topun mermisini kaldırmak ister,
Allah’ım bu gücü Seyitte göster,
Düşmanı denizde vurdu Mehmetçik.

Şahlandı askerim değmesin nazar,
Gerçeği bilenler Almana kızar,
Kadir, bu savaşta zerreyi yazar,
Hepsini anlatmak zordu Mehmetçik.

Çanakkale Şehitlerine – Mehmet Akif Ersoy

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahud kafesi!
Eski Dünya, yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk:
Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela…
Hani, tauna da züldür bu rezil istila!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.
Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkam.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Huda’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmiyecek.
Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab…
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
‘Bu, taşındır’ diyerek Ka’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanı Salahaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın…Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber.

Çanakkale savaşı – Ali Osman
Atak

Gülmeyiniz ey düşmanlar,
Çanakkale geçilemez.
Bekler nice kahramanlar,
Çanakkale geçilemez.

Filo, filoya dayansa,
Yerler bomba ile yansa,
Siperler kana boyansa,
Çanakkale geçilemez.

On Sekiz Mart Zaferi’ni,
Herkes tanır Türk erini,
Ölür de vermez yerini,
Çanakkale geçilemez.

Türk’ün göğsü, Türk’ün kolu,
İman ile kuvvet dolu,
Aslan yurdu Gelibolu,
Çanakkale geçilemez.

Akan kanlar dönse sele,
Conkbayır’ı geçmez ele,
Dünya kopup gelse bile,
Çanakkale geçilemez.

Birçok milletin askeri,
Yenilerek kaçtı geri,
Anladılar Türk’ün yeri
Çanakkale geçilemez.

Çanakkale Marşı

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Anne ben gidiyorum düşmana karşı.

Çanakkale içinde sıra sıra selviler
Binbaşı oturmuş asker öğütler.

Çanakkale içinde bir kırık testi
Anneler babalar ümidi kesti

Arı burnundan çıktık yan basa basa
Düşmanlar kaçıyor, kan kusa kusa.

Şehitlerin Dilekçesi

Haydi, Ankara’ya gidiyoruz, Meclis’e baskına!
Haydin hepimiz beraber gidelim Allah aşkına.

Bizler şehitleriz, nöbetçiler bizi engellemez,
Vekil torunlarımız bizleri görmezden gelemez.

Biz dilekçemizi verelim onlara hep beraber,
Diyelim ki; şehit olan dedenden bu acı haber!

Dağlar gibi süper güçleri göğsümüzde erittik,
Silahımız cephanemiz yoktu ama, mücahittik.

Kanlarımızla yaktık “Anadolu Meş’alesi”ni?
Süngülerimizle çözmüştük biz “Şark Mes’elesi”ni?

“Siper ettik gövdemizi, durdu hayasızca akın”
Bu gün ilgisizlikten düştüğümüz hallere bakın.

Hatırlayın “Kanlarımızla kurtarmıştık tevhidi”
Nasıl unuttunuz, Çanakkale’deki mücahidi?

Nasıl methederdiniz, “Tarihe gömülsek sığmazdık”?
Bizi hatırlamıyorsunuz bile, yazık ki yazık!

Sizler gösterin gençlere buradaki ibretleri,
Tanısınlar Batı’yı da, açılsın basiretleri.

Ey vekil! “Onsekiz Mart” ta anmak yeter mi dedeni?
Görmez misin, çöp içinde kalmış dedenin bedeni?

İşgalci abideleri yüksek, mezarları temiz,
Zannedersin, onlar şehit olmuş da, işgalci biziz!

Bir abide diktiniz, kaidelerinde hep heykel,
Şehit kültüründe heykel var mı? Bulursan beri gel!

Mezarlarımız harap olmuş, tesisler hep yerle bir,
Çöplerle dolmuş tabyalar, girebilirsen gel de gir!

Gerçekleşmiş Akif’in dediği “İsteme benden makber”
Makberlerimiz yok, torunlarımız bizden bihaber.

Allah’a şükür, kavuştuk “Peygamber’in ağuşuna”.
Allah, Peygamber, ortaçağınmış; şuna bakın şuna!

Yüzbinlerce güneştik, batmıştık hep “Hilal” uğruna,
Hilale saldırılar dokunmuyor mu gururuna?

Durduk “Toprağın kara bağrında sıradağlar gibi.”
Haydi davranın, yüzümüze bakmayın ağlar gibi.

“Savaşmak değil ölmek”ti bizlere verilen emir.
Arkamızdan sizler geldiniz, emanet size devir.

İçinizde yok mu bizi anlayacak bir hevesli?
Biliriz temsil ettiğiniz nesil “Asımın nesli”!

Siz bırakın asilleri, vekiller geldi mi bize?
“Bakan” oldu mu içinizden acıklı halimize?

Dünkü gibi süper güçler bastırıyor, bakın hale,
Anlayın, cennet vatanın her tarafı Çanakkale…

Cihad ruhu yoksa, nasıl önlersiniz müstevliyi?
Hangi yüzle çağıracaksınız Bektaşı Veliyi?

Yeni Haçlı Seferlerini durduracak sizsiniz,
Hangi ruhla yapacaksınız bunu, söyler misiniz?

Akif anlatırdı bizi, O şimdi rahmetli oldu.
“Akif Müzesi” kurdunuz da içi toprak mı doldu?

Çok vaat duyduk, unuttu Çanakkale’yi her gelen,
Unutup da ihmal etmeye gelmez, şehittir deden.

Ey Hasanlar, Hüseyinler, Mehmetler, Yahya Çavuşlar!
Çanakkale’den havalanıp cennete uçan kuşlar,

Gelin, beraberce gidip anlatalım derdimizi,
İlgilenen çıkmaz mı, anlamazlar mı acep bizi?

Nihayet Meclis’e geldik, dilekçe sırası bizde.
Öbür tarafta görüşürüz, yakanız elimizde.

Kalkın şehitler! Meclis’teki vekilleri basalım,
İsteklerimiz olmazsa, vicdanlarından asalım!
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

14 Kasım 2016 / nünü Osmanlı İmparatorluğu
30 Eylül 2009 / Yavru_Aslan Taslak Konular
2 Ekim 2016 / HANDSOME Genel Mesajlar
25 Şubat 2012 / Ziyaretçi Soru-Cevap
19 Nisan 2010 / The Unique Eğitim Bilimleri