Arama

Köşe Yazısı ve Makaleler - Sayfa 22

Güncelleme: 5 Ağustos 2013 Gösterim: 194.017 Cevap: 212
KEMAHLI - avatarı
KEMAHLI
Ziyaretçi
9 Temmuz 2013       Mesaj #211
KEMAHLI - avatarı
Ziyaretçi
Tarihi Üç Karakter, Tarih Olan Üç Karakter

Sponsorlu Bağlantılar
Köşe Yazısı ve Makaleler
Oğuz GEREN
13 Şubat 2013, Çarşamba 01:52:25

TARİHİ ÜÇ KARAKTER, TARİH OLAN ÜÇ KARAKTER

Karakin Pastırmacıyan, Şerif Hüseyin ve Kral Faysal

KARAKİN PASTIRMACIYAN EFENDİ:
Etyranman ve Marie Pastırmacıyan'ın oğlu olan Karakin Efendi 9 Şubat 1873'de Erzurum'da dünyaya gelmiştir.

Erzurum'da Sansaryan Mektebini (Katolik misyonerlerin okuludur), Fransa'da Ziraat Mektebini, İtalya'da Cenova Üniversitesini bitirmiştir. Maden Mühendisi iken adaylığını koymuş ve 16 Kasım 1908'de 169 oy alarak Erzurum Mebusu seçilmiştir. 1912'de yine Erzurum Mebusu seçilmiştir. Bir ara Meclis-i Mebusan İdare Amirliğigörevinde de bulunmuştur. Ermeni Taşnak Komitesinin önde gelen şahsiyetlerindendi. Kilise için, "Ermeni Kilisesi Ermeni Milletinin kilise tarafından can verilen ruhunun yeniden dünyaya gelmek için yaşadığı vücuttur" dedi.

26 Ağustos 1896'da Pastırmacıyan liderliğindeki Taşnak Komitesine mensup 26 terörist çantalarında ve torbalarında bombalar ellerinde silahlarla İstanbul-Galata'daki Osmanlı Bankasını işgal ettiler. Asker, polis ve halkın üzerine bomba ve kurşun yağdırmaları Müslüman halkı ayağa kaldırdı.

İstanbul'da Ermenilerle Müslümanlar birbirine girdiler 120 asker öldü, 25 asker yaralandı. Sivillerden kaç kişinin öldüğü ise tam olarak belirlenememiştir.

Köşe Yazısı ve Makaleler

Pastırmacıyan, Kafkasya ve oradan da Erzurum'a gitmek isterken Batum'da Rus makamları tarafından tutuklanır ve İstanbul’daki Rus sefaretinin ve Rusya'daki Osmanlı Büyük Elçiliğinin etkili teşebbüsleri sonucunda serbest bırakılır.

1'nci Dünya Savaşı çıkınca Rusya'ya kaçtı ve orada başına topladığı Ermeni Komitecilerle Osmanlı'ya savaş açtı. Daha sonra Pastırmacıyan Tiflis’teki ermeni bürosuna yayınlattığı bildiride "Ermeniler dünyanın dört bir yanından gelip Rus saflarına katılıyor, Rus bayrağı İstanbul ve Çanakkale boğazlarında dalgalanacak gün gelecek Anadolu’da tek Türk kalmayacak" dedi.

Ruslar bölgede dört Ermeni taburu oluşturmuşlardı.

Bunların başında Dro, Keri, Amazasp ve Antranik adlı ermeni generaller vardı. Çete elemanları içinde Rus Ermenileri vardı. Rus Çarı 2'nci Nikolay Sibirya’ya sürgüne gönderdiği Ermenileri af edip Osmanlı topraklarına göndermişti.

800 kişilik ve 600 kişilik ermeni çeteleri vardı, hepsinin komutanlığını ise daha bir kaç yıl önce Meclis-i Mebusan'da görev yapan Mebus Karakin Pastırmacıyan yapıyordu. Kafkasya'da karşı cephelerde çarpıştığımızda yandaşları Pastırmacıyan'a "Armen Garo"(Ermeni Kahramanı) diyorlardı.

Pastırmacıyan kafkasya sınırında faaliyet halindeydi. Amerika'da yayınlanan ve Taşnakların fikirlerini propaganda eden Asparez gazetesi Pastırmacıyan'ın savaş meydanına gelmeden önce dini ayin yapıldığı sırada Terı ve Çehoile birlikte çektirdiği fotoğrafı yayınlamıştır.

1'nci Dünya Savaşında General Antranik ile beraber korkunç katliamlar yaptırmıştır.

Osmanlı Devleti ile Rusya arasında savaş başlamasından sonra Armen Garo adıyla tanınan Pastırmacıyan Tero ile Çeho tarafında silahlandırılmış bulunan Ermeni gönüllülerinin başında Osmanlı sınırına tecavüz etmiştir.

Beyazıt'ın Ruslar tarafından işgali sırasında yol üzerinde rastladığı bütün Müslümanları katletmiştir. Başına geçtiği Tero-Çeho komitesiyle Türklere en adi ve acımasız işkenceler yaptırmış ve toplu şekilde öldürtmüştür.

Ermeni komite şeflerinden Beyazıt'lı Süron ve Kargin ile birlikte 1200 kadar Ermeni'den oluşan bir çetenin başında Erzurum'da Müslümanların oturduğu köylere gittiler, cenin halindeki çocukları analarının karınlarından çıkarmak için hamile kadınların karınlarını deştiler, kadınların ırzına geçtiler geri kalanlarını da korkunç işkencelerden sonra öldürdüler.

Pastırmacıyan, Kafkasya ve Erzurum’u kan gölüne çevirmiş, Erzurum kavak mahallesinde tam bir vahşet yaşaniyordu. Osmanlı 3'ncü Ordusundaki bütün ermeni askerler Pastırmacıya’nın emrine girdi. Kısa bir müddet sonra Müslüman köylerini yakıp-yıkmaya ve ele geçirdiği masum insanları kılıçtan geçirmeye, mal ve eşyalarını yağma etmeye başladılar.

Rusya tarafına geçen ve Rus kuvvetlerinin öncüsü olarak geri dönen Pastırmacıyan liderliğindeki ermeni çeteleri Nisan 1915'de Van’ı işgal ettiler, Van'dan gelen haberlerin Türkler üzerindeki etkisi 1919'daki Yunanların İzmir’i işgaline etkisi kadar derin oldu. Teşkilat-ı Mahsusa'nın silahşörü Yakup Cemil, Pastırmacıyan'ı vurmanın bir vatan borcu olduğunu söyledi ama İttihat ve Terakki Cemiyeti böyle bir karar almaya çekindi.

Pastırmacıyan'ın Kafkasya ve Erzurum'da yaptığı zulüm Osmanlı İmparatorluğunu tedirgin edip yıkımın eşiğine getirmiştir. Bu gibi ayaklanmaları bastırmak için her türlü tedbiri almak tabiki Osmanlı Hükümeti'nin en tabii egemenlik hakkı olmuştur. Karakin Pastırmacıyan 1916 yılında Teşkliat-ı Mahsusa'nın sadece şiddete tapan hiç bir toplumsal ahlak kaydıyla bağlı olmayan en yırtıcı adamı Kemahlı Değirmenci Halil Ağanın oğlu "Efsane Kahraman Aziz Ağa" tarafından Erzurum’da öldürülmüştür. Pastırmacıya’nın öldürülmesi Osmanlı Hükümeti ve Müslüman halkı özelliklede Erzurum halkını sevince boğarken Ermeni halkını ise yasa boğmuştur. Kafkasya Ermenistan Cumhuriyetinde Başbakan Kocaznoni tarafından üç gün yas ilan edilmiştir.

ŞERİF HÜSEYİN VE KRAL FAYSAL:
Filistin Bayrağı, ilk olarak Şerif Hüseyin tarafından 1916'daki Osmanlı Devleti'ne karşı yapılan Arap ayaklanmasının sembolü olarak tasarlanmıştır.
Osmanlı’nın 1914 yılında 1 Dünya savaşına girmesi ile birlikte kendi seçildiği toprakların geleceği için arayışlar içinde idi. Ama pek belirli etmiyordu tavrını. Osmanlı mebusu olarak 1916 yılı başlarında Şam’ı en son ziyaretinde bölgedeki Arap milliyetçileri ile görüşmüş ve “o anın beklenmesini” istemişti.
Hakkında bilgiler verdiğimiz kişi Hicaz Emiri Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal 1916 yılı başlarında gerçekleyen gizli görüşmeler sonrasında Mısır’daki İngiltere Seferi kuvvetler kumandanlığının istekleri doğrultusunda hareket etmeyi, harcamaları için para ve silah almayı kabul etmişti .
Aynı yıl içinde İngilizlerin Cidde limanına denizden saldırılarına emrindeki Arap isyancılar ile destek vermişti ve arkasından başlayan Medine kuşatmasına katılmış, Hz Muhammed’i ve kenti savunan Fahreddin Paşa kumandasındaki Türk askerlerine kurşun ve bomba atılmasına yardımcı olmuştu.

Devamlı temas halinde bulunduğu kişi ise ünlü İngiliz Casus Lawrence idi. İngilizlerin Filistin ileri harekatına da tam destek verdi, İngiliz kumandan Allenbi’nin 11 Aralık 1917 tarihinde Kudüs’e girişini alkışlayanlar arasında idi. Lafın gelişi “kendisini Hz Peygamber soyundan gösteriyor” ve kendisinde hikmetler olduğu fikirlerini de yayıyordu.

Ekim 1918 başlarında İngiliz askerleri ve Emir Faysal’ın kumandasındaki Arap isyancılar Şam kentini muhasara ve ele geçirmişlerdi. Şam Hastanesinde aç ve ilaçsız ama yaralı çok güç şartlar altında bulunan Osmanlı Askerlerine eziyet ve işkencenin yapılması hatta tekmelenmesi dövülmesine bile karşı çıkmadığı gibi destekleyici olmuştu.

Aynı günlerde Şam’a gelen Lawrence elindeki fotoğraf makinası ile karşısında bulunan iki kişinin gülümsemesi ve omuz omuza vererek dostluk gösterisi yapmasının görüntüsünü fotoğraf karesine aldı. Hayalleri ve beklentileri arasında Osmanlı’nın terk ettiği topraklarda yani Suriye dahil daha aşağılarda Arabistan yarımadası ve Hint Okyanusuna kadar uzanan geniş alanda Büyük Arap Devleti’nin hükümdarı olmak istiyordu.

3 Ocak 1919 tarihinde Dünya Siyonist hareketinin lideri Haim Weizmann ile karşılıklı çıkarları ve işbirliği dostluğu esas alan anlaşmaya da imza atmıştı. Bu anlaşma ile Yahudilerin Filistin topraklarına yerleşmelerini ve milli vatan sahibi olmaları görüşlerini kabul etmişlerdi. Arkasında Büyük Britanya (İngiltere) Devleti’nin olduğuna inanıyordu. Osmanlı’nın terk ettiği Arabistan topraklarının yeni oluşumunun esaslarını belirleyen 1919 tarihli Paris Barış Konferansı’na katıldı Paris’te iken yine görüntüye yansıyan bir kare fotoğraf daha çektirdi.

Köşe Yazısı ve Makaleler

Burada bir binanın giriş merdivenlerinde önde ve ayakta görülüyor. Hemen arkasında sağ tarafta Casus Lawrenceduruyor, yine Faysal’ın arkasında Fransız kumandan Pisani’nin kendine özgü başında şapkası var ve bu fotoğrafın verdiği mesaj ise her ne olursa olsun Faysal, arkasındaki büyük ülkeler olan Fransa ve İngiltere’nin istekleri ve destekleri doğrultusunda ayakta duruyor. Paris Konferansından çıkan en önemli sonuç ise Faysal’ın1917 tarihli Balfur Deklarasyonunu kabul etmesidir.

7 Mart 1920 tarihli Suriye Meclisi’nin toplantısında Faysal “Büyük Suriye Kralı” olarak seçildi. İşte bu aşamada baltayı taşa vurdu . Çünkü Suriye üzerinde Fransa’nın mandater hakları vardı. Fransız ordusu Faysal’ın isteklerini red etti.

Faysal’a destek veren Arap silahlı unsurlar 24 Temmuz 1920 tarihli Maysalum savaşıyla yenilgiye uğratıldı.Faysal Suriye’den kovuldu.

İşte bu aşamada Faysal, kendisini İngiltere’nin kucağına attı. İngiliz İstihbarat Servisinden Irak devletinin sınırlarını çizen Gertrude Bell’in verdiği fikirler doğrultusunda İngiltere Mandaterliğini (hakimiyetini ve çıkarlarını) kabul etmesi şartıyla Irak kralı olması kabul edildi.

Irak’ta göstermelik halk oylaması yapıldı. Faysal 5-96 oy çoğunluğu ile Irak Kralı seçildi. 1921 yılı içinde Faysal resmen Irak Kralı idi. Faysal Irak Kralı olarak tahta oturduğunda bir kare fotoğraf daha çektirdi. Orta yerde başında Arapların kendine özgü kenarları birbiri ile bağlantılı örtüsü ve onun altında askeri kıyafeti vardı. Koltuğa oturmuştu ama etrafta ona dikkatle bakınan İngiliz subayları vardı .Irak Devleti bu şartlar altında doğdu. Orta yerde ve tarih sahnesinde Faysal adında bir Irak Kralı vardı. Kendi halkının inançlarının kültürünün ve iradesinin sağladığı güç ile Kral olmamıştı. O sadece ve sadece efendilerinin emrinde göre yapan bir “kukla” idi Tahta bacakları ile yürüme zorluğu çeken bir insan.

Yukarıda verdiğim iki tarihi karakterin ortak yönü nedir?

Ne olduğu gün gibi ortada.. Kendi etnik kimlikleri üzerinden batılı emparyalistlerin maşası olup sözde bağımsız devlet kurma hayalinde olan ve bu uğurda oluk oluk Türk kanı dökmekten hiç çekinmeyen çetelerin liderleri olmasıdır.

Peki neden durup durup dururken bu iki şahsiyeti yıllar sonra yazdım dersiniz?

Nedeni yine gün gibi ortada... yine birileri yine birilerini sözde bağımsız devlet olma hülyası il coğrafyamızda son 30 yıldır Türk kanı akıtmaya başladı ve bu akan kanın miktarı artacak..

Umarım tez zamanda ulusumuz bu oyunun farkına varır.

Zira bu niyetler asla bitmeyecek.

Yeni nesil Pastırmacıyanlar, Şerif Hüseyinler, Kral Faysallar hatta Damat Ferit Paşalar türedi.

Aklımızı başımıza almaz isek, türemeye de devam edecek.
Son düzenleyen _Yağmur_; 6 Ağustos 2013 10:08 Sebep: sayfa düzeni
KEMAHLI - avatarı
KEMAHLI
Ziyaretçi
24 Temmuz 2013       Mesaj #212
KEMAHLI - avatarı
Ziyaretçi
RizaZelyut 55
MEZHEPÇİ KÖPRÜSÜ
Sponsorlu Bağlantılar

Rıza Zelyut

Dün; Boğaz'a yapılacak üçüncü köprünün adı konuldu: Yavuz Sultan Selim Köprüsü

Siz bu ismi rastlantı sanmayın.

Bu isim; AKP iktidarının yürüttüğü Sünni mezhepçiliğinin açık bir yansımasıdır.

Ve bu isimle; AKP yönetimi; Türkiye'deki Alevilere bir yumruk daha vurmuştur.

Nereden çıkartıyorsun; diyenler var ise; Yavuz Sultan Selim'in kim olduğuna bir baksınlar...

Yavuz Sultan Selim; Anadolu'daki Türkmen Alevilerden 40 binini bir çırpıda katlettiren gaddar bir padişahtır.

İnanmayan varsa; açsın İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın Osmanlı Tarihine baksın.

1514'teki Çaldıran'da İran'da devlet kurmuş olan Türk padişahı Şah İsmail'le savaştı Yavuz Sultan Selim. Şah İsmail'i bozguna uğratması yetmedi. Yanına Kürt derebeylerini de alan Yavuz; Anadolu'daki Alevi Türkmenlere karşı soykırım denebilecek boyutta katliam yaptı.

Bu gerçeği; bugün bütün Aleviler bilmektedir.

TAHRİK POLİTİKASI

İsterdim ki bu köprünün adı "Barış Köprüsü" olsun. Veya "Demokrasi Köprüsü"

Ama Yavuz Sultan Selim ismi bilinçli olarak seçildi.

Bununla Alevilere karşı olan düşmanlığı tazeliyorlar.

Sünni kesimi; Alevilere karşı kışkırtıyorlar.

Bugün Suriye'de uyguladıkları politikayı ne yazık ki Türkiye'de de devreye sokuyorlar.

Şimdi bu yanlış politikaya Aleviler tepki gösterseler; derhal iktidarın özel polisi ve savcıları harekete geçecektir. Ve peşinden Alevilerin terörü desteklediği söylenecektir. Bunun kanıtlarını imal etmek hiç de zor değildir. Ergenekon-Balyoz ve benzer davalarda istihbaratçı polislerin neler yaptıktlarını bilmeyen mi var?

Derhal bazı Alevilerin evleri aranır; oralarda yazışmalar, CD'ler ele geçirilir. Böylece PKK terörünün yerine Alevi terörü imal edilmiş olur. Kamuoyu mezhepçilikle şartlandırılmış ya; söylenen yalan da olsa inanmaya hazır...

YAVUZLUK İYİ DEĞİLDİR

Bugün Anadolu'da "Yavuz" adı kötü, vurducu kırdıcı tiplere verilen bir unvandır. Daha çok da köpeklere takılır.

Sultan Selim'e de Yavuz adı yaptıklarından sonra verilmiştir.

O sadece Alevilere karşı uyguladığı zulüm ve katliamla kalmadı.

En başında babası olan Padişah Sultan Bayezid'e karşı ayaklandı. Onunla savaştı.

Babası, tahtı ona bıraktı (1512) ama o babasını sürgüne yolladı. Babasını; sürgüne giderken zehirletti ve 2. Bayezid yolda öldü.

Bir rivayette; Babası Sultan Bayezid; onun için; "Sen benim ciğerimi yaktın, Allah da senin ciğerini yaksın!" demiştir. Ve bu beddua sonucu sırtında çıkan bir çıban (şir-pençe) yüzünden ölüp gitmiştir.

İşte böyle bir insanın ismini, 21. Yüzyıl'da bir köprüye verdiler.

DÜŞMANLIK KİME?

Osmanlının Türk düşmanlığı Yavuz ile doruğa çıkmıştı. Şimdi de Türk düşmanlığı moda oldu. Acaba köprüye Türk düşmanlığının simgesi olan bir padişahın ismi bile bile mi verildi?

AKP yöneticilerine tavsiyem şudur: Tarihten düşmanlık üretmeye lütfen son verin. Bırakın, Yavuz; yavuzluğu ile tarihte kalsın. Onun mezhepçi/Arapçı politikasını modern Türkiye'ye geri getirmeyin.

Aleviler onca ezilmişliklerine karşın bugün tarihten düşmanlık imal etmeye tenezzül etmiyorlar. Peki, üç buçuk oy uğruna; bu insanların acılarını tazelemeye gerek var mıydı?

CHP'ye Dersim için özür dile diyen AKP'liler; 40 binden fazla insanın katili Yavuz için de özür dilemeyi hatırlayacak mıdır?

Eğer iktidar mezhep milliyetçiliği yapmıyorsa; köprüye verdiği bu ismi derhal değiştirmelidir.
Gazi Kemal - avatarı
Gazi Kemal
Ziyaretçi
5 Ağustos 2013       Mesaj #213
Gazi Kemal - avatarı
Ziyaretçi
images?qtbnANd9GcS3P5L1xAm2BNctktsXGvRuyELRAm19OHWrgqMJjiGUqfignrDl
ATATÜRK'E NİÇİN DÜŞMANLAR?


Rıza ZELYUT

11 Kasım 2012 11:44

Bugün; Türkiye'nin içinde de dışında da müthiş bir Atatürk düşmanlığı yürütülüyorfrmsinsi Avrupalılar; Kürtçüler; bazı tarikatçiler el ele vermişler; Mustafa Kemal'e ve onun yaptıklarına saldırıyorlarfrmsinsi

Peki bu üçlünün; bunların adamlarının bu sert düşmanlığının altında neler yatıyor?
Türkler; 1453'te İstanbul'u alıp Doğu Roma İmparatorluğu'na son verdikten sonra Avrupa'nın ortalarına kadar uzandılarfrmsinsi Yüzlerce yıl, Türk gücüne karşı çaresiz kalan Batılı Hıristiyan dünyası; bütün hedefini Türkleri Avrupa'dan atmaya kurdufrmsinsi Osmanlı Devleti'nin bilimi ve aklı dışlamasından dolayı gerilemesi yüzünden Avrupa; bu Türk devletini Hasta Adam ilan ettifrmsinsi İngiltere, Fransa, Rus Çarlığı, Hasta Adam'ı Asya'nın bozkırlarına sürmek için anlaştılarfrmsinsi Ve bu amaçla 1frmsinsi Dünya Savaşı'nı başlattılarfrmsinsi
*Savaşta, Batılı sömürgeciler İstanbul'u işgal edip Anadolu'yu kendi aralarında paylaştılar ve Türklere sadece 5 vilayetlik bir yer bıraktılarfrmsinsi Doğu'da Ermenistan ve Kürdistan; Karadeniz'de Pontus Rum Devleti'ni kurmaya kalkıştılarfrmsinsi
*Osmanlı Padişahı Vahidettin; bunları kabul etti, Sevr Antlaşması imzalandıfrmsinsi
*Ama Mustafa Kemal önderliğinde bu işgale karşı direniş başlatıldıfrmsinsi Bunun üzerine kendisi İstanbul'daki kukla hale gelmiş Vahdettin hükümetince suçlu ilan edildifrmsinsi *5 Nisan 1920'de padişah Vahdettin; Şeyhülislam Dürrizade Abdullah'tan bir fetva çıkarttırdıfrmsinsi Buna göre; düşmanla savaşan Kuva-yı Milliyeciler hain ve dinsiz gösterilip öldürülmelerinin bir din emri olduğu ilan edildifrmsinsi
*Kemal Paşa ve arkadaşları 23 Nisan 1920'de Ankara'da Millet Meclisi'ni toplayınca İstanbul'daki Osmanlı padişahı; Nemrut Mustafa Paşa (Kürt Mustafa) başkanlığında harp mahkemesi kurdurdufrmsinsi Bu mahkeme, Mayıs 1920 tarihlikararında başta Mustafa Kemal olmak üzere; Kuva-yı Milliye önderlerini idam cezasına mahkum ettifrmsinsi
*İngilizler; kendilerine karşı direnenlerin Mustafa Kemal'in adamları olduğunu görüp bütün Kuva-yı Milliyecilere 'Kemalist' yani Kemalciler dedilerfrmsinsi
Kurtuluş Savaşı yürüten; modern Türkiye'yi kuran işte bu Kemalistler oldularfrmsinsi

YA BUGÜN?
*Atatürk'ten dayak yiyen Avrupalılar; Türkiye ile ilgili raporlarında 2004'ten beri, AKP iktidarına, 'Kemalizmle mücadele edin!' çağrısı yaptılarfrmsinsi Bunların içimizdeki kalemşorları da bu emre uygun olarak Kemalizmi kötüledilerfrmsinsi
*Bunlara; Kürdistan hayali peşindeki bölücü kalemler ve örgüt temsilcileri de destek verdifrmsinsi
*Siyasal dinciler de Atatürk ve eserleri ile savaşmayı tarihsel bir görev gibi üstlendifrmsinsi Refah Partisi; bu Atatürk düşmanlığının örgütü gibi çalıştıfrmsinsi
*Aynı zihniyetin uzantısı olarak AKP Ordu Milletvekili ve ilahiyatçı (!) İhsan Şener Kurtuluş Savaşı'nın olmadığı anlamında açıklamalar bile yaptıfrmsinsi Amacı da Atatürk'ü önemsiz göstermektifrmsinsi
Kurtuluş Savaşı'na karşı çıkan İskilipli Atıf haini bu amaçla bir kahraman haline getirildifrmsinsi

YA KADINLAR?
Şimdi, Atatürk'ü kötülemek için siyasal dinci- Kürtçü- AB'ci çetesi; bazı kadınları da kullanıyorfrmsinsi Bu çok bilmiş kadınlar; Mehmet Akif'in o günlerde '150 milyonluk esir Müslümanlar dünyası' dediği Doğu dünyasını ayağa kaldıran Mustafa Kemal'i dinsiz/din düşmanı göstermeye çalışıyorlarfrmsinsi Bu yalanlarla; genç kuşakları kandırıp çağdaş gençlik yerine aklını kullanmadan oy verecek ümmetçi gençlik imal etmeye çabalıyorlarfrmsinsi
Bunların içinde; 'Kocam mutlu olacaksa birdan fazla karı alabilir!' diyenler bile varfrmsinsi Yani; dindar görüntülü Atatürk düşmanı bu kadınlar; erkeğin cariyesi -kadın köle-olmayı kabul edebilecek yaradılıştaki tiplerdirfrmsinsi
Atatürk; bu köle ruhluları; erkekle eşit düzeye getirdiği için elbette ki suçludur.
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

9 Mayıs 2014 / Ziyaretçi Soru-Cevap
12 Nisan 2007 / kompetankedi Edebiyat
2 Aralık 2009 / Misafir Soru-Cevap
18 Kasım 2012 / Misafir Arşive Kaldırılan Konular