Arama

Anlayana - Sayfa 65

Güncelleme: 26 Kasım 2018 Gösterim: 633.355 Cevap: 3.995
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
11 Şubat 2007       Mesaj #641
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Acı çekmek özgürlükse
Özgürdük ikimiz de
Sponsorlu Bağlantılar
O, yuvasız çalıkuşu
Bense kafeste kanarya
O, dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere
Kavuşmak özgürlükse
özgürdük ikimiz de
elleri çığlık çığlık
yanyana iki dünya
ikimiz iki dağdan
iki hırçın su gibi
akıp gelmiştik
buluşmuştuk bir kavşakta
unutmuştuk ayrılığı
yok saymıştık özlemeyi
şarkımıza dalmıştık
mutluluk mavi çocuk
oynardı bahçemizde
aramakmış oysa sevmek
özlemekmiş oysa sevmek
bulup bulup yitirmekmiş
düşsel bir oyuncağı
yalanmış hepsi yalan
sevmek diye bir şey vardı
sevmek diye bir şey yokmuş
Acı çektim günlerce
Acı çektim susarak
Şu kısacık konutlukta
Deprem kargaşasında
Yaşadım bir kaç bin yıl
Acılara tutunarak
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimizde
acılardan artakalan
işte o bakışlarmış
kuğu diye gözlerimde
gün batımı bulutlarmış
yalanmış hepsi yalan
savrulup gitmek varmış
ayrı yörüngelerde...
featherHasan Hüseyin KORKMAZGİL

Pollyanna - avatarı
Pollyanna
Ziyaretçi
11 Şubat 2007       Mesaj #642
Pollyanna - avatarı
Ziyaretçi
Ne anlayışsızım ki...

Sponsorlu Bağlantılar
anlayış;
anlatılabileni değil
anlatılamayanı anlamaktır!!

tikkymelike - avatarı
tikkymelike
Ziyaretçi
12 Şubat 2007       Mesaj #643
tikkymelike - avatarı
Ziyaretçi
AŞK VE GURUR

Nereden bilecektin seni sevdiğimi
Hiç fısıldamadım ki kulaklarına aşkımı
Senin için
Günlerce gecelerce ağladım
Nereden bilecektin
Hiç silmedim ki yanında gözyaşlarımı...

Ahmet Selçuk İlkan
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
12 Şubat 2007       Mesaj #644
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Bunca yıkılmış dağlar üstüne
Kalbimin kanını buharlaştırdı gözlerin

Oysa kaç güvercin havalanmıştı içimden
Konarak pervazlarına gülüşlerinin
Kaç mermi sıyırmıştı ruhumu
Acımasız yürüyüşlerinin mevzilerinde
Dayanmıştım
Ağlamıştım saatlerce parçalanan düşlerime
Ta ki sevgilim
Kızaran bir gök bulutu
Ölümü
Bir yıldırımla düşürdüğün ana değin
Kalbimin haritasına

Artık ilgilenmiyorum seninle
Demiştin barut kokan kelimelerle
Demiştin de hayat ölü bir bıldırcın gibi
Tutuşup yanmıştı yanan bir tahta içinde
Tarla küllerle dolu, ortasında yumurta
Çatladıkça yeniden doğuruyor kanımdan
Fışkıran harflerle kalbim olan cümleyi:
Ben ancak bir tarih kitabı kadar
İlgileniyorum seninle...
featherNurullah GENÇ
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
12 Şubat 2007       Mesaj #645
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ne kadar değişmişsin ben görmiyeli,
Ellerin güzelliğini kaybetmiş nasırdan,
Hüzün rengi almış saçlarının her teli
Gözlerine gölgeler düşmüş kahırdan,
Gözlerin ki, gördüğüm gözlerin en güzeli
Ne kadar değişmişsin ben görmiyeli

Böyle mahsun kederli değildin eskiden
Fıkır fıkır gülerdi gözlerinin içi
Dudakların nemliydi sevgiden, arzudan
Yapraklarına çiğ düşmüş karanfiller gibi
Baygın kokusuna anılarla beraber giden
Böyle mahsun kederli değildin eskiden

Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar
Ağlamaktan mı karadı gözlerin
Bir zamanlar göz yaşını sevmezdin
Şimdi neden yaşardı gözlerin
Hasta mısın, yorgun musun nen var
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar

Arzular vardır bilirsin anlatılamaz
Eskisi gibi kalsaydın ne olurdu
Taptaze, ıpılık kar gibi beyaz
Keder sana yakışmıyor gül biraz
Arzular vardır bilirsin anlatılamaz.
featherVictor HUGO
tikkymelike - avatarı
tikkymelike
Ziyaretçi
12 Şubat 2007       Mesaj #646
tikkymelike - avatarı
Ziyaretçi
HEDİYE
Kaybedenlerdenim,kaybedenlerden
Kaybettiğini dimdik ayakta söyleyenlerden,
Sen ise
Her kaybedenin karşısında bir kazanan olduğunu düşünenlerden
Yüzüme baksan,gözlerime baksan,
Fırtınalar mı yaratacağım zannediyorsun,
Rüzgarın beni önüne katar sürükler mi zannediyorsun.
Yine kaçsana,
Bu yakışır sana.
Karşılıksız seviliyorum diye biliyorum gurulanıyorsun,
Sevgiyi paylaştırdım,
Bu gurur seni yanıltıyor artık,anlıyor musun
O önemli günler,sıradan günler
Aslında sen kaybettin biliyor musun
Sana verilecek kuru bir merhabaya hazır mısın
Her şeye rağmen bir dostun var bilmem farkında mısın
Defter artık kapandı,
Üstüne beyaz bir kurdele takıldı
Bu senin hediyen,çoktan sana postalandı,
Duydun mu!Kapın çalındı.
Şimdi ellerinde bir defter,
Sende kaybedenlerdensin,kaybedenlerden
Kaybettiğini öğrenince
Sessizce kendine söyleyenlerden
Haykırıyorsun ama kimse duymuyor
Telefonların başında saatlerce bekliyorsun
Ama istediğin telefon gelmiyor,
Artık telefonların çalsın isremiyorsun
Ama çalıyor,
Şarkılar hatırlatıyor,dinlemek istemiyorsun
Ama çalıyor
Çalışırken kalem elinde kalmış
Dakikalar geçmiş;ama bir nokta bile koyamamışsın,
Sana söylenen her şeyi duyuyor
Ama cevap veremiyorsun
Herkes uyuyor
Ama sen sabahlara kadar dolaşıyorsun
Gururun kırılıyor,
Boynun bükülüp,kalbin ağrıyor değil mi
Biliyorum, anlıyorum seni
Gülerken göz yaşlarını içinde saklamak çok ağır
Buzlu camlardan dünyayı görmek çok zor
Özleyeceksin sevgiyi
Şimdi iyi dinle beni,
Ama çok iyi!
Bu aşık olmanın bedeli,
Tanrı'ya sığın,bana çok yardım etti
Hatıralar...Anlatmıştım ona seni...
Birlikte hazırladık sana bu hediyeyi.

Daruma
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
13 Şubat 2007       Mesaj #647
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Kullanılmamış kelimeler




öteki yüzümsün sayfalarda
tek yanlı başkalığım
bilinmedik bir ben
sözcüksüz ikilem

günlük çekmeceler tıka basa
uykusuz pişmanlık
usevin sabahlamaz seni
bungun kırmızı etimde ilk yanık

yıkılışımı doğuruyorum
dirimin göçünden
göçebe düşlere kupkuru
yorgun ve anlamlık

yüzümü istiyorum
gürültülü umutsuzluğundan
susbaşıma akşamlarımı
güngözüme kaçırdığın bozgundan

çok bekledim gereksiz
biriciğin sıradaki yalan
tutkunluğun kapıya dönük
akreple yelkovan

ilk sen koy savurduklarını
kurtulsun suçların
közü bitti ateşinin ortalıkta
yüreğim başka talan

git büyüdüm esmer
kayıtlarda sus
yürüdüm eski sensiz
usulca sonladım esip dağıtmadan



Sinem Sevinç YILDIZ
tikkymelike - avatarı
tikkymelike
Ziyaretçi
13 Şubat 2007       Mesaj #648
tikkymelike - avatarı
Ziyaretçi
İNANMAKTIR SEVMEK

İnanmaktır sevmek.
Tüm içtenliğnle...
Güvenmektir duygulara
Okuyabilmektir,gözlerdeki sözcükleri
Haykırabilmektir sevgiyi hiç bağırmadan
Direnmektir sevmek...
Tüm acılara direnmek...
Sevdiğine seni seviyorum! diyebilmektir
Anlatabilmektir sevdiğini...
Yazabilmektir en yüce aşk şiirlerini...
En güzel aşk sözleriyle...
Bazı an'lar vardır;haykırmak gelsede içinden fısıltıyla söylersin
"Seni seviyorum"ları...
Seni duymayacağını bildiğin sevgilerde..

Gülay Atilay (Durmaz)
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
13 Şubat 2007       Mesaj #649
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Gitmeler bana kaldı'

Daha üç adım olmadı çıkalı bu sevdadan
Ayrılığın kokusu hala üzerimde
Avuçlarımda buzdan bir alev
Yüreğimde yepyeni bir ateşkes
Gitmeler bana kaldı yine bu aşktan
Bütün sayfalarım sil baştan
Sonu nereye varacak bilmiyorum
Oysa içimde inadına yanan bir mum
Dokunma ellerime-sönmedim daha
Unutmaktan geliyorum.

Daha dün kirpikleri kadar yakındım ona
Her gece düşlerinde sabahlıyordum
İşte orada köşebaşında bıraktım ellerini
O bana
Ben ona ağlıyordum
Son tetiği gözleri çekti gözlerime
Kanıyor kanıyordum
Ölüler yalan söylemez bilirsin
Deliler gibi seviyordum.

Daha biraz önce
Onu öpen bu dudakları aynalarda parçaladım
Onu okşayan bu elleri bir yangında bıraktım
Ona gülen bu gözleri zindanlara attım
Yüreğim ayazda
Kaç şiirim çığlıklar attı ardından bilemiyorum
Bavullar dolusu hatıraları bir mağaraya taşıdım
Yalnızlığımı bir dağ başına
Kendimi nereye koyacağımı bulamıyorum
Ne olur ayıplama beni
Susmadı daha gözlerim
Ağlamaktan geliyorum.

Zıpkın yemiş balıklar gibiyim
Şimdi bir ıslık bile dağlar yüreğimi
Bir eski şarkı yağmalar bütün uykularımı
Çıkmaz sokaklarda kaldım biliyorum
Başım dönüyor, ben dönüyorum
Acele etme ne olur bekle biraz
Daha yakmadım bütün gemileri
Daha yırtmadım dönüş biletimi
Öyle yorgun öyle bitkin ve öyle sürgün
Unutmaktan geliyorum...
featherrn6Ahmet Selçuk İLKAN
AlCoLiC - avatarı
AlCoLiC
Ziyaretçi
14 Şubat 2007       Mesaj #650
AlCoLiC - avatarı
Ziyaretçi
Yazı tura meselesi-Y.Türker
miniminilogo 27-09-2004 Radikal atacbuyuk "Askerde ölmek mi, askerden sağ çıkıp hayatın içerisinde ölmek mi? Yazı mı tura mı? Bunun hangisi; ne fark eder ki hangi yüzü gelse..."
Yıldırım Türker

Uğur Yücel, Türk sinemasına gürültülü bir giriş yaptı. 'Yazı Tura' filmini seyreden, öncelikle Türk vatandaşlarının tepkilerini gerçekten çok merak ediyorum. Öte yandan, 'profesyonel' bir dille kalkanlanmış soğukkanlı seyirci türünün kimi örnekleriyle karşılaştım. Filmin görüntü kalitesinden, kameranın yoruculuğundan, kimi sekansların mübalağa uzun tutulmuşluğundan yakınırken filmin derdinin üstlerinden akıp gidivermiş olduğu anlaşılıyordu.
'Yazı Tura', Güneydoğu'daki savaşta gazi olmuş iki Mehmetçiğin hikâyesini anlatıyor. Çerçevesi cilalı küçük umutların peşinde, eğitimsiz ve sıradan iki delikanlı. Dünyayla aralarına gerilmiş olan delik deşik şahadet perdesinin ardında yaşadıkları gölge oyununun kurbanları.
Uzun süre öldürülme korkusu yaşamış, öldürmüş insanların artık geri dönülemez yolculuğunu anlatıyor 'Yazı Tura'. 'Savaştan asla dönülemez'i anlatıyor. Zaten Uğur Yücel de, bir söyleşisinde, "Askerde ölmek mi, askerden sağ çıkıp hayatın içerisinde ölmek mi? Yazı mı tura mı? Bunun hangisi; ne fark eder ki hangi yüzü gelse..." diyordu.
Biri bacağını kaptırmış, diğeri tek kulağının işitme duyusunu kaybetmiş iki gaziyi savaş dönüşü, kendilerini asla umursamayan bir dünya karşılıyor. Onları birer kahraman gibi karşılamaktan geçtim, yüzlerine bakmayan bir dünya. Biri, savaşta yaşadığı hikâyeleri duymak bile istemeyen, ona dengesiz sakat muamelesi yapan, nişanlısını elinden alıveren dünya karşısında ayık gezemeyeceğini biliyor. Ama sarhoşluğun da uyuşturamayacağı acısıyla öte yana, hayaletlerin dünyasına geçiveriyor. Şehirli olansa, yine ayık gezemediği dünyadan hakkını alabilmek için zorbalığı cömert, acısı saldırgan bir kopuk olarak meşruiyetinin sınırına tosluyor.
'Yazı Tura'da, hayatın çoktan yenik düşmüş olduğu bir dünya tasvirini çizen görüntülerin kirliliği, seyirciye yoğun bir huzursuzluk armağan ediyor. Bu kâbus perdesi karşısında memleket seyircisinin tepkisi onun için çok önemli. Kaçınılan huzursuzluk, ölümün ve vahşetin iyice derinlerimize sokulmasına, hayatımızın orta yerine çöreklenmesine neden oluyor çünkü.
Kazanılmış bir zafer, inşa edilmiş bir barış üstünde oturduğumuzu zannederken görmezden geldiğimiz savaş kahramanları yaralarını bir başlarına sarmaya çalışarak dağılmışlar aramıza. Vietnam ertesi, 'Travma sonrası stres bozukluğu' üstüne yapılmış onca araştırmanın benzerleri ülkemizde de gündeme gelmeye başladı işte. Verilere dayanarak Türkiye'de yaklaşık 550 bin eski askerin bu sendromun pençesinde olduğunu söylemek mümkün. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Psikiyatri Bölümü'nden Doç. Dr. Doğan Şahin, Türkiye'de Güneydoğu'da 15 yıl savaşı yaşamış sivillerle birlikte bu rakamın 1 milyonu bulabileceğini vurguluyor.
'Yazı Tura', bu anlamda kapıyı ilk aralayan film. Üstünde fikir yürütmenin hâlâ en tekinsiz uğraşlardan biri olduğu uzun sürmüş bir savaşın sonuçlarına tutuyor çıplak kamerasını. Çıkar çıkmaz sansürle karşılaşıp soluğu kesilmiş Handan İpekçi filmi 'Büyük Adam Küçük Aşk'tan sonra bu savaşta kaybettiklerimize bakıyor. Bu anlamda tarihe tavizsiz bir kayıt düşmüş oluyor.
Hiçbir sanatçı, yapıtının bir cümleye kilitlenmesini istemez elbet. Gelgelelim bu yazı da bir sinema eleştirisi değil. Öyle olsa, uzun uzun oyunculuk yönetiminin benzersizliğinden; sert ve riskli bir sinema diliyle kurduğu drama duygusunun sağlamlığından, bu filmi şimdiye kadar seyretmiş olduğumuz bütün filmlerden farklı kılan öğelerden söz ederdim.
Şu an beni ilgilendiren, millet olarak 'Yazı Tura'yla yüzleşmeye hazır olup olmadığımız. Bu huzursuz, şiddet yüklü, en uç noktadaki insanlık halleriyle seyircisini sınayan filmi, bakalım es geçecek miyiz?
Öyleyse 12 Eylül'ü, 'Vizontele Tuuba'yla andığımız gibi, yüz binlerce askerin, milyonlarca vatandaşın hayatına silinmesi güç izler bırakmış savaşı da artık 'Hababam Sınıfı Asker'de unutacağız demektir.