Arama

Önemli İcatlar - Bisiklet

Güncelleme: 14 Haziran 2017 Gösterim: 48.962 Cevap: 4
KisukE UraharA - avatarı
KisukE UraharA
VIP !..............!
15 Mart 2008       Mesaj #1
KisukE UraharA - avatarı
VIP !..............!

bisiklet


hafif, iki tekerlekli, sürücüsü tarafından hareket ettirilen ve yönlendirilen araç.
Sponsorlu Bağlantılar

İnsan enerjisini itme gücüne dönüştürmek amacıyla bugüne değin geliştirilen araçların en verimlisi olarak kabul edilir. İlk olarak 19. yüzyılın başlarında ortaya çıkan bisiklet, kısa sürede önemli bir ulaşım aracı durumuna gelerek tüm dünyada spor amacıyla kullanılmaya ve üretilmeye başladı. Bisiklet bugün birçok ülkede en yaygın kullanılan yol aracıdır. 1870’te Londra’daki Pickwick Bisiklet Kulübü tarafından başlatılan ve “bisiklet turları” olarak adlandırılan bisikletli uzun geziler, bir spor etkinliği olarak öbür Avrupa ülkelerinde de yaygınlaşmıştır. Ayrıca başta Fransa, Almanya ve Belçika olmak üzere birçok ülkede bisiklet yarışı en sevilen spor dallarından biri durumuna gelmiştir. Bir bisiklet sürücüsü saatte 16-19 km’lik bir hıza, yani yürüme hızının dört katma ulaşabilir.

İlk bisikletler.


Bisiklete benzetilebilecek ilk aracın patentini 4 Şubat 1645’te Fontainebleau’da Jean Theson aldı ve “atlar yerine, oturan iki kişi tarafından sürülen dört tekerlekli küçük bir aleti kullanıma koymak” üzere 30 yıl süreli bir imtiyaz elde etti. 1779’da Paris’te François Blanchard ve M. Masurier dört tekerlekli benzer bir araç geliştirdilerse de, buluşları çok büyük ve ağır olduğundan yaygınlık kazanmadı.

Bilinen ilk iki tekerlekli araç, Baron Kari de Drais de Sauerbrun tarafından geliştirilen ve 6 Nisan 1818’de Paris’te sergilenen drezin oldu. Tahtadan yapılmış olan bu aracı, sürücüsü oturduğu yerden ayaklarıyla yeri iterek hareket ettiriyor ve bir gidon (direksiyon) yardımıyla yönlendiriyordu. Kaba ve hantal olmasına ve oldukça zor kullanılmasına karşın drezin'in benzeri Deniş Johnson tarafından İngiltere’de ve ayrıca Amerika’da da üretildi ve bir süre ilgi gördü. Iskoçya’da Dumfriesshire’da demircilik yapan Kirkpatrick Macmillan, dört yıl süren denemelerini 1839’da tamamlayıncaya değin, özitmeli bisiklet türü ortaya çıkmadı.
Macmillan’ın aracının tekerlekleri demir çember (jant) biçimindeydi. 75 cm çapındaki ön tekerlek bir gidonla yönlendiriliyor, 100 cm çapındaki arka tekerlek ise itmeyi sağlıyordu. Görünümü drezin'den hafif olmasına karşın yine de ağır olan bu araç oldukça hızlı gidebiliyordu. 1842’de Macmillan, bisikletiyle bir posta arabasıyla yarıştı ve başarılı oldu.
Ad:  bisiklet1.JPG
Gösterim: 3146
Boyut:  52.4 KB
Macmillan’m aracında, doğrudan arka tekerleğe bağlanmış pedallar yerine, ön tarafa yerleştirilmiş sallanır durumda iki krank bulunuyordu. Sürücü ayaklarını bu kranklara dayayarak onlan öne ve arkaya sallıyor ve böylece, arka tekerleğin her iki yanma yerleştirilmiş iki kaldıraca bağlı olan bir çift mili harekete geçiriyordu. Kranklardan birine basıhnca öne çekilen mil, bu kez üstteki kaldıracı bir çember yayı doğrultusunda öne doğru hareketlendiriyor ve böylece tekerleği döndürerek öteki kaldıracı üst konuma getiriyordu. Aynı hareketin öteki ayakla yinelenmesiyle çevrim tamamlanıyordu.

Fazlaca ilgi görmeyen bu araç çeşitli biçimlerde üretildiyse de bir süre sonra kullanımdan kalktı. Bu nedenle bisikletin mucidi olarak Macmillan kabul edilse de, temel ilkesi günümüze değin değişmeden kalan ilk kullanışlı mekanizmayı bulanlar Fransız Pierre Michaux ile oğlu Ernest oldu. Michauxlar, 1861’de Paris’te geliştirdikleri araçlarının ön tekerleğine iki krank bağlamışlardı. 1893’te Henry Michaux’nun belirttiğine göre, sürücünün ayağıyla çevrilebilen bu krank düzeneği, dikey taşlama çarkının krank kollarının uyarlanmış bir biçimiydi. Tahta ve demirden oluşan şasisi nedeniyle “kemik titreten” adıyla anılmaya başlamasına karşın araç kısa sürede yaygınlaştı. Michauxlar, ilk yıl içinde buluşlarından yalnızca iki adet ürettiler, ama ilginin artması üzerine 1862’de velosipet adını alan araçtan 142 tanesini piyasaya sürdüler. Aynı yıl benzerleri Münih’te de yapılmaya başlanan aracın bir örneği bugün Deutsches Museum’da saklanmaktadır. 1865’te Mi- chaux ailesi yılda 400 velosipet üretir duruma geldi. Ailenin makine ustası Pierre Lallement, 1866’da ABD’ye göç ederek Connecticut’taki Ansonia’da James Carroll’la birlikte aracın ABD’deki ilk patentini aldı.

İlk resmî bisiklet yarışını


31 Mayıs 1868’de Saint-Cloud Parkı’nda İngiliz James Moore kazandı. Ayrıca, Kasım 1869’da Rouen- Paris arasında düzenlenen ilk yol yarışını da kazanan Moore, bu yarışta, dolgu kauçuk tekerlekli ve bilyalı rulman düzenekli, 72,5 kg ağırlığındaki bir aracı kullanarak 134 km’lik uzaklığı 10 saat 25 dakikada almış ve 200 bisikletin katıldığı yarışı, İkincinin 45 dakika önünde bitirmişti. Aynı yıl Paris’te düzenlenen ilk bisiklet sergisinde, tekerleği pedaldan bağımsız dönebilen ve değişken dişlilerden yararlanılan bisikletin ilk örnekleri görüldü.

İngiltere’de bir dikiş makinesi şirketi olan Coventry Sewing Machine Company’de çalışan Rowley B. Turner, bir Michaux bisikletini Coventry tren istasyonundan fabrikasına kadar sürerek şirket yöneticilerini bu araçtan üretmeye ikna etti. İhracata elverişli miktarda olmayan 400 adetlik ilk parti Fransa’da satılmak amacıyla üretildiyse de, Fransız-Alman Şavaşı’nın başlaması üzerine Turner bunları İngiltere’de piyasaya sürdü. Ama İngiltere’de bisiklet sanayisinin kurucusu sayılan kişi, araç üzerinde bir dizi geliştirme yapan, Coventry şirketinin yaratıcı genç ustabaşılarından James Starley’dir. Bugün Coventry’de Starley’in bir heykeli bulunmaktadır.
Ad:  Önemli İcatlar - Bisiklet1.jpg
Gösterim: 1935
Boyut:  33.1 KB

Starley, işe hantal velosipet'in ağırlığını azaltmakla başladı. 1870’te büyük ön tekerleğine karşılık küçük bir arka tekerleği bulunan bir bisiklet yaptı. Araca, dönemin en büyük ve en küçük bakır İngiliz sikkelerine benzetme yapılarak, “peni-çeyrek peni” adı takıldı. Starley pedalların her dönüşünde tekerleğin iki kez dönmesini sağlayan bir dişli geliştirdi. Gergin metal tellerle poyraya (tekerlek göbeği) bağlanan metal jantlar kullanarak tekerleklerin ağırlığını azalttı. Jant (akort) telleri, uzun bir kangal telinin jant çemberi ile poyraya açılan deliklerden geçirildikten sonra gerilerek bağlanmasıyla elde ediliyordu. 1874’te diş açılı nipellerin geliştirilmesiyle, jant telleri jant ve poyraya tek tek vidalanmayla başladı. Aynı yıl Starley, jant tellerine binen yanal gerilimleri azaltmak amacıyla radyal teller yerine tanjant tel düzeneği kullanımını geliştirdi. Bir grup sürücü, bu yüksek bisikletlerle Londra ile John O’Groats arasındaki yaklaşık 1.110 km’lik yolu 15 günde aldı. Normal olarak 22,5 kg ağırlığında olan bisikletlerin pist yarışları için yapılan özel modellerinde 9,5 kg’ye kadar inilebiliyordu. İtmeyi sağlayan tekerleğin çapı ise, sürücünün bacak uzunluğuna bağlı olarak 100 ile 150 cm arasında değişiyordu.

Gene 1874’te H. J. Lawson, tahrik (büyük pinyon) dişlisindeki hareketin sonsuz bir zincir yardımıyla arka tekerleğe aktarıldığı arkadan itmeli bir bisiklet geliştirdi. Aracın orta boydaki tekerleklerinin çapları eşitti. “Güvenli bisiklet” adını alan bu araç denge, fren ve binme kolaylığı açılarından, büyük ön tekerlekli “alışılmış” bisikletlere oranla belirgin üstünlüklere sahipti. Dolgu kauçuk lastiklerin yardımıyla dengesi artırılan Starley bisikletleri birkaç yıl daha kullanımda kaldıysa da, daha sonra yerini Lawson’ın “güvenli bisikletlerine bıraktı. 1888’de, James Moore’la birlikte çalışmakta olan Belfastlı veteriner John Boyd Dunlop, havayla şişirilen bir lastik geliştirdi. Dunlopun şişme lastiği “güvenli” bisiklete büyük üstünlük kazandırdı ve böylece “alışılmış” bisikletlerin yapımına tümüyle son verildi. 1893’te üretim maliyetini en aza indiren eşkenar dörtgen kadro çatkılarının kullanımı yaygınlaştı. Yeni modellerin tekerlekleri, pedaldan bağımsız serbestçe dönebiliyor ve kolayca frenlenebiliyordu.

Bundan sonraki gelişme, vites (aktarma) düzeneğinin kullanıma girmesi oldu. 1901- 06 arasında H. Sturmey ve J. Archer, bir halka bileziğin içine yerleştirilen merkez ve pinyon dişlilerinden oluşan, ilmek ilkesine dayalı (episiklik) çeşitli vites patentleri aldılar. Önceleri iki, daha sonra üç kademeli olarak yapılan ve bisikletin arka poyrasının içine yerleştirilen Sturmey-Archer vitesleri yaklaşık 1 kg ağırlığındaydı. Aynı ilkeye dayalı benzer aygıtlar, kısa bir süre sonra başka ülkelerde de üretilmeye başladı.

Zinciri bir dişliden ötekine aktarmakta kullanılan Derailleur vitesleri, yollardaki çamurun bulaşarak mekanizmanın çalışmasını güçleştirmesi nedeniyle önceleri pek tutulmadı, ancak daha sonraki geliştirmelerle, öteki viteslere oranla daha güvenilir ve kullanıma uygun duruma geldi. Üç tekerlekli bisikletlerin yapılmaya başlaması, diferansiyel olarak adlandırılan yeni bir dişli düzeneğinin geliştirilmesine yol açtı. Bu aygıt, öndeki tahrik dişlisinin sağladığı kuvveti, araca itmeyi veren iki arka tekerleğe eşit olarak bölerek aktarıyor, bu arada, örneğin bir köşeyi dönerken, tekerleklerin ayrı hızlarda yol almasını,olanaklı kılıyordu. 1893’ten çapraz kadroların kullanılmaya başlandığı 1962’ye değin bisiklet tasarımlarında önemlice bir değişiklik olmadı.

Modern bisikletler.


Kadınların etekleri için boşluk bırakılmış kadroların dışında, bisiklet kadroları, temel olarak birbirlerinden oldukça farklı eşkenar dörtgen ve çapraz biçimlerde çatılmıştır.
1962’ye değin üretilen bisikletlerde kullanılan eşkenar dörtgen kadro, üç üçgen ile bir çift çataldan oluşuyordu. Sürücü, bacaklarını açarak ana üçgenin üzerinde oturuyor, öteki iki üçgen, arka tekerleği iki yanından tutuyordu. Sağa sola döndürülebilen çatallar ise ön tekerleği kavrıyordu.

Sürücü, sele sapının üstüne yerleştirilen seleye oturuyordu. Sele borusunun dibindeki destek, ön kadro borusunu ve arka tekerlek çatallarını tutmanın yanı sıra krank yataklarını ve tahrik dişlisini taşıyordu.
İlk tekerlek çatalları eğimli yerleştirilmekle birlikte düz borulardan oluşuyordu. Ama zaman içinde kavisli çatalların iki önemli üstünlüğü olduğu belirlendi: Bu tür çatallar, sarsıntıların bir bölümünü sönümlendirerek kendiliğinden yay görevi görmenin yanı sıra, bir yöne çevrildikten sonra sürücünün ağırlığıyla kendiliğinden düz konuma gelebiliyordu.

1962’de İngiliz mühendis Alexander Moulton, çapraz kadro çatkısını geliştirerek “güvenli” bisikletlerden sonraki ilk önemli katkıyı yaptı ve günümüzde kullanılan bisikletlerin ilk örneğini ortaya çıkardı. Çatkının ana parçası, oval kesitli yatay bir boruydu. Bu ana parçadan, birbirlerine paralel sele borusu ile gidon borusu çıkıyordu. Gidon borusu, ön tekerleğe yön veren maşaların yatağını tutuyordu. Arkada, ana boruya paralel ve arka tekerleği tutan iki konik maşa vardı. Bu maşanın uçları, ana borunun dibinden 7,5 cm kadar öne düşecek biçimde bir muyluyla birleşiyordu. Ana kadronun ucuna ve maşaların arasına yerleştirilen çapraz bağlama parçasına lastik amortisör eklenmişti. Maşa uçlarının dikey hareketi, lastik amortisörü sıkıştırıyor ve onun üzerinde kesme gerilimi yaratıyordu. Ön maşalar, dikey hareketler sırasında bile sürücü tarafından çevrilebilecek biçimde yerleştirilmişti. Dikey hareketler, bir helezon yayı içine geçirilen lastik kolondan oluşan ve böylece sarsıntı ve titreşimleri sönümlendirerek amortisör görevi yapan düzenek tarafından denetleniyordu.

Moulton önceleri, küçük tekerleklere yüksek basınçlı (yaklaşık 54,5 kg ya da 8 atmosfer) lastikler takarak eylemsizliği azaltmayı düşündü. Aracına, 66-67 cm çapındaki normal tekerlekler yerine 40,6 cm çapında tekerlekler taktı ve bu arada küçük tekerlekler ile sert lastiklerin yarattığı sarsıntıları azaltmak amacıyla lastik süspansiyon kullanmaya başladı. Bisiklet, her zamanki gibi sürülüyordu. Üst borusu bulunmayan açık kadronun sağladığı üstünlüğün yanı sıra süspansiyon sistemi başarılı oldu. Moulton selenin sürücünün boyuna göre kolaylıkla ayarlanabilmesini olanaklı kılmıştı. Sele borusunun arkasına, kadronun uzantısı halinde yerleştirdiği arkalık, tekerleklerin küçük olması nedeniyle öteki bisikletlere oranla yere daha yakındı ve bu yüzden de ağır yükler altında daha dengeliydi. Tasarımda daha sonra yapılan bir geliştirmeyle, kadronun ana borusunun ucundaki lastik amortisörün yerine, aşağıya ve yukarı doğru hafifçe oynayabilen, üçgen biçimde bir metal parça yerleştirildi. Sele sapından sert bir lastik topla ayrılan bu düzenek, sarsıntıyı daha da azalttı.
Birkaç yıl içinde tüm yapımcılar küçük tekerlekli bisikletler üretmeye başladılar. Ancak, özellikle Moulton’un süspansiyon sisteminin patentini elinde bulundurması nedeniyle, hiçbiri onun başarısına ulaşamadı.
Bisiklet tekerleği, lastiği tutan bir jant, gerilmiş madeni jant telleri ve bilyeli rulmanlı bir poyradan oluşur. Jant telleri poyraya teğet biçimde yerleştirilmiş ve gerilerek nipellerle janta tutturulmuştur. Nipeller gerektiğinde ayarlanarak jantın düzgün kalması sağlanır.

Poyralar kadroya, ya göbek miline somun takılarak, ya da içi oluklu göbek millerinde bir kam kolundan yararlanılarak tutturulur. Göbek mili, bilyeli rulman konilerini de taşır. Bu koniler, göbek silindirleriyle birleşik durumdaki yataklarda ortaya çıkan aşınmanın boşunu alır ve ayarlamayı sağlar.

Jantlar,
35,5 cm’den 71 cm’ye kadar değişen çeşitli boyutlarda ve Westwood, Endrick ve boru biçiminde olmak üzere üç ana türde yapılır. Oldukça basit biçimli geniş Westwood jantlarının kesit ortasında, nipellerin yerleştirilmesi için bir oluk açılmıştır. Kıvrılmış kenarlan ise, lastiklerin telli uçlarını tutar. Endrick jantları, jantı kavrayan tel frenlerin kullanılmasını olanaklı kılacak biçimde düz kenarlıdır. Ekstrüzyon yöntemiyle elde edilen boru jantlar, içi boş yassı U biçimindedir. Bu jantlar, uçlarındaki tellerle değil, yapıştırıcı yardımıyla janta tutturulan yarış lastikleriyle birlikte kullanılır. Yarış jantları kimi zaman hafif tahtadan yapılır.

Lastikler çadır bezi ve kauçuktan yapılmış bir dış koruyucu ile şişirilebilir bir iç lastikten (şambriyel) oluşur. Dış lastik, yarış lastiklerinde olduğu gibi, iç lastiği içinde olacak biçimde dikilerek tutturulmuş ya da çember biçimini korumak amacıyla kenarına hafif yay teli geçirilmiş olabilir. Dış lastiklerin çoğunlukla doğal kauçuktan yapılmasına karşılık, iç lastiklerde daha çok bütil kullanılır.

Yarışlarda kullanılan özel iç lastiklerde çoğunlukla çok ince doğal kauçuk kullanılır ve dış lastik bezi hafiflik ve yüksek dayanıklılık sağlamak amacıyla ince pamuk ya da ipekten dokunur. Bu lastiklere genellikle 10 atmosferlik basınç verilirdi. En yaygın kullanılan lastik supaplarında, lastik içindeki basınç tarafından sıkıştırılan koni biçimindeki bir iğneden yararlanılır.
Bisikletlerde aktarma düzeneği olarak konik dişli ve şaftlı transmisyonlar ile kayışlı transmisyonlar denenmişse de, en yaygın kullanılan yöntem zincirli aktarmadır. Rulolu zincirler, pimli baklalar ve makaralı baklalardan oluşur. Pimli bakla, iki kenar levhasının, uçlarından bir çift pimle birbirine sıkıca tutturulmasıyla elde edilir. Makaralı baklada ise kenar levhaları burçlarla tutturulmuştur ve burçların üzerinde serbestçe dönen sertleştirilmiş çelikten makaralar bulunur. Makaralı ve pimli baklalar, pimler burçların içinde serbestçe hareket edecek biçimde birleştirilir. Zincirleri pastan korumak ve kaygan durumda tutmak için bol miktarda sıvı yağ ya da gres yağıyla yağlamak gerekir. Ote yandan, kaplamalı zincirlerle yapılan deneyler, yağlanmamış zincirlerin de ağır yükler taşıyabileceğini göstermektedir.

Belirli bir pedal çevirme temposunda bisikletin hızını artırabilmek için iki tür vites kullanılır. Bunlar, dişliler arasındaki bağlantının zincir aracılığıyla sağlandığı kaydırmak vites ile arka tekerlek dişlisinin hızını jantın hızına bağlı olarak değiştiren episiklik (göbek) viteslerdir.

Kaydırmak vites, zinciri bir dişliden farklı büyüklükteki başka bir dişliye aktaran bir mekanizmadan oluşur. Tahrik dişlisinin büyüklüğü değiştirildikçe krankın her dönüşünde arka tekerleğin daha çok ya da daha az yol alması sağlanır. Arka tekerlekte en çok altı, krankta ise en çok üç değişik dişli kullanılarak 18 ayn hız oranı elde edilebilir. Zincir boşluğunu almak için bu mekanizmalara yay baskısı uygulanır. Vitesler, mekanizmayı gidon ya da ana kadroya takılı vites koluna bağlayan bir kablo aracılığıyla değiştirilir.

Episiklik vites arka tekerlek göbeğinin içine yerleştirilir. İki, üç, dört ve beş hız kademeli olan bu vitesler daha çok İngiltere, Almanya, Japonya ve ABD’de kullanılır. Vites değiştirme işlemi, yine gidon ya da ana kadroya takılı bir vites kolundan çıkan kablo yardımıyla gerçekleştirilir. Kontrapedal (göbek) frenli bisikletlerde olduğu gibi, pedalın ters yönde çevrilmesiyle vites değiştiren iki vitesli bir göbek mekanizması da geliştirilmiştir.

1920’lerde Sturmey-Archer Company, üç kademeli vites ile kontrapedal fren mekanizmalarını birleştiren bir tasarımın patentini aldı. Pedal ters yönde çevrildiğinde göbek silindirinin içindeki iki pabuçlu fos- for-tunç balata genişleyerek göbeği sıkıştırıyor ve böylece yumuşak ve hava koşullarından etkilenmeyen bir frenleme elde ediliyordu. Göbek vitesi yine bir mil ya da kabloyla değiştiriliyordu.

En yaygın kullanılan fren türü olan kontrapedal fren, arka tekerleğe takılır ve ayakla yönetilerek sürücünün ellerinin serbest kalmasını sağlar. Bu tür frenler, yine ayakla yönetilen iki kademeli göbek vitesleriyle birlikte kullanılabilir. Yağ ya da sudan etkilenmeyen tek fren türü olan bu mekanizma son derece dayanıklıdır ve zaman zaman ayarlamaktan başka bir işleme gerek duymaz. Kontrapedal frenin dışında temel olarak tel, çubuk ve tamburlu frenler kullanılır.

Tel fren, yüksek sürtünmeli bir malzemeden yapılmış iki tamponun tekerlek jantını sıkıştırması esası uyarınca çalışır. Çubuk frenler, gidona takılı kollara bağlı çubukların yardımıyla, tekerleğin iç tarafından janta doğru çekilir ve böylece jantı sıkıştırarak durmayı sağlar. Kablo ya da çubuklarla kumanda edilen frenlerde ise poyraya takılan bir kampananın içinde iki segman bulunur ve kumanda koluyla açıldığında bu segmanlardaki sürtünme malzemeleri kampanayı sıkıştırarak dönme hızını keser.
Seleler çoğunlukla plastik ya da keçeden yapılır. Kimileri yaylarla donatılmıştır. İlk sele malzemesi olan deri, teri emdiği için bugün de yeğlenmektedir. Basit selelerde yüksek gerilme çeliğinden yapılmış yaylar kullanılır. Selenin arka bölümü yukarıya doğru kıvrılmıştır, ön bölüm ise bacakların arasına yerleşecek biçimde bir ok çıkıntısı yapar. Kaliteli deriden yapılan bu biçimdeki bir sele, sürücü baseninin kalıbın alır ve normal kullanım koşullarında uzun süre dayanır.

Selelerin büyük çoğunluğu, küçük yaylar ve yastıkların üzerine yerleştirilen askılı oturaklar biçiminde yapılır ve üstleri polivinil klorürle kaplanır. Bu tür seleler kolayca temizlenebilir, su geçirmez niteliktedir, maliyetleri düşüktür. 1970’lerde yaygınlaşan üçüncü bir sele türü de püskürtme kalıplama yöntemiyle üretilen plastik selelerdir. Plastik seleler öteki türlerden çok daha ucuzdur, ama çok serttir ve basenin biçimini kolayca almaz, bu nedenle de kullanımları rahatsızdır. Sürücünün kalıbına göre özel olarak yapılan plastik seleler, yağmur altında biçimlerini değiştirmediklerinden yarış bisikletleri için kullanışlıdır.
Bisiklet farlarında, çok eskilerden beri kuru pille çalışan tungsten flamanlı ampuller kullanılmaktadır. Ama en yaygın ışık kaynağı, ön ya da arka çatala bağlanan ve lastiğin yan yüzüne sürtünerek çalışan dinamodur. Lastik döndükçe dinamonun kafasındaki tırtıllı silindir de döner. Böylece dinamo, örneğin bisiklet saatte 16 km’lik bir hızla yol alırken, yarım amper ve altı voltluk bir elektrik enerjisi üretir. Bu güç ön ve arka lambaları yakmaya yeterli bir düzeydedir. Bağlantı tek bir telle sağlanır, topraklama için de bisikletin şasisinden yararlanılır.
Bisikletin öteki akşamlan çanta ve başka yükleri taşımakta kullanılan, şasiye kaynaklı arkalık ile sürücüyü çamurdan korumak amacıyla şasiye bağlanan ve tekerleklere değmemesi için tel çubuklarla tutturulan çamurluklardır.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 27 Temmuz 2016 00:37
Gerçekçi ol imkansızı iste...
asla_asla_deme - avatarı
asla_asla_deme
VIP Never Say Never Agaın
21 Eylül 2008       Mesaj #2
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

BİSİKLET


pedallarla hareket ettirilen iki tekerlekli bir taşıt aracıdır. Fransızca'dan dilimize geçmiş olan adı da "iki tekerlekli" anlamına gelir. Bugünün bisikletleri eşit bü­yüklükteki iki tekerlek ile bu tekerlekleri birleştiren, çelik borulardan yapılmış bir ana çerçeveden oluşur. Binici, kadro denen bu çerçevenin üzerindeki sele'ye oturur, bisikleti yönlendiren gidon'u tutar ve ayaklarıyla pe­dallara basar. Binicinin pedallara uyguladığı itme kuvveti, pedal kolları, zincir ve iki zincir dişlisi aracılığıyla arka tekerleğe iletilir. Peda­la her basışta iki kez dönen arka tekerlek hareket ettirici, ön tekerlek ise yönlendirici­dir. Ön tekerlek bir çatalın arasına yerleştiril­miş, bu çatal da bir mille kadronun önündeki dikey boruya yataklanmış olduğu için serbest­çe sağa sola dönebilir. İki yanında el tutacak yeri olan gidon da çatalın üzerindeki bu boruya bağlı olduğundan, binici gidonu istediği yöne çevirerek, çatal mili aracılığıyla çatalı ve ön tekerleği yönlendirebilir. Bisikletlerin kadrosu genellikle çeliktendir; ama bazı hafif modellerin yapımında alüminyum alaşımları kullanılır.
Sponsorlu Bağlantılar
Ad:  Önemli İcatlar - Bisiklet2.jpg
Gösterim: 1635
Boyut:  47.8 KB

Bir bisiklette aranan en önemli özellik "çevik" olmasıdır. Pedalları zor çevrilen ve insana kurşundan yapılmış gibi ağır gelen bir bisiklet hem binicisini yorar, hem de yol almaz. Oysa hafif ve "çevik" bir bisiklette insan saatlerce yorulmadan pedal çevirebilir. Bunun için kadronun iki karşıt özelliği bir arada bulundurması gerekir: Kadro bağlantı­ları hem kolayca yerinden oynamayacak ka­dar sert ve bükülmez, hem de hareket ser­bestliği sağlayacak kadar esnek olmalıdır.

Binicinin bütün gücüyle pedalları aşağıya doğru bastırabilmesi için kadronun sert ve esnemez olması çok önemlidir. Eğer pedala her basışta kadro sağa sola yalpalarsa, binici yeniden pedala basmadan önce kadroyu doğ­rultmak zorunda kalacağından enerjisinin bir bölümü boşa gider. Bisiklet yarışçılarının neredeyse bütün ağırlıklarıyla gidon ve pedal­lara yüklenip, seleye çok az ağırlık bindirme­lerinin nedeni budur. Yarışçılar ayrıca selenin dar ve sert olmasına özen gösterirler; böylece, bacaklarını bir piston gibi aşağı yukarı hare­ket ettirirken, bu hareketin bir bölümünü sele yaylarına aktararak enerjilerini boşa tüket­memiş olurlar.

Eğer kadro yeterince esnek olmazsa, bu kez de yoldaki bütün tümsek ve çukurların yaratacağı sarsıntı doğrudan seleye ve gidona yansıyarak biniciyi rahatsız eder. Bu sakınca­yı önlemek için, kadronun yapıldığı çeliğin herhangi bir darbeyle biçim değişikliğine uğ­rasa bile hemen eski biçimine dönecek kadar esnek olması gerekir. Bu esneklik, tren teker­leklerinin ağırlığı altında "bükülen" demiryo­lu raylarının, ağırlık kalkar kalkmaz yeniden eski biçimine dönmesi gibidir.

Bisikletlerde güç ve hareket aktarımını sağlayan dişli düzeneği, bacak gücünden en etkili biçimde yararlanmak üzere tasarımla­nır. Bu tasarımın ilkesini en iyi açıklayabile­cek örnek merdiven çıkarken tükettiğimiz güçtür. Eğer basamakları ikişer ikişer çıkar­sak, bacaklarımız ile merdiven arasındaki açıklık ya da bisikletteki karşıhğıyla dişlinin büyüklüğü iki katına çıkmış olur; dolayısıyla vücudumuzu, basamakları birer birer çıkar­ken kaldıracağımız yüksekliğin iki katına taşı­mamız gerekir. Böylece yapılan iş iki katına çıkar; oysa basamakları birer birer çıktığımızda tırmanmak için tüketeceğimiz güç azalacağın­dan merdiveni daha hızlı çıkabiliriz.

Bu ilke gereğince, bisikletin ana zincir dişlisi (ayna dişli) arka tekerlekteki küçük pinyon dişli ile aynı büyüklükte olursa, pedal tam bir devir yaptığında arka tekerlek de bir kez döner. Eğer ayna dişlinin büyüklüğü pinyon dişlinin iki katı olursa, o zaman pedal bir turu tamamlayıncaya kadar arka tekerlek iki kez dönecektir. Bugünün bisikletlerinde uygulanan dişli çark düzeninin temeli de budur.Bir bisikletteki dişli düzeneğinin hareket aktarma verimi, ayna dişlideki diş sayısını arka tekerleğin çapıyla çarpıp, bulunan sayıyı pinyon dişlideki diş sayısına bölerek hesap­lanır.

Bütün makineler gibi bisiklet de sürekli bakım ister. En önemli nokta, dişli çarkları, zinciri ve kadrodaki bağlantı yerlerini zaman zaman yağlamayı unutmamaktır. Eğer lastik­lerinizin uzun ömürlü olmasını istiyorsanız, hiçbir zaman iyice şişirmeden bırakmayın. Ama bisikletinizi uzun süre kullanmayacaksa-nız, en iyisi lastiklerin havasını boşaltarak bisikleti bir yere asmaktır. Bunu yapmazsa­nız, bisikletin bütün ağırlığı sönük lastikler üzerine biner ve lastikler kısa sürede aşınır.

Bisikletin Tarihi


Bisiklet bugünkü biçimini alıncaya kadar pek çok değişiklik geçirmiştir. İlk bisikletler, iki tekerlek üzerinde dengede duran, garip görü­nümlü araçlardı. Dikiş makinelerinde ve tor­na tezgâhlarında kullanılan pedal düzeneği yüzlerce yıldır biliniyordu, ama bir aracı ayak ve pedal kuvvetiyle hareket ettirme düşüncesi çok geç doğdu. 1645'te Jean Theson adlı bir öğretmen, bir krank mili (dirsekli bir kol) üzerine uygulanan ayak kuvvetiyle hareket ettirilen, dört tekerlekli "atsız bir gezinti arabası" yaptı. Ne var ki, fotoğrafçılığın babası olarak bilinen Fransız Joseph-Nicep-hore Niepce 1816'da iki tekerlekli bir taşıt aracı yaptığında, bu araca bir pedal düzeneği eklemeyi düşünmemişti. Binicinin ayaklarıyla yeri iterek yürüttüğü bu araca "çabuk yürü­yen" anlamında seleriped adı verildi. Ertesi yıl Baron von Drais, bu aracın daha gelişmiş bir modelini yaptı. Drezin adıyla bilinen bu araç öyle tutuldu ki, son modaya göre giyinen insanlar bindiği için bir süre sonra "züppe atı" diye anılır oldu.

1839'da Kirkpatrick Macmillan adlı bir İskoç bu "züppe atı"na iki pedal ile iki krank ekleyerek arka tekerleği itici duruma getirdi. Binici ayaklarını pedallara dayayarak krank­ları öne arkaya sallıyor, bu kranklara bağlı olan miller de arka tekerleği döndürüyordu. 1842'de bu araçla 112 km yol alarak bir kentten öbür kente ulaşan Macmillan, yolda bir çocuğa çarptığı için para cezasına çarptırıl­dı ve "gözü dönmüş sürücü" damgasını yedi. Macmillan'ın aracı özitmeli olduğu için ilk gerçek bisiklet sayılmakla birlikte çok çabuk unutuldu ve bisikletin gelişmesinde önemli bir rol oynamadı.

1861'de Fransız Pierre Michaux ve oğulları, pedal kollarını doğrudan ön tekerleğin göbe­ğine takarak önemli bir gelişme sağladılar. 1867 Paris Sergisi'nde halka tanıtılan ve velo­sipet adıyla tanınan bu araç, temel ilkesi günümüze kadar değişmeden kalan ilk bisik­letin doğuşuydu. Dikiş makineleri üreten İngiliz Coventry Şirketi, büyük bir talep olan bu velosipetleri İngiltere'de yapıp Fransa'ya satmak üzere üretime başladı. Ama Fransa ile Prusya arasında savaş çıkınca, ürettikleri ve­losipetleri İngiltere'de satmak zorunda kaldı­lar. Tekerlekleri tahtadan olan bu hantal araç biniciyi çok sarstığı için, İngiliz halkı velosipet yerine "kemik titreten" demeyi seçti. Pedalın her devrinde yalnızca bir tekerlek dönüşü kadar yol alabilen velosipeti hızlandırmak için, arka tekerlek küçük yapılıp ön tekerlek iyice büyütüldü. Ama aracın hızı ön tekerle­ğin büyüklüğüyle orantılı olarak arttığından, en hızlı bisikletlere ancak çok uzun boylu kişiler binebiliyordu.

Bugünün bisikletlerinde olduğu gibi, büyük dişlideki dönme hareketini bir "sonsuz zincir" aracılığıyla arka tekerleğe ileten hareket ak­tarma düzeneği 1716'da geliştirildi ve 1870'lerde ilk kez üç tekerlekli bisikletlere uygulandı. 1874'te H. J. Lawson'ın gerçekleş­tirdiği pedal, zincir ve zincir dişlilerinden oluşan bir hareket düzeneği ile serbest ve yönlendirici bir ön tekerleği olan arkadan itmeli bisikletten altı yıl sonra, bisiklet tasarı­mında en büyük gelişmeler birbirini izlemeye başladı. İngiltere'de John Starley, çağdaş bisikletlere çok benzeyen, tekerlekleri eşit büyüklükte ve arkadan itmeli yeni bir model geliştirdi. 1888'de de İngiliz John Boyd Dun-lop havayla şişirilen ilk taşıt lastiğini yaparak bisikletteki rahatsız edici sarsıntılara son ver­di

Yeni bir taşıt aracı olarak büyük ilgi uyan­dıran bisiklet, pahalı olmasına karşın 1890'larda Avrupa ve ABD'de hızla yayıldı. Tatil günlerinde caddeler, parklar ve köy yolları bisikletçilerle doluyor, öbür günlerde de insanlar işlerine bisikletle gidip geliyor­lardı.

Serbest tekerleğin kullanılması, hız değiş­tirme (vites) düzeneği, jant telleri ve şişme lastiklerle hafifletilmiş tekerlekler, paslanmaz çelikten yapılmış sağlam ve hafif bir kadro, gelişmiş bir fren ve aydınlatma düzeneği, binicinin bacak hareketlerini engellemeden rahatça pedal çevirmesini sağlayan kadro tasarımı ve rahat bir sele, 19. yüzyıldan bu yana bisiklet yapımında gerçekleştirilen başlı­ca gelişmelerdir. 1962'de İngiliz mühendis Alexander Moulton'ın yaptığı ve sert lastik­lerin yarattığı sarsıntıyı azaltmak için las­tik süspansiyon kullandığı küçük tekerlek­li bisiklet daha da büyük bir ilgiyle karşı­landı.

20. yüzyılda Avrupa ve Asya ülkelerinde ulaşım aracı olarak önemli bir yeri olan bisiklet, otomobilin yaygınlaşmasından sonra eski önemini yitirdi. Ama yüzyılın sonlarına doğru, egzos gazlarıyla havayı kirletmediği, gürültü yapmadığı ve kasları çalıştırdığı için sağlığa yararlı bir taşıt aracı olarak çevrebilim uzmanlarının ve doktorların önerisiyle yeni­den yaygınlaşmaya başladı..

Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica

Son düzenleyen Safi; 27 Temmuz 2016 00:37
Şeytan Yaşamak İçin Her Şeyi Yapar....
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
26 Nisan 2010       Mesaj #3
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

BİSİKLET

Ad:  Önemli İcatlar - Bisiklet3.jpg
Gösterim: 2230
Boyut:  37.8 KB

a. Genellikle iki tekerleği, oturulacak bir selesi olan, arka tekerleğe bağlı ve ayakla çevrilen pedallarla çalışan taşıt. (Bk. ansikl. böl.) ll Motorlu bisiklet, yardımcı bir motor yardımıyla hareket eden bisiklet.

—Bisikç. Bisiklet yolu, bisiklet ve velomotorlara ayrılmış özel yol ya da şerit.

—Denize. Deniz bisikleti, kanatlı küçük çarkları ayakla döndürülerek yürütülen ve su kesimi şamandıralardan oluşan küçük deniz aracı.

—Spor. Bisiklet krosu, cross-country’den ve özellikle bisiklet yarışından doğmuş bir kış sporu olan bisiklet krosu, bazen bisikletten inmeyi gerektiren engebeli bir arazide yapılır. (Bisikletçilerin fiziksel gücüne bağlı olan bisiklet krosu için, ulusal ve dünya çapında yarışmalar düzenlenir.) ll Bisiklet yarışı, yarış bisikleti denilen özel bisikletlerle, belli kurallara göre veladromda ya da kendilerine ayrılan karayollarında yapılan yarış. (Bk. ansikl. böl.)

—Tıp. Ergometrik bisiklet, bir tekerleği mekanik direnç ayarlı sabit bisiklet. Bu sayede vücuttaki herhangi bir işlevle ilgili çaba deneyleri yapmak ya da bir organda hareket eğitimine yardımcı olmak olanağı elde edilir. (Evde yalnızca egzersiz yapmak için de kullanılır.)

—ANSİKL.
Bisikletin kökeni ve ortaya çıkış tarihi belirsizdir.
1791'de, Fransa krallık sarayı bahçesinde, kont Sivrac, sağa sola hareket olanağı olmayan sabit iki tekerleğin taşıdığı ve kullananın ayaklarıyla toprağı iterek ilerlettiği tahta bir çubuktan oluşan, adına da "selenler" denen bir makineyi halka gösterdi. 1816'da, fotoğrafın mucidi Niepce ve 1817’de Bade ülkesinin alman baronlarından K. F. Drais iki makine yaptılar. Drais’in Laufmaschine denen aygıtı halk arasında "drezin" adıyla tanındı. Bu makine 5 nisan 1818’de Lüksemburg bahçelerinde tanıtıldı; selerifer’e göre üstünlüğü, ön tekerleğinin bir eksen üzerine monte edilmiş olmasıydı; böylece araca yön verilebiliyordu. Bu a- raç bisikletin, hatta iki kişilik bisikletin atasıdır. Drais’in icadı kısa süre sonra İngiltere' de de taklit edildi ve “dandy-horse'' ya da "hobby-horse" adıyla demirden olanları (o tarihe kadar tahtadandı) imal edildi. 1839’da, iskoçyalı bir demirci, K. MacMillan, arka tekerliğin göbeğine tutturulmuş bir kola, çubuklarla bağlanmış pedallar taktı.

Ancak, 1861'de, transız Pierre Michaux ve iki oğlu Ernest ile Henri, bir drezinin ön tekerleğine, aracın ilerlemesini ayakla sağlamak amacıyla, bir değirmenden çıkardıkları bir kol ve tutamaklar bağlamayı akıl ettiler. Böylece pedal takımı meydana geldi. 1868’de Pierre Michaux, içi dolu kauçuk lastiklerin takılabileceği jantları icat etti. 1869’da, saatçi Guilmet’nin araştırmalarından yola çıkan Meyer ve ortakları, ilk çağdaş bisikleti yaptılar: her iki tekerleğin çapı birbirine eşitti ve ön tekerlek yönlendirici, arka tekerlekse merkezi bir pedal sistemi ve zincir aktarması sayesinde hareket ettiriciydi. Tümüyle madeni olan Guilmet bisikleti, kasım 1869’da, Prö Catalan'da sergilendi; burası ilk bisiklet sergi salonuydu. Ama buluş ilgi görmedi. Gene, ön tekerleğin hareket ettiriciliği ilkesine dönülerek, daha yüksek bir developman (hız) elde etmek için bu tekerleğin çapı büyütüldü. Güvenliği artırmak için yapılan denemelerden sonra, pedal takımı gerçekleştirildi ve aktarma, önceleri dişli çarklar aracılığıyla, sonra zincirle yapıldı. Serbest tekerlek 1896'da, kontrpedal frenleme sistemi 1898'de bulundu; bu arada Dunlop, havalı lastiği icat etti (1888). Çelik telli Bowden freni 1902'de, arka teker göbeğinde bir dizi dişli çark aracılığıyla vites değiştirme 1905'e doğru ortaya çıktı. Bugün kullanılan vites değiştirme mekanizması 1925'te gerçekleştirildi.

Günümüzde bisiklet, makinenin bütün parçalarını taşıyabilen çelik ya da yüksek dirençli hafif alaşımlı (bazen titan kullanılır) tüplerden yapılmış bükülmez bir kadrodan oluşmuştur. Kadro, önde gidon tarafından hareket ettirilen ve ön tekerleğin eksenini tutan bir furş (çatal); arkada, uçları arka tekerleğin eksenini sıkan yatay bir furş; alt bölümdeyse pedal takımı ve bunun karşısında selenin yerleştirildiği yüksekliği ayarlanabilen bir çubuktan oluşur. Pedal takımı, hareketi arka göbeğe aktaran temel mekanizmadır. Pedallara sırayla basılması dişli bir çemberi döndürür. Bu dişli, üzerindeki zinciri döndürerek bir pinyon (dişli) aracılığıyla arka tekeri hareket ettirir; bu durumda ön tekerlek yönlendiricidir. Bisikletin developmanı, büyük pinyondaki (ayna) diş sayısıyla arka eksendeki çarkın (küçük pinyon) diş sayısı arasındaki orana bağlıdır. Pedallar üzerine uygulanan güç sınırlı olduğundan bisikletin, yolun eğimine göre değişen dirençleri yenmek için birden çok hıza sahip olması gerekir.

Bu nedenle aktarma sistemi, bir ya da iki vites içerir; bugün en çok kullanılan, kaydırıcı tip vitestir: arka (küçük pinyonlar için) ve ön vites değiştirme (pedal takımı için) mekanizması. Birincisinin çalışması ancak serbest bir çarkla mümkündür; bu çark, arka tekerlek ekseninin hareketini, tüm aktarma sisteminden ayırır. Genellikle hafif bir alaşımdan yapılmış bir jant ve göbekle bağlantıyı sağlayan tellerden oluşan tekerleklerde şişme ya da dolma lastikler vardır.

Birkaç yıldan beri bir ulaşım ve spor aracı olan bisiklet, aynı zamanda bir gevşeme ve sağlık aleti olarak da kullanılır. Kamuoyunun çevre sorunlarına gösterdiği duyarlık bisikletin önemini artırmıştır.

Kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Safi; 27 Temmuz 2016 00:38
Dark_Blue1990 - avatarı
Dark_Blue1990
Ziyaretçi
27 Kasım 2011       Mesaj #4
Dark_Blue1990 - avatarı
Ziyaretçi
İlk bisiklet patenti 1645 yılında Fransız Jean Theson’a verildi. Patenti alınan alet günümüz bisikletine hiç benzemiyordu, daha çok dört tekerlekli garip bir alet görünümündeydi. 1690 yılında Fransız asilzade Sivrao Kontu tarafından, iki tahta tekerleği olan ve “celenfer” adı verilen pedalsız bir bisiklet yapıldı.

Daha sonra tahta tekerleklerin yerle temas eden yüzleri demir çemberle kaplandı; fakat bu durum süspansiyon sağlamadığı için hızın azalmasına yol açtı. İskoç Kirk Patrik McMillan’ın 1839 yılında pedalı bulmasıyla bisiklet bugünkü görünümüne biraz daha yaklaştı. 1868′de tekerleklerin sert lastikle kaplanıp demirin çıkartılması sayesinde bisikletin sürati arttı. Deneme niteliğindeki ilk bisiklet yarışı, 1868′de Saint Cloud’da yapıldı. Günden güne gelişme gösteren bisiklete bağlananların sayısı çoğaldı ve 1881′de “Fransız Bisiklet Federasyonu “kuruldu.
Ad:  Önemli İcatlar - Bisiklet4.jpg
Gösterim: 2375
Boyut:  49.9 KB

Daha sonra zincirli aktarma sistemi ve havalı lastiğin bulunmasıyla bisiklet bugünkü şeklini aldı. Çağdaş koşullara uygun ilk mukavemet yarışı 1890 yılında Fransa’da yapıldı. 1891′de ise uzun etaplı turların ilk örneğini oluşturan Bordeaux Paris yarışı, onu takiben de Paris Brest-Paris yarışı düzenlendi. 1903 yılında düzenlenen ve yarışmaların en büyüğü olan Fransa Turu’nun Henri Desgrange ve L’Auto dergisi tarafından gerçekleştirilmesi bisiklet sporu için önemli bir atılım oldu. Yani 19.yy’ın başlarından itibaren bisiklet, önemli bir ulaşım aracı olması yanında tüm dünyada spor amacıyla da kullanılmaya ve üretilmeye başlandı. ABD’de 1878′lerde başlayan bisiklet yarışlarının yaygınlaşması sonucu 1912′de Amerikan Amatör Bisiklet Birliği kuruldu ve birlik ABD’deki amatör yarışların yönetimini üstlendi. 20.yy’ın ortalarına doğru ABD ve İngiltere’de otomobillerin yaygınlaşması ile bisiklet yarışlarında bir gerileme görülmeye başlandı; fakat zamanla ilgi tekrar arttı. Amatör yol yarışları 1896′dan, pist yarışları arasında yer aldı. Ayrıca her yıl, bisiklet yarışlarının her dalında ulusal ve dünya şampiyonlukları yarışmaları yapılmaktadır.Bu şampiyonaların en önemlisi ve en zorlusu, 21 etap üzerinden 2474 millik parkurda düzenlenen “Fransa Bisiklet Turu “dur.

1900 yılında kurulan FICA’nın (Federation International Amateur de Cyclisme yani Uluslararası Amatör Bisiklet Federasyonu), 1993 yılında yapılan kongrede kendini fesh etmesiyle Uluslararası Bisiklet Federasyonu (UCI), bu sporun tek kuruluşu haline geldi. Böylece uluslararası yarışları düzenlemek, kategorileri saptamak ve dünya şampiyonalarının yerini ve zamanını belirtmekle yetkili tek kurum UCI oldu.

Günümüzde, bisiklete binmenin sağlığa yararlı olduğu görüşünün gelişmesi ile özellikle Avrupa’da uluslararası nitelikte pek çok bisiklet turları düzenlenmektedir. Bisiklet sporu ile ilgilenenlerin sayıaının artmasıyla bir çok ülkenin kent caddeleri, ulusal parkları ve belediye parklarında bisiklet yolları ayrılmaktadır.

Bisikletin Tarihi Tarihçesi icadı


Yazarlar ilk bisikletin, ilkel şeklinde, Çinˊde görüldüğünü belirtmelerine rağmen, ilk bisiklet çizimlerinin 1493 yılında Leonardo da Vinci ya da onun öğrencilerinden biri tarafından yapıldığı söylenir.
Bu çizimlerden yararlanarak ilk bisikleti yapan kişi Kirkpatrick Mac Mullanˊdır. 1839-1840 yılları arasında İskoçyaˊ da yapılan bu bisiklet, halen Londrada Science Museumdadır.

Mac Millanˊdan önce temel modeli Fransız Sirvacˊın yaptığı sağ ve sol ayakların itmesi ile yürüyen bisiklet oluşturur. Celerifere adını taşıyan bu Alet 1790 yılında yapılmıştır ve bir gidonu bile yoktu.
Drais de Senerbolun yaptığı Bisikletin daha hareketli (gidonlu bisikletin keşfi) ve daha biçimli bir modelini geliştiren Boran Karl Von Drais in yapımı olan 1816 modeli daha sonraki yılların tohumlarını oluşturmuştur. 1817 yapımı 26 kiloluk Draisˊin Viyanada sergilenen tahta Bisikletini takiben 1818 yılında madeni yapıma gidilmiştir. İngiliz Brichˊin bu yapımını 1855 yılında Fransız Ernest Michauxun modelini izlemiştir. Pedallar ilk kez bu modelde görülmüştür.

1860 da arka frenler eklenmiştir. 1861 de pierre michaux fikriyle ön tekerleğe monte edilen pedallar onu Fransaˊda en popüler araç yaptı 1870 yılından sonra daha da geliştirilen yeni yapıma Bicyole adı verilmiştir. İki çember olarak adlandırılan bu modelde ön tekerliğin çapı 1 ile 1,5 metre arasında değişmiştir.
Bisikletin ilk üretiminde " Michaux Company" firmasınca 200 personel ile yılda 140 bisiklet üreterek başlandı. O günkü değeri ise 450 Fransız Frangı idi.
  • Yıl 1866 amerikaˊya (james caroll, pierre lallement) ilk patentin verilmesiyle, bisiklet cinsiyet, ırk ayrımı, sosyal sınıf farklılığı gözetilmeden herkes tarafından kullanılmaya başladı ve yeni bir dönem başladı. kıyafette bile bisiklet modası ortaya çıktı.
  • yıl 1869 İngiltere ve Fransaˊda bisiklet (tasarımı) yarışmaları düzenlendi. İlk bisiklet dergisi olan " veleocipede illustre " yayın hayatına başladı. velodrom denemese de ilk yarış pisti açıldı.
  • Yıl 1890 "the arnold, schwinn" kuruldu.
  • Yıl 1891 ignaz schwinn yılda 25.000 bisiklet üretmeye başladı. kurduğu bisiklet takımına ( team paramount ) dünyanın en iyi bisikletçilerine topladı.
  • Yıl 1930 İlk tüp lastik ( şişme) kullanılmaya başlandı.
  • Yıl 1934 schwinn motorlu taşıtlardaki bilgisini bisikletlere aktararak, ilk şişme iç lastikli bisikleti tasarladı. bundan sonra piyasa canlandı.
  • Yıl 1960 İlk vitesli bisiklet (3 - 10 vites )
  • Yıl 1960 gary fisher ve charles kelly dağ bisikletini keşfetti.
  • Yıl 1972 İlk ragbrai turu gerçekleştirildi.

Nasıl Çalışır?


Bisiklet neredeyse her yaştan insanın kullnabileceği çok zekice tasarlanmış eğlenceli bir araç. Bisiklet sayesinde gideceğiniz yere yürümek veya koşmaya göre daha az enerji harcayarak çok daha hızlı ulaşabilirsiniz. Bisiklet genel anlamda tamamen açık bir mekanizmadır ve gizli kapaklı hiçbir bölümü bulunmaz.

Bisikleti oluşturan parçalar:


  • Ön çatal; gidona bağlı hareketli bir kısımdır ve ön tekerlek buraya bağlıdır.
  • Tekerlekler; ince çelik çubuklarla desteklenmiş jant ve üzerindeki şambiyel ve lastikten oluşur.
  • Koltuk; oturma alanıdır.
  • Gidon; arabalardaki direksiyon vazifesini gören bisiklet parçasıdır.
  • Krank ve pedallar; pedal çevrildiğinde oluşan dönme kuvveti kranka iletilerek moment oluşturulur.
  • Zincir ve vites; pedal dişlisine bağlı zincir arka tekerleğe bağlı olan dişliye gücü iletir ve hareket sağlanır. Vites dişli çaplarının değiştirilmesini bu sayede pedala uygulanan kuvvetin ayarlanmasını sağlar.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 3 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 27 Temmuz 2016 00:38
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
14 Haziran 2017       Mesaj #5
Avatarı yok
Yasaklı

Bisikletin İcadı ve Gelişimi!


Ad:  ,pwtPk8SQvEKvZQpi6-g7Mg.jpg
Gösterim: 990
Boyut:  41.5 KB
Günümüzde kullanılan modern bisiklet, Alman Baron Karl von Drais tarafından bisikletin prototipi niteliğindeki 2 tekerlekli bir araç olarak icat edilmiştir. Drais, icat ettiği , 2 tekerlekli 'Drezin' adı verilen aracı daha hızlı hareket edebilmek amacıyla kullandı. İlgili araçta pedal olmadığından kullanıcı ayağını yerden iterek söz konusu aracı hareket ettiriyordu. Daha sonraları bu icat geliştirilerek bisiklet adı verilen bir araca dönüştürüldü.

Bisiklet kavramı 1860 yılında Fransa'da ortaya çıktı. 19. yüzyılda iyice gelişim gösteren icat, 1903 yılında Tour de France adı verilen bisiklet yarışının düzenlenmesine sebep oldu. Söz konusu icat aynı zamanda Wright kardeşlerin küçük bir bisiklet tamirhanesi kurarak mekanik alanda yükselmesine vesile olmuştur.

Kaynak: Ntv Bilim / DW / Science (13 Haziran 2017)

Benzer Konular

5 Mart 2017 / Misafir Mühendislik Bilimleri
20 Ağustos 2013 / asla_asla_deme Mühendislik Bilimleri
13 Haziran 2008 / KisukE UraharA Mühendislik Bilimleri
31 Ekim 2008 / asla_asla_deme Taslak Konular
27 Temmuz 2011 / asla_asla_deme Mühendislik Bilimleri