Arama

Cam ve Kullanım Alanları

Güncelleme: 16 Kasım 2018 Gösterim: 61.281 Cevap: 11
kompetankedi - avatarı
kompetankedi
VIP Bir Dünyalı
25 Kasım 2007       Mesaj #1
kompetankedi - avatarı
VIP Bir Dünyalı

CAM

Ad:  camhakkında5.JPG
Gösterim: 613
Boyut:  27.6 KB

silis ya da borik anhidrit gibi camlaşabilir maddeler, alkaliler gibi eriticiler ve kireç gibi kararlılaştırıcılar içeren bir karışım eritilerek elde edilir.
Sponsorlu Bağlantılar

Camsı madde sıvı halden sürekli biçimde türeyen bir fiziksel hal gösterir ve ona benzer. Ama soğuduğunda belli ölçüde bir akışmazlık kazanır ve bütün uygulamalarda sert bir yapı sunar. Eritmeyi karışımdaki kabarcıkları gidermeye yönelik inceltme ve camı işleme sıcaklığına getirmeye yarayan dinlendirme işlemleri izler. Bu işlemler cam plastikken art arda potalarda (kesintili üretim) ya da aynı anda tünel fırınlarda yapılır (sürekli üretim).

Fırınlar mazot ya da gazla ısıtıldığı gibi bütün işlem boyunca Joule etkisiyle elektriksel ısıtmaya (tam elektrikli fırın) ya da karma ısıtmaya da başvurulabilir; bu ısıtma yöntemleri mekanik cam üretiminde olduğu kadar elle kristal, hatta optik cam üretiminde de kullanılır. Öte yandan soğutma sırasında ortaya çıkan ve cam eşyaların aşırı kırılganlığına yol açan gerilimler tavlamayla giderilir. Cam sanayisinde elde üretim ve mekanik üretim olmak üzere iki temel yönteme başvurulur: mekanik üretim yöntemiyle düz cam (pencere camı), şişe camı (ya da ambalaj camı), cam elyafı ve teknik cam üretilir.

Düz camlar içinde dökme camlar, pencere, ayna ve vitrin camları yer alır. 1960'lı yıllara kadar pencere camları çekilerek (Pittsburgh yöntemi), ayna camları ise haddelenip iki yüzeyi mekanik yolla işlenerek (taşlama ve perdah) elde ediliyordu. Günümüzde bütün düz camlar kalay banyosu üzerinde yüzdürme yöntemiyle üretilir (Pilkington yöntemi); yavaş yavaş bütün eski yöntemlerin yerini alan yüzdürme yöntemi 3 ile 18 mm arasında bütün düz camların üretimine elverişlidir. Pittsburgh tipi 6 çekme makinesini besleyen ve 17001 erimiş cam taşıyan 50 m uzunluğundaki bir pencere camı fırını günde 2501, yani 50 000 m2, pencere camı üretebilir; aynı güçte bir ayna camı fırınının üretimi ise günde 15 000 m2 kadardır. Günümüzde yüzdürme cam fırını günde 6001, yani 5 mm kalınlığında 40 000 m2 düz camı işleyebilir.

Dökme camlar ya da hadde camları, rulolar arasında haddelenerek elde edilir. Düz cam üretiminin bir kısmı, suverme işleminden geçirilir; bu işlem camın
bükülme ve darbe direncini büyük ölçüde artırır, kırıldığında da, küt kenarlı, dolayısıyla daha az kesici küçük parçalara (güvenlik camları) ayrılmasını sağlar.
Şişe camları içinde bardaklar, şişeler, ampuller, borular, tuğla ve parkeler yer alır. Kullanılan yönteme göre üç kalıplama tekniği vardır: zımba ve dişi kalıpla presleme; üfleme; basma-üfleme. Cam tuğla ve parke, preslemeyle elde edilir; şişe ve ampul üretiminde yalnız üfleme tekniği kullanılır; bardak ve kadeh ise üç teknikle de üretilebilir. Üretim çıkışında ambalaj camlarına, titan ve kalay bileşikleriyle yüzey işlemi uygulanarak dirençleri artırılır ve ağırlıkları azaltılır. (TİTANLAMA.) Otomatik bir makine günde 150 000 şişe ve daha çok sayıda bardak ya da kadeh üretebilir.

Cam boruların üretiminde üfleme ve çekme teknikleri birlikte kullanılır ve bir makine günde kilometrelerce boru işleyebilir.
Ad:  cam1.JPG
Gösterim: 488
Boyut:  20.5 KB

Camların bileşimi doğal olarak üretim yöntemlerine ve uygulanan işlemlere göre değişir. Alkali camlarda başlıca bileşenler aşağıdaki oranlarda bulunur: silis 5 % 70-73; soda % 13-16; kireç % 8-13; magnezya % 0-4; alümin % 0,2-2; alümin ve magnezya camın kristalleşmeye karşı g direncini artırır. Yapılarda, kalıplanmış cam üç biçimde kullanılır: genellikle metal çerçeve üzerine yerleştirilen perdahlı ya da ham cam parkeler; dolu ya da hava yastıklı cam tuğlalar; betonarme içine gömülen yuvarlak ya da kare biçiminde, içi boş ya da dolu cam karolar (yarı saydam beton). Bu kalıplama ürünleri çoğunlukla su verilmiş gereçlerdir.
Cam elyafı, çapı 0,5-15 um arasında değişen liflerden oluşur ve kesiksiz ya da kesikli olabilir. Tekstil ve yalıtım elyafları biçiminde ayrılırlar. Hepsi, erimiş cam, haddelerde çekilerek elde edilir.

Tekstil elyafı'nda çekme ya bir bobin makinesiyle (silion) ya da sıcak gaz püskürtülerek sağlanır. Bir tekstil elyafı haddesi 24 saatte 400 kg’a kadar elyaf üretebilir. Bu elyaf, cam dokumaların minde kullanılır; ama daha büyük oranda bireşimsel reçinelerin, karma ya da katmanlı gereçlerin yapımında tüketilir; bunlar birçok uygulama alanında metallerin ya da tahtanın yerini almaktadır.

Yalıtım elyafı çekiminde ya sıcak gaz püskürtme yöntemine başvurulur ya da sıcak gazın sürükleme etkisiyle merkezkaç kuvvet birleştirilir (TEL yöntemi). Bir merkezkaçlama platini 24 saatte bir tona kadar cam işleyebilir. Bütün bu yöntemlerde, üretim sırasında, sonraki işlemleri kolaylaştırmak ve üretilen ürünlerin niteliğini iyileştirmek için elyaf üstüne bir yağ püskürtülür.

Teknik camlar temel olarak optik camları kapsar, bununla birlikte özel mekanik ya da elektriksel nitelikleri bulunan bazı camlar da bu sınıfa girer. Optik camlar eskiden potalarda üretiliyor ve özel bir homojenleştirme yöntemi olan karıştırma işleminden geçiriliyordu. Günümüzde daha yaygın iki üretim biçimi vardır: sürekli üretim ve yarı.
Ad:  cam2.JPG
Gösterim: 510
Boyut:  56.2 KB

Sürekli üretim elektrikle ısıtılan, platin astarlı eritme havuzu olan küçük fırınlarda uygulanır; bu fırınlar günde birkaç ton cam üretebilir ve otomatik taslak makinelerini besler. Yarısürekli üretim, bir karıştırıcıyla donatılmış platin astarlı düşey fırınlarda yapılır; bu fırınlar elektrikle ısıtılır ve yüksek nitelikte optik camların yapımında kullanılan çok homojen cam üretilir. Optik camlar iki kategoriye ayrılır: flintler kırılma indisi yüksek, kurşun oksit katkılı camlardır; crovvnlar, alkali ve kireç ağırlıklıdır; ayrıca sanayide kullanılan alkali camlar ya da silis, borik asit ve barit (crown-baryum) ağırlıklı camlar da bu grupta yer alır. İkinci Dünya savaşı'nı izleyen yıllarda, özellikle çok yüksek kırılma indisleri veren tantal, niyobyum, toryum oksitleri ile nadir toprak oksitleri gibi yeni hammaddelerin kullanımı optik cam ailesinin önemli ölçüde genişlemesine neden oldu.

Optik camların başlıcaları şunlardır: fotokromik camlarda ışık iletimi aydınlanmanın şiddetine bağlı olarak tersinir biçimde değişir; bu camlar genellikle gözlüklerde kullanılır; cam-seramikler”den mekanik, kimya, ısı ve elektrik alanlarında üstün nitelikleri olan çok çeşitli gereçler üretilir; optik elyaflar, ışık ve görüntüleri yöneltme ve iletme özelliği taşır, tıp ve sınayi alanlarında endoskopların yapımında çok kullanılır. Optik elyaflar ayrıca son zamanlarda telekomünikasyonda çok geniş bir kullanım alanı bulmuştur: bunların arasında yer alan yarı-iletkerı camlar'ın kalkojenürlü türleri (OVONİK). ilginç elektriksel özellikler taşır; ama bugüne değin yarıiletken kristaller ölçüsünde gelişememiştir; silis camı, kuvarsın 2 000°C'ın üzerinde erimesiyle elde edilir; özellikle ısıl direnci, küçük uzama katsayısı ve morötesi ışınları geçirmesiyle ilgi çeker; kimya sanayisi ve laboratuvar aygıtlarında, teleskop aynaları üretiminde, morötesi ışın yayan lambaların yapımında ve elektronikte (gecikmeli hatlar) kullanılır.

Fluorlu camlar değişen miktarlarda flüor içerir; başlıca türleri şunlardır: opal camlar, görünümlerini bir ısıl işlemden sonra alkali cam matris içinde fluorun kalsiyum flüorür biçimde çökelmesinden alır; fluorürlü camlar, alüminyum ya da zirkonyum gibi metal flüorürlerin başka metallerle birleşmesiyle elde edilir; bunlar kızılaltı ışınlarını iyi geçirmeleriyle ilgi çeker ve laser pencereleri ya da dalga kılavuzları yapımında kullanılan optik camlardır; flu: orofosfatlı camlar ise laser camları olarak kullanılır.
Kaynak: Büyük Larousse

Son düzenleyen Safi; 16 Kasım 2018 04:08
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
21 Eylül 2008       Mesaj #2
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ayna camı sanayisi, cam yapraklarının önce kalay, sonra gümüş ya da alüminyum sırdan oluşan yansıtıcı bir katmana (ayna) destek biçiminde kullanımından doğdu.

Sponsorlu Bağlantılar
XVII. yy. sonundan bu yana, ayna camı üretiminde sürekli şu işlemler uygulanır: eritme, inceltme, cam yaprağını dökme, biçimlendirme, tavlama, gereğinde yüzey işleme (bağlama, taslama, 'parlatma, perdah). Ayna camı alanında büyük cam sanayilerine oranla hammadde seçimine daha çok özen gösterilir. Eritme ve inceltme işlemleri başlangıçta sınırlı miktarlarda ve potalarda yapılıyordu. Uygun bir soğutma işleminden sonra (dinlendirme) pota içeriği dökmedemir bir masaya boşaltılıyor ve camın kalınlığını sınırlayan iki metal mastar (döküm kenar tutucuları) arasında bir ruloyla düzgünce yayılıyordu. Tavlama önce basık tâvanlı fırınlarda kesintili olarak uygulandı; daha sonra sürekli tavlama fırınları kullanıldı; bu fırınların bir ucunda sıcaklığı gittikçe azalan uzun bir tünel fırın vardı. Bu yöntemle elde edilen camın kalınlığı, yüzey düzeltmeye yönelik taşlama işlemiyle hemen hemen yarıya indirilirdi.

Günümüzde zaman zaman kullanılan kesintili yöntem de, dairesel büyük bir platform üzerine alçıyla tutturulan cam, dökme demir bantlarla ya da taşlama taşları ire donatılmış yatay dairesel tablalardan oluşan taşlama aygıtında işlenir. Platform hızla dönerken cam katmanı üzerine su ve kum karışımı dökülür; cam ye bantlar arasında sıkışan kum taneleri cam yüzeyini aşındırır. Taşlamayı izleyen parlatma işlemi için kaba kum yerine aşınmış, daha ince taneli kum kullanılır. Perdah işlemi taşlama aygıtına benzer bir aygıtla yapılır; ancak bu aygıtta taşlama .taşları yerine sürekli olarak kırmızı demir oksit pastası emdirilen sert keçe disklerden yararlanılır. Camı tezgâha yerleştirme ve alma işlemleri eskiden elle yapılırken günümüzde vantuzlu şasilerle sağlanır.

Havuzlu fırınlarda daha nitelikli, yeterince düzgün ve homojen cam sağlaması sonucunda kesintili işleme yöntemi yerini yavaş yavaş tümüyle sürekli işlemlere bıraktı. Bir tablayla fırından çıkarılan cam, haddelenerek kesintisiz bir şerite dönüştürülür ve yüz metre boyunda bir tünel fırında tavlanır. Bu cam şerit dökme bantlar arasından geçerek her iki yüzü aynı anda taşlanır ve şerit düzgün bir buzlu cam görünümü kazanır. Sürekli perdah yönteminde, otomatik olarak kesilen taşlanmış camlar, sürekli perdah atölyesine gönderilir; burada perdah çarkı taşıyan tezgâhlar altından her yüz ayrı ayrı geçerek perdahlanır. Yıkanan ve kurutulan camlar kalite denetiminden sonra ticari boyutlarda kesilir. Yüzdürme cam'ın ortaya çıkışından birkaç yıl önce, sürekli perdah yerine çift yüz parlatma yöntemi kullanılmaya başlandı; bu yöntemde, çift yüz taşlama'dan çıkan cam şeridinin iki yüzü aynı anda perdahlanıyordu; böylece otomatik kesme işlemi, perdah ve yıkamadan sonra işlem zinciri sonunda uygulandı. Bu yöntemler mekanik araçlarla cam üretiminde ulaşılan son aşamayı oluşturur. Ayna camının bileşiminde ortalama olarak, % 72 silis, % 1 alümin, % 12 magnezya ve % 12 soda yer alır.

Yüzdürme cam, sürekli geçirimsiz eritme havuzunda eritilen yaklaşık 1000 C sıcaklıktaki cam, erimiş kalay banyosuna dökülür; kalay banyosu azot ve hidrojenden oluşan bir atmosfer içinde yükseltgenmeye karşı korunur. Bu koşullar altında, kalay camla tepkimeye girmez. Cam banyo üstünde yüzer ve yer çekimi ile yüzey geriliminin ortak etkileriyle yaklaşık 6 mm'lik denge kalınlığına ulaşana değin kalay banyosu üstünde yayılır.

1 000°C'ta camın yaklaşık 10 000 P olan akışmazlığı 1 c P düzeyindeki sıvı kalaya oranla çok yüksektir; dolayısıyla kalay banyosu üzerinde kayan ilk cam şeridine bir çekme kuvveti uygulanarak sürekli bir şerit elde edilir. Bu şerit, fırının aşağı ucunda sıcaklığı yaklaşık 600°C düşen kalay banyosu üstünde yavaş yavaş soğur. Sonra, henüz plastikliğini yitirmeden kalay banyosundan ayrılır ve soğutma fırınının dışına sürüklenir. Cam yaprağının eni eritme fırınının debisi ve sürekli çekim organını oluşturan rulolu konveyörün hızıyla belirlenir. Elde edilen ürün, yani yüzdürme cam ya da float-glass mekanik olarak perdahlanmış cam ksdar düz ve saydamdır.

Kısa sürede hızla gelişen bu yöntem günümüzde, denge kalınlığından farklı kalınlıkta cam yaprakları elde etme olanağı verir. Şerit çeşitli yollarla inceltilerek kalınlığı 3 mm'yi geçmeyen yapraklar elde edilebilir, ince yüzdürme cam daha düz olduğundan pencere camından nitelikçe daha üstündür. Bu yöntemle, 18 mm'lik camlar da üretilebilir. 1970'ten bu yana hizmete giren yüzdürme cam birimleri günde 500-6001 cam işleyebilmektedir. Bu birimler, birbirini izleyen kampanyalarla gerek renksiz ayna camı gerekse renkli ayna camı üretmektedir.

Pencere camı. Eskiçağ toplumları pencerelerini ahşap ya da taş kapaklarla, kimi zaman da claustra'larla kapatırlardı; bunların şebekeli bölümleri, kaymaktaşı ya da mika levhalar, hatta üflenmiş renkli camla donatılırdı. (Yakındoğu’daki erken hıristiyanlık dönemi tapınakları.) Roma imparatorluğu büyük ılıca pencerelerinde dökme cam kullanan ilk uygarlık oldu. Alçı kayıtlı arap vitrayı, kurşun armatürlü Batı vitrayı (VIII. yy.'da kullanılmaya başlandı) XII. yy.'dan başlayarak önemli rol oynadı. Büyük gotik kiliseleri adeta camlı kafeslere dönüştü.

Sivil alanda cam geçirilmiş kanatlı pencerelerin kullanımı XV. yy.'da yaygınlaştı. Üflenmiş pencere camları küçük boyutlu olmakla birlikte, silindir biçiminde üfleme giderek daha büyük camların yapılmasını sağladı; ne var ki, bunlar güçlükle taşınabildiğinden çok yaygınlaşamadı. XIX. yy.'da, bir yüzyıl önce geliştirilen dökme cam tekniği sayesinde büyük mağaza vitrinleri yapıldı. Bununla birlikte, XX. yy.'da camın sınai üretimi ve sertleştirilmesi yüksek binaları bir perdeduvarla saran büyük camlı yüzeylerin yapılmasını sağladı.

Türkiye’de, başlangıç tarihi Selçuklular dönemine değin uzanan cam sanayisi, XVII. ve XVIII. yy.’larda önemli gelişmeler göstermiş ve bu sanayi koluna ait imalathaneler İstanbul'da Eğrikapı ile Tekfur sarayı çevresinde yoğunlaşmıştı. 1795'te Çubuklu'da (İstanbul) kandil, sürahi, kadeh, kâse gibi cam ev eşyaları yapan, dönemine göre oldukça önemli bir imalathane kuruldu.

Cumhuriyet döneminde,Birinci beş yıllık sanayi planı (1933-37) çerçevesinde modern anlayışla bir cam sanayisi kurulması öngörüldü ve bu görev T. İş bankası'na verildi, iş bankası, T. Şişe ve cam fabrikaları aracılığıyla 1934'te, ilk cam fabrikasını Paşabahçe’de (İstanbul) kurdu. Bunu, 1961'de Çayırova (İstanbul), 1968'de Topkapı (İstanbul) ile Teknik cam (İstanbul), 1971 'de Cam elyaf (İstanbul) ile Anadolu cam (Mersin), 1975’te Soda sanayisi (Mersin), 1980’de Oto cam sanayisi (Bursa) ve Sinop cam, 1981 'de Televizyon cam sanayisi (Kırklareli),

1983'te Kırklareli cam sanayisi ile Kromsan krom bileşikleri cam sanayisi (Mersin) ve 1989'da Cam işleme san. aş kuruluşları izledi cam sanayisinde, I990ü'larda hız kazanan bu gelişmeyle, üretim miktarlarındaki artışların yanı sıra ürün çeşitlemesine de gidildi; düz cam ve cam ev eşyasının yanında aydınlatma araçları, şişe, cam elyaf, oto emniyet camı, cam tülü işlemesi ve bitümlü örtüler, kristal, sınai cam kap üretimleri de gerçekleştirildi ve zamanla dışalım önemli ölçüde azaltılarak dışsatıma geçildi.

Türkiye Şişe ve cam fabrikaları aş verilerine göre 1983 yılında Türkiye'nin toplam cam ve cam eşya üretimi 517 444 ton olarak gerçekleşti. 1984 yılında bu miktar 612 593 tona, 1985 yılında 611 307 tona, 1986 yılında 589 566 tona kadar yükseldi. 1987 yılındaysa toplam cam ve cam eşya üretimi 698 962 tonla 1981 yılına oranla yaklaşık % 70 oranında artış gösterdi. 1988 yılında 742 069 ton cam ve cam eşya üretimi yapıldı. Bu toplam üretimin, 398 557 tonu düz cam ve buzlu renkli cam, 226 259 tonu cam sınai kap, 85 426 tonu cam ev eşyası, 398 tonu cam tülü, 8 033 tonu keçe fitil, 1 458 tonu boru çubuk, 21 934 tonu ise emniyet camıydı.
Kaynak: Büyük Larousse

Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2018 02:15
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
12 Kasım 2008       Mesaj #3
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Cam ve Camcılık


Saydam, sert ve çok kırılgan bir madde olan camın günlük yaşantı­mızdaki varlığına öylesine alışmışızdır ki, bizim için ne kadar önemli ve yararlı olduğu­nu çoğu kez düşünmeyiz bile. Ama insanlar ilk kez kum ve külü birlikte ısıttıklarında, ortaya çıkan bu yeni ve değişik maddenin çok değerli bir gereç olduğunu fark etmekte gecikmediler. O çağlardan bu yana insanlar cam yapımı konusunda pek çok şey öğrendi­ler ve cama değişik biçimler vererek çok kullanışlı, birbirinden güzel cam eşya yapma­nın yollarını buldular.

Bu maddede önce camcılığın çağlar boyunca izlediği gelişme ve cam sanatının başlıca ürünleri anlatılacak, sonra cam yapımının teknik açıklaması ve günümüzde uygulanan yöntemler ele alına­caktır.

Eskiçağlarda cam altın kadar değerli bir maddeydi ve cam eşyayı yalnızca krallar ile soylular kullanabiliyordu. İÖ 2000 yıllarından kaldığı anlaşılan ilk cam nesneler, kötülüğe karşı bir tılsım olarak kullanılan boncuk, nazarlık gibi küçük şeylerdir. O çağlarda zümrüt, yakut gibi değerli taşlardan biri olarak görülen camın işlenmesi ve günlük yaşamda kullanılacak bir eşyaya dönüşmesi için aradan uzun zaman geçmesi gerekti. İÖ 1500'lerde önce Mezopotamyalılar, çok kısa bir süre sonra da Eski Mısırlılar mavi, yeşil, sarı, beyaz ya da kırmızı camdan küçük kaplar yapmayı başardılar.

Eski Mısırlılar değerli doğal taş görünü­münde cam yapma geleneğini İÖ 4. yüzyıla kadar sürdürdüler. Bunun için camı renk renk boyayıp tel gibi inceltiyor sonra bu cam telleri yan yana getirerek cam çubuklar yapıyor ve bu çubukları dilim dilim keserek hepsi aynı desende olan yuvarlak cam halkaları elde ediyorlardı. Daha sonra bu cam dilimleri yan yana dizilip ısıtıldığında eriyerek kaynaşmış bir kütleye dönüşüyordu. Bu yöntemle elde edilen ve renk renk damarlı doğal taşları andıran kalın camları ya duvarları süslemek için kullanır ya da ısıtıp kalıba dökerek kâse yaparlardı. "Mozaik cam" denen bu cam işçiliğinin eskiçağdaki en büyük merkezi İs­kenderiye idi. Bazen renkli cam çubukların içindeki desenlere çiçek biçimi verilir, bu mozaik camdan yapılan kâselere de binçiçek (millefiori) denirdi.

Camcılık tarihinin en büyük dönüm noktası İÖ 1. yüzyılın ortalarında, büyük olasılıkla Suriyeliler'in "cam üfleme" tekniğini bulması­dır. İleride ayrıntılarıyla anlatılacak olan bu yöntemle, erimiş sıcak cama istenen her biçim verilebiliyordu. Yumuşak camı işlemekte çok usta olan Suriyeliler yaptıkları cam kapları genellikle damar gibi ince çizgiler ve benek­lerle süslerlerdi.

Roma Cam İşçiliği


İS yaklaşık 200 yıllarında, cam yapımındaki değişik yöntem ve üslupların kaynaştığı Roma İmparatorluğu'nun her yerinde tek tip cam yapımına başlandı. Dünyanın birçok yerinde büyük camcılık merkezlerinin kurulduğu o dönemde cam kullanımı öylesine yaygınlaştı ki, cam eşyanın egemenliği ancak 19. yüzyılda yeniden bu noktaya ulaşabilecekti. Romalılar zamanında yağ, şarap gibi sıvıları koymak için en çok şişe üretiliyor ve taşınırken yan yana dizildiğinde fazla yer kaplamaması için şişeler genellikle kare biçiminde yapılıyordu. Buna karşılık parfüm şişelerinde çok daha zengin bir biçim çeşitliliği görülür. Pencere camı ise yalnızca zenginlerin evlerine özgü bir lükstü. Çünkü cam hamurundaki istenmeyen katışkıları, daha doğrusu kumun içindeki mineralleri gidermek için gereken özel işlemler nedeniyle renksiz ve saydam camın maliyeti çok yüksek­ti. Bu yüzden günlük kullanım eşyası genellik­le mavi, yeşil ya da kahverengi tonlarında renkli camlardan yapılırdı.

Romalı cam ustaları, bugün bilinen yön­temlerin çoğunu ve artık tarihe karışmış olan bazı eski teknikleri uygulayarak çok süslü cam eşya örnekleri yarattılar. Örneğin altın varakların (dövülerek çok ince katman haline getirilmiş altın yaprakların) üzerine desenler kazır, sonra bu desenleri iki cam levhanın arasına yerleştirerek sıkıştırırlardı.

Ayrıca biri Victoria and Albert Museum renkli (genellikle koyu mavi), öbürü beyaz iki ayrı camdan çift katlı kaplar yapar ve üstteki beyaz camı istedikleri desene göre kesip tıraşlayarak alttaki koyu renkli camın göründüğü güzel bezemeler elde ederlerdi. Bugün Londra'daki British Museum'da bulunan Portland Vazosu bu cam işçiliğinin en ünlü örneklerinden biridir. Romalılar'ın kesme camdan yaptıkları kadehler de büyük bir ustalık ürünüydü. Bu kadehlerin üzerinde, yalnızca bir ya da iki yerinden cama tutturul­muş, tümüyle kadehin dışına taşan çok zengin bezemeler bulunurdu. Roma İmparatorluğu'nun son dönemlerin­de Almanya'da da ilk cam atölyeleri kurulma­ya başladı. Ama bu atölyelerde üretilen cam eşya Romalılar'ınkinden çok değişik, oldukça basit biçimli ve cam hamurunun içindeki demir oksitler nedeniyle yeşil renkliydi.

İS 5. yüzyılda Roma İmparatorluğu yıkılın­ca, cam ustaları da yıkılan imparatorluğun hemen her yanına dağıldı. O dönemde Yakın­doğu'da cam işçiliği gelişirken, Avrupa'da bütün ortaçağ boyunca yalnızca küçük cam atölyeleri bu sanatı sürdürdüler. Bu atölyele­rin çoğu, eritme fırınları için gerekli odunu sağlayabilmek kaygısıyla genellikle büyük or­manların içinde kurulmuştu. 10. yüzyıldan başlayarak kilise pencerelerini süsleyen renk renk vitraylar da ilk kez bu küçük atölyelerdeki cam ustalarının elinden çıktı.

Hafif yeşilimsi camdan, kaba içki kadehle­rinin yapımı yerel çeşitliliklerle 15. ve 16. yüzyıllara kadar sürüp giderken, o yüzyıllarda Venedik'te üretilen yeni bir cam türü yavaş yavaş bütün Avrupa'ya yayılmaya başlıyordu.

Venedik Camı


Renksiz cam yapmanın sırrı Avrupalı cam ustalarına kadar ulaşamadan unutulup gitmiş­ti. 13. yüzyıla doğru bu tekniği yeniden keşfeden Venedikli cam ustaları oldu. Böyle­ce bu İtalyan kentinde giderek büyüyen bir cam sanayisi doğdu. Renksiz camlar bütün Avrupa'da öylesine değer kazanmıştı ki, so­nunda İtalyanlar hem tekniklerini gizli tut­mak, hem de yangın tehlikesini azaltmak için bu cam yapımevlerini Venedik yakınındaki Murano Adası'na taşıdılar. O yıllarda cam yapımcılarına soylulara tanınan bütün ayrıca­lıklar tanınmış, ama Venedik'ten ayrılmaları kesinlikle yasaklanmıştı.

Venedik camı renksiz, duru, saydam ve son derece pahalıydı. Bu camdan üretilen eşyanın üstü de genellikle renkli boyalardan desenler­le bezeniyordu. Bunun için, öğütülerek toz haline getirilmiş cama boya karıştırılıp ısıtı­lıyor, böylece eriyen renkli karışım kabın yü­zeyine yapışıyordu. Genellikle altın yaldızlı bir fon üzerine uygulanan bu "mine işi" ya da emaye boyalar üstelik kolay kolay dökül­müyordu. Venedikli ustalar ayrıca renkli cam yapmayı da biliyor, zümrüt yeşili ya da erguvan rengindeki bu zarif camları mine işiyle süslüyorlardı. 15. ve 16. yüzyılda Vene­dikli ustaların elinden çıkan en değerli cam eşya arasında kadehler, kâseler ve büyük sürahiler ağırlıktadır.

Venedik camının belki de en büyük üstün­lüğü, çok çabuk sertleşmesine karşılık kolay­ca biçimlendirilebilmesiydi. 16. yüzyılın usta­ları da Venedik camının bu özelliğinden yararlanarak çok ince ve zarif yapıtlar üretti­ler. Saydam camın içine bazen mat beyaz, bazen renkli, incecik cam çubukları gömerek dantel görünümünde damarlı desenler yap­mayı başardılar.

Ne var ki, bu ustalar cezalandırılma tehli­kesini göze alarak zamanla Avrupa'nın her yanına dağıldılar ve bütün birikimlerini gittik­leri yerlere götürdüler. Böylece 17. yüzyıldan başlayarak Avrupa'nın birçok yerinde, özel­likle Normandiya, İspanya, Bohemya, Anvers ve Liege çevresinde Venedik camı üreti­mine geçildi ve sonunda Venedik kenti bir camcılık merkezi olarak eski önemini yitirme­ye başladı.

Kesme ve Kristal Cam


17. yüzyılın sonlarına doğru ince ve kırılgan Venedik camı yavaş yavaş alıcıların gözünden düşmeye başlamış, İngiltere, Almanya ve Bohemya'da üretilen sağlam ve kalın camlar daha çok aranır olmuştu. Özellikle Bohemyalı ustaların yaptığı saydam ve kalın camlar çarkla keserek bezemeye çok elverişliydi. Bu teknikte, hızla dönen metal bir çarkın keskin kenarı camın yüzeyine sürtülerek istenen kesme desenler cama işlenebiliyordu. Oysa böyle bir çarkta işlenemeyecek kadar kırılgan olan ince Venedik camlarındaki oyma desen­ler ancak elmas uçlu kalemlerle yapılabili­yordu.

İngiltere'de George Ravenscroft adında bir cam yapımcısı, uzun denemelerden sonra 1676'da sağlam bir cam üretmeyi başardı. Kurşun camı adıyla bilinen bu çok ağır ve parlak cam Venedik camından daha duru, kesilmesi de daha kolaydı. İlk yıllarda bu camdan kalın ayaklı, ağır ve hantal kadehler yapıldı. Ama sonradan cam eşyayı ağırlığına göre vergilendirme yasası konulunca kadehler giderek hafifledi. Kurşun camından yapılan bu görece hafif kadehlerin üstü altın yaldızla, mine işiyle ya da oyma yöntemiyle bezenir, bazen ayaklarında hava kabarcıklarından ya da mat camdan oluşan sarmal damarlar bulu­nurdu.

Gene de bu parlak İngiliz camı için en uygun bezeme kesme yöntemiydi. Bu teknikte camın dış yüzü tıpkı bir elması tıraşlar gibi çok sayıda küçük düz yüzey (faseta) oluşacak biçimde kesilir; böylece üzerine ışık vurduğu zaman kesme cam doğal bir mineral kristali gibi ışıltılar saçar. Günümüzde, kesme ve oyma işçiliğiyle bezenmiş çok değişik nitelik­teki parlak, renksiz bütün cam eşyaya kristal denirse de, gerçek ve en değerli kristal eşya Ravenscroft'un geliştirdiği kurşun camından yapılanıdır. 18. yüzyılın ikinci yarısında İngil­tere ile İrlanda'da çok yaygınlaşan ve Avru­pa'da geniş bir alıcı kitlesi bulan kesme kristal cam, 19. yüzyılın ortalarına doğru çağın genel beğenisine uyarak yerini başka yöntemlerle bezenmiş yeni camlara bıraktı.

19. yüzyılda çok tutulan iki yeni cam işçiliği, bu alanda henüz bir yüzyıllık geçmişi olan ABD'de doğdu. Bunlardan biri, 1825'te Massachusetts'teki Sandwich'te bir cam atöl­yesi kuran Deming Jarves'in geliştirdiği presle kalıplanmış cam tekniğiydi. İkincisi de, Art Nouveau (Yeni Sanat) Akımı'nın ABD'deki öncülerinden Louis Comfort Tiffany'nin 1880'lerde yaptığı, metal parlaklığındaki renkli camlardı. "Favrile" adıyla bilinen ve Art Nouveau üslubundaki kıvrak, dalgalı çiz­gilerle bezenmiş olan bu parlak yüzeyli cam özellikle abajur ve vazo yapımında kullanıldı. New York eyaletindeki Corning'de kurulan Steuben Glassworks'un son derece katışıksız hammaddeden ürettiği çok duru cam eşya ise, ABD'deki camcılığın 20. yüzyıldaki en iyi ör­neklerindendir.

Türk Cam İşçiliği


Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde yapılan ka­zılarda ortaya çıkarılan ve Türk dönemine tarihlendirilen en eski cam işleri Artuklu ve Selçuklu camlarıdır. Diyarbakır'daki Artuklu Sarayı'nda birinin üzerine ejder figürü işlen­miş mozaik cam küpler bulunmuştur. Konya'daki Kubadâbad Sarayı kazılarında da Anadolu Selçuklularından kalma, "filgözü" denen bombeli ve yuvarlak pencere camları ile kadeh, tabak gibi renkli cam eşya çıkarıl­mıştır. Üfleme yöntemiyle yapılmış olan bu cam eşyanın üstü altın yaldız ve mine işi desenlerle bezelidir.

Osmanlı döneminde de gelişmiş bir cam sanayisinin var olduğu çeşitli belgelerden ve elyazması kitaplardaki minyatürlerden anlaşılmaktadır. Topkapı Sarayı'nda bulunan ve III. Murad dönemine ait olan Surname-i Hümayun'daki minyatürlerde cam üfleyen ustaların geçişi resmedilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nda devlet eliyle desteklenen cam işçiliğinin merkezi İstanbul' du ve bu atölyeler Eğrikapı, Tekfur Sarayı gibi belirli yerlerde toplanmıştı. 18: yüzyılda, III. Mustafa zamanında bütün şişe ve cam atölyeleri Tekfur Sarayı içine alındı. Bu atölyelerde kullanılan beyaz kumun Yedikule yakınlarındaki Kumboğazı'ndan getirildiği sanılmaktadır.

Osmanlı cam işçiliği 19. yüzyılda büyük bir canlanma göstererek en parlak dönemlerin­den birini yaşadı. Bu gelişmenin başlıca odağı Beykoz atölyelerinin kuruluşudur. Bu atölye­lerden ilkini, Venedik'te opal cam yapım tekniğini öğrenerek İstanbul'a dönen Mevlevi dervişi Mehmed Dede'nin III. Selim zama­nında açtığı sanılıyor. Beykoz atölyelerinde üretilen gülabdan, ibrik, laledan, şekerlik, kâse, tabak, sürahi gibi cam eşya renkli, renksiz ya da opal camdan üfleme tekniğiyle yapılmış, kesme, yaldızlama ve mine işiyle bezenmişti. Bu atölyelerin en güzel ürünleri arasında, gene renksiz, renkli ve opal cam karışımından yapılan çizgili desenli çeşmibülbüller sayılabilir. Farsça'da "bülbül gözü" anlamına gelen çeşmibülbül adının nereden kaynaklandığı tam olarak bilinmiyor. Belki camın içindeki çizgiler bülbülün gözündeki harelere benzetilmişti, belki de atölyenin bulunduğu mahallenin adı çeşmibülbüldü.

Bu yapım tekniğinde renkli ve beyaz opal çubuk­lar saydam cama gömülür, böylece düz ya da sarmal çizgili çok zarif desenler elde edilirdi. Çeşmibülbül yapımında, üfleme piposu denen ve içi oyuk olan ince bir çubuk önce erimiş haldeki renksiz cama daldırılır ve çevrilerek ucunda yeterince cam toplanır. Potadan çıka­rılan bu sıcak cam dışarıda biçimlendirilir ve içinde renkli cam çubukların dizili olduğu kalıba batırılıp üflenerek çubukların sıcak cama yapışması sağlanır. Daha sonra pipo yeniden potaya daldırılıp renkli çubukların üzerine renksiz cam sarılır ve pipo döndürüle­rek yeniden üflenir. Böylece renkli çubuklar saydam ve renksiz iki cam katmanı arasında kalmış olur.

Osmanlı cam sanayisindeki son girişim Saul Modiano adlı bir Musevi'nin 1899'da Paşabahçe'de bir cam fabrikası kurmasıdır. Avru­pa'dan ithal edilen camların rekabeti karşısın­da uzun süre dayanamayarak kapatılan bu fabrikayı, 1935'te gene Paşabahçe'de kuru­lan. Cumhuriyet döneminin ilk cam fabrikası izledi. Üretiminde çağdaş modellerin yanı sıra çeşmibülbül gibi eski cam işçiliğinden örnek­lere de yer veren bu fabrikanın ürünleri Türkiye için önemli bir döviz kaynağıdır. Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları AŞ ayrıca 1961'de Çayırova, 1969'da Topkapı, 1980'de Sinop, 198l'de Trakya, 1984'te Kırıkkale cam fabrikalarını kurarak üretimini çeşitlendirmiştir.

MsXLabs.org & Temel Britannica
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2018 02:23
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
13 Kasım 2008       Mesaj #4
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Cam Nasıl Yapılır?


Mezopotamyalılar ile Eski Mısırlılar kum ve kül karışımının birlikte ısıtıldığında sert, say­dam ve kırılgan bir maddeye dönüştüğünü fark etmişlerdi. Bu yöntemle camın oluşabil­mesi için, kuma karıştırdıkları külde çok bol miktarda soda (sodyum karbonat) ya da potas (potasyum karbonat) bulunması gerekir; bu külleri büyük olasılıkla bazı deniz bitkilerini yakarak elde etmişlerdi. Tarihin bu ilk "cam yapımcıları" çok geçmeden, camın sıcakken kolayca biçimlendirilebilecek kadar yumuşak ve akıcı bir madde olduğunu, soğuduğunda ise toz halinde öğütülebilecek kadar sertleşti­ğini anladılar. İÖ 1500'lerde, sıcak camı ip gibi incelterek çamurdan bir kalıbın çevresine dolamayı ve birbirine kaynaşan cam ipler sertleşince bu kalıbı kırıp çıkararak değişik bi­çimlerde kaplar yapmayı öğrendiler. Suriyeli cam ustalarının bulduğu üfleme tekniği ise camcılık tarihinde çok ileri bir adımdı. Bu us­talar, çamurdan bir kalıbın çevresine camı ip gibi sarmaktansa, içi boş bir demir çubuğun ucunu sıcak cam kütlesine batırıyor ve delik­ten üfleyerek camı balon gibi şişirebiliyorlardı.

Yüzlerce yıl önce cam yapımında kullanılan temel hammaddeler neyse bugün de hemen hemen aynıdır. Yalnız bugün, eklenen her maddenin cama ne gibi özellikler kazandıra­cağı biliniyor ve hammaddelerin türünde ya da oranında küçük değişiklikler yapılarak çok değişik nitelikte camlar üretilebiliyor. Camın değişmeyen temel maddesi silisli, yani silis­yum dioksitli kumdur. Bu kuma katılan öbür maddelerin niteliğine göre soda camı, potas camı ya da kurşun camı diye adlandırılan de­ğişik cam türleri yapılabilir. Günümüzde üre­tilen camların çoğu kum, soda (sodyum kar­bonat) ve kireçtaşından (kalsiyum karbonat) oluşan soda camıdır. El yapımı zarif kristal eşya ve sofra takımlarının, mercek, prizma gi­bi optik camların yapımında ise kum, kurşun oksit ve potastan (potasyum karbonat) oluşan kurşun camı kullanılır. Mutfak ve laboratuvarlarda kullanılan, payreks ticari adıyla tanı­dığımız ateşe dayanıklı borosilikat camları da kum, soda ve borakstan üretilir.

Cam yapımında ilk adım, hammadde karı­şımını içindeki bütün maddeler eriyip birbi­riyle kaynaşıncaya kadar ısıtmaktır. Eskiçağ­larda bu eritme işi, odun ocaklarının üzerine oturtulan kil kaplarda yapılırdı. Oysa bugün genellikle mazot, gaz ya da elektrikle ısıtılan özel eritme fırınları kullanılır. Hammaddele­rin oranına göre 13Ü0°C ile 1500°C arasında ısıtılan karışım eridiği zaman macun kıvamın­da bir cam hamuruna dönüşür. Bu sıcak ha­mura istenen biçim verildikten sonra, camın soğurken gerilerek kopmasını ya da kırılması­nı önlemek için yavaş yavaş soğutulması, yani tavlanması gerekir. Tavlama fırını uzun bir tünel biçimindedir; cam eşya bu tünelden ge­çirilirken sıcaklık derece derece, öylesine ya­vaş düşürülür ki, camın soğuması açık havada kendi kendine soğumasından çok daha uzun bir süre alır.
19. yüzyılın sonlarına kadar hemen her çe­şit cam eşya el işçiliğiyle üretilirdi. Oysa bu­gün, bazı özel parçalar dışında, bütün cam iş­leri çok hızlı makinelerde seri üretimle yapı­lır. Ama her iki yöntemde de model tasarımı çok önemlidir. El işçiliğinde cam ustası mode­li önceden tasarlamış olsa bile yapım sırasında değiştirebilir. Makine üretiminde ise model tasarımı mutlaka önceden yapılır ve üretim sırasında değiştirme şansı yoktur.

Biçim Verme ve Bezeme


Camı üfleme yöntemiyle biçimlendirmede, üfleme ustası demirden yapılmış ince uzun ve içi boş bir boru olan üfleme piposunu ya da çubuğunu potadaki sıcak cama daldırarak, pi­ponun ucuyla gerektiği kadar erimiş cam alır. Bu camı önce demirden bir masanın üzerinde yuvarlayarak küre biçimine getirir. Sonra bir yandan ağız deliğinden üflerken bir yandan da pipoyu kendi ekseni çevresinde döndüre­rek, ucunda şişen cam balona istediği biçimi verir.
Bu yöntemle yapılan cam eşya tavlandıktan sonra, genellikle, üzerine aşındırıcı toz kap­lanmış metal bir çarka tutularak kesme tekni­ğiyle bezenir. Bazen de kum püskürterek, asit banyosuna daldırarak ya da çok sert ve sivri uçlu bir kalemle oyarak üzerine istenen de­senler işlenir.

Erimiş camı, istenen biçim ve büyüklükteki bir kalıbın içine üflemenin çok daha kolay bir yöntem olduğu Romalılar zamanından beri biliniyordu. 19. yüzyılın ortalarından başlaya­rak şişe ve kavanoz yapımını daha da kolay­laştırmak için birçok makine tasarımı gelişti­rildi. Günümüzde hemen hemen bütün şişe ve kavanozlar otomatik makinelerde üretilir. Bir kalıbın içine akıtılan erimiş cama basınçlı ha­va uygulandığında cam kolayca kalıbın biçi­mini alır. Aynı yöntem cam boruların, su, şa­rap ve çay bardaklarının yapımında da kulla­nılır. Bugün dakikada 1.000 elektrik ampulü üretebilecek kadar hızlı çalışan makineler vardır.

Tabak, kâse, fırın tepsisi gibi geniş ağızlı cam mutfak kapları ise genellikle presleme yöntemiyle biçimlendirilir. Bu makinelerde biri kabın dışını, öbürü içini biçimlendirecek olan iki ayrı kalıp vardır. Bazı kapların iki yarısı ayrı ayrı kalıplanır, sonra sıcakken bir­leştirilir.

Düz Cam


Düz cam ya da pencere camı eskiden elle ya­pılır ve iki ayrı yöntem uygulanırdı. Bunlar­dan ilki, 3-4 kilogramlık erimiş bir cam kütle­sini bir çubuğun ucuna takıp, yaklaşık 1,5 metre çapında yuvarlak bir "tepsi" haline ge­linceye kadar hızla döndürmeye dayanıyordu. Crown yöntemi denen bu teknik gerçekten büyük bir dayanıklılık ve beceri gerektiriyor­du. Çünkü ustanın eli kayşa ya da döndürme hızı bir an için bile değişse cam düzgün bir yuvarlak olmaktan çıkıyordu. Böyle bir aksi­lik olmazsa, dairesel cam levha soğuduktan ve ortasındaki demir çubuk çıkarıldıktan sonra istenen boyutlarda kesiliyordu. Ama camın tam ortasında, çubuğun bıraktığı yuvarlak bir iz her zaman kalıyordu.

Bu yöntemle üretilen cam sertleşmeden ön­ce hiçbir yüzeye değmediği için çok pürüzsüz oluyordu; ama dairesel levhadan ancak küçük boyutlarda düz cam kesilebiliyor, üstelik ortadaki çubuk izi kalın ve mat olduğu için kesip çıkarmak gerekiyordu. Bu yüzden, nitelikli crown camı özellikle mercek, prizma gibi op­tik camların yapımında kullanıldı.

Silindir yöntemi denen öbür geleneksel yöntem daha büyük, en az 1 nr'lik düz cam üretmeye elverişliydi. Bu yöntemde, cam üf­lenerek önce bir balon oluşturulur, sonra yassıltılarak büyük bir silindire dönüştürülür. Uçları kesilip ayrılan silindir soğumaya bıra­kılır; sonra yan kenarı boylamasına kesilip açılarak özel bir fırında yeniden ısıtılır ve pü­rüzsüz bir yüzeye yayılarak iyice düzleştirilir. Bu yöntemin 1930'Iarda makinelerle uygulan­maya başlaması 450 kg ağırlığında ve 12 metre uzunluğunda silindirlerin yapılmasına olanak verdi. Silindir yöntemiyle üretilen levha cam'ların yüzeyi çok pürüzsüzdür; ama genel­likle lunaparklardaki devaynaları gibi görün­tüyü biraz çarpıtır.

19. yüzyıldan başlayarak, hem görüntüyü çarpıtmayan hem yüzeyi pürüzsüz olan büyük boyutlarda düz cam üretmek için çok çeşitli yöntemler denendi. Bunlardan özellikle ikisi, düşey çekme yöntemi ile haddeleme yöntemi, yerlerini yeni bir üretim tekniğine bırakıncaya kadar çok uzun yıllar uygulanmıştır.

Düşey çekme yönteminde, demirden bir çubuk erimiş cam havuzuna daldırılarak yukarı çekilirken, çubuğa yapışmış olan cam eriyiği süzülerek aşağıya doğru akar. Bu arada soğuk sertleştiği için düşey bir cam katmanı oluşur. Tavlama kulesine doğru çekilerek döner merdanelerin arasına giren cam katmanı, istendiği kadar inceltilip tavlandıktan sonra kesme bölümüne gider ve istenen boyutlarda kesilir. Bu yöntemle elde edilen düz cam pü­rüzsüzdür, ama genellikle görüntüyü çarpıtır.

Haddeleme yönteminde ise sıcak cam önce eğimli bir tablaya dökülür, sonra merdanele­rin arasından geçirilerek istenen kalınlığa ge­tirilir. Ama sıcakken tablaya ve merdanelere sürtündüğü için yüzeyi oldukça pürüzlüdür. Bu nedenle üretimin son aşamasında taşlanıp perdahlanması gerekir. Bu yöntemle üretilen camlara, bir tablaya döküldüğü için dökme cam, merdanelerin arasından geçirildiği için de haddelenmiş cam denir. Banyo penceresi ya da duş kabini camları gibi saydam olması gerekmeyen, hatta yüzeyinin özellikle pürüz­lü ya da desenli olması istenen camların yapı­mında haddeleme yöntemi bugün de sık sık uygulanır. Camın yüzeyine özel bir desen vermek istendiğinde, bu deseni merdanelerden birinin üstüne oymak yeterlidir. Ayrıca, ara­larına ince bir tel örgü yerleştirilmiş iki cam levhayı merdanelerden aynı anda geçirerek telli güvenlik camları da yapılabilir.

1950'lerde İngiltere'de geliştirilen "yüzdür­me cam yöntemi" bütün bu yöntemlerin sa­kıncalarını giderdiği için son yıllarda öbür üretim tekniklerinin yerini almıştır. Çünkü bu teknikle üretilen cam hem görüntüyü çarpıt­maz, hem de yüzeyi levha cam kadar pürüz­süz olduğu için ayrıca taşlama ve perdahlama gerektirmez.

Yüzdürme tekniğine bu üstünlüğü sağlayan erimiş kalay banyosudur. Çok yüksek sıcak­lıkta eritilen cam hamuru bu kalay banyosuna akıtılır. Bu banyonun yüzeyinde sürekli bir şerit halinde akarak yüzerken, camın içindeki katışkılardan kaynaklanan bütün pürüzler de eriyerek yok olur. Eriyik halindeki kalayın yüzeyi son derece düzgün olduğu için, yüzen cam da çok düzgün bir katman oluşturur. Bu arada banyonun sıcaklığı yavaş yavaş düşürülür ve cam iyice soğuduktan sonra tavlanarak istenen boyutlarda kesilir. Özellikle vitrin, pencere ve ayna camı gibi çok büyük boyutlu cam levhaların ve görüntüyü çarpıtmaması gereken bütün özel camların yapımında en ekonomik yol yüzdürme yöntemidir.

20. yüzyılda yalnızca sanayi ve bilim alanın­da değil günlük yaşamda da cam kullanımı çok büyük ölçüde arttığı için çok değişik amaçlara yönelik yeni cam türleri geliştiril­miştir. Darbeye dayanıklı kırılmaz camlar, çok yüksek sıcaklıklarda bile erimeyen ateşe dayanıklı camlar, cıva ve sodyum gibi çok ak­tif elementlerle bile kimyasal tepkimeye gir­meyen özel camlar, gözleri güneş ışınlarının zararlı etkilerinden koruyan polaroit gözlük camları cam teknolojisinin sunduğu yeni ola­naklardan yalnızca birkaçıdır.
MsXLabs.org & Temel Britannica
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2018 18:06
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
13 Kasım 2008       Mesaj #5
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Cam
Cam, aşırı soğutulmuş alkali ve toprak alkali metal oksitleriyle, diğer bazı metal oksitlerin çözülmesinden oluşan bir sıvı olup ana maddesi (SiO2) silisyumdur. Cam, akışkan bir maddedir. amorf yapısını koruyarak katılaşan inorganik cisimler olarak tanımlanabilir. Üretim sırasında hızlı soğuma nedeniyle kristal yapı yerine amorf yapı oluşur. Bu yapı cama sağlamlık ve saydamlık özelliğini kazandırır.

Camın hali

Cam pratik olarak katı bir madde olarak görünse de, teknik olarak sıvı halde bir maddedir. Sıvı maddelerin genel özelliklerinden olan viskozite, camda da bulunan bir özeliktir. Diğer bir deyişle cam akışkan bir maddedir ancak akış süresi o kadar azdır ki bu akışı bir insan gözlemleyemez. Bu yüzden bizler camı katı bir madde olarak görürüz.

Camı oluşturan ana maddeler

Adi camın bileşimine giren üç grup madde vardır. Bunlar cam haline gelebilen oksitler, eriticiler ve stabilizatörler denilen maddelerdir. Camın bileşimine giren bu maddeler kum-soda-kireç olarak da adlandırılabilirler. Adi camın bileşimine giren maddelerin dışında cama önemli özellikler kazandıran ve üretimde bazı yararlar sağlayan yardımcı bileşenler vardır.
Camlaşma özelliği olan bu maddeler genelde ağ oluşturan bazı oksitlerdir. Kuvars kumu bunların başında gelir. Ağ oluşturan oksitlerin en önemlileri ise SiO2, B2O3 ve P2O5 (fosfor) dir.

Eriticiler

Ağ oluşturan ve cam haline gelebilen oksitlerin erimelerini kolaylaştırmak amacıyla cam bileşimine katılan maddelere eriticiler denir. Bu maddeler camlaşıcıların erime sıcaklığını düşürerek onların erimelerini kolaylaştırır. Özellikle 1713˚C'deki silisyumun erime derecesi 1500˚C'ye düşer. Eriticiler ağ içine girerek onu değiştirdiği için eriticilere modifikatör de denmektedir. Eriticilerin başlıcaları Na2O, K2O, Li2O dur.

Stabilizatörler (Sabitleştiriciler)

Stabilizatörler, camın kimyasal dayanımı, kırılma indisi, dielektrik özellikleri üzerinde etki yaparlar. Formülüne stabilizatör ilave edilmemiş bir cam su karşısında stabil özellik göstermez. Bu camlara su camı denilir. Stabilazatör olarak kullanılan maddelerin başlıcaları CaO, BaO, PbO, MgO ve ZnO dur. camlaşıcılar]ÜşŞ>
CaO kireç taşının (CaCO3), MgO ise dolamitin (MgCO3) cam formülüne katılması ile sağlanmış olur. Bu iki maddenin ısıtılması ile bünyelerindeki CO2 çıkar ve geriye oksitler kalır. CaCO3 = CaO+ CO2 gibi.

Yardımcı Bileşenler (İkincil Bileşenler)

Bu bileşenler genelde adi camın formülüne girmezler, ancak değişik cam türlerinde değişik etkiler sağlamak üzere kullanılan oksitlerdir. Örneğin
  • Mangan dioksit (MnO2): Camın rengini açar
  • Arsenik (As2O3): renk verici, saflaştırıcı
  • Sülfür (Na2SO4): redükleyici
  • Potasyum nitrat (KNO3): camın saydamlığını giderir.
BiçimlendirmeAna maddelerin hazırlanması ve eritme evrelerinden sonra sıra dinlendirilmiş cam hamurunun biçimlendirilmesine gelir. Cam malzeme, sekiz yöntemle biçimlendirilir:
a) Üfleme (Şişirme) Yöntemi
b) Dökme-Silindirleme Yöntemi
c) Çekme Yöntemi
d) Yüzdürme Yöntemi
e) Presleme Yöntemi
f) Lif Haline Getirme Yöntemi
g) Köpük Haline Getirme Yöntemi
h) Diğer biçimlendirme yöntemleri
Cam türleri
Soda kalsik Camı
Dünyada üretilen camların %90’ı soda kalsik camıdır. Kolayca eritilebilir, ucuzdur fakat ısıl şoklara mukavemet ve kimyasal kararlılık gibi haller dışında her yerde kullanılabilir. Normal elektrik ampulü, fluoresan ampulleri, pencere camları v.b. malzemelerin üretiminde kullanılırlar. Yapısında %5 oranında CaO vardır.
Kurşun Camı (Kristal Cam)
Soda kalsik camında kirecin yerini PbO aldığında kurşun camı elde edilmiş olur. Yapısında %80 oranında bazı hallerde daha fazla kurşun oksit bulundurur. Kurşun oksit, camın erime noktasını düşürerek yumuşama noktasını CaO'li camlarınkinin de altına düşürür. Ayrıca cama kolay işlenebilme, ışığı yansıtma ve yayma özelliği kazandırır. Kurşun oksit miktarının %80'i geçtiği cam türü gamma ve X ışınlarından korunmak amacıyla kullanılır. Oldukça pahalı bir cam olduğu için baryum oksitli camlar kullanılır.
Borosilikat Camı
Borosilikat camlarının yüksek yumuşama noktası vardır. Buna rağmen, ısıl şoklara karşı büyük bir mukavemet sağlayan büyük bir genleşme katsayısı, su ve asitlere karşı çok iyi mukavemet göstermesi ve üstün elektriksel özellikleri vardır. Bu nedenlerden dolayı labuvatuar (teknik) cam olarak kullanılmaktadır. Mutfak eşyası, büyük boyutlu astronomik aynalar yapılmaktadır.
Alüminosilikat Camı
%20 den fazla alümin, az miktarda bor, bir miktar kireç ile çok az alkali içerirler. Ancak alkali bulunmadığı zaman camın eritilmesi ve işlenmesi zorlaşır. Yumuşama noktasının yüksek ve dilatasyon katsayısının küçük olması termometre, yanma tüpleri, alevle doğrudan temas edecek her türlü parçanın yapımında kullanılır.
Silisyum Camı (%96 SiO2)
%96 oranında silisyum içeren bu cam, presleme ve üfleme yöntemleri ile şekillendirme bu camlara uygulanır. Dilatasyon katsayısı küçüktür. Bu cam türü, çok saydam oluşu nedeniyle UV ışınlarını çok iyi geçirirler. Bu nedenle UV lambaları ile mikrop öldürücü özel lambaların yapımında kullanılır. Silisyum Camı (%99 SiO2), çok saf kuvars kumunun eritici madde olmadan eritilmesiyle elde edilir. Bu camın üretimi ve şekillendirilmesi çok yüksek sıcaklıkta (1750˚C'de) olur. Bu nedenle üretilecek malzemelerin şekil ve boyutları sınırlı olmak zorundadır. Genleşme katsayısının küçük, yumuşama noktasının çok yüksek olması ve UV ışınlarını çok iyi geçirmesi gibi olumlu özellikleri vardır. Dielektrik özellikleri de iyidir. Ancak maliyetin yüksek oluşu nedeniyle eletroteknikteki uygulamaları sınırlıdır. Isıl şoklara karşı mukavemeti en yüksek camdır.
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2018 01:47
reyan - avatarı
reyan
Ziyaretçi
22 Temmuz 2009       Mesaj #6
reyan - avatarı
Ziyaretçi
Cam günümüz modern çevresinin önemli bir parçasıdır. Basit bir su bardağından sofistike bir teknik donanım malzemesine kadar kullanım alanı geniştir. Camın kullanımı günlük hayatımızın o kadar büyük bir alanını kaplamaktadır ki etrafımızdaki doğal çevreden daha fazla onun farkına varırız. Ancak aslında cam doğal olmaktan çok öte, hatta tam tersine yapay bir malzemedir.

Cam dokunulduğunda sert ve katı bir malzemedir. Gevreksi bir yapısı vardır, sert bir yüzeyle aniden karşılaştığında kırılmaya meyillidir. Buna rağmen kimya terminolojisinde sıvı olarak tanımlanmaktadır. Yani sıvıları taşımak için tasarlanmış vazoların çoğu aslında sıvının kendi formudur. Cam sertleşmek için soğutulduğunda bu temel nitelikleri taşımaktadır ancak, ısıtıldığında nitelikleri tamamen değişir. Süneklik derecesine kadar yumuşamaya başlar ve eğer yeterli derecede ısıtılırsa su gibi akıcı olur.

Erken Dönem Cam Sanatı
Yaygın olarak camın tesadüf eseri keşfedildiğine inanılmaktadır. Camın keşfine dair en sık bahsi geçen açıklama Yunan tarihçi Piny'nin açıklamasıdır. Piny'e göre birtakım tüccarlar teknelerinden kıyıya çıktıktan sonra bir nehir kıyısında kamp kurmuşlar, nehir yatağında bir ateş yakmışlar. Sonraki gün ise önceki günün ateşinin külleri arasında şeffaf, parlak cam parçaları bulmuşlar. Erken dönemlerinde, cam sanatı daha çok Mısır ve Mezopotamya'da gelişmiştir. Bu bölgede odunla yanan cam ocaklarının var olduğu düşünülmektedir.

Türk Cam Yapımı
Türkiye'deki geleneksel cam ürün yapımı Selçuk ve Osmanlı dönemleri olarak ele alınabilir.

Selçuklu'ların doğudan Anadolu'ya yeni göç ettikleri dönemden kalma bazı Selçuklu cam ürünlerinin varlıkları bilinmektedir. Selçuklu ve Artuklular döneminin bazı parçaları bugün müze koleksiyonlarında yer almaktadır. Bunlar tamamen mimari dekorasyon ya da el yapımı ürünlerdir.Türkiye’de ilk cam fabrikası 1934′de İstanbul Paşabahçe’de ku­rulmuştur.

Yapılışı
Cam yapılmasında ilk basamak cam hamurunun hazırlanmasıdır. Bu­nun için elde etmek istediğimiz cam . türüne göre gerekli ham (ilkel) mad­deler uygun oranda karıştırılır, fırın­larda beraberce ergitilir. Günlük ya­şantımızda en çok kullanılan şişe ve pencere camının hammaddeleri kum (silisyum dioksit=SiQ2), kireç taşı (kalsiyum karbonat = CaCO3), soda (sodyum karbonat = Na2CO3)’dır. Bunların belirli miktarları karıştırıla­rak harman yapılır.

Bu harmana yine belirli miktar­larda eski, kırık cam parçaları katılır. Bütün karışım 1400°C’ye kadar ısıtılırsa kum ve soda birleşerek sodyum silikat,kum ve kireçtaşı birleşerek kalsiyum silikat yapar.

Sodyum ve kalsiyum silikat karı­şımı olan akışkan, homojen bu karışıma”CAM HAMURU’denir. Modern cam endüstrisinde 50-100 ton cam alan tekne fırınlar kullanılır.

Cam yapılmasında ikinci basa­mak cam hamurunun şekillendirilme­si yani, camın işlenmesidir. Eskiden ağızla üfleyerek cam hamuruna şekil verilirdi. Bunun için takriben 1,5 metre uzunluğunda demir borular kullanılırdı.Bu boruların ucuna alınan cam hamuru, zaman zaman ısıtılarak üflenir ve şişirilir, kalıplara konarak son şekli verilirdi.

Zamanımızda üfleme ve kalıplama işi saatte 2-3 bin şişe çıkaran otoma­tik makinelerde yapılır. Camı şişir­mek için nefes yerine basınçlı hava kullanılmaktadır. Pencere ve vitrin camı, cam çekme makinelerinde ya­pılır. Cama şekil verdikten sonra çok yavaş ve dikkatli bir şekilde soğut­mak lazımdır. Aksi takdirde çabuk kırılır ve iyi özellikte olmaz. Bunun için cam eşya “lehr” denilen uzun ve dar kanallardan yavaş yavaş geçirile­rek soğutulur. Yavaş^ve kontrollü olan bu soğutma işlemine tavalama “denir.
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2018 18:14
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
12 Kasım 2009       Mesaj #7
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Camın İcadı:


Fenikelilerin bir tesadüf sonucunda camı bulduğu söylenir. Söylenen bu hikayeye göre; bir grup Fenikeli olan gemiciler kıyıda ateş yakmışlardır. Yaktıkları ateşin etkisi ile eriyen kum , gemicilerin yanında bulunan soda parçaları ile birleşerek camı meydana getirmiştir. Yıllardır bilinen bu olay Milattan 2000 yıl öncesinde geçtiği söylenir. Ancak son araştırmalar Mısırlıların çok daha önce cam yapımını bildiklerini ortaya çıkarmıştır. Ancak araştırmalara nazaran Fenikelilerin de camcılığı geliştirdiği söylenmektedir.

MÖ 3000 Cam boncuklar kolyeler
MÖ 1700 Camın yapımına ait bir metin(Mezopotamya)
MÖ 1500 Bir kum çekirdeğinin etrafında kalıplamayla yapılan oyma camdan eşyalar,
MÖ 1 yy Boruyla ağızdan üflemenin keşfi
MS 1 yy Vitrinlerde kullanılan ilk düz camlar
MS 10 yy Vitrayın geliştirilmesi
MS 16 yy Venedik'te camcılığın gelişmesi
MS 17 yy İngiltere'de kurşunlu kristalin keşfi
MS 20 yy Dikey çekmeyle pencere camının üretimi, Şişelerin otomatik üretim

Mısırlılar camı; kum, soda ve kireç karışımının ısıtılması ile yapmışlardır. Bu formülü bulan Mısırlılar aradan geçen 1500 yıl sonra cam üfleme çubuğunu da icat etmişlerdir. Bu icadı gerçekleştirene kadar ancak levha halinde camlar yapıyorlardı. Buldukları bu üfleme çubuğu ile şişe gibi cam eşya yapımına da başlamış oldular.

Romalılar Mısırı işgal ettiklerinde oradaki cam yapımını ve üfleme çubuğunu gördüler. Bu gördükleri icadı öğrenip Roma’ya götürdüler ve Roma’da cam eşya kullanımına başladılar. Bu cam yapımı Roma’dan tüm Avrupaya yayıldı. Bu yayılma sonucunda milattan sonra 5. yüzyılda Avrupa ülkelerinde cam yapım evleri kuruldu. Ancak yapılan bu yapım evlerine rağmen camcılıkta asıl gelişme onyedinci yüzyılda ve camcılık bir endüstri haline gelmeye başladı.

Camın tanımı:


Cam aşırı soğutulmuş alkali ve toprak alkali metal oksitleriyle,diğer bazı metal oksitlerin çözülmesinden oluşan bir sıvı olup ana maddesi (SİO2) silistir. Camlar erimiş haldeki amorf yapısını koruyarak katılaşan inorganik cisimler olarak tanımlanabilir. Üretim sırasında hızlı soğuma nedeniyle kristal yapı yerine amorf yapı oluşur. Bu yapı cama sağlamlık ve saydamlık özelliğini kazandırır.
SİLENTİUM EST AURUM
ener - avatarı
ener
Ziyaretçi
13 Nisan 2011       Mesaj #8
ener - avatarı
Ziyaretçi
Cam
Belli bir silikat karışımının ergitilip ani olarak soğutulmasıyla elde edilen madde. Bir katı madde gibi elle tutulur olmasına karşın, fiziksel açıdan, cam, gerçekte aşırı soğumuş bir sıvıdır. Bu nedenle kesin olarak belirli bir ergime noktası yoktur ve kristal yapı göstermez. Camı oluşturan silikat karışımını elde edebilmek için, sodyum nitrat ya da karbonat vb. ile kireçtaşı ve silis (SiO2) çok yüksek sıcaklıkta ergitilir.

Bir süre bu durumda dinlendirilen ergimiş cama, hava kabarcıkları vb. uçup gittikten sonra, istenen biçim verilir. Değişik maddeler kullanılarak çeşitli camlar elde edilebilir. Pencere ve şişe camları, sodyum ve kalsiyum silikatın kalsiyum oksit ve silisle karıştırılmasıyla elde edilir. Bu camların üretiminde, sodyum ve kalsiyum silikatlar ise, sodyum karbonattan sağlanır.

Kimyasal maddelere dayanıklı olması istenen camlarda, sodyum karbonat yerine potasyum karbonat kullanılır ve silisle birlikte biraz da borik da borik asit eklenir. Böyle elde edilen camlar, içindeki metallerin borosilikat tuzlarından oluşur. Bol silisli sodyum-alüminyum borosilikat, pyrex camların yapıldığı karışımdır. Pyrex, ani sıcaklık değişimine ve darbeleredayanıklıdır. Optik camlarsa, içerdikleri kurşun silikat nedeniyle parlaklık kazanırlar. Ucuz mücevher taklitleri bu tür camdan yapılmaktadır. Arabalarda kullanılan camlarla kurşun geçirmez camlar ise, aralarına plastik bir madde yerleştirilen iki cam tabakasının basınç altında ısıtılıp kaynaştırılmasıyla üretilir.

Bilindiği kadarıyla cam üretimi İ.Ö. 3000'li yıllarda Mezopotamya'da başlamıştır. O zamanlar döküm tekniği kullanılmaktaydı. Üfleme yöntemi (metal bir boru ucundaki ergimiş camın solukla şişirilmesi ve istenen biçimin verilmesi) İ.Ö. 1. yüzyılda Suriyeli cam ustalarınca bulundu. Üflenen camın bir kalıp içine alınmasıyla daha kolay şekil verilebiliyordu.

Bu yöntem günümüzde, özellikle şişe ve ampul sanayiinde otomatik makinelerle uygulanmaktadır. Pencere camı ya da düz cam ise, cam hamurunun merdaneler arasından geçirilip kesilmesi ve her iki yüzünün taşlanıp pardahlanmasıyla üretilir. Geliştirilen yeni bir yöntem de, cam hamurunu ergimiş bir metal, örneğin kalay üzerine döküp soğumaya bırakmaktır. Böylece pürüzsüz bir yüzey elde edilebilmektedir.

Buzlucam üretiminde, camı aşındırma özelliğinden ötürü hidrojen flüorür (HF) kullanılır ya da cam hamuruna kemik külü, SnO2, CaF2 gibi saydam olmayan maddeler karıştırılır. Renkli cam elde etmek için cam hamuruna kimi metaloksitleri (demir-sarı ya da kırmızı vb.) katılır. Normal pencere camı, güneş ışınlarının bir bölümünü geçirirse de morötesi ışınları geçirmez. Bu yüzden silis yerine B2O3 ya da P2O5 içeren ve morötesi ışınımı da geçiren camların kullanılması daha sağlıklıdır.
Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi&MsXLabs
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2018 18:15
berkay_16_ - avatarı
berkay_16_
Ziyaretçi
24 Şubat 2012       Mesaj #9
berkay_16_ - avatarı
Ziyaretçi
Fiziksel anlamda cam denilince genellikle kristalleşmeden katılaşan sıvı bir madde anlaşılır.Bilim dünyasının yüzyılları kapsayan uğraşlarına rağmen yapısal açıdan cam bugün bizler için halen bir bilmecedir.

Cam insanoğlunun keşfettiği ve ürettiği en eskisuni maddelerden biridir.Şimdiye değin arkeolojik kazılarda bulunan en eski cam ürün M.Ö. 5500 yıllarına ait olup,Mısır'da bulunmuştur.Daha sonraki asır ve yüzyıllara ait bulgular ise bir hayli fazladır,örneğin Mısır'da Firavun Amenotop'un cam gözü.(M.Ö.4000)

Ancak daha sonralarına özellikle M.Ö.1500 yıllarına ait Mısır'daki bulgular bir hayli fazladır;bu dönemde cam sanatı Mısır'da muhtemelen en parlak devrini yaşamıştır.Daha o dvirlerde Mısırda dekorlamakta kullannılan kesme taşı,perdah taşı ve cama cam iplik sarma tekniği bilinmekteydi.

Bu teknik daha sonraları Venedikte yeniden keşfedilmiş ve en parlak dönemini yaşamıştır.Mısıra komşu olan Babil'de de cam sanatı oldukça ileriydi.Bulunan Babil'e ait bir kil tablanın üzerine bilinen ilk cam reçetesi kazınmıştır: 60 ölçükum,180 ölçüalg ve deniz yosunu külü,5 ölçügüherçile ve 3 ölçü tebeşir (kireçtaşı).Yapılan kazılardan camı ilk keşfedenlerin Asur'lular olabilecekleri görülmektedir.

New York'taki Corning cam müzesi araştırmacılarınca yapılan kimyasal ve röntgenoptik bilimsel araştırmalar camın gerçek anlamda bir fayans olmayan "Mısır fayansı"nın geliştirilmesiyle ortaya çıkmış olabilieceğini göstermektedir.Bu fayansın o devrin cam ürünleriyşe benzerliği o denli fazladır ki o devrin ilkel araç,gereçleri;fırınları ve olanakları gözönüne alındığında bu "fayans"hamurunun çok uzun pişirilmesi,çok fazla sıcaklıklara getirilmesi veya fazla sodyum içermesi sononunda camın ortaya çıktığı kabul edilir.

Ancak bilimsel köken araştırmaları yanında tarihi efsanelede de bu konuya rastlanmaktadır.Pilinius ve flavius'un ta kayalarından almak zorunda kalmışlardır.Ateşle birlikte bu soda kayacıkları akkor haline geçmiş ve neir yatağının temiz kumuyla birleşerek sıcakken akışkan,donduktan sonra şeffaf ve katı bir maddeye,cama dönüşmüşlerdir.

Hangi açıklamaya inanılırsa inanılsın camın kökeninin Önasya'da olduğu gerçektir.Yapılan kazılar ve araştırmalar sonucunda günün birinde camın kökeniyle ilgili gerçeklerin tamamen ortaya çıkacağı kesindir.
Son düzenleyen Safi; 13 Kasım 2018 18:17
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
24 Mayıs 2017       Mesaj #10
Avatarı yok
Yasaklı

Cama Biçim Veren Lazer Yöntemi!


Ad:  lazer_cam_sekillendirme.jpg
Gösterim: 738
Boyut:  42.3 KB
Malzeme Mekaniği Enstitüsü’nde çalışan bir grup araştırmacı, şekilsiz (amorf) katılar olarak anılan malzemeler grubuna dahil olan camlara biçim vermek amacıyla lazerlerin kullanıldığı yeni bir yöntem geliştirdi. Cam, belirli bir sıcaklık değerinin üzerinde kolayca yumuşayabilen ve işlenebilir özelliğe sahip olabilen bir malzeme olduğu için araştırmacılar bu özellikten hareket ederek yeni yöntemle camın yumuşama sıcaklığının altında belli bir dereceye kadar ısıtılmasını sağladı.

Bilgisayar yazılımı denetimindeki lazer ışınları devreye girerek cam üzerinde dolaştırıldı. Böylece lazer ışınının düştüğü camdaki bölgeler yumuşayarak yer çekiminin de etkisiyle sarktı ve cama biçim verildikten sonra lazer kapatılarak camın katılaşması sağlandı. Araştırmacılar ilgili yeni yöntemle çeşitli alanlarda kullanılabilecek ve istenilen herhangi bir şekle sahip ucuz camların üretilebileceğini belirtiyor.

Kaynak: Bilimgenç / TÜBİTAK (17 Mayıs 2017)

Benzer Konular

3 Mayıs 2016 / Ziyaretçi Cevaplanmış
29 Kasım 2015 / Misafir Cevaplanmış
19 Şubat 2017 / ThinkerBeLL Mühendislik Bilimleri
12 Haziran 2012 / ThinkerBeLL Mühendislik Bilimleri
14 Eylül 2008 / CrasHofCinneT Mühendislik Bilimleri