Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 599.293|Cevap: 179|Güncelleme: 18 Mart 2016

Çanakkale Destanı (Çanakkale Zaferi - Çanakkale Savaşı)

28 Kasım 2005 17:01   |   Mesaj #21   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Çanakkale'de Mehmetçiğe kimyasal silah
Çanakkale Zaferi'nin 90. yıldönümü kutlanıyor. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden çıkan yeni bir belge, savaşla ilgili korkunç bir gerçeği ortaya çıkardı: İtilaf Devletleri Mehmetçiğe karşı kimyasal silah kullandı. Savaşı anlatan rakamlar ise oldukça manidar. 10 bin askerimiz kayıplara karışmış.
20 Temmuz 1915. Yer Çanakkale... Savaş bütün dehşetiyle sürüyordu. Reuter Telgraf Ajansı'nın Çanakkale muhabiri, Londra'daki ajans merkezine savaşın gidişatını anlatırken insanî boyutu öne çıkan bir haber geçer: "Türkler pek merdane ve soylu bir tarzda harp ediyor. Bunlardan biri şiddetli ateş altında olduğu halde askerlerimizden birinin yarasını sarmak gayretinde. Diğeri yaralı bir Avustralyalı askerin yanına bir şişe su bırakarak insanî bir harekette bulunuyor. Mert Türk askerlerinden bir başkası İngiliz siperlerinden uzak bir mevkide yaralı düşüp saatlerce aç ve güçsüz kalan İngiliz askerine ekmek vererek yüce bir davranış gösteriyor. Türklerle çarpışan İngiliz askerlerinin hemen hepsi Türkler tarafından İngiliz esirlere iyi muamele yapıldığı konusunda hemfikir."
Çanakkale Boğazı girişinde batan Saphir adlı Fransız denizaltısından Türk askerleri tarafından kurtarılan Elektrik Çavuşu Logal ailesine gönderdiği mektupta, nasıl bir esaret geçirdiğini şu cümlelerle anlatıyor: "...Tahlisiye sandalı gelinceye kadar yarım saat suda kaldık. Kurumuş yapraklar gibi tir tir titriyorduk. Lakin bereket versin, Türk zabitleri bizi pek hoş karşıladı. Sandal içinde zabitlerden birisi bana ceketini bile verdi. Türk mülazımı kıyafetine girdim. Bizi hemen ısıttılar. Bir şişe rom getirdiler. Bir nefesçik rom çekmek, bilsen ne kadar büyük bir iyilik icra etti. Bizi bir kışlaya götürdüler. Orada bize elbise verdiler. Zira denize düşerken çırılçıplak olmuş idik. Bizi İstanbul'a getirdiler. Bulunduğumuz mahalleye arada sırada Türk zabitler geliyor. Bize sigara paketleri ikram ediyorlar. Hemen ekserisi Fransızca biliyor. Halbuki biz başka türlü muamele göreceğimizi zannediyorduk."
Sponsorlu Bağlantılar
Çanakkale'de sadece askerler savaşmadı. Aynı zamanda, farklı dünya görüşleri de mücadele etti. Hem de insan olma konusunda... Düşmanının canını kurtarmak için çırpınmak, matarada kalan bir yudum suyu düşman askerine vermek başka türlü nasıl izah edilebilir ki? Reuter muhabirinin geçtiği haber ile Çavuş Logal'ın ailesine gönderdiği mektup bu örneklerden sadece birkaçı. Ancak, madalyonun bir de öteki yüzü var. İtilaf Devletleri, Çanakkale'de direnen Osmanlı askerini yok etmek için her türlü yolu denemekten çekinmedi. Uluslararası savaş kuralları yok sayılıp siviller katledildi, hastaneler bombalandı. Dahası topyekûn bir öldürme operasyonu için kimyasal silahlar bile kullanıldı.
Mehmetçik gaz karşısında çaresiz
Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde görevli uzmanlarca ortaya çıkarılan yeni bir arşiv belgesinde İtilaf Devletleri'nin Türk askerlerine karşı boğucu türden gaz içeren kimyasal silah kullandığı belirtiliyor. Belgeye göre, Osmanlı askeri kimyasal silahlar karşısında çaresiz kalıyor. Belgede gazın hangi ülke kuvvetleri tarafından kullanıldığı belirtilmiyor. Verdiği zarar konusunda da bir bilgi yok. Fakat, araştırmacılar binlerce askerin kimyasal silahların tesiriyle şehit düşme ihtimalinin olduğunu belirtiyor ve muhtemelen İngilizler tarafından böyle bir yola başvurulduğu görüşünde birleşiyor.
2 Temmuz 1915 tarihinde Başkumandan vekili namına Müsteşar imzasını taşıyan ve cepheden Hariciye Nezareti'ne gönderilen belgede düşman kuvvetleri tarafından kimyasal silahlar kullanıldığı belirtilip tarafsız ve dost devletlerin olayı protesto etmesi isteniyor. Dost devletlerin insanlık dışı bu hadiseyi protesto ettiğine dair bir bilgiye rastlanmıyor; ama bu belge Çanakkale'yi kimyasal silahların kullanıldığı savaşlar arasına sokuyor. Daha önce 19. yüzyılın sonlarında Fransızlar Almanlara karşı zehirli gaz kullanmış, aynı şekilde Almanlar da Fransızlara misillemede bulunmuştu.
Blue Blood
28 Kasım 2005 18:41   |   Mesaj #22   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
ÇANAKKALE MUHAREBELERİNİN GİZLİ KAHRAMANLARI
UNUTULMUŞ BİR MARŞ
KUMKALE MARŞI

Prof.Dr.Zerrin GÜNAL
Çanakkale Onsekiz Mart Ünv. Tarih Bölümü

Şerif Güralp, I. Dünya savaşında Osmanlı cephelerinde kendi deyimiyle “Bulgar topraklarından Süveyş’e kadar olan geniş sahada on sene at oynatmış bir ihtiyar gazi “; Onun 1957 ‘de basılmış olan anılarını içeren bir kitabı elimize geçtiğinde Kumkale Muharebesiyle ilgili anıları ilgimizi çekti. Şerif Güralp, Kumkale muharebesinin bilançosunu şöyle değerlendirilmektedir: “ Düşman, birçok silah, cephane ve ölü bırakarak çekilip gitmişti. İngiliz ve Fransızlar Kumkale’ye yapılan çıkarmanın gösteriş mahiyetinde olduğunu ilan etmişlerdi. Bu, belki doğruydu. Ama Kumkale ve Yenişehir köyünü işgal edebilselerdi, Anadolu yakasındaki kuvvetlerimizi istediğimiz zaman Rumeli yakasına geçirip İngilizlere darbe vurmamıza mâni olurlardı. Anadolu tarafında daha çok kuvvetlerimizi bağlamış olurlardı. Bizim şehit, yaralı subay ve er mevcudu 1500’ü geçer. 500 ağır yaralımız var”

Gerçekten de 25-26 Nisan 1915 günlerinde cereyan eden Kumkale muharebesi, Türk birliklerinin sokak sokak Kumkale’yi savunması, gece karanlığında süngüyle mücadelesiyle Kazanılmıştır.Bu mücadele sonucunda resmî zaiyat: 45 subay, 1690 er olmak üzere 1735 ‘dir. Fransızların zaiyatı ise toplam 786 idi.

Şerif Güralp, Kumkale’de yaşadıklarını anlatırken Kumkale Marşından da bahseder. “Bazı günler radyo başında zevkle dinlediğimiz Kumkale Marşı; bu muharebenin musiki ile ifadesidir. Lakin aslından bazı kısımlar kaldırılmış. Kumkale muharebesinden 48 saat sonra tümenin musiki öğretmeni merhum Teğmen İbrahim tarafından notaya alınan bu marşın aslında;

- Davul tarafından şiddetli top sesleri taklit edilir,

- Hücum borusu çalınca ,

- Trampetler makineli tüfek ateşi yaparken mızıka efradı hep birden Allah, Allah, Allah diye bağırır,

- Bundan sonra marş devam eder ve bu hal , iki defa tekrarlanırdı.

Bu marşı dinlediğimiz zaman tümen komutanıyla beraber hepimiz kendimizden geçmiştik. Şimdi, radyo başında dinlerken yine bir anda kırk yıl gençleşir ve dinçleşirim”

Kumkale marşının bestecisi İbrahim Mehmet Ali (1874?- 1936), Şumnu göçmenlerindendir. İbrahim Muharrem veya İbrahim Ethem adlarını da kullanmıştır. Tophane müşiri Zeki Paşa’nın askeri mektepler nâzırı olduğu sırada 1891’de kurulan Tophane mızıkasında yetişmiştir. Tophane bandosu 1909 yılında kaldırılmıştır. Burada yetişen İbrahim Ethem, Işkodra, Üsküp, Selanik, Manastır, Piriştine ve Kaçanik taraflarında müzik öğretmenliği yapmıştır. O sıralarda yazdığı Arnavutluk potporisi ve Kaçanik Marşı ün kazanmıştır. Esas sazı Korno olup, piyano da çalışmıştır. Askeri bandoların ıslahı için çok emek harcayan Teğmen İbrahim Ethem, I.Dünya savaşı’nda esir düşerek Mısır esir karargahına götürülmüş, esaretten sonra yurda dönerek, Kurtuluş Savaşı’nda da takdir kazanmıştır. Teğmen İbrahim Ethem, 1936 yılında Eskişehir’de vefat etmiştir.
Son düzenleyen _Yağmur_; 22 Aralık 2015 13:45 Sebep: kırık link
Blue Blood
30 Kasım 2005 18:12   |   Mesaj #23   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE


Su boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?En kesif orduların yükleniyor dördübeşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara' ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayasızca tahassüd ki ufuklar kapalı!Nerde-gösterdiği vahşetle " bu, bir Avrupalı
Dedirir- yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,Varsa gelip açılıp mahpesi, yahut kümesi
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-i beşer,
Kaynıyor kum gibi... mahşer mi, hakikat mahşer.Yedi iklimi cihanın duruyor karşısında
Ostralya' yla beraber bakıyorsun: Kanada!Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk;
Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela...Hani, taunada züldür bu rezil istila!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-u asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.
Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz...Medeniyyet denilen *****, hakikat,yüzsüz.
Sonra mel' undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: eder her biri bir mülkü harab.Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a' makı;Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin:
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam;
Atılan her lağamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: savrulur enkaz-i beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak;
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.Top tüfekten daha sık, gülle yağanmermiler..
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;Alınır kal' a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?
Çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkam.Sarılır, indirilir mevk-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-u beşer;Bu göğüslerse Huda' nin ebedi serhaddi;
"O benim sun'-u bediim, onu çiğnetme! " dedi.
Asım’ın nesli.diyordum ya.nesilmiş gerçek;İşte çiğnetmedi namusunu,çiğnetmeyecek
Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düsmüs,asker!Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid' i
Bedr' in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?"
Gömelim gel seni tarihe!"desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitap..Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
"Bu, taşındır" diyerek Kabe' yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;
Ebr-i nisani açık türbene çatsam da tavan,Yedi kandilli Süreyya' yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağbiri, akşamları,sarsam yarana.Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini;Şark’ın en sevgili sultanı Selahaddin' i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran..Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;Sen ki,ruhunla beraber gezer ecrami adin
Sen ki, a'sara gömülsen taşacaksın...Heyhat!..
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey sehid oğlu sehid, isteme benden makber,Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmed Akif Ersoy
Son düzenleyen Blue Blood; 15 Şubat 2006 21:31
2 Aralık 2005 17:53   |   Mesaj #24   |   
NeutralizeR - avatarı
ADM Webmaster
Download: https://www.msxlabs.org/msxteam/Neut...le_msxlabs.asf

ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ
Çanakkale içinde Aynalı Çarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Of gençliğim eyvah
Çanakale içinde bir dolu testi
Analar babalar umudu kesti
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim eyvah.
Son düzenleyen NeutralizeR; 19 Şubat 2006 03:56
Blue Blood
3 Aralık 2005 01:49   |   Mesaj #25   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
ÇANAKKALE KONULU PULLAR

Pul010

Sponsorlu Bağlantılar
Türk ulusunun gücünü, tüm dünyaya tanıtan ve bir kere daha kanıtlayan Çanakkale Zaferi, gerek PTT tarafından çıkarılan hatıra serileri, gerekse çeşitli yabancı ülke pulları üzerinde yer almış ilginç tarihi konulardan biridir.
Cumhuriyet devri pullarından önce,1917-1918 yıllarında çıkarılan posta serisine ait pullar üzerinde Çanakkale Savaşı'nı, Çanakkale bölgesini gösteren resim, kompozisyon ve haritalara yer verilmiş, aynı pullar 1918 yılında çıkarılan çeşitli hatıra serilerinde sürşarj edilmek suretiyle kullanılmıştır.

Pul011
Pul001

Pul007Pul009

Pul006
Daha sonra, 50.yıl nedeniyle ,18.3.1965 günü üç puldan oluşan bir hatıra serisi satışa çıkarıldı.Aynı gün, yine Çanakkale posta merkezinde, bu seri için özel ilk gün damgası kullanıldı.Ressam Burhan Özak tarafından hazırlanan kompozisyonlarda ; Çanakkale haritası ve zafer çelengi, Mehmetçik Abidesi ile askerler, Türk Bayrağı ile Çanakkale Abidesi görülmektedir.

Pul004Pul003Pul008

Daha sonraki yıllarda çıkan pullar :
Pul002Pul005

FDC001

FDC002

FDC003

Yabancı Pullar
Çanakkale Destanı (Çanakkale Zaferi - Çanakkale Savaşı)

1965 yılında,Çanakkale Savaşı'nın 50. yılı dolayısıyla savaşlara katılan Anzak birliklerinden bir grup Çanakkale Savaşları'nın cereyan ettiği bölge ve çevresini ziyaret için ülkemize gelmiş,50 yıl önce karşı karşıya savaşanların bu defa dostluk ve uluslararası yakınlaşma için girişimlerini aksettiren çeşitli törenler yapılmıştı.Bu nedenle , Çanakkale Savaşı ve Anzak birlikleri için ; 1965 yılında Avustralya tarafından üç puldan oluşan,Yeni Zellanda posta idaresince iki puldan oluşan,Chrismas İsland,Norfolk,Cocos(Keeling) İsland ve Nauru posta idarelerince ise birer puldan ibaret hatıra serileri satışa çıkartıldı.

pul013

Pul012


Kaynak: GaLLipoLidiger

Son düzenleyen _Yağmur_; 22 Aralık 2015 13:56 Sebep: sayfa düzeni
Blue Blood
3 Aralık 2005 09:11   |   Mesaj #26   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
CANAKKALE SEHIDLERINE

Suheda govdesi, bir baksana daglar taslar...
O, ruku olmasa, dunyada egilmez baslar,

Vurulmus temiz alnindan uzanmis yatiyor;
Bir hilal ugruna ya Rab, ne gunesler batiyor!

Ey, bu topraklar icin topraga dusmus, asker!
Gokten ecdad inerek opse o pak alni deger.

Ne buyuksun ki kanin kurtariyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanlari ancak, bu kadar sanli idi...

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsin?
"gomelim gel seni tarihe!" desem, sigmazsin.

Herc u merc ettigin edvara ya yetmez o kitab...
seni ancak ebediyyetler eder istiab.

"Bu, tasindir" diyerek Kabe'yi diksem basina;
Ruhumun vahyini duysam da gecirsem tasina;

Sonra gok kubbeyi alsam da, rida namiyle,
Kanayan lahdine ceksem butun ecramiyle;

Mor bulutlarla acik turbene catsam da tavan;
Yedi kandilli Sureyya'yi uzatsam oradan;

Sen bu avizenin altinda, burunmus kanina,
Uzanirken gece mehtabi getirsem yanina,

Turbedarin gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gunduzun fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tullenen magribi, aksamlari sarsam yarana...
Yine bir sey yapabildim diyemem hatirana.

Sen ki, son ehl-i salibin kirarak savletini,
Sarkin en sevgili sultani Salahaddin'i,

Kilic Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki islami kusatmis, doguyorken husran,

O demir cemberi gogsunde kirip parcaladin;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrami adin;

Sen ki; a'sara gomulsen tasacaksin... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

Ey sehid oglu sehid, isteme benden makber,
Sana agusunu acmis duruyor Peygamber.

Mehmet Akif ERSOY

Suheda govdesi, bir baksana daglar taslar...
O, ruku olmasa, dunyada egilmez baslar,

Vurulmus temiz alnindan uzanmis yatiyor;
Bir hilal ugruna ya Rab, ne gunesler batiyor!

Ey, bu topraklar icin topraga dusmus, asker!
Gokten ecdad inerek opse o pak alni deger.

Ne buyuksun ki kanin kurtariyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanlari ancak, bu kadar sanli idi...

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsin?
"gomelim gel seni tarihe!" desem, sigmazsin.

Herc u merc ettigin edvara ya yetmez o kitab...
seni ancak ebediyyetler eder istiab.

"Bu, tasindir" diyerek Kabe'yi diksem basina;
Ruhumun vahyini duysam da gecirsem tasina;

Sonra gok kubbeyi alsam da, rida namiyle,
Kanayan lahdine ceksem butun ecramiyle;

Mor bulutlarla acik turbene catsam da tavan;
Yedi kandilli Sureyya'yi uzatsam oradan;

Sen bu avizenin altinda, burunmus kanina,
Uzanirken gece mehtabi getirsem yanina,

Turbedarin gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gunduzun fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tullenen magribi, aksamlari sarsam yarana...
Yine bir sey yapabildim diyemem hatirana.

Sen ki, son ehl-i salibin kirarak savletini,
Sarkin en sevgili sultani Salahaddin'i,

Kilic Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki islami kusatmis, doguyorken husran,

O demir cemberi gogsunde kirip parcaladin;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrami adin;

Sen ki; a'sara gomulsen tasacaksin... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

Ey sehid oglu sehid, isteme benden makber,
Sana agusunu acmis duruyor Peygamber.Msn Rose

Mehmet Akif ERSOY
Blue Blood
3 Aralık 2005 09:16   |   Mesaj #27   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne haysızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde - gösterdiği vahşetle "bu bir Avrupa'lı"
Dedirir - yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında
Ostralya'yla beraber bakıyorsun Kanada!
Cehreler başka, lisanlar, deriler, rengarenk;
Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi yamyam, kime bilmem ne bela...
Hani, ta'una zuldür bu rezil istila!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmetciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.
Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat, yüzsz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.


Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, haşa edecek kahrına ram?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkam.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez suni beşer;
Bu göğüslerse, Hüda'nın ebedi serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Asım'in nesli... diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çignetmiyecek.
Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar...
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,

Mehmet Akif Ersoy


Blue Blood
4 Aralık 2005 01:59   |   Mesaj #28   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Çanakkale Konulu Objeler

obje001onarim
Onarım Destekleme Komutanlığı'nın şilti

obje002yaka rozcan
Yaka rozeti (Hediyelik eşya)

obje003telefon karti
Telefon kartı (Şehitler ve Gaziler Günü için çıkarıldı)

obje004anzacbisc
Anzak Bisküvisi

obje005yastik
İngilizler'in yaptığı "Dardanelles" yastık kılıfı

obje006millip
Çanakkale Zaferi'nin 81. Yıldönümü
Son düzenleyen _Yağmur_; 22 Aralık 2015 13:58 Sebep: sayfa düzeni
hacker99
4 Aralık 2005 03:57   |   Mesaj #29   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
iste çanakkalede bayram namazı.. kimi ararsanız var.. Çerkezide, lazıda, azeriside, aleviside, ataistide.. Ama hepsininde göğsünde mertlik var, hepsindede vefa var.. Onlar yurduna hainlik yapmayan, onlar demokrasiden önce vatan diyenler.. Onlar ülkesinde başka dil istemeyenler, onlar bayrağını yere atmayanlar, onlar askere kurşun sıkmayanlar, onlar ekmeğini yediği vatana ihanet etmeyen gerçek kahramanlar..
"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"

Turkiye

emege ve askerlere saygı
Son düzenleyen _Yağmur_; 22 Aralık 2015 13:58 Sebep: kırık linkler
4 Aralık 2005 10:31   |   Mesaj #30   |   
ahmetseydi - avatarı
SMD Je Taime

Şehitler tepesi boş değil,
Birisi var bekliyor…
Sponsorlu Bağlantılar
Ve bir göğüs nefes almak için
Rüzgar bekliyor.

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye,
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş‘Meçhul Asker’ diye?

Destanını yapmış, kasideye kanmış…
Bir el ki, ahiretten uzanmış,
Edeple gelip birer birer
Öpsün diye faniler.

Öpelim temizse dudaklarımız
Fakat basmasın toprağına
Temiz değilse ayaklarımız.

Rüzgarını kesmesin gövdeler…
Sesinden yüksek çıkmasın
Nutuklar, kasideler!

Geri gitsin alkışlar, geri…
Geri gitsin ellerin
Yapma çiçekleri!

Ona oğullardan, analardan
Dilekler yeter…
Yazın sarı, kışın beyaz
Çiçekler yeter.

Son düzenleyen _Yağmur_; 22 Aralık 2015 13:59 Sebep: sayfa düzeni
Cevap Yaz
acebook yorumları
paneli aç