Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 33.718|Cevap: 16|Güncelleme: 19 Eylül 2016

Depresyon Nedir?

Mesaja atla
11 Ocak 2010 18:07   |   Mesaj #11   |   
volture - avatarı
VIP "Ipıslak Balık"

Doğum sonrası depresyon


Yorgunluk, uyku problemleri, güçlü duygusal tepkiler ve kilo almak doğum öncesinde ve sonrasında yaşanabilen sorunlar
Hamilelik sürecinde ya da doğumdan sonra bir yıl içinde ortaya çıkan depresyona doğum sonrası depresyon (postpartum depresyon) denmektedir. Bu dönemde depresyon geçiren kadınların kesin sayısı bilinmemekle birlikte, konuyla ilgili çalışmalar yapan araştırmacılar depresyonun, hamilelik sürecinde ve doğum sonrasında yaşanan önemli sorunlardan biri olduğunu belirtmektedirler.
Ad:  9.jpg
Gösterim: 35
Boyut:  11.8 KB

Sponsorlu Bağlantılar

Hamilelik döneminde yaşanan bazı normal değişimler de benzer semptomları ortaya çıkardığı için depresyon tanısı bazen konamamakta ve tedavi edilememektedir. Yorgunluk, uyku problemleri, güçlü duygusal tepkiler ve kilo almak doğum öncesinde ve sonrasında yaşanabilen sorunlardır. Ancak bu semptomlar aynı zamanda depresyonun de belirtileri olabilir.

Hamilelik döneminde kadınların depresyon geçirme ihtimalini artıran risk faktörleri şunlardır:

  • Daha önce depresyon geçirmiş olmak ya da madde bağımlılığının olması
  • Ailede psikolojik rahatsızlığı olan bireylerin olması
  • Aileden ve arkadaşlardan destek alamama
  • Rahimle ilgili kaygılar
  • Daha önceki hamilelik dönemlerinde ya da doğumlar esnasında sorun yaşanması
  • Evliliğe ilişkin sorunlar ya da ekonomik problemler
  • Küçük yaşta doğum yapmak
Doğum sonrasında kadınlardaki hormonal değişiklikler depresyonu tetikleyebilir. Hamilelik döneminde kadınlardaki östrojen ve progesterone hormonları artar. Bebeğin doğumundan sonraki ilk 24 saat içinde bu hormonlar hamilelik öncesindeki normal seviyelerine hızla düşer. Araştırmacılar, adet döneminde hormonlarda yaşanan küçük değişimlerin kadınların duygu durumlarını etkilediğine işaret ederek, doğum sonrasında yaşanan bu hızlı hormonal değişimin depresyonu tetikleyebileceğini.

Ayrıca tiroid hormonu da doğum sonrasında düşebilmektedir. Tiroid düzeyinin düşük olması, depresif duygu durumu, her şeye karşı ilgisizlik, huzursuzluk, yorgunluk, konsantrasyon zorluğu, uyku sorunları ve kilo değişimi gibi depresyon semptomlarının ortaya çıkmasına neden olabilir. Basit bir kan testinin yapılması ve doktorun reçete edeceği ilaçların kullanımı, tiroid düzeyine bağlı olan depresyon sorununu çözmeye yardımcı olacaktır.

Doğum sonrası depresyona katkıda bulunan diğer faktörler de şunlardır:
  • Doğum sonrasında yorgunluk hissetmek, uyku düzeninin bozulması, ve yeni annenin gücünü tekrar toparlayabilmek için ihtiyaç duyduğu dinlenmeden yoksun kalması
  • Bebeğin bakımına ve iyi bir anne olmak için gerekli olduğu düşünülen becerilere sahip olunmadığına dair kaygılar
  • İşteki ve evdeki düzende meydana gelen değişiklikler nedeniyle stres altında hissetmek. Bazen kadınlar, gerçekçi olmayan beklentiler geliştirerek kendilerinin mükemmel bir anne olmaları gerektiğini düşünürler. Bu da stres oluşturan bir faktördür.
  • Kayıp duygusu. Bebek doğmadan önceki kimliğin kaybedildiğini, hamilelik öncesindeki beden yapısının kaybedildiğini ve daha az çekici olduğunu düşünmek
  • Doğum sonrasında kadının kendisine ayırdığı zamanın azalması ve zamanı kontrol edemediğini düşünmek. Çok uzun süre boyunca ev içinde zaman geçirmek, partnerle ya da sevilen kişilerle baş başa geçirilen zamanın azalması
Doğum sonrası üzüntü/endişe ile doğum sonrası (Postpartum) depresyon aynı mıdır?
Doğum sonrasında kadınların yaşadığı üzüntü ve endişe, doğumdan hemen sonraki günlerde ortaya çıkabilir ve normal bir süreci takip ederek birkaç gün ya da hafta içinde geçebilir. Yeni anne olan kadının duygu durumu ani değişimler. Bu dönemde kadınlarda üzüntü, iştah kaybı, uyku bozuklukları görülebilir, kendilerini kaygılı, huzursuz ve yalnız hissedebilirler. Bu semptomlar ağır olmayabilir ve tedaviye gerek olmayabilir. Ancak bu dönemde kendinizi daha iyi hissetmek için de bir şeyler yapabilirsiniz.

Bebek uyuduğunda siz de uyuyabilirsiniz. Eşinizden, ailenizden ve arkadaşlarınızdan yardım talep edebilir, diğer yeni annelerle konuşabilirsiniz

Doğum sonrası depresyon ise bebeğin doğumundan sonraki ilk yıl içinde ortaya çıkabilir. Bu durumda kadınlar, üzüntülü olma, enerjisiz hissetme, konsantre olmakta zorluk çekme, kaygılı olma, suçluluk ve kendini değersiz hissetmek gibi çeşitli semptomlar gösterebilirler. Doğum sonrası üzüntü/endişe ile depresyon arasındaki fark, doğum sonrası depresyonun kadının işlevselliğini uzun bir dönem boyunca etkilemesidir. Doğum sonrası depresyonun tedavi edilmesi gerekir.

Psikoterapi ve ilaç tedavisi, doğum sonrası depresyon yaşayan kadınlara yardımcı olur.

Bazı kadınlar, doğum sonrasında mutlu olmaları gerektiğini düşündükleri için yaşadıkları depresif durum nedeniyle suçluluk hissettikleri ve utanç duydukları için yaşadıkları sıkıntıları ifade edemezler. Kendilerinin uygun bir anne olmadıklarının düşünülmesinden endişe ederler.
Doğum sonrası depresyon her kadının başına gelebilir. Bu, sizin iyi bir anne olmadığınız anlamına gelmez. Yaşadığınız sıkıntılara hem sizin hem de bebeğinizin maruz kalması şart değildir. Çünkü bu konuda yardım alabilir ve sorunlarınızı çözebilirsiniz.
Doğum sonrasında depresyon geçirdiğinizi düşünüyorsanız ilk önce doktorunuzla konuşmalı ve depresyon tedavisinde uzman olan bir ruh sağlığı uzmanına başvurmalısınız.
Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 03:48
11 Ocak 2010 18:13   |   Mesaj #12   |   
volture - avatarı
VIP "Ipıslak Balık"

Depresyonda basit işler bile zor gelir


Depresyondayken, basit kararlar vermek, gündelik işleri yapmak, fatura ödemek bile zor gelebiliyor.
Depresyon, toplumda görülme sıklığı en çok olan bozukluklar arasında yer alıyor. Bir kişinin hayatı boyunca depresyonla yüzleşme olasılığı, kadınlarda yüzde 10-25, erkeklerde ise yüzde 5-12 arasında.
Sponsorlu Bağlantılar
Ad:  10.jpg
Gösterim: 26
Boyut:  10.5 KB

Acıbadem Sağlık Grubu’ndan Klinik Psikolog Reyan Kanyas, “Depresyondaki kişiye faturalarını ödemek, derse girmek, basit kararlar vermek, kendisini arayanları geri aramak gibi gündelik işler bile ağır geliyor” diyor.
İşteki zorluklar, bir yakının kaybı, ayrılıklar depresif duygular yaşanmasına neden olabiliyor. Klinik depresyon herkesin yaşadığı üzüntü, hayal kırıklığı ve yas deneyimlerinden, duygunun hem yoğunluğu hem de süresi açısından farklılık gösteriyor.

Basit kararları bile vermek zor
Klinik depresyon yaşayan bir insanın duygularında, düşüncelerinde, davranışlarında ve kendisiyle ilgili görüşlerinde büyük değişimler oluyor. Örneğin, basit kararlar vermek, fatura ödemek, derse gitmek ve arayanları geri aramak gibi gündelik işler ağır gelmeye başlıyor.

Depresyondaki bir insan genelde olumsuz düşüncelere takılır, kötü deneyimlerine odaklanır, kendini başarısız olarak tanımlar, her şeyin umutsuz olduğu izlenimine kapılabilir ve başkalarına yük olduğunu düşünür. Ağır veya uzun süreli depresyon kişinin kendine güvenini zedeleyebilir ve ölüm, intihar düşüncelerine neden olabilir. Reyan Kanyas, depresyonun belirtilerini şöyle sıralıyor:
  • Depresif duygular ya da duygusuzluk
  • Hayattan tat alamama ya da ilgi duymama
  • Ağlama krizleri, üzüntü, ve sinirlilik
  • Hiç uyuyamama ya da çok fazla uyuma
  • İştah ve kiloda belirgin değişiklikler
  • Yorgunluk ve enerji kaybı
  • Konsantre olmada ve karar vermede zorlanma
  • Umutsuzluk, değersizlik ve güçsüzlük duyguları
  • Suçluluk duygusu ve kendini eleştirme
  • Cinsel isteksizlik
  • İntihar düşünceleri ya da denemeleri
Büyük değişiklikler depresyon nedeni
Depresyondaki bir kişinin yaşadığı deneyimle ilgili “neden ben?”sorusunun basit bir yanıtı yoktur. Klinik depresyonun nedeni biyolojik, genetik, psikolojik ve toplumsal faktörlerin toplamıdır. Büyük yaşam değişiklikleri, stresli olaylar, hormonal değişiklikler, alkol ve uyuşturucu kullanımı, depresyonun oluşmasına ya da ağırlaşmasına neden olabilir.

Reyan Kanyas, depresyonun nedenlerini ise şöyle sıralıyor:

  • Stres ve yaşam değişikliklerine adapte olma güçlükleri
  • Doğruluğu olmayan negatif düşünceler
  • Beyin aktiviyelerinin azalması
  • Beyinde yapısal bozukluklar
  • Genetik ve hormonal faktörler
Depresyondan kurtulmak için en çok önerilen tedavi yönteminin, “kişisel psikoterapi” olduğunu belirten Reyan Kanyas; ayrıca olumsuz düşüncelerin geçerliliğini sorgulayıp bunların olumluları ile değiştirmenin, psikoterapinin amaçlarından biri olduğunu vurguladı. Kanyas, ilaç tedavisi ve ışık terapisinin de depresyon tedavisinde kullanılan yöntemlerden olduğuna değiniyor.
Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 03:49
11 Ocak 2010 18:21   |   Mesaj #13   |   
volture - avatarı
VIP "Ipıslak Balık"

Depresyon riskinin en yüksek olduğu yaş 40’lar


İnsanların depresyona en açık oldukları yaş 44. Depresyon riski gençken ve yaşlıyken en düşük seviyede.
“Hayat 40’ında başlar” denilir ancak bilim adamları depresyon riskinin en yüksek olduğu dönemin 40’lı yaşlar olduğunu saptadı.

Bilim adamlarının 80 ülkede 2 milyon kişi üzerinde yaptığı veri analizine göre, insanların depresyona en açık oldukları yaş 44. ABD’deki Warwick Üniversitesi ile Dartmouth Yüksek Okulu tarafından yapılan araştırmaya göre, depresyon riski gençken ve yaşlıyken en düşük seviyede bulunuyor.
Daha önceki araştırmalarda ise mutsuzluk ve depresyon riskinin yaşam boyunca görece sabit olduğu öne sürülüyordu. Riskin 40’lı yaşlarda zirveye ulaştığı yolundaki bu son araştırma ise tüm dünyada, her çeşit insan için durumun aynı olduğunu gösteriyor.
Profesör Andrew Oswald, “Bu durum erkekler ve kadınlar, bekarlar ve evliler, zenginler ve fakirler, çocuklular ve çocuksuzlar arasında aynı” dedi, ancak orta yaşın evrensel olarak neden en riskli yaş olduğunun tam olarak bilinmediğini söyledi.
Oswald, bunun sebepleri arasında, insanların bu yaşta kendi zayıflık ve güçlülüklerini benimsemeyi ve hayata geçirilemeyecek hayallerini bastırmayı öğrenmelerinin bulunabileceğini belirtti.

Bir başka ihtimalin de insanların akranlarının öldüğünü gördükleri bu yaş diliminde bir karşılaştırma yapma sürecinin devreye girmesi ve kalan yılları konusunda değerlendirme yapmaya başlamaları olduğu kaydedildi.
Prof. Oswald, ortalama bir insanda depresyonun öyle bir yıl içinde birdenbire gelmediğini yavaş yavaş ortaya çıktığını söyledi.
İnsanların çoğunun 50’lerine geldiklerinde bu depresif dönemden çıktıkları, 70 yaşına gelindiğinde ise 20 yaşındaki bir genç kadar mutlu ve sağlıklı olunabildiği kaydedildi.
Bu tür hislerin orta yaşta normal olduğunu bilmenin belki de insanların bu dönemi daha kolay atlatmalarına yardımcı olabileceği bildirildi.

Depresyon D vitamini eksikliği ilişkisi


D vitamini eksikliği, özellikle yaşlı kimselerde depresyon riskini artırabiliyor...

Yüzde 14 daha düşük
Amsterdam’daki Vrije üniversitesi uzmanlarının 65 ila 95 yaşlarındaki 1282 kişi arasında yürüttüğü çalışma, depresyona uğrayan veya psikiyatrik sorunları olan kimselerde D vitamini eksikliği bulunduğunu gösterdi. Depresyondaki kimselerde D vitamini oranının, diğer insanlardan yüzde 14 düşük olduğu belirlendi.

“Paratiroid” bezlerinin fazla çalışması
Araştırma, D vitamini eksikliğinin “paratiroid” hormon seviyesinin artmasına da yol açtığını gösterdi. “Paratiroid” bezlerinin fazla çalışmasının depresyonla bağlantılı olduğu zaten biliniyor.

Tedavisi için önemli adım

Bu buluş, depresyon tedavisi bakımından önemli sayılıyor. Zira kandaki D vitamini eksikliği ve tiroid fazlası, perhiz ve kalsiyum takviyesi yaparak veya güneşe fazlaca çıkarak giderilebilecek.

Depresyona karşı yeşil kür


"Hemen belirtmekte fayda görüyorum, ıspanak suyu içerek veya ıspanak yemeğini sıkça tüketerek demir eksikliklerini gidereceklerini zannedenler..."
Değerli okuyucu, ıspanak deyince akla hemen demir gelmektedir. Ispanağı, demir deposu olarak bilenlerin bu bilgilerini kesin olarak değiştirmeleri gerekir.
Hemen belirtmekte fayda görüyorum, ıspanak suyu içerek veya ıspanak yemeğini sıkça tüketerek demir eksikliklerini gidereceklerini zannedenler veya demir eksikliklerini bu yolla takviye edeceklerini düşünenler kesinlikle yanılırlar. Çünkü ıspanak sanıldığı kadar demir bakımından zengin olmadığı gibi, demirin bağırsaklarda emilmesine de engel olmaktadır.
Bazı kimseler demir eksikliğine karşı ilaç alırken, takviye olsun diye veya daha çabuk demir eksikliklerini kapatabilmek için ıspanak yemeyi yer veya ıspanak suyu içerler ki bu tamamen yanlıştır çünkü bu şekilde aldıkları demir ilacının bağırsaklarda emilmesini de büyük oranda engellemiş olurlar.
Çizgi film kahramanı Temel Reis’in ıspanak yedikten sonra güç kazanmasının arkasında yatan gerçek, ıspanağın zengin bir protein deposu olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü, ıspanak bilinen sebzeler içerisinde protein bakımından en zengin sebzelerin başında gelmektedir.
Söz demirden açılmışken hemen belirtmekte çok büyük fayda görüyorum, hamilelik dönemlerinde demir eksikliği çeken anne adaylarının, dünyaya getirdikleri çocukları ileri yaşlarında çok büyük bir olasılıkla (yüzde 85 - yüzde 90) yüksek tansiyon hastası olmaktadırlar.
Bu nedenle hamilelerin özellikle beşinci aya kadar demir eksikliği çekmemeye özen göstermeleri, dünyaya getirecekleri çocuklarının ileri yaşta yüksek tansiyon hastalığına yakalanmamaları için çok mühimdir.

Demir takviyesi için ilaç alan anne adaylarının da çay, kahve ve kola türü içeceklerde mutlaka ölçülü olmalarını öneririm. Gerek çay, gerek kahve ve gerekse de kola türü içecekler demirin vücudumuz tarafından hem emilmesini hem de demirin normalden daha fazla vücudumuzdan atılmasına neden olmaktadırlar.
Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 03:48
18 Mayıs 2010 15:44   |   Mesaj #14   |   
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI

Depresyon Sigara Kadar Zararlı


İngiliz ve Norveçli araştırmacılar Norveç’de Nord-Trondelag bölgesinde yaptıkları bir izlem çalışmasında son derece çarpıcı sonuçlara ulaştılar.
Ad:  11.jpg
Gösterim: 31
Boyut:  10.5 KB

British Journal of Psychiatry dergisinde Ağustos 2009 sayısında yayınladıkları araştırma ortalama 4 yıl sürmüş ve araştırmaya 61.349 kişi dahil edilmiş. İzlem sonunda 2309 ölüm vakası tespit edilmiş. Başlangıç döneminde tanı araçları kullanılarak 4 grup oluşturulmuş. Sadece depresyonu olan, depresyonu ve kaygısı olan, sadece kaygı durumu olan ve psikiyatrik rahatsızlığı olmayan gruplar.

Diğer sağlık risk faktörlerinin (kilo, tansiyon, kalp yetmezliği, kolesterol yüksekliği vb.) birer değişken olarak kontrol edildiği araştırma sonucuna göre özellikle depresyonu olan bireylerin ölüm hızlarının (mortalite) son derece yüksek olduğu (oran 1.68) bulunmuştur. Bu araştırmada ortaya çıkan bir diğer sonuç ise en kötü grubun hiç kaygısı olmayan sadece depresyonu olan grup olduğu gerçeğidir. Hiç kaygısı olmayan depresyondaki bireylerin son derece atıl, içine kapanmış ve kendileri için hiç bir girişimde bulunmayan insan grubu olduğu ileri sürülmüştür.
Depresyonun ölüm açısından çok ağır bir risk faktörü olduğu sigara içme davranışı olan bireylerdeki ölüm hızları ile neredeyse aynı neticeler vermesi ile daha iyi anlaşılmaktadır.
Bilimsel açıdan nitelikli, çok geniş sayıda katılımcının dahil edildiği ve diğer karıştırıcı risk unsurlarının ayıklanarak yapıldığı analizlerde tedavi edilmemiş depresyonun diğer bir çok sıradan tıbbi hastalıktan bu bakımdan farkı olmadığı anlaşılmaktadır.
Depresyon artık asla sadece bir psikolojik rahatsızlık olarak görülmemektedir. Bırakın yalnızca psikolojik bir hastalık olmasını bir kenara yalnızca beyni ilgilendiren bir hastalık olmayıp multi-sistemik bir tıbbi rahatsızlıktır. Depresyon tüm vücudun kimyasını ve işlevlerini bozarak kalbi, damarları, kemikleri ve kan dolaşımını bozmaktadır.
Sıkıntı, bunaltı, isteksizlik ve keyif kaybı artık bilinen bir tıbbi ölüm sebebinin ilk sinyalleri olabilir.

Tüketmek Depresyona Neden Oluyor


Çağın önemli sorunlarından olan tüketim çılgınlığının nedenlerinden biri de doyumsuzluk. Psikologlara göre, ‘ne kadar çok şeye sahip olursam, o kadar mutlu olurum’ düşüncesi insanı zamanla mutsuzluğa sürüklüyor.

Çoğu zaman sahip olduklarımız yeterli gelmiyor, yeme, içme, barınma, sağlık, giyinme ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılayabilsek de yeni arayışlar içine giriyoruz. Aşırı yemek yiyoruz, çok alışveriş yapıyoruz ve hep daha fazlasını istiyoruz. İş yerinde doyumsuzluk yaşıyor, kariyer ve yükselme hırsıyla başarıya giden yolda hatalar yapıyoruz. Para kazandıkça daha çok kazanma isteği oluşuyor. Bu nedenle strese giriyoruz, yaşamımızı yaşanmaz şekillere sokuyoruz, çok az şeylerden zevk alıyor, doyumsuz ve şikâyetçi oluyoruz. Sonuç olarak ise yine mutsuz hissediyoruz.

Bedenler Doyarken Ruhlar Aç Kalıyor
Bu tesbitler Psikolog Knudsen'e ait. Knudsen, insanın içinde bulunduğu manevi boşluğu giderebilmek için olumsuz davranış biçimleri sergileyebildiğini söylüyor. Araştırmalarda bazı temel ihtiyaçları karşılamak için gerekli olan para ile lüks malzemelere ödenen rakamlar karşılaştırıldığında ortaya ilginç tablolar çıktığını belirten Knudsen’e göre, aşırı tüketim isteği birçok hastalığın tetikleyicisi olabilir:

“Araştırmalara göre, dünya genelinde kadınlar yılda 18 milyar doları makyaj malzemelerine verirken, parfüme 15 milyar dolar harcanıyor. Sürekli bedene yatırım yapmak ve bedenin sınırsız taleplerini karşılamaya çalışmak pek çok hastalığın da tetikleyicisi oluyor. Sürekli alıyoruz ama mutlu değiliz. Çünkü çok fazla şeye sahip olunca sahip olduklarımızın farkındalığını kaybediyoruz. Limitlerinin üzerinde harcadığımız kredi kartlarımızla beraber tehlikeli bir serüvenin içinde bocalıyoruz. Maneviyat ve paylaşma hayatımızın kaybolan öğeleri ne yazık ki...”

Aşırı Yeme İsteğine de Neden Oluyor

Psikolojik açlığı, günümüzün önemli sağlık sorunlarından olan obezitenin de nedenleri orasında sayan Knudsen, “Açlık güdüsü bastırılamadığında, aşırı yeme isteği şişmanlamamıza yol açıyor. Duygularımıza daha çok yabancılaşıyor ve bedenimizden hoşlanmaz hale geliyoruz” diyor.

Depresyonun Önemli Nedenlerinden Biri

Doyumsuzluğun depresyon nedenleri arasında önemli bir yer tuttuğunu belirten Psikolog Knudsen, bu durumla baş etmede yararlı olabilecek önerilerini ise şöyle sıralıyor:
  • Ailenizle ve arkadaşlarınızla vakit geçirmeyi ihmal etmeyin.
  • Sosyal etkinliklere katılın, sosyal projelerde yer alın, bu durum hayata bakış açınızı değiştirecektir.
  • Sizi oyalayacak aktiviteler bulun.
  • Yürüyüş yapın.
  • Aşırı uykudan kaçının.
  • Hobiler edinin ve hobilerinizi düzenli olarak yapmaya gayret edin.
  • Karnınız açken alışveriş yapmayın.
  • Zihinsel aktivitelerinizi artırın.
  • Gerekirse profesyonel yardım alın.
kaynak : Ntvmsnbc / BBC
Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 03:49
Ladyfall
6 Kasım 2010 21:23   |   Mesaj #15   |   
Ladyfall - avatarı
Ziyaretçi

Melankoli

Ad:  13.jpg
Gösterim: 25
Boyut:  7.8 KB

Melankoli halk arasında yalnızlığı tercih ve hüzün hali olarak bilinse de aslında psikolojik bir durumdur. Nedensiz yere depresyon hissi ve bir şeyler yapmaya duyulan isteksizlik olarak ortaya çıkar. Eskiden şizofreni gibi daha ciddi ve fiziksel rahatsızlıklara dayandırılan melankoli, beraberinde belli bir kültür ve kült getirmiştir.

Sponsorlu Bağlantılar
Klinik Depresyon
Klinik depresyon, kişinin sosyal işlevlerini ve günlük yaşama dair etkinliklerini rahatsız edecek, bozacak dereceye ulaşmış üzüntü, melankoli veya keder durumudur.
Kişinin ilişki ve etkinliklerini etkilemeyen, üzgün olma durumu ve kişinin moralinin bozukluğu çoğu zaman depresyon olarak anılır. Fakat klinik depresyon tıbbi bir teşhistir ve günlük kullanımdaki depresif olma durumundan çok daha farklıdır. Bir çok insan depresif olma hissini "hiçbir neden olmadan üzgün hissetme" ya da "hiçbir şey yapmak için motivasyonu olmama" olarak tanımlar. depresif kişi kendisini yorgun, üzgün, tembel, sinirli, motivasyonsuz ve apatik hissedebilir. klinik depresyon genellikle normal deprese hislerden daha ciddidir. Belirtileri:

  • Huzursuzluk
  • Aşırı kaygı ve endişe
  • Hiçbir şeyden zevk alamama
  • İştahsızlık/Aşırı yemek yeme
  • Çabuk yorulma
  • Uykusuzluk ve uyku problemleri yaşamak
  • Kilo kaybı
  • Aşırı yağlanma
  • Geçici cinsel isteksizlik ve bozukluklar
  • Koku alamama
  • İntihara eğilim

Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 03:50
21 Ocak 2012 13:09   |   Mesaj #16   |   
Valeria - avatarı
VIP Çilekli

Depresyonun Çeşitleri Nelerdir?


Depresyon çeşitleri, majör depresyon (ağır depresyon), minor depresyon (hafif depresyon), kronik depresyon (hafif seyreden ama uzun süren depresyon), klinik depresyon (hastanede yatılı tedavi gerektiren ağır depresyon), manik depresyon (bipolar bozukluk, iki uçlu depresyon), mevsimsel depresyon (kışın ya da yazın beliren, diğer mevsim geçen depresyon), psikotik depresyon (gerçek dünyadan hafif bağın koptuğu, antipsikotiklerle tedavi edilen, şizofreni ile karıştırılabilen depresyon).

Depresyon Ne Değildir?
  • Depresyon ile ilgili bazı doğru bilinen yanlışlar vardır.
  • Depresyon kişilik zayıflığı değildir.
  • Depresyon zeka geriliği değildir.
  • Depresyon delilik değildir.
  • Depresyon tedavisi zor bir hastalık değildir.
Depresyon, kısa süren bir sıkıntı hali değildir. Ciddi bir hastalıktır, ciddi olarak ilgilenilmesi ve tedavi edilmesi gerektirir.
Her ben depresyondayım diyen de depresyonda değildir. Depresyon çok sıkıntı veren, başedilmesi oldukça güç bir hastalıktır. Kısa süren aşk acısı, sıkıntı, bunalım, ergenlik dönemindeki kaprisler, sorunlar geçici problemlerdir.

Rakamlarla Türkiye’de Depresyon


Depresyon çağın hastalığı oldu çıktı. yaşanan stres gerginlik, iş, aşk, vs yaşamlarımızın sonucunda bunalıma girmemiz çok kolaylaştı. Bununla baş edebilmenin en iyi yolu önce kendimize değer vermek.. Uzmanlar sağlıklı beslenmenin de büyük faydası olduğuu söylüyor. Araştırmlara göre ise her 10 kişden 3ü depresyonda !

Rakamlarla Türkiye’de DepresyonAraştırmaya katılan her 10 kişiden 3’ünün kendini sürekli olarak üzüntülü ve umutsuz hissettiği, daha önceleri zevk alarak yaptığı aktivitelerden artık hoşlanmadığı ve çevresindeki olaylara ilgisiz kaldığı görülmüştür. Katılımcılar yine aynı oranda, fiziksel herhangi bir sıkıntısı olmamasına rağmen hareketlerinde aşırı bir yavaşlama olduğunu veya tam tersine içindeki rahatsızlıktan dolayı aşırı hareket etmeye başladığını, kendisine olan değer ve güvenin azalarak sürekli kendini eleştirmeye ve suçlamaya başladığını, dikkatini toplama ve yeni birşeyler öğrenmenin zorlaştığını, hatta günlük kararlar vermekte bile zorlandığını belirtmişlerdir.


Katılımcılar arasında en yoğun olarak belirtilen sorunlardan birisi uykuya ilişkin olmuştur. Yaklaşık her iki kişiden biri uykuya dalma, uyanamama veya çok erken uyanma gibi çeşitli uyku sorunları yaşamaktadır. Yine her iki kişiden biri, fiziksel olarak ağır bir iş yapmasa dahi kendini sürekli yorgun ve halsiz hissetmektedir.
Ayrıca her 5 kişiden 1’i, iştah ve kilo konularında sorun yaşamaktadır. Daha da önemlisi her 5 katılımcıdan 1’i, yaşama sevincinin ve hayata bağlılığının olmadığı cevabını vermiştir.

Verilen tüm cevaplar genel olarak incelendiğinde, katılımcıların %28’inin depresyonda olma ihtimali görülmektedir. Bu oran, Dünya Sağlık Örgütü’nün verdiği genel rakamlara göre oldukça yüksektir.
Araştırma sonuçlarına dayanarak depresyon belirtilerinin farklı özelliklere göre nasıl değiştiğine baktığımızda ise, bayanlarda erkeklere göre ve bekarlarda evlilere göre biraz daha fazla olduğu görülmüştür. Üst yaş grubundan genç yaş grubuna ve üst gelir düzeyinden alt gelir düzeyine doğru gidildikçe, depresyon ihtimalinin yükseldiği araştırma sonuçlarında ortaya çıkmıştır. Ayrıca kişilerin eğitim düzeyi azaldıkça depresyon belirtilerinin arttığı çıkan diğer sonuçlar arasındadır.
Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 00:04
19 Eylül 2016 14:10   |   Mesaj #17   |   
Avatarı yok
Yasaklı

Mevsim Geçişlerinde Depresyonu Önlemede Yardımcı Durumlar



Mevsim geçişlerinin hastalıklara davetiye çıkardığını belirten uzmanlar, sonbahara girdiğimiz şu günlerde bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle nezle, grip, bronşit tarzı üst ve alt solunum yolları hastalıkları gibi sorunların daha sık kapımızı çalacağını söylüyor. Cildimizden metabolizmamıza hatta psikolojik durumumuza kadar etkili olan bu geçişte beslenmenin önemine değinen Uzmanlar önemli tavsiyelerde bulundu.
Sponsorlu Bağlantılar
Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, “Güneşin etkisinin de azalmasıyla anksiyete, depresyon ve yorgunluk hissinde artış görülür. Bu durumlara karşı bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için beslenmemize dikkat etmeliyiz” dedi.
Ad:  depresyon1.jpg
Gösterim: 19
Boyut:  19.8 KB
C vitamini kalkan görevinde
Özellikle aktif ve güçlü bir savunma mekanizmasının temelinde yeterli ve dengeli beslenmenin olduğunu kaydeden Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, “Bunun yanında özellikle bakterilere karşı savaşan savunma hücrelerine nüfus eden ve vücudu zararlı maddelere karşı koruyan C vitamini tüketimine dikkat etmek gerekmektedir. Bu mevsimde mürdüm eriği, üzüm, şeftali, incir bol C vitamini ve antioksidant içeren meyvelerdir. Meyvelerin yanı sıra limon, yeşil biber, semizotu gibi koyu yeşil yapraklı besinler de aynı şekilde yüksek antioksidant içermektedir. C vitamini ve antioksidantları yeterli miktarda almak için günde 5-8 porsiyon sebze ve meyve tüketmemiz gerekiyor” diye konuştu.

Depresyonu önleyen gıdalar


Küçük, “Yapılan çalışmalarda omega -3 yağ asitlerinin bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek bizi hastalıklara karşı koruduğu, depresyonu önlemede etkin olduğu tespit edilmiştir. Omega -3 yağ asitleri en fazla balıkta bulunmaktadır. Balık mevsiminin de başlamasıyla sofralarımızda taze balığa haftada 2-3 kez yer açmanın tam zamanı. Ton balığı, somon, ringa, uskumru tarzı balıklarda daha yüksek miktarda Omega – 3 yağ asidi olduğunu unutmayın. Balık haricinde ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişlerde ve özellikle semizotu gibi koyu yeşil yapraklı sebzelerde de Omega -3 bulunur, hergün 6-7 adet fındık veya 2-3 adet ceviz yemeyi ihmal etmeyiniz. Yüksek proteinli besinlerin endorfin ve serotonin hormonunu arttırmasından dolayı sonbahar aylarında beslenmenizde protein içeriği yüksek besinlere daha çok yer verilmelidir. Özellikle yumurta, et, süt ve yoğurt gibi hayvansal ürünlerde yoğun olarak bulunan B12 vitaminin eksikliğinin görülmesi depresyon üzerinde etkilidir. Bunun yanında folik asit ve selenyum eksikliği de depresyona, mutsuzluğa neden olabilmektedir. Yeşil ve lifli sebzeler folik asitten; yumurta, tam tahıllılar ve ton balığı ise selenyumdan zengin besinlerdir” ifadelerini kullandı.

Spor, doğal antidepresandır


Yaz mevsiminde kazanılan ve sonbaharda çoğu kişinin yeniden kaybettiği güzel bir alışkanlığın su olduğunu ifade eden Küçük, “Soğuyan havalarla birlikte su tüketimimiz gün geçtikçe kendini içimizi ısıtan çay ve kahve gibi içeceklere bırakır. Fakat suyun yerini hiçbir içecek tutamaz. Bu nedenle günde 10-12 su bardağı su içme alışkanlığımızı mevsimlerin etkilerine maruz bırakmadan devam ettirmek gerekir. Sonbaharda sıcaklık ve nemin azalmasıyla daha rahat spor yapabilirsiniz. Spor, bağışıklık ve dolaşım sisteminizi desteklemesinin yanında doğal antidepresandır. Vücuttan endorfin salgılanmasını arttırarak depresyonu azaltmaya yardımcı olmaktadır” dedi.

Küçük, “Mevsim geçişlerinde yapılan en önemli hatalardan biri de hastalıklardan korunmak amacıyla doktora danışmadan vitamin ve mineral tabletlerinin tüketilmesidir. Düzenli ve dengeli beslenildiği durumlarda, bireyin özel bir hastalık durumu yoksa, besinlerde günlük ihtiyacımıza yetecek kadar vitamin-mineral aldığınızı unutmayınız” şeklinde konuştu.
Cevap Yaz
Hızlı Cevap
Mesaj:



Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç