Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 32.800|Cevap: 15|Güncelleme: 19 Haziran 2016

Depresyon Nedir?

4 Nisan 2006 02:22   |   Mesaj #1   |   
arwen - avatarı
VIP bal gibi

Depresyon Nedir?

Ad:  1.jpg
Gösterim: 43
Boyut:  6.7 KB
Kişide kalıtımsal, çevresel ya da hormonal bozukluklar sonrasında gelişen çökkünlük halidir. Aşağıdaki dokuz belirtiden en az beşinin (ilk iki belirtiden en az biri bulunmak üzere), en az iki hafta süresince var olması durumuna "major depresyon" denir.

Belirtiler
  • Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir duygu-durum hali ( kendini mutsuz,ağlamaklı,kederli hissetme hali).
  • Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu etkinliğe karşı ilgi ve zevk
  • Diyet uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı ya da alımı ( bir ay içinde vücut ağırlığının %5 'inden fazlasının artması ya da azalması) ya da hemen her gün iştahta artma yada azalmanın olması.
  • Hemen her gün uykusuzluk ya da aşırır uyku hali.
  • Hemen her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik,hareketlilik halinde azalma ya da huzursuzluk (oturmayı veya yatmayı yeğleme ya da sıkıntıdan yerinde duramama)
  • Hemen her gün halsizlik ,yorgunluk hisleri,daha önceki günler kadar enerjik hissetmeme.
  • Hemen her gün kendini değersiz hissetme,küçük görme,kendini beğenmeme,suçlu ya da günahkar hissetme hali.
  • Hemen her gün düşünme ya da konsantrasyon yeteneğinde azalma olması (konuşulanlara,okunan şeylere,izlenilen tv programlarına dikkatini verememe, söylenilenlerin bir kulaktan girip diğerinden çıkması gibi) ya da kararsızlık hali.
  • Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya eylemlerinin varlığı.
Depresyonu Anlamak
Çoğu araştırmada % 8-20 oranında major depresyon düzeyinde depresif şikayete rastlanmıştır. Kalıtımsal eğilimin olduğu major depresyon vakalarının 30 lu yaşlarda en yüksek düzeyde olduğu gözlenmiştir.
Major depresyon ayrılmış ve boşanmış kişilerde en çok;bekar ya da evlilerde ise önceki gruba oranla daha az gözlenmiştir. Eşini yeni kaybetmiş kişilerde ise gene yüksek oranda major depresyona rastlanmıştır. Gene bir çalışmanın sonuçlarına göre bekar kadınlarda evlilere göre daha az oranda depresyona rastlanmış ; erkeklerde ise evlilik, depresyon riskini bekarlığa göre azaltmıştır. Bu kişilerin ailelerinde intihar ve alkolizme yüksek oranda rastlanmıştır.
Yapılan bir çalışmada son beş yıl içinde en az altı ay süre ile işsiz kalan kişilerde 3 kat daha fazla major depresyona rastlanmıştır.

Sponsorlu Bağlantılar
Major depresyonun erkekler için hayat boyu görülme olasılığı % 2-12 ; kadınlar için % 5-26 arasında bulunmuştur. Araştırmalara göre her yıl major depresyon hastalarına yüz bin kişide 247-598 kadın; 82-201 erkek yeni vakanın eklendiği saptanmıştır.

Depresyonun oluşumunda etkili olan kişisel özellikler:
  • Öfke ve nefretin, çevresindeki kişilerin kaybına yol açacağı düşüncesiyle onlara yönlendirilemeyip, kendisine yönlendirilmesi (bu yapıdaki bir kişilik hayatın ilk 1-2 yıllık döneminde düzenli ve yeterli bir anne-çocuk ilişkisi yaşamamıştır.Kişinin yaşadığı depresyon gerçek ya da farz edilen bir kayıp ile bağlantılıdır).
  • Kişinin kendisi,çevresi ve gelecekten beklentileri,idealleri ile kendi gerçek durumu o kadar farklı, gerçekdışı ve orantısızdır ki , bu yüksek standartlara ulaşamamak kişide güçsüzlük ve yalnızlık düşünceleri ile depresyona yol açabilir.
  • Kişinin süper egosu ( üst benlik) o kadar kuvvetli ve baskındır ki sürekli kişiyi kısıtlayıp, suçlar, zevk verici ,rahatlatıcı etkinliklerden ala koyup, adeta işkence eder.
  • Kişinin çevresindekiler ondan o kadar çok şey beklemektedir ki ,kişinin bu beklentileri karşılaması olanaksızdır. Bu da zayıflık ve çaresizlik düşüncelerinin gelişip, depresyona gidişe yol açabilir.
  • Kişinin küçüklüğünden itibaren sevip, saygı ve gurur duyacağı, ondan da destek ve sıcaklık göreceği, benzemek istediği, imrendiği, idealize ettiği düzeyde bir kişi (baba, anne, öğretmen ,akraba vs) yoktur. Bu da kişiliğin gelişimini olumsuz yönde etkiler ve kendine güven kaybı ve depresyona yol açabilir.
  • Çocuklukta anne-baba ayrılığı ya da kaybı, stresli koşullar karşısında yeterli desteği bulamayıp, yanlış ya da yetersiz başa çıkma mekanizmaları geliştirmesine, bu da ileri dönemde depresyona zemin hazırlayabilir. - Sahip olunan kişilik yapıları da depresyon gelişiminde etkilidir. Obsesif-kompulsif ,bağımlı, histrionik ve sınırda (borderline) kişilik bozukluğu gösterenlerde depresyona eğilim daha yüksektir.
Kisi aglamakli, nesesiz, sanki dünyayi sirtinda tasiyor gibi bitkin, omuzlari çökmüs bir görünümdedir. Kisilerin eglenip güldügü seyler, onlarda ayni etkiyi olusturmayabilir.
Bazi durumlarda da kisiler bu durumda olduklarini kabul etmek istemezler ve bunu göstermezler. Bu durumda kisi vücutsal belirtiler (bas, karin, eklem vs. agrilari, çarpinti, nefes darligi gibi kaygi durumlari ya da cinsel bozukluk belirtileri ile basvurabilir.
Karsilasilabilecek cinsel bozukluk durumlari arasinda hem erkek hem de kadinlarda cinsel istekte azalma, ön siralarda yer tutmaktadir. Kadinlarda depresyon sirasinda adet dönemlerinde geçici kesilmeler, orgazm sorunlari görülebilmektedir. Erkeklerde ise erektil disfonksiyon diye adlandirdigimiz sertlesme bozuklugu görülebilmektedir.

Bazi vakalarda ise atipik depresyon dedigimiz durumlarda ( klasik depresyondan farkli olarak asiri uyku, kilo alma, uykuya dalma güçlügü, sabah veya aksam mutluluk düzeyinde kötülesmeler ) cinsel istekte artislar ve tekrarlayici cinsel iliski istekleri görülebilmektedir.
Istek ve ilgilerde azalma ve kayiplar baslangiçta bir takim seyleri mecburen ve daha uzun sürede ,oflayip,puflayarak yapmakla baslar. Hoslanilarak yapilan etkinliklerde de azalma ve artik hiçbir seyden zevk almama , hayattan soguma ile sürer. Kisiler çocuklari, eslerine karsi hiçbir sey hissetmezler . Intihari tek çikar yol olarak görebilirler.
Kendiliginden yaptiklari dogal hareketleri azalir. Bakislari yere dogru yönelmis olup, boyun ve gövdeleri öne egik durur. Konusmalari da hareketleri gibi azalmis olup, yavas ve kisik sesle konusabilirler. Sorulara yanit vermek için gereken süre uzamis ve tek kelimeyle yanit alinmistir. Zamanin çok yavas geçtigi ya da durdugu seklinde bir algi yasanmaktadir.

Unutkanlik, konusma, tv den bir seyler izleme ,konusulanlari anlama gibi konsantrasyon gereken durumlarda dikkati yogunlastiramama \” söylenenlerin bir kulaktan girip digerinden çikmasi\” durumu olusmaktadir. Karasizlik basit seyler üzerinde bile seçim yapamama bulunmaktadir.

Geçmisin aci hatiralari daha çok hatirlanip, israrla bunlarin akla gelip, kendini suçlama, gelecege yönelik umutsuzluk, hiçbir seyin daha iyi olmayacagi, hastaliginin artacagi, ekonomik düzeninin bozulacagi , \”ne olacak bu memleketin hali\” seklinde verimsiz kötümser düsünceler gözlenir.
Kisilerde olumsuz ya da gerçekdisi degerlendirmeler görülebilir. Bir seylerden yoksunluk, eksiklik düsünceleri, kendini yeterli görmeme, gerçeküstü boyutta kendini suçlama, ümitsizlik, kötümserlik, kendine kimsenin yardim edemeyecegi düsünceleri, ölüm ve intihar düsüncelerinin yineleyerek akla gelmesi fazla miktarda görülmektedir.

Tedavi olmayan ya da yetersiz tedavi alan hastalarin % 15 e ulasan bir kisminda intihar görülebilmektedir.Uyku bozuklugu gece çok fazla miktarda uyanma ve sabah normalden erken uyanip, bir daha uyuyamama ile karakterizedir

Depresyonda Teshis ve Tedavi


Daha çok ilk depresyonun ortaya çikmasinda çevresel streslerin önemi vardir. Özellikle 11 yas öncesi anne ya da baba kaybi olan kisilerde sonraki yillarda depresyon daha sik görülmektedir. Sonraki yillarda depresyon olusturucu çevresel etkenler arasinda en çok es kaybi gelmektedir

Depresif bir hastalik atagi yasayan kisilerin en az %50 si bu atagi tekrar yasarlar.2 ve üstündeki sikliklarda yasandiginda ,izleyen 3 yil içinde tekrar rahatsizlanma riski %70lere çikmaktadir. 1 yilin sonunda major depresyon vakalarinin % 40inin iyilestigi, % 20 sinin çok hafif yakinmalari olup, depresyonlarinin siddetinin azaldigi, %40 vakada ise major depresyonun sürdügü gözlenmistir.

Major depresyonda kalitimin rolü:
Genel nüfusla kiyaslandiginda birinci derece yakinlarindaki risk 1.5-3 kat daha yüksek bulunmustur. Gene yetiskin birinci derece yakinlarda alkol bagimliligi riski yüksek bulunmustur. Depresyonlu ailelerin çocuklarinda, dikkat eksikligi hiperaktivite bozukluguna rastlanma riski de daha yüksektir

Tedavisiz geçmez mi?

Depresyon tedavi edilmediginde ortalama 7-14 ay sürmektedir. Tekrar etmeme halinin yasam boyu sansi % 25 ten azdir. Tedavi ile rahatsizlik 2-4 ay sürmektedir

Tedavi nasil olmaktadir?

Tedavi ilaç tedavisi yaninda dinamik psikoterapi (kisinin geçmis yasam öyküsünün alinip , simdiki sorunlarin kökenleri ve amaçlarini,kisinin zorluklar karsisindaki savunma mekanizmalarini ve depresif temel düsünce biçimlerinin saptanip,düzeltilmesine çalisilmasi) ile mümkündür. Bu tedavinin haftada bir gün (50 dakikalik bir seans) seklinde en az 10 seans olmak üzere uygulanmasi gerekmektedir

Tedavi ne kadar sürdürülmelidir?
Antidepresif tedavinin en az 6 ay sürdürülmesi uygundur. Erken kesildiginde (daha iyi hissedilmesi, ekonomik nedenler ,yan etkiler vs. nedeniyle) en riskli dönemin ilk 4-8 hafta oldugu ama sonrasinda da erken kesim halinde riskin yüksek oldugu saptanmistir.

Depresyon neden önemlidir?

Major depresyon hastalarinin % 15 kadari intihar ederek hayatlarina son vermektedir. Hastanede yatan diabet,kanser,kalp hastaliklari,felç gibi rahatsizliklari olan kisilerin % 25 inde major depresyon görülmektedir.

Depresyon kisilerin mesleki basarisini düsürmekte ve is kayiplarina ; cinsel bozukluklara yol açarak evlilik sorunlarina; kisinin durumun etkisinden kurtulmak, kendini rahatlatmak için alkol ve uyusturucu maddelere yönelmesi sonucu trafik kazalari, kavga ve suça yönelme görülebilmekte ,ruh sagliklari bozuk çocuklar ve sonuçta ruh sagligi bozuk bir toplum olmamiza yol açmaktadır.

Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 03:43
Blue Blood
24 Ağustos 2006 23:13   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Depresyon Nedir?

Evlilik Sonrası Depresyon


Ad:  7.jpg
Gösterim: 45
Boyut:  19.6 KB
Evlilik Depresyonu
Evlilikte keramet arayıp depresyon bulduysanız endişelenip sizde bir gariplik olduğunu düşünmeyin; çünkü her 10 çiftten birinde evlilik sonrası depresyonuna rastlanıyor.İşte nedenleri ve problemin çözümü… Gelinliği kaldırdınız düğün pastasını bitirdiniz teşekkür etmeniz gereken herkese teşekkür ettiniz ve binbir uğraşla döşediğiniz eve yerleşerek nihayet evlilik hayatına başladınız. İşin zorlu kısmı bitti diyenler yanılıyor olabilirler; çünkü pek çok çift evlendikten sonra büyük bir depresyon yaşıyor.

Evlilik sonrası depresyonu
Her 10 çiftten biri evli olarak yaşamaya başladıktan sonra evlenmeyle yaşanan mutluluk ani bir düşüşe geçiyor. Bazen bu durum o kadar ciddi bir hal alıyor ki evlilik sonrası depresyonu ortaya çıkıyor. Giderek yaygınlaşan bu durum bazen aylar boyu devam edip bu depresyonu yaşayan kişilerde hayal kırıklığı ve kafa karışıklığına sebep oluyor hatta evlenmenin doğru bir fikir olup olmadığını sorgulamaya kadar gidebiliyor. Öte yandan evliliğe yapılan yatırım düşünülecek olursa bu kadar çok insanın bu türden bir hayal kırıklığı yaşamasında şaşılacak bir şey yok.

Evliliğin gerçek fiyatı
Parasal açıdan: Artık her şey taksitlendirilse de ev kurmak hala zor ve pahalı. Tabii ki paranıza zevk ve beğenilerinize göre değişecektir ama en gerekli eşyalarla ve en pahalılarını seçmeyerek bile ev kurmaya kalksanız 5 milyardan aşağıya çıkmanız zor. Tabii evin içi tamirat gerektiriyorsa harcayacağınız miktar da artacak demektir. Herkesin hayalinde güzel bir ev vardır ve o ev için yapılacak alışveriş hevesi ayrıdır. Bu nedenle daha evlenmeden pek çok çift büyük bir borca girmiş olur.

Fiziksel açıdan:
Pek çok çift nikah öncesinde adrenalinle dolup taşar ve oradan oraya koşturur durur özellikle de nikaha birkaç hafta kala. Dinlenmeye vakit bulduklarında ise büyük bir bitkinlik yaşamaları ve bağışıklık sistemlerinin onca zamandır savaştığı virüslerin ortamı boş bularak hastalığa sebep olmaları sık rastlanan bir durumdur.
Duygusal açıdan: Bir evliliğe yapılan en büyük yatırım duygusal yatırımdır elbet. Evliliğe dair umut beklentiler ve insanın kafasını kurcalayan şüphelerle beraber bir de o büyük günün hayali vardır. Gelinlik dergilerinin teşvik ettiği fantaziler herhangi bir masalla yarışacak kadar zengindir. Tabii bunlara ek olarak bir de aile üyeleri ve dostları biraraya getirecek olmanın verdiği neşe ve endişe de eksik değildir.

Nikah ve düğünün ardından pek çok çiftin kendilerini boşlukta hissetmeleri bu nedenle şaşırtıcı değildir. Yaşanan duygusal yoğunluğun bitmesine az kalmıştır ve artık bundan kurtulup hayata devam etme zamanı gelmiştir.

Evlilik hayatına alışmak
Bir çift olarak günlük rutine alışmak zaman alabilir. Evlenmeden önce beraber bile yaşıyor olsanız bekarlık günlerinize özlem duymanız normaldir.
Bazıları evliliğin ilk aylarında çok fazla fikir ayrılığı yaşarlar. Eşler başından itibaren her şeyin doğru gitmesini istediklerinden pireyi deve yapabilirler en önemsiz konular bile büyük bir şey haline dönüşebilir.

Çoğu problemin kökeninde aslında evliliğin ne olduğuna dair beklentilerin farklı olması yatar. Eşlerden biri evde birlikte geçirecekleri yakın ve rahat anların hayalini kurarken diğeri kariyerine daha çok odaklanmak isteyebilir.

Yeni bir başlangıç yapmak
Bir evlilikte en sık yaşanan anlaşmazlık konularından bahsedecek olursak aşağıdakileri sıralayabiliriz:
Para: Tartışmaların en büyül nedenlerindendir ve genellikle kökleri paranın ne için harcanması gerektiği konusundan daha derinlere dayanır. Para bir şeylere ne kadar değer biçtiğimizi ve neden ne kadar etkilendiğimizi gösterir.

Ev işleri: Aslında bu konuda yapılan tartışmalar önemsiz gibi görünse de altında saygı sevgi önemseme ve adalet gibi nedenler yatar.

Cinsellik: Tüm yeni evlenenenlerin harika bir seks hayatı olduğu düşünülür. Oysa çoğu zaman bu böyle olmaz. Pek çok çift seks için ya fazla meşguldür ya da cinsel problemlerle uğraşıyor olurlar. Bunların bir alternatifi de seksin sıradanlaşması korkusudur.

Yakınlık: İlişkinin ilk zamanlarında yakınlaşmak için gerekenleri günlük hayatınızın bir parçası haline getirmek özellikle önemlidir. Hayat meşguliyetlerle doludur ama bir bağ kurmanın olumlu yanlarını geliştirdikçe bunlar tüm evliliğiniz boyunca sizle kalır.

İletişim: Biribirinizden ne kadar farklı olursanız olun iyi iletişim becerileri sorunları çabuk bir şekilde çözmenize yardımcı olur.

Çatışmayla başetme: Her ilişkide çözüme ulaşmanın zor olduğu sorunlar olabilir.Önemli olan yapıcı bir tartışma şeklini benimseyip uygulayabilmektir.
Evli olmak her iki eş için de yeni bir deneyimdir ve alışması zaman alır. Öte yandan sevgi saygı sabır ve anlayışla her daim mutlu yaşamak mümkündür.

Evlilik Sonrası Depresyon İçin Önlemler
Hislerinizi Paylaşın
Nasıl hissettiğinizle ilgili olarak karşınızdaki kişiye dürüst olun. Nikah öncesi ve sonrası ile ilgili olarak hislerinizi açıkça söyleyin. İlişkilerde olası sorunları çözmek için ilk adımı, eşinizle sağlam iletişim kurarak atın.

Hislerinizi İzleyin

Hissettiklerinizle ilgili gerçekçi olun. Boşlukta mısınız, kötü müsünüz, mutsuz musunuz? Bu duygular yanlış kişiyler evlendiğinizi göstermez. Çoğunlukla yeni bir yaşamla ilgilidirler.

Eğlenceli Şeyler Planlayın

Tatillerde dışarı çıkın. Bu gibi zamanlarda ne yapacağınızı düşünürken, geçmişte yapmış olduğunuz ve hoşunuza giden aktiviteler size yol gösterir.

Yeni ve Gerçekçi Hedefler Edinin

Evlilik hayatı, birlikte yaşanacak harika bir gün ya da aylardan ibaret değildir. Evliliğin sonsuza kadar sürmesi amaçlanır, bu amaç için yıllarca birlikte çalışmak gerekir. Sürekli bir kusursuzluk hali beklemeyin.

Yeni Şeylere Odaklanın

Evlilik planlarınızı gerçekleştirmek belki yaşamınızla ilgili en önemli işti. Bunu başardınız. Şimdi eşinizle birlikte sürdüreceğiniz yeni bir yaşamı hedefleyin.

Arkadaşlarınızla Birlikte Vakit Geçirin

Evlenmiş olmanız her anınızı eşinizle geçireceğiniz anlamına gelmez. Arkadaşlarla buluşmak, onlarla birlikte vakit geçirmek daha pozitif hissetmenizi sağlar.
Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 03:44
virtuecat
10 Eylül 2006 01:52   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

DEPRESYON (Ruhsal çöküntü)


Depresyon kelimesi günlük dilde sık sık kullanılır. Bir çok duygunun bir araya gelişini o anda varolan istenmeyen psikolojik ruh halini betimlemek için kullanılır.
Ad:  2.jpg
Gösterim: 51
Boyut:  8.7 KB

Depresyon her yaşta görülebilen bir hastalıktır. Majör Depresyon ( büyük depresyon) nöbetlerle gelen ve tam düzelen bir özelliğe sahiptir.Toplumun her kesiminde görülebilir. Psikiyatrik hastalıklar arasında en sık rastlanan bir tablodur. Yaşam boyunca her 100 erkekten 10unun ve her 100 kadından 20sinin Depresyon geçirdiği araştırmalarla saptanmıştır.
Depresyondaki bir insanda en dikkati çeken özellikler şunlardır; Elem, keder, karamsarlık umutsuzluk duyguları ile; daha önceden zevk aldığı ilgi duyduğu nesnelere, uğraşılara ilgi duymaması ve hiçbir şeyden zevk alamama halidir.
Depresyondaki bir hasta çevresine ve hekime "çok üzgünüm, sanki daha önceki kişiliğimi yapımı kaybettim. Hiçbir şeyden zevk almıyorum. Bu sıkıntı, keder bitmeyecek. Hayat bana ağır geliyor. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Kendimi yorgun ve bitkin hissediyorum. Sabırsız, tahammülsüz bir insan oldum. Kimse gelsin -gitsin istemiyorum. Sessiz - sedasız bir odada yalnız başıma kalmak istiyorum. Çocuklarıma bakamıyorum; bazen onları boğasım bile geliyor. Bazen de artık yaşamanın bir anlamı kalmadı diye düşünüyorum. Bir şey öğrenemiyorum, her şeyi unutuyorum... Zaman zaman sebepsiz ağlıyorum. Çok sıkılıyorum, daralıyorum, baş ağrılarım sıklaştı. İştahtan kesildim, kilo verdim. Uykuya dalmakta güçlük çekiyorum, bazen erkenden sıkıntı ile uyanıyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Karar veremiyorum... " şeklinde yakınmada bulunur.

Uluslararası Depresyonları önleme ve tedavi komitesinin depresyonlu hastaların tanınması amacıyla hazırladığı tanı ölçütlerinden yola çıkarak hazırlanan maddelerin 4-5 tanesine evet diyorsanız Depresyonda olabilirsiniz.
  • Hayattan eskisi kadar zevk almıyorum, hiçbir şey ilgimi çekmiyor.
  • Son zamanlarda karamsar, ümitsiz, kötümser düşünüyorum.
  • Kendimi yorgun, bitkin, halsiz hissediyorum.
  • Uyku düzenim bozuldu.
  • İştahım azaldı kilo kaybettim.
  • Bedenimde ağrılar, sızılar başladı, göğsüme baskı oluyor, mideme kramplar giriyor.
  • Son zamanlarda cinsel ilgimi kaybettim.
  • Hafızam zayıfladı, birşeyi aklımda tutamıyor, öğrenemiyorum.
  • Zaman zaman intihar etmek istiyorum. Kimseyi görmek istemiyorum.
Depresyon geçiren bir insandan; düşünce ve duygu, davranış, motor faaliyetlerde, biyolojik yaşamsal fonksiyonlarda değişiklikler olur.

Duygu Durumundaki Değişiklikler.
  • Keder, elem, üzüntü, sıkıntı, karamsarlık
  • Olağan faaliyetlere karşı ilgisizlik,
  • Hiç bir şeyin zevk vermemesi, hayatın anlamsız gelmesi
  • Ağlama isteği veya ağlama,
  • Konuşmaya dahi isteksiz olma.
Düşünce içeriğindeki değişiklikler:
En başta umutsuzluk, karamsarlık düşünceleri (Kendisini değersiz, günahkar, suçlu kabul etme, ciddi depresyonlarda kişi bu düşüncelerle intihar eder...)

İntihar fikirleri
Ağır depresyonlarda bazen gerçeği değerlendirme, muhakemede kısmi bozukluklar görülebilir. Şahıs organlarının olmadığını, çürüdüğünü, bu nedenle yeme-içmesinin anlamsız olduğunu söyler ve kötülük göreceği şeklinde hezeyanları olabilir.

Depresyonda Hafıza
  • Dikkat toparlanamaz
  • Konsantrasyon bozulur.
  • Unutkanlık başlar
  • Yeni şeyler öğrenilemez
Bu nedenle bir iş performansı ciddi şekilde düşer.

Depresyonda Biyolojik-Vital fonksiyonlar
  • Uykuya dalmada güçlük
  • Sık sık uyanma, sabahları erken uyanma
  • İştahsızlık (Perhizde değilken 1 ayda kilosunun %5inden fazlasını kaybetme)
  • Cinsel istekte azalma
  • Hareketlerde faaliyetlerde yavaşlama, halsizlik, yorgunluk, bitkinlik.

DEPRESYON TÜRLERİ


Maskeli Depresyon
Sınıflamalarda yer almamakla birlikte klasik kitapların çoğunda yer alır. Bu durumda klasik depresyon belirtileri yerine: Bedenin değişik yerlerinde ağrılar, sızılar, uyuşma, karıncalanmalar, hissiyat azlığı, karakter bozuklukları, Sexsüel alanda ve beslenme ile ilgili davranışlarda bozukluklar, alkolizm, madde bağımlılığı gibi sorunlar ön plandadır. Yani temeldeki depresyon bu şekilde dışa yansımıştır.

A tipik depresyon
Hastada depresif duygu durum dikkati çekmekle beraber, diğer belirtiler "tipik" depresyon belirtilerine uymaz. Gün içi değişmeler görülür. Kişilik yapısı takıntılara saplantıları yatkın insanlarda takıntılar, saplantılar, kuruntular ön plana çıkar. Örneğin; su muslukları, tüpün düğmesi, ütü fişi sürekli kontrol edilir. Bazen yoldan dönülüp tekrar tekrar bakılır. Bedendeki fizyolojik değişiklikler organlardaki bozukluğun habercisi gibi değerlendirilir ve bedensel uğraşlar artar. Çeşitli korkular gelişir. Dışarıdan gösteri, rol gibi algılanacak davranışlar görülebilir.
A tipik depresyonlu insanlar her zamankinden fazla uyur ve fazla yemek yerler. Aşırı kilo alırlar. Kollarda ve bacaklarda aşırı güçsüzlük vardır. Beklenmedik bir şekilde alkole, maddeye, kumara düşkünlük. Aile ve iş yaşamından uzaklaşma Açıklanması güç cinsel uyumsuzluklar dikkati çeker.

Çocuklarda Ve Gençlerde Depresyon
Çocuklarda ve gençlerde tipik depresyon belirtileri olmayabilir. Daha çok davranış ve tutum değişiklikleri belirgindir. Aşırı ağlama, hırçınlık, asi davranışlar, çabuk sinirlenme, alkol ve uyuşturucu kullanımına başlamanın temelinde depresyon olabilir.

Yaşlılarda Ve Menapoz Sonrası Depresyon
  • Kadınlarda daha sık görülür.
  • Depresyonun tipik belirtileri olmakla beraber; ağır bunaltı (anksiyete), sıkıntı, özellikle sabah sıkıntısı, uyku bozukluğu ön plandadır.
  • Aşırı telaş ve tedirginlik vardır.
  • Sıkıntıdan dolayı sürekli eller oğuşturulur ve yerinde duramama, dolaşma hali vardır.
  • Bedensel uğraşılar daha fazladır.
  • İntihar düşünceleri yoğundur.
Doğum Sonrası Depresyonları
Doğumdan sonra annelerde görülen depresif tabloya "puerperal depresyon" denmektedir. Bazı anneler doğumdan sonra : Gelip geçici ağlama nöbetleri, güçsüzlük , halsizlik, sıkıntı, üzüntü, bebeğe karşı ilgisizlikle karakterize "Bebek hüznü " denen bir durum yaşar. Destekleyici tedavilerle olumlu yanıt verir. Doğum sonrası bir ila 3 ay içinde gelişen karamsarlık , üzüntü, yetersizlik , hiçbir şeyden zevk alamama, çocuğa, ev işlerine bakmamak gibi hallerinde tam bir depresyon geçiriyor denmektedir. Ciddi tedavi gerekmektedir. Hastaların çoğu tedavi ile düzelir. Bazılarında depresyonun belirtileri uzun süre üzerinde kalabilir.

Distimik Bozukluk

Eskiden nörotik depresyon, depresif kişilik, nevrasteni diye nitelendirilirdi. Hastalarda en az iki yıl süren ve çok ağır olmayan depresyon belirtileri vardır. Uyku bozuklukları, hiçbir şeyden mutlu olamama, müzmin karamsarlık hali, yoğunluk, istek ve ilgi azlığı, güvensizlik hissi, bedensel yakınmalar dile getirilir. Bu bozuklukta bir kaç gün , bir kaç hafta iyilik dönemleri görülebilir. Ancak bu iyilik dönemleri iki ayı geçmez.

Postpsikotik Depresyonlar

Şizofreni gibi gerçeği değerlendirme yeteneğinin bozulduğu, "akıl hastalıklarında da zamanla depresyon gelişebilir
Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 03:44
Dark-Line
7 Eylül 2007 11:40   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Depresyon, biyo-psiko-sosyal nedenleri olan bir duygudurum bozukluğudur. Kişinin kendini derin bir keder içinde hissettiği, geleceğe ilişkin kötümser, karamsar düşünceler, geçmişe ilişkin yoğun pişmanlık, suçluluk duygu ve düşüncelerinin taşındığı , bazen ölüm düşünceleri, bazen ölüm girişimi ve sonuçta ölümün olabildiği uyku, iştah, cinsel istek vb. ilgili fizyolojik bozuklukların olduğu bir hastalıktır.
Ad:  3.jpg
Gösterim: 39
Boyut:  6.8 KB

Depresyonda ki bireyler iki haftalık bir süreç içerisinde aşağıdaki belirtilerden en az beşini yoğun olarak yaşarlar:

  • Hemen hergün yaklaşık gün boyu süren depresif durum
  • Gündelik etkinliklere karşı isteksizlik ya da eskiden zevk aldığı etkinliklerden zevk alamama
  • Önemli derecede kilo kaybı ya da kilo alımı
  • Hemen hergün uykusuzluk veya aşırı uyuma durumu
  • Değersizlik ve suçluluk duygularına kapılma
  • Düşünme ve düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmada güçlük
  • Yineleyen ölüm ve intihar düşünceleri
  • Hemen hergün bitkinlik, yorgunluk ya da enerji kaybının olması,
  • Yavaşlamış, durgun hareketler ve huzursuzluk
  • Cinsel isteksizlik

DEPRESYONUN BELİRTİLERİ


Kognitif (Bilişsel) Belirtiler


Sözel ifade gücü yavaşlamıştır ve sanki konuşmak için büyük bir çaba gerekiyor gibidir. Özellikle ağır depresyonlu hastalar konuşmayı tek tek sözcüklerle sürdürür, hatta bazen hiç konuşmazlar.Bazen sorulanlara tek bir sözcükle yanıt verme ve gecikmeli yanıt verme eğilimi gösterirler.
Düşünce içeriği bakımından sık karşılaşılanlar; umutsuzluk, kişisel yetersizlik, kendini uygunsuz ya da aşırı şekilde eleştirme, kınama, kendini suçlama, hastalık ya da hayali günahları için cezalandırılma duyguları gibi temalardır. Depresyondaki kişinin kendisine yönelik olumsuz algısı, yanlış giden her şeyden kendini sorumlu tutması ile birlikte hiçbir şeyi yapamayacakmış duygusu içinde olması ile belirlidir.
Hastalar yaşadıkları ya da gelecek zamana ait düşünceleri de karamsardır, obsesyonel biçimde yineleyen ölüme ve intihara ilişkin düşünceler, fobiler, obsesif uğraşlar yan belirtiler olarak ortaya çıkar. Basit konularda bile karar verme güçlüğü çeker ya da daha önce verdikleri kararlarla ilgili pişmanlık, kendini kınama, suçluluk duyguları vb. yaşarlar.
Unutkanlık depresif hastaların çok sık getirdikleri yakınmalardan birisidir. Bozukluğun, dikkatini ve düşüncelerini toparlama ve belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma güçlüğü ile ilişkili olduğu düşünülebilir.

Duygusal Belirtiler


Afektif bozukluklar kategorisinde bulunan depresyonun belirtilerinin en yoğun olduğu boyutlardan birisi duygusal boyuttur. Duygusal açıdan bu rahatsızlığın anahtar belirtisi çökkün duygusal durumdur. Bu durum çoğu zaman çökkünlük, keder, umutsuzluk, çaresizlik, düş kırıklığı ya da hüzün olarak tanımlanır. Bu duygu olağan mutsuzluk duygusundan nitelik olarak oldukça farklıdır. Elem, keder, hüzün ve hastanın ağırlaştığı duygusu aşağı yukarı bütün depresyonlarda görülen ortak belirtilerdendir.
Duygusal açıdan çökkün olan birey bunaltıcı bir atalet duyar ve karar vermekten , bir faaliyeti başlatmaktan ya da herhangi bir şeye ilgi duymaktan acizdir. Yetersizlik ve değersizlik hisleri üzerinde düşünceye dalar , ağlama nöbetlerine kapılır ve intiharı düşünebilir.
Hastaların gün içinde duygu durumları da sürekli değişiklik gösterir. Sabah saatleri genellikle depresif duyguların en yoğun olduğu zamandır. Akşama doğru duygularda kısmen düzelme olur.

Ansiyete, depresyonlu hastalarda sık görülen bir belirtidir. Anksiyete subjektif olarak sürekli bir endişe, korku, gerginlik ya da gevşeyememe şeklinde yaşanır. Hastaların engellenmeye dayanma gücü çoğu zaman azalmıştır; hastalar irritabldırlar ve “kolay parlarlar”. Diğer yandan Anksiyete hastada konsantrasyon güçlüğü de yaratır.

Davranışsal Belirtiler


Depresyonla birlikte hareketlerde bir azalma, yavaşlık ve isteksizlik oluşur. Yeni bir davranışı başlatma yada sürdürme konusunda birey ilgisiz ve güçsüzdür. Ağır depresyonlarda etkinlikte azalma öyle ileri derecede olabilir ki hasta kamburu çıkmış bir biçimde oturuyor ve taş gibi bir yüz ifadesiyle yere bakıyor olabilir. Alçak sesle ve tekdüze konuşur. Her davranışı aşırı bir çabayı gerektiriyor olabilir.

Mimiklerde azalma , hastanın yürüyüşünde yavaşlama, başı öne eğik, gözleri yerde ve elleri kucaklarında çevreye karşı tepkisiz otururlar.
Hareketlerdeki yavaşlama ve isteksizliğin tersi olarak bazen ağır depresif hastalarda belirgin bir psikomotor ajitasyonda görülebilir. Ajite depresyonlarda anksiyete önde gelen özelliktir ve durmaksızın gezinme, sıkıntıyla ellerini ovuşturma ve inleyip durma gibi belirtilerle kendini gösteren bir huzursuzluk hali vardır. Hasta yerinde duramaz ve yaptığı işlerde süreklilik yoktur. Huzursuz bir kıpırdanma ve hareketlilik hakimdir.

Fizyolojik Belirtiler


Uyku bozuklukları depresif hastalar için evrensel bir belirtidir (% 90 hastada insomnia) ve genellikle bildirilen ilk belirtiler arasındadır. Depresyonda hem uykusuzluk (insomnia) hem de aşırı uyuma (hipersomni) şeklinde uyku bozukluğu görülebilmekle birlikte, uykusuzluk daha fazla görülmektedir. Uykuya dalamama, uykuyu sürdürememe ya da sabahları erken ve yorgun uyanma şeklinde uyku problemleri yaşanır. Hastalar depresif içerikli rahatsızlık verici rüyalar görürler, bu rüyalar hastaların ağlayarak uyanmalarına neden olabilir.

İştah çok azalır ve fark edilebilir düzeyde kilo kaybına yol açar. Bazen iştah kaybının tersine aşırı iştahda olabilirse de genellikle iştahsızlık hakimdir. Aşırı iştah da birey sanki içindeki bir boşluğu doldurmak istercesine sürekli yiyebilir. Depresyona bağlı olarak iştahı kesilen hastalar daha önce zevk aldıkları yiyeceklerden artık zevk almaz olurlar. Ancak zorlayarak, kendilerine tatsız tuzsuz gibi gelen bu yiyecekleri yemeye gayret ederler. Depresif hastaların sık sık yakındıkları kabızlık ise az yemek yeme ve su içmeye bağlı olabileceği gibi etkinlik düzeyindeki azalmaya bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Diğer yandan antidepresif ilaçlarda bu belirtileri şiddetlendirebilir.

Cinsel istek kaybı da depresyondaki hastalarda görülen hemen hemen evrensel bir belirtidir. Erkeklerde genellikle libidonun ve cinsel etkinliğin azaldığı ya da tümüyle ortadan kalkmış olduğu öyküsü alınır. Erkek hastalarda ereksiyon problemi ortaya çıkabilir, kadın hastalarda ise cinsel isteksizlik olsa bile cinsel işlev yerine getirilebilir. Erkek hastalarda cinsel etkinliğin yerine getirilemiyor oluşu hastanın kendine olan özgüveninide etkiler.Ayrıca bu hastalarda antidepresan ilaçlara bağlı olarak sertleşme ve orgazm sorunları sık görülür.

DEPRESYONUN NEDENLERİ


Depresyonun nedenleri ile ilgili çok sayıda hipotez öne sürülmüştür genel görüş ise depresyonun nedenlerinin çoğul etkenli olduğudur. Çoğu olguda genetik, biyolojik ve psikososyal etkenlerin birbirleriyle etkileşmesi olasıdır. Örneğin bir yakınını kaybetmiş bireyde bilişsel süreçlerin bozulması, bu bağlamda nörotransmitterlerde değişiklik olması ve genetik yatkınlıkta varsa depresyona girmesi gibi. Cinsiyet, aile öyküsü, stresli yaşam olayları, hayal kırıklıkları, aile işlev bozuklukları, yetersiz anne-baba bakımı, erken olumsuz yaşantılar, bağımlı ve obsesif özellikler gibi kişilik özellikleri, güvenli olmayan bağlanma stili, kronik psikiyatrik ve bedensel hastalık, sosyal destek azlığı gibi etkenler depresyona öncüldürler ve hastalığın sonucunu etkilerler.

Biyolojik Nedenler
Kalıtım: Aile ve kalıtım araştırmaları duygudurum bozukluğu olanların birinci dereceden akrabalarında hastalanma riskinin belirgin olarak yüksek olduğunu göstermektedir. Ailesinde depresyon geçirmiş olan bir kişinin bulunması o kişinin de depresyon geçireceği anlamına gelmez. Ancak ailede depresyon öyküsünün bulunması o kişide depresyon ortaya çıkma olasılığını artırıyor gibi görünmektedir.Bireyde görülen depresyon türü açısından da distimik bozukluk, minör depresyon ve diğer hafif depresyonlarda kalıtımın etkisinin olmayacağı ama majör depresyonda ve psikotik depresyonda kalıtımın etkili olacağı düşünülmektedir. Ayrıca bireyin depresyona erken başlama yaşı, anksiyete ve alkol bağımlılığı birlikteliği daha güçlü bir genetik eğilime işaret eder.

Depresyonda ailenin etkisinden şüphe edilmemekle birlikte aileden kaynaklanan bu depresyonun aileden genetik olarak mı yoksa öğrenme sonucumu olduğu yada genetik etkinin mi yoksa öğrenmenin mi daha etkili olduğu konusu bilinmemektedir. Depresif bir anne veya babayla yaşamak veya ebeveynlerden birisi depresyonda olduğu için gerekli besini (maddi-manevi) alamamak depresyona zemin hazırlayabiliyor. Öte yandan, biyolojik ebeveynleri depresif olan , evlat edinilmiş çocuklarda depresyon görülme olasılığı oldukça yüksek.

İkizlerle yapılan araştırmalarda genetik bağın etkisi açıkça görülmektedir. Eğer eş yumurta ikizlerinden birisi % 65 olasılıkla diğeri de depresyona girer. Ayrı yumurta ikizlerinde bu oran sadece % 14’tür. Eş yumurta ikizleri farklı ailelere evlatlık verildiğinde birisi depresyonda iken diğerinin de depresyona girme olasılığının çok yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrı yumurta ikizlerinde ise böyle bir durum söz konusu değildir.

BİYOKİMYASAL ETKENLER
Depresyonun biyolojik nedenleriyle ilgili olarak üzerinde durulan konu nöroadrenalin ve serotonin eksikliği ile ilgili,olduğudur. Ama sorun sadece nörotransmitterlerin azlığı değil birbirleriyle olan dengeleriyle de ilgili görünmektedir.

PSİKOSOSYAL ETMENLER
Yaşam Olayları
Acı, elem ve keder insanlığın ortak duygularıdır. Bu duyguların insanın tüm varoluşuna egemen olduğu bir hastalık yaşantısı olan depresyon, sosyal ve kültürel etmenlerden önemli ölçüde etkilenmektedir. Olumsuz sosyal ve ekonomik koşulların depresyon riskini artırdığı gösterilmiştir. Anne ya da babanın on bir yaşından önce kaybı daha sonra depresyon gelişebileceğinin öngörülmesinin sağlayan en önemli yaşam olayıdır. Bir kişinin eşini ya da çocuğunu kaybetmesi ise depresyonun başlamasına neden olabilecek en önemli çevresel stres kaynağıdır. Yaşam olaylarının çoğu özgül değildir; yani her kişide böyle bir bozukluğu başlatmaz. Ancak biyolojik ve ruhsal yatkınlık olduğunda bu etkenler rahatsızlığın başlamasında önemli etken olurlar.

Kişilik Yapıları Ve Depresyon

Kuşkusuz bireylerin kişilik yapıları onların ruhsal bozukluklara karşı eğilimlerinde belirleyici olabilmektedir. Bununla birlikte hiçbir kişilik özelliği ve tipi tek başına depresyona yatkınlık yaratmamaktadır ve herhangi bir kişilik tipindeki her insan depresyona yakalanabilir. Bununla birlikte genel olarak depresyon geçirmeye yatkın kişileri genellikle kimseyi incitmemeye, herkesi hoşnut etmeye, iyiliksever olmaya eğilimli, aşırı duyarlı, titiz, sorumluluk duygusu güçlü, yakınlarına aşırı bağlı ve bağımlı, kendisinden ve yakınlarından yüksek beklentileri olan, mükemmeli arayan, onurlarına düşkün, öfke duygularını dışa vurmayan, çabuk etkilenen ve üzülen, meraklı, oral-bağımlı, histriyonik kişilik özellikleri, içedönük kişilerdir.

DEPRESYONUN TEDAVİSİ


Depresyon tedavisinde kullanılacak üç önemli araç vardır: psikoterapi, ilaçlar ve elektroşok. Işık tedavisi ve uykusuz bırakma tedavisi gibi yöntemlerindeetkinliği gösterilmiştir. Ancak bunlar söz konusu üç yöntemlekarşılaştırılabilecek yaygın bir kullanıma sahip değildir.

İlaçTedavisi
Depresyonun ilaçla tedavisi iki boyutta değerlendirilir. Birincisi hastanın yoğun depresif durumdan kurtulup düşünebilecek ve depresyondan kurtuluş için gereken çabayı gösterebilecek düzeye gelmesini sağlamak ve depresyondan çıkmasını sağlamak; ikinci aşamada ise iyilik halinin sürdürülmesine yardımcı olmaktır. Depresyon tedavisinde kullanılan temelilaçlar, kişiyi canlandırıp, içine gömüldüğü karamsarlık ve isteksizlik çukurundan yukarı, yaşamın canlılığına doğru iten antidepresanlardır.Depresyon tedavisinde esas olarak kullanılması gereken ilaçlar antidepresan ilaçlardır. Ancak zaman zaman gerekli görüldüğünde yani hastanın klinik özelliklerigerektirdiğinde anksiyolitik denen kaygı-sıkıntı giderici, yatıştırıcı ilaçlarya da nöroleptik ilaçlarda verilebilir. İlaç tedavisinde kullanılanantidepresan ilaçlar her zaman beklenen iyileşmeyi sağlamayabilir. Ayrıca aynıilaç farklı kişilerde aynı etki ve iyileşmeyi sağlamayabilir. Bu durumda ya ilaçdeğiştirilir yada birkaç ilaç bir arada önerilebilir.Antidepresan ilaçlardepresyonu iyileştirirken bazı etki ağız kuruluğu, görme bulanıklığı, çarpıntı,kabızlık ve idrar tutukluğu gibi bazı yan etkilere neden olabilir. Tüm gruplardacinsel işlev sorunları, uykusuzluk ya da aşırı uyuklama, sinirlilik gibi yanetkiler ve ender olarak alerjik reaksiyonlar görülebilir. Depresyonun sıklıklayinelenen ve bazen de kronik seyir gösteren özelliklerinden dolayı,klinisyenlerin tedaviyi sonlandırma konusunda çok dikkatli olmalarıgerekmektedir. İlaç tedavisinde genel prensip idame tedavinin, akut tedaviyeyanıt alınmış dozla devam edilmesi ve tam bir iyileşme olmadıkça kesilmemesidir.Tedavi sonlandırılmaya karar verildiğinde ilaçlar yavaşkesilmelidir.

Psikoterapiler

Ağır çökkünlüklerde kuşkusuz başlangıçta ilaç sağaltımıönceliklidir. Ancak hasta düzeldikçe çökkünlüğe neden olabilecek çökkünlüğüsüreğenleştirecek ya da yineletecek kişilik ve çevre etkenlerini psikoterapötikyöntemlerle ele almak gerekir.

Depresyonunnedenleri incelendiğinde diğer etkenlerle birlikte sosyal ve psikolojiketkenlerinde önemli rol oynadığı görülür. Bu nedenle hastaya ilaç tedavisininyanında psikoterapötik destek de sağlanmalıdır. Çünkü ilaçlar hastalığınbiyolojik nedenlerini ve bunların neden olduğu fiziksel belirtilerde düzelmesağlarken, psikoterapi hastanın sosyal ilişkilerini düzenlemesine, kişiliğiyleilgili ve hastalığın nedeni olan bilişsel ve bilinçdışı etkenlerleilgilenir.

Depresyonuntedavisinde psikanalitik terapi, bilişsel terapi, davranışçı terapiler,kişilerarası terapi yaygın olarak kullanılmaktadır.

Elektroşok Tedavisi
Elektro konvulsif terapi bir çeşit epilepsi nöbeti oluşturarak etki eden bir yöntemdir. Kişi bu sırada tam bir bilinç kaybı içinde olduğu için nöbet sırasında olup biteni anımsamaz. Yapılan çalışmalar oluşturulan nöbetlerin sinapslarda monoaminlerin etkinliğini artırdığını ve bu nedenle elektroşokun antidepresan ilaçlara benzer bir depresyon giderici etkiye sahip olduğunu göstermektedir. “ Bu tedavi genellikle hastanede yatan ve depresyon düzeyi çok yüksek olan hastalar için kullanılır. Haftada bir ya da iki kez uygulanır. Tedavisi için 5–10 seans gereklidir. Çok çabuk sonuç verir. Ancak 1–2 haftadan daha uzun sürmeyen geçici bir bellek zayıflığına yol açar”

Işık Tedavisi (Foto-Terapi)

Gündüz periyotlarının kısaldığı ilkbahar, sonbahar gibi mevsimlerde görülen depresyonlarda kullanılır. Tedavide parlak güneş ışığı üreten florasan lambalar kullanılır. Depresyon geçirmekte olan kişi lambanın bulunduğu odada, ışık şiddetine ve lambaya olan uzaklığına göre belirlenen bir süre kalır ve bu süre boyunca dakikada birkaç kez ışığa göz atması istenir. Çünkü depresyonun iyileşmesinde rol oynayan mekanizmanın göz yoluyla alınan ışığa da gerek duyduğu gösterilmiştir.

Uykusuz Bırakma Tedavisi

Depresyonda ki hastalarda tanı ve tedavide uyku çalışmalarının iyi bir yol gösterici olduğu kabul edilmektedir. İki uçlu mizaç bozukluğunda, bazen uykusuz kalmanın depresyonun karşı kutbu olan manik nöbetin tetiğini çektiği gösterilmiş ve bu gözleme dayanarak depresyonda uykusuz bırakma tedavisi geliştirilmiştir. Kişi haftada bir veya birkaç kez bütün gece oyalanarak uyumasına izin verilmez. Total uyku yoksunluğu % 40–60 hastada depresif belirti ertesi gün azaltmaktadır. Uykusuz bırakma tedavisinde hastanın yanıtı uyku yoksunluğunun olduğu gece ve takip eden günde ortaya çıkmaktadır. Bununla beraber depresyonda düzelme birkaç hafta sürmektedir.

Hastalar alışageldik gece uyku saatinden itibaren tüm gece ve takip eden tüm gün boyunca uyanık tutulurlar. Bu dönem süresince herhangi bir kestirme veya şekerlemeyi içerecek kısa ya da uzun bir uyuklamaya izin verilmez. Total uykusuzluk dönemi yaklaşık olarak 40 saat sürmektedir. Genelde düzelme tüm belirti ve belirtilerde olmaktadır. Bazı hastalarda ise düzelme takip eden toparlanma uykusu sonrasında ikinci gün ortaya çıkmaktadır. Uyku yoksunluğunun tüm depresyon tiplerinde etkili olması , bir yaş kısıtlaması bulunmaması ve hem total hem de kısmi olarak uygulanabilmesi diğer avantajları arasındadır.
Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 03:45
KENCISii
6 Ekim 2007 08:40   |   Mesaj #5   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

DEPRESYON NEDİR?


İnsanlar zaman zaman kendilerini üzüntülü ve mutsuz hissederler. İşinden ayrılmak, sevdiğini kaybetmek veya başarılı olamamak üzüntüye yol açan yaşam olaylarındandır. Kısaca üzüntü normal yaşamın bir parçasıdır. Ancak bu üzüntülü durumun uzaması ve nedensiz ortaya çıkması ruh sağlığı sorunudur ve depresyon olarak tanımlanır. . Depresyon duygu düşünce ve davranışı etkiler. Tedavi edilmediği taktirde aylar yıllar bazen de ömür boyu sürebilir.
Ad:  4.jpg
Gösterim: 52
Boyut:  12.7 KB

Sponsorlu Bağlantılar
Depresyon değişik şekillerde ortaya çıkabilir:
  • Bazısında neden olmaksızın aniden ortaya çıkar
  • Bazısında stresli bir yaşam olayından sonra başlar
  • Bazen tek atak olarak yaşam boyu sürebilir
  • Bazen tekrarlayan ataklar halindedir
  • Bazen semptomların şiddetli olması ile hastalar iş yapamaz hale gelebilir
  • Bazıları ise iş yapabilir ama sürekli mutsuzluk hissederler
Aşağıdaki belirtilerden bazıları aynı anda sizde bulunuyorsa depresyon geçiriyor olabilirsiniz:
  • Kendini üzüntülü, değersiz, umutsuz, çaresiz, hissetme, içinde boşluk duygusu olması
  • Karar verme güçlüğü, konsantrasyon zorluğu, bellek bozukluğu
  • Daha önce zevk alınan iş ve aktiviteleden zevk alamama (cinsel isteksizlik dahil)
  • İşte, okulda, aile ve arkadaş arasında sorunların ortaya çıkması
  • Diğer insanlardan uzaklaşma ve yalnız kalma isteği
  • Enerji azlığı, yorgunluk hissi ve çabuk sinirlenme
  • Uyku bozukluğu (uykuya dalamama,uykuyu sürdürme güçlüğü, sabah erken uyanma veya fazla uyuma şeklinde olabilir)
  • Yeme bozukluğu (iştahta azalma veya artma),
  • Nedeni belli olmayan baş, boyun, sırt ağrısı gibi vücudun değişik yerlerinde sürekli ağrılar hissetme
  • Son zamanlarda fazla alkol almaya başlama veya yatıştırıcı ilaçları kullanma ihtiyacı hissetme
  • Kendine zarar verme, intihar planları yapma, intihar girişiminde bulunma veya kendi cenaze merasimini düşünme
Depresyon tanısı almak için bu belirtilerin hepsinin birden sizde olması gerekmez. Bu şikayetlerin birkaçı aynı anda sizde bulunuyorsa doktora başvurmanız gerekir. En sık görülen belirtilerden biri uyku ve iştah bozukluğudur. Bu belirtilerin çoğu aynı anda bulunuyorsa ağır depresyondan söz edilir. Depresyon ciddi bir hastalıktır. Kendi haline bırakıldığında zaman içinde düzelebileceği gibi genelde uzun süre devam eder veya ağırlaşır. Ağır depresyonda kişi iş güç yapamaz hale gelebilir ve bu durumda intihar riski yüksektir. Uyku bozukluğu bir hastalık değildir başka hastalıklarda görülebilen bir belirtidir. Nedeninin araştırılması gerekir. Bedensel hastalıklar (astım, kalp hastalığı v.b.) nedeniyle olabileceği gibi psikiyatrik hastalıkların (depresyon, mani v.b.) çoğunda görülebilir. Depresyon hastaları sıklıkla uyku bozukluğundan yakınırlar. Bu nedenle uykusuzluk şikayetiniz varsa ve bir süredir devam ediyorsa çevrenizdeki insanların önerdiği ilaçları veya kendi başına eczaneden alınan uyku ilacını kullanmak yerine bir uzmana başvurarak altta yatan nedeni araştırmanızda fayda vardır.ABD’de depresyon hastalarının 2/3’ü çeşitli nedenlerle tedavi görememektedir.Türkiyede bu konuda yapılmış araştırma yoktur ancak benim kanıma göre bu oran yurdumuzda çok daha yüksektir. Psikiyatriste başvurmama nedenlerinden bazıları şunlardır: hastalık bilinememekte, hastalar çevresi tarafından zayıf oldukları gerekçesi ile suçlanmakta, hastalık dolayısı ile iş güç yapamaz durumda olan hastalar yardım isteyecek enerjiyi kendilerinde bulamamakta bazende yanlış tanı konup tedavi yanlış uygulanmaktadır. Depresyon hastalarının yardım istemek için genelde yardıma ihtiyacı vardır. Depresyonun doğası gereği hastalar genelde kendiliğinden yardım istemezler. Hastalar sıklıkla enerji, ilgi ve istek azlığından yakınırlar. Bu nedenle depresyonu olan hastaların aileleri, arkadaşları veya diğer hekimleri tarafından psikiyatriste yönlendirilmeleri gerekir. İntihar düşüncesi varsa acilen psikiyatriste başvurmak gerekir. Halk arasında yaygın olan inanışa göre intihar düşüncesini ifade eden kişiler pek intihar etmezler. Ancak yapılan araştırmalar bu inanışın doğru olmadığını göstermiştir. Bu nedenle bir yakınınız intihar düşüncelerini sık ifade ediyorsa bunu önemseyin ve en yakın zamanda bir uzmana başvurmasına yadımcı olun. Depresyona yakalanmak sizin tercihiniz değildir ancak tedavi olup olmamak sizin elinizdedir.

DEPRESYONA YAKALANMA RİSKİNİZ NEDİR?

Yaşam boyu depresyon geçirme riski %15 dolayındadır. Kadınlarda bu oran %25’e kadar çıkmaktadır. Hemen hemen tüm toplumlarda depresyon kadınlarda iki kat daha fazladır.Gebelikte, doğum sonrası dönemde ve menopozda depresyon geçirme riski artar. Bunun nedeni tam olarak bilinmemektedir, ancak kadınların hormonları bundan sorumlu olabilir. . Sürekli bedensel hastalığı olanlarda daha fazla görülür. Örneğin infertilite(kısırlık) tedavisi gören kadınlarda normal kadınlara göre iki üç kat fazla depresyon görülmektedir.Hastaların %50’si 20-50 yaş arasındadır. Bununla birlikte çocuklarda ve yaşlılarda da depresyon görülür. Boşanmış, ayrı yaşayan veya yalnız yaşayanlarda evlilere göre daha sıktır Sosyal çevre veya ekonomik seviye ile depresyon geçirme oranı arasında ilişki yoktur.Kütürel etkenlerle depresyon arasında ilişki yoktur.Yakın akrabalarda depresyon geçiren birilerinin olması depresyon geçirme riskini artırır.

depresyonu anlamak


Karsilastigimiz her uzucu durum, kendimizi her kotu hissedisimiz depresyon mudur?
"Depresyonu tanımlamanın bir yolu her konuda kendimizi yenik hissedene dek öfkemizin içe-kendimize karşı- dönmesidir.Gerçeklerle ilgili düşünce, algı ve gözlemlerimiz kendimiz ve dünyamızla ilgili olumsuz beklentilerimizle paralelleştiğinde depresyon oluşur. İnsanlar yüreklenrilmez, desteklenmez ve iyi olduklarına inanmak üzere eğitilmezlerse, bunalıma girerler. Hassas insanlar bu çılgın dünyadaki tüm olumsuzluklara içe dönerek ve bunalıma girerek tepki verirler.

Depresyonun değişik türleri olduğunu belirtmek önemlidir. Ama depresyonun iki ana kaynağı vardır. Genetik/psikolojik reaksiyonlar ve durumsal bocalamalar. Aile geçmişinde depresyon olan ve sık sık nedensiz yere kendini bunalımda hissedenlerin psikolojik nedenlerinin incelenmesi gerekir. Bu durumlarda, ilaç genetik hataları etkileirini rahatlatabilir. Ayrıca bu koşullarda, kendimizi sadece terapi, rol modelleri veya başkalarının desteği ile depresyondan çıkarmaya çalışmak, aynı araçlarla vitamin eksikliğinden krtulmaya çalışmaya benzer. Bu durumda özsaygı geliştirme süreci biyolojik olarak ciddi bir şekilde engellenmektedir. Deprsyona karşı ilaçlar işe yararlar ve psikolojik depresyonda bu ilaçları çevrenin desteği ve terapi ile birlikte kullanmak en uygunudur. Genetik depresyon kişisel bir zaaf ve irade gücüyle yenebileceğimiz bir şey değildir. Gözlerimizin rengi gibi, bu özellikle doğmuşuzdur ve üzerinde kontrolümüz olamaz. İlaç da dahil olmak üzere tüm kaynakların yardımıyla bu depresyon kontrol altına alınabilir.

Depresyonun diğer ana kaynağı durumsaldır. Bu çevremizdeki bir şeyden etkilendiğimiz anlamına gelir. Mutsuz olmak için pek çok neden va ve kayıp, sarsıntı ve acıyla karşılaşınca bunalmak insanca tepkidir. Ama kayıptan kaynaklanan depresyon acı gibi zaman içinde azalır. Kronik depresyon değişiktir; zamanla geçmez, hatta giderek yaşamımıza egemen olur ve bu durumda hayatı yegane algılama kanalımız bunalımlı gözlerdir.

Kronik depresyon yaşayan insan öfkeli ve ben-merkezcidir. Kişisel gücünün yoğunluğunun farkında değildir ve kendi sorumluluğunu üstlenecek kadar güçlü hissetmez. Çevresindeki insanlar bu kişinin olumsuz gücünün yoğunluğunun farkındadırlar. Bu insanı sevmek zordor, çünkü kendisini ve başkalarını sevmekten kaçar. Kronik depresyon mutsuzluk gibi bir duygu değildir. Duygu yoksunluğu veya duygu yoksunluğu yaratan boğucu bir duygu karmaşası olarak tanımlanabilir. Kronik depresyon çaresiz görünebilir ama değildir. İnsanlar depresyonlarının üstesinden gelebilir.

Depresyonu yenmek istemek çok öenmlidir. Şunu bilinki sadece kendinizi bunalımda hissetmiyor, aynı zamanda bunalımlı bir şekilde davranıyorsunuz. Davranışlarınızı değiştirirseniz, zamanla duygularınızda değişir. Kendinizi yardım istemeye yetecek kadar süre depresyondan sıyırın. Cesareti deneyin, istemesenizde yeterli enerjiniz olmasada farklı birşey yapmayı deneyin. Ne olursa olsun bunu yapın ve cesaret gösterdiğiniz için kendinizi ödüllendirin. Kendinizi ve dünyayı algılama tarzınız sadece bir algılamdır, gerçeğin kendisi değildir. Algılama tarzınızı değiştirebilirsiniz. Gözlemlemeyi öğrenin. Bu zaman alır ama sizin zamanınız zaten var."
Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 03:45
21 Kasım 2007 22:44   |   Mesaj #6   |   
KisukE UraharA - avatarı
VIP !..............!

Depresyonun Belirtileri


Uzmanlara göre, aşağıdaki belirtilerden bazılarının aynı anda bulunduğu bir kişi depresyon geçiriyor olabilir:
"Kendini üzüntülü, değersiz, umutsuz ve çaresiz hissetme, içinde boşluk duygusu olması. Karar verme güçlüğü, konsantrasyon
zorluğu, hafıza bozukluğu. Daha önce zevk alınan iş ve aktivitelerden zevk alamama (cinsel isteksizlik dahil). İşte, okulda, aile ve arkadaş arasında sorunların ortaya çıkması. Diğer insanlardan uzaklaşma ve yalnız kalma isteği. Enerji azlığı, yorgunluk hissi ve çabuk sinirlenme. Uyku bozukluğu (uykuya dalamama, uykuyu sürdürme güçlüğü, sabah erken uyanma veya fazla uyuma şeklinde olabilir). Yeme bozukluğu (iştahta azalma veya artma). Sebebi belli olmayan baş, boyun, sırt ağrısı gibi vücudun değişik yerlerinde sürekli ağrılar hissetme. Son zamanlarda fazla içki içmek veya yatıştırıcı ilaçları kullanmak. Kendine zarar verme, intihar planları yapma, intihar girişiminde bulunma veya kendi cenaze merasimini düşünme."
Ad:  5.jpg
Gösterim: 38
Boyut:  7.4 KB

MAJÖR DEPRESYON (Ağır depresyon)


Ağır depresyon diyebilmek için aşağıdaki belirtilerden en az dördünün en az iki haftadır sürüyor olması gerekir:
  1. Uyku bozuklukları sıktır. Uykusuzluk, gece sık sık uykudan uyanma tekrar uykuya dalamama, sabah erken uyanıp tekrar uyuyamama veya fazla uyuma şeklinde olabilir.
  2. Yeme sorunları sıktır. Az yeme ve buna bağlı kilo kaybı veya fazla yemeye bağlı kilo alımı olabilir.
  3. Değersizlik, umutsuzluk ve suçluluk duyguları olur. Hastalar genelde bir işe yaramadıklarını düşünürler. Gelecek ümitsiz ve karanlıktır. Hiçbirşey iyiye gitmeyecektir. Depresyona bağlı oluşan üzüntü ve umutsuzluk o kadar şiddetlidir ki hastalar yaşama olan ilgisini kaybeder, hiçbir şeyden zevk alamaz olur. Cinsel isteksizlik görülür ve hastalar çoğu zaman yataktan çıkmak ve yemek yemek istemezler Hastaların kendini suçlama eğilimi yoğundur. Suçluluk duyguları genelde yersizdir. Örneğin çok eskiden yaşanmış olaylar ve yapılan hatalar tekrar hatırlanır ve bunlara karşı suçluluk duyguları hissedilir. Veya nedensiz yere bir takım olaylardan kendisinin sorumlu olduğu ve suçun kendisinde olduğu düşünceleri gelişir. Hastalar genelde bu düşüncelerden uzaklaşamadıklarını beyinlerinin sürekli eski hatalarla meşgul olduğunu bunun çok saçma olduğunu bildiklerini ancak düşüncelerini frenleyemediklerini söylerler.
  4. Konsantrasyon güçlüğü, karar verme güçlüğü vardır. İşe veya derse konsantre olmak güçleşmiştir. Örneğin hastalar ders çalışırken bir sayfanın sonuna geldiğinde dalıp gittiğini ve ne okuduğunu anlamamış olduğunu görür aynı sayfayı tekrar tekrar okurlar. En ufak konularda karar verme güçlüğü içinde olduklarını hissederler.
  5. Enerji azlığı, sürekli yorgun hissetme, herşeye karşı isteğini kaybetme, duygusal olarak birşey hissedememe. Genelde sabahları yataktan yorgun kalkılır.Gün boyunca yorgunluk hissi devam eder. Eskiden zevkle yaptıkları işleri yapmak istemez, yalnız kalmayı tercih ederler. Hastalar bazen çocuklarına ve eşlerine karşı birşey hissedemediklerini sanki duygularının öldüğünü söylerler ve bu durumdan dolayı suçluluk duyduklarını ifade ederler.
  6. Ölme isteği olabilir. En hafif şeklinde hastalar “allahım canımı al da kurtulayım” diye düşünürler. İntihar düşünceleri veya intihar girişimi olabilir. Çoğu hasta intihar düşüncelerinin yoğun olduğunu ancak dini açıdan intiharın kabul edilemez olduğunu bildikleri için girişimde bulunmadığını ifade eder. Veya ölürlerse çocuklarına kimin bakacağını bilmedikleri için yaşamak zorunda olduklarını ifade ederler. Bazıları ne yolla intihar edeceğinin planlarını yapar. Bazıları da ancak intihar girişiminde bulunduktan sonra tedaviye gelir.
Psikolojik tedavi şart:
Bu hastalığa bağlı ortaya çıkan belirtiler genelde başka hastalıkları akla getirir ve çoğu kişi bu belirtilerin depresyona bağlı olarak ta oluşabileceğini düşünmez. Sıklıkla bu hastalar piyatri dışında doktorlara başvururlar veya kendi başlarına tedavi etmeye çalışırlar. Piyatriye başvuran hastaların çoğu başka bölümlerde çalışan hekimler tarafından bize yönlendirilmiştir. Çoğu hastada diğer hekimler tarafından piyatriye yönlendirildikleri için öfkelidir. Bazıları toplumsal baskıdan çekinip gelmek istemez, gelenler de bir an önce işini bitirip gitmek ister. Ancak çağımızın en sık görülen hastalıklarından biri olan ve tedavi edilmediği taktirde ölümle sonuçlanabilen bu hastalığın tedavisi için uzmana başvurmak şarttır.

Bir an önce tedavi:
Uygun tedavi edildiği taktirde tamamiyle düzelen bu hastalık uzun sürdüğü taktirde kişinin aile, iş ve sosyal uyumunu bozmakta kişinin evliliğinin yıkılmasına, işinden ayrılmaya, arkadaş ilişkilerinin bozulmasına yol açabilmektedir. Son yıllarda üzerinde durulan bir başka konuda depresyon geçirmekte olan anne ve babaların çocuklarının bundan nasıl etkilendiğidir. Yapılan araştırmalar bu çocuklarda küçük yaşlarda kaygıda artma olduğunu ergenlik döneminde olan kız çocuklarında görülen depresyon oranında artma olduğunu gençlik dönemindeki erkek çocuklarda ise alkol ve madde kullanımına yönelme olduğunu göstermektedir.. Bir an önce tedavi olmak çocukların maruz kaldıkları bu travmanın süresini kısaltacak ve dolayısı ile yaşamın daha sonraki dönemlerinde ortaya çıkan bu bozuklukların oranında düşme olacaktır.
Yukarıda anlattığımız ağır depresyon her hastada aynı şekilde görülmez. Bu da kendi içinde alt gruplara ayrılmıştır. Bu gruplar şunlardır:
  • Kronik seyirli depresyon
  • Atipik depresyon
  • Melankolik depresyon
  • Doğum sonrası başlayan depresyon (post partum depresyon)

MELANKOLİK DEPRESYON



Hastaların sosyal aktivitelere ve hobilerine olan ilgileri çok azalmıştır. Arkadaş toplantılarına, aile ziyaretlerine katılmak istemez, daha önce zevkle yaptıkları işleri yapmak istemezler. Yaşamlarında iyi olaylar olsa bile bunlara mutlu olamazlar. Mutluluk ve sevinç duygularını sanki kaybetmişlerdir. Duygulanım bir yakının kaybından sonra duyulan üzüntüden tamamiyle farklıdır. Hastalar uyanmaları gereken saatten çok önce uyanır ve tekrar uyumakta güçlük çekerler. Depresyon en yoğun olarak sabahları hissedilir. Hastaların hareketleri normalden yavaş veya hızlı olabilir.. Yavaşladığı durumda ağır çekimdeymiş gibi hareket ederler. Belirgin iştahsızlık vardır ve kilo kaybı oldukça fazladır. Hastalar genelde yoğun suçluluk duygusundan yakınır. Nedensiz yere suçlanır isteselerde bu duygudan uzaklaşamazlar.

POST PARTUM DEPRESYON (DOĞUM SONRASI DEPRESYON)


Kadınlarda doğum sonrası depresyon geçirme oranı %10-15 dolayındadır. Belirtiler genelde doğumdan sonra ilk 6 ayda ortaya çıkar. Hastalar sıklıkla yoğun üzüntü hissetme, sık ağlama, uykusuzluk, gerginlik ve çabuk sinirlenmeden şikayetçidir. Doğum sonrası depresyonun neden ortaya çıktığı tam bilinememektedir. Özellikle ilk kez annne olan kadınlarda yaşam şekli tamamiyle değişmekte, sorumluluklar artmakta kişinin kendisine ayırdığı zaman azalmaktadır. Özellikle bebeğin ilk yılı anne için çok zor geçer. Geceleri sık sık uykudan uyanıp bebeği beslemek gerekir.
Bebeğin ihtiyaçlarını ifade demiyor oluşu tecrübesiz annenin işini daha da zorlaştırmaktadır. Bir de doğum sonrası hormon seviyelerinde ani değişme olması depresyonun ortaya çıkışını kolaylaştırmaktadır. Daha önce geçirilmiş depresyon öyküsünün olması yine daha önceki doğumları takiben depresyon geçirmiş olmak depresyon riskini artırmaktadır.
Anneler bu dönemde bebeklerine zararlı olabileceği düşüncesi ile ilaç almak istemeyebilirler. Ancak bu dönemde kar zarar hesabını iyi yapmak gerekir. Depresyondaki annelerin bebeklerinde uyku bozukluklarının sık görüldüğü bu bebeklerin diğer bebeklere göre daha fazla huzursuz oldukları ve kendilerini güvende hissetmedikleri, zihin gelişimlerinin de daha yavaş olduğu öne sürülmektedir. Yine eşler arasındaki ilişki de bu durumdan olumsuz olarak etkilenmektedir. Her hastaya ilaç tedavisi uygulanacak diye bir kural yoktur. Hastanın durumu değerlendirilir gerekirse başka tedavi yöntemleri gündeme gelebilir.
Yeni doğum yapan kadınların 2/3’ü üzüntü ve gerginlik ile seyreden “baby blues” dönemini geçirir. Annede aniden hıçkırarak ağlama, çabuk sinirlenme, gerginlik, huzursuzluk gibi belirtiler olur. Bu dönem genelde doğumdan iki üç gün sonra ortaya çıkar ve en çok bir hafta içinde kendiliğinden düzelir. Ani hormon değişimi nedeniyle olduğu düşünülmektedir ve tedavi gerektirmez.

ATİPİK DEPRESYON


Yukarıda anlatılan depresyon belirtilerinden farklı seyreder. Eskiden maskeli depresyon olarak ta adlandırılırdı. Duygulanım sürekli çökkün olmayabilir, bazen yaşanan ortama uygun olarak duygulanımda dalgalanmalar, neşelenme görülebilir. Hastada iştah artışı ve kilo alımı olabilir. Fazla uyuma görülebilir. Bedensel uğraşılarda artma olabilir. Bu hastalar sürekli ağrılarından sızılarından yakınırlar, doktor doktor dolaşır ağrılarının nedenini bir türlü bulamazlar. Ani bayılmalar olabilir, bayılmalar genelde uzun sürelidir ve sıklıkla kalabalıkta olur, sıkılınca bayılmalarda artma görülür. Bu insanlar genelde reddedilmeye karşı aşırı duyarlıdırlar ve reddedildikleri zaman şiddetli tepki gösterirler. Bu nedenle sıklıkla aile, arkadaş ilişkileri ve iş yaşamlarında sorunlar ortaya çıkar.
Hastalar daha gençtir ve depresyona panik bozukluğu veya madde bağımlılığı gibi başka hastalıklar da eşlik edebilir.Aynen diğer depresyonda olduğu gibi ilaçla tedavisi gerekir.

DİSTİMİ ( Hafif ve süregen depresyon)


En az iki yıldır süren ve ağır olmayan depresyon belirtileri içerir. Arada bir iki gün süren iyilik dönemleri olabilir ancak çoğu zaman depresyon belirtileri hakimdir. Ağır depresyonda görülen belirtiler olabilir ancak daha hafiftir. Kişi sürekli kendini çökkün hisseder, kendine olan saygısı azalmıştır. Nedeni bulunamayan bedensel ağrılar, sızılar, halsizlik ve isteksizlik sıktır. Bazen ortaya çıkarıcı bir neden bulunsa da genelde nedensiz ve kendiliğinden ortaya çıkar. Bu tür depresyonun en önemli özelliği uzun süredir devam ediyor olmasıdır.

MEVSİMSEL DEPRESYON


Bazı hastalarda depresyon mevsimsel bir seyir izler. Tekrarlayan depresyon atakları hep aynı mevsime denk gelir. Ataklar arası dönemde yılın diğer mevsimlerinde hastalar tamamiyle düzelir. Tüm depresyon belirtileri burada da geçerlidir. Tek farkı belli dönemlerde görülmesidir. Genelde havanın kapalı olduğu sonbahar ve kış aylarında ortaya çıkar. Bu hastalarda özel lambalarla yapılan ışık tedavisinin önemi büyüktür.

UYUM BOZUKLUĞUNA BAĞLI DEPRESYON


Bu tür depresyonda genelde ortaya çıkarıcı bir neden vardır. Sıklıkla yeni bir duruma uyum sağlamak gerektiğinde ortaya çıkar. Yaşam değişikliklerle doludur ve çoğumuz sık sık değişen durumlara ayak uydurmak zorunda kalırız. Örneğin yeni bir şehire taşınmak, yeni evlenmiş olmak, yeni boşanmış olmak veya yeni bir işe başlamak gibi olaylar kişinin sosyal çevre ve konumunu değiştiren olaylardır. Bu değişiklikler hayatımızı önemli ölçüde etkiler ve bazen bu değişiklikler üstesinden gelelmediğimiz bir gerginliğe sebep olabilir. Bazen mücadele gücümüzün tükendiğini hissederiz. Bu dönemde depresyon ortaya çıkabilir ve bu da uyumumuzu daha çok bozan bir tablo ortaya çıkarır. Bu dönemde tıbbi destek alma işe yarayabilir. Belki var olan sorunları ortadan kaldırmayacaktır ama kişi eski mücadele gücünü kazanarak sorunları ile daha iyi baş edebilir hale gelecektir.

YAŞ DURUMUNA BAĞLI DEPRESYON


Günlük yaşantıda birşeylerin veya birilerinin kaybında bir yas süreci gelişir. Bu süreçte uykusuzluk, iştahsızlık, üzüntü, öfkelenme, kaybedilen kişi ile ilgili yoğun ve karışık düşünceler başlangıçta ortaya çıkan normal tepkilerdir. Zamanla bu duygu ve davranışların azalmasını ve kaybolmasını bekleriz. Zaman içinde bu belirtiler azalmıyor veya belirtilerde artma meydana geliyorsa normal olarak kabul edilemez değerlendirilmesi gerekir. Bir yakınımızı kaybettiğimizde üzüntü bir yıl devam edebilir, sevgiliden ayrılma durumunda bir kaç hafta veya ay üzülebiliriz. Ancak zaman uzuyorsa bu normal bir yas süreci değildir. Bu dönemde depresyondan şüphelenmek ve araştırmak gerekir. Bir de zamana bağlı olmaksızın şiddetli yas tepkisi olabilir. Bu durumda normal kabul edilemez. Örneğin yakınını kaybeden bir kişi günlerce yataktan çıkmıyor, yemek yemiyor kendisini öldüreceğini söylüyorsa bunun normal olmadığını söylemek için bir yıl beklemek gerekmez, hemen doktora başvurmalıdır. Depresyon ve yas birbirlerine çok benzerler ancak yas durumunda kişinin kendine olan saygısı genelde kaybolmaz ve intihar düşüncesi genelde yoktur. Yas sürecinin ne zaman bittiğine ve depresyon olup olmadığına dikkat etmek gerekir.

DİĞER DEPRESYONLAR


Yukarıda anlatılan depresyonlardan başka iki uçlu mizaç bozukluğunda, uzun süredir devam eden hastalıklara bağlı olarak veya kullanılan ilaçlara bağlı olarak depresyon gelişebilir. Bazı ruhsal hastalıklar da depresyonla sıklıkla bir arada olabilir örneğin anksiyete bozukluğu olan hastalarda sıklıkla depresyon da vardır. Yine bazı piyatrik hastalıkları takiben depresyon olabilir, örneğin geçirilmiş şizofreni atağından sonra depresyon gelişebilir. Bütün depresyonları ayrı ayrı anlatmak yer ve zaman açısından mümkün değildir. Neden ne olursa olsun ortaya çıkan belirtiler genelde aynıdır.

DEPRESYON NASIL TEDAVİ EDİLİR?


Antidepresan ilaçlar (depresyon tedavi edici ilaç) hastaların %60-80’inde düzelmeye yol açar. Tedavi uzun sürelidir ve ilaçların düzenli kullanılması gerekir. İlaçların etkisinin ortaya çıkması birkaç haftayı bulur. Bu yüzden “bu ilaç bana yaramadı” diye düşünüp birkaç günlük kullanımdan sonra kesmek yanlıştır. İlaçların etkisi kişiden kişiye değişir. Her ilaç her hastaya iyi gelecek diye bir kural yoktur.
Yine her ilaca bağlı oluşabilecek yan etkiler de farklıdır. Bir yakınınız depresyon geçirdi ve tedavi oldu ise aynı gruptan ilaçlar size de iyi gelebilir. Bazı hastalarda birden fazla ilaç kullanımı, poterapi (profesyonel kişiler tarafından özel teknikler kullanılarak yapılan konuşma tedavisi) ile ilaç tedavisinin birlikte kullanımı veya başka tedavi yöntemlerinin kullanımı gerekebilir. Hangi ilacın iyi geldiği ve hangi dozda kullanılması gerektiği genelde deneme yanılma yolu ile tespit edilir. Bu nedenle tedaviye başladıktan sonra doktorunuz ile bağlantıı kesmeyin, düzenli kontrollerinize gidin, sık doktor değiştirmekten kaçının ve tedavinin uzun süreli olduğunu unutmayın.
Yapılan araştırmalar çoğu hastada tek başına antidepresan ilaç kullanımından ziyade ilaç ve poterapinin birlikte kullanımında daha iyi sonuçlar alındığını ortaya koymuştur.
Depresyon tedavisinde kullanılan yöntemler kısaca şöyle özetlenebilir:
Antidepresan ilaçlar
  • Değişik poterapi yöntemleri
  • Grup tedavileri
  • Elektro konvulsif tedavi (elektro şok tedavisi)
  • Fototerapi (özel bir ışık tedavisi)
Diğer yöntemler
Son grup içinde pratikte kullanımda olan ancak bilimsel olarak yararlı olup olmadığı henüz ispatlanmamış olan yöntemler yer almaktadır. Bunlar arasında B grubu vitaminler ve folik asit içeren vitamin preperatları kullanmak, akapunktur, müzikle tedavi, bitki özleri ile tedavi ,egzersiz, masaj vb. Teknikler yer almaktadır. Bu tekniklerin yararlı olup olmadığı henüz bilinmemektedir. Bu nedenle depresyon hastalığı olan kişilerin direk bu yöntemlerle tedavi olmayı seçmek yerine öncelikle bir piyatriste başvurmalarında fayda vardır. Yine yeni bir tedavi tekniğinin denenmesi düşünülüyorsa mutlaka bir uzman tavsiyesine başvurulmalıdır. Gereksiz yere kullanılan bir yöntem zaman ve para kaybına yol açmasının yanında kişiye zarar verici de olabilmektedir.

HANGİ DEPRESYON İLACI DAHA İYİDİR?

Her hastaya uygun tedavi yöntemi farklıdır. İlaçların etkinliği kişiden kişiye farklılık gösterir. Size uygun olan bir ilaç bir başkasına uygun olmayabilir. Yine aynı şekilde dozlar da kişiden kişiye farklılık gösterir. Bazı hastalar düşük dozlarla tedavi olabilirken bazıları daha yüksek dozlara ihtiyaç duyarlar. Bu da ancak tedavinin seyri sırasında belirlenebilir. Aynı aileden benzer hastalığı olanlar aynı grup ilaçladan faydalanabilirler. Bu nedenle kan bağı olan bir yakınınız depresyon tedavisi görüyorsa kullandığı ilaçlar konusunda doktorunuza bilgi vermeniz sizin açınızdan faydalı olabilir. Depresyonun türü ve şiddetine göre değişik ilaçlar bir arada kullanılabilir, başka tedavi yöntemleri seçilebilir veya poterapi gündeme gelebilir. Bedensel rahatsızlıklar veya piyatri dışında kullanılan başka ilaçlar da tdepresyon tedavisinin belirlenmesinde rol oynayabilir. Kortizon, bazı hipertansiyon ilaçları gibi değişik amaçlarla kullanılan bazı ilaçlar bizzat depresyona yol açabilir. Bu durumda bu ilaçların dozlarının azaltılması veya değiştirilmesi gerekebilir. Bu nedenle bedensel hastalıklarınız ve kullandığınız diğer ilaçlar konusunda doktorunuzu bilgilendirmenizde fayda vardır. Tedaviden iyi sonuç almak için doktor kontrolünde ilaca başlamak en uygun dozda en uygun sürede tedaviye devam etmek gerekir.
İlaçların etkileri yanında yan etkileri de önemlidir. İlaçların yan etkileri ilaca göre değişmekle beraber aynı ilaç değişik hastalarda değişik tepkiler ortaya çıkarabilmektedir. Bu nedenle bir depresyon ilacı kullanmaya başladığınızda olabilecek yan etkiler konusunda doktorunuzdan bilgi almanız gerekir. Beklenmeyen bir yan etki olduğunda gecikmeden tekrar doktora başvurmalısınız.

DEPRESYON İLAÇLARI BAĞIMLILIK YAPAR MI?
Hayır yapmazlar. Depresyon ilaçlarının bağımlılık yaptığına dair bu güne kadar elimize geçen veri veya araştırma yoktur. Bağımlılık yapan ilaçlar Sağlık bakanlığının kontrolü altındadır ve yeşil reçete kapsamındadır. Hiçbir depresyon ilacı yeşil reçete ile satılmamaktadır. Tedavinin başlarında hastaları daha iyi uyutabilemk için genelde uyku ilaçları eklenmektedir. Bazen yeşil reçete ile satılan ilaçlar bu amaçla kullanılmaktadır. Bağımlılık riski açısından bu ilaçların kısa süre kullanılıp kesilmesinde fayda vardır. Depresyon ilaçları bu konunun uzmanı olmayan kişiler tarafından önerildiği veya kullanıldığı taktirde ilacın kötüye kullanımı sözkonusudur. Depresyonu veya başka ruhsal rahatsızlığı olmayan kişiler bu ilaçları kullandığı taktirde kişide neşelenme olmaz aksine sıkıntı yaratır. Bazı depresyon ilaçları ile ilgili olarak basında “utangaçlık ilacı bulundu” veya “kara sevdanın çaresi olan ilaç bulundu” gibi sansasyonel haberler çıkmaktadır. Bunların bilimsellikle, tedavi ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Tamamiyle ilacın kötüye kullanımıdır. Bu tip yayınlara itibar edilmemesi ve doktor önermedikçe bu ilaçların kullanılmaması gerekir.
Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 03:46
_PaPiLLoN_
4 Ağustos 2008 19:07   |   Mesaj #7   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Üniversite Öğrencilerinin depresyon haritası!

Abant İzzet Baysal Üniversitesi (AİBÜ) öğrencileri arasında yapılan araştırmada, sınıf seviyesi yükseldikçe depresyon puanının arttığı, kız öğrencilerin, erkek öğrencilere göre daha depresif olduğu belirlendi. AİBÜ Tıp Fakültesince, merkez kampüsteki 7101 öğrenciye uygulanan anketle ruhsal bozukluklar açısından tarama yapıldı.
Ad:  12.jpg
Gösterim: 39
Boyut:  11.1 KB

Prof. Dr. Cengiz Kılıç ve Yrd. Doç. Dr. Özden Arısoy’un önderliğinde psikolog ve araştırma görevlilerinden oluşan ekibin yürüttüğü "AİBÜ Öğrencilerinde Depresyon" araştırmasının "genel ve ilk sonuçlarına" göre, sınıf seviyesi yükseldikçe depresyon puanı artıyor. İki yıllık bölümdekilerin depresyon puanı en düşük, 6 yıl ve üstü gruptaki öğrencilerin ise en yüksek olduğu belirlenen araştırmada, Pamukkale Üniversitesi ve GATA’daki çalışmalarda da benzer bulgu saptandığı, ODTܒde ise 1. sınıflarda depresyon puanının daha yüksek olduğu dile getirildi.
Ayrıca AİBܒde kızlar, erkeklere göre "anlamlı olarak" daha depresif. Bunun, kadınlarda depresyonun erkeklerden daha fazla görüldüğü bulgusu ile uyumlu olduğu bildirildi.

DEPRESYON PUANI MÜHENDİSLİKTE EN YÜKSEK

Depresyon puanı, Mühendislik’te en yüksek iken, Tıp Fakültesi’nde en düşük çıktı. Eğitim ve İktisat Fakültesi öğrencilerinin bu puanları, Fen-Edebiyat Fakültesindekilerden "anlamlı olarak yüksek."
AİBÜ öğrencilerinin ortalama depresyon puanı 10.83 olarak bulundu. Araştırmada ODTÜ, Hacettepe, Cumhuriyet ve Pamukkale üniversiteleri ile GATA’daki taramalarda ortalama 13 puan iken, ABD’deki üniversite öğrencilerinde bu rakamın 7.6 olduğu vurgulandı.
Kızlarda depresyon puanı erkeklerden yüksek. GATA ve Kanada’daki çalışmalarda da kız öğrencilerde depresif belirtiler yüksek bulundu.
Araştırmaya göre, "stresli yaşam olayı" sayısı, okuldaki yıl sayısına bağlı olarak artıyor. Bu sayı, yaş artıkça da artıyor.
Depresyon gelişimi açısından en güçlü belirleyicinin özellikle "son 1 yıldaki yaşam olayları" olduğu belirlendi.

DEPRESYON, SOSYAL DESTEK VE DİNDARLIK İLİŞKİSİ

Araştırmada, depresyon düzeyleri ile öğrencilerin kendi bildirimine göre sosyal destek algısı ve dindarlık düzeyi ilişkisi de incelendi.
Kız öğrencilerin ve ailesiyle beraber yaşayanların "dindarlık puanları" daha yüksek çıkarken, erkeklerin ve ailesiyle yaşamayanların sosyal desteğinin daha yüksek olduğu görüldü.
Dindarlık puanı, Sağlık Yüksek Okulu’nda en yüksek, Tıp’ta en düşük. Bu puanın en yüksek 1. yıl öğrencilerinde, en düşük 6 yıl ve üstü okuyanlarda olduğu belirlendi.
Sosyal destek puanı ise en düşük Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu, en yüksek Fen-Edebiyat Fakültesi öğrencilerinde tespit edildi. Bu puanın, 2 yıllıklarda en yüksek, 6 yıl ve üstü okuyanlarda en düşük olduğu belirlendi.
Analizde, "Ailesiyle yaşayanların daha dindar olmasının, geleneksel aile yapısıyla", "Aileden ayrı yaşayanların sosyal destek algısının daha yüksek olmasının, yaşam koşulları gereği sosyal alışkanlıklarının farklılaşması ve arkadaşları ile daha fazla zaman geçirmesiyle" ilgili olabileceği belirtildi.
Analizde şöyle denildi:
"Depresyon düzeyi, dindarlık düzeyi ile negatif yönde ilişkilidir. Literatürde bu konuda uzlaşma yoktur. Depresyon düzeyi, sosyal destek algısı ile negatif yönde ilişkilidir. Bu bulgu literatürle uyumludur. Yani sosyal destek arttıkça depresyon azalmaktadır. Sosyal desteğin ruhsal hastalıkları önleyici etkisi bilinmektedir."
Anketlerde depresyonu olduğundan şüphelenilen öğrenciler, tam tanıya ulaşılabilmesi amacıyla AİBÜ İzzet Baysal Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğinde muayene edildi. 37’si erkek, 48’i kız toplam 85 öğrencinin 30’unda majör depresyon tespit edildi.

-EN YAYGIN RUHSAL BOZUKLUK DEPRESYON-
Araştırmada, üniversite çağının, yaşamın önemli bir parçasını oluşturduğu, ergenlik dönemi gibi bir yaşam krizinin hemen ardından başladığı vurgulanarak şöyle denildi:
"Buna ek olarak farklı bir ortam ve çevresel değişiklikler de genci zorlamakta ve değişik problemlerle yüz yüze getirmektedir. Bu problemler öğrencilerin akademik, sosyal, kişisel ve ruhsal yaşantılarını önemli düzeyde etkileyebilmektedir. Ülkemizdeki saha araştırmalarında tespit edilen en yaygın ruhsal bozukluk depresyondur."
1997’de toplumda klinik depresyonun hayat boyu tekrarlanma sıklığının yüzde 10 dolayında olduğu, üniversite öğrencilerinde de depresyonun sık rastlanan bir bozukluk olduğu vurgulandı.
Öğrencilerdeki depresif ruh hali, dikkatini toplayamama, halsizlik, isteksizlik, uyku bozuklukları gibi belirtilerin ders başarısı için gerekli işlevi olumsuz etkilediği kaydedildi. Ders başarısının düşmesinin de depresif belirtileri arttırabileceği dile getirildi.
Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 03:47
14 Eylül 2008 18:16   |   Mesaj #8   |   
Valeria - avatarı
VIP Çilekli

Mevsimsel Depresyon


Kimilerimiz bahar aylarının ilk zamanlarında kendimizi mutsuz, bitkin ve endişe içinde buluruz. Bunun sebebi mevsimsel depresyondur. Birçok kişi bahar ayı ile beraber kendilerini çok farklı bir mod içinde bulabilir ve günlük aktivitelere odaklanamaz hale gelebilir. Bunun sebebi mevsimsel depresyondur ve hemen hemen her mevsim geçişinde meydana gelir. Kişiler bu durumun farkında olmamakla beraber sorunu başka yerlerde arar ve çevrelerindeki insanlar için tahammül edilemez kişilere dönüşebilirler.
Ad:  8.jpg
Gösterim: 41
Boyut:  25.6 KB

Peki depresyonda olduğunuzu nasıl anlayacaksınız? Çok kolay… İlkbahar mevsimine geçiş yapıyoruz ve yakında havalar ısınmaya başlayacak. Heryer günlük güneşlik olmasına rağmen içinizde sebebini bilmediğiniz bir mutsuzluk hissederseniz yada hergün yaptığınız rutin işleri yapmak zor hale gelir ve kendinizi endişeli ve bazen sinirli hissederseniz, malesef bu durum siz için geçerli oldu demektir. Enerjiniz emilmiştir ve akılınızdan uyumaktan başka hiçbir şey geçmez hale gelmiştir. Bu durum genelde 30-40 yaş arası bayanlarda karşılaşılan bir durumdur ama erkeklerde de rastlanılır.

Dr. Aslı Akkan Eylül ayı sonu gibi başlayıp nisan ayında biten Mevsimsel Depresyon(Seasonal Affective Disorder), erkeklere oranla daha çok kadınlarda görülüyor. Ekvatordan uzaklaştıkça semptomlarının arttığı görülen SAD, 17 – 25 yaş aralığında daha çok görülüyor.

Yapılan araştırmalar ABD’de 10 milyondan fazla kişinin her sene bu rahatsızlıkla karşılaştığını Mevsimsel Depresyo’nun farklı kentlerde, farklı iklimlerde yaşayan milyonlarca insanı etkilediğine işaret ediyor. Yine yapılan araştırmalar kadınların erkeklere oranla daha fazla SAD tanısı aldığını ve ekvatordan uzaklaşıldıkça semptomların arttığını gösteriyor. 17 – 25 yaş arası görülme sıklığının daha fazla olduğu biliniyor. Her ne kadar SAD deneyimleyen hastaların çoğu unipolar(tek uçlu) depresyon tanısında iseler de 20% sinin bipolar(iki uçlu) mizaç bozukluğuna sahip oldukları ve manik/hipomanik ataklarının da bulunduğu gözlemleniyor.

Mevsimsel depresyonun belirtileri arasında; mutsuzluk, ümitsizlik, isteksizlik, değersizlik hissi, uyku düzensizliği, enerjisizlik ve çabuk yorulma, iştah değişikliği(azalması veya artması), gerginlik, karamsarlık ve hatta ölme isteği sayılabilir. ABD’de yapılan bir araştırma SAD tehşisi konulan hastalarının 6% ile – 35% arasının hastane yatışına ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.
Mevsimsel Depresyo’nun her ne kadar tam sebebi bilinmiyorsa da, çeşitli hipotezler öne sürülmektedir.

Melatonin: Beyindeki epifiz bezi melatonin hormonu üretir. Hormon üretimi karanlık oratamlarda artmaktadır. Melatonin hormonu insanın fiziki hareketlerini yavaşlatan, uykulu ve bitkin yapan doğal bir sakinleştiricidir. Günlerin kısalması ve güneş ışığının azalması melatonin üretimin arttırarak kişiyi daha az enerjik, yorgun, ve isteksiz yapar. Bu da Mevsimsel Depresyona yol açabilir.

Seratonin: Kış ayları ile birlikte vücuttaki seratonin üretiminin azalmasının mevsimsel depresyona sebep olabileceği öne sürülmektedir.

Genetik Faktörler: Mevsimsel depresyonun genetik köklerinin olabileceği kişinin ebeveynlerinden birinde mevsimsel depresyonun olmasının kişinin de SAD yaşama oranının 7 de 1 kadar arttırdığını gösteren çalışmalar vardır.

Mevsimsel depresyonunun önüne geçebilmek için özellikle çalışma ortamlarında gerekli ışık ihtiyacının karşılanması, ortamın ısı ayarının kontrol altında tutulması, kişinin gün boyu güneş ışığıyla temasının maksimumda olabileceği aktivitelerde bulunması (sabah saatlerinde yapılacak yürüyüşler gibi), uyku saatlerinin mümkün olduğunca düzenli tutulması vb. Tüm bunlara rağmen semptomların devam etmesi ve/veya artması halinde ise bir uzmandan yardım alınması önerilir

Bu durumdan nasıl kurtulabilirsiniz?
Bu durumdan kurtulmak istiyorsanız hemen beslenme tarzınızı değiştirmeniz ve spor yapmaya başlamanızı öneririz.

Beslenme
Hemen hemen her yazımızda dengeli ve sağlıklı beslenmenin önemini vurguluyoruz. Kişilerin en çok hataya düştüğü nokta bu oluyor ne yazık ki. Birçok yöntem denemelerine rağmen sağlıklısız beslenmeyi bırakmadıkları için diğer uyguladıkları yöntemlerden de hiçbir sonuç alamıyorlar. Kendinizi mutsuz hissettiğiniz bu dönemlerde, hafif ve sağlıklı beslenmeye yönelmeniz sizi pozitif yönde etkileyecektir. Vitamin ve sıvı ağırlıklı hafif yemekler yemenizi öneririz. Zaten yorgun ve enerjisiz bir halde olacağınız için ağır yemekler sizi daha da bitkin bir hale sokacaktır. Tavsiyemiz : Bol meyve tüketin!

Günışığı ve Egzersiz
Güneş açtı ve kış aylarındaki o sıkıcı ve karamsar hava gitti. Kendinizi mutlaka fırsat buldukça dışarı atın. Bol yürüş ve egzersiz yapın. Evde yapacağınız sporu dışarıya taşımaya çalışın. Bu dönemde kendinizi yorgun hissedeceğiniz için spor yapma isteğiniz hemen hemen hiç olmayabilir ancak bu durumun üstesinden gelmelisiniz. İnanın egzersiz yaptıkça enerjiniz yerine gelecektir. Ayrıca unutmayalım ki bu dönemdeki miskinliğiniz size kilo olarak geri dönecektir. Yaz aylarında istenmeyen kilolarla karşılaşmamak için egzersiz yapmayı ertelemeyin.

Atipik Depresyon Nedir?


Daha çok genç yaştaki hastalarda görülür. Atipik depresyon yanı sıra madde bağımlılığı ve panik bozuklukda oluşabilir. Bu depresyon türünün ilaçla tedavisi gerekmektedir.
Eskiden maskeli depresyon olarakta adlandırılırdı. Duygulanım sürekli çökkün olmayabilir, bazen yaşanan ortama uygun olarak duygulanımda dalgalanmalar, neşelenme görülebilir. Hastada iştah artışı ve kilo alımı olabilir. Fazla uyuma görülebilir. Bedensel uğraşılarda artma olabilir. Bu hastalar sürekli ağrılarından sızılarından yakınırlar, doktor doktor dolaşır ağrılarının nedenini bir türlü bulamazlar. Ani bayılmalar olabilir, bayılmalar genelde uzun sürelidir ve sıklıkla kalabalıkta olur, sıkılınca bayılmalarda artma görülür. Bu insanlar genelde reddedilmeye karşı aşırı duyarlıdırlar ve reddedildikleri zaman şiddetli tepki gösterirler. Bu nedenle sıklıkla aile, arkadaş ilişkileri ve iş yaşamlarında sorunlar ortaya çıkar
Atipik depresyonlar ikiye ayrılır. A tipi, anksiyete ve gerginliğin ön planda olduğu, bedensel belirtiler, fobiler, panik atakları içeren tiptir. Genelde anksiyete bozukluklarına benzer.
V tipi, uyku, iştah, kilo ve li­bido artışı gibi zıt belirtiler ve akşam kendini kötü hissetmeyle karakterizedir. V tipi denilen depresyonlar, günümüzde yaygın kullanılan atipik tanımına daha çok uymaktadır. Bu bireylerde, reddedilme duygularına bağlı fırtınalı ilişkiler, bu anlamda reddedilme ve eleştiriye karşı tepki olarak önemli sorumlulukların sık sık ihmal edilmesi ve red olunacağı korkusu ile romantik ilişkilerden kaçınma söz konusudur. Hafif depres­yonlarda, antidepresandan çok psikoterapi önerilir. Atipik özellikler ka­dınlarda 2-3 kat daha sık bulunur. Atipik depresyonda, olumlu olay ve yaşantılara olumlu tepki verme de önemli bir özelliktir.

Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 03:47
9 Ekim 2008 15:36   |   Mesaj #9   |   
Valeria - avatarı
VIP Çilekli

Erkeklerde Depresyon


Depresyonun kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de, içe kapanıklık, asosyallik olarak dışa vuracağını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Depresyon erkeklerde genellikle kızgınlık ve öfke ile maskelenmiş şekilde açığa çıkıyor.
Erkekler depresyondan düşündüğümüzden çok daha fazla muzdaripler. Kanada'da yapılan bir araştırmaya göre; işsiz yedi erkekten birinin altı ay içinde depresyona girmesi kuvvetle muhtemel. Erkeklerin kadınlardan 3 kat daha fazla intihara meyilli olduğu da bilinen gerçekler arasında.
Ad:  6.jpg
Gösterim: 40
Boyut:  5.3 KB

Ancak çoğu zaman erkeklerde depresyon teşhisi koymak ve yardım almalarını sağlamak hiç de kolay olmuyor. "Erkekler kolay kolay yardım talep etmiyorlar." diyor Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü (NIMH) Müdürü Thomas Insel ve "Bu Y kromozomunda bulunan bir genden kaynaklanıyor olsa gerek." diye ekliyor.

Depresyonda Cinsiyet Farkı


Yıllardır, en temel bilgilerimiz, kadınların erkeklerden iki kat daha fazla depresyona girdiği şeklindeydi. Ancak son çalışmalarla bu durum uzmanlar tarafından inceleme altına alındı ve şimdiye kadar depresyona girdiği tespit edilen erkeklerin raporları incelenmeye başlandı. Uzmanların ezber bozacak olan sorusu şu: erkekler kadınlar kadar çok depresyona giriyorlar mı?
McLean Hastanesi Erkekler Merkezi Müdürü aynı zamanda Harvard psikologlarından William Pollack bu yerleşik yargıya karşı -yani depresyon konusundaki cinsiyet farkı konusunda- bir çalışma yönetiyor. Pollack depresyona giren erkek sayısının kadınlarınkine eşit olduğunu savunuyor. "Bunu anlamak için intihar oranlarına bir bakın yeter" diyor Pollack ve ekliyor: "Erkeklerin intihar sayısı kadınlarınkine oranla 4/1 daha fazla. Bu oran depresyona giren erkeklerin sayısının düşük olduğunu söyleyenlere ne denli yüksek olabileceğinin bir ispatıdır." dyor.

Erkeklerin Depresyonu Farklı Görünüyor


Çünkü bu bozukluğun başlangıcında "Erkekler hisleri konusunda; üzüntülü mü, depresif mi, sıkıntılı mı olduklarına dair konuşmuyorlar." diyor Iowa Üniversitesi psikologlarından ve "Erkeklerle Derinlemesine Psikoterapi" isimli kitabının yazarlarından olan Sam Cochran. "Erkekler genel itibariyle işle ilgili ve performanslarına yönelik şikayetlerde bulunuyorlar. Halbuki erkekler çabuk kızabilen ve ayrıca öfkeye meyilli kişilerdir. Bunlar depresyonun ciddi ciddi göstergesidir aslında. Fakat bu duygular klasik tanının bir parçası olmadığı için pek çok doktor bu ayrıntıyı gözden kaçırıyor." diye ekliyor Sam Cochran.

"Erkekler rahatsızlık hislerini dışa vurmaya meyillidirler-içlerine atmazlar" diyor Kaliforniya Redlands Üniversitesi psikologlarından ve "Erkeklerle Derinlemesine Psikoterapi" kitabının bir diğer yazarı olan Fredrich Rabinowitz ve devam ediyor: "Erkekler kendilerini kötü hissettiklerinde; evde aile fertleriyle ya da iş yerinde arkadaşlarıyla kavga etmeye, tartışmaya başlıyorlar. Çünkü erkekler işlerine ve alışkanlıklarına takıntılıdırlar ve bu noktalarda kendilerini deşarj ederek rahatlayabiliyorlar. En önemlisi de erkekler iç huzursuzluk yaşadıklarında içkiye ve uyuşturucuya yöneliyorlar ki bu da çok önemli bir nokta gerçekten..."

Hormonların Rolü Olabilir mi?
Erkekler hormonal değişimler sonucu depresyona girmezler ve bu kadınlara has bir durum olarak bilinir. Fakat son zamanlarda uzmanlar testosteron seviyesindeki değişimlerin erkeklerin ruh halini etkileyip etkilemediğini araştırmaya başladı. Şu an itibariyle bulgular oldukça çelişkili, dolayısıyla bu çalışmada henüz bir netliğe varılamadı.

Diğer Teoriler
Bazı araştırmacılar depresyon konusunda kadınları ve erkekleri aynı genlerin etkilemediğini düşünüyorlar. Virginia Cumhuriyet Üniversitesi'nden psikiyatrist Kenneth Kendler de bu düşünceyi destekler mahiyette şunları söylüyor: "Erkeklerde belli etkiler gösteren genler kadınlarda aynı etkileri göstermeyebilir. Kadınlarda etkili olan bazı genler de erkeklerde aynı etkilere neden olmayabilir."

Bu konudaki şüpheler dolayısıyla erkeklerde ve kadınlarda depresyona sebep olan genlerin hangi genler olduğu bir grup araştırmacı tarafından araştırılmaya devam ediliyor.

Öyle ya da böyle, hiç şüphe yok ki erkekler istatistiklerin gösterdiğinden çok daha fazla depresyondalar. Kadınlar depresyonda girdikleri kadar erkekler de depresyona girmektedirler ve uzmanların da hem fikir olduğu gibi erkekler, uzun süre yardım almadan depresyonla baş etmeye çalıştıkları için bu durum hayatlarına ciddi anlamda zararlar verebilmektedir.

Neyse ki, tedavilerde büyük oranda cinsiyet körlüğü var. Yani tedaviler ve ilaçlar erkek-kadın ayırımı yapmıyor. Yine de Amitriptline ve imipramine gibi eski ilaçlar kadınlarda erkeklerden çok daha etkili olmasına rağmen, Prozac ve buna benzer yeni antidepresanlarda böyle bir ayrım yok. Bununla beraber birçok çalışma kadınlar için de erkekler için de eşit miktarda iyi sonuçlar veren muhtelif psikoterapi teknikleri bulunduğunu göstermektedir.

Elimizdeki raporlara göre depresyona giren kadınların erkeklere oranı çok daha az olduğundan depresyon genellikle bir "kadın hastalığı" olarak düşünülür. Oysa erkeklerde depresyon , farkına vardığımızdan daha yaygın olabilir.

Pek çok erkek karamsarlığı erkekliğine yakıştıramadığı için durumunu gizlemeye çalışır. Ve başarır da: Ülke çapındaki araştırmalara göre, psikiyatrist dışındaki hekimler, erkeklere depresyon tanısı koyma konusunda 70 oranında yanılırlar.

Ne varki , Amerikan Psikiyatri Birliği in son yıllık toplantısında , erkeklerde depresyonun gizli kalmasının bir nedeni , onların bu rahatsızlığı kadınlardan farklı ifade etme eğilimleri olabiliceği belirtilmiştir.

Araştırmaya göre kadınlar üzüntüyü genellikle içine atarken, erkekler dışa vurur. Depresyondaki kadınlar sorunları hakkında konuşur ve dışarıdan yardım isterken, depresyondaki erkekler içlerindeki acıya karşı daha dayanıksızdırlar ve rahatlamak için bir eyleme veya maddeye dönerler. Erkeklerde depresyon, depresyondan kaçmak için kullandıkları savunular kadar açık değildir.Buna "örtülü ya da maskeli depresyon" deriz. Örtülü depresyonun başlıca üç belirtisi vardır. İlk olarak, erkekler alkol ya da uyuşturucu kullanarak, aşırı çalışarak ve ya evlilik dışı ilişkiler kurarak acıdan kaçmaya çalışırlar. Kendilerini dışarıdan soyutlar, sevdiklerinden uzaklaşırlar. Ayrıca kızgınlık ve şiddetle, ani çıkışlar da yapabilirler.

Depresyonun nedenleri kadınlarda ve erkeklerde farklılık gösterir. Depresyondaki kadınlar kendilerini sıklıkla güçsüz hissederlerken, depresyondaki erkekler, gereksinimlerinden ve diğer insanlardan koptuklarını duyumsarlar. Bu tutum, çocuklukta, erkek çocuklara annelerinden, duygularından ve kırılganlıklarından uzaklaşmaları öğretildiği zaman başlar.

Burada anahtar, yeniden bağlanmaktır. Tedavi öncelikle, gizli durumun ele alınabilmesi için, şiddet içeren ya da kişinin kendi kendine iyileştirmek için başvurduğu davranışların yani alkolizmin, evlilik dışı ilişkinin, işkolizmin çözülmesini gerektirir. Ama erkeklerde depresyonun nihai çaresi, yeniden bağlantı kurmaktır. Erkek depresyonunun kökeninde , stoacılığı ideali ve onu izleyen soyutlanma vardır. Bu durumda depreyona en kalıcı çözüm, yakınlarıyla bağlarını yeniden güçlendirmektir.
Kaynak: Psikolog Esin AŞKIN
Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 03:47
_PaPiLLoN_
25 Ağustos 2009 20:50   |   Mesaj #10   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Depresyon

ÇÖKKÜNLÜK (DEPRESYON) DÖNEMİ

Çökkünlük; derin üzüntülü, bazen de hem üzüntülü hem bunaltılı bir duygu durumla birlikte düşünce, konuşma, devinim ve fizyolojik işlevlerde yavaşlama, durgunlaşma ve bunların yanı sıra değersizlik, küçüklük, güçsüzlük, isteksizlik,karamsarlık,duygu ve düşünceleriyle kendini gösteren bir sendromdur.

Belirtiler ve Bulgular
Sponsorlu Bağlantılar
  • Genel görünüm ve dışa vuran davranış: -Belirgin yüz çizgileri, Omuzlar çökük, Kendine bakımda azalma, Durgunluk, yavaşlama, Sıkıntı ve tedirginlik yerinde duramama
  • Konuşma ve ilişki kurma:-Alçak sesli ve yavaş konuşma, -Mutizm(ağır durumlarda), -Duygusuz gibi görünme(duygusal donukluk)
  • Duygulanım: Çökkün duygudurum(derin üzüntü, iç acısı), sık ve kolay ağlama, bunaltı(özellikle sabahları), tedirginlik, sinirlilik,isteksizlik ve zevk alamama(anhedoni)
  • Bilişsel yetiler: -Bilinç açık(çok ağır durgun, uyuşuk depresiflerde bazen bilinç bulanıklığı izlenimi olabilir), Yönelim tam(zaman, yön ve kişiye yönelim bozukluğu yok), Dikkat ve konsantrasyonda azalma, Unutkanlık(gerçek bir bellek bozukluğu değildir. Ağır üzüntü, sıkıntı ve dikkat azalmasına bağlıdır.
  • Algı: Genellikle algı bozukluğu görülmez, Seyrek olarak suçlayıcı, aşağılayıcı türden işitsel varsanılar olabilir(genel duygu durumuyla uyumlu), Bazı hastalarda depersonalizasyon, derealizasyon
  • Düşünce içeriği: Düşünce hızı yavaşlamıştır. Çağrışımların düzeninde bir bozukluk yoktur. Düşünce içeriği geçmiş pişmanlıklar, acı veren olumsuz anılar, gelecek korkusu ile doludur. Çaresizlik, umutsuzluk, karamsarlık, kendını suçlama eğilimi vardır. Değersiz(özsaygıda azalma),işe yaramaz olduğu düşünceleri, Özkıyım düşünceleri (suçlanma, değersizlik, işe yaramazlık düşünceleri nedeniyle cezayı hak etmiş hisseder), Ağır durumlarda kötülük görme sanrıları olabilir. Hipokandriyak uğraşlar ve bedensel yakınmalar(özellikle orta yaş depresyonlarının başlangıç döneminde)
  • Devinim: Psikomotor yavaşlama(reterdasyon), Aşırı tedirgin hareketlilik, yerinde duramama(psikomotor, ajitasyon)
  • Bedensel ve Fizyolojik Belirtiler: -Enerji azlığı, çabuk yorulma, Uyku bozukluğu, İştah değişikliği, Cinsel isteksizlik
DSM- IV’DE MAJOR DEPRESİF DÖNEMİN TANI ÖLÇÜTLERİ
Aşağıdaki belirtilerden en az 5’inin en az 2 hafta süreyle hemen her gün olması gerekir
  • 5 belirtiden 1’inin1. veya 2. madde olması gerekir.
  • Bu belirtilerin günlük sosyal ve mesleki işlevleri etkileyecek ya da belirgin sıkıntı verecek şiddette olması gerekir.
  • Madde kullanımına ya da genel bir tıbbi duruma bağlı değildir.
  • Bu belirtiler yasla açıklanamaz.
BELİRTİLER
  1. Çökkün bunaltılı duygudurum, günün büyük kısmında ve hemen hemen her gün
  2. Her günkü faaliyetlere karşı isteksizlik, ilgilerde azalma, önceden zevk aldığı şeylerden zevk alamama
  3. Uykusuzluk ya da aşırı uyku
  4. Psikomotor yavaşlama ya da ajitasyon (huzursuzluk)
  5. İştah azalması ve kilo kaybı ya da iştah ve kilo artışı
  6. Enerji azlığı, çabuk yorulma
  7. Olumsuz benlik kavramı, yetersizlik, değersizlik düşünceleri ve suçluluk duyguları
  8. Düşüncede yavaşlama, dikkatini bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinde azalma ya da karamsarlık
  9. Yineleyen ölüm ve intihar düşünceleri

Mustafa Çelik
Pamukkale Üniversitesi
Rehberlik ve Psikolojik Danismanlik Anabilim Dali

Son düzenleyen Safi; 19 Haziran 2016 00:19
Cevap Yaz