Arama

Sanat Akımları - Akademik Sanat (Akademizm)

Güncelleme: 28 Ekim 2009 Gösterim: 9.493 Cevap: 0
ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
28 Ekim 2009       Mesaj #1
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Akademik Sanat (Akademizm)
Akademi, Eski Yunanda, Atina'da Platon'un öğrencilerine ders verdiği bir ağaçlık yerdir. Sonraları bu isim, ilim kurumu anlamına akademya alarak değiştirilmiştir. Bu. günkü anlamı altında Güzel Sanatlar Akademileri ve diğer akademiler anlaşılmaktadır. Akademi aynı zamanda çıplak modelden yapılan çalışmalara da denmektedir.
Sponsorlu Bağlantılar
Akademi geleneklerine sıkı sıkıya bağlılık; Klasik kurallardan ayrılmama olarak da tanımlanan Klasik akademi kuramı ve eğitiminde, sanatın uygulanması ve değerlendirilmesi ya da sanat beğenisinin geliştirilmesiyle ilgili her şeyin akılcı bir çerçeve içine alınabileceği düşüncesi temeldir. Sanat, akılcı ilkeler aracılığıyla öğretilip incelenebilir. Akademizm sözcüğü bu anlayışın olumsuz yanlarını vurgulayan bir anlam taşır. Romantik anlayış, sanatçının, yapıtlarını öğretilemeyen ve kurala bağlanamayan bir esin ışığında yarattığını ileri sürerek, akademizme karşı çıkar.
Sanatçı ve zanaatçı ayrımının henüz yapılmadığı ortaçağda, lonca ve atölyeler bir anlamda eğitim kurumu işlevi görmüş, "akademi" terimi ilk kez Rönesans İtalya'sında ortaya çıkmıştır. Terim, Platon'un M. Ö. yaklaşık 387'de Atina yakınlarındaki bir zeytinlikte felsefe dersleri verdiği Akademeia'dan kaynaklanmış ve 15. yy.ın ortalarında İtalya'da Platonculuk'un yeniden gündeme gelmesiyle Rönesans döneminde bütün felsefe ve edebiyat çevreleri bu adla anılmıştır. 16. yy. içinde daha biçimsel bir tanım kazanan "akademi"lerin etkinlik alanlarının genişlemesi ve Michelangelo ile Leonardo Da Vinci'nin, atölyelerin sanatsal özgürlükten çok uygulamaya önem vermesine karşı çıkarak, sanatçı ve zanaatçı ayrımı içinde sanat eğitiminin usta-öğrenci ilişkisi bağlamında yalnızca akademi kavramı içinde çözülebileceğini vurgulamalarıyla ilk sanat akademileri ortaya çıkmıştır. Edebiyat akademileri örneğinden hareketle önceleri teknik ve kuramsal tartışmalar için bir sanatçı çevresinde toplanan gruplara akademi denmiştir. Sanatçı adıyla anılan bu akademilerin öncüsü, heykelci Bertoldo di Giovanni'nin (yaklaşık 1420–91) Floransa'da Lorenzo de Medici için yaklaşık 1490'da San Marea Bahçesi'nde oluşturduğu okuldur. Bunu Leonardo da Vinci'nin Lodovico il Mora'nun Milano'daki sarayında, Baccio Bandinelli'nin de (1488–1559) 16. yy. ortalarında Vatikan Sarayı'ndaki Belvedere'de kurduğu iki akademi izlemiştir. İlk gerçek akademiyse 1563'te Floransa'da, Cosimo de Medici tarafından kurulan Desen Akademisi'dir (Accademia del Disegno). Vasari'nin çabalarıyla oluşturulan ve yöneticiliğine Dük Cosimo'yla birlikte Michelangelo'nun getirildiği bu akademinin amacı, sanatçıları loncaların katı denetiminden kurtarmak ve onların toplumsal statüsünü yükseltmekti. Amatör sanatçıların ve kuramcıların da üye olabildiği kurumun 36 sanatçı üyesi vardı. Atölye çalışmalarının yanı sıra geometri ve anatomi üzerine konferansların verildiği, ama belirli bir eğitim programının uygulanmadığı Desen Akademisi, kısa bir süre içinde ünlü sanatçıların üye olduğu bir tür loncaya dönüşmüş, 1570 ve 80'lerde yapılan iyileştirme girişimleri de bir sonuç vermemiş, akademi yaklaşık 1600'den sonra etkinliğini giderek yitirmiş, ancak 1640 dolayında yeniden bir canlanma dönemi yaşamıştır. 1543'te Roma'daki Pantheon'da kurulan Ustalar Akademisi'ne (Accademia dei Virtuosi) dönemin pek çok ünlü sanatçısı katılmıştır. Temelde dinsel bir amaç güden kurumun tek sanatsal etkinliği, Aziz Yusuf yortusunda Pantheon'da düzenlediği yıllık sergilerdi. Öte yandan, Carracci'ler 1586'da Bologna'da Accademia degli Incamminati'yi kurmuşlardı. Ama İtalya'da, Desen Akademisi'nden sonra bu alandaki ikinci önemli girişim, 1593'te Roma'da Kardinal Federigo Borromeo'nun koruması altında kurulan Aziz Luka Akademisi (Accademia di S. Luca) olmuştur. Zuccaro'nun başkan olduğu ve onun ilkeleri çerçevesinde gelişen bu akademinin de amacı Floransa'dakinden pek farklı değildi ve uzun süre loncaya karşı mücadele vermişti. VIII. Urbanus'un (papalık dönemi 1623–44) papa olduktan sonra akademiyi loncanın üzerinde bir kurum olarak ilan etmesiyle gelişmeye başlayan Aziz Luka Akademisi, ünlü İtalyan sanatçıların yanı sıra Roma'da çalışan yabancı sanatçılara da açıktı. Aziz Luka Akademisi 17. yy. boyunca Fransız Kraliyet Resim ve Heykel Akademisi'ne paralel bir gelişme izlemiştir. Aynı dönemde İtalya'daki bir başka akademiyi de gene Kardinal Federigo Borromeo 1620'de Milano'da kurmuş, ancak bu akademi de Borromeo'nun ölümünden (1631) sonra varlığını sürdürememiştir. Söz konusu kurumların yanı sıra, Carracciler örneğinde olduğu gibi, bir sanatçının atölyesinde sanat tartışmaları için bir araya gelen sanatçılar bu dönemde de akademi olarak anılmaya devam etmiştir. İtalya'da 18. yy.ın ortasında artık loncalar etkinliğini bütünüyle yitirmiş, sanat beşeri bilimlerin bir kolu olan "özgür sanatlar" (artes liberales) içine dâhil edilmiştir. İtalya'da 1748–86 arasında çeşitli kentlerde peş peşe onun üzerinde akademi kurulmuştur.
Fransa'da ilk sanat akademisi 164S'de Paris'te kurulan Kraliyet Resim ve Heykel Akademisi'dir (Academie Royale de Peinture et de Sculpture). Ancak bu akademi de, İtalya'da görüldüğü gibi uzun süre loncalarla mücadele etmek zorunda kalmış, 1655'te statüsü Fransız Akademisi'yle (Academie Française) eşdeğer kılınınca bir anlamda loncaları etkisizleştirmekle birlikte, ancak 1661'den sonra, XIV. Louis döneminin (1643–1715) maliye başmüfettişi Jean-Baptiste Colbert'in desteği ve C. Lebrun'ün yönetimi altında gelişme göstermiştir. "Akademik Sanat" kavramı da ilk kez bu sıralarda biçimlenmeye başlamıştır. Bu tarihten sonra Kraliyet Akademisi kısa sürede ilkelerini ve resmi standartlarını belirleyerek eğitim ve sergiler üzerinde bir tekel oluşturmuş, sanatçıların mesleki gelişimleri üzerinde etkili olmaya başlamıştır. Sanatta akademizm olgusu, Aydınlanma çağı'nın akılcılığını yansıtıyordu. Anlatım kuramı bile duyguların akılcı ve mantıklı bir biçimde görselleştirilmesi kuralı üzerine kurulmuştu. Yetenekli öğrencilerin İtalya'daki antikçağ kalıntılarını inceleyebilmeleri için 1666'da Roma'da bu akademiye bağlı bir Fransız Akademisi (Academie de France) kurulmuş ve 1684'ten başlayarak Roma Ödülü'nü kazanan öğrenciler, akademinin kapandığı 18. yy.a değin üç ya da dört yıllık bir eğitim için buraya yollanmıştır. XIV. Louis döneminde (1643–1715) 1671'de Kraliyet Akademisi içinde Poussinciler ve Rubensciler olarak anılan iki grup arasında yaklaşık 20 yıl sürecek olan yoğun tartışmalar çıkmışsa da, Fransa'da bu akademinin sanat üzerindeki egemenliği sürmüştür. 1677'de Lyon'da açılan Akademik Okul (Ecole Academique) ile Rouen ve Bordeaux'da açılan sanat okulları, akademinin şubeleri gibi işlev görmüş, ama uzun süreli olamamışlardır. Paris'te 1671'de bir de Mimarlık Akademisi kurulmuş, bu akademi daha sonra Kraliyet Akademisi'yle birleşmiş, Fransız Devrimi'nden sonra 1793'te de Kraliyet Akademisi'nin kapatılmasıyla etkinlikleri son bulmuştur. Günümüzde Güzel Sanatlar Akademisi (Academie des Beaux-Arts) ya da Güzel Sanatlar Ulusal Yüksekokulu (École Nationale Superieure des Beaux-Arts) adıyla anılan eğitim kurumu ise 1816'da kurulmuştur. Fransa'da 18. yy.ın içinde çeşitli kentlerde 30 kadar akademi açılmıştır.
Almanya'da 1650–1750 arasındaki 100 yıllık dönem içinde beş akademi kurulmuştur. Bunlardan ilki 1674/75'te Nürnberg'de ressam Joachim von Sandart tarafından kurulmuş, okulda canlı modelden çalışma yöntemi benimsenmiş, ayrıca kısa bir süre mimari dersleri de verilmiş, ancak 18. yy.da Nürnberg'in önemini yitirmesiyle bu akademi de yok olmuştur. Augsburg'da 1710'da açılan belediye akademisi Von Sandart akademisini kendine örnek almış, ama 1779'da Paul von Stetten'in başa geçmesine değin önemli bir atılım yapamamıştır. Dresden'de 16S0'lerde ve 1697'deki akademi kurma girişimlerinin ardından ilk gerçek akademi 1750'de kurulmuştur. Bu akademilerin atölye niteliğine karşılık, Berlin'de 1697'de kurulan akademi ya da sanat okulu ile 1701'de kurulan (Akademie der Wissenscbajten) sarayın desteğine sahipti. Münih Akademisi de 1770'te açılmıştır. Viyana'da 1725'te Jacob van Schuppen tarafından kurulan akademi Fransız akademi geleneğini benimsemiştir. Almanya'da 18. yy. içinde 18 dolayında yeni akademi açılmıştır. Flandre'da (Belçika) ilk kez 1665'te Anvers'te kurulan akademi, öbür Avrupa ülkelerinin tersine loncalara karşı değil, loncanın bir uzantısı niteliğinde olmuştur. 1750'de Anvers Kraliyet Akademisi adını alan bu kurumdan başka Brüksel ve Brugge'da da akademiler açılmış, ama uzun ömürlü olamamışlardır.
İngiltere'deki ilk gerçek akademi 1724'te James Thornhill (1675–1734) tarafından kurulmuş olmakla birlikte bu tarihten önce de bazı girişimler olmuştur. Bu bağlamdaki ilk özel sanat okulu 1711'de Gadfrey Kneller'in (1649?-1723) Great Queen Sokağı'ndaki evinde açılmıştır. 1716'da başkanlık görevini devralan ThornhilI, Kneller'in ölümünden bir yıl sonra 1724'te St. James Sokağı'ndaki (Covent Garden) kendi evinde bir okul açmıştır. Sanatçının bu okulu Kraliyet Akademisi'ne dönüştürme çabaları sonuç vermemiştir. Dönemin bir başka girişimi de Louis Charron ve John Vandenbank'ın (etkinlik yılı/yılları 1689–1727) 1720'de St. Martin's Lane'de açtıkları okuldur. Hogarth, sanat eğitimini önce bu okulda, sonra da kızıyla evlendiği Thornhill'in okulunda yapmış; Thornhill'in ölümünden sonra 1735'te bu atölyedeki araç-gereçle St. Martin's Lane'de yeni bir okul açmıştır. St. Martin's Lane Akademisi olarak anılan bu okulda Reynolds, Roubilliac ve ABD'li ressam Benjamin West de (1738–1820) etkinlik göstermiştir. Akademi 1755'te Dilettanti Derneği'ne başvurarak Kraliyet Akademisi statüsüne geçmek istemişse de bu girişim de bir sonuç vermemiştir. Kraliyet Sanat Akademisi (Royal Academy of Art), 1765'te Kraliyet Beratı alan ve aralarında Chambers ve Paine'in de bulunduğu Büyük Britanya Sanatçılar Derneği'nin çabalarıyla ancak 1768'de kurulmuş ve Reynolds ilk başkan seçilmiştir. İngiltere'de 1753'te Glasgow'da, 1760'ta da Edinburgh'da birer akademi kurulmuştur.
İspanya'da 1752'de Madrid'de kurulan San Fernando Güzel Sanatlar Akademisi'ni Valencia (1753), Barselona (1775), Zaragoza (1778), Valladolid (1779) ve Cadiz (1789) akademileri izlemiş, Rusya'da da İmparatorluk Akademisi 1724'te St. Petersburg'da açılmıştır.
Akademilerin gücü, sanatçıyı, yaratıcı gücü zorla öğretilemeyecek ve dışarıdan denetlenemeyecek bireysel bir deha olarak niteleyen Romantik dönemde soruşturulmaya başlamıştır. Romantik sanatçıların (romantizm) büyük bölümü, 19. yy.ın ilk yarısında akademik sistem içinde etkinlik göstermiş olmakla birlikte, akademilerin hizmet ettiği burjuvaziyle aralarındaki anlaşmazlığın derinleşmesi üzerine kendilerini akademi dışında bulmuşlardır. Akademilere ilk büyük darbe, 1863'te Fransa'da, IIL Napolyon’un, resmi akademi sergilerine kabul edilmeyen sanatçılar için Reddedilenler Salonu'nu (Salon des Refuses Salon Sergileri) oluşturmasıyla gelmiştir. İzleyen yıllarda izlenimci sanatçıların (izlenimcilik) akademi çevresinde sergi açmamalarına karşın, eleştirmenlerden olumlu eleştiriler almaları akademi sorununu bir kez daha gündeme getirmiş, bu gelişmeler akademilerin daha liberal bir tavır benimsemesine yol açmıştır. Yeni sanat okullarının açılmaya başlamasıyla da akademilerin tekeli yavaş yavaş yıkılmıştır. 20. yy.a gelindiğinde Paris'te resmi sanat okullarının dışında 20'den fazla akademi ya da özel sanat okulu vardı. Gerek Güzel Sanatlar Akademisi'ne girişin zorluğu, gerek II. Dünya Savaşı'na değin eğitimin gelenekçi çizgide sürdürülmesi sonucu Avant-Garde sanatın gelişmesinde özel akademiler etkili olmuştur. Bu özel kurumlar içinde Paris'te kurulanlar, Caniere, Julian, Ransom ve Suisse akademileridir.
Carriere Akademisi, 1898'de ressam Eugene Carriere (1849–1906) tarafından kurulmuştur. Belirli bir eğitim programı yoktu, ama öğrenciler canlı modelden çalışma olanağına sahipti. Matisse, Derain ve Jean Puy (1876–1960) bu akademide tanışmış ve Fovizmin temellerini burada atmışlardır. 1860'ta Rudolph Julian tarafından kurulan Julian Akademisi, belirli bir akademik eğitim programı yürütüyor ve Güzel Sanatlar Akademisi'ne öğrenci yetiştiriyordu. 1880'lerin sonlarında Bonnard, Vuillard, Denis ve Vallotton gibi, Nabiler olarak anılan sanatçıların buluşma yeriydi. Matisse, La Fresnaye, Donuyer de Segonzac, Moreau, Jean-Louis Boussingault (1883–1943), Leger ve Derain bu akademide öğrenim görmüşlerdir. Sonraları yabancı öğrencilerin de kabul edildiği Julian Akademisi'nde Ratip Aşir Acudoğu, Ali Hadi Bara, Hüseyin Gezer, Şeref Akdik, Vecih Bereketoğlu, Mahmut Cuda, Cevat Dereli, Refik Epikman, Nazmi Ziya Güran, Ali Karsan ve Namık İsmail gibi Türk heykelci ve ressamları da yetişmiştir. 1908'de ressam Paul Ransom (1864–1909) tarafından kurulan ve yabancılara da açık olan Ranson Akademisi'nde Nabiler'den Serusier, Denis, Ker-Xayier Roussél (1867–1944) ve Bissiere ders vermiştir. Suisse adlı bir model tarafından kurulan Suisse Akademisi'nde de Carriere'de olduğu gibi belirli bir eğitim programı yoktu ama canlı modelden çalışılabiliyordu. Cézanne, 1860'Iarda Monet ve Pissarro ile burada tanışmıştır.

Türkiye'de Akademi
Türkiye'de ilk güzel sanatlar akademisi Osman Hamdi Bey öncülüğünde 1883'te Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi (resmi adı Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şahane) adıyla bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri içindeki Eski Şark Eserleri Müzesi'nin bulunduğu binada açılmıştır. O dönemde Ticaret Nezareti'ne (1886'dan sonra Maarif Nezareti'ne) bağlı olan ve 20 öğrenciyle açılan bu okulda resim, heykel, mimarlık ve hakkaklık (oymabaskı) dersleri verilmiştir. Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi, 1927-28'de Sanayi-i Nefise Akademisi, 1928–68 arasında Güzel Sanatlar Akademisi, 1968'den 1983'te Mimar Sinan Üniversitesi bünyesine alınana değin de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi adıyla anılmıştır. 1910'da Osman Hamdi Bey'in ölümünden sonra müdürlüğe kardeşi Halil Edhem Eldem getirilmiştir. Okulun başlangıçta yalnızca erkek öğrenci kabul etmesi, 1914'te İnas (Kız) Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurulmasına yol açmış, sırasıyla matematikçi Salih Zeki Bey, Mihre Müşfik, Ömer Adil ve Feyhaman Duran bu kurumda müdürlük yapmışlardır. Kısa bir süre Bezmialem Valide Sultan Mektebi (bugün İstanbul Kız Lisesi) binasında eğitim veren okul, daha sonra Gedik¬paşa'da sübyan mektebi olarak inşa edilen bir yapıya taşınmıştır. 1925'te kız ve erkek okulları birleştirilmiş ve eğitim erkeklerin öğrenim gördüğü Cağaloğlu'ndaki Lisan Mektebi'nde (bugün Pratik Kız Meslek Okulu) sürdürülmüş, ancak Gedikpaşa'daki okul da bütünüyle terk edilmemiştir.
Sanayi-i Nefise Mektebi 1916–26 arasında sırasıyla Lisan Mektebi'nde (1916–19; 1921–26), Şehzadebaşı'nda bir evde (Mayıs 1919-Mayıs 1920), Divanyolu'ndaki Gedikler Kâhyası Salih Efendi Konağı'nda (Mayıs 1920-Haziran 1920; Ekim 1920-Ekim 1921) eğitim vermiştir. 1926'da Fındıklı'daki eski Meclis-i Mebusan Binası'na taşınana değin kurumda sırasıyla Halil Paşa (1917–18), Nazmi Ziya Güran (1918–21; 1925–27), Ali Sami Boyar (1921) ve Cemil Bey (Cem; 1921–25) müdürlük yapmışlardır. Akademi binasının 1948'de büyük bir yangın geçirmesiyle eğitime Yıldız'daki Sağır ve Dilsiz Okulu'nda devam edilmiş, onarım bittikten sonra akademi, 1953'te yeniden Fındıklı'daki yerine taşınmıştır.
Akademinin 1883'te eğitime başladığı ilk yıllarda atanan hocalardan mimar Vallaury 25 yıl, ressam Valéri 32 yıl, Osgan Efendi'yse 30 yıldan fazla ders vermiştir. Kurumun eğitim programına katılan ilk Türk hocalar, ilk mezunlardan ressam Ömer Adil ve heykelci İhsan Özsoy'dur. Ancak, atölye sorumluluğunun Türk hocalara verilmesi daha geç bir tarihte, ilk hocaların emekli olmasından sonraya rastlar. Heykel atölyesi 1914'te İhsan Özsoy'a, resim atölyeleri 1915'te Ömer Adil, İbrahim Çallı ve Hikmet Onat'a, mimarlık atölyesi de gene aynı yıl Vedat Tek'e verilmiştir.
Akademinin eğitim programındaki en önemli gelişim Cemil Bey'in müdürlüğü sırasında (1921–25) açılan Tezyinat Şubesi'dir. Bu bölüm daha sonra Namık İsmail'in müdürlüğü sırasında (1927–35) yeniden düzenlenerek 1929'da seramik ve iç mimarlık atölyeleri açılmıştır. 1933'te Namık İsmail, dönemin Maarif Nezareti'ne eğitim programında yapılması gereken değişiklikleri bir rapor halinde sunmuş ve yeni uygulama 1934'te yürürlüğe girmiştir. 1930'Iarda akademi eğitim kadrosunda yer alan yabancı hocalardan Levi, Resim Şubesi'nde; Weber ve Philipp Ginther, Tezyinat Şubesi'nde; Belling ve Adolf Treberer (doğumu 1911), Heykel Şubesi'nde; Taut, M. Wagner, Wilhelm Schütte (1900-?), Vorhoelzer ve Egli, Mimarlık Şubesi'nde dersler vermiş, ayrıca bazı şubelerin başkanlıklarını yapmışlardır. 1933 Üniversite Reformu sırasında önemli bir değişiklik geçirmeyen akademi, 86 yıl kadar yönetmeliklerle idare edilmiş, ancak 1969'da hazırlanan bir yasayla yeni bir statüye kavuşmuştur. 1971'de Mimarlık Yüksekokulu ile Endüstri Sanatları Yüksekokulu akademiye bağlanmış, izleyen yıllarda da Sinema Televizyon (1975), Şehircilik Araştırma (1976), Endüstri Tasarımı Araştırma-Yayın (1976), Türk Mimarisi Araştırma ve Restorasyon (1977), Fotoğraf (1978) enstitüleri kurulmuştur. Akademideki bölümler 1979'da fakülte olmuş, 1981'de çıkan Yüksek Öğretim Kanunu ile de okul, Mimar Sinan Üniversitesi'ne dönüştürülmüştür.


Z. Rona Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi
Kaynak

Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!

Benzer Konular

10 Kasım 2012 / Misafir Sanat
9 Mayıs 2012 / ThinkerBeLL Sanat
15 Eylül 2007 / Misafir Sanat
15 Nisan 2009 / ThinkerBeLL Sanat
24 Mart 2009 / ThinkerBeLL Sanat