Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 49.089|Cevap: 7|Güncelleme: 7 Ocak 2017

Recep Tayyip Erdoğan

Mesaja atla
GusinapsE
2 Ekim 2006 22:21   |   Mesaj #1   |   
GusinapsE - avatarı
Ziyaretçi
Recep Tayyip Erdoğan

Türkiye Cumhuriyeti'nin 59. dönem hükümeti başbakanı, Adalet ve Kalkınma Partisi
Genel Başkanı.26 Şubat 1954'te İstanbul, Kasımpaşa'da doğdu. Çocukluğunu Rize'de geçirdi. Aslen Batum'dan Rize Güneysu'ya göçmüş bir Gürcü ya da Laz ailesinden, kimi iddialara göre oraya da Bağdat'tan gelmiş bir aileden. 13 yaşında Rize Güneysu (Potomya)'dan İstanbul'a ailesi ile göç eden Recep Tayyip, İlkokulu Piyale Paşa İlkokulu'nda okudu; 1965 de İmam Hatip Lisesi'ne kayıt olup 1973 yılında mezun oldu. Yüksek öğrenimini Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi'nde yapan Erdoğan; Camialtı, İETT ve Erokspor'da 16 yıl futbol oynadı ve 12 Eylül 1980 sonrasında futbolu bıraktı. 1976 yılında Milli Selâmet Partisi (MSP) Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığına ve aynı yıl MSP İstanbul İl Başkanlığına seçildi. 1977 yılında Şule Yüksel Şenler vasıtasıyla tanıştığı Emine Erdoğan ile, 4 Temmuz 1978 tarihinde evlendi. Ahmet Burak ve Hocası Erbakan'ın adını koyduğu Necmeddin Bilal isimli iki oğlu, Esra ve Sümeyye adında da iki kız çocuğu oldu.
Sponsorlu Bağlantılar
12 Eylül 1980’de İ.E.T.T’den ayrılınca özel sektörde çalışmaya başladı ve bir müddet özel sektörde çalıştıktan sonra, 1982 yılında askere gitti. Yedek subay eğitimini Tuzla’da yapan Erdoğan, Karargâh subayı olarak askerliğini tamamladı. Askerden döndükten sonra yine aynı şirkette yaklaşık birbuçuk sene çalıştı. Bir sonraki çalışma hayatına başka bir şirkette genel müdür olarak devam etti.
12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra 1983 yılında kurulan Refah Partisi ile siyasi hayatı tekrar atıldı. 1984 yılında Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında da İl Başkanı ve M.K.Y.K üyesi seçildi. 1986 ara seçimlerinde milletvekili adayı oldu. Ardından 1989 yılında da Beyoğlu ilçesinden belediye başkan adayı oldu ve 1989 seçimlerinden Refah Partisi 2. parti olarak çıktı. 1991 yılında tekrar milletvekili adayı oldu ve parti barajı geçince milletvekili oldu. Tercihli oy sistemi nedeniyle yüksek seçim kurulu milletvekilliğini iptal etti. 27 Mart 1994 seçimlerine kadar İstanbul İl Başkanlığı görevini sürdüren Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu ve 27 Mart 1994 seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.
12 Aralık 1997 yılınında davet üzerine gittiği Siirt’te, miting sırasında "Minareler süngü/ Kubbeler miğfer/ Camiler kışlamız/ Müminler asker," mısralarını içeren Ziya Gökalp'e ait olduğu öne sürülen bir şiiri okuduğu için Diyarbakır DGM’de yargılanmaya başlandı. Yargılama sonucu Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesinden “Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçunu işlediği gerekçesiyle dört ay hapis cezasına çarptırıldı bu cezasını 24 Temmuz1999 günü tamamladı. Bu süreçte başını Nazlı Ilıcak'ın çektiği gazeteciler ile Korkut Özal gibi politikacılar tarafından yeni bir parti kurması yolunda telkinlere açık oldu.
Fazilet Partisi'nin, Anayasa Mahkemesi tarafından temelli kapatılmasının ardından, bağımsız kalan milletvekilleri, yeni parti kurma çalışmalarını "gelenekçiler" ve "yenilikçiler" olarak adlandırılan iki kanattan sürdürdü. "Milli Görüş'çü" olarak adlandırılan kanat, Recai Kutan'ın genel başkanlığında 20 Temmuz 2001'de Saadet Partisi'ni kurarken, "değişimci" kanat da, Tayyip Erdoğan liderliğinde 14 Ağustos 2001'de, Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurdu ve Tayyip Erdoğan, parti genel başkanlığına seçildi. Kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 3 Kasım 2002 seçimlerinde birinci parti oldu.
Recep Tayyip Erdoğan seçim yasağı bulunduğu için meclise giremedi. Yerine Abdullah Gül bir süreliğine parti başkanlığını ve başbakanlığı yürüttüyse de, seçimler de Siirt milletvekili seçilen Fadıl Akgündüz'ün milletvekilliğinin düşmesinden sonra, Recep Tayyip Erdoğan'a seçimlere girmesine izni verildi; bunun üzerine Siirt seçimlerinde AKP ilk sıradaki Mervan Gül'ün adaylıktan çekilmesi ile seçime girerek kazandı. AKP Hükümeti'ni Abdullah Gül'den devralarak Başbakan oldu.

Blue BooL
25 Kasım 2006 20:23   |   Mesaj #2   |   
Blue BooL - avatarı
Ziyaretçi
Tayyip Erdoğan, 26 Şubat 1954 yılında İstanbul'un Kasımpaşa semtinde doğdu. Erdoğan, ilkokulu Piyale Paşa İlkokulu'nda okudu. 1965 yılında ilokulu bitirip İmam Hatip Lisesi'ne kayıt oldu ve 1973 yılında buradan mezun oldu. Daha sonra yüksek öğrenimini Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi'nde yaptı. Camialtı, İETT ve Erokspor'da 16 yıl futbol oynadı ve 12 Eylül 1980 sonrasında futbolu bıraktı. Milli Türk Talebe Birliği'ndeki görev yıllarından sonra, 1976 yılında Millî Selâmet Partisi Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığı'na ve aynı yıl MSP İstanbul İl Başkanlığı'na seçildi. 1977 yılında bir konferans münasebetiyle tanıştığı Emine Hanım'la 4 Temmuz 1978'de evlendi. Evliliklerinden Ahmet Burak ve Necmeddin Bilal adında iki oğlu, Esra ve Sümeyye adında da iki kız çocuğu oldu.
12 Eylül 1980'de İ.E.T.T'den ayrılınca özel sektörde çalışmaya başladı ve bir müddet özel sektörde çalıştıktan sonra, 1982 yılında askere gitti. Yedek subay eğitimini Tuzla'da yapan Erdoğan, Karargâh subayı olarak askerliğini tamamladı. Askerden döndükten sonra yine aynı şirkette yaklaşık birbuçuk sene çalıştı. Bir sonraki çalışma hayatına başka bir şirkette genel müdür olarak devam etti.
tayyip 1
Sponsorlu Bağlantılar

12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra 1983 yılında kurulan Refah Partisi ile siyasi hayatı tekrar başlamış oldu. 1984 yılında Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında da İl Başkanı ve M.K.Y.K üyesi seçildi. 1986 ara seçimlerinde milletvekili adayı oldu. Ardından 1989 yılında da Beyoğlu ilçesinden belediye başkan adayı oldu ve 1989 seçimlerinden Refah Partisi 2. parti olarak çıktı. 1991 yılında tekrar milletvekili adayı oldu ve parti barajı geçince milletvekili oldu. Tercihli oy sistemi nedeniyle yüksek seçim kurulu milletvekilliğini iptal etti. 27 Mart 1994 seçimlerine kadar İstanbul İl Başkanlığı görevini sürdüren Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu ve 27 Mart 1994 seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Başkanı seçildi.
12 Aralık 1997 yılında davet üzerine gittiği Siirt'te, miting sırasında okuduğu bir şiir nedeniyle Diyarbakır DGM'de yargılanmaya başlandı. Yargılama sonucu Türk Ceza Kanunu'nun 312/2 maddesinden Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçunu işlediği gerekçesiyle dört ay hapis cezasına çarptırıldı bu cezasını 24 Temmuz 1999 günü tamamladı.

tayyip 2

Fazilet Partisi'nin, Anayasa Mahkemesi tarafından temelli kapatılmasının ardından, bağımsız kalan milletvekilleri, yeni parti kurma çalışmalarını "gelenekçiler" ve "yenilikçiler" olarak adlandırılan iki kanattan sürdürdü. "Gelenekçi" olarak adlandırılan kanat, Recai Kutan'ın genel başkanlığında 20 Temmuz 2001'de Saadet Partisi'ni kurarken, "yenilikçi" kanat da, Tayyip Erdoğan liderliğinde 14 Ağustos 2001'de, Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurdu ve Tayyip Erdoğan, parti genel başkanlığına seçildi. Kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 3 Kasım 2002 seçimlerinde oyların büyük bir çoğunlunu alarak tek başına iktidar oldu. 3 Kasım seçimlerinde adaylığı kabul edilmeyen Erdoğan yenilenen Siirt seçimlerinde milletvekili olarak Meclis'e girdi ve Abdullah Gül'ün Başbakanlığı'ndaki 58. hükümetin istifasını sunması üzerine 59. Hükümeti kurarak Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı oldu.

Son düzenleyen The Unique; 24 Kasım 2009 16:09
26 Şubat 2013 22:57   |   Mesaj #3   |   
_EKSELANS_ - avatarı
Üye
Recep Tayyip Erdoğan
Msxlabs.org & Vikipedi, özgür ansiklopedi

220px Recep Tayyip Erdogan

Recep Tayyip Erdoğan (26 Şubat 1954, İstanbul)[Türkiye Cumhuriyeti'nin 2003 yılından beri başbakanı ve Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı. Erdoğan, 1994 ve 1998 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı'nı yürüttü.
Erdoğan Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari İlimler Fakültesi'nden 1981 yılında mezun oldu. On sekiz yaşından itibaren siyasete dahil oldu. Erdoğan, 1969-1980 yılları arasında yarı profesyonel futbolcu oldu. Eşi Emine Erdoğan'la 4 Temmuz 1978’de evlendi. Evliliklerinden 2 erkek, 2 kız olmak üzere 4 çocukları vardır.
Erdoğan 27 Mart 1994'de yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olarak seçildi. 12 Aralık 1997 tarihinde Siirt'te düzenlenen bir mitingde yaptığı konuşma nedeniyle Diyarbakır DGM Savcılığının "halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" gerekçesiyle açtığı davada Türk Ceza Kanununun 312. maddesinin 2. fıkrası uyarınca 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.Cezaevinde dört ay kaldıktan sonra, 14 Ağustos 2001'de Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)'ni kurdu.2002 genel seçimlerinde AK Parti parlamentodaki sandalyelerin yaklaşık üçte ikisini kazanarak tek başına hükümet kurma yetkisini kazandı.
Başbakan olarak Erdoğan, çok sayıda değişiklikler uyguladı. Türkiye 45 yıl sonra Avrupa Birliği ile bir ortaklık anlaşması imzaladı, Erdoğan'ın göreve gelmesi ile Türkiye'nin AB'ye katılım müzakereleri başladı.
Genel Başkanı olduğu AK Parti, Türkiye'de ilk kez iktidarda olmasına rağmen, ikinci ve üçüncü döneminde oy oranını arttırarak seçim kazanan parti oldu. AK Parti 2007 Türkiye genel seçimleri'nde %46,58 ve 2011 Türkiye genel seçimleri'nde ise %49,9 oy oranına sahip olarak tek başına hükümet oldu.

İlk yılları ve eğitimi

Erdoğan, ailesinin Rize'nin Güneysu ilçesinden İstanbul'a göç ettiği Kasımpaşa semtinde doğmuştur. 11 Ağustos 2004 tarihinde Gürcistan ziyaretinde "Ben de Gürcü'yüm ailemiz Batum'dan Rize'ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir." dedi.Erdoğan'ın etnik kimliğini araştıran tarihçi Cezmi Yurtsever ise Osmanlı arşivlerini taramış ve Erdoğan'ın Gürcü kökenli olmadığını belirtmiştir.Tayyip Erdoğan, 2007'de NTV'de katıldığı bir programda Türk olduğunu söylemiştir.

Erdoğan babasının Sahil Güvenlik Teşkilatı'nda görevli olmasından ötürü çocukluğu Rize'de geçti. Ailesi ile birlikte 13 yaşındayken İstanbul'a yerleşti.Çocukluk döneminde ekstra harçlık için İstanbul bazı sokaklarında limonata ve simit sattı.1965 yılında ilkokulu Kasımpaşa Piyalepaşa İlkokulu'nda, liseyi ise İstanbul İmam Hatip Lisesi'nde okudu. 1973 yılında İmam Hatip'ten mezun oldu.O yıllarda İmam Hatip Lisesi mezunları üniversite sınavına sokulmadığı için dışarıdan bitirme imtihanlarına girerek fark derslerini verdi, böylece Eyüp Lisesi'nden de ikinci bir lise diploması aldı. Daha sonra Marmara Üniversitesi'ne bağlanarak adı Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi olarak değiştirilen Aksaray İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulu'ndan lisans derecesiyle 1981 yılında mezun oldu.Bu okuldan önlisans derecesi ile mezun olduğu da basında iddia edilmiştir.
Gençliğinde yerel bir kulüpte yarı profesyonel futbolcu olarak oynadı.Büyüdüğü ilçenin takımı Kasımpaşa SK'nın oynadığı stadyuma ismi verildi.
Recep Tayyip Erdoğan, 4 Temmuz 1978 günü verdiği bir konferansta tanışan Emine Erdoğan (kızlık soyadı Gülbaran) (d. 1955 Siirt) ile evli.Ahmet Burak ve Necmeddin Bilal isminde iki oğlu , Esra ve Sümeyye isminde iki kızı bulunmaktadır.

İlk dönem siyasi kariyeri

Üniversite yıllarında Milli Türk Talebe Birliği'ne girdi, 1976 yılında Millî Selâmet Partisi (MSP) Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığına ve aynı yıl MSP İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığına seçildi.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra 1983 yılında kurulan Refah Partisi ile siyasi dönemi tekrar başlatır. 1984 yılında Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında da İl Başkanı ve MKYK üyesi seçildi. 1986 ara seçimlerinde milletvekili adayı oldu. Ardından 1989 yılında da Beyoğlu ilçesinin belediye başkan adayı oldu ve 1989 seçimlerinden Refah Partisi 2. parti olarak çıktı. 1991 yılında tekrar milletvekili adayı oldu ve parti barajı geçince milletvekili olmasına rağmen tercihli oy sistemi sebebiyle yüksek seçim kurulu milletvekilliğini iptal etti.

1994-1998 Büyükşehir Belediye Başkanlığı

27 Mart 1994 yerel seçimlerinde Erdoğan %25,19 oy oranı alrak dünyanın en büyük metropollerinden biri olan ve Türkiye'nin sosyal ve ekonomik başkenti olan İstanbul'un Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçildi.
Başkanlığı döneminde İstanbul'daki kaçak yapılaşma ile mücadele etti (bkz. Gökkafes maddesi). Hakkında 18 dosyadan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde dava açıldı.Bunlardan bazıları Akbil, İsfalt, İstaç ve İdo davalarıdır. Bu davalar, milletvekili olduğunda dokunulmazlığı nedeniyle dokunulmazlığı süresince donduruldu.

Recep Tayyip Erdoğan'ın şiir davası hükmü
12 Aralık 1997'de Siirt’te topluluğa konuşma yaptığı bir miting sırasında Ziya Gökalp'ın 1912 yılında Balkan Savaşı için yazdığı Asker Duası'nın değiştirilmiş bir sürümü ile; orduyu öven dizeyi söylemeden, yerine aşağıdaki mısraları eklediği ve ardından konuşmasının devamında "her devrin Firavun ve Nemrutları olduğunu bunun karşısına çıkacak Musa ve İbrahimlerin engelleri aşarak pislik dolu yolları temizleyeceğini" söylemesi nedeniyle Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmaya başlandı. 21 Nisan 1998 tarihinde mahkeme, sanığın Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesinden “Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçunu işlediği kararını verdi ve Erdoğan bir yıl hapis ve 860 TL para cezasına çarptırıldı. Daha sonra sanığın mahkemedeki tavrı ve duruşmadaki hali gözönüne alınarak cezası 10 ay hapis ve 176,66 TL para cezasına indirildi. Ceza infaz yasası gereği 10 aylık hapis cezası 4 aya indi. Erdoğan Diyarbakır DGM'nin kararına temyiz başvurusu yaptı. 24 Eylül 1998 tarihinde Yargıtay 8. Ceza Dairesi Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını onadı ve bu tarihte hüküm kesinleşti. Erdoğan 4,5 yıl sürdürdüğü İstanbul Belediye Başkanlığını bırakarak 26 Mart 1999 günü Pınarhisar Cezaevine girdi ve 24 Temmuz 1999 günü ceza süresini tamamlayarak hapisten çıktı.

Ziya Gökalp'in şiiri
Asker Duası

Elimde tüfenk, gönlümde iman,
Dileğim iki: Din ile vatan...
Ocağım ordu, büyüğüm Sultan,
Sultan'a imdâd eyle Yârabbi!
Ömrünü müzdâd eyle Yârabbi!


Erdoğan'ın okuduğu
değiştirilmiş şiir
Minareler süngü, kubbeler miğfer
Camiler kışlamız, mü'minler asker
Bu ilâhi ordu dinimi bekler
Allahu Ekber, Allahu Ekber.

Bilinenin aksine Recep Tayyip Erdoğan'ın okuduğu, yargılanıp hapis cezası almasına sebep olan şiir Ziya Gökalp'in Asker Duası isimli şiirinin değiştirilmiş bir versiyonu değildir. Onun okuduğu şiir yukarıda geçtiği şekliyle Romen Diyojen ve Büyük Selçuklu Türk Hükümdarı Alparslan'ın karşılıklı konuşmalarını gösteren Türk Standartları Enstitüsü tarafından basılmış "Türk ve Türklük" isimli kitapta geçen Ziya Gökalp'in başka bir şiiridir. Milli Eğitim Bakanlığı bu kitabın okunmasını öğretmenlere ve orta dereceli okul öğrencilerine tavsiye etmiştir.

Başbakanlık dönemi, 2003-günümüz


220px Public debt as percent of GDP   Europe major economies
GSYİH yüzdesi olarak altı büyük Avrupa ülkeleri ekonomilerinin 2002-2009 tarihleri arasında kamu borç durumu, (Türkiye açık mavi çizgide belirtilmiş).

Fazilet Partisi'nin, Anayasa Mahkemesi tarafından daimi kapatılmasının ardından, bağımsız kalan milletvekilleri, yeni parti kurma çalışmalarını "gelenekçiler" ve "yenilikçiler" olarak adlandırılan iki kanattan sürdürdü. "Millî Görüş'çü" olarak adlandırılan kanat, Recai Kutan'ın genel başkanlığında 20 Temmuz 2001'de Saadet Partisi'ni kurarken, "değişimci" kanat da, Tayyip Erdoğan liderliğinde 14 Ağustos 2001'de, Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurdu ve Tayyip Erdoğan, parti genel başkanlığına seçildi.Erdoğan "biz gömleğimizi değiştirdik" ifadesiyle muhafazakarlardan büyük tepki aldı.
Kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), 3 Kasım 2002 seçimlerinde kayıtlı 41.291.568 seçmenin oy kullanan 32.652.702 kişisi içinden 10.770.704 adet oy alarak %34,29 ile birinci parti oldu.
Erdoğan, siyasi yasağı bulunduğu için seçimlere giremedi ve milletvekili seçilemedi. Seçim sonrasındaki 58. Hükümet, Abdullah Gül başbakanlığında kuruldu. Bu hükümet döneminde Erdoğan'ın siyasi yasağının kaldırılması için TBMM'ye yasa teklifi sunuldu. Bu yasa değişikliği TBMM tarafından oy çokluğuyla kabul edilse de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer yasayı "öznel, somut ve kişisel" olduğu gerekçesiyle veto etti. Daha sonra aynı yasa değiştirilmeden mecliste tekrar kabul edildi ve Cumhurbaşkanı Sezer yasa değişikliğini bu kez onayladı. Bu yasanın kabuluyle Erdoğan'ın milletvekili seçilmesi için yasal bir engel kalmadı. Seçimlerde Siirt milletvekili seçilen Fadıl Akgündüz'ün milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından Siirt'teki seçimlerin tekrar edilmesi kararlaştırıldı. Seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ilk sıradaki adayı Mervan Gül'ün adaylıktan çekilmesi ile Erdoğan partinin birinci adayı olarak Siirt seçimlerine girdi ve oyların %85'ini alarak kazandı. Erdoğan'ın milletvekili seçilmesinin ardından başbakan Abdullah Gül, Erdoğan'ın başbakan olması için Cumhurbaşkanı Sezer'e istifasını sundu. Sezer bu kez hükümeti kurma görevini Erdoğan'a verdi ve genel seçimlerden yaklaşık üç ay sonra Erdoğan başkanlığında 59. Hükümet kuruldu.
3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye'nin AB üyelik müzakereleri Başbakan Erdoğan'ın görev süresi içinde başlamıştır.
22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan 23. Dönem Milletvekili Seçimlerinde %46,6 oy alarak 341 milletvekili çıkaran Ak Parti, Recep Tayyip Erdoğan'ı başbakanlık koltuğuna ikinci kez taşıdı.Başbakan olarak görevde olduğu 2003 yılından 2009'a kadar Türkiye ekonomisi büyüme göstermiş ve Türkiye'nin GSMH'si Dünya toplamının yüzde 1.11'inden yüzde 1.37'sine yükselmiştir.
12 Haziran 2011 tarihinde 24. Dönem Milletvekili Seçimlerinde oy yüzdesini %49,83'e çıkarmış ve Türkiye genelinde 21.399.082 oy alarak toplamda 327 milletvekili ile üçüncü kez hükümet kurma yetkisini kazanmıştır.

Özel Hayatı


Şahsi ilişkileri

220px Recep Tayyip ErdoC49Fan and George Papandreou2C Greece October 2010 1
Recep Tayyip Erdoğan eşi Emine Erdoğan, kızı Sümeyye Erdoğan ile George Papandreou ve eşi Ada Papapanou.

Recep Tayyip Erdoğan aslen Rizeli olan Ahmet Erdoğan ile Tenzile Erdoğan'ın oğlullarıdır. 27 Haziran 2006 tarihinde vefat eden ağabeyi Hasan Erdoğan'ın ardından ailenin en büyük ikinci çocuğudur. Çocukluğunda babası, deniz yollarında kıyı kaptanı olarak çalışan Erdoğan'ın, ailesiyle birlikte 13 yaşında Rize’den, İstanbul'a geldiğinde 3'ü erkek ve 1'i de kız olmak üzere 4 kardeşi daha bulunmaktaydı. Hayatının önemli bir bölümü Kasımpaşa’da geçen Erdoğan, ilkokulu Piyale Paşa İlkokulu’nda okumuş, 1965 yılında ilköğretimini bitirip, İstanbul İmam Hatip Lisesi'ne başlamıştır.
4 Temmuz 1978 günü verdiği bir konferansta tanıştığı 1955, Siirt doğumlu Emine Erdoğan ile tanışmış ve ardından evlenmiştir. Emine Erdoğan ile Recep Tayyip Erdoğan'ın Ahmet Burak ve Necmeddin Bilal isminde iki oğlu, Esra ve Sümeyye isminde iki kızı bulunmaktadır.

İç politika


Demokrasi
2003 yılından bu yana parti ile hükümet başkanlığı görevini ve politika yaşantısını sürdürmekte olan Recep Tayyip Erdoğan görevde bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinde iç politikasın da Avrupa Birliği ile uyum çerçevelerinde demokratik reformlar uygulamıştır.
Başbakan Erdoğan yönetimindeki hükümet 2009 yılında 40.000 'den fazla insanın yaşamına mal olan çeyrek yüzyıldır Türkiye sınırları içerisinde süren PKK'nın terörist faaliyetlerini sona erdirmek için bir taslak açıkladı. Hükümetin yapmış olduğu taslakta Kürt dilinde yayın ve siyasi kampanyalar yapılmasına izin verilmiş ayrıca bu taslak Avrupa Birliği tarafından da desteklenmiştir.

Ekonomi

Erdoğan 2002 yılında finansal kriz nedeniyle durgunluk yaşayan Türk ekonomisini Bülent Ecevit'in liderliğindeki koalisyon hükümeti döneminden devralmıştır. Erdoğan Maliye Bakanı Ali Babacan'nın uygulamış olduğu makro-ekonomik politikaları destekledi. Erdoğan Türkiye'ye daha fazla yabancı yatırımcı çekmek için çalıştı ayrıca Erdoğan döneminde GSYİH büyüme oranı %7,3'e yükseldi ve ekonomide rekor bir büyüme gerçekleşti.

Dış politika


220px VOA   Edrogan meeting Putin   031212magnify clip
Recep Tayyip Erdoğan ve Vladimir Putin gerçekleştirecekleri toplantıda tokalaşırken, İstanbul, Türkiye.

Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkiler Erdoğan'ın başbakanlık süresinde geçen askeri ve siyasi krizlerin karşın hızla gelişmektedir. Yüzyıllar boyunca bölgesel üstünlük için rakip olmuş iki ülke Erdoğan hükümetinin yükselişi ile dostane ilişkilerin ve karşılıklı işbirliğin çıkarlarına olduğunu anlamışlardır. Buna göre, rekabetçi işbirliği bağlarının arttığı istatiksel rakamlarla görünüyor. 2002 yılında Türkiye ve Rusya arasındaki ticaret yaklaşık 5 milyar dolar değerindeyken bu rakam 2011 yılı sonu itibariyle bu rakam 32 milyar dolara[35] ulaşmıştır.
Kasım 2005 yılında, Vladimir Putin'in açılışına katıldığı iki ülke arsında ortaklaşa inşa edilecek olan Mavi Akım doğal gaz boru hattı projesi başlatılmıştır. Yine iki ülke arasında Akkuyu Nükleer Enerji Santrali projesi planlanmaktadır. Türkiye başbakanı Tayyip Erdoğan 3 Aralık 2012 tarihindeki Rusya başbakanı Putin'in Türkiye ziyaretinde iki ülke ilişkilerinde hedefin 100 milyar dolar olduğunu belirtmiştir.

Kafkaslar


Ermeni Sorunu'na bakışı
Erdoğan, Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme süreciyle ilgili Karabağ Sorunu hakkında 'Karabağ'da Ermeni işgali sona ermeden biz de sınırı Ermenilere açmayız' demiştir.

Orta Doğu


Irak ile Stratejik İşbirliği
Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlık dönemi boyunca Türkiye-Irak Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi tarafından düzenlenen Bağdat'ta 36 mutabakat zaptı ve çalışma protokolü imzaladı. Protokol içeriği güvenlik, enerji, petrol, elektrik, su, sağlık, ticaret, çevre, ulaşım, konut, inşaat, tarım, eğitim, yüksek öğrenim ve savunma sektörlerini içermektedir.
Irak'ın kuzey bölgesi ile ılımanlaşan ilişkiler sonrası Erbil'de bir Türk üniversitesi ve Musul'da bir Türk konsolosluğu açılmıştır.Abdullah Gül 23 Mart 2009 tarihinde Irak'a gerçekleştirmiş olduğu gezi ile 33 yıl sonra Irak'a giden ilk cumhurbaşkanı oldu.

Arap Baharı turu

Recep Tayyip Erdoğan, ailesi ve eşlik eden heyetle birlikte yapılan 13 Eylül 2011 tarihinde başlayan ve ilk ziyaret yeri Mısır olmak üzere Tunus ve Libya'ya resmi ziyaretleri gerçekleştirmiştir.Erdoğan'a ziyaretlerde bulunduğu ülkelerde halk tarafından duyulan ilgi ve sevgi gösterileri ziyaretlere damgasını vurmuştur. Mısır'ın ardından Tunus ziyaretini gerçekleştiren Erdoğan'a Mısır, Tunus ve Libya'da duyulan halk ilgisi dünya kamuoyunda geniş yankı bulmuştur. Erdoğan, Trablus da Libya'lılara Şüheda Meydanı'nda bir konuşma yapmıştır.

Filistin tavrı

Erdoğan İsrail'in sahip olduğu nükleer tesisleri "bölgesel barış için ana tehdit" olarak tanımlamış ve UAEK denetimi altına girmesi için çağrıda bulundu. Erdoğan "açık hava hapishanesi" olarak tanımladığı Gazze'nin bu durumu için İsrail'i suçlu bulduğunu açıklamıştır.
220px WORLD ECONOMIC FORUM ANNUAL MEETING 2009   Recep Tayyip Erdogan
Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu sırasında Türkiye başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın podyumu terketmesi.

2009 Dünya Ekonomik Forumu toplantısında Gazze çatışması ile ilgili olarak Shimon Peres ve Erdoğan arasında bir tartışma oldu. Peres Erdoğan'ın açıklamaları sonrası İstanbul'a bir roket düşse aynı tutumun Türkiye tarafından yapılacağını söyleyerek Erdoğan'ın durumu anlamadığını söyledi.[48] Erdoğan Peres'e şu sözleri söyledi: "Sesin çok yüksek çıkıyor. Biliyorum ki sesinin benden çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Öldürmeye gelince, siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü, nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum." Erdoğan'ın Peres'e yanıt vermesi esnasında konuşması moderatör tarafında kesildi. Sözünün kesilmesinden sonra moderatöre şu sözleri söylerek salondan ayrılmıştır. " Benim için de bundan böyle Davos bitmiştir. Daha Davos'a gelmem. Siz konuşturmuyorsunuz. 25 dakika konuştu, 12 dakika konuşturuyorsunuz. Olmaz."

İsrail'e bakışı

Erdoğan, 6 Ekim 2011 tarihinde Güney Afrika Cumhuriyeti'ne İsrail Başkatiplerinden Ya'akov Finkelstein, Erdoğan'ın Güney Afrika Başbakanı ile yaptığı basın açıklamasında "Tünellerden sadece gıda değil, silahlar, füzeler geçiyor. Bu füzelerle şehirlerimiz, çocuklarımız vuruluyor" diyen Başkatibin sözlerine "O tünellerden atom bombası geçmez. Nükleer silah geçmez, fosfor bombaları geçmez. İsrail, fosfor bombalarıyla Gazze'yi bombalamıştır. Bu bir kitle imha silahıdır. Ve kitle imha silahı kullanmak suçtur. O tünellerden geçse geçse ancak küçük çaplı silahlar geçebilir. Tüfek geçer. Ama oradan tank, top bunlar geçmez değil mi?" sarf etmiş ve devamında "İsrail, bölge için en büyük tehlike çünkü atom bombası var" demiştir.

Avrupa


Yılın Avrupalısı
Erdoğan başbakanlığını yürütüyor olduğu Türkiye'de yaptığı reformlar sonrası European Voice Organization tarafından "The European of the Year 2004 (Yılın Avrupalısı" seçilmiş, bunun üzerine Erdoğan "Türkiye'nin Avrupa'ya katılımı bir medeniyetler çatışmasına yol açmaz uzlaştırıcı ve birleştirici olur." yorumunda bulunmuştur.

G-20 Zirvesi Bayrak Tavrı


220px Dmitry Medvedev at G20 Pittsburgh summit 1
Erdoğan G-20 zirvesinde liderlerle beraber, 2009.

25 Eylül 2009 tarihinde ABD'nin Pittsburgh şehrinde düzenlenen G-20 ülkeleri liderler buluşmasında geleneksel aile fotoğraf çekimleri öncesi, liderlerin yerlerinin alması sırasında Türkiye Başbakanı içinde yerde bulunan Türk bayrağı Türkiye'yi temsilen bulunan Başbakan Erdoğan tarafından bayrak yerden alınmıştır. Bayrağı yerden alan Erdoğan, bayrağı katlayarak ceketinin cebine koymuştur.[51]

Olaylar


Silahlı Suikast Girişimi
13 Eylül 2005 tarihinde Kütahya'da bulunan Erdoğan'ın minübüsüne ekmek arasına sakladığı bıçağı ile binmeye çalışan şahıs polis tarafından yakalanıp, etkisiz hale getirilmiştir. Şahısın üzerinde yapılan aramada mermi dolu bir poşet ve içi mermi ile dolu silah ele geçirilmiştir.Silah üzerinde yapılan incelemede silahın kuru sıkıdan bozma olduğu tespit edilmiştir. Sanığı eski MHP milletveki Ali Güngör'ün isteği üzerine kızı Hatice Burcu Güngör savunmuştur. 17 Kasım 2006'da sonuçlanan davada Mustafa Bağdat, 11 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.

Hakime hakaret

Erdoğan 1989 Beyoğlu Belediye Başkanlığına Refah Partisinden aday olmuş, ancak az farkla seçimi kaybederek, seçim kuruluna itiraz etmiştir. İtirazının hakim tarafından reddedilmesi üzerine, görevli hakime "Sarhoş kafayla karar veremezsin" şeklinde hitap etmesi üzerine dava savcılığa intikal etmiş ve Erdoğan Bayrampaşa Cezaevinde 1 hafta gözaltında kalmıştır. Daha sonra cezası para cezasına çevrilerek serbest bırakılmıştır.

Tazminat

14 Ocak 2000 tarihinde Avustralya'nın Melbourne şehrinde yayın yapan SBS radyosuna verdiği mülakatta kendisini Abdullah Öcalan ile karşılaştıran bir kişiye "Sayın Öcalan şu an, düşüncelerinin değil, almış olduğu kellelerin hesabını veriyor. Bense düşüncelerimden dolayı 4 ay hapis yattım, aramızdaki fark çok büyük." şeklinde cevap verdi. Şehitlerden ve hayatını kaybeden mağdurlardan "kelle" ve yasa dışı silahlı örgüt lideri Öcalan'dan "sayın" diye söz etmesi nedeniyle eleştirildi.Şehit Anaları Derneği tarafından kendisine sembolik bir manevi tazminat davası açıldı. Davacıların avukatlığını Kemal Kerinçsiz'in yaptığı davada, İstanbul Kartal 2. Sulh Hukuk Mahkemesi Aralık 2007 tarihinde Erdoğan'ın 3 kuruş tazminat ödemesine karar verdi. Hâkim, kararında şehitlere kelle ve yasa dışı silahlı örgüt liderine sayın denmesinin dil sürçmesi olamayacağına hükmetti.Erdoğan kararı temyiz etti. Yargıtay temyiz başvurusunu hem usulden, hem esastan inceledi ve mahkemenin kararını onadı.

Karikatür davaları

Ana madde: Dava konusu olmuş Recep Tayyip Erdoğan karikatürleriErdoğan tarafından Cumhuriyet Gazetesi çizeri Musa Kart, Evrensel Gazetesi, Penguen Dergisi'nin sahibi Erdil Yaşaroğlu ile Pak Yayıncılık'a karikatürlerde şahsınının çeşitli figürlerle tasvir edildiği ve bunun kişilik haklarına saldırı içerdiği vurgulanarak manevi tazminat davaları açılmıştır.

Şahsına yönelik hakaret

6 Şubat 2010 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti tarafınca, TBMM genel kurulunda Erdoğan'a yönelik "kişilik hakları ile parti tüzel kişiliğine saldırıda bulunulduğu" iddiasıyla MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli aleyhinde 50 bin TL'lik manevi tazminat davası açılmış. Dava dilekçesinde Bahçeli'nin; Türkiye'yi bölmeye çalışmak, etnik bölücülük konusunda sicil sahibi olmak, Türkiye'yi ayrıştırma ve bölme projelerini İmralı, Kandil ve Barzani'nin desteğiyle hayata geçirmek için çalışmak, İmralı canisi ile rol paylaşmak, işbirliği içinde olmak, kol kola girmek, aynı çizgide olmak; kimliksiz ve kişiliksiz siyasetin temsilcisi olmak, hayasızlık, ahlaksızlık, namussuzluk, edepsizlik; çürümüş bir zihniyete sahip olarak, etrafa mide bulandıran koku yaymak, ahlak bunalımına girmek, ahlaki ve vicdani bütün ölçülerini kaybetmek, seviye ve seviyesizlik ölçüleriyle tarif edilemeyecek bir çukura düşmek, utanç verici bir kişi olmak, teröristleri kucaklamak, alçaklık, yalancılık, riyakarlık, yalanlarla Türk milletine hakaret etmek gibi ifadeleri ve sözleriyle[59] Erdoğan ve AK Parti'yi itham ettiği kaydedildi. Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen davada, her davacı için 10 bin TL olmak üzere toplam 20 bin TL manevi tazminat cezasının ödenmesine karar verilmiştir.

Hakaret davası

Kişilik hakları ve parti tüzel kişiliğine saldırıda bulunduğu iddiasıyla Ataol Behramoğlu aleyhine Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti tarafınca açılan 20 bin TL'lik manevi tazminat davası Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülmüştür.

Mal varlığı

Erdoğan'ın, 7 Şubat 2006 tarihinde yayınlanan mal varlığında; banka hesaplarında 1.361.290 TL parası olduğu, haricinde, 120.000 dolar alacağı olduğu açıklanmıştır.12 Eylül 2007 tarihinde açıklanan mal beyanında ise, Arnavutköy ve Güneysu’daki arsalarının haricinde, banka hesaplarında 1 milyon 803 bin 854 TL ile 9 bin 890 euro, alacaklarının ise 312 bin 500 TL olduğu açıklanmıştır. Tayyip Erdoğan'ın, 1 Mart 2010 tarihinde Başbakanlık Basın Merkezi internet sitesinde yayınlanan yeni mal beyanına göre Erdoğan'ın banka hesaplarında 2 milyon 366 bin 109 TL’si, haricinde 500 bin TL tutarında alacağı bulunduğu bildirilmiştir. Erdoğan’ın bu mal varlığının nedeni olarak ise şirket hisselerinin satış geliri, emekli ikramiyesi, emekli maaşı ve milletvekili maaşlarının toplamı gösterilmiştir.
serdaaar
23 Mart 2013 11:38   |   Mesaj #4   |   
serdaaar - avatarı
Ziyaretçi
İlkokulu Piyale Paşa İlkokulunda, liseyi ise İstanbul İmam Hatip Lisesinde okudu. 1973 yılında İmam Hatipten mezun oldu.Yüksek öğrenimini, daha sonra Marmara Üniversitesine bağlanarak adı Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi olarak değiştirilen Aksaray İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulunda yaptı.
Özel hayatı1969 yılında 15 yaşındayken 1000 lira transfer parası alarak Camialtı Spor Klubünde profesyonel futbolcu oldu. Daha sonra İETT Spor Klubünün profesyonel futbolcusu oldu. 1976 yılında İETT şampiyon olduğunda Erdoğan da bu takımda oynamaktaydı. Erokspor Klübünde de futbola devam etti ve 16 yıllık futbol yaşamını 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında bıraktı ve daha fazla siyasi faaliyet ve girişimlerine ağırlık vermeye başladı.
Yedek subay olarak yaptığı askerliğinin acemiliğini Tuzla Piyade Okulunda; kıta hizmetini ise yine İstanbul Kâğıthanedeki Hasdal kışlasında 3. Kolordu, 6. Piyade Tümeni, 77. Piyade Alayı, Karargâh Servis Bölüğünde yaptı. Askerde kışla kantinlerinin idaresinden sorumlu oldu.
1977 yılında tanıştığı Emine Gülbaran ile, 4 Temmuz 1979 tarihinde evlendi. Ahmet Burak ve Necmeddin Bilal isimli iki oğlu, Esra ve Sümeyye adında da iki kız çocuğu oldu. Çocuklarının hepsi eğitim hayatlarına ABDde devam ettiler.
Yakın arkadaşı Remzi Gür, (Başbakan) Erdoğanın çocuklarının İngiltere ve ABDde tahsillerinde kendilerine burs sağladı. Ayrıca (Başbakan) Erdoğan ailesi, Remzi Gürün Ekinlik Adasındaki lüks villasında tatillerini geçirdiler.
Nakşibendi Tarikatının kollarından olan İskenderpaşa Dergahına devam etti. Burada dergağın şeyhi Esad Coşanın sohbetlerine katıldı.
Siyasi Kariyeri
Millî Selâmet Partisi
Üniversite yıllarında Milli Türk Talebe Birliğine girmiş, 1976 yılında Millî Selâmet Partisi (MSP) Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığına ve aynı yıl MSP İstanbul İl Başkanlığına seçildi.
Refah Partisi
12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra 1983 yılında kurulan Refah Partisi ile siyasi hayata tekrar atıldı. 1984 yılında Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında da İl Başkanı ve MKYK üyesi seçildi. 1986 ara seçimlerinde milletvekili adayı oldu. Ardından 1989 yılında da Beyoğlu ilçesinden belediye başkan adayı oldu ve 1989 seçimlerinden Refah Partisi 2. parti olarak çıktı. 1991 yılında tekrar milletvekili adayı oldu ve parti barajı geçince milletvekili oldu. Tercihli oy sistemi nedeniyle yüksek seçim kurulu milletvekilliğini iptal etti. 27 Mart 1994 seçimlerine kadar İstanbul İl Başkanlığı görevini sürdüren Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu ve 27 Mart 1994 seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Başkanlığı döneminde İstanbuldaki kaçak yapılaşma ile mücadele etti.Hakkında 18 dosyadan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde dava açıldı.Bunlardan bazıları Akbil, İsfalt, İstaç ve İdo davalarıdır. Bu davalar, milletvekili olduğunda dokunulmazlığı nedeniyle dokunulmazlığı süresince donduruldu.
Adalet ve Kalkınma Partisi
R.Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı George W. Bush Beyaz Sarayda (2007)Fazilet Partisinin, Anayasa Mahkemesi tarafından temelli kapatılmasının ardından, bağımsız kalan milletvekilleri, yeni parti kurma çalışmalarını “gelenekçiler” ve “yenilikçiler” olarak adlandırılan iki kanattan sürdürdü. “Millî Görüşçü” olarak adlandırılan kanat, Recai Kutanın genel başkanlığında 20 Temmuz 2001de Saadet Partisini kurarken, “değişimci” kanat da, Tayyip Erdoğan liderliğinde 14 Ağustos 2001de, Adalet ve Kalkınma Partisini kurdu ve Tayyip Erdoğan, parti genel başkanlığına seçildi.Erdoğan “biz gömleğimizi değiştirdik” ifadesiyle gelenekçilerden büyük tepki aldı.
Kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), 3 Kasım 2002 seçimlerinde kayıtlı 41.291.568 seçmenin oy kullanan 32.652.702 kişisi içinden 10.770.704 adet oy alarak %34,29 ile birinci parti oldu.
Başbakanlığı
Erdoğan seçim yasağı bulunduğu için meclise giremedi. Abdullah Gül bir süreliğine parti başkanlığını ve başbakanlığı yürüttüyse de, seçimlerde Siirt milletvekili seçilen Fadıl Akgündüzün milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından Siirt seçimlerinde Ak Partiden ilk sıradaki Mervan Gülün adaylıktan çekilmesi ile seçime girerek kazandı. Ak Parti Hükûmetini Abdullah Gülden devralarak Başbakan oldu.
Recep Tayyip Erdoğan 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan 23. Dönem Milletvekili Seçimlerinde partisinin %46,6 oy alarak 341 milletvekili çıkardı.
Başbakan olarak görevde olduğu 2003 yılından bugüne (2008) kadar Türkiye ekonomisi ortalama yıllık %6.3 oranında büyümüş ve Türkiyenin GSMHsi Dünya toplamının binde 11.10undan binde 13.68ine yükselmiştir.
Yeryüzü iki kutupludur. Ve sürekli birbirleriyle mücadele içindedirler. İnsanlar iyiler ve kötüler diye ikiye ayrılırlar. İnananlar iyidirler. Tanrıdan çekinirler ve zarar vermezler. İnançsızlar kötüdürler.Bu dünyaya sahip olmak için herşeyi yaparlar. İnananlar ölüm sonrasını inançsızlar ölüm öncesini ister. Ahireti isteyenler sevgiyi ve barışı, dünyayı isteyenler bozgunculuğu ve savaşı tercih ederler. İyiler tanrının yasalarını, adaleti, doğruluğu severler ve insanlar için hizmete koşarlar. İyilik dünyada bir şey kazandırmaz diyen inançsızlar kötülüğü seçer. Kötüler kanunsuzluğu, adaletsizliği ve yalanı severler ve dünyaya sahip olma ve insanları yönetme telaşında olurlar. Kötülerin yönetiminde savaşlar ve kaos hüküm sürer. İnananlar tanrıya karşı sorumlu hissettiklerinden ahiret için iyiliği seçerler. İyilerin yönetiminde demokrasi hoşgörü, barış ve adalet vardır. İyilerin yönetiminde paylaşılır ve herkese kucak açılır. Kötülerin egemenliğinde baskıcı, suçlayıcı, haksızlık ve savaş vardır. İnsanları ezerek kazanan zarar veren ve hor gören bir düzen oluşur. Kötülerin düzeninde herkes tehdit ve düşman olarak görünür. Çünkü rızkı kötü egemenler dağıtır, bu dönemde kula kulluk edilir. İnsanlar canileşir. Öldürürler, çalarlar, birbirlerinin üzerine basarlar. İşte yeryüzünde çağlar ve devirler bu iki kutup arasında sürekli değişim gösterdi.
Dünya yaşamını bir günden ibaret sayarsanız ilk sabaha Adem ile girdik. Sonra insanlık sürekli aşağıya düşmeye başladı. Muhammet gecenin üçünde gelmiştir. Hikmetle gelen son peygamber gerçekleri açıkça söyledikten sonra düşüş trendinde olan insanlık tam bir dip yapacaktı. Nitekim yeryüzü güneş doğmadan hemen önceki en karanlık dibi gördü. İsa yani Mehdi sabah güneş doğarken gelecekti. İşte o güneşin ilk ışıklarını 21 Aralık 2012’de almaya başladık. Bildirilen zaman bu dönemdir. Tanrının senaryosunu ve insanlık için çizdiği kaderi keşfeden bir peygamber, İnsanlık tarihini mutlu sonla ve Tanrı’nın tam hükümranlığıyla biteceğini söylemişti. Önceki peygamberlerin hepsi hatta Musa, İsa, Muhammet dinlerinde bölgesel kalmışlardı ve tüm insanlığı kurtaracak bir yönetici peygamberi tek bir dini ve tek bir konuşma dilini müjdelemişlerdi. Bu özlem, insanlık tarihinin kurtuluşu ve Tanrı’nın merhametiyle gelecek olan mutlu sondu. Her peygamber, kendi soyundan gelecek Bir kral peygamberi müjdelemişti. Dönemin egemenleri her gelen peygamberi reddettiler ve öldürmek istediler. Kendilerini tanrı’nın halkı olduğunu sanan dinsizler ‘Peygamber bizim içimizden gelmeliydi.’ dediler. Vesayetçiler, doğru yolu öğütleyen peygamberlere karşı çıkmışlardı. Her peygamber Doğruluk, barış, demokrasi, insan hakları, adalet diyordu. Hepsi de aynı dini söylediler. Çünkü geldikleri dönemlerde mevcut baskıcı yönetimler ve kötü bir sistem vardı. Halklar ve insanlar mevcut sistemden acı çekiyordu. Çünkü sistem saltanatları için mazlumların sırtına basan burjuvaları besliyordu. Peygamberlerin doğru yola çağırışı onların azgınlığını arttırıyordu. Buna günümüzde Yahudileri ve İsrail krallığı ülküsünü gösterebiliriz. Bunlar gibi Tanrı’nın halkı olduğunu iddia eden egemenler özgürlükleri, eşitlikleri, demokrasiyi, barışı, ve adaleti kendi namına kullanıp yeryüzündeki halkların büyük çoğunluğuna zulmediyordu. İnandıklarını ve doğru yolda olduklarını sananlar tam tersi Tanrının dinine karşı bir anlayıştaydı.
Geçmiş çağları irdeleyenler haçlı seferlerinin mantığını hemen anlarlar. Tüm haçlı seferleri, Muhammet döneminin bir rövanşıydı. Muhammed’in gelişine dönemin vesayetçileri karşı çıkmıştı ve kendi dinlerini sırf çıkarları için ayırmışlardı. İnsanlık ile mücadele eden Gog ve Magog o dönemlerde Anadolu’da idi. İsevilikten sapmış Rumlar Anadolu’dan kuzeye doğru göç etmişlerdi. Bir kısmı Rusya topraklarına ve bir kısmı da batıya yönelerek İngiltere topraklarına yerleşmişlerdi. Ortadoğu’da fitnelerden ve baskılardan kaçan tanrının halkları 1071 sonrasında Anadolu’ya gelmişlerdi. Bunların içinde İbrahim’in iki öz oğlu Kürtler ve Türkler el ele tutuşarak Anadolu’ya gelmişlerdi. Ardından barışı ve adaleti savunan Selçuklu ve Osmanlı dönemleri yaşandı. Ancak bu süre zarflarında haçlı akınları sürekli varlığını korudu. Barışın, adaletin, doğruluğun ve adil düzenin karşısındaki inançsız yapılanma dünya hırsıyla egemen olma mücadelesindeydi. Ve gün geldi bir gün bu kirli amaçlarına hırslarına ulaştılar. Osmanlı’nın yıkılışıyla dünya karanlık bir dibe gömüldü. Çünkü inançsızlar dünya hırsıyla doluydu, sömürgecilerdi, haksız kazanç ile tam bir hukuksuzluk dönemi yaşandı. Açgözlülük ve hırsla dünyaya sahip olma yarışı başladı. Bilindik topraklara Coğrafi kesifler dediler. Kıta halklarını öldürdüler, köle yaptılar, kaynaklarını emdiler. Adalet ve kanunun olmadığı yeryüzünde silahla güçle mazlum halkları bastırdılar. Katliamlar feryatlar yükseldi. İnsanlığı koruyacak tanrının yasalarını yürüten bir halife yoktu. İnsani odaklı cihan hakimiyeti olmadığından bu kaos ortamında insanlar büyük zarar gördüler. Savaşlar ve sosyal suçlar tavan yaptı. İste tam bu dönemin sonunda Mehdi’nin çıkışı kaçınılmazdı. Tüm kutsal kitapların ve peygamberlerin haber verdiği dönem aynen gerçekleşiyordu. İnsanlar olayları doğal olarak yaşayacağından ‘Tanrı gerçeği’ tam bilinmiyor ve iradeleri ellerinden alınmıyordu. Yoksa dünya hayatının sınavının bir önemi kalmazdı. İnsanlar her şey yaşanıp bittikten sonra ve uzun ömürlü Tayyip Erdoğan eceliyle öldükten sonra gerçekleri anlayacaklardı. Bu arada herkes seçimini yapmış inanan ve inanmayanlar ayrılmış, Barışçılar ve savaşçılar; iyiler ve kötüler tarafını belirlemişti. Tanrı, kötülere artık yaşam vermeyecekti. Nuh’un dönemine benzer bir dönem yaşıyoruz ve emin olduğum bir şey var ki kötüler yeryüzünden şüphesiz temizlenecektir.
Mehdi döneminde olduğumuz kesin bir gerçekti. Mehdi’nin ortaya çıkışıyla ilgili dönemsel, yapısal, sosyokültürel alanda dönemin felsefesi de dahil her yönüyle incelendi. Tüm kutsal metinler, özellikler, dinsel gerçekler, gezegensel hareketler, siyasi çalkantılar, Afetlerin tavan yapması, küresel iklim değişikliği, 21 Aralık 2012 virajı gibi tüm bunlar gerçekleri ortaya çıkarmaktadır. Ulusal ve küresel siyasi gelişmeler tamamen dinsel paralellik içermektedir. Geçmiş peygamberlerin bildirdikleriyle günümüz tamamen örtüşmektedir. Belli ki Tanrı ezelde yazdığı küresel kaderi gerçekleştirirken Mehdi’yi bizzat kendisi yönetmekte ve olayları oluşturarak gerçekleştirmektedir. Gerçek şu ki Tanrı her peygamber döneminde olduğu gibi insanlığı kurtarmakta ve tarihe müdahale etmektedir.
Tüm kutsal kitaplarda hatta eski tabletlerde ve destanlarda bildirilen mehdi dönemi ile ilgili bilgiler günümüze tamamen uymaktadır. Mehdi hadisleri, Tevrat kayıtları, İncil ve diğer kitaplarda, Budizm, Zerdüştlük, Babil kayıtlarında, Maya ve İnkalar’da belirtilenler birbiriyle tam örtüşmektedir. Anlatılan dönem 1990-2023 dönemine tamamen uymaktadır. 33 yıllık bu dönemde dünyada müthiş gelişmeler ve değişimler olacaktır. Tüm kutsal metinlerde bildirilen bu dönem zaman olarak ve olaylar olarak yüce bir iradenin iletisi gibi aynen benzerlik taşımaktadır. Beklenen ve gelecek kurtarıcının özellikleri tamamen Tayyip Erdoğan’a uymaktadır. Sadece İslam’a değil Tüm dinlerin beklediği insanlığın son halifesi ve kurtarıcı kral peygamber (yönetici peygamber) niteliğinde bir peygamberin geleceğini doğrulamaktadır.
Kendilerini Yahudi sananlar giderek güçlendiler ve Evangalist’lerin desteğini aldılar. Yahudi-Hristiyan kardeşliğini gösterirken din dışına çıkarak dünya egemenliği için çıkar birlikteliği yapmaktaydılar. Her çağda olduğu gibi kendilerini inanan olarak niteleyen ve Yahudi olduklarını ilan eden halklar, dünya için çabalıyorlardı. Öldürürken ve insanlığa zarar verirken doğru yoldan sapmış olduklarını göremiyorlardı. Tarafgirlikle kendi amaçlarına hizmet etmek ve bütün insanlığı bir kenara itmek hiçbir dinde yoktu. Gerçekte ahiret çabasında olanlar insanlığa hizmet ederdi. Ancak onlar dünya egemenliğini kurma telaşındaydılar. Her gelen peygamberi öldürmeye çalışan ve Tanrı’nın halkı olduğunu söyleyen vesayetçiler küresel egemenlikleri ve saltanatları için hakkı reddettiler. Ve o peygamberlerle mücadele ettiler. Evrensel dine, (Kutsal yasalara) İnsanlığı koruyan yasalara ve barışa karşıydılar. Tanrının gazabı her dönemde onların üzerine oldu.
Birinci dünya savaşından sonra dünyanın Jandarmasıyım diyen Amerika, adalet sağlayıcı olarak peygamberliğini ilan etmişti. Ancak gerçek tam aksine çıkmıştı. Şeytan destekli Deccal’in krallığı iyice anlaşıldı. 11 Eylül saldırısıyla son haçlı seferini gerçekleştiren George Bush, Afganistan, Irak, Pakistan ve Ortadoğu’ya saldırmıştı. Savaş politikalarıyla ayakta duran ve yeryüzünün kaynaklarını sömüren Amerika varlığını yalanlarla ve komplolarla ne kadar devam ettirebilirdi. Amerikan ve İsrail yönetimi kendi halklarına da zarar verirken küresel ortamda kanunsuzluğu yol edinmişlerdi.
Tüm bu yaşananlara ve feryatlara Tanrı öfkelendi ve her şeyi değiştirmeye başladı. Tam bu dönemde Tanrı, Mehdi’yi göndermişti. ‘Mehdi Tayyip Erdoğandır.’ denildiğinde bunu uçuk bir söylem gibi görüp şiddetle reddedenler yaşananlara bakarak gerçeği bütünsel olarak göremiyorlar. Irak savaşına destek vermeyen, küresel krizden etkilenmeyip tam tersi büyük sıçrayışlar yapan, İsrail’e ve Ortadoğu’da ki adaletsizliklere ses çıkaran, mazlumlara sahip çıkan, zalime karşı duran, menfaatlerine göre karar vermeyen haliyle Tayyip Erdoğan kendini fark ettirmektedir. Onunla Türkiye, küresel liderliğe gitmektedir. Dünya’nın yeni küresel gücü savaşla değil insani ve dini değerlere sahip çıkmakla gerçekleşecekti. Tüm dinlerin özü insanlığı korumak ve insanlığın düzenini sağlamaktan ibarettir. Yeryüzünde ki tek din tüm dinlerin temeli olan evrensel değerlerdir.. Barış, insan hakları, adalet, demokrasi ve hoşgörüydü. Zaten insan öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, paylaşacaksın, gibi tüm dinlerin kutsal emirleri yeryüzündeki tek dine çıkmaktadır. İnsanlar yeryüzünde birlikte yaşayamadılar, yeryüzünün hazinelerini paylaşamadılar. Baskılar ve savaşlar insan türünü bitirirken insanlığa bozuk bir felsefe bırakıyordu. İnsanlar ve uluslar şahsi menfaatleri yerine bütünün menfaatlerini isteyemediler. Bu nedenle yeryüzünde Şeytan’ın kulları olan Gog ve Magog’un egemenliği yaşandı.
Uzak dönemi bilenlere ‘Siyon veya Medine yeniden doğuyor.’deriz. Yakın dönemi bilenlere Osmanlı yeniden doğuyor diyebiliriz. 1910-2010 yıllarında yaşananlar birbirlerinin tam zıddıdır. 1. dünya savaşının tam tersi olayları yaşanmaktadır. Batı gerileme dönemine girerken doğu yükseliş dönemine girmiştir. İngiltere-Fransa-Rusya etkisindeki dünyada sömürgecilik, gasp ve savaşlar dönemi yaşandı. Ve gün geldi maddeci ve menfaatçi felsefe yıkılmaya başladı. Arap baharının başlamasıyla Suriye’de Rusya’nın direnişi, Afrika/Mali’de Fransa’nın sömürgelerine sahip çıkışı, İngiltere’nin İsrail’e tam desteğiyle Mısır ve Libya’ya sahip çıkmasını gördük. Suriye tıkanıklığı, hak ile batılın savaşında gerçeği ortaya çıkaracak en önemli unsurdu. Tüm insanlar yaşanan bu küresel gerçekleri görmeye başlayacak. Kimlerin hile ve komplo ile yönettiğini kimlerin hak yolda mazlum olduğunu göreceklerdi. Ve böylece insanlar tercihlerini yapacaklardır. İnançsızlar saltanatları ve dünya menfaatleri için baatılı seçecekti. İnananlar, ahiret bilinciyle Tanrı egemenliğini isteyecekti. Mazlumların ve insanlığın yanında olanlar hakkı tercih edecekti. Müthiş bir dönemden geçmekteyiz. Tercihlerin belirlendiği, safların ayrıldığı iyilerin ve kötülerin netleştiği bir sürece çoktan girilmişti. Ancak insanlar neler olduğunun farkında değildi.
Doğruluk, barış, kardeşlik ve adalet yanlısı Osmanlıcılar, antisemitizm çatısında toplanmışlardı. Aslında Siyonizm’e karşı çıkarken dünya yarışında olan menfaatçi, savaşçı, komplocu İsrail anlayışıyla mücadele etmişlerdi. Zaman geçti, gün geldi Osmanlı’nın yıkılışıyla amaçlarına ulaştılar. İnançsızlık rüzğarı esti. Dünyayı kazanma ve hükmetme mücadelesi başladı. Silahlanma yarışı ile öldürerek ve birbirlerini ezerek düşmanca kazandılar. İyiliğin merkezi yıkılınca kimse Tanrı’dan istemedi. Hırsızlara, gaspçılara kısacası dinsizlere ortam doğdu. Küresel yağmacılar meydanı boş buldular. Hukuksuzca davrandılar. Hesap sorulamayınca rahatça küresel suçları işlediler. İnsani bir otoritenin olmayışı küresel egemenleri taşkınlığa gaspa ve savaş siyasetine yöneltmişti. Dünya karanlık ve kaos çağına girmişti.
Ortadoğu’da 2001-2008 yedi yıllık savaş ve kaoslu yılların sonunda küresel kriz yaşandı. Bu küresel istikrarsızlık küresel güvensizliğin ve bozuk sistemin de bir sonucuydu. Ardından Arap baharıyla eski düzene karşı özgürlük ve eşitlik uyanışı başlamıştı. Küresel menfaat şebekesine bağlı Ortadoğu yönetimleri bir bir devrilmekteydi. Baskıcı yönetimler altında ezilmiş ve çoğunlukta olan mazlum halklar, kısıtlanmış tüm yaşamlarını geri istemekteydiler. Bu uyanış Afrika ve diğer kıtalara sıçrayarak küreselleşecekti. Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi; Türkiye de dünyayı etkiliyordu. Gerçekte ise bütün bunları Tanrı yapıyordu. Mısır’ın ve tüm Ortadoğu’nun Türkiye’yi rol model kabul edip örnek almaları da bu gerçeği göstermiştir. Ortadoğu ve Afrika halkları Osmanlı özlemiyle yanmakta ve hepsi Türkiye merkezli bir dünya yönetimi istemektedirler. Arap birliğini İngiliz atmosferinden çıkartan ve birliği yönetir hale gelen Türkiye, Araplara ‘Özgürce, birlikte ve barış içinde yaşayabiliriz.’ Bilincini öğretmiştir. Erdoğan ve Türkiye, Ortadoğu’da inançsız, menfaatçi ve sömürgeci yönetimlerin altında ezilmiş çoğunluk halkların yol göstericisi olmuştur. Çaresiz halklar Türkiye’ye başvuruyor. Çünkü zalim yönetimler onların yaşamsal haklarını ellerinden almışlardı. Küresel güçler, Ortadoğu’da ve Afrika’da varlığını kaybetti. Küresel güçlerin her konuda Türkiye’ye danışması ve fikrini alması egemenliklerini kaybettiği gerçeğini doğrulamaktadır. Türkiye’nin Ortadoğu’ya yön vermesi, dünyaya etkileri, küresel gündemi değiştirmesi ne kadar etkin bir güç olduğunu göstermektedir. Küresel bozguncular yakında her kıtada egemenliklerini kaybedecekler. Çünkü batıl uzun sürmez. Batıl yüz yıl dayanamadı ama hak olsaydı bin yılı aşardı.
Van münit çıkışı, Mavi Marmara olayı, Mısır, Libya ve Suriye’de insanlığın yanında durması Türkiye’yi güçlü bir hale getirmiştir. Küresel haksızlıklara ses çıkaran, İsrail’i uyaran, İran’ı dizginleyen, Suriye’de mazlum halkı kucaklayan, Irak’ın dağılmasını engelleyen, Arap birliğine yön veren politikasıyla Türkiye, küresel bir güç olma yoluna girmiştir. Ilımlı ve barışçıl politikalarıyla yapıcı ve birleştirici güç olmuştur. Afganistan’ı, Pakistan’ı ve Endonezya’yı birlik olmaya çağırmıştır. Bu çağrıları her kıtada (Osmanlı özlemiyle yananlara) Doğruluk, barış, adalet, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adil düzen isteyenlere yapmaktadır.
BM’yi eleştiren, yapısını sorgulayan, BM’nin politikasını yanlış bulan Erdoğan, küresel güçleri doğru yola çağırmaktadır. Avrupa’ya hatalarını söyleyen ve doğru bir çizgiye çekmeye çalışan, medeniyetler ittifakını oluşturmak için çaba sarf eden bir Türkiye vardır. Avrupa birliği, Şangay beşlisi gibi guruplara girmeye çalışan, ayrımcılığı reddeden felsefeyle birliklere koşan ülke olmuştur.
Artık Türkiye, küresel arenada anlayışıyla, felsefesiyle, yardımseverliğiyle fark edilmektedir. Tıpkı bir dönemlerin Siyon halkı ve Medine halkı gibi mazlumlara sahip çıkmaktadır. Pakistan seline, Somali açlığına, Suriye çıkmazına, mazlumlara ve her alanda yardım çağrıları yapan ve çaresizlerin elinden tutarak insanlığa sahip çıkan ülke olmuştur. Tüm çözüm yollarını en doğru şekilde uygulamıştır. Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu, Kürt sorunu, Filistin sorunu gibi tüm sorunları en uygun haliyle çözmeye çalışmıştır. Ama çözümsüzlüğü isteyenler süreçleri tıkamıştır. Tayyip Erdoğan, insanlığın sorunlarını çözüme kavuşturma çabasındaydı ancak ellerindekini kaybetme korkusu taşıyan vesayetçiler çözümleri reddetmişlerdi.
Erdoğan’ın BM’deki konuşması, Pakistan’da konuşması, Lübnan’da konuşması Avrupa’nın ve dünyanın çeşitli yerlerindeki konuşmaları onun anlayışını ve liderliğini açıkça göstermiştir. Her dinde Tanrı’nın yasaları insanlığı korur. İnsan haklarına ve insani değerlere sahip çıkarak barışa ve demokrasiye öncülük eden Tayyip Erdoğan, İslam’ın halifesi değil aslında insanlığın halifesidir. Dinlerin birleşmesini, tüm ayrımcılığın kalkmasını, husumetlerin son bulmasını istemekle ve herkesi kucaklayan tavrıyla peygamber rolü çizmektedir. Şu kesindir ki insanlığı koruyan bir anlayış tamamen Tanrı’dandır. Zaten Tanrı Onunla kötü yönetimleri devirmekte ve küresel sistemi değiştirmektedir.
Tayyip Erdoğan, küresel bozguncuların Türkiye’deki şebekesi olan Ergenekoncu-balyozcu-KCK bileşkesine karşı dik durarak karanlık güçleri ülkesinde yıkmıştı. Halka baskı kuran dinsel ve yaşamsal hayatını kısıtlayan ve ülkeyi her yönüyle sömüren kanunsuzları devirmeyi başardı. Bütün bunları Tanrı’dan aldığı destekle ve canını hiçe sayarak yapmıştı. Kalbinde Allah korkusu ve yüreğinde vicdan vardı. Ve Tanrı Onunla olmaya karar verdi.
Vesayete, cuntacılara, egemenlere ve varlıklı zenginlere karşı hakkın savunuculuğunu yapmış ve mazlumlara sahip çıkmıştır. İnsani hakları, kişi hak ve özgürlükleri ön plana çıkartarak dinin özünü görmüştü. Yeni anayasa ile evrensel değerlerin ve küresel ilkelerin ilk adımını attı.
Tayyip Erdoğan’ın yönetime gelişi bile sancılı oldu. Ve O’nun gelişinde Tanrı’nın parmağı vardı. Belediye başkanlığından küresel liderliğe çıktı. O doğru, dürüst, adil, sözüne güvenilen, hoşgörülü, yatıştırıcı, güvenilir olan, çözümcü, dostane haliyle eşsiz bir liderdi. O’ bir kurtarıcı ve Allah’ın seçtiği kraldı. Pek çok peygamber vasfını üzerinde taşıyordu. Ancak yeni nesiller bunu fark edemiyordu. Çünkü yeni nesil olayları çıkar süzgecinden geçiriyordu, değerlerden ve geçmişten kopmuştu. O hak ile batılı deviriyordu. Doğru sözle yalanı eritiyor. İyilikle kötülüğü bitiriyordu. Barışı, adaleti ve kalkınmayı ister haliyle peygamberi bir rol çizmekte idi. Recep Tayyip Erdoğan’ın mehdi olasılığı çok yüksektir. Erdoğan’ı derinlemesine incelediğinizde konuşmalarında, tavırlarında, felsefesinde, bakış açısında, mimiklerinde ve kararlarında tamamen peygamber özelliklerini görürsünüz.
Recep Tayyip Erdoğan’ın hayatı, yaptıkları ve geleceği şimdiden şekillendirmesi güçlü bir lider ve büyük bir önder olduğunu göstermiştir. Ulusal ve küresel medyada Erdoğan’a eleştiriler ve o’nu itibarsızlaştıracak haberlere çokça yer verilmektedir. Eski egemenler kendi medyalarıyla aldattıkları kitleleri kaybetmemek için korunma ve savunma taktiği uygulamaktadırlar. Kötülere, ancak eski düzenden beslenenler destek verir. Ama gerçekler ve doğrular karşısında onlar da eriyecek ve yıkılacaktır.
Allah’tan çekinmesi, korkması ve dünya hırsı olmaması T.Erdoğan’ın özelliklerindendir. Zalim’e ses çıkarırken bu uğurda ölümü göze almıştı. Mazluma sahip çıkan ve insanlara faydalı haliyle Tanrı’nın dünyaya gönderdiği bir kurtarıcıdır. İslam’a göre mehdi, Tevrat’a göre Davut’un oğlu Kral(yönetici) peygamberdi. İncil’e göre gelecek olan İsa’dır. O sistemleri devirecek, dünyayı karanlıktan aydınlığa çıkaracak, barış ve esenlik devri olan Altın çağı getirecektir.
Zulkarneyn peygamber savaşı isteyenler ve barışı isteyenler diye insanları ikiye ayırmıştı. Barışın tarafında olanları inananlar, savaşın tarafında olanları inançsızlar olarak nitelemişti. Erdoğan barışı isteyenlerin küresel lideridir. Ülkesinde bile Kürt-Türk barışı için mücadele vermektedir. 1789 Fransız ihtilali ile kardeşliğe açılan savaşa dur diyen ilk ülke Türkiye olacaktır. Bu etnik ayrımcılık hastalığına zorla da olsa en son bulaştırılan ülke Türkiye’dir. Savaşa ilk dur diyen İbrahim’in soyundan olan iki öz kardeş (Kürt-Türk kardeşliği) olacaktır. Bu barış havası Türkiye’den tüm dünyaya yayılacaktır. Zamanla yeryüzünde tüm husumetliler barışacak ve kimse kimseyi tehdit olarak görmeyecektir. İnsanlarda dünya kavgası kalkacak ve Ahiret mücadelesi başlayacaktır.
Gerçekte ‘Tanrı’nın İsrail halkı’ Anadolu halkıdır. Tarihi derinlemesine analiz etmiş kimseler bunu iyi bilirler. Asıl soykırım kurtuluş savaşında Anadolu halkına karşı yapılmıştı. Osmanlının merkezi olan ‘Anadolu halkını’ yok etmek istemişlerdi. Onlar kendileriyle beraber dinin hayatta kalma mücadelesini vermişlerdi. Çünkü Anadolu’ya gelen düşman birlikleri Kuran’ı ve inananları yeryüzünden kazımak istemişlerdi. Tanrı, Çanakkale’nin geçilmesine izin vermedi. Ama inananlar baskı ile ülke yönetimini kaybetmişlerdi. Halkı kültüründen ve kökünden kopartacak devrimler yaptılar. İnançsızlığı ve kendi kültürlerini empoze ettiler. Bunun üzerine Tanrı, şehitlerin ardında kalan bir avuç çocuktan yine inançlı nesil yarattı. Ve onlara kurtarıcı bir kul gönderdi.
Yüz yıl geçti ve tanrı vaadinde durdu. Dünya tersine döndü. Güç kutupları yer değiştirdi. 21 Aralık 2012’de kıyamet kopacak denildi. Ancak bu kötülerin kıyameti olacaktı. Bu tarih Altın çağın başlangıcı ve ilk günüydü. Zaten her şeyin bir günde olmasını beklemek çok saçmaydı. Gerçekten de İzmir’in Şirince ilçesi kurtulacaktı. Hesaplar mükemmeldi. Ve ‘Popol Vuh’ kutsallık içeriyordu. Taşkınlar Verona’dan başlayacak ve Fransa’nın yarısını sular kaplayacaktı. Amerika kıtasının doğu kıyıları sular altında kalacaktı. Şeytan’nın yerleşim yerleri olan kıyı kentlerini Tanrı vuracaktı. Akdeniz kıyıları sular altında kalacaktı. Tüm bunlar 2013-2020 yılları arasında gerçekleşecekti. Doğal afetler ve küresel ısınma tavan yapacaktı. Çünkü kötüler, dünya egemenliği için iyileri yok etmek isteyeceklerdi.
Türkiye halkı, Erdoğan ile zalime ses çıkaran ve mazlumun yanında olan bir tavırla hareket etmektedir. Yakında küresel güçler, Türkiye muhalifleri gibi Rabbin kralı olan Erdoğan ile mücadele edecekler. Batıl hakkı deviremeyince şiddete başvuracak. Küresel güçler, kaybolan egemenliklerini geri kazanmak için doğruluğun önderi Erdoğan’ın ülkesine saldırı kararı alacaklar. Ve Türkiye halkı doğruluğun barışın ve insanlığın yanında oldukça Tanrı onlarla beraber olacak. Gün gelecek tüm düşmanlar Türkiye’nin etrafını sarıp saldırı planları yaptıklarında Türkiye halkı korkmayacak. Bu arada küresel afetler çok şiddetlenecek. İnsanlar bir sağdan bir soldan her yerden afet haberleri alacaklar. Çünkü şeytan’ın tayfasına öfkelenen Tanrı halkına sahip çıkıyordu. Vaat ettiği gibi ve onlara kurtuluşu verecekti. Ve zalimlerin haksızlık ve ölümler üzerinden kazanacağı dünya ısrarı onların sonu olacaktı.
Ey İblis, sen insanlığı birbirine düşürüp yok etmek istedin. Onları doğru yoldan saptıramayıp hak ile başa çıkamayınca gücüne güvendin. Sen şiddeti seçersen Tanrı da seçer. Ve sonuçta kaybeden sen olursun.



Kaynak: Recep Tayyip Erdoğan biyografi - Recep Tayyip Erdoğan hayatı
18 Ağustos 2014 13:16   |   Mesaj #5   |   
_AERYU_ - avatarı
VIP VIP Üye
Recep Tayyip Erdoğan
Erdoğan 12. cumhurbaşkanı


Sponsorlu Bağlantılar
Başbakan Erdoğan'ın yüzde 51,8 ile birinci olarak çıktığı seçimler düşük katılım oranıyla dikkat çekti. Sonuçlarda altı çizilmesi gereken başka bir nokta ise HDP'nin adayı Selahattin Demirtaş'ın yükselişi oldu.


Türkiye'de halk ilk kez cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gitti.

Resmi olmayan sonuçlara göre, geçerli oyların yüzde 51,8'ini alan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye'nin 12. cumhurbaşkanı seçildi.

Seçimlere katılım oranının düşüklüğü ise dikkat çekti.

YSK verilerine göre; kayıtlı 52 milyon 894 bin seçmenden yaklaşık 13 milyonu oy kullanmadı.

Yani, 30 Mart Yerel Seçimlerinde yüzde 89 olan katılım oranı bu seçimde yüzde yüzde yaklaşık 75'e düştü.

Seçime katılımın en düşük olduğu iller; Iğdır (%63,3), Tunceli (%67,2) ve Kırklareli (%67,2) şeklinde oldu.

İstanbul da yüzde 72,6 ile katılım oranın düşük olduğu iller arasında yer aldı.

Seçilime katılım oranının en yüksek olduğu iller ise şöyle: Kütahya (%85), Uşak ve Hakkari (%84,7)

Halkın cumhurbaşkanını seçmek için ilk kez sandık başına gittiği bu seçimler, son 12 yılın en düşük katılımı olarak kayda geçti.

2011'de yapılan genel seçimlerde ise bu oran yüzde 83 dolaylarındaydı.

EN ÇOK OY MEMLEKETİNDEN
Seçimde yüzde 51.8 oyla ipi göğüsleyen Başbakan Erdoğan, 55 ilde birinci çıktı. Erdoğan en yüksek oyu yüzde 80,5 ile memleketi Rize'den aldı. Erdoğan'a en az oy ise yüzde 14 ile Tunceli'den çıktı.

SAHİLLER İHSANOĞLU'NUN
Muhalefetin 'çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ise 15 ilde en çok oyu aldı. Sahillerden çıkan oyların büyük oranda İhsanoğlu'na gitmesi dikkat çekti. İhsanoğlu en fazla oyu yüzde 58,6 ile İzmir'den aldı.

DEMİRTAŞ PARTİSİNİ SOLLADI
HDP'nin adayı ve Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise 11 ilde birinci oldu. En çok oyu Şırnak ve Hakkari'den alan Demirtaş'ın Şırnak'taki oy oranı yüzde 83, Hakkari'deki oy oranı yüzde 81 oldu.

Kampanya sürecinde farklı bir profil sergileyen Demirtaş, partisinin 30 Mart'ta aday dahi göstermediği illerden oy almayı başardı. Bu iller yüzde 1,2 ile 1,8 arasında oy oranıyla Kırıkkale, Kastamonu,Yozgat ve Karaman oldu.

Demirtaş'ın özellikle batı illerinde aldığı oylar yerel seçimlerde alınan oyları ikiye katladı. Batıda en dikkat çeken il İzmir oldu. Yerel seçimde 3,4 olan oy oranı, cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 8'e çıktı.

İzmir'dekine benzer bir artış da başkent Ankara'da yaşandı. Selahattin Demirtaş HDP'nin yerel seçimlerde aldığı oyu üçe katladı. HDP'nin İstanbul'a yönelik oy beklentisi de karşılığını buldu.

HDP'nin yerel seçimde 4,8 olan oy oranı 9,1 oldu.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı


1954 yılında İstanbul'da doğdu. İlköğrenimini Kasımpaşa Piyale İlkokulu'nda yaptı. Orta öğrenimini İstanbul İmam Hatip Lisesi'nde, Yüksek öğrenimini de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde tamamladı. Camialtı, İETT ve Erokspor'da 16 yıl futbol oynadı. Bu süre içinde birkaç defa İstanbul Amatör Karması ve İstanbul Gençler Karmasına seçildi. Yedeksubay olarak askerliğini yaptı. Özel sektör kuruluşlarında müşavir ve üst düzey yönetici olarak çalıştı.

1969 yılından başlayarak fiili siyasetin içinde bulundu. 1975 yılında MSP İlçe Gençlik Kolu Başkanı aynı zamanda Gençlik Kolları Genel İdare Kurulu Üyeliği'ne seçildi. Bu görevleri 1980 yılına kadar devam etti. 1984 yılında RP Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında RP İstanbul İl Başkanı, 1986 yılında RP MKYK üyesi oldu.27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Belediye başkanlığı döneminde başarısı kamuoyu tarafından tescil edildi. Siirt'te yaptığı bir konuşmadan hapis cezasına çarptırıldı. Kırklareli'nin Pınarhisar İlçesi Cezaevi'nde 120 gün cezaevinde yattı. Fazilet Partisi içindeki yenilikçi kanadın lideri olarak biliniyordu. Siyasi yasağının bitmesi üzerine Adalet ve Kalkınma Partisini kurdu.

Biyografi.net

18 Ağustos 2014 13:17   |   Mesaj #6   |   
_AERYU_ - avatarı
VIP VIP Üye
Recep Tayyip Erdoğan
Erdoğan 12. cumhurbaşkanı


Başbakan Erdoğan'ın yüzde 51,8 ile birinci olarak çıktığı seçimler düşük katılım oranıyla dikkat çekti. Sonuçlarda altı çizilmesi gereken başka bir nokta ise HDP'nin adayı Selahattin Demirtaş'ın yükselişi oldu.

Türkiye'de halk ilk kez cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gitti. Resmi olmayan sonuçlara göre, geçerli oyların yüzde 51,8'ini alan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye'nin 12. cumhurbaşkanı seçildi. Seçimlere katılım oranının düşüklüğü ise dikkat çekti. YSK verilerine göre; kayıtlı 52 milyon 894 bin seçmenden yaklaşık 13 milyonu oy kullanmadı. Yani, 30 Mart Yerel Seçimlerinde yüzde 89 olan katılım oranı bu seçimde yüzde yüzde yaklaşık 75'e düştü.
Seçime katılımın en düşük olduğu iller; Iğdır (%63,3), Tunceli (%67,2) ve Kırklareli (%67,2) şeklinde oldu.
İstanbul da yüzde 72,6 ile katılım oranın düşük olduğu iller arasında yer aldı.
Seçilime katılım oranının en yüksek olduğu iller ise şöyle: Kütahya (%85), Uşak ve Hakkari (%84,7)
Halkın cumhurbaşkanını seçmek için ilk kez sandık başına gittiği bu seçimler, son 12 yılın en düşük katılımı olarak kayda geçti.
2011'de yapılan genel seçimlerde ise bu oran yüzde 83 dolaylarındaydı.

EN ÇOK OY MEMLEKETİNDEN
Seçimde yüzde 51.8 oyla ipi göğüsleyen Başbakan Erdoğan, 55 ilde birinci çıktı. Erdoğan en yüksek oyu yüzde 80,5 ile memleketi Rize'den aldı. Erdoğan'a en az oy ise yüzde 14 ile Tunceli'den çıktı.

SAHİLLER İHSANOĞLU'NUN
Muhalefetin 'çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ise 15 ilde en çok oyu aldı. Sahillerden çıkan oyların büyük oranda İhsanoğlu'na gitmesi dikkat çekti. İhsanoğlu en fazla oyu yüzde 58,6 ile İzmir'den aldı.

DEMİRTAŞ PARTİSİNİ SOLLADI
HDP'nin adayı ve Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise 11 ilde birinci oldu. En çok oyu Şırnak ve Hakkari'den alan Demirtaş'ın Şırnak'taki oy oranı yüzde 83, Hakkari'deki oy oranı yüzde 81 oldu.

Kampanya sürecinde farklı bir profil sergileyen Demirtaş, partisinin 30 Mart'ta aday dahi göstermediği illerden oy almayı başardı. Bu iller yüzde 1,2 ile 1,8 arasında oy oranıyla Kırıkkale, Kastamonu,Yozgat ve Karaman oldu.

Demirtaş'ın özellikle batı illerinde aldığı oylar yerel seçimlerde alınan oyları ikiye katladı. Batıda en dikkat çeken il İzmir oldu. Yerel seçimde 3,4 olan oy oranı, cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 8'e çıktı.

İzmir'dekine benzer bir artış da başkent Ankara'da yaşandı. Selahattin Demirtaş HDP'nin yerel seçimlerde aldığı oyu üçe katladı. HDP'nin İstanbul'a yönelik oy beklentisi de karşılığını buldu.

HDP'nin yerel seçimde 4,8 olan oy oranı 9,1 oldu.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı
1954 yılında İstanbul'da doğdu. İlköğrenimini Kasımpaşa Piyale İlkokulu'nda yaptı. Orta öğrenimini İstanbul İmam Hatip Lisesi'nde, Yüksek öğrenimini de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde tamamladı. Camialtı, İETT ve Erokspor'da 16 yıl futbol oynadı. Bu süre içinde birkaç defa İstanbul Amatör Karması ve İstanbul Gençler Karmasına seçildi. Yedeksubay olarak askerliğini yaptı. Özel sektör kuruluşlarında müşavir ve üst düzey yönetici olarak çalıştı.

1969 yılından başlayarak fiili siyasetin içinde bulundu. 1975 yılında MSP İlçe Gençlik Kolu Başkanı aynı zamanda Gençlik Kolları Genel İdare Kurulu Üyeliği'ne seçildi. Bu görevleri 1980 yılına kadar devam etti. 1984 yılında RP Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında RP İstanbul İl Başkanı, 1986 yılında RP MKYK üyesi oldu.27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Belediye başkanlığı döneminde başarısı kamuoyu tarafından tescil edildi. Siirt'te yaptığı bir konuşmadan hapis cezasına çarptırıldı. Kırklareli'nin Pınarhisar İlçesi Cezaevi'nde 120 gün cezaevinde yattı. Fazilet Partisi içindeki yenilikçi kanadın lideri olarak biliniyordu. Siyasi yasağının bitmesi üzerine Adalet ve Kalkınma Partisini kurdu.

Biyografi.net
musa
22 Ekim 2014 09:18   |   Mesaj #7   |   
musa - avatarı
Ziyaretçi
Erdoğan’ın soyu
Potamya; Rize’nin Güneysu İlçesi’nin Osmanlı dönemindeki adı.
Başbakan Erdoğan‘ın baba tarafı Pilihozlu.
Erdoğan’ın babası Güneysu doğumlu; Ahmet Erdoğan. Dedesi Bakatalı Tayyip.
Bakata anlamı ‘isyancı’ değil söylenenin aksine ‘haksızlığa başkaldıran’ demektir.

1934 yılında kabul edilen soy ismi kanunu gereği Rize’nin Güneysu ilçesi Pirihoz köyünde yaşayan “Bağatlıoğlu” sülale ismini taşıyan aile “ERDOĞAN” soy ismini kabul etti. Pirihoz köyü daha sonra “Dumankaya” adını aldı. Recep Tayyip Erdoğan’ın babası Bağatlı Ahmet, 1920’li yılların içinde İstanbul’a göç ederek Kasımpaşa’ya yerleşti ve 1954 yılında oğlu recep Tayyip dünyaya geldi. Recep Tayyip Erdoğan’ın dedesinin adı da Bağatlı Teyyup idi. Rusların 1916 yılında Trabzon vilayetini işgal ederek daha batıdaki Eynesil’e kadar geldiği bir sırada Bağatlı Recep, Rus askerlerine karşı mücadele veren milis direnişçiler arasında idi. Ve bu sırada girdiği çatışmada şehit düştü. Recep adının buradan geldiği tahmin edilmektedir. Bağatlı Teyyup’un küçük yaştaki oğlu Ahmet, yıllar sonra İstanbul’da dünyaya gelen oğluna kendi babasının ismini verdi.
Osmanlı Arşivinde Başbakan Tayyip Erdoğanın kökenlerini aydınlatacak 1835 tarihli Rize nüfus defteri ve 1850 tarihli vergi defteri bilgilerine göre Erdoğan’ın ataları “Bakatoğlu” sülale ismiyle biliniyor. ‘Bağat’ ‘kötülüğe başkaldırı’ anlamı içermektedir. Erdoğan’ın büyük dedesi Bakatoğlu Memiş yörenin derebeyi idi.
Osmanlı Arşivinde 1500-1900 yıları arası dönemde sayın başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın etnik kimliğini ortaya koyan belgeler üzerinde araştıralar yapıldı. Türkiye’de bütün yurttaşların nüfus kimlikleri 1905 (Rumi-1321) tarihli defterler esas alınarak tespit edilmektedir. Osmanlı Arşivi ilk kez Trabzon eyaletinin 1830’lu yılarda tutulan nüfus defterlerini de araştırmacılara açtı. Ve ek olarak da 1850 tarihli vergi defterini araştırmacıların bilgisine sundu. Osmanlı Arşivinde MAD.d 7958 kod numarası ile kayıtlı olan Rize yöresi köyler öşür defterinde Başbakan Erdoğan’ın büyük dedesi Bakatlıoğlu Memiş’in Pulihoz köyünün kurucu ailesi olduğu ve 86 kuruş vergi ödediği görülmektedir. O dönemde de bereketli ve çalışkan aile köyün variyetlisi ve halk ile en çok yardımlaşanıydı. Pulihoz köyü, Kıble dağının yamacında kurulmuş ve karşısında da Ayani tepesi var. Bakatoğlu Memiş her beldede olduğu gibi aynı zamanda yörenin “Ayan” ünvanlı “derebeyi” durumundadır. Osmanlı Arşivinde Rize yöresinde yaşanan 19.yüzyıl başlarında islama ve dine karşı açılan savaşta Anadolu’nun her yöresinde olduğu gibi itilaf devletleri ve yandaş hükümetine karşı bir sağlam duruş sergilemiştir. Bu inançlı halkların bir örneğini de Erdoğan ailesinde görmekteyiz.
“Potamya” sözcüğü, Pontus-Rum döneminden kalan ve “Dereler bölgesi” anlamında kullanılan bir kelimedir. Rize’nin derelerle dolu dağlık bölgesinde kullanılan antik dönem ismidir. Potamya defterinde yazılanlara göre Potamya bölgesinde 20. yüzyıl başlarında 12 köy vardı. Ve birisi de Pulihoz köyü idi. Osmanlı yönetimi Potamya ismini 1913 yılında değiştirdi.
Osmanlı Arşivinde bulunan 1835 tarihli Rize nüfus defterinde Rize’nin Pulihoz köyü kurucu aile ve bir numaralı hanesine kaydı yapılan Hüseyin oğlu Mehmet Efendi “İslam inanç kimliği” adı altında 45 yaşında ve “Kırca sakallı” olarak yazılmış. Ve çocuklarının ismi de 18 yaşındaki Mustafa ile 11 yaşındaki Yunus olarak yazılmış. Hüseyin oğlu Mehmet Efendi’nin nüfus künyesine bakılarak adı geçen Hüseyin 1700’lü yıların ortalarına kadar kimliği belirlenmiş olur. Adı geçen Yunus, babası Mehmet (veya Memiş) ve onun da babası Hüseyin Efendi Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın atalarıdır.
Erdoğan’ın annesi Tenzile tarafından büyük dedesi., Rize Güneysulu Kemal Mutlu Sarıkamış’ta şehit düşmüştü.
Recep Tayyip Erdoğan’ın devletin resmi aile nüfus kütüğünde "baba tarafından çeşitli kimselerin anneleri" "Havuli... Farfuli... Fatuli..." olarak isimler geçiyor: Örneğin, Ahmet ve Yunus Erdoğan’ın ana adı Havuli. Fatuli Erdoğan’ın ana adı Farfuli, Vesile Erdoğan’ın ana adı Fatuli. Bu kelimelerin hangi dilden gelmiş olabileceği araştırılmış, Doğu Karadeniz'de Fatma'ya Fatuli, Havva'ya Havuli denildiğini belirterek, "-li eki Gürcüce'den geçmiş olabilir. Zaten biliyorsunuz, Türkçe ve Gürcüce'nin karışımından, araya Ermenice kelimelerin de girmesiyle ortaya çıkan dile bölgede Lazca ismi verilir" dedi. Bölgede, özellikle kadın isimlerine bu tür eklerin takıldığını, zamanla hece düşmesiyle Havuli, Fatuli, Farfuli şekline dönüştüğü anlaşılılmaktadır. Ermenice ve Rumca'da ise böyle kelimeler bulunmuyor.
Trabzon vilayeti ile ilgili 1890’lı yıllarda çizilen Osmanlıca yönetim haritası üzerinde yapılan araştırmalar sonucu Trabzon vilayetinin Rize Sancağı’nın güney batı kısmında yer alan Zigana geçidine yakın yerdeki bölgesinde “Bagatlı dere” ve “Kalkandere” adında iki akarsuyun ismi harita üzerinde gösterilmiş. Burada bahsi geçen Bagatlı dere ismi aynı adı (Bagatlı) taşıyan ailelerin kadim zamandan beri yerleşim yeri olan bölgedir. Bu durumda Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethettiği 1462 yılı ve sonrasında bölgeyi Türkleştirmek için gerçekleştirilen fetih ve iskan politikası çerçevesinde İslam ve Türk asıllı olan Bagatlı topluluğunun bölgeye yerleştirildiği ortaya çıkar. Bu tarihi gelişmenin doğal sonucu olarak Trabzon Bizans Pontus Rumlarının “POTAMYA” adını verdiği bölgenin adı Türkleştirme hareketi sonrası “BAGATLI” olarak isim değiştirmiştir. “Bagatlı” sözcüğü aynı zamanda tarihi bir şifredir. Ve Osmanlıca yönetim terminolojisinde “Bagcılık yapanlar” veya “ haksızlığa karşı duranlar/batıla isyan edenler/zulme diklenenler” anlamlarına da gelir. Bu bilgiler ışığında Recep Tayyip Erdoğan’ın haksızlığa karşı koyma/batıla diklenme tavrının kökenlerinden devralınan bir özellik olduğunu da söyleyebiliriz.

Potamya bölgesi Fatih sultan Mehmet’in 1461 yılında Rize yöresini fethettiği tarihten itibaren 1600 yılı başlarına kadar geçen 150 yıl gibi zaman diliminde %-90 oranında Pontus-Rum etnik karakterde idi. Yani bu bölgede Rumlar yoğunluktaydı. Potamya yöresini 3 tımarlı sipahi aile ve Osmanlı yönetiminin özellikle Çukurova ve Maraş yöresi aşiretlerinin yöreye sürgün ve iskan politikası sonucu 1600-1800 yılları arasında hızla etnik kimlik değişimine geçti. 1800’lü yıların başlarında yörede yaşayan İslamların oranı %-90’a çıktı. Fatih Sultan Mehmet istanbul’un İslamlaştırılmasında Erdoğan’ın atalarını da kullanmıştı.
Dört halife döneminde İslam ahlakını tebliğ etmek için Asya ve Afrika’nın pek çok bölgesine giden Müslümanlar olmuştur. Bu tebliğ yolculukları bilhassa Hz. Ömer (ra) ve Hz. Osman (ra) zamanında iyice yoğunlaşmıştır. Kuran ahlakını tüm insanlara anlatmak için yola çıkanların arasında pek çok seyyid de olmuştur. Bu seyyidler çoğunlukla gittikleri bölgelere yerleşmişler ve o bölgenin yerli halkıyla kaynaşmışlardır.
Ancak göç eden seyyidlerin büyük çoğunluğu, göç eden diğer Müslümanlar gibi, Dört Halife Dönemi’nden sonra başa gelen Emevilerin katı tutumu nedeniyle Arabistan’dan ayrılmışlardır.Hz. Hasan (ra)’nın ve Hz. Hüseyin (ra)’in şehit edilmelerinden sonra, seyyidlerin göç hareketleri iyice hız kazanmıştır.
Hz. Hasan (ra)’nın ve Hz. Hüseyin (ra)’in şehit edilmelerinden sonra seyyidlerin göç hareketleri iyice hız kazanmıştır. Göçler, o zamanki İslam Devleti’nin sınır bölgeleri olan Mağrib (Fas), Kafkasya, Maveraünnehir, Horasan, Taberistan, Anadolu’nun doğusu ve güneyi gibi yerlere olmuştur. Bu seyyid göçleri neticesinde pek çok hanedanlık kurulmuştur. Anadolu’da kurulan derebeyliklerin çoğu seyyid soyudur.
Türkiye, en uzun ömürlü ve en geniş topraklara sahip Türk-İslam Devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nun tek varisi olması itibariyle seyyidlerin yoğun olarak yerleştiği ülkelerden biridir. Günümüzde yurdumuzun pek çok yerine dağılmış olmakla beraber daha ziyade Konya, Karaman, Bayburt,Trabzon, Rize, Denizli, Kütahya, çorum, Siirt, Şanlıurfa,Gaziantep, Erzurum, Elazığ, Erzincan, Kayseri, Bursa, Iğdır gibi şehirlerde daha yoğun olarak yaşamaktadırlar. Bu seyyidlerin çoğu, ilk seyyid göçleriyle beraber Anadolu’ya gelip yerleşmişlerdir. Ancak daha sonra da çeşitli vesilelerle Türkiye topraklarına olan göç hareketi devam etmiştir.
Özellikle Osmanlı-Rus Savaşları ve Rus-Kafkas Savaşları sırasında Anadolu’ya göç eden çok sayıda Kafkasyalı’nın arasında bir çok seyyid de bulunmaktadır. O dönemde Türkiye’ye yerleşen seyyid aileleri arasında, Recep Tayip Erdoğan’ın dedeleri de bulunmaktadır.
Recep Tayip Erdoğan’nın soyunun iki kökenden birinden geldiği tahmin ediliyor.. Çünkü Rize dolaylarına iki göç olmuştur. İlk Müslüman göçü ana göç 1460 sonrası güneydoğu Anadolu’dan gelenler gurubudur. Diğeri Osmanlı rus savaşları sırasında yer değiştiren müslüman türkmenler olmaktadır. Ancak şu kesindir ki Gürcü bölgesinden yani Batum tarafından gelenler ile Maraş tarafından gelenler ne tesadüftür ki benzer soylardır. Soylar incelendiğinde peygamberin torunlarına dayanmaktadır. Her iki durumda da Erdoğan Muhammedin soyundan geldiğini söylemek zor değildir. Özellikle tarihçilere daha net bilgiler vermeleri konusunda çağrı yapıyorum. Bu soy çok açıkça tespit edilebilir. İran ve Gürcü tarihi kayıtları da incelenmelidir. Geçmiş kaynakların çoğu yok edilmiş. Çok usta tarihçilerin bazı ip uçlarıyla çok şeyi tespit edebildiğini biliyoruz.

Anadolu’ya ilk giriş sadece Türklerle olmadı. Arap ve seyyid soyları da eşlik etti. Türkler Anadoluya ilk defa 1040 ila 1071 arasında girdi , girdiklerinde Anadolu’nun nüfusu 6 Milyon civarıydı. İbrahim Yİnal, 1047 yılında Nişapur’a gelen Türkmen kitlelerini Anadolu’ya göndermiş ve kendisinin de arkalarından geleceğini vaad etmişti. Bu sırada (1047/1048) Selçuklu hanedanından Hasan Bey komutasındaki kuvvetler de Van gölü havzasını el geçirmek için harekete geçmişlerdi. Vaspurakan Bizans Valisi Aaron Selçukluları Büyük Zap Suyu civarında pusuya düşürerek mağlup etti. Savaşta Hasan Bey de şehit olmuştu. Bu olayın ardından büyük bir ordu ile Anadolu’ya gelen İbrahim Yinal ve Kutalmış, Bizans kuvvetlerini Pasin ovasındaki Hasankale’de 18 Eylül 1048′de büyük bir mağlubiyete uğrattılar. Bu zafer üzerine Türkmenler Anadolu’da yayılma imkânı bulmuşlar ve Trabzon’a kadar ilerlemişlerdir.
Malazgirt’ten sonra Anadolu ile Türkistan arasında bir ‘göç kanalı’ oluştu. Türkmenler, kümeler halinde gelmeye başladılar. Ancak ne kadar Türk’ün geldiğini tam olarak bilemiyoruz. Claude Cahen, ilk başta gelenlerin çok büyük miktarda olamayacağını belirtir. Anadolu’ya Türkmenlerin gelişi bir anda olmamış, birkaç yüzyıl sürmüştür. En önemli göç dalgalarından birisi XIII. yüzyılda Türkistan’ın Moğol istilasına uğramasından sonra gerçekleşmiştir. Türkmenler, Anadolu’ya her zaman doğrudan gelmemişlerdir. Bir kısmı Azerbaycan, Irak ve Suriye’ye gitmiş, bir müddet oralarda kaldıktan sonra Anadolu’ya geçmişlerdir. Türkmenlerin göçü XVI. yüzyılda Safevi devletinin kurulmasına kadar devam etmiştir. Safeviler zamanında Türkistan ile Anadolu arasındaki göç kanalı kapanmıştır. Türklerin gelmesinden sonra Anadolu’nun yerli ahalisinden bir kısmı zamanla din değiştirerek Türkleşmiştir. Ancak bu rakam çok büyük miktarlarda değildir. Selçuklu tarihçileri hiçbir zaman toplu ihtidalara rastlanmadığını belirtirler. C. Cahen, Türkler ile Rumların iyi ilişkiler içerisinde olduklarını, ancak bir kaynaşmanın olmadığını söylemektedir. XVI. yüzyılın sonlarındaki Osmanlı kayıtları incelendiğinde, bu dönemde Anadolu’da yerleşik hayata tam olarak geçmemiş yaklaşık olarak 1 milyon Yörük/Türkmenin bulunduğu görülür. Sadece Ulu Yörük ve Dulkadir Türkmenlerinin nüfusu 300 bin civarındadır. Ayrıca, bu yüzyıla gelindiğinde, önemli miktarda Türkmenin yerleşik hayata geçtiği de görülmektedir. Bunların da nüfusu 1 milyonu geçmektedir. Bu durum Anadolu’nun yerli halkı ile çok büyük oranda karışmanın olmadığını göstermektedir. Anadolu’ya gelen Türklerin büyük bir bölümü Türkmenlerdir.(Türkmenlerin) 24 boyunun tamamı Anadolu’ya gelmiştir. Bunların dışında Türklerin diğer kabilelerinden Kıpçaklar (Kumanlar), Peçenekler (Oğuzların 24 boyundan birisi olan Peçeneklerden başka bir kabiledir), Akhunlar (Eftalitler), Bulgarlar da gelmişlerdir
XI. yüzyılın başlarında meydana gelen Büyük Türk muhaceretinden sonra XII. yüzyıl başlarında yeni bir Türk muhacereti daha meydana geldi. Bu muhaceretler sonunda Doğu Karadeniz sahilleri iki yoldan istilaya ve Türkleşmeye maruz kaldı. Bunlardan biri Kara deniz dağlarında yayla yapan veya Harşit gibi vadilerden ilerleyen, diğeri de 1277'de Sinop baskınını karşılayan ve Samsun'dan sahili takiben doğuya doğru ilerleyen Oğuzların Uçok koluna bağlı Çepni lerdi. Çepniler, Oğuzların 24 boyundan biri olan Uçok boyuna bağlı idi ve "düşmanla her zaman savaşır" manasına gelirdi. Çepnilerin Anadolu'nun fetih ve iskânında mühim roller oynadıkları bilinmektedir. Karadeniz'e sahilden ve Giresun-Trabzon hattının güneyinde bulunan dağlar ile vadilerden ilerleyen Çepni boyları, II. John (1280-1297) zamanında Ünye, Ordu ve yöresini fethetmiş ve Trabzon'a büyük bir akın düzenlemişti. Çepniler, böylelikle Trabzon'un fethinden iki yüzyıl önce Türkiye Selçukluları ile Türkmen Beylikleri döneminde bölgenin fethinde ve iskânında önemli roller oynamışlardı.Bölgeye Çepnilerden başka Çiğil, Eymür, Üreğir, Şadı, Halaç Türkleri de gelmişler; kurdukları köye, oturdukları yere oymaklarının adını vermişlerdir(2). Çepniler, daha sonraki yüzyıllarda Trabzon'un doğusunda bulunan yerlere göç ederek oralardaki Türk yerleşmesinde önemli bir rol oynadılar. Günümüzde Sürmene, Of ve Rize'nin özellikle merkez nahiyesi ile Karadere ve İkizdere'deki Türkler'in önemli bir kısmını onların torunları meydana getirir.
15. yüzyılda tamamına yakını Hristiyan olan Potamya halkı, 19. yüzyılda Osmanlılar'ın siyasi uygulamaları sonucu tamamen müslüman olmuştur. Rize ve çevresinin işgalinden sonra zaman zaman gerçekleşen iskan ve göçler sebebiyle egemen din İslam olmuştur. Müslüman ailelerin yöreye iskan edilişlerine kadar egemen din Hristiyanlık'tı. 1486 tarihinde Osmanlılar tarafından tutulan Trabzon Tapu Tahrir Defteri'ne göre Potamya'da bulunan 6 yerleşim biriminde yaşayan 250 hane halkından yalnız 3'ü müslümandı. Trabzon Tapu Tahrir Defteri'nden anlaşılacağı üzere, müslüman aileler yöreye 15. yüzyılın sonlarıyla, 16. yüzyılın başları arasında yerleşmeye başlamıştır. Bu yerleşim sonraki dönemlerde de hızla devam etmiştir. Bu durum yörede azınlık durumunda bulunan müslümanların çoğalmasını sağlamıştır. Osmanlıların siyasal uygulamaları sonucu yöreye yerleşen müslümanların çoğalması ve müslümanlığı kabul etmeyen hristiyanların göçmesi hristiyanları azınlık durumuna düşürmüştür. Eskiden olduğu gibi günümüzde de Potamya(Güneysu) halkı dinine çok bağlıdır. Bu muhafazakarlık ve dine bağlılık yalnız yörede yaşayan insanlarda değil, başka şehirlere göçmüş dışarıda yaşayan insanlarda da görülür. İslam dinine daha ilk yıllarda sahip çıkılmış, köylerin gelişmesiyle ihtiyaç gösteren camiler hemen yaptırılmıştır. Verilen dini eğitimin etkisiyle de İslam dinine bağlılık gitgide büyümüş, birçok ünlü hocanın ve din adamının yetişmesi sağlanmıştır. Hocaların öncülüğü sayesinde daha da ileriye gidilerek, medreseler oluşturulmuş ve bu medreselerde çok sayıda hoca ve din adamı yetiştirilmiştir.
İnsanlarımızın soy konusunda bir soyun babadan oğula devam ettiğini düşünmesi çok yanlıştır. Böyle düşünülmesinin gerçek nedeni soyun devamının mutlaka bir tespit yöntemi olması gerekli anlayışından doğmuştur. Tarihten beri böyle kabul edilmiş ve uygulanmıştır. Gerçek soy tespitini kim yapabilir ki genetiksel olarak en çok benzer geni taşıyan ve babasına en çok benzeyen soy tespiti mümkün olmadığından kabaca bu babadan oğula yöntemi kullanılmıştır. Nüfus kütüklerinde ve bir soy seceresinde bir soyun tespit edilebilmesi gerekliydi.
Peygamberimizin soyu neden kızı fatımayla devam etmiştir. Bunu hiç düşünmediniz mi? Mesela peygamberin soyunun kızı fatıma, Peygambere benzer torunu Hasan ve Hasan’a benzer kızı xxxx ile yürüdüğünü söylemek daha doğru olacaktır. Fatımadan sonra sürekli erkek secere isimleri kullanarak bazı liderlerin Muhammedin soyundan geldiğini iddia eden uyduruk yalancılardan daha aptal kim olabilir. Saidi Nursi’nin, Fethullah Gülen’in, Atatürk’ün, Kılıçtaroğlunun, Adnan oktar, bazı cemaat liderleri gibi daha niceleri, peygamber soyundan geldiğini söylediler. Kimleri seyyidlerden yapmadılar ki. 1935 tapu tahrir kayıtlarından birkaç dedeye kadar uzanıp Peygamberin torunlarından birkaç nesile ulaşan hemen bir soy ağacı uydurması çizip birilerini peygamber soyu ilan ediveriyor. Nette nice peygamber soyundan geldiğini iddia edenler var. Bazı cemaat liderlerini böyle göstermeye çalışan cahil densizler internette dolu.
Artık bir insan soyunun sadece erkek evlat üzerinden gitmediğini çok iyi bilmekteyiz. Bu günkü modern tıp ve genetik bilimi bunu doğrulamıştır. Genetiğe en çok uyumlu olan evlat o soyu en güçlü devam ettiren kişidir. Bu erkek de olabilir bu kadın da olabilir. Bunun en kolay anlatımı ‘fiziksel benzerliği en çok olan evlat’ olarak da düşünebiliriz. Babadaki genetik kodların evlatta benzer sayısal çokluğu fiziksel benzerlikle doğru orantılı olduğunu bilmekteyiz.
Tüm bunlar düşünüldüğünde şu kişi peygamber soyundan gelmiştir demek çok zordur. Bir kişiyi Peygamber soyundan olduğunu iddia etmek yeryüzündeki taş parçacıklarından sadece bir tanesini göstermek kadar zor ve imkansız olduğunu bilmelisiniz. Hz Muhammed’den günümüze kadar tüm doğan çocukları ve gelen nesilleri en mükemmel ve eksiksiz şekilde kaydetseler de peygamberin soyunu şu kişi en yakın yürütüyor demek de çok zordur. Bu soyu devam ettiren kişiyi en iyi tespit edecek özellik huy, karakter, amaç ve kişinin nasıl yaşadığıdır. Eger bu kişi peygamberin tavırlarını, doğruluğu, dürüstlüğü, insanlara sevgisi, barışa çabası, evrensel değerlere sahip çıkması, insanlara hizmeti ve faydacılığı da koyarsanız tespit daha da netleşecektir. Yani soyun tespiti huy karakter ve yaşantıdadır. Ve bu Hz muhammed’in genetiğine benzerlikte en yakın genleri taşıyan kişi olacaktır. Hz. Muhammed İbrahim’in soyundanım dedi. Hiçbir soy ağacı çıkarmadı ve iddia etmedi. Sadece inandı ve söyledi.
Bir kişinin peygamber soyundan geldiğini tespit etmek için tarihi didik didik etmek samanlıkta iğne aramaya benzemektedir. Tüm araştırmalara rağmen tarihin çeşitli dönemlerinde savaşlarla kaynakların yok edilmesi ve peygamberin soyunun çok hızlı dallanıp budaklanması işleri çok zorlaştırmıştır. Ayrıca soyun kimlerden yürüdüğünü tespit etmek ilim ve basiret işi olduğundan bunu kimse bilemez.
Her baba ile evlat arasında 30 yıl olduğunu varsayarsanız ve ortalama üç çocuk üzerinden nesil devam ettiğini varsayarsak Ve her çocuğun da üç çocuğu olduğunu ve tüm bunların 1400 yıl devam ettiğini düşünürsek içinden çıkılmaz bir hal alır. Hele bir de arada 12 çocuğu olan varsa gerisini siz düşünün. Tüm hesapları alt üst eder. Ben kısaca şu anda Anadolu’da yaşayan insanların yarısından azı yani 25 milyon insanın Muhammed’in soyundan geldiğini söylesem hiç şaşmayınız. Peygamberin soyunun yüzde yetmişi göç hareketleriyle Anadolu’ya olmuştur. Ve gerçekten Anadolu halkı Medine halkı gibi bambaşka güzelliktedir. Pek çok tarihi bilgileri inceledim ege kıyıları hariç Anadolu’nun tamamında öz soylar( bozulmamış kökenler) var.
İşte bu anlatılanlar gibi bir kişinin peygamber soyundan geldiğini tespit etmek çok zor ama söyleyebilmek çok kolaydır. Nasıl mı kişi peygamberi bir yol çiziyor ve Allah adına çalışıyor ise o kişi genlerinden gelen bir gerçeklik ile peygamber soyunu devam ettiriyor demektir. Ve bu genetiksel olarak da doğrulanmaktadır.
Bagatlı Recep’in adını taşıyan Recep Tayyip Erdoğan’ın isimleri tarihten devralınan miras ve şifre sözcüklerdir. Tayyip isim sözcüğü Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a verdiği “Fethedilecek kutlu ve güzel belde= belde-i Tayyibe” sözcüğüdür. Recep ismi ise Rize ve Trabzon yöresinin efsane Kuvayı Milliye kahramanı İpsiz Recep’in adını anımsatır.
Tayip Erdoğan’ın dedesi Bagatlı Teyyüp Kılık kıyafet kanunu, şapka saçmalığı ve dinsiz hükümleri yerine getiren devrimleri reddeder ve Güneysu’da dinimizi almayın yürüyüşleri düzenlenir. Dinden ve Allah’dan ayrılmayan Erdoğan’ın ataları lisanın değişitirilmesine de karşı çıkar. O dönemde Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi dinsizleştirilmeye karşı yürüyüşler düzenlenir. Cumhuriyet tarihi bu yürüyüşlere isyanlar celali isyanları yakıştırması yapar. Zaten yalan üzerine yazılmış uydurma bir Cumhuriyet tarihimiz var. Karadeniz’in en sofu yeri olarak bilinen Erdoğan’ın ailesinin yaşadığı Rize/Potomya -Güneysu’da Erdoğanın dedeleri din düşmanlığına karşı asil bir duruş sergiler.
1920’lerde Osmanlı yenilmiş ve batılı güçlerin etkisinde kalmıştı. Tam bu dönemde inançlı gençler gönüllü olarak istanbul’a gitmişti. Yurdun çoğu yerinden bu göçler yaşanmıştı. O dönemde Karadenizden de birçok aile çocuklarını İstanbul’a gönderdi. Erdoğan’ın babası da İstanbul’a göç etti? Ahmet Erdoğan’ın aynı dönemde İstanbul’a gidişi çok önemlidir. Doğruluğa, adalete ve dine sahiplenen bir neslin evladıdır Recep tayip Erdoğan.
Erdoğan’ın ataları genelde dinsel nedenlerle göç etmişler. Genlerinde din sahipçiliği olan bir soy. En son bu ruh Recep Tayip Erdoğan’a geçmiş. Anadolu’nun İslamlaşması, Karadeniz’in İslamlaşması, istanbul’un kurtarılması gibi nedenlerle göçler yaşamışlar. Üçüncü ve dördüncü haçlı seferlerine karşı ataları savaşmış. Anadolu Selçukluları döneminde Erdoğan’ın ata dedelerinin kardeşleri yani Erdoğan’ın amcadedeleri Konya dolaylarında haçlılarla mücadele etmiş.

Erdoğan, Annesi tenzile hanıma benzediğinden soyunun annesinden yürümüş olduğunu kabul etmeliyiz. Tayyip’in anne tarafı Rize ili Güneysuyu ilçesine Gürcistan’ın başkenti Batum’dan gelmiştir.. Bagatalılar Gürcü Bagratuniler’den farklıdır. Bağratuniler has Gürcü soyudur. Ama Erdoğan’nın ataları gürcü soyu değildir. Gürcü topraklarında yaşamış müslüman topluluktur. Recep Tayyip Erdoğan’ın dedesinin ismi olan Teyyup isminin tarihte ve günümüzde Ağrı, Iğdır ve Tuzluca yöresinde de kullanıldığı görülmüştür.Ağrı-Iğdır-Tuzluca, Şii-İran kökenli nüfusun yoğun yaşadığı bir bölgedir. İran’dan Batumun güneyine ve Potamya’ya göçler olduğu bilinmektedir. Teyyub isminin hem Iğdır-Tuzluca hem de Potamya’da kullanılması bu iki bölgeye İran’dan göçler olmasının bir sonucudur. İran’a da musul-kerkük bölgelerinden yoğun göçler yaşanmıştır. Musul-kerkük bölgesi 850 yıllarında peygamberin torunlarının yoğunlukta olduğu bölgelerdendir. Erdoğan’ın soyu bu hattan gelmiş olabilir.
Erdoğan’ın soyunu iki hat oluşturuyor. Maraş dolayları göçü ya da batum göçü. Erdoğan’ın atalarının 1100’ lü yıllarda musul’un kuzey doğusunda olduğu bilinmektedir. Erdoğan’ın kökeni kuzey Irak’a ve oradan da hz.Ali ve hz. Muhammet soyuna uzanmaktadır. Yapılan araştırmalar da 1071 malazgirt sonrası 1130 yıllarında Maraş dolaylarına geldiler. 1460 yıllarında bir kısmı konstantineye, bir kısmı kuzeye yani doğu Karadenize bir kısmı da Bayburt Gümüşhane dolaylarına göç ederek Anadolu’nun İslamlaşmasında önemli rol almış olabileceği düşünülmektedir.
Recep Tayyip Erdoğan’ın Muhammed’in soyundan olduğu bulguları gün geçtikçe daha da açığa çıkıyor. Soy araştırmaları şunu teyid etmektedir. Muhammedin soyu sürekli baskılara maruz kalmış ve sürekli göç etmek zorunda kalmıştır. Mekke ve medine tarafından kuzeye Irak topraklarına göç etmişlerdi. Muhammedin torunu Hasan Kerbela olayı ile öldürülmüştü. Hasan’nın soyu çok hızlı serpiliyordu. Peygamberin torunlarının öldürülmesinin ardından peygamber ailesi, Ebu bekir ailesi sahabeler ve birtakım inananlar kuzeye doğru göç ettiler. Bölgede baskılar artmıştı. Saltanat yönetim ve dünya derdinde olan münafıklar, müslümanlara ve mazlum insanlara zarar veriyorlardı. Emevi devletinin kurulmasıyla baskı daha da güçlendi ve kuzeye göç etmek zorunda kaldılar. Daha sonra bu milletin büyük bir kısmı 1100’lü yıllarda Anadoluya giriş yaptılar. Bir kısmı da kuzeye yöneldi. İran’ın batısına (Van’ın doğusuna) sonra Gürcistan topraklarına gidenler de oldu. Ebu bekir’in soyu bu günkü Siirt-Bitlis taraflarına gitti. Bu arada bir detayda vereyim Emine Erdoğan’da Ebu bekir’in öz kızıdır. Aynı Muhammet ve Aişe gibi. Bu mükemmel tesadüfe çok şaşırdık. Tabi bu nesiller sürekli çoğalıyor aynı zamanda başka yerlere parçalanarak göç ediyorlardı. Ebu bekirin soyunun bir kısmı ilk olarak Konya Karaman Aksaray taraflarına gittiler. Oradan da Yozgat ve Kayseri’ye geçişler olmuştu. Bazı sahabelerin soyları ve seyit soyları Urfa, Hatay, Denizli, Bursa, Erzurum taraflarına geçiş yaptılar. Derebeylik dönemini bilenler bu detaylara biraz anlam verebilirler.
Tayyip Erdoğan’ın dedesi Bagatlı Teyyüp yerel halk tarafından sevilirdi. Bagatlı Teyyup akil insandı ve bölgesinde sözü geçerdi. Köyün ileri geleniydi ve çok yardımseverdi. Erdoğan’ın babası Ahmet Erdoğan istanbul’da genç yaşta Allah tarafından vefat ettirildi. Çünkü Allah Erdoğan için çeşitli şartlar oluşturacaktı. Erdoğan Allah tarafından İstanbul’da çeşitli aşamalardan geçirildi. Benliği zayıflatıldı. Futbol ile önce ekip anlayışı ve birlik felsefesi aşılandı. Sonra siyasete yönlendirildi. Refah partisiyle tanındı. Sonra Belediye başkanlığı ile ilk siyaset ve çalışma sahnesine girdi. Daima yapıcı ve faydacı oldu. Problem çözücü olarak çalıştı. Osmanlıda olduğu gibi sanki bir şehzade dönemi yaşadı. Çıraklık dönemi gördü. Tanrı onu eğitti. Sonra Ülkeye başbakan oldu. Kalfalık yaşadı. Üç dönem 13 yıl devam etti ve cumhurbaşkanı seçildi. Şimdi ustalık yapacak olan Erdoğan dünya siyasetinde daha aktif olacak. Artık dünyaya yönelecek. Erdoğan’ın yaptığı değişiklikler ve büyük devrimler, insani siyaseti ‘Mehdi’ kavramını yeniden gündeme getirdi.
Tayyip Erdoğan’ın siyaseti soyu ile de bağdaşmaktadır. Dünyada büyük bir değişim yaşanıyor ve iklim değişikliği gerçekleşiyor. Recep Tayip Erdoğan sanki peygamberi bir rol çiziyor.
Erdoğan’ın ayaklarının hafif içe doğru yürüyüş şekli Hz Hasan’ın yürüyüş şeklini andırmaktadır. Erdoğan’ın baş şekli ve yüz siması Hz hasan’a tarihteki kayıtlı bilgilerle tamamen örtüşmektedir.
Recep Tayyip Erdoğan'ın seyyid soyundan geldiği doğru mu?
Erdoğan’ın soyu Hz Muhammed’in torunu Hasan’a dayanıyor mu
Recep Tayyip Erdoğan Peygamber soyundan mı geliyor.


Kaynak:
Hamdi Gültekin / Türk-islam neşriyatı
‘Soy saçılması’ ibn Üdde
1935 Tapu tahrir kayıtları
7 Ocak 2017 12:49   |   Mesaj #8   |   
OneNight - avatarı
VIP Ez Hej Te Dikim

Recep Tayyip Erdoğan



Ad:  recep tayip erdoğan.jpg
Gösterim: 23
Boyut:  54.4 KB
Aslen Rizeli olan Recep Tayyip Erdoğan 26 Şubat 1954'te İstanbul'da doğdu. 1965 yılında Kasımpaşa Piyale İlkokulu'ndan, 1973 yılında ise İstanbul İmam Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Fark dersleri sınavını vererek Eyüp Lisesi'nden de diploma aldı. Üniversiteyi Marmara Üniversitesi İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi'nde okuyan Erdoğan, bu okuldan 1981 yılında mezun oldu.
Sponsorlu Bağlantılar

Gençlik yıllarından itibaren sosyal hayat ve siyasetle iç içe bir yaşamı tercih eden Erdoğan, disiplinli ekip çalışmasının ve takım ruhunun önemini kendisine çok genç yaşlarda öğreten futbolla 1969-1982 yılları arasında amatör olarak ilgilendi. Aynı zamanda bu yıllar, genç bir idealist olarak memleket meseleleri ve toplumsal sorunlarla ilgilenen Recep Tayyip Erdoğan'ın aktif politikaya adım attığı döneme rastlamaktadır.

Lise ve üniversite yıllarında Millî Türk Talebe Birliği öğrenci kollarında aktif görev alan Recep Tayyip Erdoğan, 1976 yılında MSP Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığı'na ve aynı yıl MSP İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı'na seçildi. 1980 yılına kadar bu görevlerini sürdüren Erdoğan, siyasi partilerin kapatıldığı 12 Eylül döneminde, özel sektörde bir süre müşavirlik ve üst düzey yöneticilik yaptı.

Lise ve üniversite yıllarında Millî Türk Talebe Birliği öğrenci kollarında aktif görev alan Recep Tayyip Erdoğan, 1976 yılında MSP Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığı'na ve aynı yıl MSP İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı'na seçildi. 1980 yılına kadar bu görevlerini sürdüren Erdoğan, siyasi partilerin kapatıldığı 12 Eylül döneminde, özel sektörde bir süre müşavirlik ve üst düzey yöneticilik yaptı.

1983 yılında kurulan Refah Partisi ile fiilî siyasete geri dönen Recep Tayyip Erdoğan, 1984 yılında Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında ise Refah Partisi İstanbul İl Başkanı ve Refah Partisi MKYK üyesi oldu. İstanbul İl Başkanlığı görevi sırasında diğer siyasi partiler için de model olan yeni bir örgütsel yapı geliştiren Erdoğan, bu dönemde özellikle kadınların ve gençlerin siyasete katılımını artırmaya yönelik çalışmalar yaptı; siyasetin tabana yayılarak geniş halk kitleleri tarafından benimsenip itibar görmesi yolunda önemli adımlar attı. Bu yapılanma, mensubu bulunduğu Refah Partisi'ne 1989 Beyoğlu yerel seçimlerinde büyük bir başarı kazandırırken, yurt genelinde de parti çalışmaları için örnek teşkil etti.

27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan, siyasî yeteneği, ekip çalışmasına verdiği önem, insan kaynakları ve malî konulardaki başarılı yönetimiyle dünyanın en önemli metropollerinden biri olan İstanbul'un kronikleşmiş sorunlarına doğru teşhis ve çözümler üretti. Su sorunu, yüzlerce kilometrelik yeni boru hatlarının döşenmesiyle; çöp sorunu ise dönemin en modern geri-dönüşüm tesislerinin kurulmasıyla çözümlendi. Hava kirliliği sorunu Erdoğan döneminde geliştirilen doğalgaza geçiş projeleriyle son bulurken, kentin trafik ve ulaşım açmazına karşı 50'den fazla köprü, geçit ve çevre yolu inşa edildi; sonraki dönemlere ışık tutacak birçok proje geliştirildi. Belediye kaynaklarının doğru kullanımı ve yolsuzluğun önlenmesi amacıyla olağanüstü önlemler alan Erdoğan, 2 milyar dolar borçla devraldığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin borçlarını büyük ölçüde ödedi ve bu arada 4 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdi. Böylece, Türkiye'nin belediyecilik tarihinde yeni bir çığır açan Erdoğan, bir yandan diğer belediyelere örnek olurken, bir yandan da halk nezdinde büyük bir güven kazandı.

Recep Tayyip Erdoğan, 12 Aralık 1997'de Siirt'te halka hitaben yaptığı konuşma sırasında, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından öğretmenlere tavsiye edilen ve bir devlet kuruluşu tarafından yayınlanan bir kitaptaki şiiri okuduğu için hapis cezasına mahkum edildi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine son verildi.

Recep Tayyip Erdoğan, 4 ay kaldığı cezaevinden çıktıktan sonra kamuoyunun ısrarlı talebi ve gelişen demokratik sürecin bir sonucu olarak 14 Ağustos 2001'de arkadaşlarıyla birlikte Adalet ve Kalkınma Partisi'ni (AK Parti) kurdu ve Kurucular Kurulu tarafından AK Parti'nin Kurucu Genel Başkanı seçildi. Milletin teveccüh ve güveni AK Parti'yi daha kuruluşunun ilk yılında Türkiye'nin en geniş halk desteğine sahip siyasî hareketi haline getirdi ve 2002 yılı genel seçimlerinde üçte ikiye yakın parlamento çoğunluğuyla (363 milletvekili) tek başına iktidara taşıdı.

Siyasi yasaklı olduğu dönem
Fazilet Partisi'nin, Anayasa Mahkemesi tarafından daimi kapatılmasının ardından, bağımsız kalan milletvekilleri, yeni parti kurma çalışmalarını "gelenekçiler" ve "yenilikçiler" olarak adlandırılan iki kanattan sürdürdü. "Millî Görüş'çü" olarak adlandırılan kanat, Recai Kutan'ın genel başkanlığında 20 Temmuz 2001'de Saadet Partisi'ni kurarken, "değişimci" kanat da, Tayyip Erdoğan liderliğinde 14 Ağustos 2001'de, Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurdu ve Tayyip Erdoğan, parti genel başkanlığına seçildi. Erdoğan "biz gömleğimizi değiştirdik" ifadesiyle muhafazakarlardan büyük tepki aldı. Kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi, 3 Kasım 2002 seçimlerinde kayıtlı 41.291.568 seçmenin oy kullanan 32.652.702 kişisi içinden 10.770.704 adet oy alarak %34,29 ile birinci parti oldu.
Erdoğan, siyasi yasağı bulunduğu için seçimlere giremedi ve milletvekili seçilemedi. Seçim sonrasındaki 58. Hükûmet, Abdullah Gül başbakanlığında kuruldu...


CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞI
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün görev süresi 2014'te dolduğundan, Tükiye'de ilk kez Cumhurbaşkanını halk doğrudan seçecektir. İlk turu 10 Ağustos'ta olacak bu seçim için CHP ve MHP Ekmeleddin İhsanoğlu'nu, HDP ise Selahattin Demirtaş'ı adayları olarak belirledi.
1 Temmuz 2014 günü AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve eski TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, AK Partili bütün milletvekillerinin imzası alınarak Cumhurbaşkanı adaylarının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olduğunu açıkladı.
10 Ağustos'ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde birinci turda yüzde 52 oy olarak Türkiye'nin seçilmiş ilk cumhurbaşkanı oldu. Erdoğan 28 Ağustos'ta TBMM Genel Kurulu'nde cumhurbaşkanlığı yemini ederek, Türkiye'nin 12. Cumhurbaşkanı oldu. Görevi 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den devraldı.

Darbe girişimi
Ad:  darbe girişimi.jpg
Gösterim: 19
Boyut:  28.7 KB
15 Temmuz 2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kendilerini Yurtta Sulh Konseyi olarak tanımlayan bir grup asker tarafından askerî darbe girişimi gerçekleştirildi. Erdoğan, CNN Türk kanalında telefon ile gerçekleştirdiği görüntülü konuşmada darbecilere hiçbir şekilde imkan tanınmayacağını ifade ederek halkı darbeye tepki göstermek için sokağa çıkmaya davet etti. Çağrının ardından, Türkiye'nin birçok ilinde darbe karşıtı protesto gösterileri düzenlendi. 16 Temmuz sabahı, darbe girişimi bastırıldı ve askerler silahları ile birlikte teslim oldu.

Darbe girişiminin bastırılması sonrası Erdoğan, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama'ya seslenerek Fethullah Gülen'in terör örgütü lideri sıfatıyla Türkiye'ye iade edilmesi çağrısında bulunarak yapının mensuplarının da kararlılıkla ve ivedilikle devlet kurumlarından temizleneceğini belirtti.

Daha fazla sonuç:
Recep Tayyip Erdoğan

Hızlı Cevap
Mesaj:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç