Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 19.903|Cevap: 5|Güncelleme: 15 Eylül 2016

NATO - Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü

Blue Blood
16 Ekim 2006 19:25   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı (NATO)

Ad:  NATO - Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü1.jpg
Gösterim: 194
Boyut:  44.9 KB

İngilizce NORTH ATLANTİC TREATY ORGANİZATİON (NATO),
II. Dünya Savaşı sonrasında, Avrupa’daki Sovyet askeri varlığını dengelemek amacıyla, 4 Nisan 1949 tarihli Kuzey Atlantik Antlaşması (yürürlüğe giriş tarihi 24 Ağustos 1949) çerçevesinde kurulan örgüt.
Sponsorlu Bağlantılar

Soğuk Savaş boyunca Batılı devletlerin Doğu Bloku’na karşı en önemli ortak savunma ittifakı olmuştur. Üyeleri ABD, Almanya (1955-90 arasında yalnızca Batı Almanya), Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İspanya, İtalya, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Norveç, Portekiz, Türkiye ve Yunanistan’dır. NATO’ya Şubat 1952’de katılan Yunanistan ve Türkiye, Mayıs 1955’te katılan Batı Almanya ve Mayıs 1982’de katılan İspanya dışındaki devletler örgütün ilk kurucularıdır. Fransa 1966’da NATO’nun askeri kanadından ayrılmasına karşın örgüt üyeliğini sürdürmüştür.

Antlaşmanın içeriği.


Kuzey Atlantik Antlaşmasının özü 5. maddede yer ahr. Buna göre üye devletler “Avrupa ya da Kuzey Amerika’da aralarından bir ya da birkaçına karşı girişilecek silahlı bir saldırıyı bütün üye devletlere karşı bir saldın sayacak ve böyle bir saldırı gerçekleştiğinde de Birleşmiş Milletler Antlaşması’nm 51. maddesiyle tanınan tek başına ya da toplu olarak kendini savunma hakkı uyannca, tek tek ve öteki üye devletlerle birlikte, silahlı kuvvet kullanma da dahil, gerekli gördüğü bütün önlemleri alarak saldırıya uğrayan üye devlete ya da devletlere yardım edecektir.”

Antlaşmanın coğrafi çerçevesi 6. maddede “üye devletlerden herhangi birinin Avrupa ve Kuzey Amerika’daki topraklarına, Fransa’nın Cezayir iline, üye devletlerin Avrupa’daki askeri birliklerine, Yengeç Dönencesinin kuzeyindeki Kuzey Atlantik bölgesindeki üye devletlerden herhangi birinin egemenliğindeki adalara yönelik bir silahlı saldırıyı” kapsayacak biçimde tanımlanmıştır. (15 Şubat 1952’de bu alan Türkiye’yi, Yunanistan’ı ve Akdeniz’deki Müttefik kuvvetlerini kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Cezayir’in 3 Temmuz 1962’de bağımsızlığına kavuşmasından sonra, Fransa 1963’te Cezayir’in antlaşmanın kapsamından çıkarıldığını açıklamıştır.)

Antlaşmanın 3. maddesinde üye devletlerin “Silahlı saldırıya tek başına ve toplu olarak karşı koyabilmek için sürekli ve etkili çabalarla ve karşılıklı yardımlaşma yoluyla savunma güçlerini korumaları ve geliştirmeleri” öngörülmüştür. Bu madde uyannca ABD, Avrupa’daki NATO üyelerine örgütün ilk 20 yılında 25 milyar ABD Dolan’mn üzerinde askeri yardım sağlamıştır.
Antlaşmanın “istendiğinde hemen toplanabilecek... bir konsey” oluşturulmasını öngören 9. maddesi, aynı zamanda bu konseye gerekli yardımcı organlan kurma yetkisi vermiştir. Bu yetkiye dayanarak ve 3. maddede de belirtilen yükümlülükler uyarınca kısa sürede birçok sivil kurumla askeri komutanlıklar ve karargâhlar oluşturularak çeşitli etkinlikler geliştirilmiştir.
Antlaşmanın geçerli olacağı süreyle ilgili olan 13. maddede, 20 yılın sonunda (Ağustos 1969) isteyen devletin bir yıl önceden haber vermek koşuluyla üyelikten çekilebileceği, böyle bir bildirimin yapılmaması durumunda antlaşmanın ve üyelerin yükümlülüklerinin süresiz olarak devam edeceği belirtilmektedir.

Antlaşmanın 2. maddesinde ayrıca “istikrar ve refahın” geliştirilmesi amacıyla işbirliği yapılması ve “ekonomik işbirliğinin” güçlendirilmesi öngörülmüştür. Ama savunma dışındaki alanlarda NATO çerçevesinde dikkate değer bir etkinlik görülmemiştir.

NATO’nun örgütlenmesi.


Antlaşmanın imzalanmasından hemen sonra Avrupa’daki NATO ülkelerinin askeri gücünü artırmaya yönelik adımlar atan ABD, Marshall Planı’n- da olduğu gibi, yapacağı askeri yardımları Avrupa’daki ortak savunma girişimlerinin gerçekleştirilmesi koşuluna dayandırmaya çalıştı. Buna bağlı olarak Kuzey Atlantik Konseyi Ocak 1950’de Avrupa için genel bir “strateji kavramı” (strateji konsepti) üzerinde anlaşmaya vardı. Bir ilkeler bildirisinin pek ötesine gitmeyen bu belge, ABD başkanmm 27 Ocak 1950’de askeri yardımın ilk bölümünü oluşturan 1 milyar ABD Dolan’nı serbest bırakması için hukuki bir temel sağladı.
ABD, Kuzey Kore’nin Haziran 1950’de Güney Kore’yi işgal etmesi üzerine SSCB’nin herhangi bir askeri yayılma ya da Avrupa üzerinde baskı uygulama girişimine karşı koyacağını göstermeye yönelik yeni önlemler aldı. II. Dünya Savaşı’nda Müttefik kuvvetlerin komutanı olan General Dwight D. Eisenhower, Aralık 1950’de Kuzey Atlantik Konseyi’nce Avrupa Yüksek Müttefik Komutanlığına (SACEUR) getirildi. Eisenhower’dan sonra da aynı görev ABD’li generallere verildi. Bu generaller bu görevin yanı sıra Avrupa’daki ABD kuvvetlerinin komutanlığını da (CINCEUR) üstlendiler.

Antlaşmanın yürürlüğe girmesinden hemen sonra kurulan NATO Konseyi, üye devletlerin bakanlık düzeyindeki temsilcilerinden oluşur ve yılda en az iki kez toplanır. Üye devletler arasından dönüşümlü olarak seçilen konsey başkanı, temelde örgütün sivil bir organı olan Uluslararası Sekreter- lik’in başkanlığını da yürütür.

NATO’nun askeri örgütlenmesi olası bir savaş durumunda kullanılmak üzere oluşturulan bütünsel (entegre) bir komuta sistemine dayanır. Üye devletlerin genelkurmay başkanlan ya da bunların temsilcilerinden oluşan Askeri Komite’nin denetiminde üç büyük komutanlık kurulmuştur:
1) Genel karargâhı Casteau’da (Belçika) bulunan ve resmî adı Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanlığı (SHAPE) olan, SACEUR’ ün komutasındaki Avrupa Komutanlığı;
2) genel karargâhı ABD’de Norfolk’ta (Virginia) bulunan, Atlantik Yüksek Müttefik Komutam’mn (SACLANT) komutasındaki Atlas Okyanusu Komutanlığı
3) genel karargâhı İngiltere’de Northwood’da (Middlesex) bulunan, Manş Başkomutanı’ nın (CINCHAN) komutasındaki Manş Komutanlığı.

CINCHAN’lık görevini İngiliz, SACEUR ve SACLANT’lıklan da ABD’li generaller üstlenmişlerdir. Her komutanlık olağan askeri düzen içinde alt bölümlere ayrılmış ve bütünsel bir uluslararası hazır komuta sistemi oluşturulmuştur. Bu komutanlıkların banş zamanındaki işlevi müttefik kuvvetleri fiilen yönetmekten çok, kendi bölgelerinin savunma planlarını hazırlamak, ayrıca üye devletlerin kuvvetlerini denetlemek ve tatbikatlar düzenlemektir. Örgütün ilk 20 yılında NATO kuvvetleri için üsler, havaalanları, boru hatlan, haberleşme şebekeleri ve depolar biçiminde 3 milyar ABD Doları değerinde altyapı tesisi inşa edilmiştir. Ortaklaşa finanse edilen bu yatırımların yaklaşık üçte biri ABD tarafından karşılanmıştır.

ABD askeri yardımının Avrupa’ya akmasından sonra NATO üyesi ülkelerin askeri gücü arttı. 1955’te kendi kuvvetlerini kurmaya başlayan Batı Almanya da NATO’ ya önemli bir katkı sağladı. 1960’ların ortalarına doğru Avrupa’da askeri denge yeniden oluştu. Ama, Sovyet askeri kuvvetlerinin daha üstün olduğu ve bu üstünlüğü yıkmak için nükleer silahların gerekli olduğu biçimindeki yaygın kanı Avrupa’da ve ABD’de uzun bir dönem varlığını sürdürdü. Bu kanı NATO’da stratejik sorunlarla ilgili tartışmaları etkileyerek “nükleer caydırıcılığın güvenilirliği” biçiminde bir görüşün doğmasına yol açtı.

Fransa’nın rolü.


Fransa cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’ün 1958’den sonra ABD’nin NATO’daki egemen konumunu eleştirerek NATO’nun uluslararası alanda oluşturduğu birçok karargâhın ve yürüttüğü etkinliklerin Fransa’nın egemenliğini çiğnediğini öne sürmesi, Fransa’nın NATO içindeki durumuyla ilgili belirli bir gerginlik yarattı. De Gaulle bu karargâh ve etkinliklerin antlaşmanın bir gereği olarak doğmadığını, ayrıca örgütün amaçlan bakımından da zorunlu olmadıklan görüşünü savunarak NATO’yla “bütünleşmenin” Fransa’yı başkalarının karanyla başlayacak bir savaşa “otomatik” olarak sürükleyebileceğini öne sürdü. 1 Temmuz 1966’da Fransa NATO’ nun askeri kanadından resmen çekilerek NATO’ya bağlı kuvvetlerle askeri karar- gâhlann Fransa topraklarının dışına çıkanl- masını istedi. Ama De Gaulle “kışkırtılmamış bir saldırı” durumunda Fransa’nın antlaşmaya bağlı kalacağını açıkladı.

Fransa’nın bu kararı üzerine aralarındaki dayanışmayı güçlendiren NATO’nun öteki 14 üyesi, bütünleştirilmiş savunma kurumlannın önemini vurgulayarak NATO’nun genel karargâhını Paris’ten Belçika’ya taşıdı. Örgütün işleyişi Fransa dışında eskisi gibi sürdü. Çekildiği alanlarda, özellikle de bütünleştirilmiş askeri komutanlıklar ve örgütün öbür harekâtlarıyla ilgili konularda karar süreçlerine katılmayan Fransa, bu alanlarda NATO’yla ilişkisini yalnızca “bilgi alışverişi” düzeyinde yürüttü. Konsey üyeliğini sürdürmekle birlikte katılım düzeyini “bütünleşme” dışında kalan konularla sınırladı. Batı Almanya’da ve Berlin’de bulunan kara birliklerini de NATO çerçevesi yerine, Batı Almanya’yla imzaladığı yeni ikili anlaşmalar uyarınca tutma yoluna gitti.

Son gelişmeler.


Başlangıçtan beri NATO’ nun birinci amacı, SSCB’nin ve Varşova Paktı’ndaki müttefiklerinin komünizmi yayma amacıyla Batı Avrupa’yı işgal etmesi durumunda Batılı müttefiklerin buna karşı göstereceği askeri tepkiyi bütünleştirip güçlendirmek biçiminde tanımlanıyordu. 1950’lerin başlarında, SSCB’nin çok daha fazla olan kara kuvvetleri karşısında NATO’nun başlıca güvencesi, ABD’nin Sovyet saldırısını caydırmak için topyekûn nükleer misillemede bulunabilecek olmasaydi. 1957’den sonra Batı Avrupa’ya ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasıyla bu politikada bir adım daha atıldı, (ittifakın nükleer silahları ABD denetimindeydi.) 1950’ler ve 1960’lar boyunca NATO kuvvetleri sistemli bir biçimde güçlendirildi; Varşova Paktı’nın büyük boyutlardaki kara kuvvetleri karşısında sayıca hep zayıf kalmasına karşın, NATO birliklerinin donanım ve eğitim üstünlüğü kabaca bir güç eşitliği sağlıyordu.
Ad:  NATO - Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü5.jpg
Gösterim: 36
Boyut:  49.1 KB

Bu durum 1980’lere değin sürdü. Bu arada NATO, ABD denetimindeki nükleer başlıklı ve orta menzilli füzelerle donanmış, konvansiyonel güçlerini de büyük ölçüde genişletmişti. Batı Almanya’da ve Batı Avrupa’nın başka yerlerinde NATO kuvveti olarak yaklaşık 300 bin ABD askeri bulunuyordu. Soğuk Savaş daha on yıllar boyunca sürecek gibi gözüküyordu. Ama 1980’lerin sonlarında Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’un getirdiği geniş kapsamlı yenilikler hem Soğuk Savaş’ı hem de NAT֒yu temelden etkiledi. SSCB 1989’da bütün Batı Avrupa’da komünist yönetimlerin çökmesini sessizce kabullendi ve yerlerine özgür seçimlerle işbaşına gelmiş (komünist olmayan) hükümetlerin geçmesini onayladı. SSCB, yeniden birleşecek Almanya’nın NATO üyesi olarak kalmasını da kabul etti ve bu birleşme 1990 sonunda gerçekleşti. SSCB’nin Doğu Avrupa üzerindeki denetimini bırakması, daha önce Varşova Paktı’ndan NATO’ya yönelen tehdidin büyük ölçüde ortadan kalkması anlamına geliyordu. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansının (AGİK) Kasım 1990’daki Paris doruğunda Soğuk Savaş’ın sona erdiği resmen ilan edildi. 1 Nisan 1991’de Varşova Paktı resmen feshedildi, yılın sonuna gelindiğinde de SSCB dağıldı.
Bütün bu gelişmeler NATO’nun askeri bir örgüt olarak varlığını sürdürmesini tartışmalı duruma getirdi, ittifakın Avrupa’da uluslararası istikrarı korumakla görevli siyasal bir kuruluşa dönüşmesi yönünde bir eğilim baş gösterdi.

Türkiye ve NATO.


II. Dünya Savaşı’ndan sonra Türk dış politikasının temel doğrultularından biri, Batı Bloku’nun bütün örgütlenmelerinde yer almak biçiminde belirlendi. Ama NATO’ya üyelik için ilk başvurusunu Nisan 1949’da yapan Türkiye’nin bu istemi, 11 Mayıs 1950’de toplanan ABD, İngiltere ve Fransa dışişleri bakanlan tarafından karara bağlanamadı. Türkiye’nin üyelik istemi yalnızca İtalya tarafından desteklenirken, Ingiltere Türkiye’nin Ortadoğu çerçevesindeki bir askeri antlaşmada yer almasında ısrar etti. Başta Danimarka, Norveç ve Belçika olmak üzere öteki üyeler de Türkiye’nin Batı uygarlığının bir parçası olmadığı gerekçesiyle üyelik istemine karşı çıktılar.

Türkiye’nin ikinci başvurusu da Eylül 1950’deki NATO Konseyi’nce geri çevrildi. Daha sonra konseyin 21 Eylül 1951 tarihli bildirisiyle Türkiye ve Yunanistan NATO’ ya katılmaya davet edildi. 17 Ekim 1951’de Londra’da imzalanan bir protokolle Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya üyeliği kabul edildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi 18 Şubat 1952’de Türkiye’nin NATO’ya katılmasına karar verdi. Bundan sonra Türkiye ve ABD arasında NATO çerçevesinde yoğun bir ikili anlaşmalar ağı oluşturuldu. Türkiye topraklannda çok sayıda üs ve tesis kuruldu, ayrıca “Jüpiter” nükleer füzeleri, toplar ve mayınlar yerleştirildi. Türk Silahlı Kuvvetleri de ABD askeri normlarına uyduruldu. Türkiye’nin NATO’yla ilişkileri 1960’lara değin hemen hiçbir anlaşmazlık doğmadan sürdü.

1960’lann ortalarından sonra Türkiye’de ABD’ye yönelik tepkilerin gelişmesi, ABD başkanı Johnson’m Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesini önlemek için Haziran 1964’te Başbakan İsmet İnönü’ye gönderdiği mektup, Küba bunalımında Türkiye’nin konumunun gündeme gelmesi, “Jüpiter” füzelerinin ABD’nin tek yanlı kararıyla sökülmesi, U-2 bunalımı ve başka gelişmeler Türkiye’nin NATO’ya üyeliğinin tartışma konusu olmasına yol açtı. Türkiye’nin NATO’dan sağladığı yararlar ile üstlendiği yükümlülüklerin dengelenmesi hükümetlerin de benimsediği bir politika durumuna geldi. NATO içinde ABD ile Avrupa kanadı arasında daha dengeli bir tutum izlenmeye başladı. Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinden (1974) sonra ABD’nin Türkiye’ye karşı uyguladığı silah ambargosu Türkiye’nin NATO’yla ilişkilerinin yeniden sorgulanmasına yol açtı. Türkiye, savunma giderlerine büyük kaynaklar ayırdığı halde yeterince yardım alamadığından ve ordunun modernizasyon gereksinmelerinin karşılanamadığından yakındı. Örgütün sorumluluk alanının genişletilmesine, Ortadoğu ve Körfez bölgesinin de bu alana katılmasına karşı çıkarak Avrupa kanadıyla birlikte hareket etti.

Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesi nedeniyle 1974’te NATO’nun askeri kanadından çekilen Yunanistan, NATO Müttefik Kuvvetleri Başkomutanı General Rogers’ın adını taşıyan plan doğrultusunda Türkiye’nin veto kullanmaması üzerine, Ekim 1980’de yeniden askeri kanada döndü. Bu arada Yunanistan’a ait Limni Adasını savunma planlarına katmaya yanaşmayarak Türkiye’ ye yakın bir tutum alan NATO, daha sonra en azından savaş senaryolarında bu tutumunda bir değişikliğe yöneldi.

Türkiye’nin NATO’yla ilişkileri 1980’den sonra yeniden düzelme yoluna girdi. Ama Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerginlikler örgütün güney kanadının işlerliği konusunda kuşkulara ve tartışmalara yol açtı. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle NATO’nun güney kanadının ve Türkiye’nin stratejik öneminin azalabileceği düşünülürken, Sovyet blokunun ve SSCB’nin dağılmasıyla Balkanlar’da ve Kafkaslar’da baş gösteren istikrarsızlık ortamı NATO müttefiklerinin Türkiye’ye eskisinden daha çok ilgi göstermesine yol açtı. 1990’ ların başlarında NATO’nun bütünleşmiş askeri yapısındaki personelin yüzde 15’i, tank toplamının yüzde 11 ’i, jet uçaklarının da yüzde 3,2’si Türkiye’de bulunmaktadır.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 15 Eylül 2016 01:02
Diğer Konular:
6 Kasım 2008 14:31   |   Mesaj #2   |   
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü' nün (North Atlantic Treaty Organization)


İngilizce'sinin kısaltılmış adıdır. II. Dünya Savaşı'nın (1939-45) bitmesi ve "soğuk savaş" döneminin başlamasıyla birlikte 12 ülke, 4 Nisan 1949'da Washington'da bir antlaşma imzaladılar. Buna göre bu ülkeler, içlerinden herhangi birine yapılacak bir saldırıyı, öteki üye ülkelere yapılmış sayacaklarını kabul ediyorlardı. Bu 12 ülke, Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, İngiltere ve ABD idi. 1952'de Yunanistan ve Türkiye, 1955'te de Almanya Federal Cumhuriyeti topluluğa kabul edildiler.

Kuzey Atlantik Konseyi'nin yönetim mer­kezi Brüksel'dedir. Burası, örgütün temel siyasal kararlarının alındığı yerdir. Örgütün en üst dereceli görevlisi genel sekreterdir. Her üye ülke, kendi seçtiği bir büyükelçi ile temsil edilir. NATO başkomutanı, kuvvetleri üye ülkelerce sağlanan NATO ordularının askeri planlama ve harekâtlarını denetler.

1955'te, Doğu Avrupa'daki sosyalist ülke­ler NATO'ya karşı bir denge oluşturmak için Varşova Paktı olarak bilinen bir ittifak kurdu­lar. Bu paktın amacı, birleşik bir askeri komuta sistemi yaratmak ve üye ülkelerin toprakları üzerindeki SSCB birliklerinin varlı­ğının sürdürülmesini sağlamaktı. Bu ittifaka katılan ülkeler, SSCB, Bulgaristan, Çekoslo­vakya. Alman Demokratik Cumhuriyeti, Ma­caristan, Polonya ve Romanya'dır. Arnavut­luk 1968'de bu pakttan ayrılmıştır.

MsxLabs & TemelBritannica
Son düzenleyen Safi; 15 Eylül 2016 01:02
19 Kasım 2009 10:49   |   Mesaj #3   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Ad:  NATO - Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü2.jpg
Gösterim: 41
Boyut:  58.5 KB

NATO (North Atlantic Treaty Organization)


[Kuzey Atlantik antlaşması örgütü],
"Kuzey Atlantik bölgesinde barış ve güvenliği korumak, istikrarı ve huzuru geliştirmek” amacıyla, 4 nisan 1949’da Washington’da ABD, Belçika, Büyük Britanya, Danimarka, Fransa, Hollanda, İtalya, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Norveç ve Portekiz’in imzaladığı antlaşma. 1952’de Türkiye ve Yunanistan, 1955’te de Almanya Federal Cumhuriyeti antlaşmaya katıldılar (ispanya ise, ancak 1982'de katıldı). Avrupa'da, ikinci Dünya savaşı'nın ertesinde SSCB’nin izlediği politikanın yarattığı tedirginlik ile Batı ülkelerinin içinde bulunduğu askeri güçsüzlük bu ülkelerden bazılarını, bir savunma sistemi oluşturmak için birleşmeye zorladı. Bu anlayışın ilk sonucu, İngiltere ile Fransa arasındaki Dunkerque antlaşması (1947) oldu; daha sonra Benelüks ülkeleri, Büyük Britanya ve Fransa arasında Brüksel antlaşması (1948) yapıldı. ABD, Sovyetler'in Batı'da yayılmasını durdurmak amacıyla, barıştan sonra Batı Avrupa’nın güvenlik sisteming katılmaya karar verdiğinde, bir antlaşma örgütü kurma düşüncesi doğdu (1949).

BM antlaşması çerçevesine giren 1949 antlaşması, kendini tam bir savunma antlaşması olarak belirler. Devletlerin egemenliğini sınırlandırmadan ortak bir güvenlik sistemi kurar. Yönetim organı, Kuzey Atlantik konseyi'dir. Üye ülkelerin temsilcilerinden oluşan Konsey, Brüksel’de bakanlar düzeyinde yılda bir kez, sürekli temsilciler düzeyinde de en az haftada bir kez toplanır. Savunma sorunları, 1966'dan bu yana Savunma planlan komitesi'nce görüşülmektedir. Sürekli bir genel sekreter, Konsey'e ve Komite'ye başkanlık eder, ayrıca sivil ve askeri organlar arasında eşgüdüm sağlar (lord ismay, 1952-1957; Paul Henri Spaak, 1957-1961; Dirk Stikker, 1961-1964; Manlis Brosio, 1964-1971; Joseph Luns, 1971-1984; Lord Carrington, 1984-1988; Manfred Wörner, 1988). Siyasal, ekonomik vb. sorunları inceleyen çok sayıda komite vardır. Ancak, ittifakın özgünlüğü, askeri yapılarından ileri gelir. Na- to, barış zamanından başlayarak, müttefiklerarası komutanlıklar ve kurmay heyetleri, lojistik, altyapı ve ortak araçlarla donatılmıştır.

İttifakın en yüksek komutanlığı olan Askeri komite, on üç müttefik devletin genelkurmay başkanlarının temsilcilerinden oluşur (Fransa, 1966’da örgütten çekildikten sonra burada yalnızca bir irtibat merkeziyle temsil edilmektedir). Askeri komite’ nin sürekli merkezi Brüksel’dedir, yılda iki -üç kez genelkurmay başkanları düzeyinde toplanır.
NATO’nun savunma bölgesi üç komutanlığa ayrılır:
  1. Avrupa Müttefik yüksek komutanlığı (SACEUR), Kore savaşı sırasında, 1951’de kuruldu, genel karargâhı (SHAPE) 1951'den 1966’ya kadar Rocquencourt' da (Fransa) idi, daha sonra-Mons yakınında Casteau'ya (Belçika) yerleşti; eylem alanı Avrupa ve Akdeniz’i içerir;
  2. Atlantik Müttefik yüksek komutanlığı (SACLANT), 1950’de kuruldu, merkezi Norfolk’tadır (ABD);
  3. Manş Müttefik yüksek komutanlığı (CİNCHAN), 1952’de kuruldu, merkezi Northwood’dadır (Büyük Britanya); Kanada-ABD bölgesel strateji grubu da ona bağlıdır.
Uluslararası durumun giderek değişmesi, NATO’nun işleyişini doğrudan etkiledi. Sovyetler Birliği’nin 1956-57’lerde başlayan nükleer gelişmesi, ABD’nin bu alandaki tekelini kırdı ve iki blok arasında bir dengeyle sonuçlandı. Aynı zamanda, daha güçlü bir termonükleer silahlanmanın baş göstermesi, bu iki ülkeye birbirlerini yok etme olanağı sağlıyordu. Bu da her türlü üstünlük kavramını anlamsızlaştırdı; pragmatik bir biçimde, barış içinde bir arada yaşama ilkesine yönelinmesine yol açtı. Bu dönüşüm, ABD’nin avrupalı müttefiklerine sağladığı güvencenin inandırıcılığını tartışmayı zorunlu kılıyordu, işte bu koşullarda, iktidara gelişinin hemen ertesinde (1958), de Gaulle, Eisenhower’a, İngiltere ile birlikte, ittifakın bünyesindeki nükleer stratejinin görüşülmesi ve uygulanmasıyla görevli bir triumvira (üçlü yönetim) kurmayı önerdi. Bunun hişbir yankı uyandırmaması üzerine, Fransa kendi nükleer silahlanmasını oluşturmaya ve toprakları üzerinde amerikan nükleer silahlarının bulundurulmasını yasaklamaya karar verdi.

1962’de, ABD Savunma bakanı Robert McNamara, amerikan düşüncesini açıklığa kavuşturdu ve ABD’nin, düşman tehdidinin gelişmesini değerlendirebilecek tek ülke olduğunu ve yaşamsal bulmadığı çıkarlar için “intihar"ı göze alamayacağını açıklayarak “esnek karşılık” doktrinini tanımladı. Bunun üzerine, 1960’ta nükleer güç haline gelmiş olan Fransa, kuvvetlerini, Akdeniz (1962) ve Atlantik (1963) NATO birleşik deniz komutanlıkları’ndan çekmeye karar verdi. 1963’te, Amerika’ nın çok-taraflı bir nükleer güç tasarısı başarısızlığa uğradı.

Uluslarüstü bir nükleer güç oluşturma denemesi başarısızlığa düşünce, ittiakın avrupalı üyeleri, antlaşmanın, örgütün eylemini dünya ölçeğinde genişletecek ve askeri alanı aşacak biçimde değiştirilmesini istediler. Bu tür bir reformun gerçekleştirileceğine pek güvenmeyen Fransa, 7 mart 1966’da, üyelikten ayrılmadan, NATO'nun askeri kanadından çekildiğini açıklamaya ve bütün NATO organlarının topraklarından ayrılmasını istemeye karar verdi. Öteki on dört üye, ittifakla askeri örgüt arasında bir ayrım yapılmasına karşı çıktılar; ancak bu herhangi bir kopmaya yol açmadı. Konseye katılmayı sürdüren Fransa, Askeri komite ve SFlAPE’de bir misyon tarafından temsil edilmeyi sürdürdü ve Almanya'daki askeri güçlerinin işbirliğinde bulunması ilkesini kabul etti.

1967 ekiminde Konsey, Genel sekreter ve Askeri komite, Paris’ten ayrılarak Brüksel’e yerleşti. Onlardan önce, nisanda, SHAPE Belçika’ya yerleşmişti. Yeni kurulan Savunma planları komitesi, aralık ayında, amerikan esnek karşılık kuramını benimsedi.
Konsey, 1968’de, Reykjavik’te (İzlanda) askeri caydırma gücünün korunması, ama aynı zamanda bir yumuşama politikası izlenmesi gerekliliğini vurguladı. Aynı yıl, Çekoslovakya'nın Varşova paktı üyeleri tarafından işgali, bu görüşten vazgeçilmesine yol açtı, ancak ittifak içi bağları güçlendirdi; bununla birlikte, önce 1969'da silahsızlanma üzerine SALT görüşmeleri, daha sonra 1973'te Arap-israil savaşı nedeniyle VVashington ve müttefikleri arasındaki danışma eksikliği, ittifakın geleceğini tehdit eden unsurlar oldu. Yine de NATO, 1968’de bir Atlantik sürekli deniz gücü ve 1969’da Müttefiklerarası Akdeniz acil deniz gücü kurmayı başardı. Örgüt, Norveç'ten Türkiye'ye kadar uzanan bir hava gözleme entegre sistemi (NADGE), uydular aracılığıyla bir telekomünikasyon sistemi, 1972'de de Santa Marıa’da (Asor adaları) bir denizaltı akustik araştırma merRezi kurarak altyapısını geliştirmeyi sürdürdü.

26 haziran 1974’te, Başkan Nixon ve ittifakın bütün üyeleri, ortak bir savunmanın gerekliliğini bir kez daha vurgulayıp İngiliz ve transız nükleer güçlerinin özel rolünü ve Avrupa'daki amerikan güçlerinin varlığının sürdürülmesi gereğini kabul ettiler. 1974'te, Kıbrıs bunalımının ardından, Yunanistan, ittifak içinde kalmakla birlikte, NATO’nun askeri kanadından çekildi (1980'de geri döndü). 15 şubat 1975'te, ABD, Kıbrıs'ta amerikan silahlarının kullanılmasına karşı bir yaptırım olarak, Türkiye'ye gidecek savaş malzemelerine ambargo koydu. Türkiye de, misilleme olarak, ulusal toprakları üzerindeki amerikan üslerinin, NATO'ya bağlı gözüken incirlik dışında, kapatılmasına karar verdi (25 temmuz 1975); bu önlem, NATO’nun güney -batı cephesini zayıflattı.

1976’da Oslo’da, Konsey, balıkçılık bölgesi üzerindeki ingiltere-izlanda anlaşmazlığına son verdi. Aynı sıralarda, ABD' ye yaptığı bir ziyaret sırasında, Cumhurbaşkanı Giscard d’Estaing, Fransa'nın konumunu yeniden hatırlattı: her türlü askeri bütünleşmeyi ret, ancak ittifakın etkililiğine yardım etmek. 1978 temmuzunda, çetin görüşmelerden sonra, ABD, Türkiye’ye silah teslimi üzerindeki ambargoyu koşullu olarak kaldırdı. Türkiye de karşılık olarak NATO yararına çalışarak sovyet stratejik güdümlü füzelerinin denetimini kolaylaştıran amerikan üslerinin yeniden açılmasına izin verdi. 10 ocak 1980'de, iki ülke arasında yeni bir savunma ve işbirliği antlaşması imzalandı. Avrupa'da istikrarın, ABD'nin güvenliği için temel önemde olduğunu göz önüne alan, öte yandan Varşova paktı birliklerinin gücünün artması gibi bir durumla karşı karşıya kalan Başkan Carter, Konsey’in 6 ocak 1978 tarihli toplantısında, Avrupa'da yerleşik amerikan kuvvetlerinin güçlendirileceğini açıkladı.

19 nisan 1979’da, Almanya Federal Cumhuriyeti'nin girişimiyle Evere’de (Belçika) Avrupalılar'ı da kapsaması olası SALT görüşmelerini izleme kaygısından doğan Nükleer silahların denetimi için özel grup'un ilk toplantısı yapıldı. Bu yeni grup, ittifakın iki yönlü stratejisini çok iyi açıklar: bir yandan caydırmanın, öte yandan yumuşamanın sürdürülmesi. 1980’ de, Savunma planları komitesi'nin otoritesi altında, "caydırma” kanadı iki organdan oluşuyordu:
—Nükleer savunma sorunları komitesi;
—Nükleer planlar grubu; bu grup, düzenli olarak toplanır (savunma bakanları düzeyinde yılda iki kez); nükleer alandaki uygulama doktrinlerinin öntasarılarını hazırlamak ve silahların modernleştirilmesi konusundaki incelemeleri yapmakla görevlidir.

''Yumuşama" kanadı, Konsey'in doğrudan uzantısı olan ve Brüksel’de bulunan bir siyasi komite ile Viyana'da MBFR (Mutual Balanced Force Reduction; karşılıklı ve dengeli güç indirimi) görüşmelerine katılan bir çalışma grubundan oluşur.

NATO ve Varşova paktı uzmanları arasında 1973'ten beri Viyana'da sürdürülen Orta Avrupa'da karşılıklı ve dengeli kuvvet indirimi görüşmelerinden olumlu bir sonuç alınamadı. Sovyet SS-20, SS-22, SS-23 füzelerine karşı B. Avrupa’da 108 pershing ve 464 cruise füzesinin yerleştirilmesi kabul edildi. Bazı Avrupa ülkeleri NATO dışında bir savunma birliği arayışını sürdürdüler. Belçika, Fransa, Almanya Federal Cumhuriyeti, İtalya, Lüksemburg, Flollanda ve İngiltere Savunma bakanlarının katıldığı Batı Avrupa birliği toplantılarında yakın işbirliğine dayanan ortak bir savunma siyaseti izlenmesi kararlaştırıldı (haziran, ekim 1984). ABD Birlik'i desteklediyse de üye ülkeleri, NATO çerçevesi dışında silahlanma denetimi konusunda ortak girişimlerde bulunmamaları hususunda uyardı. Türkiye’nin, Limni adasının Yunanistan tarafından silahlandırılmasına karşı çıkması NATO'ca desteklendi. Bunun üzerine Yunanistan, ekim 1983'ten sonra Ege denizi’ndeki NATO manevralarını boykot etti. Papandreu, Yunanistan' ın ulusal güvenliği için NATO’da kaldığını, NATO'dan çıkarsa Türkiye ile savaşın kaçınılmaz olduğunu ileri sürdü (ocak 1984). ABD ile SSCB arasında imzalanan Orta menzilli nükleer füzeler antlaşması (aralık 1987). NATO tarafından da desteklendi. 1990'da 16 NATO ülkesinin toplam silah ve asker mevcudu şöyleydi: 4 948 300 asker, 25 091 tank, 34 453 zırhlı araç, 20 620 top, 5 939 savaş uçağı, 1 736 helikopter. Bu klasik silah mevcudunda 1995-1996'ya kadar yapılması öngörülen değişiklikler ise söyledir; 19 142 tank, 29 822 zırhlı araç, 18 286 top, 6 662 uçak, 2 000 helikopter.

Nato nisan 1993'te BM'nin isteği üzerine ilk kez geleneksel müdahale bölgesi dışında askeri görev üstlendi: Bosna- Hersek üzerinde Sırplara uygulanan uçuş yasağını denetleme (bu denetime türk jetleri de katıldı).

Kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Safi; 15 Eylül 2016 01:04
Alvarez Ocean
28 Kasım 2009 10:31   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

NATO

Ad:  NATO - Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü3.jpg
Gösterim: 39
Boyut:  55.5 KB

North Atlantic Treaty Organization yani Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü, resmen açıklanmasa da II. Dünya Savaşı sonrası oluşan politik ayrımda, İngiliz Lord Ismay'ın deyişi ile "Rusları dışarıda, Almanya'yı alaşağı edilmiş halde ve ABD'yi içeride" tutmak için kurulmuştur. Yani amaç salt SSCB'ye karşı güvenlik değil, aynı zamanda Avrupa'nın güvenliği için ABD'nin katkı koymasını sağlamak, Almanya'nın yeniden silahlandırılmasını bölgeye tehdit oluşturmadan gerçekleştirmektir. Çünkü bilindiği gibi o dönemde ABD kongresi ve kamuoyu ülkenin Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkilere karışmasını istemiyordu.
9 Nisan 1949'da Washington Antlaşması ile kurulan NATO bir kollektif savunma örgütü olarak bilinmektedir. Kurucu antlaşmanın özellikle 3., 4., ve 5. maddeleri önemlidir. Bu maddelerle üye ülkeler, ortak savunma için yeteneklerini gelistirmeye, herhangi bir uyenin toprak butünlüğu, siyasi bagimsizlik ve guvenligi tehlikede oldugunda bir araya gelmeyi ve herhangi birine salidirildiginda bu saldırıya hepsine karsi yapilmis bir salidiri olarak kabul etmeyi taahhut etmislerdir.

NATO'nun kuruluşuna karşı, SSCB ve Doğu Bloğu ülkeleri, kendi savunma anlaşmalarını yapmışlar ve Soğuk Savaşın yol açtığı kutuplaşma iyice belirginleşmiştir. Varşova Paktı olarak bilinen bu anlaşma, 1955'ten 1991'e kadar varlığını sürdürmüştür.

Türkiye, Adnan Menderes'in başbakanlığı sırasında, o güne kadar ABD ve SSCB arasında tutunduğu tarafsız tavırdan vazgeçerek ABD yanlısı politikalar gütmeye başlamış, bunun sonucunda da 1952 yılında NATO'ya katılmıştır. Türkiye'nin gene Adnan Menderes hükümeti zamanında Kore Savaşı'nda ABD ve Güney Kore'nin yanında çarpışmak üzere asker göndererek 1000 şehit vermesi, NATO üyeliği için yapılan bir hareket olarak değerlendirilmektedir. Norveç, Danimarka gibi Kuzey Avrupa ülkeleri Türkiye'nin üye olmasına uzun müddet karşı çıkmışlardır.
NATO'nun etkinlği dış güvenlik ile sınırlı kalmamıştır. 1950'li yıllarda İtalya'dan başlayarak NATO ülkelerinde gizli Özel Harekat daireleri kurulmuştur. Gladio adı ile anılan bu birimler ülkelerdeki devrimci sol hareketler başta olmak üzere her tür muhalefete karşı bir önlem olarak oluşturulmuştur. Bu birimler aynı zamanda Derin Devlet kavramının da ortaya çıkmasında büyük rol oynamıştır. Pek çok ülkede daha sonra bu birimler ortaya çıkarılarak sorumluları yargılandıysa da, Türkiye dahil çoğu ülke bu süreci henüz yaşamamıştır. NATO, Soğuk Savaş sonrası Gladio kurumlarının dağıtıldığını iddia etse de, bu birimlerin şu anki durumu hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

Günümüzde NATO ve savunduğu değerler tartışılmakta, kuruluş amacı olan SSCB ve Doğu Bloğu'nun dağılması nedeni ile kendisine yeni amaçlar aramaktadır. Artan uluslararası terör olaylarına karşı etkin rol oynaması, şu durumda olasılığı en fazla olan yeni misyondur. Doğal afetlere müdahalede harekete geçirilmesi de 2005 yılında ard arda gelen doğal afetler sonucunda gündeme gelmiştir. Bununla birlikte Bosna katliamına müdahale etmemiştir.

Özellikle Gladio birimlerinin teker teker ortaya çıkması ve ABD'nin Irak ve AfganistanNATO'ya ciddi eleştiriler yöneltilmesine sebep olmuştur. Ayrıca, BM kararlarının NATO'ya herhangi bir etkisinin olmadığı görüldükten sonra, pek çok grup NATO'ya karşı muhalefeti arttırmışlardır. NATO, bazı kesimler tarafından "terörist örgüt" olarak adlandırılmaya dahi başlamıştır. 21. yüzyıla girilirken, NATO'nun geleceği konusunda tartışmalar hala devam etmektedir. işgallerinde oynadığı rol,

Anti-NATO Merkezi


Soğuk Savaş'ın bir ürünü olan NATO bu savaşın bitimiyle birlikte işlevini önemli ölçüde yitirdi ve bir tü kimlik bunalımına girid. Ancak Rusya'ya olan şüpheci yaklaşım korundu. Orta ve Doğu Avrupa'da genişleme devam etti ve Rusya bu genişlemeden pek de hoşnut olmadı. Anti-NATO merkezi bu çerçevede kurulmuştur. NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemesini engellemek için Rusya’nın başkenti Moskova’da 23 Aralık 2005'de ‘Anti NATO Merkezi’ kuruldu. Ukrayna Halk Muhalefeti lideri Natali Vitrenko’nun inisiyatifiyle kurulan merkezin diğer bir amacı ise turuncu devrim ülkesi Ukrayna’nın NATO’ya girişini engellemek. Merkezin faaliyet alanıyla ilgili olarak yapılan açıklamada, “Rusya’da çok sayıda Ukrayna vatandaşı yaşıyor ve onlar, ülkelerinin NATO’ya girmesini istemiyor. NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemesine karşı çıkan merkezimiz, tartışma, haberleşme ve görüşme platformu olacak.” denildi. Geçtiğimiz kış yaşanan Batı destekli halk hareketiyle yönetimi değişen Ukrayna, NATO’ya girmek isterken, Rusya yanlısı muhalefet ülkenin yönünü Moskova’ya çevirmesini istiyor. Moskova ise NATO’nun genişlemesini istemezken iki yıl önce Roma Antlaşması’yla NATO-Rusya Konseyi oluşturulmuştu. Konsey kararlarına göre Rusya, bu örgütün hayati olmayan kararlarında söz sahibi olabiliyor. Bu arada gaz fiyatlarının ve askerî üslerin kiralarının artırılması yüzünden Rusya ile Ukrayna arasında çıkan tartışmalar halen sürüyor (Mirzet Çetinkaya).

NATO'nun Askeri Yapısı


Teşkilatın askeri yapısı, üye ülkelerin Genelkurmay Başkanlarından veya onlar adına daimi görev yapan temsilci askeri personelden oluşur. Konseye karşı sorumlu olan Askeri Komite, ittifakın en üst düzeydeki askeri merciidir. Konseye ve Savunma ve Planlama Komitesine askeri konularda bilgi sağlayan ve önerilerde bulunan Askeri Komite, iki büyük Nato Komutanlığına direkitf verebilmektedir.

Büyük NATO Komutanlıkları


NATO'nun halen Askeri Komiteye bağlı Atlantik Müttefik Komutanlığı ve Avrupa Müttefik Komutanlığı olmak üzere iki büyük komutanlığı bulunmaktadır. Ayrıca Kanada ve A. B. D. Bölgesel Planlama Grupları da mevcuttur. Savunma Planlama Komitesinin 12 Mayıs 1992 tarihli kararıyla; "CINHAN" adıyla bilinen Manş Müttefik Komutanlığı, teşkilatı ve sorumluluk sahası tadil edilerek l Temmuz 1994 tarihinden itibaren "Afnortwest" adıyla Avrupa Yüksek Komutanlığına bağlanmıştır. Avrupa Müttefik Komutanlığı (ACE)'nın sorumluluk sahası; ku-zeyde, Norveç'in kuzey burnundan Akdeniz'in güney kıyılarına; Ba tıda, Atlantik Okyanusu'ndan Türkiye'nin Doğu sınırlarına kadar uzanır. "SHAPE" adıyla anılan karargahı, Belçika'nın Mons şeh-rindedir ve komutanı "Saceur" olarak bilinir. Saceur'un ana ast komutanlıkları ise; Kuzeybatı Avrupa Müttefik Komutanlığı AFNORTWEST, Merkezi Avrupa Müttefik Komutanlığı AFCENT ve Güney Avrupa Müttefik Komutanlığı AFSOUTH'dur
  • AFSOUTH (Güney Avrupa Müttefik Komutanlığı)'nın Kuruluşu da şöyledir:
  • LANDSOUT: Bir İtalyan Generalinin komutasında İtalya'nın savunulmasından sorumludur.
  • LANDSOUTHEAST: Karargahı İzmir'de olup, bir Türk Generalinin komutasında Türkiye'nin savunmasından sorumludur.
  • AIRSOUT: Güney Bölgesi Hava Komutanlığıdır. Nato'nun komutanlık yapısı; gelişen durum ve şartlara uygun olarak değişikliğe açık bir özellik arzeder.

NATO'nun Değişmeyen Prensipleri


  • İttifak, savunma amaçlıdır.
  • Caydırma için yeterli bir gücü muhafaza etmek esastır.
  • Üyelerin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı garanti edilerek dünya barışma katkı devam ettirilir.
  • Üye ülkelerden birine yapılan tecavüz, tamamına yapılmış kabul edilir. (5 nci madde)
  • İttifak, Avrupa'da Amerika'nın konvansiyonel ve nükleer askeri varlığını zaruri sayar.
  • NATO Savunmasının kollektif tabiatı, işbirliğine ve entegrasyonuna istinad eder.
  • Nükleer silahlarda sıfır çözüme ulaşıncaya kadar, konvansiyonel ve nükleer silahların uygun bir kombinasyonunu kullanmaya devamı zorunlu görür. Nükleer silahların amacı siyasi olup, ittifakın güvenliğinin en önemli garantisidir. Bu kuvvetler savaşı ve dengeyi korumak için asgari düzeyde tutulur.

NATO'ya Göre Tehdit Değerlendirmesi


Doğu Bloku'nun dağılmasından sonra NATO'nun geleneksel tehdit değerlendirmesi sona ermiştir. Bunun yerini Belirsizlik, İstikrarsızlık, çok yönlü tehdit ve riskler almıştır. Buna göre; 1990'lı yıllardan itibaren Türkiye ve NATO için esas risk, Rusya'nın cepheden planlı bir taarruzundan ziyade, bölgesel kriz ve çatışmaların teşkil ettiği riskler teşkil etmeye başlamıştır.

NATO'nun Genişlemesi


NATO'nun genişlemesinden maksat; karşılıklı hak ve yükümlülükler çerçevesinde ittifaka tam üye statüsünde yeni üyelerin kaydedilmesi ve dolayısıyla NATO'nun sınırlarının genişletilmesidir.
29 MART 2004 Tarihinde NATO'ya 7 yeni üye ülke daha katıldı. Bu ülkeler;
  • Bulgaristan
  • Estonya
  • Letonya
  • Litvanya
  • Romanya
  • Slovakya
  • Slovenya' dır.
Ayrıca;
  • Arnavutluk,
  • Makedonya ve
  • Hırvatistan aday ülkelerdir.

Türkiye'nin NATO Üyeliği


Sovyetler Birliği ile Lenin zamanında imzalanan Brest Litovsk Barış Antlaşması, Moskova Antlaşması ve Kars Antlaşması'na rağmen, 2. Dünya Savaşı sırasında Stalin'in önce 1939'da Molotov kanalıyla Ribbentrop ve Hitler'den, daha sonra da 1945'te Truman ve Churchill'den Türkiye sınırları ile ilgili talepleri dolayısıyla Türkiye, Batı ittifakı ve NATO ile yakınlaşmıştır.

1950'de Adnan Menderes hükümeti döneminde TBMM kararıyla Kore Savaşı'na Birleşmiş Milletler komutası altında ABD ve Güney Kore'nin yanında çarpışmak üzere asker gönderilmiş ve böylece NATO üyeliği konusundaki niyetini uluslararası arenaya göstermiştir. Kore savaşında verilen şehitler dönemin muhalefet lideri İsmet İnönü ve partisi CHP tarafından NATO üyeliği için yapılan bir taviz olarak adlandırılmıştır.

Başlangıçta 12 devletin iştirakiyle akdedilmiş olan Kuzey Atlantik Antlaşmasına Londra'da 17 Ekim 1951 tarihinde düzenlenen bir Protokol ile Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımları onaylanmış, Türkiye 18 Şubat 1952'de yine Fuat Köprülü'nün dışişleri bakanlığını yaptığı Adnan Menderes hükümeti döneminde NATO'ya resmen üye olmuştur. Norveç, Danimarka gibi üyeler Türkiye'nin üye olmasına, çok yakın zamana kadar Monarşi yle yönetildiği ve yeterli demokrasi tecrübesi olmadığı gerekçesiyle uzun müddet karşı çıkmışlardır.

8 Eylül 1952'de [1] Türkiye NATO'ya kabul edildikten yedi ay sonra İzmir'de Müttefik Kara Kuvvetleri Karargahı (LANDSOUTHEAST) kurulmuş, karargahın başına ABD'li bir korgeneral getirilmiştir. 1954'te karargaha Fransa, İngiltere ve İtalya'dan askerler dahil edilerek üs güçlendirilmiştir.

“NATO Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi”[2] adlı uluslararası anlaşma, İzlanda hariç, NATO üyesi diğer devletler tarafından imzalanmıştır. Sözleşme Türkiye tarafından 10 Mart 1954 tarihli ve 6375 sayılı kanunla onaylanmıştır. NATO Kuvvetleri Sözleşmesi, her biri oldukça detaylı kaleme alınmış yirmi maddeden oluşur. Kısaca bu anlaşmayla ABD’nin Türkiye topraklarında askeri tesisler ve üstler kurması ve askeri personel bulundurulması kabul edilmiştir.
1966'da, NATO'ya ait haber alma tesislerinin sayısı 112'ydi. Türkiye'de 35 kilometrekarelik alan NATO'nun denetiminde olup buraya, bakanlar dahil Türk yetkililerin NATO komutasından izinsiz girmesi yasaktı.

ABD ile Türkiye arasında 1976 yılında imzalanan "ABD-Türkiye Savunma ve İşbirliği Anlaşması", İncirlik, Kargaburun ve haber alma tesislerinin NATO adına ABD tarafından kullanılmasını sağladı. 1980 yılında 12 Eylül Darbesi sonrasında imzalanan "Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması" ise 12 askeri üssün NATO adına ABD tarafından 5 yıllık kullanılmasına karar verildi. Bu anlaşma, ABD'nin talebi doğrultusunda halen yürürlüktedir...

NATO'DA GÖREV YAPAN TÜRK DAİMİ TEMSİLCİLERİ
  • 1952-1954 - Fatin Rüştü Zorlu
  • 1954-1957 - Mehmet Ali Tiney
  • 1957-1960 - Selim Sarper
  • 1960-1960 - Haydar Görk
  • 1960-1972 - Muharrem Nuri Birgi
  • 1972-1976 - Orhan Eralp
  • 1976-1978 - Coşkun Kırca
  • 1978-1988 - Osman Olcay
  • 1988-1989 - Tugay Özçeri
  • 1989-1991 - Ünal Ünsal
  • 1991-1997 - Tugay Özçeri
  • 1997-2002 - Onur Öymen
  • 2002-2004 - Ahmet Üzümcü
  • 2004-2006 - Ümit Pamir
  • 2006- - Tacan İldemir

Türkiye'deki NATO Üsleri


(Afyonkarahisar)Türkiye'nin en büyük askeri havaalanıdır.NATO'nun 2. büyük havaalnıdır. "Ana Jet Bakım Üssü" olarak kullanılmaktadır. Sivil uçuşlara açılması konusundaki çalışmalara NATO'dan izin çıkmamıştır.
İncirlik Hava Üssü yönetimi ve denetimi TSK'da olan, NATO'nun önemli bölgesel bir depo üssüdür. Adana'ya 10 km uzakta bulunan üs, Akdeniz'e 56 km uzaklıktadır. Türk Hava Kuvvetleri 10. Ana jet üssü ve ABD hava kuvvetleri 39. Ana jet üssü burada görev yapmaktadir.
İzmir Hava Üssü İzmir'in 17 km kuzey batısında Çiğli'de bulunan Avrupa'daki ABD hava kuvvetleri'ne (USAFE) bağlıdır. 42 uçak ve 300 asker-personel bulunan üste I-HAWK ve Roland füze sistemleri konuşlandırılmıştır. İzmir Hava Üssü NATO'nun Türkiye'deki en eski üssü olmakla beraber, son yıllarda önem kazanmıştır. 11 Ağustos 2004'de LANDSOUTHEAST karargâhı Napoli'den İzmir'e taşınmış [3], 1 Ocak 2006'da da ABD 16. hava filosu, Almanya'nın Ramstein hava üssünden alınarak buraya yerleştirilmiştir.
Şile üssü: Stinger füzelerinin fırlatılması için uluslararası standartlarda bir atış alanıdır.
Konya 3. Ana Jet Üs Komutanlığı: Irak savaşı sürecinde NATO tarafından getirilen AWACS'lar burada üslenmiştir.
Balıkesir 9. Hava Jet Üssü: Bu üsde 6 adet "vault" denilen füze rampası bulunmaktadır.
Muğla Aksaz Deniz Üssü.
Ankara-Ahlatlıbel, Amasya-Merzifon, Bartın, Çanakkale, Diyarbakır-Pirinçlik, Eskişehir, İzmir-Bornova, İzmit, Kütahya, Lüleburgaz, Sivas-Şarkışla, İskenderun, Ordu-Perşembe, Rize-Pazar, Erzurum, Van-Pirreşit ve Mardin'de NATO'ya bağlı Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezleri (CAOC6)
Son düzenleyen Safi; 15 Eylül 2016 01:04
20 Şubat 2013 03:24   |   Mesaj #5   |   
_EKSELANS_ - avatarı
Üye
Ad:  NATO - Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü4.jpg
Gösterim: 39
Boyut:  50.9 KB

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü)


Kuzey Atlantik İttifakı Örgütü'nün kısa adı (North Atlantic Treaty Organization).

Sponsorlu Bağlantılar
İttifak 4 Nisan 1949'da 12 ülkenin temsilcilerinin Washington'da imzaladıkları antlaşmayla kuruldu. Kurucu ülkeler Belçika, Kanada, Danimarka, İtalya, Lüksemburg, Fransa, İzlanda, Hollanda, Norveç, Portekiz, İngiltere ve ABD idi. NATO ittifakına 1951'de Türkiye ve Yunanistan, 1954'te Federal Almanya, 1982'de İspanya katıldılar. Antlaşma 14 maddeden oluşur. Bunların en önemlileri, ittifakın kapsadığı bölgeleri belirleyen 6. madde ve bir Sovyet saldırısı hâlinde üye devletlerin yükümlülüklerini belirten 5. maddedir. 6. maddede ittifakın kapsadığı alan Avrupa ve Kuzey Amerika'da üye ülkelerin toprakları, Türkiye, Fransa'nın Cezayir'deki toprakları olarak belirlenir (Fransa'nın Cezayir'deki varlığı 1962'de sona erdi).

Örgütün genel politikalarını, üye ülkelerin temsilcilerinden oluşan Kuzey Atlantik Konseyi saptar. Konseyin çalışmasında çok önemli bir organ genel sekreterliktir. Ayrıca konseye bağlı birkaç sivil komite vardır. Bunların ikisi askerî altyapı yatırımlarıyla ilgilenen komite ve üye ülke hükümetlerinin askerî programlarını, ittifaka yapmayı taahhüt ettikleri katkılar açısından denetleyen komitedir. Konseye bağlı olarak faaliyet gösteren komutanlıkların en önemlileri SACEUR ("Supreme Allied Commander in Europe"-Avrupa Yüksek Müttefik Komutanlığı) ve SACLANT'tır ("Supreme Allied Commander Atlantic"-Atlantik Yüksek Müttefik Komutanlığı). Avrupa'nın savunmasını üstlenen SACEUR, Güney Avrupa ve Akdeniz'e yönelik iki alt komutanlığa sahiptir. Kurulduktan sonra NATO'nun önemli sorunları, üye ülkelerin sahip olacakları silâhlı kuvvetlerin nitelikleri ve nicelikleri, Almanya'nın ittifaka yapacağı toplam katkının miktarı, Birleşik Devletler'in ittifaka ayıracağı asker ve silâh miktarı oldu.

1966'da Fransa'nın, ABD'nin NATO'daki egemen konumunu eleştirerek NATO'nın askerî kanadından çekilmesi üzerine genel karargâh Paris'ten Brüksel'e taşındı (1967). Yunanistan, Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesinedeniyle 1974'te NATO'nun askerî kanadından çekildi (1980'de geri döndü). ABD de aynı nedenle Türkiye'ye silâh ambargosu uyguladı. Türkiye'nin NATO'yla ilişkileri 1980'den sonra düzelmeye başladı. Daha sonra ABD ile SSCB arasında imzalanan orta menzilli nükleer füzeler antlaşması (Aralık 1987), NATO tarafından desteklendi. Bu füzelerin kaldırılmasıyla doğacak boşluğun başka savunma sistemleriyle giderilmesi ve konvansiyonel silâhlarda modernleştirilmeye gidilmesi önerildi. Pershing ve Cruise füzelerinin sökülmesine başlandı. 1996 Martında Fransa, birlikten ayrılmamakla birlikte askerî güçlerini NATO'dan çekti; Aralık 1995'ten yeniden askerî komiteye katıldı. Mayıs 1997'de NATO, Rusya ile Varşova Paktı üyelerini ittifaka girmelerini sağlayan bir anlaşma imzaladı. Buna bağlı olarak aynı yıl Macaristan, Polonya Çek Cumhuriyeti, Mart 1999'da ittifaka katıldı.

MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi

Son düzenleyen Safi; 15 Eylül 2016 01:05
1 Ağustos 2013 22:53   |   Mesaj #6   |   
_VICTORY_ - avatarı
VIP Silent storM

Nato (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü)


Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü anlamına gelen North Athlantic Traty Organization olarak yazılan İngilizce aslındaki sözcüklerin kısaltılmış şeklidir. Uluslararasında sık kullanılan bu kısaltılmış biçim artık bir kısaltma olmaktan çıkmış kendine özgün anlamı olan bir sözcük gibi kullanılmaya başlanmıştır.

Uluslararası bir kuruluştur. Birleşmiş Milletler Örgütüne üye bazı uluslar 1949 yılında kendi aralarında yeni bir birleşme ve dayanışma örgütü kurdular. Bu örgütü Amerika Birleşik Devletleri Kanada Fransa İngiltere İzlanda Hollanda Belçika İtalya Danimarka Norveç ve Portekiz kurdu. Daha sonra NATOya 1952 yılında Türkiye 1954 yılında Yunanistan 1982 yılında da Batı Almanya ve ispanya katıldı. Bugün NATOya üye 16 ülke vardır.
Ad:  NATO - Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü6.jpg
Gösterim: 41
Boyut:  46.2 KB

Üye ülkeler tarafından savunma amacı ile kurulmuş olan bir örgüttür. Üye devletlerin birinin saldırıya uğraması durumunda öbürleri saldırgan ülkeye karşı işbirliği içinde savaşmayı kabul etmişlerdir. Üye devletler birbirlerini korur ve kollarlar. Bu amaçla işbirliği yaparlar. NATOnun amacı; barış düzenini uluslararası güvenliği sosyal gelişmeyi üye ulusların özgürlüğünü korumak olarak özetlenebilir. NATO amacına ulaşmak için çalışmalarını belli bir düzen içinde yürütür.

NATO'nun çalışma organları ve görevleri şunlardır:


NATO Konseyi: Üye ülkelerin sürekli temsilcilerinden ya da dışişleri bakanlarından oluşur. NATO Genel Sekreterinin başkanlık ettiği bu toplantılarda ekonomik askeri siyasal kültürel konular görüşülür.
Sekreterya: Genel Sekreter ve yardımcılarından oluşur. Görevi NATOnun günlük işlerini yürütmektir.
Askeri Komite: NATOya üye ülkelerin genel kurmay başkanlarından oluşur. Askeri Komite NATO Konseyine bağlıdır. Askeri bakımdan en yüksek kuruldur. Bu kurulda savunma sorunları görüşülür. Komite içinde Daimi Grup adı ile anılan üçlü bir grup vardır. Bu grup yürütme organı işlevini görür. Görevi NATO Komutanlarına gerektiğinde emir vermektir.

NATOnun dört büyük komutanlığı vardır. Bunlar:


  • Avrupa Yüksek Komutanlığı
  • Atlantik Yüksek Komutanlığı
  • Manş Komitesi Komutanlığı
  • Amerika Kanada Bölgesi Komutanlığıdır.
Her yıl 4 Nisan NATO Günü olarak üye ülkelerde kutlanır. NATO Gününde NATOnun kuruluşu organları amacı ve çalışmaları anlatılır.

Türkiye ve NATO:


NATO üyeliği, yaklaşık yarım asırdan beri Türkiye'nin savunma ve güvenlik politikasının temel taşı olmaya devam etmektedir. Gerek Soğuk Savaş döneminde, gerek içinde bulunduğumuz ve risklerin giderek çeşitlendiği ve istikrarsızlıkların hüküm sürdüğü dönemde, kollektif savunma öneminden hiçbir şey kaybetmemiştir. NATO çerçevesinde yürütülen güvenlik ve savunma alanındaki iş birliği, günümüze değin başarıyla sürdürülmüş ve yükler ile faydaların paylaşımı ilkesine dayanmıştır. Türkiye ittifâk sistemini, katıldığı ilk günden bu güne kadar kendi güvenliği ve dünya istikrarı açısından önemli bulmuş ve aktif bir üye olarak, özveri ile ittifâka geniş çaplı kuvvet tahsisinde bulunmuştur. Halen Türk Silahlı Kuvvetlerinin NATO'ya tahsis ettiği kuvvet miktarı aşağıdadır.
  • NATO Emrine Verilen Kuvvetler (NATO Command Forces);
  • Avrupa Müttefik Komutanlığı Mobil Kuvvetine AMF Msn Heart; 1 İstihkâm Bölüğü, 1 Topçu Bataryası ve 1 Millî Destek Ünitesi,
  • Avrupa Müttefik Komutanlığı Acil Müdahale Kuvvetine (ARRC); 1 Taktik Mekanize Tümen Karargâhı, 2 Tugay ve 1 İstihkâm Bölüğü.
  • Akdeniz Daimi Görev Kuvvetine (STANAVFORMED); 1 Firkateyn (Helikopter Konutlu),
  • Akdeniz Mayın Karşı Tedbirleri Kuvvetine (MCMFORMED); 1 Mayın Avlama ve 1 Mayın Komuta Kontrol gemisi.
  • Reaksiyon Hava Kuvvetlerine (RFAS); 5XF-16 ve 2XF-4 Filosu.2bol1kisres1
  • NATO'ya Tahsisli Kuvvetler (NATO Assigned Forces); 3 Ordu Karargahı, 8 Kolordu Karargahı, 1 Piyade Tümeni, 1 Taktik Mekanize Tümen Karargahı, 3 Piyade Tugayı, 12 Zırhlı Tugay, 13 Mekanize Tugay, 2 Komando Tugayı ve 2 Jandarma Tümeni. 15 Firkateyn, 2 Tank Çıkarma Gemisi, 17 Hücumbot/Karakol Botu, 9 Helikopter, 11 Mayın Avlama/Tarama Gemisi, 1 Akaryakıt Destek Gemisi, 7 Denizaltı ve 1 Amfibi Deniz Piyade Taburu. 6XF-16, 3XF-4E, 2XRF-4E ile 1XF-5 Filosu. Hava Savunma Sistemleri.
Kalan kuvvetlerin önemli bir bölümü de NATO için diğer kuvvetler statüsündedir.
Görüldüğü üzere Türkiye; Türk Silahlı Kuvvetlerinin hemen hemen tamamını NATO'ya tahsis ederek özellikle Soğuk Savaş döneminde ittifakın ve Batı Avrupa'nın güvenliğine ve günümüzde Avrupa'da hüküm süren olumlu koşulların yaratılmasına, büyük fedakarlıklar pahasına önemli katkılarda bulunmuş ve NATO üyeliğinin getirdiği koruyucu şemsiye ve dayanışmadan da yararlanmıştır. Günümüzün güvenlik koşullarında NATO'nun sadece üyelerinin topraklarını koruyan bir örgüt olmanın ötesine geçip, Avrupa-Atlantik bölgesinin genel istikrarına katkıda bulunması da önem taşımaktadır. Nitekim, NATO bu amaçla geçtiğimiz yıllarda, asli özelliğini ve temel görevlerini kaybetmeksizin, geniş çaplı bir adaptasyona tabi olmuş, ortaklık ve iş birliği ilişkilerini geliştirmiş, genel anlamda barışı koruma faaliyetlerinde görev üstlenmeye başlamıştır. Aynı şekilde, Avrupa istikrarına katkıda bulunmak amacıyla, İttifakın genişlemesi yolunda kararlar alınmış ve ilk aşamada üç ülke (Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Polonya), ittifaka 1999 yılında katılmıştır.

Türkiye ittifakın adaptasyon sürecini desteklemiş olup, yapıcı katkılarda bulunmaya devam etmektedir. Aynı şekilde NATO alanı dışındaki barışı koruma ve insanî yardım harekâtına katılım, Türkiye'nin güvenlik politikasının önemli bir veçhesi haline gelmiştir. Türkiye ittifakın genişlemesini de desteklemektedir. 1997 ve 1999 Vaşington ve Madrid Zirvelerinde alınan kararlar doğrultusunda bu sürecin devam etmesi gerektiği görüşündedir. Türkiye gerek iç, gerek dış adaptasyon sürecinin ittifakın etkinliğini ve aslî görevlerini zaafa uğratmaması, aksine Avrupa-Atlantik alanının istikrar, barış ve güvenliğine katkıda bulunması ve NATO'nun bir savunma ittifakı ve bir siyasî istişare forumu olma özelliğini koruması gerektiği yolundaki görüşleri de paylaşmaktadır.

Türkiye, ayrıca NATO'nun doğal afetlerle ilgili, karşılıklı yardım ve iş birliğini sağlamak üzere yürütmekteolduğu faaliyetlerin faydasına inanmakta ve bu yöndeki çabaları desteklemektedir. Türkiye ve Batı Avrupa Birliği (BAB) Soğuk Savaş yıllarında Batı Avrupalıların güvenlik ve savunma gereksinimlerini ABD'nin nükleer şemsiyesinden yararlanan NATO'ya dayandırarak gidermeleri sonucu BAB uzun süre faal olamayarak sadece kağıt üstünde bir savunma örgütü olarak kalmıştır. Ancak Alman-Fransız iş birliği temelinde Avrupa ekonomik entegrasyonunun siyasî ve güvenlik alanlarında da geliştirilmesi girişimleri çerçevesinde, 1980'lerde alınan kararlarla canlandırılmaya başlanmıştır. Halihazırda BAB'ın 10 tam, beş gözlemci, altı ortak üye ve yedi ortak partner olmak üzere toplam 28 üyesi bulunmaktadır.

1991 Aralık ayında Maastricht'te kabul edilen Avrupa Birliği Antlaşmasında BAB'ın Avrupa bütünleşme hareketinin entegre bir unsuru olduğu vurgulanmıştır. BAB Bakanlar Konseyi de, Maastricht Antlaşmasına eş zamanlı olarak yayımladığı bir bildiri ile, BAB'ın AB ve NATO ile ilişkilerinin nitelik ve modalitelerini ortaya koymuştur. Buna göre BAB, bir taraftan AB'nin güvenlik boyutu rolünü üstlenirken, diğer taraftan NATO İttifakının Avrupa bacağını güçlendirecek bir vasıta olarak görev yapacağını açıklamıştır. Maastricht'de, ayrıca BAB'a tam üye olmak için AB üyeliği koşulu getirilmiştir. Bu gelişme üzerine, NATO üyesi olup AB üyesi olmayan Türkiye, aynı durumdaki Norveç ve İzlanda ile birlikte, BAB'a ortak üye olmaya davet edilmiştir. Bu daveti kabul eden her üç ülke ile BAB üyesi ülkeler, 20 Kasım 1992 tarihinde Roma'da "Ortak Üyelik Belgesi"ni imzalamıştır. Ortak üyelik, 6 Mart 1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, ayrıca, NATO'dan BAB'a devrolunan ve Avrupa'daki tüm silâhlanma faaliyetlerini yürütmekle yükümlü Batı Avrupa Silâhlanma Grubu (Western European Armaments Group-WEAG) ile Batı Avrupa Silâhlanma Örgütü (Western European Armaments Organisation-WEAO)'ne tam üyedir.

Bir yandan BAB'ın geçirdiği evrim ve Maastricht sonrası ulaştığı konum, öte yandan Avrupa güvenlik ve savunmasının bölünmezliği ve ülkemizin bu sistemin ayrılmaz bir parçası olduğu dikkate alınarak, Türkiye'nin Avrupa bütünleşme sürecinin ve Avrupa'ya özgü her güvenlik örgütünün içinde yer alması için çaba sarf edilmektedir. Nitekim Türkiye, BAB'a ortak üyelik davetini, AB ve BAB'a tam üyelik hedefi doğrultusunda ve Avrupa ile ilişkilerinin genel çerçevesinde değerlendirerek kabul etmiştir. Türkiye, ortak üyelik statüsünü, henüz tam tatminkar bir düzenleme olmamakla birlikte, BAB'a tam üyeliğinin gerçekleşmesi yolunda geçici bir aşama olarak görmektedir.

Türkiye ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK):


NATO'nun yeni güvenlik koşullarına ve stratejik ortama uyarlanması için 1994 Brüksel Zirvesi'yle başlatılan çalışmaların bir boyutunu AGSK teşkil etmiş, 1996 yılında BAB ve NATO Bakanlar toplantılarında alınan kararlarla AGSK'nın NATO içinde geliştirilmesi benimsenmiştir. Öte yandan, Avrupa Birliği de; bir süredir, NATO'nun bir bütün olarak katılmayacağı ve AB öncülüğünde gerçekleştirilecek kriz yönetimi, barışı koruma ve destekleme operasyonlarına ilişkin ihtimaliyatı esas alan ve AB'nin bu alandaki yeteneklerinin geliştirilmesini amaçlayan Avrupa Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (AOGSP)'nı geliştirmektedir.

23-24 Nisan 1999 tarihlerinde düzenlenen NATO Vaşington Zirvesi sırasında cereyan eden müzakereler neticesinde, AGSK'nın geliştirilmesinin tüm müttefiklere etkisi olacağı belirtilmiş; AB üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin AB öncülüğünde girişilecek kriz yönetimi harekâtına, BAB içindeki mevcut danışma mekanizmaları üzerine bina edilecek mekanizmalarla mümkün olan en geniş şekilde müdahil olmalarının sağlanması ve öngörülen önlemlerin AB içindeki gelişmeler dikkate alınarak NATO Konseyi tarafından bilahare karara bağlanması anlayışı benimsenmiştir. Diğer bir deyişle, NATO'nun AB'nin gelecekteki potansiyel güvenlik boyutunu bazı koşullara bağlı olarak tanımasına, buna karşılık bütün Avrupalı müttefiklerin, bu sürece NATO ile BAB arasındaki düzenlemeler temelinde müdahil kılınmalarına dayanan hassas bir denge bulunabilmiştir.

Ancak, Vaşington Zirvesi'ni takiben 3-4 Haziran 1999 tarihlerinde yapılan AB Köln Zirvesi'nde, Vaşington'da alınan kararlardan selektif bir biçimde yalnızca AB'nin istedikleri üzerinde durulmuş ve AB'nin güvenlik boyutu da kazanarak Amsterdam Antlaşması'yla öngörülen çok boyutlu yapıya fiilen geçme kararı teyit edilmiştir. Ayrıca, Avrupalı müttefiklerin müstakbel AB operasyonlarına katılımı hususu NATO ve AB üyesi olmayan üçüncü ülkelerle aynı kategoride değerlendirilmiş, böylece gelecekteki düzenlemelerin NATO-BAB bağlamında geliştirilen temel üzerinde olması gerektiği yolunda Vaşington'da varılan mutabakat dikkate alınmamıştır. Bir diğer deyişle, AB, NATO'nun Vaşington Zirvesi'nde yaptığı açılıma aynı açıklıkla karşılık vermemiştir.

Aralık 1999 AB Helsinki Zirvesinde, AB üyesi ülkelerin 2003 yılı itibarıyla 15 tugaydan müteşekkil 50-60 bin kişilik bir acil reaksiyon kuvvetini 60 gün içinde bir askerî operasyon çerçevesinde bunalım bölgesine intikal ettirecek şekilde hazır tutmaları ve bu kuvveti en az bir yıl süreyle idame ettirebilmeleri şeklinde bir "Temel Hedef" belirlenmiştir. Türkiye, AGSK'nın geliştirilmesi çabalarına katkıda bulunma iradesinin de bir göstergesi olarak, bu temel hedefe yeterli sayıda hava ve deniz unsuruyla desteklenmiş tugay seviyesinde bir birlikle katılma önerisini AB'ye bildirmiş bulunmaktadır.
AB, Helsinki Zirvesi'nde AOGSP bağlamında yeni yapılar oluşturulmasına da karar vermiştir. Bu çerçevede, en kısa zamanda, Siyasî ve Güvenlik Komitesi, Avrupa Askerî Komitesi ve Askerî Karargâh çalışmalarına Türkiye'nin dahil edilmesi önem taşımaktadır.

15 Aralık 1999 tarihinde Brüksel'de düzenlenen Kuzey Atlantik Konseyi Dışişleri Bakanları toplantısında, Vaşington Zirvesi'nde alınan kararların bu konuda temel oluşturduğu; AGSK'nın geliştirilmesinin NATO'nun öncelikli rolüne halel getirmemesi gerektiği ve bu gelişmelerin AB üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin tam katılımı olmadan gerçekleşemeyeceği vurgulanmıştır. AGSK konusunda Vaşington Zirve Bildirisi ile Stratejik Konsept arasında kurulan denge, bu kez Dışişleri Bakanları düzeyinde tek bir metin halinde kayda geçirilmiştir.

NATO Dışişleri Bakanları'nın 24-25 Mayıs 2000 tarihlerinde Floransa'da düzenlenen toplantısında, NATO'nun daha önce aldığı kararlar teyid edilmiş; bu bağlamda, NATO-BAB mekanizmalarının esas alınması gereği açıkça belirtilmiştir.
Öte yandan, 19-20 Haziran 2000 tarihlerinde düzenlenen AB Feira Zirvesi'nde AOGSP bağlamında kabul edilen başkanlık raporu ve ekleri, AB'nin Avrupa Ortak Güvenlik ve Savunma Politikasının geliştirilmesi yönündeki sürecin ilk önemli aşamasını teşkil etmiştir. Feira Zirvesi'nin AOGSP bağlamındaki sonuçları Türkiye'nin beklentilerini karşılamaktan uzak kalmıştır.
Avrupa Birliği'nin Feira Zirvesi'nde, oluşmakta olan AB Ortak Güvenlik ve Savunma Politikasının başlangıç aşamasındaki çerçevesi belirlenmiştir. Bu çerçeve, "Kriz Yönetimiyle" ilgili özellikleri bakımından yetersizdir. Türkiye'nin de aralarında yer aldığı "AB üyesi olmayan Avrupalı NATO müttefiklerinin" kriz yönetimi dâhil AOGSP'yle ilgili düzenlemelere katılımlarına ilişkin hususlar tatminkâr olmaktan uzaktır. Nitekim, söz konusu Feira kararları, NATO'nun Zirve ve Konsey kararlarının önemli noktalarını dikkate almamıştır.

Türkiye; AB'nin AOGSP ile ilgili olarak Feira'da aldığı kararları ve NATO'ya yansımalarını yakından izleyecek; AB'nin NATO'dan olası taleplerini yukarıdaki ilkeler, Türkiye'nin ulusal çıkarları ve Avrupa'nın güvenliği çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirecektir. NATO imkân ve yeteneklerinin otomatik olarak AB'nin kullanımına sunulması söz konusu değildir.
NATO, Avrupa'nın kollektif savunması ve güvenliği alanlarında birincil örgüt olup, kriz yönetiminde de öncelik sahibidir. Bu husus, NATO'nun 1999 Vaşington Zirvesi'nde ve bunu izleyen Dışişleri Bakanları Konseylerinde teyid edilmiştir.
1999 Vaşington NATO Zirvesi ile daha sonra Aralık 1999 Brüksel ve Mayıs 2000 Floransa NATO Bakanlar Konseyi kararlarında, NATO ile AB Güvenlik ve Savunma Politikası arasındaki ilişkiler saptanmıştır. Buna göre, AB'nin NATO'ya yönelik talepleri, her talep tek başına değerlendirilerek ve NATO üyelerinin tümünün karara katılması halinde karşılanacaktır.
Vaşington Zirvesi'nde, AB üyesi olmayan NATO üyelerinin konumlarının AB öncülüğündeki kriz yönetimi harekatlarında "Batı Avrupa Birliği"ndeki düzenlemeler çerçevesinde şekillenmesi öngörülmüştür.
Oluşan AB Ortak Güvenlik ve Savunma Politikasına Türkiye'nin yaklaşımı ve politikaları, bu esaslar çerçevesinde gerçekleşecektir.

Türkiye, AOGSP'yi, kendi millî çıkarları, Avrupa'nın güvenliği ile yukarıdaki unsurlar doğrultusunda ve AB üye adaylığının sorumluluğuyla değerlendirmektedir. Türkiye, bu bağlamda, AB Güvenlik ve Savunma girişiminde etkin yer almayı ve görev üstlenmeyi elde edilmiş haklarının korunması bakımından savunagelmiştir. Tabiatıyla, Avrupa çapındaki bu ve benzeri oluşumların "Güvenliğin Bölünmezliği" ve "Transatlantik Bağın Muhafazası" ilkelerine uygun bir şekilde gelişmesi gereklidir. İttifak içinde eşitsizlik ve bölünme yaratılmaması büyük önem taşımaktadır.
Türkiye'nin AGSK'nın geliştirilmesi çabalarında savunduğu önemli bir husus, BAB'daki kazanımlarının muhafazası ve bunun daha da geliştirilerek AB'ye üye olmayan Avrupalı müttefiklerin AB içindeki yeni yapılanmaya tam katılımını mümkün kılacak kurumsal bir çerçeveye oturtulması olmuştur. Bu bağlamda Stratejik Konsept ve Vaşington Zirve Bildirisi'nde yer alan hükümler çerçevesinde;
  • Avrupa güvenliğini ilgilendiren konularda, halen BAB içinde yapıldığı gibi, günlük plânlama ve danışmalara Türkiye'nin düzenli olarak katılımının,
  • NATO imkân ve yeteneklerinin kullanılacağı AB öncülüğündeki operasyonlarla ilgili karar almaya varan süreçte ve uygulama safhasında Türkiye'nin tam ve eşit katılımının,
  • NATO imkân ve yeteneklerine başvurulmayacak AB öncülüğündeki operasyonlarda ise Türkiye'nin karar oluşturma sürecine ve harekâta ilişkin karar mekanizmasına tam ve eşit katılımın temini önem taşımaktadır.
Öte yandan, Türkiye'nin henüz tam üyesi olmadığı AB içinde AOGSP'nin geliştirilmesi çabalarından haberdar olmasına ve görüşlerini zamanlıca dile getirmesine yardımcı olması açısından, üyesi olduğu NATO ile AB arasında karşılıklılığı ve şeffaflığı esas alan kurumsal bir ilişkinin, tercihen iki örgüt arasında düzenlenecek bir çerçeve anlaşması zemininde yürütülmesi yararlı olacaktır.

AGSK'nın geliştirilmesi çabaları halen bir süreç olarak devam etmektedir. Avrupa güvenlik ve savunmasına 1952 yılından beri önemli katkılarda bulunan Türkiye; yeni yapılanma içinde hakkı olan yeri alacağı yönündeki inancını korumaktadır. Önümüzdeki dönemde bu inançla katılım konusundaki beklentilerin karşılanmasına yönelik girişimler üst düzeyde sürdürülecektir.

Türkiye'nin temennisi; AB'nin, Türkiye gibi AB'ye üye olmayan Avrupalı NATO müttefiklerinin katılımı konusunda tatminkar bir düzenlemeyi belirleme sağduyusunu göstermesidir. Kuşkusuz böyle bir düzenleme, tesisi öngörülen NATO-AB ilişkilerinin modaliteleri üzerinde mutabakata varılmasını kolaylaştıracaktır.
Son düzenleyen Safi; 15 Eylül 2016 01:05
Hızlı Cevap
Mesaj:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
Pixabay Resimleri:
paneli aç