Arama

Aile Nedir? Aile Kurumu Hakkında

Güncelleme: 2 Hafta Önce Gösterim: 66.598 Cevap: 8
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
31 Ocak 2007       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

AİLE

Ad:  aile.JPG
Gösterim: 47
Boyut:  22.7 KB

1. Aynı soydan birbirini izleyerek gelen kuşaklar bütünü; sülale; İstanbul'un en eski ailelerinden biri.
Sponsorlu Bağlantılar
2. Evlilik ya da akrabalık bağıyla birleşmiş kimselerden oluşan topluluk: Amcalar, yengeler, yeğenlerden oluşan geniş bir aile.
3. Anne, baba ve çocuklardan oluşan bütün: Bir aile kurmak.
4. Bir kimseye göre eşi, çocuğu, birlikte yaşadığı ebeveyn ve akrabaları: Bütün ailesini tatile götürdü.
5. Erkeğe göre karısı: Ailem ev kadınıdır.
6. Ortak ya da benzer özellikler taşıyan canlı ya da cansız. varlıklar bütünü: Aynı aileden çiçekler. Balina memeliler ailesindendir. Ural Altay dil ailesi.
7. Aile arasında, aile bireyleri ve sınırlı sayıdaki yakınlarla birlikte: Nişanı aile arasında kutlamak. ll Aile bahçesi, aile gazinosu, ailece gidilebilen, alkollü içki satılmayan bahçe, gazino. || Aile boyu, birden çok kişiye yetecek büyüklükteki şişelerde satılan içecek için kullanılır: Aile boyu gazoz. || Aile dostu, ailece iyi görüşülen, sevilip sayılan kimse: Bu eski aile dostumuzun sözünden dışarı çıkmazdık || Aile faciası, aile bireyleri arasında geçen, yaralama ya da öldürmeyle sonuçlanan kötü olay. || Aile ocağı. ailenin yaşayageldiği, barındığı ev, yuva.

—Antropol. Çekirdek aile, baba, ana ve çocukları tarafından oluşturulan topluluk. || Geniş aile, aynı yerde oturan baba ve ana, çocuklar, torunlar, amcalar dayılar, halalar, teyzeler ve yeğenler tarafından oluşturulan topluluk.

—Bilş Bilgisayar ailesi, komut düzeniyle işletme sistemleri açısından benzer nitelikler gösteren ve aynı yapımcıya ait olan bilgisayarların tümü. (Bu nitelikler en küçük modelden en büyüğüne kadar ailenin çeşitli makinelerinde yazılan programların taşınabilırlığını kolaylaştırır.)

—Ceb. Bütün elemanları, verilmiş bir kümenin altkümeleri olan küme.

—Çekird. fiz. Radyoaktif aile, art arda bozunmafarla birbirinden türeyen radyoaktif elementler dizisi. (Ağır radyonükleitlerin doğal olanları üç ailede toplanabilir: 238, 235 u ve 232 Th ile başlayan bu aileler, kütleleri 206, 207 ve 208 olan kararlı kurşun izotoplarıyla son bulur. Aile üyelerinin kütle sayıları genel bir formülle ifade edilir: toryum serisi için 4n, 238U serisi için 4n + 2 ve 235U serisi için An + 3 kullanılır. 4n+ 1 ailesi yapay olarak elde edilmiştir ve serinin en uzun yarıömürlü elementi olan neptünyumun adıyla anılır.) [Eşanl. RADYOAKTİF SERİ ] || Radyoaktif aile bağı. bir radyoaktif ailenin değişik üyeleri arasındaki bağ. (Genellikle ana madde denilen bir radyonükleit, yavru madde demlen bir başka radyonükleit doğurarak bozunuyorsa, bu iki madde arasında aile bağı olduğundan söz edilir. Değişik maddelerin etkinliklerinin evrimim, radyoaktif çözülme yasaları belirler.)

—Dilbil. Alt aile, bir dil ailesinin alt bölümü. || Dil ailesi, ortak kökenleri tanıtlanabilmiş diller kümesi. || Dönüştürüm ailesi, üretici dılbilgisıpde, bitiş sıralarına aynı yapısal çözümlemeyi uygulayan dönüştürümler kümesi (örn. İngilizcedeki olumsuzluk, soru ve tumturaklı dönüştürümleri). || Sözcük ailesi, bir kökten gelen ve birbirlerinden türeyen sözcükler kümesi (örn. ev. evli, evcil, evlenmek vb.).

—Huk. Aile adı -SOYADI || Aile hukuku. aile kurumunu ve aileyi oluşturan kişilerin hak ve görevlerini düzenleyen, medeni hukukun bir dalı. (Aile hukuku, evlenme ve boşanma, karı-koca mallarının yönetimi, hısımlık, velayet, vesayet., konularını inceler.) || Aile malları, ailenin çıkarlarını ve sürekliliğini sağlamak amacıyla ayrılmış mallar. (Türk Medeni kanunu’na göre bu ayırma, aile vakfı, aile şirketi emvali ve aile yurdu şeklinde olur [Med. k. md. 322, 323, 336].) || Aile meclisi, aile vesayeti sisteminde vesayet makamının görevim yerine getiren ve vesayet altındaki kişinin vasiliğe ehil olan kan ya da sihri hısımlarından en az üç kişiden oluşan meclis (Med. k. md. 350). ll Aile nizamı aleyhine cürümler -UMUMİA DAP ve AİLE NİZAMI ALEYHİNE CÜRÜMLER || Aile reisliği -EV REİSLİĞİ. || Aile şirketi emvali. hısımların, terekedeki hisselerinin tümünü ya da bir kısmını bırakarak ya da ortaya başka mallar koyarak oluşturdukları ortaklık (Med. k. md. 323). || Aile vakfı, aile içindeki kişilerin öğrenim ve eğitimiyle buna benzer amaçlar için kurulan vakıf (Med. k. md. 322). || Aile vesayeti, vesayet altındaki kışının çıkarı gereği, vesayetin aile meclisine verilmesi halı, hususi vesayet (Med. k. md. 348). || Aile yurdu, aile içindeki kişilerin geçimim ve ikametini sağlamak amacıyla ve ancak bu amaca yetecek ölçüde, tarım ve sanayi işletmelerine ya da ikamete yarayacak taşınmaz malların ayrılmasıyla (tahsisiyle) kurulan aile malları (Med. k. md. 336).

—İkonogr Kutsal aile. Yusuf. Meryem ve çocuk İsa; onları canlandıran resim ya da heykel

—İkt. Aiİe planlaması, eşlerin, dünyaya getirecekleri çocuk sayısını ve doğum zamanlamasını denetim altında tutması. (Bu denetim, doğumu önleyici yöntemlerin bilinmesini ve bazı tıbbi araçlar kullanımını gerektirir. Bu bilgi ve araçların yaygın olmadığı aşırı nüfuslu az gelişmiş ülkelerde, devletin bu olanakları sağlaması, doğum oranının düşmesinde önemli rol oynayabilir.) [ DOĞUM DENETİMİ ]

—İsi. huk. Aile hukuku. Kuran’da fıkıh ve hadis kitaplarında aile ile ilgili düzenlemeler.

—İstat. Aile bütçesi anketleri, ailelerin tüketim yapısı ve tüketim giderleri hakkında bilgi edinmek amacıyla düzenlenen anketler. (Bu tür anketler, çoğunlukla aile reisinin ücretli olarak çalıştığı aileler arasından örnekleme yöntemiyle seçilerek düzenlenir. Anket sonuçları, tüketim harcamalarında ağırlıklı yeri olan maddelerin saptanarak, ücretliler geçinme indekslerinde [tüketici fiyatları indeksi] kullanılan katsayıların belirlenmesini sağlar.)

—Kamu mal. Aile reisi beyanı, aile reisinin. aile bireylerinin vergiye tabi gelirlerini toplayarak kendi yıllık beyannamesinde bildirmesi

—Meteorol. Siklon ailesi, bozulmuş bir hava akımına bağlı, ardışık 3-5 kutup cephe siklonundan oluşan dizi. (Dönencel siklonlar da birbirini izlemeye elverişlidir.)

—Mit. Aile tanrıları. Romalılar'ın evi koruduğuna inandıkları tanrılar. || Aile tanrısı, cini, perisi, şeytanı. Antikçağ’da, korumak için ailelere ya da göz kulak olmak ve yüreklendirmek için bir kişiye bağlı olduğuna inanılan kutsal varlıklar.

—Nüfbıl. Aile istatistikleri, bir nüfus sayımının sonuçlarını yorumlayan ve başvuru noktası olarak yalnızca bir ana-baba ile onlardan doğma çocukları alan istatistikler bütünü. (Ailelerin çocuk sayısına, gelirlerine konuştuğu dile, aile reisinin mesleğine, oturduğu bölgeye göre sınıflandırılması gibi.)

—Oto. Aile arabası, limuzin ya da station - wagon biçiminde karoserisi olan ve toplam 6 ile 9 yolcu alabilen özel bir otomobil türü

—Rom. tar. Aile babası -PATERFAMİ LİAS. || Kamu ailesi, bir kamu hizmeti yapmakla görevli kölelerin tümü.

—Ruhbil. Aile çizimi, çocuklara uygulanan bir yansıtmalı test çocuktan, bir ailenin ve/ya da kendi ailesinin resmini yapması istenir.

—Seram. Dekorlarındaki hâkim rengi dolayısıyla aralarında yakınlık bulunan Uzak Doğu porselenleri gruplarını belirtmek için XIX. yy. dan başlayarak Batı'da kullanılan deyim.

—Sesbilg. Eklemleme ailesi, aynı açıklıktaki sesbirımlerini kapsayan sesler küme- oanatçı ve ailesi (11bz) sı. Nattıer

—Sig. Aile geliri poliçesi, geçici bir hayat Versaılles şatosu sigortası sözleşmesi. (Bu tür poliçede sigortalanan kişi poliçe vadesi içinde ölürse, ölümle vade sonu arasındaki süre için bir gelir ödenir; sigortalı, vade bitiminde hayattaysa, sigorta sözleşmesi sona erer ve bir ödeme yapılmaz.)

—Topbıl. Aile toplumbilimi, toplumbilimin, aileyi, ya çeşitli toplumlardaki yapısı ve toplumsal işlevleri içinde, ya bireyler arası özgül ilişkiler ortamında, ya da toplumsal sistemin bir öğesi olarak inceleyen bölümü.

—Verg. huk. Aile indirimi, en az geçim indiriminin aile gelirinin vergilendirilmesine uygulanma biçimi, aile yükü ve durumu göz önünde bulundurularak, gelir vergisi miktarında yapılabilecek indirimi belirleyen yöntem. || Aile reisi esası, aile reisinin, aile bireyleri gelirlerinin tümünü bildirmekle yükümlü olduğu vergi bildirim biçimi.

—ANSİKL Fels. Hegel'e göre, yapılması gerekenin soyut içselliğinden sıyrıl annesnel ahlak, tarihsel biçimler olan ailede (alm Familie), ekonomik toplumda ve devlet’te dile gelir. Bu gerçekliklerin birincisi, "Tinin dolayımsız tözselllğıdir" ve böyle olması dolayısıyla, "duyulmuş bir lığiyle, aşkla belirler kendini" (Rechtsphilosophie, 158). Birey, ailede, sıcaklık, dayanışma ve destek bulur, ama asıl özüne göre kendini ortaya koymak için bu çok dar çerçeveden kurtulması ve daha geniş olan mesleksel ve siyasal yaşamda kendini dile getirmesi gerekir.
• Marx ve Engels şöyle yazarlar: Bizimkinden önceki bütün tarihsel aşamalarda var olan üretim güçleriyle koşullanan ve bu güçleri koşullayan değiştirim (mübadele) biçimi (formu), sivil toplumdur [...] ve bu toplumun önkoşulu ve ilk temeli, bileşik ailedir, yani klan denilen şeydir.”
• Engels ise, aileyi oluşturan üyelerin toplumsal-ekonomik rolü üzerinde durur: "Çağdaş karı-koca ailesi, kadının, açık ya da gizli evcil köleliğine dayanır ve çağdaş toplum, molekülleri andıran karı-koca ailelerinden oluşmuş bir kitledir. Günümüzde, erkek, en azından mal mülk sahibi sınıflarda, çoğunlukla ailenin dayanağı olmak ve onu beslemek zorundadır ve bu, ona. hiçbir hukuksal ayrıcalığın desteklemesi gerekmeyen buyurucu bir otorite kazandırır."

—ikonogr. Eski mısır sanatında (prens Rahotep ile karısı Nofret'in mezar heykelleri, Kahire), etrüsk (Cerveteri'nin lahdi, Roma) ve roma sanatında (ekmek yapımcısı Eurysakes ve karısının Roma’da porta Maggiore yakınındaki anıtmezarı) karı-koca betimlemelerine rastlanırsa da, aile betimlemeleri azdır (Mısır'da Amenhotep IV (Kahire) ve Akhenaton aileleri [Berlin] üstüne alçak kabartmalar; Roma’da L. Vibius ailesinin mezar taşı [Vatikan], Ara Paris'le betimlenen imparator ailesi).

Ortaçağ’da, azizlerin yaşamlarıyla İlgili betimlemeler, aile topluluklarını işledi (Aziz Adalbert’in çocukluğu,anne ve babası. Gniezno katedrali, Polonya); ama daha çok. bağışçı kişiler, kimi zaman aileleriyle birlikte canlandırıldı (Jouvenel des Ursins ailesi, XV. yy , Louvre; Memling'ın Moreel ailesi adlı üçkanatlı tablosu, Brugge; Moulins Ustası'nın Meryem üstüne üçkanatlı tablosu). Bu geleneğe XVI. yy.’da da rastlandı (L. Costa’nın Bentivoglio madonnası, Bologna; Tiziano’nun Pesaro ailesinin madonnası, Venedik); ayrıca dindışı portreler (Hol beinın Sanatçının ailesi Baseiyan Heemskerck'ın Aile portresi, Kassel) ve mezar heykelleri dikkati çekti (Kari V’in ailesi, Pompeo Leoni’nin, Escorial).

XVII. yy.’da betimlemeler çeşitlendi ve genellikle gösterişten çok doğallık yeğlenmeye başlandı: Le Nain’lerin Köylü ailesi (Louvre) ya da Köy evi içi (VVashington), A. Van Ostade’nin Aile portresi (Louvre), C. DeVosun Van der Aa ailesi portreleri (mihrap arkalığı, Nantes), Nocret’nin Louis XIV ailesi (Versallles), Mignard’ın Veliahtın ailesi (ay. y ), Rubens’in Sanatçı ve Helene Fourment evlerinin bahçesinde (Münih), Th De Keyser’in Meebeeck Crugwaghen ailesi (Amsterdam), Rembrandt’ın Aile portresi (Brunsvvick), A. Van de Velde’nin Çobanın ailesi (Louvre), Martinez del Mazo’nun Sanatçının ailesi (Viyana), vb.

XVIII. yy,’da, Greuze ün ahlakçı kompozisyonları (Cezalandırılan oğul, Louvre) ya da F Drouais 'nın kılık değiştirmiş kişi portreleri (Souches markisi ve ailesi müzikçi giysileri içinde, Versailles) yanı sıra şunları sayabiliriz: Largilliere (Aile portresi, Louvre), Vigee -Lebrun (Marie - Antoinette ve çocukları, Versailles),Tiepolo (Soderini ailesinin yücelmesi, Treviso), Goya (Carlos IVün ailesi, Prado) ve ingilizler’den Hogart (Fountaıne ailesi,Philadelphia), Reynolds (Marlborough ailesi, Blenheim) ve Gainsoorough (Bailey ailesi, Londra).

XIX. yy.’da, ingres burjuva aileleri için birçok portre ve özellikle de desenler verdi (Forestier ailesi. Alexandre Lethiere ailesi, Stamaty ailesi, Louvre); Millet de köylüleri canlandıran portreler çizdi (Köylü ailesi, Cardiff). izlenimciler ve onların arkadaşları da aile topluluklarıyla ilgilendiler: Bazille'in Aile toplantısı (Louvre), Degas’nın Belletti ailesi (Louvre), Renoir’ın Madame Charpentier ve çocukları (New York), Gauguin’in Schuflenecker ailesi (Louvre). Picasso, cambaz ailelerinin, Matisse kendi ailesinin (Leningrad)resimlerini yaptılar; gerçekçi ressamlar da büyük bir istekle aynı temayı işlediler (Mario Sironi’nin Aile, Roma).

Kutsal aile.


Çevresi ailesiyle sarılı çocuk İsa, Rönesans ressamlarına sık sık esin kaynağı oldu. Bu topluluk, Tanrı Çocuk’un tüm yakınlarını içine aldığında, buna Kutsal akrabalık dendi. Daha dar bir Kutsal aile, kimi zaman Yusuf, Meryem ve İsa’yı, kimi zaman da Hanna, Meryem ve İsa’yı içerdi; küçük aziz Yahya da kimi zaman bu gruplardan birinde yer aldı. En ünlü Kutsal aile tabloları, hiç kuşkusuz, Leonardo da Vinci (Louvre) ve Michelangelo’nunkiler (Floransa) ile Raffaello’nun François l’in Kutsal ailesi'dir (Louvre). İtalyan ustaların çoğu, özellikle XVI. yy.’da bu temayı işlediler (Andrea Del Sarto, Correggio, Parmigianino, Veronese, vb ). Bu, Murillo (Louvre, Madrid, Londra, vd.) ve Poussin’in de (Louvre, Sarasota ve ABD’de Cambridge, vd.) ağırlık verdikleri bir konu oldu; Rubens (Köln) ve Rembrandt da (Kutsal aile ve melekler, Leningrad) aynı konuyu işlediler. Mısır’a kaçış teması da, sanatçıların yapıtlarında sık sık Meryem, İsa ve Yusuf'u canlandırmalarına yol açtı.

—-isi. huk. Kuran’da aile hukuku ile ilgili 100'den fazla ayet vardır. İslam aile hukuku fıkıh kitaplarında nikâh, talak, hulû, rec’a, rada’, nafaka, iddet ve hidane başlıkları altında İncelenirdi. Hadis kitaplarında Hz. Muhammet’in aile hukuku ile ilgili sözleri aynı başlıklar altında birleştirildi. Hz. Muhammet döneminde ve sonraki ilk iki yüzyılda hukukla ilgili tüm sorunlar ilgili ayet ve hadislerin ışığında çözüldü. Bundan sonra İslam hukukçularının görüşleri yazılı duruma getirilerek, mezhepler ve fıkıh kitapları oluşturuldu. OsmanlI devletinin son zamanlarına kadar davalar bu kitaplara göre çözümlendi. Kanun tekniğine uygun olarak hazırlanan ilk İslam aile hukuku 25 ekim 1917 yılında OsmanlI devleti tarafından yürürlüğe konan Hukuku aile kararnamesi'ydı. Bu kararname 19 haziran 1919'da yürürlükten kaldırıldı.

—istat. Kökeni sanayi devrımine uzanan aile bütçesi araştırmaları, Le Play’in monografileriyle başlar. Bu monografilerde işçi ailelerinin yaşamlarına ilişkin türlü veriler bulunmakla birlikte, en önemli yeri bütçe alır. Engel yasaları’na yol açan bu çalışmaları, işçi ailelerinin tüketim giderlerine ilişkin gerçek anketler izler. Devlet müdahalesi, reform yapma zorunluğu gibi nedenler, sözkonusu anketlere resmi nitelik kazandırır. Amaç, ücret tartışmalarına kaynak olacak indeks hazırlamaktır.

Sonraları çok amaçlı nitelik kazanan bu anketler, ailelerin yaşam düzeyi, tüketimin türlü maddelere ya da gereksinim kategorilerine dağılışı, gelir bölüşümü, beslenme ve sağlık konularında araştırma malzemesi sağlayarak, özellikle planlı ekonomilerde, toplumsal ve ekonomik politikaların bıçimlendirilmesinde yardımcı olurlar.

Türkiye'de. 1938 yılında İstanbul’da 70, Ankara’da 40 aileyle yapılan ilk anketler, Konjonktür dairesi’nin sözkonusu İller için hazırlayıp yayımladığı geçinme indekslerine katsayı sağlamıştır.
İstanbul Ticaret odası'nın 1953 yılında İstanbul Üniversitesi istatistik enstitüsü' nün yardımıyla işçi ve memur aileleri arasında düzenlediği ilk geniş kapsamlı anket, Oda’nın “İstanbul ili ücretliler geçinme indeksi"ne giren 107 maddenin ağırlıklarının saptanmasına olanak vermiştir. (1983 yılında İst. Tic. odası, geçerliğini yitirebilecek katsayıları düzeltip yeni bir indeks hazırlamak üzere, yeni bir anket düzenlemiştir.)

Devlet istatistik enstitüsü de, 1954’te, Ankara'daki memur ailelerine yönelik bir anket yaparak, 135 maddelik geçinme indeksinin katsayılarını elde etmiştir. Aynı enstitü, 1964’te Adana'da başlattığı hane halkı anketlerini, İstanbul ve Ankara’yı da içeren başka illerde de sürdürerek 14 il için geçinme indeksleri yayımlamaya başlamıştır. Sözkonusu anketlerden milli gelirin tüketim yönünden kestiriminde de yararlanılmıştır.

—Kamu mal. Aile reisi eşler arasında kocadır. Küçük çocuklar için, baba ölmüş ya da velayeti kaldırılmışsa, aile reisi annedir. Aile reisi, eşinin ve velayeti altında bulunan çocuklarının vergiye tabi ve yıllık bildirime girmesi gereken gelirlerini tek bir beyannamede toplayarak bildirir. Vergi borcu buna göre hesaplanır. Ancak, aile reisinin yıllık beyannamesine girmeyecek gelirler ve girmesi isteğe bağlı gelirler Gelir vergisi kanunu'nda ayrıca belirtilmiştir.

Türkiye’de eşler arasında mal ayrılığı rejimi olmasına rağmen gelir vergisinde aile beyanı benimsenmiştir. Bununla birlikte, eşler kendi gelirlerine düşen vergiden yükümlüdürler. Bu yükümlülük, eşlerin toplam gelir içindeki paylarına göre belirlenir. Aile gelirlerinin toplanıp vergilendirilmesindeki esas amaç, artan oranlı vergi tarifesinin etkinliğini korumaktır. Bu şekilde, aile gelirlerinin danışıklı olarak aile bireylerine bölünerek az vergi ödenmesi engellenir.

—Med. huk. ve Tar. insanlığın tarihsel gelişimi içinde aile deyimi çeşitli anlamlar taşımıştır. Ailenin tarihi incelendiğinde genel bir değişim gözlemlenebilir: çeşitli toplumlarda aile, iktisadi gelişmeye sıkı bir şekilde bağlı olarak gittikçe küçülmektedir. Değişik uygarlıklardaki kaçınılmaz farklılıklar da gözardı edilmeden, genel olarak tümüyle tarıma yönelik toplumlarda görülen geleneksel ailenin ataerkil aile tipi olduğu ve bu ailenin, ortak bir atanın otoritesi altında bulunan evli erkek çocukları, onların eşleri ve çocuklarını bir arada bulundurduğu söylenebilir.

Bu biçimde örgütlenmiş bir aile grubunun üç tür işlevi vardır:
1. iktisadi işlevi: aile bir üretim topluluğudur. Ortak malvarlığını değerlendirir. Bu malvarlığının yönetimi (işletilmesi) yalnızca aile reisinin elindedir.
2. Toplumsal işlevi: aile bireyin eğitim ve güvenliğini sağladığı alışılagelmiş yaşam alanıdır. Bunun karşılığında da birey, grubun öteki üyeleriyle tam bir dayanışma içindedir.
3. Ahlaki işlevi: aile tümüyle kendi geleneklerinin koruyucusu olduğu gibi toplumda egemen olan ahlaka saygı gösterilmesinin de güvencesidir. Bu tip ailenin örneği Eski Roma’daki ataerkil ailede görülür. Bu aile, domus lamileale'de (aile evi) yaşayan ve tümüyle paterfamilias'ın (aile babası) otoritesi altında olan agnatuslar'la onların eşlerinden oluşuyordu. Günümüzde birçok ülkede — genellikle tarımsal alanlarda, kimi zaman da kentsel alanlarda— bu tür ailelere rastlanır.

Medeni kanun'un kabulünden önce, Osmanlı imparatorluğu döneminde aile dinsel temellere dayanıyordu. Evlilik, devlet müdahalesinden uzak özel bir kurumdu. Evlenme akdi özel bir akit sayılıyordu. Kocanın tek taraflı olarak boşanma iradesini açıklamasıyla evlilik sona erebilirdi. Karının boşanma isteminde bulunabilmesi çok sınırlandırılmıştı. Eski aile hukukunda kadın, çocukların velisi olmadığı gibi, evlilik birliğini temsil etmeye yetkisi de yoktu. 1926 yılında Medeni kanun’un kabul edilmesiyle aile kurumu değişikliğe uğradı. Medeni kanun, dinsel temellere dayanan eski sistemi tümüyle ortadan kaldıran yeni bir düzen getirdi.

Ancak uzun süre yürürlükte kalmış olan eski sistem, uygulamada bir süre daha varlığını korudu. Toplumun tüm kesimlerinin birdenbire yeni sisteme ayak uydurması kolay olmadı. Dini nikâhla evlenenlerden olan çocukların neseplerini düzeltmek için zaman zaman af yasaları çıkarıldı. Günümüzde, Medeni kanun'un getirdiği sistemin büyük bir oranda kabul gördüğü, eski alışkanlıkların giderek bırakıldığı söylenebilir. 1926 yılında kabul edilen Medeni kanun'un aile kurumuna getirdiği yenilikler şöyle özetlenebilir:

Medeni kanun'un getirdiği sistemde tek evlilik ilkesi benimsendi, medeni nikâh zorunlu hale getirildi, dini nikâh geçersiz sayıldı. Böylece evlenme laik bir nitelik kazandı. Evlenmede devletin müdahalesi kabul edildi, evlenme sözleşmesi ancak evıenme memurunun önünde imzalanabilecekti. Boşanmada erkeğe tanınan serbestlik kaldırıldı. Yeni sisteme göre, boşanma ancak yasada belirtilen sebeplerin varlığı halinde ve mahkeme kararıyla gerçekleşebilir. Medeni kanun'un dışında anayasalarda da aileye ilişkin hükümlere yer verildi. 1982 Anayasası’nın 41. maddesine göre aile türk toplumunun temelidir: “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır..."

—Seram. En tanınmış porselen aileleri, yeşiller ailesiyle pembeler ailesidir. Ming hanedanı sonlarının hâkim rengi kırmızı ve yeşil olan porselenlerinden kaynaklanan yeşiller ailesi, doruk noktasına Kangşi'nin saltanatı döneminde (1662-1722) ulaştı. Bu dönemde, kırmızıyla karışık yeşilin değişik nüanslarıyla çok çeşitli dekorlar meydana getirildi. Pembeler ailesinin özelliği, lal rengine çalan bir pembelikte olmasıdır (altın klorürden ötürü). Çin’de, Kangşi’nin saltanatı döneminde, kuş ve çiçek açmış dal dekorları taşıyan porselenler halinde ortaya çıkan pembeler ailesi, Yongcing (1725-1735) ve Çienlong’ un (1736-1796) saltanat dönemlerinde karmaşıklaşan dekorlarla yedi bordürlü tabaklar daha da gelişerek günümüze kadar varlığını sürdürdü. Ayrıca, siyahlar ailesiyle sarılar ailesini de sayabiliriz (siyah veya sarı fonlu bisküviler).

—Topbil. Aile toplumbilimi. Aile, L. H. Morgan, F. Engels ve J. J. Bachofen’in çalışmalarıyla, ilk kez XIX. yy.’da deneysel (empirik) incelemelerin konusu oldu.

Etnolojinin ve tarihin verilerine dayanılarak, yapı ve işlevleri, içinde bulunduğu toplumun gelişme derecesiyle belirlenen toplumsal bir kurum olarak tanımlandı. Bu çalışmalar, evrimci bir yorumun izlerini taşıdıkları halde, çeşitli toplumlardaki aile yapıları ve aynı toplum içindeki çeşitli aile tipleri üzerine betimsel ve karşılaştırmalı bir araştırma temeli sağlamıştır.
Birinci Dünya savaşı’ndan sonra ABD’ de başka bir araştırma yolu açıldı.

“Etkileşimci” Şikago okulu (E. W. Burgess ve öğrencileri), aileye, aile içi ilişkiler bakımından yaklaşmak istedi ve aile içindeki davranışları incelemek üzere yeni araştırma yöntemleri (örn. deneysel oyunlar aracılığıyla doğrudan gözlemleme) geliştirdi. Amaç, eşlerin yaşamındaki ve çocuklarla büyükler arasındaki ilişkide otoritenin uygulanışını, ödevlerin bölünüşünü, aile bireyleri arasındaki iletişim biçimlerini, anlaşma ve çatışma noktalarını, vb. incelemekti. Bundan başka, ailenin çeşitli evrelerinde (çiftlerin oluşumu, çocukların doğuşu, çiftlerin ölüm ya da boşanma nedeniyle dağılışı, vb.) rollerin ve gereksinmelerin değişmeleri, aynı ailenin üç kuşağı üzerinde yapılan incelemelerle saptanmaya da çalışıldı.

Aile içi dinamik üzerinde yapılan araştırmalar, ailenin kendi toplumsal çevresiyle sürdürdüğü ilişkilere, öteki kurumlarla olan ilişkilerinden daha az önem verdi. Bu açıdan, üçüncü bir yaklaşım, aileyi daha geniş bir toplumsal bütünlüğün bir bileştireni olarak ele aldı ve birey, yerini ve davranışlarını düzenleyen roller ve statülerle, bu bütünlüğe bağlandı. Amaç, bu daha geniş sistemin parçası olarak ailenin işlevlerini olduğu kadar, sistemin aile yapısının özellikleri üzerinde etkilerini de incelemekti. Bu yaklaşım, özellikle işlevcilerin (T. Parsons) ve yapısalcılıktan esinlenenlerin çalışmalarının ayırt edici bir özelliğidir.

—Verg. huk. En az geçim indirimi uygulamasında aile durumu dikkate alınır. Yükümlünün bekâr ya da evli, çocuklu ya da çocuksuz olması, çocuk sayısı, yükümlünün bakmak zorunda olduğu öbür kimselerin sayısı aile indirimi miktarını etkiler.

Aile indiriminde gelirden indirim usulü ve vergiden indirim usulü olmak üzere iki yol izlenebilir.
Türkiye’de 1980 yılına kadar gelir vergisinde en az geçim indirimi adıyla, ve 1980-1986 arasında da genel indirim başlığı altında yükümlünün kendisi, eşi ve çocukları için aile indirimi uygulanmaktaydı. Ancak, genel indirim 1986’da kaldırıldı. Günümüzde yükümlünün kendisini, eş ve çocuklarını dikkate alan bir aile indirimi uygulanmamaktadır.
Kaynak: Büyük Larousse

Son düzenleyen Safi; 2 Hafta Önce 00:08
The Unique - avatarı
The Unique
Kayıtlı Üye
7 Ekim 2008       Mesaj #2
The Unique - avatarı
Kayıtlı Üye
Aile Nedir
1 . Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik:
Sponsorlu Bağlantılar
2 . toplum bilimi Karı, koca ve çocuklardan oluşan topluluk:
3 . Aynı soydan gelen veya aralarında akrabalık ilişkileri bulunan kimselerin tümü:
4 . Birlikte oturan hısım ve yakınların tümü.
5 . halk ağzında Eş, karı.
6 . Aynı gaye üzerinde anlaşan ve birlikte çalışan kimselerin bütünü.
7 . Temel niteliği bir olan dil, hayvan veya Bitki topluluğu

Anne, baba ve onların çocuklarından oluşan en küçük toplumsal kurum. Toplumlar Ailelerin bir araya gelmesiyle oluşur. İnsanlar tarih öncesi çağlardan beri Aileler hâlinde yaşar. zaman içinde Aile değişmemiş, ancak Ailenin üyelerinde ve üyelerin görevlerinde bazı değişmeler olmuştur. Endüstri devriminden önce yaygın olan kalabalık aile türüne geniş aile adı verilir. Endüstri devrimi sonrasında ortaya çıkan ve yalnızca anne, baba ve çocuklardan oluşan aile türüne de çekirdek aile denir.
Aile, bir kadın ve bir erkeğin evlenmesiyle kurulur. Ülkemizde evlilik Medenî Kanun ile düzenlenmiştir. Evlilik nikâhla gerçekleşir. Nikâh, tanıkların önünde yapılan resmî evlilik sözleşmesidir. Yasalarımıza göre Türkiye’de erkekler ve kadınlar, aynı anda yalnızca bir kişiyle evli olabilirler.
Aile, toplumun en küçük birimi olarak kabul edilir. Aile denince genellikle aynı evde oturan anne ve baba ile, varsa onların evlenmemiş çocukları anlaşılır. Bu tip Aileye "çekirdek aile" denir.
Çekirdek Ailedeki çocukların evlenmesiyle de yeni bir çekirdek aile ortaya çıkar. Ama aile sözcüğünün bundan daha geniş anlamı da vardır. Daha çok sayıda akrabadan oluşan birimi, hatta bir soyu ya da sülaleyi tanımlamak için de aile sözcüğü kullanılır.
"Aile" sözcüğü günlük dilde çok değişik grupları tanımlamak için de kullanılır. Örneğin "Hasan iyi bir aileydi" dendiğinde, Hasan'ın sorumlu bir baba ve koca olduğu anlaşılır. Oysa birisi "Benim Ailem Adana'dan gelmiş" dediği zaman, annesiyle babasının, hatta belki de dedelerinin Adana'da yaşamış olduğunu belirtir. Bir başkası "Bu bir aile toplantısıdır" dediğinde, o toplantıda yalnızca akrabaların bulunacağı anlaşılır. Bunlar amcalar, dayılar, teyzeler, halalar, yeğenler ve evlilik bağıyla aileye katılmış kişilerdir. Bütün bunlar bize, "aile" kavramının her zaman evliliğe ya da ortak atalara dayalı ilişkileri kapsadığını göstermektedir.

Ailenin Önemi


Aile , bireyin ve toplumun fonksiyonlarında en temel öğedir. Aile ,bireyin yaşamında çok önemli bir yer tutan beslenme , bakım , sevgi ihtiyacı , duygusal gelişim , psikolojik gelişim , eğitim ,kültürel değerleri kazanma , Sağlıklı zeka gelişimini sürdürme gibi temel ihtiyaçlarını karşıladığı birincil yer ve çevredir.

Aile üyeleri arasındaki ilişkiler ve aile ortamı , psikososyal yönden gelişen bireyin en çok etkileşime uğradığı yerdir. Bu ilişkiler , bireyin kendine güvenmesini , kendine ve diğer bireylere sevgi duymasını , kimlik kazanmasını , kişilik gelişimini , sosyal beceriler geliştirmesini ve topluma Adaptasyon sürecini olanaklı hale getirir.
Aile birliğinde , Aileyi oluşturan bireyler birbirinden etkilenir . Bu durumu aynı vücutta bulunan organlara benzetebiliriz. Her yönden etkileşim içerisinde , bir bütün olarak, aileyi yaşayan bir organizma saymak yanlış olmaz. Organların birindeki arıza , diğer organların ritmini , işleyişini ve fonksiyonelliğini etkiler.
Ailenin kendi içerisinde etkileşen bir sistem oluşu , bu yapı içerisinde , bu yapıyı oluşturan üyelerin bazı kurallara uyması zorunluluğunu getirir. Bu yapı içerisindeki her birey kurallara uymak , karşılıklı olarak rolleri üstlenmek ve mevcut yetkileri paylaşmak durumundadır.
Aileyi bir organizma olarak ele almıştık. Bu organizmada bir denge hali söz konusudur. Aile bireylerinin etkileşim ve iletişimindeki problemler, rollerdeki karmaşa , yetkilerin yersiz ve yanlış kullanılması ,bu yapı içerisindeki kuralları çiğnemek , yerleşmiş olan mevcut dengeyi bozar.
Kuralların çok aşırı katı ve çok aşırı esnek olmaması aileyi daha güçlü hale getirir. Kuralları çiğneyen bireye karşı ,diğer aile bireyleri ortak cephe alırlar. Kuralları çiğneyen aile bireyine , genelde diğer aile üyelerinin gösterdiği tepki , yanlışı yapan kişiyi yaptığı yanlıştan vazgeçirmeye çalışmak , görmezlikten gelmek , konuşmamak , pasif direniş göstermek , azarlamak , cezalandırmaya çalışmak , Alay etmek gibi değişik reaksiyonlar şeklinde olabilir.
Aile fonksiyonlarını ele alırken , evde yaşayan diğer üyeler , akraba ve arkadaş çevresi de bazı sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir . Aynı zamanda bu etkileşim sürecinde adı geçen bireyler, mevcut sorunların daha da ağır hale gelmesine, hatta bazen çozümsüz hale yaklaşmasına sebep olabilir. Bu durum geleneksel Türk aile yapısında sık bir şekilde görülebilir. Bu durumun telafisi veya hiç olmaması için ailenin tam fonksiyonel halde olması , kurallara uyulması , rollerde karmaşanın olmaması , iletişim ve etkileşimin yeterli olması gereklidir.
Aile üyeleri içinde yetki paylaşımı vardır. Yetkiyi şu şekilde tanımlayabiliriz : Aile içindeki bir bireyin , diğer bir bireyin davranışını değiştirme gücüne sahip olmasıdır . Genelde aile içindeki ihtiyaçları ( ailenin maddi ihtiyaçları , sağlık gereksinimleri , sosyal faaliyetler , sevgi gereksinimi , vb) karşılayan üyenin yetki gücü daha fazladır. Bu yetki gücü durumu , kültürel ve toplumsal değerlerinde etkisi altındadır.
Aile fonksiyonelliğinde , sağlıklı aile için bir diğer önemli husus , aileyi oluşturan bireylerin aile adına verilen kararlara katılmasıdır. Bu durumda herkesin makul derecede , ihtiyaç ve isteklerine saygı gösterilmesi çok büyük önem taşır.Bu durum karşılıklı güven ortamının devamını sağlar.
Bir diğer önemli hususta şudur , aile içindeki bireylerin duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde ifade etmeleri ile ailenin sağlıklı fonksiyonları arasında çok büyük bir bağ olmasıdır. Sınırları kapalı , aileyi oluşturan bireylerin , duygu ve düşüncelerini rahat ifade etmemeleri ile herkesin kendi dünyasında yaşadığı bir aile yapısında ise bireylerde değişik sıkıntılar zamanla oluşmaya başlar . Bu sıkıntılar arasında , Depresyon , endişe ve huzursuzluklar , düşmanlık duyguları , suçluluk hisleri gibi duygulara çok sık rastlanır . Sınırları açık ve herkesin rahatça kendini ifade edebildiği ailelerde ise bunun tam tersi olarak , iyi niyet , karşılıklı anlayış ve işbirliği , ortak düşünceler, birbiri için fedakarlık , birbirine karşı samimiyet ve sevgi , geleceğe güven ile bakma gibi durumlara rastlanır.
Ailede iletişim ve bununla beraber etkileşim en önemli konudur. İletişimin olmadığı herhangi biz zaman yoktur. İki insan yan yana olduğunda , hiç konuşmamanın bile, bir anlamı vardır. Yanlış iletişim ve etkileşim durumu veya yetersiz iletişim durumu ailelerdeki sorunlara yol açan nedenlerin başında gelir. Aile bireyleri birbirleri ile sözlü yada jest ve mimikler ile anlaşırlar veya bu durumdaki aksama aileyi çok olumsuz etkiler.

Ailedeki normal iletişim ve etkileşimi engelleyen faktörler:


  • Aileyi ve bireyleri ilgilendiren konular üzerinde , yüzeysel konuşma ,
  • Aşırı soru sorma, yersiz şüphe ve tereddütler ,
  • Yapay ilgi gösterme ,
  • Konuşma ve izah etme olmadan , karşı tarafın hareketlerini , düşüncelerini yorumlamaya ve tahmin etmeye çalışma ,
  • Geçmişteki üzücü ve tatsız olayların sık sık gündeme getirilmesi ,
  • Sorulan soruları cevapsız bırakma ,
  • Bireylere söz ile baskı kurmaya çalışma ,
  • Abartılı bir şekilde onaylama veya reddetme ,
  • Sık sık öneride bulunma veya kişisel düşünceleri kabule zorlama ,
  • Suçlama , eleştirme , olumsuz değerlendirmeler yapma ,
  • Emir verme , tehdit etme ,
  • Samimiyetten uzak kalma , yalan söyleme ,
  • Alay etme , küçük düşürmeye çalışma , fikirlere değer vermeme ,
  • Olayların olumsuz yönlerini çıkarmaya çalışma ,
  • Küçük hataları çok Abartma ,
  • Fedakarlığı devamlı karşı taraftan bekleme ,
  • Ortak faaliyetlere gereken önemi vermeme ,
  • Karşıdakini ifade etme imkanı tanımama ,
Bu şekilde iletişim ve etkileşim içinde bulunan aile yapısında bireyler arası iletişimde , karşıdaki kişiyi rahatsız etme , yüz kızartma , sert şekilde bakma , yüz buruşturma ,konuşmama , yalan söyleme gibi durumların gözükmesi olağandır.
Unutulmamalı ki yaşayan her fert ; kendine özgü anlayışı , kişiliği , değer yapısı , entellektüel düzeyi , duygu ve düşünceleri , kimlik yapısı, yetişme tarzı , sosyokültürel statüsü ile yaşayan , hisseden , etkilenen biyopsikososyal bir bütündür . Bu durumda konuşulan her sözün , verilen her mesajın , her jest ve mimiğin iyi veya kötü manada karşıdaki kişide bir etki yaptığı kesindir.
Aile üyeleri birbirinden aldıkları mesajlar ile kendilerini değerli veya değersiz , kendilerini güvende veya güvensiz hisseder. Bu durum onların psikososyal ve sosyokültürel konumlarını , işlevselliklerini ve ruhsal durumlarını etkiler. Sonuç olarak sağlıklı birey , sağlıklı ve bütünlüğü ile fonksiyonel aileyi oluşturacak , sağlıklı aile sağlıklı toplumu oluşturacaktır.

Aile Çeşitleri


İdeal Aile : İster yalnız baba çalışsın , ister anne baba birlikte çalışsın ,ister se göç etmiş olsun , evde rol dağılımı ve yetkilerin ortak olduğu , kurallara sonuna kadar bağlı , ortak kararlarda ortak söz sahibi olan , birbirinin hak ve hukukuna saygılı , çocukları ve evdeki diğer bireyler ile her yönden yakından ilgili , kişilerin aile ortamında kendini huzurlu hissettiği , karşılıklı anlayış ve hoşgörü içerisinde yerleşmiş yapısı ile tamamen fonksiyonel olan aile yapısıdır.


Sorunlu Olabilecek Aile Tipleri:
  1. Babanın çalıştığı , daha çok ev hakkında annenin söz ve kurallarının geçerli olduğu , Çocuklarının bakımının tamamen anne üzerinde olduğu , babanın çoğu zaman çocukları ile mesafeli olduğu aile ,
  2. Anne babanın deneyimsiz olması , genç yaşta evlenmeleri , istemeyerek çocuk sahibi olmaları , çocuk konusunda anlaşamamaları ve çeşitli nedenler ile sürekli anlaşmazlık göstermeleri ile kendini gösteren aile tipidir .
  3. Anne ve baba daha çok kendi işleri ile yüklü , çocuk küçükse büyük anne baba veya dadıya bakımının bırakıldığı , büyükse kendi haline bırakılan aile tipidir. Bu durumda çocuktan sürekli düzen ve disiplin istendiği aile tipidir .
  4. Aile daha çok atadan gelen geleneklere bağlıdır . Çocuğa davranışın önemi konusunda çok fazla bilgili olmayan aile yapısıdır .
  5. Kırsal bölgelerden kente göç eden , sosyal , ekonomik ve uyum açısından bazı problemler ile karşılaşan aile yapısıdır.

Anne ve Babanın Aile Ortamındaki Yeri


Anne babanın ve aile ortamının çocuğun ilk doğduğu andan itibaren devam eden süreç içerisinde çocuğa etkisi büyük olmaktadır. Anne babanın kişilik yapıları , eğitim durumları , meslekleri , zeka düzeyleri , bedensel ve ruhsal hastalıkları , psikososyal durumları , sosyokültürel statüleri , yetişme tarzları ve kendi anne babalarından gördükleri muamele ,çocuğa yaklaşım tarzları , çocuk için ayırdıkları vakit vb. durumlar, çocuğu birinci planda etkiler..

Çocuğun bu türlü anne baba etkileşiminin yanı sıra, ailenin sosyoekonomik durumu, ailenin teknolojiden yararlarımı , ev ortamının yeterliliği ,ev ortamındaki huzur ve anlaşma durumu , yaşanılan şehir , evin bulunduğu sosyokültürel çevre, sosyal imkanlar, devletin sunduğu imkanlar , okul ve öğretmen durumu , akrabaların durumu ve konumu , sağlık hizmetlerinden yararlanma , iletişim ve medya araçlarının durumu ve buna benzer sayılmayacak kadar etken ile çocuk etkileşim içerisindedir . Bütün bu etkileşimler ile çocuğun psikososyal , sosyokültürel gelişim ve şekillenmesi sağlanır.
Olumsuz mesajların ve iletişimin ailenin her bireyine , özellikle çocuklara etkisi çok fazladır. Unutulmamalı ki yaşayan ve gelişen bir psikososyal varlık olan çocuk ; konuşulan her sözden , her jest ve mimikten , her tavır ve durumdan , iyi veya kötü olarak etkilenecek ve bu etkilenme ile çocuğun kimlik , kişilik ve psikososyal yapısı şekillenecektir.
İdeal davranış ve ideal aile ortamı çocuğun sağlıklı bedensel ve ruhsal gelişmesini sağlayacaktır. Aksi takdirde aile fonksiyonelliğindeki arızalar çocuklarda ve aile bireylerinde psikiyatrik rahatsızlıklar şeklinde kendini gösterecektir. Çocukların genel durumu Aileden , çevre ve toplumdan kesinlikle etkilenecektir. Sağlıklı bireyler yetişmesi için fonksiyonel ailelere ihtiyaç vardır. Açının kollarını bu duruma örnek verebiliriz. Açının oluşma yerindeki açıklık ile sonundaki açıklık arasında büyük fark vardır. Yani çocukluktaki her yanlış veya doğru etki ileride kendini bir davranış , bir söz , bir tepki ile bir bütün içerisinde kendini gösterecektir. Hayatın temel kurallarından bir tanesi de etki tepki prensibidir. İyi veya kötü her etki o çeşitten bir tepki veya belirti olarak ortaya çıkacaktır.

İsterseniz bazı etki tepki örnekleri verelim:


Etki-1-: Çocuğu sevmek , değer vermek , kabul edip onaylamak , Ailede güven ortamı oluşturmak, sevdiğini ve kabullendiği söz ve davranış olarak aktarmak , yeri geldiğinde sabırlı ve ilgili olmak

Tepki-1-: Normal gelişim , kendine güven , insana ve topluma sevgi , başarılı bir sosyal adaptasyon
Etki-2-: Çocuğu kabullenmemek , açıkça istememek ,bu durumu yeri geldiğinde söz ve davranışlar ile belli etmek , bazı gereksinimleri ( sevgi , bakım , gelişime ait , vb.) ihmal etmek
Tepki-2-: Kendine , aileye ve topluma güvensizlik , sınırlı duygusal yapı , yalnızlığa ve suça eğilimli olma , aynı patolojik davranışı toplum içerisinde sergileme
Etki-3-: Çok aşırı titiz olma , aşırı kıyaslama , sık sık eleştirilerde bulunma , hep daha iyisini isteme , başarılardan tatmin olmama ve onaylamama , uyumsuzluk içinde olma ,kendini ifade etmesine izin vermeme
Tepki-3-: Çekingen , kararsız, başkaları tarafından yargılanma korkusu içinde bulunma , kendine güvensiz olma, kabiliyetleri ve becerileri olmasına karşın onları ortaya koyamama
Etki-4-: Çok aşırı müdahaleci , çok aşırı koruyucu kollayıcı olma , çocuğun kendini ortaya koymasına izin vermeme , çocuğun yerine bazı görevleri üstlenme ,ona olduğu yaştan daha küçükmüş gibi muamelede bulunma , sınırları aşırı gevşetme, aşırı şımartma , kuralsızlık
Tepki-4-: Kabiliyet ve becerileri gelişmemiş , sosyal gelişimi yetersiz , devamlı talepkar , başkalarına bağımlı , beklenen olgunluğa ulaşamamış , çok çabuk karşı gelme , sosyal çevresine adaptasyonda zorlanan , engellenmeye tahammülsüz olma

Toplum ve Aile Etkileşimi


Aile toplumun en küçük yapı taşını oluşturur. Ailedeki sıkıntılar topluma , toplumdaki sıkıntılar aileye yansır . Sağlıklı toplumu , sağlıklı aileler oluşturur. Ailenin sosyokültürel durumu , toplumun sosyokültürel durumunu belirler. Toplum ve aile sürekli iyi veya kötü etklileşim içerisindedir.

Aile toplum etkileşimi sağlıklı olmaz ise ailede ve toplumda bazı sıkıntılar oluşabilir. Aile, içinde bulunduğu toplumun durumuna göre şekillenir. Toplumun ve ailenin yapısına etki eden bir diğer noktada devletin topluma ve aileye sunduğu sosyokültürel imkanlardır. Bu imkanların bol olduğu toplumlarda bazı sıkıntıların oluşmasının önüne geçilmiş olur. Devletin sunduğu imkanların yetersizliği veya toplumdaki sosyoekonomik ve sosyokültürel sıkıntılar toplum ile beraber aileyi de etkileyecektir.
Toplumu ve aileyi , özellikle de çocukları etkileyen bir diğer etkende medyadır. Medyanın iyi ve kötü yönde bir çok etkisi bulunmaktadır. Medyanın zararlı etkilerinden ailenin ve aileyi oluşturan bireylerin korunması gerekir.Bunun içinde aileyi oluşturan bireylerin bilinçli olması gerekmektedir. Unutmayınız ki bazı zararları oluşmadan önlemek mümkündür.
Toplum içerisinde infonksiyonel ailelere müdahalede bulunacak , onların her türlü sorunları ile ilgilenecek , yeri geldiğinde sosyoekonomik destek sağlayacak , organize ve yetkileri devlet tarafından desteklenmiş , tecrübeli ekiplerin bir arada olduğu , kamu birimlerine ihtiyaç vardır.
Toplum aile etkileşimi hemen her konuda mümkün olmaktadır. İdeal toplumun kurulması , sağlıklı bireylerin oluşturduğu aileler ile mümkün olduğuna göre , ideal toplum için, ideal aile yapısı , ideal aile fonksiyonelliği , aile psikiyatrisi her geçen Gün daha da önem kazanmaktadır. Bu konuda geniş çaplı çalışma, profesyonel ve tecrübeli ekiplere, bilimsel verilere ihtiyaç vardır.
  • Aile adı Soyadı.
  • Aile Bahçesi Ailelerin rahatlıkla gidebileceği, Alkollü içki içilmeyen bahçe.
  • Aile Bütçesi Kısa bir süre içinde bir işçinin veya işçi Ailesinin hayat seviyesinde meydana gelen değişmeleri belirlemek amacıyla yapılan istatistik çalışması.
  • Aile doktoru Bir ailenin bireylerinin sağlık işleriyle özel olarak ilgilenen doktor, aile hekimi.
  • Aile Dostu Ailece tanışılan ve evlerine gidilip gelinen ahbap
  • Aile Fotoğrafı Belli bir konuda iş birliği yapan güçlü kişilerin ortaya koyduğu görüntü.
  • Aile Gazinosu Sadece evlilerin girebildiği ve birlikte eğlendikleri yer.
  • Aile Hayatı Aile düzeni içerisinde sürdürülen hayat, aile olarak yaşama:
  • Aile Hekimi Aile doktoru.
  • Aile Hukuku Aileyi oluşturan kişilerin karşılıklı hak ve görevlerini düzenleyen hukuk dalı.
  • Aile ismi Aile adı.
  • Aile matinesi Tiyatro, sinema vb. eğlence yerlerinin sadece kadın ve çocuklar için düzenledikleri gösteri.
  • Aile Meclisi Aile bireylerinin ortak görüşlerini belirleyen ve yerine getiren heyet:
  • Aile Ocağı Ailenin kurduğu, yerleştiği, geliştirdiği ev:
  • Aile Planlaması Ailenin gereksinimlerine uygun olarak çocuk edinmeyi düzenleme.
  • Aile Reisi Kanunlara göre aile yükümlülüğünü taşıyan kimse.
  • Aile Saadeti Genellikle karı, koca bazen de büyükler ve çocuklar arasındaki uyum, anlaşma, sevgi ve hoşgörü.
  • Büyük Aile Büyük baba, büyük anne ile bunların evli oğullarından, gelinlerinden ve çocuklarından oluşan aile.
  • Çekirdek aile Anne, baba ve henüz evlenmemiş çocuklardan oluşan aile.
  • Koruyucu aile Kimsesiz veya bakıma muhtaç bir çocuğun belli bir süre içinde ilgili yasaya göre her türlü bakımını ve sorumluluğunu üstlenen gönüllü aile.
  • Köklü aile Eskiden beri bilinen ve iyi tanınan aile.

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 2 Hafta Önce 23:41
Bir bildiğim varsa hiç bir şey bilmediğimdir. (:
DereeN - avatarı
DereeN
Ziyaretçi
16 Ekim 2008       Mesaj #3
DereeN - avatarı
Ziyaretçi

AİLE KURUMU


Evlilik, kan yada evlat edinme bağlarıyla birbirine bağlı, tek bir hane halkı oluşturan, karı-koca, ana-baba, kız ve oğul, kız ve erkek kardeş olarak herbiri kendi toplumsal konumu içinde birbirlerinin karşılıklı etkileyen, ortak bir kültür yaratan, paylaşan ve sürdüren bireyler grubu. Ayrıca aile topluluğu, tek bir hane halkını oluşturduğu için çoğu kez hane halkı terimiyle kullanılır. Başka bir açıklama yapmak gerekirse; Türk Hukuku’na göre aile kan veya mukabele ile birbirine bağlanmış, aralarındaki hukuki münasebet medeni hukuk ile düzenlenmiş topluluktur. Aile, çok büyük önemi olan tabii bir toplumdur. Çünkü, çocukların korunması ve yetiştirilmesi, anne ve babaya ancak sürekli bir beraberlik sayesinde yürütebilecekleri bir takım görevler yükler. Bu yüzden ailede eğitimin yeri çok önemlidir.

AİLEDE EĞİTİM


1. Anne ve Babanın Davranışları:


İnsan ilişkileri içinde en uzun ömürlü ve önemli etkileri olanı, hiç kuşkusuz anne-baba ile çocukları arasında olan ilişkilerdir. Bir de çocuğun yetişmesinden başarı ya da başarısızlıklarından yalnızca veya yüzde yüz anne-babayı sorumlu tutmak doğru değildir. Çünkü çocuk yalnızca anne ve babasının aile eğitiminin etkisi altında kalmış olsaydı, bir ailedeki tüm çocukların birçok özellikleri yönünden birbirlerinin aynı olmaları gerekirdi. Her çocuk ailenin parçasıdır. Fakat çocuğun yetişmesi ve gelişmesinde okulun ve en geniş anlamda toplumunda sorumlulukları da katkılardan biridir. Bence, anne-babaları tarafından gerçekten sevilip sayıldıklarına inana çocuklar davranışlarında daha bağımsız ve kendilerine daha çok güvenen insanlar durumuna gelmektedirler. Çocuğun kişiliği önce ve esaslı olarak anne-babası arasında biçimlenmeye ve renk almaya başlar. Ancak bir çocuğun aile çevresinde kazandığı kötü alışkanlıkları değiştirmek, kolay bir iş değildir. Atalarımız, öncelikle ilk yıllardaki etkilerin önemini belirtmek için “Ağaç yaşken eğilir” demişlerdir. Yapılan incelemelerde gösterdiği gibi hayatında anne-babasının her yaşta kişiliği üzerinde etkisi olmaktadır. Eğer bu etkiyi derecelendirmek, ağırlık ve önem bakımından bazı dönemlere ayırmak gerekirse özellikle doğumdan 5 yada 6. Yaşın sonuna kadar insan hayatındaki önemi çok büyüktür.

Bunun nedenleri;
a.
Bir çocuğun anne-babası ile bir arada olma süresi ve bu dönemde, hayatının diğer dönemleri ile kıyaslanamayacak kadar uzundur.
b.
Kimi anne-babalar, özellikle bu yaşlardaki çocuklar için “daha yaşı küçüktür, nasılsa bir şeyler anlamaz” diye düşünebilirler.
Bu türlü fikirler anne-babaların çocuklarına karşı davranışlarında, birbirlerine olan ilişkilerinde daha az hassas, daha az dikkatli olmalarına neden olmakta ve ruh sağlığının bozulmuş, uyumsuz bir duruma gelmiş insanların çoğunun hayat hikayelerinin dinlenince bu gibilerinin ruh sağlıklarının bozulmasını sağlayan nedenlerin köklerinin bu yaşlara kadar gelip dayandığı görülmektedir.

Bu genel niteliklerden bahsettikten sonra hangi davranışların çocukların üzerinde etkili olduğundan bahsedebiliriz:
hayatına son verenlerinAnne-Babaların Sorumlulukları: Her anne-babayı bekleyen sorumluluklar vardır. Çocuğun yaşı ilerledikçe anne-babasının taşıyacağı sorumluluklar azalır. Bir kısmı uzar. Kimilerine göre anne-babaların en önemli sorumlulukları: çocuğun yemek, içmek, giyim, kuşam vb. gibi temel ihtiyaçlarını gidermektir. Oysa anne-babaların sorumlulukları bunları aşan çok daha geniş, daha başka konuları kapsamaktadır. Çocukların bazı temel ihtiyaçları vardır ki, bunların sağlıklı ve dengeli olarak giderilmesindeki sorumlulukların önemli bir kısmı anne-babaları ilgilendirir. Özellikle büyüme ve gelişmenin çok hızlı olduğu okul öncesi çağında ve daha sonraları çocuğun yemesiyle, giyimi, kuşamıyla, uykusu, dinlenmesi ve oyunuyla ilgilenmesi gereken anne-baba, çok küçük yaşlardan başlayarak örneğin cinsel eğitimiyle de ilgilenmek zorundadır. Öte yandan çocukların ruhsal ve toplumsal nitelikleri temel ihtiyaçlarının (güven, başarı elde etme, sevgi, beğenilme, birlikte yaşama) giderilmesinde de anne-babalara düşen önemli görevler vardır. Suçluların, alkoliklerin,, ruh hastalarının, kötü yola sapmış kişilerin hayat öykülerini gözden geçirdiğimizde, bu insanların bu duruma gelmelerinde anne-babalarının payının büyük olduğu görülmektedir.

Çocuk yetiştirmede anneye ve babaya düşen görev ve sorumluluklar ayrıdır. Günün yorucu iş hayatından eve yorgun argın dönen ve bu yüzden de kendini haklı bulan babaların yaşayışları hemen hemen aynıdır. Yemekten sonra günlük gazete ve dergileri gözden geçirmek sonra da yatıp uyumak anneler ve çocuklar tarafından babalarının kendileriyle yeteri kadar ilgilendirmedikleri düşüncesine kapılmasına sebep olur. Babalarından bazı davranışlar beklerler. Örneğin; ev işlerinde hanımlarına yardım etmeleri, çocuklara bakmaları gibi. Bir erkeğin baba olarak aile bireylerine karşı yerine getirmekle zorunlu olduğu bazı davranışlar vardır ki, durum ne olursa olsun ne kadar yorgun ve meşgul olursa olsun unutulmaması gereken davranışlardır bunlar.

Bu davranışlar nelerdir?
a.
Aile bireylerinin ihtiyaç duyduğu ilgi ve sevgiyi vermede, bir baba olarak bazı görev ve sorumlulukları olduğunu unutmak.
b.
Çocukların babaları tarafından okşanmak, sevilmek istediklerini unutmamak.
c.
Çocuklar okulda yada sokakta yaptıklarını, başarılarını babalarına anlatmak isterler; onları anlayışla karşılamak.

Bunları gerçekleştiren babalar hem kendileri dinlenmiş olurlar, hem de bu davranışlarıyla çocuklarının gözünde büyür aranan bir baba durumuna gelirler. Tabi bu arada annelerin de bu konuda üzerlerine düşen bir görevi vardır. Para kazanmak, ailesini geçindirmek nedeniyle geç saate kadar çalışıp eve yorgun argın gelen babaların içinde bulunduğu durumu çocuklarına anlatmak, böylece çocuklarının babalarına karşı daha anlayışlı davranmalarına yardımcı olmak. Babalarının durumunu yakından bilen çocuklarda babasıyla olan ilişkilerinde isteklerinde ölçülü olurlar. Böylece çocuklarda babalarına karşı yanlış birtakım duygu ve düşüncelerin yerleşmesi de önlenmiş olur. Çocuk bakımı ve eğitimi görevini, sorumluluğunu bir yüke benzetirsek bu yük karı-koca tarafından birlikte taşındığı zaman ağırlığı pek hissedilmez. Eğer yükün taşınması yalnız bir kişinin omuzlarına bırakılırsa, ağırlığı işte o zaman o kişiyi ezer, yorar, bunaltır. Annenin ailedeki yerine, görev ve sorumluluklarına gelince; “Yuvayı yapan dişi kuştur” Sözünden anlaşıldığı üzere anneyi bir evin direği, koordinatörü ve rehberi olarak görürüz. Aile içinde herkesin hakkını gözetmede, herkesin yeri ve değerini saptamada denge sağlamaya çalışan bir kişi. Para kazanma konusunda ise çocuklar genelde babalarının çalışmalarını normal karşılarlar ama annelerinin zorunlulukla da olsa çalışmalarını istemezler. Bu yüzdendir ki bir anne çalışamaya karar vermeden önce çocuklarının yaşları, ruhsal durumlarını dikkate almalı ve neden çalışması gerektiğini anlayacakları dilde onlara anlatmalıdır.

II-
Sevgi, saygı ve sevecenlik: İnsan hayatında çok yüce ve çok anlamlı bir yeri ve değeri olan bu duygular insanda doğuştan mevcut değildir. İnsanoğlu bu duyguları doğduktan sonra yaşayarak, görerek öğrenir ve o da bu duyguları başkasına göstermeye, uygulamaya başlar. Herhangi bir ihtiyacını karşılamak amacıyla yavrusunu kucağına alan, bağrına basan bir anne, bu davranışlarıyla sevilmenin, sevmenin ilk derslerini vermektedir. Sevilmeyi böylece öğrenmeye ve yavaş yavaş alışmaya başlayan çocuk kısa bir süre sonra da bir besin maddesi gibi sevmeyi sevilmeyi bekler. Diğer bir deyişle sevgi böylece temel bir ihtiyaç durumuna gelir çocuk için. İşte bu noktadan sonra özellikle annelerin, artık çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Bir annenin çocuğuna gösterdiği sevginin ölçüsünde yanlış bir istikamete yönelmesi hem ileride çocuğuyla olan ilişkilerinde içinden çıkılmaz bir duruma sokabilir, Hem de az sonra belirteceğim nedenler yüzünden çocuğun kişiliğinin etkilenmesine yol açabilir. Hayatın ilk yıllarında çocuk, annesinin sürekli bakımına muhtaçtır bu yüzden annesi ile çocuk arasında çok yakın bir bağlılık başlar. İşte tam bu sırada annenin çocuğuna göstereceği ilgi, sevgi ve koruma gibi davranışların ölçüsünde bir anormallik, bir dengesizlik gelişebilir. Örneğin bir bitkinin gelişip büyümesinde suya, havaya, güneşe ve gübreye ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaçları ancak belli ölçüler içinde alabilen bitkiler sağlıklı olarak büyüyebilirler. Gelişimi sırasında ihtiyaçtan fazla verilen su, bir fidanın çürümesine neden olabilir, susuzluk ise kurutabilir fidanı. Sevgi ve sevecenliğinde insan hayatında buna benzer etkisi vardır. Dengesi yada ölçüsü bozuk bir sevgi ve sevecenlik duygusu, hangi yönde gelişirse gelişsin çocuğun eğitimi üzerinde daima kötü ve olumsuz etkiler yapar. Bu duyguların sunuluşunda, doyuruluşunda azlık yada çokluk bakınız çocuğun kişiliği üzerinde nasıl etkilerde bulunur.

a.
Aşırı Sevgi : Örneğin önce, aşırı derecede sevilerek yetiştirilmekte olan bir çocuğu ele alalım. Anne-babası tarafından her zaman okşanmaya el üstünde tutulmaya her isteği yerine getirilmeye övülmeye alıştırılmış olan çocukla, anne-babası arasında son derece yakın bir bağlılık meydana gelir. Bu bağlılık önce çocuğun gelişmesini ve olgunlaşmasını önler ve geciktirir. Yaşının ilerlemesine karşın, çocuğun çocuk kalmasına neden olur. Bunun yanısıra, çocuk aynı sevgiyi diğer insanlardan bekler. Bunu bulamayınca da büyük düş kırıklığına uğrar. İnsanların onu sevmediği, ona değer vermediği gibi yanlış düşüncelere kapılabilir. Bunun sonucu olarak çevresindeki insanlara düşman kesilir yada insanlara karşı düşmanca duygular besler. Annesi babası tarafından aşırı derecede sevilen çocukların gereksiz yere sık sık öpüldüğü, okşandığı, zaman zaman da anne-babasının yatağına yatırıldığı görülmektedir. Bu türlü davranışlar çocuğun cinsel hayatı üzerinde çok olumsuz etkilerde bulunur. Böyle yetiştirilen çocuklar yetişkinlik yıllarında bile bu bağlılığın etkisinden kendilerini kolay kolay kurtaramazlar. Cinsel hayatlarında bu yüzden oluşan bazı durumlar, sapıklık ya da anormallikler ömürleri boyunca bu gibileri huzursuz ve uyumsuz yapar. Acaba hangi çocukların aşırı derecede sevilmesi ya da korunması ihtimali vardır. Yapılan incelemelere göre anne-babaları tarafından aşırı derecede sevilmeleri yada korunmaları ihtimali bulunana çocuklar şunlardır: Tek çocuklar, ailenin en küçük çocukları, anne-babanın yaşlılık çağlarında dünyaya getirdikleri çocuklar, çok güzel çocuklar, uzun yıllar bekleyişlerden sonra dünyaya gelen çocuklar. Bir evin bir kız yada bir oğlu olan çocuklar, nineler ve dedeler tarafından özel bir sevgiyle sevilen çocuklar...vb. Freud’e göre; çocukları aşırı derecede sevmek, korumak gibi davranışlar, nevrotik ana-babalarda (yani kaygılı, kuruntulu, kuşkulu) daha çok görülmektedir. Bir kısmını sıraladığımız bu ve benzeri nedenleri bilen ana-babalar böyle durumlarda biraz uyanık ve tedbirli olurlarsa çocuklarını gelecekte beklediğini söylediğimiz düş kırıklıklarından ve tehlikelerden korumuş olurlar.

b.
Sevgi Azlığı: Şimdi birazda konunun öbür yüzüne bakalım:Yani sevgi yokluğu sevgi azlığı konusu. Hiçbir anne-baba kendisine katı yürekli denmesini istemez. Ne var ki, zaman zaman elde olmayan nedenler yüzünden de çocuklarımıza böyle davrandığımız, çok katı, çok sert çıkışlar yaptığımızda bir gerçektir. Çocuklarımızın beğenmediğimiz davranışları karşısında, sert çıkışlar yaparız bağırıp çağırırız. ”Artık sen bizim çocuğumuz değilsin, sevmiyoruz seni...” gibi bir bakıma doğru olmayan çıkışlardır bunlar. Oysa bir çocuk için cezaların en büyüğü onun gözünde çok büyük anlam ve değer taşıyan annesinin ya da babasının sevgisini yitirmektir. Bu gibi davranışlara sık sık başvuran anne-babaların çocuklarında büyük bir güvensizlik duygusu, çekingenlik ve korku durumu görülür. Yalnız kendine değil, anne-babasına karşı olan güveni de azalır çocuğun. Kötü, beğenilmeyen davranışlar karşısında çocuğa gelişi güzel söylenmiş olan,
“Artık seni sevmiyorum” gibi sözleri çocuk ciddiye alır. Çocuk çok yıkıcı ve derin izler bırakan etkileri olur bu gibi sözlerin. Oysa herkes bilir ki; sevilmeyen, beğenilmeyen çocuğun kendisi değil davranışlarıdır. Ne var ki, çocuk aradaki farkı anlayamaz, kavrayamaz. Gelişi güzel söylenmiş sözler ya da bu konudaki kusurlu davranışlar çocukta; “Artık annem babam beni sevmiyorlar” gibi yersiz bir takım duygu ve düşüncelerin gelişmesine yol açabilir. Yalnızca kötü davranışları üzerinde durulduğunusmilev azarlandığını, sevilmediğini; iyi davranışlarına ise hiç ilgi gösterilmediğini gören çocuklarda yanlış birtakım kanılar da doğabilir. Bu gibi çocuklar büyüklerine karşı küskünlük duyarlar, içlerine dönerlersmilev kendilerine karşı güvenleri azalır. Suç işleyenlerinsmilev ruh sağlığı ciddi olarak bozulmuş kimselerinsmilev uyumsuz davranışlar gösteren kimselerin çoğunluğunu özellikle anne-baba sevgisinden yoksun olarak yetişmiş insanlar oluşturmaktadır. Anne-babanın dışarıda çalışması sonucunda ilgisiz ve sahipsiz kalan çocukların akrabandan sevilmeyen birine benzeyen çocukların bazen sakatsmilev özürlüsmilev sakat, zekaca gerismilev çirkin yada istenmeden dünyaya gelen çocukların sevilmemeleri ihtimali çok kuvvetlidir. Bu arada, zekaca düşük düzeyde olan kimi ailelerin zekaca üstün durumda olan çocukları sevmedikleri de görülebilir. Annenin özellikle çok küçük yaşlarda çocuğuna göstereceği yakınlık ve sevginin derecesi çok önemlidir. Eğer bu sevgi ve ilgi duygusal yönden doyurucu nitelikteyse çocuğunda diğer insanlara karşı aşağı yukarı aynı tepkide bulunması ihtimali çoktur. Eğer çocuk ailesinden bu duyguları yeterince almamışsasmilev bir insan için çok önemli olan bu temel ihtiyaçları kadar giderilmemişsesmilev çocuğun ileride insanları sevmeyen onlardan uzak duran soğuk bir duruma gelmesi beklenebilir. Sevginin kişi hayatındaki yerini ve önemini açıklarken saygı kavramının da bu duygunun içinde bulunduğunu kabul etmek gerekmektedir. Öteden beri süregelen yanlış anlayışa göre saygı yalnızca yaş ve makam yönünde bizden daha üst durumda olanlara gösterilmesi gereken bir duygu bir davranış biçimidir. Oysa saygı: küçüksmilev büyük farkı gözetmeksizin; karşımızdaki ne ve kim olursa olsunsmilev onun herşeyden önce en az bizim gibi ve bizim kadar bir insan olduğunu kabul ederek herkese vermemiz gereken bir değerin belirtisidir. Çocuklarımızı adam yerine koymak onlara gerçekten insan gibi davranmaksmilev onların görüş ve düşüncelerine önem vermeksmilev değer vermek… İşte tüm bu davranışların toplamısmilev çocuklarımıza duyduğumuz saygının ölçüsünü ortaya koyar. Bu anlayışa göresmilev bu hava içinde yetişen çocuklarda aynı davranışları başkalarına gösteren kimseler durumuna gelir.

III-

Anne ve babaların Disiplin Anlayışı:
Disiplin: Bir çocuğun kendi istek ve ihtiyaçlarıylasmilev çevresinden gelen istekleri bağdaştırmasına yardım etmek için planlanmış bir etki biçimidir. Fakat bu konu kimine göre “çocuğa nasıl davranması gerektiğini öğretmek.” Kimine göre “çocuğu cezalandırmak” kimine göreyse “çocuğa itaat etmesini öğretmektir.” Demektir. Disiplin konusunda başlıca üç görüş vardır. Bunlardan birincisismilev çocuğun hemen hemen her davranışını yasaklayansmilev engelleyensmilev katısmilev sert ve özgürlük tanımayan otoriter disiplin anlayışısmilev ikincisi ise bu anlayışa tamamen aksi ve çocuğun hemen hemen her davranışına göz yuman aşırı özgürlük tanıyan hoşgörülü disiplin yolu. Üçüncüsü ise bu iki görüşün karışımı olan çocuğun gelişim ve büyüme dönemlerinin özelliklerini göz önünde bulundurarar zaman zaman davranışların hoşgörüyle karşılanması gerektiğin kabul eden demokratik disiplin yoludur. Eğitimciler bu disiplin anlayışı için (en güzel fakat uygulanması da o derece güç bir yol) demektedirler. Hemen söylemeliyim ki aşırı baskı yasaklamalar ve engellemelere dayanan disiplin anlayışısmilev bunun tamamen tersi aşırı özgülüğe sınırsız özgürlük ve hoşgörüye dayanan disiplin anlayışısmilev çocuğun eğitimi ve kişiliği ve eğitimi üzerendi aynı olumsuz etkilerde bulunmaktadır. Bu tip disiplin anlayışlarına göre yetiştirilen çocuklar şaşkın ürkeksmilev çekingensmilev ne yapacağını bilemeyen güçsüz kişilikli kimseler durumuna gelmektedir. Çocuğun birşey yapmasısmilev yada yapmaması istenirken ona daima nedeni anlatılmalısmilev açıklanmalıdır. Çocuğun eğitiminden sorumlu kimseler arasında disiplin anlayışı yönünden birbirinden farklı görüşlerin bulunması da çocuğu şaşırtır. Öyle davranışlar vardır ki bunlarsmilev bu davranışları değerlendirenin görüşüne göre değişir. Birine göre normal ve doğru sayılan bir davranışın öbürüne göre anormal sayılması birinin hoşgördüğü bir davranışı öbürünün yasaklaması beğenmemesi gibi durumlar çocuğu şaşkına çevirir. Anne babanın dengesiz davranışlarınn da disiplin üzerinde çok derin olumsuz etkileri vardır. Çocuğu bir dakika öncee öpersmilev sever yada başının üstüne çıkarırkensmilev bir dakika sonra yaptığı bir kusurlu davranış yüzünden azarlamaksmilev cezalandırmak… Kızılması gereken bir davranış karşısında köpürmeksmilev bağırmak çağırmaksmilev kızılacak bir davranışı ise hoş görmek bağışlamak… Bu gibi dengesiz davranışlar da çocuğu şaşırtır. Anne babasına karşı olan saygının azalmasınasmilev güvenin yok olmasına neden olabilir. Disiplin konusunda son olarak diyebiliriz ki çocuğa her zaman her yerdesmilev kendi kendini denetim altına alabilme gücünü ve alışkanlığını vermeyesmilev kazandırmaya çalışmalıyız. Davranışlarını bir başkasını sevindirmek bir başkasının gözüne girmek yada birinden korktuğusmilev çekindiği için değilsmilev doğruluğunasmilev öyle yapılması gerektiğine inandığı için ayarlamak. Bu alışkanlığı kazanmış bir kişi her zaman ve her yerde aynı biçimde davranır. Böyle bir insansmilev davranışlarını ayarlarken daima önce kendisini düşünür. Kendi kendine hesap vererek davranışlarını buna göre bir yön ve biçim vermeye çalışır.

a.
Aşırı baskı ve disiplin anlayışı: Aşırı baskı ve sıkı disiplinin çocuğun kişiliğini hiçe sayan bir davranış biçimidir. Böyle yetişen çocuklarda genel olarak iki tepki görülür. Bunlardan biri: çocuğun sinmesi içine kapanmasısmilev uysal ve söz dinler görünmesi ötekisi ise açıkça karşı koymak her türlü otoriteye baş kaldırmak kimi çocuklarda da her iki davranışa da rastlayabiliriz.

Yapılan incelemeler göre aşırı baskı ve sert disiplin altında yetiştirilen çocuklarda şu davranışlar görülmektedir:
1.Anne babalarından nefret etmek.
2.Insanlarla iyi geçinememeksmilev kavgaci ve geçimsiz kimseler durumuna gelmek.
3.Sinirlerine hakm olmakta güçlük çekmeksmilev alıngan ve çabuk parlayabilen bir kişiliğe sahip olmak.
4. Ne kendilerine ne başkalarına güvenememek.
5.Her türlü otoriteden nefret etmek.
6.Bir takım yersiz korku ve kaygıları olmak.
7.Arkadaşları edinmekte güçlük çekmek.

b.
Aşırı serbestlik ve gevşeklik:
Çocukların çok sıkı bir disiplin altında geçmiş kimi anne ve babalar (biz çektiksmilev çocuklarımız çekmesin) diyereksmilev çocuklarının davranışlarında tamamen özgür bırakırlar. Öte yandan kimi anne-babalarda çok meşgul olduklarısmilev çocuklarına ayıracakları zaman bulamadıkları için çocuk kendiliğinde denetimsiz ve özgür kalır. Sıırsız bir özgürlük içinde yetişen bu çocuklara neyin iyismilev neyin kötüsmilev neyi yapabileceklerismilev neyi yapmanın kendilerini güç duruma sokabileceği gibi hususlar öğretilmediği için onlar da her akıllarına geleni yapmakta hiç bir sakınca görmezler. Tabi bu yüzden de zaman zaman güç ve tehlikeli durumlara düşebilirler. En basit anlamda bir baskıya da müdahale böyle yetişen çocukları çok rahatsız eder. Hemen tepkide bulunmalarına neden olur. Başkalarının hakkına saygı ve iş birliği gibi davranışları öğrenmedikleri için yalnız kendilerini düşünensmilev bencil davranışları yüzünden sevilmeyensmilev istenmeyen insanlar durumuna gelirler.

c.
Ceza ve ödülün etkileri:
Çocuklara; kötü ve beğenilmeyen davranışları bir daha tekrar etmemeleri için cezasmilev iyi ve beğenilen davranışları teşvik etmeksmilev gayrete getirmek için de ödül verilir. Ceza ve ödülün bir işe yaraması etkili olabilmesi için çok dikkatli kullanılması gerekir. Aksi halde hiç bir işe yaramadığı gibismilev ters etkileri de olur. Çocuğa ceza verilmeden öncesmilev cezalandırmayı düşündüğümüz davranışın nedeni araştırılmalıdır. Kimi çocuklar bilmedikleri için bilgisizlikleri yüzünden kötü yada beğenilmeyen bir davranışta bulunurlar ve kendilerine bu yüzden bağırlıdığı kızıldığı ve ceza verilmek istendiği zaman şaşırırlar. O zaman anlarlar kötü birşey yaptıklarını. İşte böyle bir çocuğu cezalandırmak büyük bir haksızlık olur. Bu gibi çocukları cezalandırmak yerine neden kusurlu kabahatli bir duruma düşmüş olduklarını açık açık anlatmak ve böylece bu davranışın tekrarını önlemeye çalışmak daha etkili bir yoldur. Cezanın etkili olabilmesi için çocuğunsmilev niçin cezalandırılması gerektiğini açıkça bilmesi gerekir. Öte yandan çocuğun davranışlarıyla verilen ceza arasındaki ilişki çocuk için önemlidir. Eğer çocuk davranışlarıyla verilen ceza arasında adil dengeli ve olumlu bir ilişki olduğu sonucuna varırsa durumda şikayetçi olmaz. Çünkü verilen ceza yerindedir. Ancak böyle kullanılmadığı zaman çocuk verilen cezadan ders alır. Verilen ceza; çocuğun davranışlarıyla karşılaştırılınca çok hafif ya da çok ağır olmuşsa böyle bir ceza çocuk üzerinde yapıcı değil yıkıcı etkide bulunur. Hafif cezalar ağır cezalardan daha etkilidir. Kimi çocuklar için bir sert bakış kimileri için bir acı sözsmilev kimileri için uzun bir süre devam etmemek koşuluyla bazı hak ve ayrıcalıklardan yoksun bırakmak etkili bir ceza olabilir. Anne ve babalar ceza vermeden önce verecekleri cezanın tam anlamıyla uygulanabilmesi mümkün mü değil mismilev düşünmelidirler. Aksi durumda çocuğun gözünde alay konusu olur. Bu cezanın da hiçbir etkisi olmaz. İçe dönük kendilerine karşı güvenleri olmayan çekingen çocuklar üzerinde cezanın çok olumsuz etkileri vardır. Verilen cezalar bu gibi çocukların daha çok kendi kabuklarına çekilmelerine kendilerine karşı güvenin daha da azalmasına neden olur. Eğer çocuğun cezalandırılması gerekiyorsa içinde bulunduğu ruhsal durum göz önüne alınmalıdır. Çocuk çok kızmışken aklı başında değilkensmilev çok sinirli bir durumdayken verilen cezalarsmilev kızgın motora soğuk su dökmeye benzer. Çocuğun daha sert tepkilerde bulunmasına sebep olabilir. Kısacası olumlu olmazsmilev bu durumda verilen cezanın. Biraz da ödülden söz edelim. Çocuğun başarılarını övmek güzel ve hoşa giden davranışlarının tekrarını sağlamak amacıyla ve özendirmek için zaman zaman çocuğun ödüllendirilmeye ihtiyacı vardır. Ödül denilince akla hemen para ve çeşitli armağanlar gelir. Eve çocuğumuzu zaman zaman ödüllendirirken para ve armağanlar bir ödül aracı olarak kullanılmalıdır. Bunun herhangi bir sakıncası yoktur. Kanımızda çocuğun başarılarılarını beğenilen davranışlarını ödüllendirmenin de etkili yolları vardır. Örneğin güzel ve tatlı sözlerle çocuğun başarısı övmek zamanında ve yerinde candan bir sağol gibi sözler çocuğu kucaklayıp öpmek çoğu zaman maddi ödüllerden daha etkilidir. Ödülü iyi bir davranışın devamını sağlamak özendirmek için bir araç olarak kullanmak gerekir. Çocuk davranışlarını sonunda alacağı ödüllere verilecek armağanlara göre ayarlamaya başladımıydı ödül artık araç olmaktan çıkarsmilev amaç olur. Oysa çocuk aramağan almak için başarılı olmaya değil başarıya ulaşmak için başarılı olmaya çalışmaktadır. Çocuk bir takım iyi davranışları elde etmenin sonunda armağan alabileceği için değil fakat o davranışların gerekliliğinesmilev iyilik yada doğruluğuna inandığı için tekrar etme alışkanlığını kazanmalıdır nokta. Çok çocuklu ailelerde anne babanın bu konuda çok hassas olması gereken birbaşka nokta da şunlardır: Bir çocuğu yaptığı iş yada başarısı nedeniyle ödüllendirirken bu davranışın öteki çocukları üzerindeki etkilerini hesaba katmak. Böyle durumlarda anne babanın yapacağı en küçük bir yanlışlıksmilev öteki çocukların kardeşlerini çekememelerine kıskanmalarına neden olabilmektedir. Kardeşler arasındaki ilişkilerinsmilev dengenin bozulmaması için o gün göze çarpan bir davranışı bahane edilerek onlar da övülmelidirler. Kimi anne babalar çocuklarından birinde gördükleri iyi bir davranışı yada başarıyı ele alarak bu çocuklarını över ve armağanlara doğarken bu fırsattan yararlanarak öteki çocuklarıyla bu çocuğu kıyaslamaya kalkarlar. Böylece sanarlar ki bu aleyhte kıyaslama sonucu öteki çocuklar örnek olan kardeşlerinin davranışlarınısmilev hemen taklide kalkışacaklardır. Tecrübeli anne babaların da çok iyi bildikleri gibi bu tutumla olumlu sonuç almak şöyle dursunsmilev anne babalar kardeşi kardeşe düşürürler. Bu tip aleyhte kıyaslamalar kardeşler arasındaki kıskançlığı birbirlerine düşmanca davranışlarda bulunmalarına neden olur.
Son düzenleyen Safi; 2 Hafta Önce 23:45
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
26 Ekim 2008       Mesaj #4
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Aile bir ilişkiler sistemidir. Aile demekle neyi kastediyoruz? Soyut anlamda kişiler arası ilişkileri içeren belli kuralları olan bir düzendir.
Aile sistemi dediğimiz zaman aile içindeki bireylerin birbirleriyle nasıl etkileşimde bulunduklarını düzenleyen kuralların tümünü kastederiz.

Birey Davranışları İle Tüm Aileyi Yansıtır:
Her birey kendi benlik tanımlaması içinde ailenin tüm düzenini yansıtır;koşullar olanak verildiğinde, kendi bildiği türden bir aile ortamı yaratmaya girişir. Daha doğrusu koşul ve olanakları kendi bildiği aile türünden bir aile yaratacak biçimde kullanır. Bu nedenle babası alkolik olan bir kız alkolik bir adamla evlenir; annesi tarafından ilgi, sevgi görmemiş, yalıtılmış bir erkek ise anneleri gibi duygusal yönden soğuk kadınlarla evlenirler. Aile içindeki roller böylece kuşaktan kuşağa kendi kendini böylesine yineler

AİLENİN TEMEL GEREKSİNİMLERİ
1.Değerli olma duygusu: Aile içindeki etkileşim çocukları ya “ben değerliyim” ya da “değersizim” duygusuna götürür. Bu gereksinim aile içinde yerine getirilmezse çocuk her türlü davranışla bu duyguyu elde etmeye çalışır. Ergenlik çağındaki erkek çocukların çete(gang) kurarak çoğu kez ölümle sonuçlanan çatışmaları da, kendilerini önemli görmeyen aile ortamlarına bir tepki olarak yorumlanır.”Ben değerliyim” duygusunu aile içinde elde eden birey kendisini kanıtlamak için aşırı davranışlarda bulunmaya gerek duymaz.

2.Güven ortamı: Aile içindeki bireylerin emniyette olduğu, dışarıdaki tehlikeli olayların aile içine girmeyeceği duygusu, bu gereksinmenin temel nedenidir. Eğer çocuk ev içinde kendisini güven içinde bulmuyorsa çocuk ailenin dışında bir yere yönelir. Aile ile olan bağlarını koparır.

3.Yakınlık ve dayanışma duygusu:
Aile içinde temel güven ve dayanışma varsa aile dışında bireyin karşılaştığı stres getirici olumsuz olaylar yıkıcı etkisini pek göstermez. Güven duygusunun baskın olduğu aile dış dünyanın yaratmış olduğu sıkıntı ve kaygılarından kendisini kurtarır. Bu tür aile içinde olan kimseler kendilerine olduğu gibi çevresine de güvenirler. Eğer aile içinde güven ve dayanışma sağlanmamışsa bu insanlar yoğun stres ve gerginlik yaşarlar. Bu kişiler kendilerine dahi güvenemezler. Dolayısıyla çevresinde yakın ilişkiler kuramazlar.

4.Sorumluluk duygusu:
Aile sistemi içindeki anne ve babalar davranış ve sözleri ile sorumluluk duygusunu ifade ederler. Aile içinde sadece anne baba değil herkes sorumluluk duygusunu paylaşır. Elbette ki çocuklara yaşları oranında sorumluluk yüklenmelidir. Tüm sorumluluğu kendi üzerine alan, çocuğunu sorumluluktan kurtaran anne ve babalar kendi yaşamını biçimlendirmekten aciz sürekli başkalarının yönetiminde olmaya yönelik bireyler yetiştirirler Bu tür tutumlar sonucunda yetişmiş bireyler yaşamlarında yer alan olaylardan sürekli başkalarını sorumlu tutarlar. Gelişimsel dönemi göz önüne alınarak çocuğun odasını toparlaması, ev işlerine yardım etmesi gibi konularda sorumluluğu sağlanabilir. Bunu yaparken kız ve erkek işleri kesin çizgilerle ayrılmamalıdır.

5.Zorluklarla mücadele ederek onların üstesinden gelmeyi öğrenme: Çocuğa her şey hazır verilmemelidir. Sorumluluk duygusunun gelişimi ile ilgili anlatılanlar zorluklarla mücadele etme ile ilgilidir. Çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel dönem göz önünde bulundurularak çocuk kendi sorunları ile başbaşa bırakılmalıdır. Bu durum onların zor sorunları ile mücadele ederek, uğraşmasına olanak vermek, kendisine güvenli sorun çözme becerileri gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri için gereklidir. Karşılaştığı her zorluğa aşırı yardım eden ana babaların çocukları sürekli başkalarına muhtaç, kendilerine güvensiz olur. Böyle kişiler yetenek becerilerini keşfedemezler.

6.Mutluluk ve kendisini gerçekleştirme ortamı:
Aile ortamı bir mutluluk ortamıdır. Şimdiye kadar anlatılan gereksinimlerin karşılanması mutlu olmayı getirir. Evde değerli olduğu duygusunu tadan birey mutlu olur ve yaptığı şeylerden doyum alır, kendini gerçekleştirme olanağı bulur.

7.Sağlıklı manevi yaşamın temellerini oluşturma ortamı: Katı din kuralları altında yetiştirilmiş çocuk sürekli yargılanacağı, cezalandırılacağı korkusunu yaşar. Kendi yaşantı ve deneyimlerini zenginleştirecek iç ve dış dünyasını araştırıp keşfedeceği yerine körü körüne itaati, kendi düşünce ve duygularından utanmayı öğrenir. Sağlıklı manevi yaşam ailenin çocuğuna verebileceği en önemli süreçtir. Sağlıklı bir manevi temeli olan insanlar kendisi ile barışık, insan ilişkileri olumlu ve kuvvetli saygılı bireyler olarak yetişirler.

KORUNMASI GEREKEN BEŞ TEMEL ÖZGÜRLÜK


1.Şimdi ve burada olanı duyma ve görme (algılama) özgürlüğü
2.Kendi düşündüğünü olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü
3.Kendi duygularını olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü
4.Kendi arzularına göre bir şeyi isteme ya da reddetme özgürlüğü
5.Olmak istediği yönde gelişerek kendi özünü gerçekleştirme özgürlüğü

Tanrım bana

Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için
SÜKÛNET
Değiştirebileceklerimi değiştirmek için
CESARET
İkisini birbirinden ayırabilmek için de
AKIL VER

AİLE İÇİ İLETİŞİM


Etkili iletişimin temelinde bireyin kendisini tanıması, kendi değerlerinin ve tutumlarının farkında olması ve kendine güven yatar. İyi bir iletişimci ipuçlarını anında görür (jestler, mimikler, beden duruşu) ve onları gerçekçi olarak değerlendirir.

İLETİŞİM ENGELLERİ


1.Emir vermek, Yönlendirmek: Bu iletiler kişinin duygularının önemsiz olduğu mesajını verir. Kişi diğer kişinin istediğini yapma zorunluluğunu hisseder.
2.Uyarmak, Gözdağı vermek: Bu iletiler de emir verme ve yönlendirmeye benzer; ancak kişinin vereceği yanıtın karşılığı olacak tümceleri de içerir. Kişinin isteklerine saygı duyulmadığı mesajını verir. Bu durum kişide öfke ve düşmanlık yaratır.
3.Ahlak dersi vermek: Bu tür ilişkilerde otoritenin ve zorunlulukların gücü kişiye karşı kullanılır. “yapmalısın, etmelisin” mesajlarını iletir ve bireyi karşı koymaya zorlar.
4.Öğüt vermek ve çözüm önerileri getirmek: Kişinin sorunlarını kendi kendisine çözeceği yeteneğinin olmadığına inanıldığını gösterir.
5.Öğretme, nutuk çekme, mantıklı düşünceler önerme: Bu durum aile içinde o anda herhangi bir sorun yokken çocuklar tarafından kabul edilebiliyor; ancak, sorun anında bu durum kabul edilmiyor ve daha fazla çatışmalara neden oluyor. Mantıklı düşünceler önerme çocuğun mantıksız ve bilgisiz olduğuna dair mesaj iletir.
6.Yargılamak, eleştirmek, suçlamak,aynı düşüncede olmamak: Bu iletiler çocuk üzerinde diğerlerinden daha fazla olumsuz etki yapar. Bu değerlendirmeler çocuğun benlik saygısını düşürür. Çocuklar hakkında yapılan olumsuz değerlendirmeler çocuğun kendisini değersiz, yetersiz görmesine neden olur.
7.Övmek, aynı düşüncede olmak, olumlu değerlendirmeler yapmak: Genel inanç olarak bu durumun çocuğa zarar vereceği hiç düşünülmez. Çocuğun öz imgesine uymayan değerlendirmelerin yapılması çocukta kızgınlık yaratır. Çocuklar bu iletileri anne babanın kendilerini yönlendirme ve isteğini yaptırma girişimi için kurnazlık olarak yorumlarlar. “Siz böyle söyleyince sanki ben daha çok mu çalışacağım?” gibi düşünürler. Övgü ise başkalarının yanında yapılıyorsa çocuğu utandırır. Aşırı övgü sonucunda çocuk buna alışır ve övülmeye gereksinim duymaya başlar.
8.Ad takmak, alay etmek: Çocuğun benlik saygısı üzerinde olumsuz etki yapar. 9.Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak: Bu durum çocuğun konuşmasını, kendi duygularını ifade etmesini engeller.
10.Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak: Anne babalar çocuklarının duygularını tam olarak anlamadıklarında ortaya çıkar. Böyle bir durumda sorun hiç yokmuş gibi algılanıp avutma eğilimine gidilir.” Üzülme yarın her şey düzelecek, kendini daha iyi hissedeceksin” gibi mesajların verilmesi çocuğun önemsenmediği hissini verir.
11.Soru sormak, sınamak, sorgulamak: Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında bu durum onda güvensizlik, kuşku oluşturur.
12.Sözünden dönmek, oyalamak, alay etmek, şakacı davranmak, konuyu saptırmak: Böyle iletiler yüzünden çocuk anne babasının onunla ilgilenmediğini, duygularına saygı göstermediğini belki de onu dışladığını, dikkâte almadığını düşünür. Çocuklar sorunlarını dile getirdiklerinde çok ciddidir. Şaka ve espriyle karşılık vermek onları incitebilir ve itilmişlik kenara atılmışlık duygusunu verir.

ANA BABALAR ON İKİ İLETİŞİM ENGELİNİ KULLANINCA...
YANIT

İLETİŞİM ENGELİ
“Benim oğlum okulu bırakamaz. Buna izin vermem.”
EMİR VERME
YÖNLENDİRME
“Okulu bırakırsan benden para mara bekleme.”
UYARMA
GÖZDAĞI VERME
“Okumak herkese nasip olmayan ödüllendirici bir deneyimdir.”
AHLAK DERSİ VERME
“Ödevini yapmak için neden bir program yapmıyorsun?”
ÖĞÜT VERME
ÇÖZÜM GETİRME
“Üniversite mezunu lise mezunundan yüzde elli fazla kazanır.”
NUTUK ÇEKME
ÖĞRETME
“Uzak görüşlü değilsin. Düşüncelerin henüz yeterince olgunlaşmamış.”
YARGILAMA
ELEŞTİRME
SUÇLAMA
“Her zaman gelecek için umut veren iyi bir öğrenci oldun.”
ÖVME
“Hippi gibi konuşuyorsun.”
AD TAKMA
ALAY ETME
“Çaba göstermediğin için okuldan hoşlanmıyorsun.”
YORUMLAMA
ANALİZ ETME
“Duygularını anlıyorum, ama son sınıfta daha iyi olacak.”
GÜVEN VERME
DUYGULARINI PAYLAŞMA
“Eğitimsiz ne yapacaksın? Nasıl geçineceksin?”
SINAMA
SORU SORMA
SORGULAMA
“Yemekte sorun istemiyorum.”
KONUYU SAPTIRMA
Bu alıştırma çocukta sorun olduğunda ana babanın tipik tavrının iletişim engelli sözler söylemek olduğunu göstermiştir. Ana babalar bu tür yanıtlar kullanınca aralarındaki iletişim aşağıdaki gibi gösterilir.

ÇOCUK
İLETİ
ANNE / BABA
Gönderici
"Sorunum Var"
Alıcı
ÇOCUK
ENGEL
ANNE/ BABA
Alıcı
"Yanıt"
Gönderici
Bu tür yanıtlar çocuktan gelecek bir sonraki iletişimi engeller; ana-baba çocuk ilişkisi gibi çocuğun benlik saygısını da olumsuz engeller. Çocuklar üzerinde aşağıdaki olumsuz sonuçları oluşturma tehlikesi taşır:
  • Konuşmalarını engeller
  • Savunmaya geçirir
  • Kavgacı yapar, karşı saldırıya yöneltir
  • Yetersiz olduklarını hissettirir
  • Kızdırır, küstürür
  • Oldukları gibi kabul edilemedikleri duygusunu uyandırır
  • Sorunlarını çözmede kendilerine güvenilmediğini hissettirir
  • Anlaşılmadıklarını hissettirir
  • Duygularının yersiz olduğunu hissettirir
  • Kızdırır, yılgınlığa uğratır
  • Sorgulanıyor duygusunu yaratır
  • Anne ve babasının kendisiyle ilgilenmediği duygusunu uyandırır.

AİLE KURALLARI


Her aile gerek açık gerekse kapalı olarak kurallarını belirlemiştir. Sağlıklı ailede kurallar gizli değil açık olarak belirlenmiştir. Aile içindeki bireyler birbirlerinin iyi tanırlar, duygular karşılıklı olarak hissedilir. Evde eşitlik söz konusudur.

Mutlaka ki zaman zaman her evde küçük de olsa çatışmalar yaşanır. Hiç çatışma yaşanmayan bir evde büyük olasılıkla maskeler takılıdır. Yani sosyal maskeler iletişimde bulunuyordur.

Çatışma uzun süreli ilişki içinde olan kişiler arasında doğal olarak ortaya çıkar. Önemli olan çatışmanın çıkmasını önlemek değil, çatışma çıktığı zaman kişilerin birbirleriyle nasıl etkileşim kuracağının bilinmesidir. Aralarında çıkan çatışmayı birbirlerini kırmadan çözebilme becerisini gösteren çiftler sağlıklı bir aile kurar.

Sağlıklı bir ailede sorunları çözmek için kullanılan yöntemler:
  • Duygu ve düşünceler olduğu gibi, abartılmadan ortaya konulmalıdır (Bu tutuma kendine güvenli ve kendine saygılı tutum diyoruz. Bu tutum içinde olan kişiler hem kendilerine hem de başkalarına saygı gösterirler.)
  • Sorunlar şimdiki bağlam içinde ele alınmalı ve eski birikimler işin içine sokulmamalıdır
  • Kesinlikle öğüt verme kullanılmamalı, davranışlar somut bir biçimde ayrıntılı olarak ele alınmalıdır.
  • Yargılamaya gidilmemeli, kişiler kendi duygu ve düşüncelerini ifade edebilmelidirler.
  • Duygu ve düşünceler, ne az ne eksik, olduğu gibi olduğu gibi ifade edilmelidir; karşısındakinin ne beklediğine ya da en mükemmel olması gerektiğine göre ifadeler aranmamalıdır.
  • Konunun özü ile konuya ilişkin olmayan ayrıntılar birbirinden ayırdedilmelidir. Örneğin siz çocuğunuza “iki saat geciktin” dediğinizde, çocuğunuz size: “hayır bir saat kırk beş dakika geciktim” dememelidir.
  • Sorun çözmede etkin dinleme kullanılmalıdır. (daha sonraki bölümde ayrıntılı olarak anlatılacak)
  • Belirli bir zaman konusu içinde ancak bir çatışma üzerinde durulmalı, başka çatışma konuları çatışmaya katılmamalı. Örneğin: “hem geç kalıyorsun hem de bana yardım etmiyorsun”diyerek iki konuyu birden ortaya atmamak gerekir. •Birinin haklı çıkması yerine her iki tarafın da anlaşabileceği bir çözüme yönelmek gerekir. “ben haklıyım, sen yanlış hareket ediyorsun” tarzında davranmamak gerekir.
Sağlıksız ailede gizli kurallar:
Sağlıksız ailede kurallar bilinçaltındadır. Gizli ve açığa çıkmamıştır. Bu kuralları kimse tartışamaz. İşte sağlıksız ailede geçerli olan kurallar şunlardır:
1.Denetleme: çocuk duygu ve düşüncelerini ifade ederken hep korku içindedir. Ya da duygularını ifade edemez, bastırır. Söyleyeceklerini hep önceden kestirmek zorundadır. Kendiliğinden ortaya çıkan davranış kötüdür, affedilmez. Bu tür ailelerde sağlıklı bir güven ortamı söz konusu değildir.

2.Mükemmeliyetçilik: Yapılan her işte, girilen her sınavda kişinin mükemmel olması beklenir. Her şey göstermeliktir, başkasının beğenmesi için yapılır. Mükemmeliyetçilik kişinin kendi gerçeğinin hiçbir değeri olmadığını kendi düşünüş ve değerlendirilişinin önemsiz olduğunu ifade eder. Bu ortamda yetişen çocuğun temel duygusu umutsuzluktur. Kendilerini değersiz, yetersiz bulurlar.

3.Suçlama: Suçlama olayları olduğu gibi kabul etmemenin bir sonucudur. Yapılan suçlamalar her şeyin denetim altında tutulması gerektiği ve yapılan herşeyin mükemmel olmasının zorunlu olması gerektiğini ortaya çıkarır. Bu durum ise kişide kaygı ve utanç duygularını yaratır.

4.Beş temel özgürlüğün inkârı: Sağlıksız ailede kişilerin doğal olarak geliştirdikleri algılama, duygu, düşünce, davranış, arzu ve amaçları inkâr edilir. “içinden geldiği gibi değil; mükemmeliyetçi kurala uyarak, başkalarının senden beklediği biçimde algıla, duygulan, düşün,davran, arzu et, ve amaç edin.” Bu durum kişini kendi gerçeğini inkâr etmesine neden olur. Böylece kişi tamamen dışa bağımlı, kendi iç dünyasıyla ilişkisi kopuk, robot gibi yaşar. Böyle bir kişinin mutlu olması da sözkonusu olmaz.

5.Konuşmanın yasak olması: Sağlıksız bir ailede özellikle çocukların duygu ve düşüncelerini ifade etmesine olanak verilmez. Bu duru çocuklarda değersizlik duygularına neden olur.

6.Küskünlük ve kırgınlıkların sürdürülmesi: Aile içindeki kırgınlık ve küskünlüklerin sürdürülmesi, kişilerin birbirlerini anlamasını ve sorunun çözülmesini engeller. 7.Kimseye güvenmeme: Sağlıksız bir ailede kimse kimseye güvenmez. Aslında güven var gibi görünse de temelde güvensizlik vardır. Sağlıksız ailede yetişen kişi kimseden saygı ve gerçek sevgi görmediği için kimsenin kendisine yardım edemeyeceğine inanır. Yardım etmek isteyenlerin “mutlaka art düşüncesi vardır, çıkarı vardır” diye düşünür.

Sağlıksız ailede yetişen kişilerin kendilerine güveni olmaz. Bu kişiler mutlaka dıştan denetimli bireyler olurlar.
“Temelinde sevgi olan hiçbir eğitim başarısızlığa uğramaz”

DİNLEME BECERİLERİ


Edilgin dinleme (sessizlik): karşısındakinin konuşmasına olanak verme. Edilgin dinleme kişiye:
  • Duygularını duymak istiyorum
  • Duygularını kabul ediyorum
  • Benimle paylaşmak istediğin konuda vereceğin karara güveniyorum
  • Bu senin sorunun sorumlu sensin gibi güçlü mesajları verir.
Kabul ettiğini gösteren tepkiler: Sessizlik iletişimi engellemesine karşın çocuğa kabul edilmediği izlenimini verir. Ona gerçekten tüm dikkâtimizi verdiğimizi göstermeliyiz. Bunu yapmak içinse karşımızdakine sözlü ve sözsüz mesajlar iletmeliyiz. Hı hı, evet, seni anlıyorum.....gibi sözlü mesajlarla; baş sallama, jestler ve mimiklerle, beden duruşu gibi sözsüz mesajlarla karşımızdakine onu dinliyor hissini vermemiz gerekir.

Konuşmaya açık davet: Çocuklar sorun ve duygularını dile getirmekte güçlük çekerler. Konuşmak için yüreklendirilmek isterler. Şu örnek cümlelerle konuşmaya davet sağlanabilir:
  • O konuda konuşmak ister misin?
  • Bu olay karşısında neler hissettin?
  • Bana örnek verir misin?
  • Bu konuda neler düşünüyorsun?
Etkin dinleme:Etkin dinlemede kişinin söylediklerinin gerçek anlamlarının kavranması gerekir. Etkin dinleme çocukların duygu boşalımına yardım eder. Çocukların duygularını keşfetmelerine yardımcı olur. Etkin dinleme çocukların olumsuz duygulardan korkmamalarına yardım eder, ana-baba-çocuk arasında sıcak bir dostluk geliştirir. Duyulduğunu ve anlaşıldığını bilmek öylesine hoş bir duygudur ki, konuşan dinleyene karşı bir yakınlık duyar. Çocuklar sevgiye tepki verirler. Kişi empati kurup doğru olarak dinleyince karşısındakini anlar. Bir anlamda kişi kendisini karşısındaki kişinin yerine koyar. Empati kurmayı öğrenen anne ve babalar çocuklarına daha fazla anlayış göstermiştir.

Etkin dinleme için:
  • Çocuğun söylediğini duymak istemelisiniz. Bu onun için zaman ayırmak anlamına gelir. Zamanınız yoksa bunu çocuğunuza söylemelisiniz.
  • O andaki soruna yardımcı olmayı gerçekten istemelisiniz. İstemezseniz isteyinceye kadar bekleyin.
  • Duyguları ne olursa olsun, sizin duygularınızdan ne denli farklı olursa olsun onun duygularını gerçekten kabul etmelisiniz.
  • Çocuğun duygularını tanıdığına, onlarla baş edebileceğine ve sorunlarına çözüm bulma yeteneğine tam olarak güvenmelisiniz. Bu güveni çocuğunuz sorunları kendi başına çözdüğünü gördükçe kazanacaksınız.
  • Duyguların sürekli değil, geçici olduğunu anlamalısınız. Duygular geçicidir.
  • Çocuğunuzu diğerlerinden farklı ayrı bir birey olarak algılamalısınız. Bu “ayrılık” çocuğun kendi duygularının olmasına, nesneleri kendisine göre algılamasına “izin” vermenize destek olur. “Ayrılık” ı, yalnızca hissetseniz bile çocuğa yardımcı olabilirsiniz. Çocuğun sorunları olduğunda onun yanında olmalı ancak karışmamalısınız.
Etkin dinlemenin en uygun zamanı çocuğun sorunu olduğunu gösterdiği andır. Ana-babalar çocuklarının duygularını dile getireceklerini duyacakları işin çoğunlukla bu anı kolaylıkla yakalayacaklardır.

Tüm çocukların öğretmenleri, arkadaşları, ana- babalarıyla, kardeşleri hatta kendileri ile ilgili problemleri olabilir. Bu sorunlar onların stres yaşamalarına neden olabilir. Bu tür sorunların çözümü için yardım alan çocuklar daha kendine güvenli ve daha güçlü olurlar. Yardım almayanlarsa duygusal açıdan sorunlar yaşarlar.

Etkin dinlemenin uygun zamanını bilmek için ana-babaların “bir sorunum var” türünden tümceleri duymaya açık olmaları, ancak önce çok önemli olan “SORUN KİMİN?”ilkesini bilmelidirler.

Ana-baba-çocuk ilişkisinde aşağıdaki gibi üç durum vardır:
1.Çocuğun herhangi bir gereksinimi engellenmişse sorunu var demektir. Çocuğun o anki davranışı anne-babanın gereksinimini karşılamasına somut bir biçimde engel yaratmadığı için sorun ana-babanın değil, SORUN ÇOCUĞUNDUR.
2.Çocuğun gereksinimleri engellenmeyip karşılanmakta ve davranışı anne-babasının gereksinimini karşılamada somut bir engel de yaratmamaktadır. Bu nedenle İLİŞKİDE SORUN YOKTUR
3.Çocuğun gereksinimleri karşılanmakta ancak davranışı anne-babasının gereksiniminin karşılanmasını somut bir biçimde engellemektedir. Şimdi SORUN ANNE-BABADADIR.

Çocuğun sorunu olduğu zaman anne-babanın ETKİN DİNLEMESİ için en uygun zamandır. Ancak sorun anne babadayken uygun değildir. Çocuk sorun yaşıyorsa etkin dinleme ile onun kendi sorunlarına çözüm bulmasına yardım edebilirsiniz.

Etkin dinlemenin aşırı kullanılması ya da uygun zamanda ve durumda kullanılmaması işlerlik sağlamaz. Bu nedenle daha öncede belirtildiği gibi zamanlamanın ve koşulların sağlanması gerekir.

“Çocuk insanın babasıdır”
BEN DİLİ:
Genellikle anne ve babalar iletişimde “sen dili”ni kullanıyorlar sen iletileri duygu ifade etmez . genellikle emir verme yargılama, öğüt verme gibi iletişim engellerini içerir. Örneğin:
  • Konuşma artık
  • Yapmamalısın
  • Dersine çalışmazsan
  • Yaramazlık yapıyorsun
  • Bebek gibisin
  • Dikkât çekmek istiyorsun
  • Daha iyi öğrenmelisin......
Ana-baba çocuğun davranışını kabul etmediği zaman o davranış nedeniyle ne hissettiğini çocuğa söylerse ileti “SEN İLETİSİ”nden “BEN İLETİSİ” ne dönüşür. Yani ben dilinde duygular konuşur.
  • Yorgun olduğum zaman canım oyun oynamak istemiyor
  • Eğer bugün çok yaramazlık yaparsan ben çok üzülürüm
  • Akşam yemeğini zamanında yetiştiremeyeceğim diye endişeleniyorum
Gerçekten de çocuktan beklediğimiz davranışların oluşmasında “ben dili”nin ne kadar etkili ve doğru bir iletişim aracı olduğunu göreceksiniz.

Ben dili çocuğun ana babasının kabul edemediği davranışını değiştirmesinde daha etkili olduğu gibi çocuk- ana baba ilişkisi için de daha sağlıklıdır. Ben dili çocuğu direnmeye, isyan etmeye yöneltmez. Örneğin dışarı çıkmak için direnen bir çocuğa:

“Hayır, hemen odana git, sokağa çıkamazsın” demek mi doğrudur; yoksa “hava karardığı için sokağa çıkman beni endişelendiriyor. Bu yüzden gitmeni istemiyorum ama, yarın erken saatte arkadaşlarınla birlikte olmana izin verebilirim.” demek mi doğrudur? Tabii ki ilk cümle sen iletilerini içerdiği için çocukta bir direnme ya da isyana yol açacaktır. Ancak ikinci cümlede duyguların ifadesi söz konusu olduğu için ben dilini kullanmak daha etkilidir. Çünkü ben dili davranışı değiştirme sorumluluğunu çocuğa devreder.

SORUN ÇÖZME BECERİSİ

Kızgınlık ve öfke duygusu, farkında olunan ya da olunmayan çatışmalardan kaynaklanır. Sadece kısa süreli duygusal gerginlikleri değil uzun süreli çatışmaları çözmek de, yaşamın önemli bir parçasını oluşturur.

Çatışma değişik nedenlerden kaynaklanabiliyor çatışmaların çözümüne iki temel tutum içinde yaklaşılabilir.
1.Ben kazanacağım, o kaybedecek. (KAZAN / KAYBET)
2.Her ikimizin de sonuçtan memnun olması gerekir. (KAZAN / KAZAN ya da KAYBEDEN YOK ) yaklaşımları.

Kazan / Kaybet Yaklaşımı:
İki kişiden biri varılan sonuçtan hoşnut kalmaz. Bu tutumda en güçlü olan, hileli davranan kazanır. Bu yöntem beraberinde karşılıklı ilişkilerde güvensizliği getirir. Karşısındakini kaybetme pahasına tartışma taraflardan birince kazanılır.

Kaybeden Yok Yaklaşımı:
Bir çatışma konusu ortaya çıktığı zaman, taraflardan her biri sadece kendi isteğinin yapılmasına olanak verecek bir çözümde ısrar edecek yerde, her ikisi de yaratıcı bir biçimde iki tarafı birden tatmin edecek bir çözüm yolu bulmaya çalışırlar. Çatışmayı çözebilecek değişik yollar düzenli bir biçimde gözden geçirilerek bu gerçekleştirilebilir.

Sorun çözebilmek için kullanılabilecek aşamalar:
1.Birinci aşama: ÇATIŞMAYI TANIYIN: Sizce sorun nedir? Bu konuda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Burada “BEN DİLİ” kullanmayı ve her ikinizi de memnun edecek bir çözüme ulaşma tutumu içinde olduğunuzu belirtmeyi ihmal etmeyin.
2.İkinci aşama: BİR ÇOK ÇÖZÜM YOLU ORTAYA KOYUN: beş yada on dakika gibi belirli bir zaman süresi içinde aklınıza gelen çözümleri. İyi ya da kötü, mümkün ya da değil gibi süzgeçlerden geçirmeden olduğu gibi ortaya koyun. Bu aşamada amaç sorunla ilgili olabildiği kadar çok sayıda çözüm yolunu bir liste halinde ifade edebilecek duruma gelmenizdir.
3.Üçüncü aşama: ÇÖZÜM YOLLARINI DEĞERLENDİRİN: Bu aşamada her çözüm yolunu değerlendirerek, bu çözüm yollarının her birinizi tatmin ettiğini tartışacaksınız. Bu evrede kişilerin dürüstçe düşüncelerini ifade etmeleri önemlidir. Bir çözüm tarzını istemediği halde karşısındaki memnun olsun diye kabul etmek, iki kişinin arasındaki ilişkinin sağlığı bakımından sakıncalıdır.
4.Dördüncü aşama: EN İYİ ÇÖZÜMDE ANLAŞIN: Şu ana dek bütün seçenekleri gözden geçirmiş bulunuyorsunuz. Şimdi her ikinizi de en çok tatmin edecek kararı verme durumudur bu karara ulaştıktan sonra çözümün ne anlama geldiği bir kez daha her iki kişi tarafından ifade edilir.
5.Beşinci aşama:ÇÖZÜMÜ UYGULAMAYA KOYUN: Bu evrede çözümün ayrıntılarını konuşmaya başlarsınız. Burada ayrıntılardan kastedilen, çözüm uygulamaya konduğunda her iki tarafça ne gibi uyarlamalar ve ayarlamalar yapılması gerektiğinin konuşulmasıdır. Çözüm bir planlamayı gerektiriyorsa hemen planlamaya başlayın. Burada üzerinde durulması gereken nokta çözümün uygulanmaya geçebilmesi için gerekli işlemlerin her iki kişi tarafından anlaşılmış olmasıdır.
6.Altıncı aşama: ÇÖZÜMÜ GÖZDEN GEÇİRME: Bir çözümün gerçekten uygulanabilir ve uygulanamaz olduğunu denemeden anlamak zordur. Çözümü bir süre uyguladıktan sonra gözden geçirmek üzere bir araya gelmekte büyük fayda var. Bu durumdan sonra çözüm tarzında bazı değişiklikler önerilebilir. Hatta öyle bir durum olabilir ki çözümü her iki taraf tatmin edici bulmayıp yeniden gözden geçirmek gereği duyulabilir.

Önemli olan sorunun altında ezilmek yerine her iki tarafı da hoşnut edecek bir çözüme ulaşıncaya kadar yaratıcı bir biçimde sorunla uğraşmak yapıcı çözüm önerileri getirmektir. Zaten anlatılan tüm bu bilgiler yerine geldiğinde ilişkiler daha yapıcı olacak ve karşılıklı olarak birbirini anlama sözkonusu olacaktır.
Son düzenleyen Safi; 2 Hafta Önce 00:03
Keten Prenses - avatarı
Keten Prenses
Kayıtlı Üye
24 Şubat 2009       Mesaj #5
Keten Prenses - avatarı
Kayıtlı Üye
Aile nedir? Ailenin işlevi nelerdir...

“Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan en küçük sosyal birim.” Daha ilkokul yıllarında öğretilir bu şekliyle ailenin tanımı bizlere. Hepimiz bu tanıma uyan ya da uymayan bir ailenin içine doğarız. Çoğumuzun günlük yaşamın koşturmacasında aklımıza gelmez aile tanımın içeriği, bizler için anlamı; ailemizin ve aile içinde bizlerin ne kadar değiştiği… “iyi” yada “kötü” deriz içine doğduğumuz ve sonradan kurduğumuz aileye. Nedir aslında ailemizin “iyi/sağlıklı” ya da “kötü/sağlıksız” olması? Aile, bireyler için hangi işlevleri görür ve sağlıklı ailelerin özellikleri nelerdir?
Aile her şeyden önce bir sistemdir. Aile içindeki bireylerin kişisel özellikleriyle ilişkilidir. Ama yine de kendine ait bir yapısı, düzeni ve özellikleri vardır. Çok rastlarız aile içinde suskun olup da aile dışına çıktığında son derece konuşkan olabilen insanlara. Aile içinde suskun kalmaları öğretilmiştir; “suskun” rolü verilmiştir çünkü onlara… Beklide ailede ondan daha fazla konuşması beklenen gerekli insanlar vardır çünkü. Ya da aile sistemleri ancak onlar suskun kaldıklarında bir arada olmaya devam edecektir; aile içinde öğrenirler bunu.
Aile sisteminin 5 temel fonksiyonu genel olarak bizlere ailelerin sağlıklı ya da sağlıksız olmaları hususunda bilgi verir. Aile içinde problemlerin çözümü; aile içi iletişim, aile içinde rol dağılımı, duygusal karşılık verme ve duygulara dahil olma/ olabilme ve davranış kontrolü.
1- Problem çözme; ailelerin sorunlara yaklaşımı ve çözüm şeklini anlatır. Yemeği kimin pişireceğinden maddi yükü kimin üstleneceği gibi maddesel problemler ve aile üyelerinin birbirine karşı yaşadıkları olumsuz duyguların çözümü gibi duygusal problemlerin üstesinden gelebilme bu kategoride değerlendirilir. Problemler aile bireyleri tarafından tanımlanabiliyor ve konuşulabiliyorsa, çözüm önerileri sunulup, çözümü konusunda ortak karar alınabiliyorsa çözüme uygun davranışlar uygulanıyor ve sonuçları aile içinde kimse suçlanmadan değerlendirilebiliyorsa bu sağlıklı ailenin bir göstergesidir.
2- Aile içi iletişim, ailede sözlü ve sözsüz mesajların nasıl ifade edildiğine gönderme yapar. Aile içinde iletişimin olabildiğince açık ve direk olması ailenin sağlıklılığına işaret eder. Ev işlerinden bunalan ve yardım isteyen bir annenin çocuğuna “çok sorumsuzsun, çok dağınıksın” demesi yerine “ev işlerinden çok yoruluyorum en azından odanı sen topla” diyebilmesidir aslında açık ve direk iletişim; yani sağlıklı iletişim. Tartışmalar yaşansa bile yine çözüm bulunabileceğini gösterir.
3- Roller; ailenin çeşitli fonksiyonlarının karşılandığı, aile bireylerinin çoğu zaman otomatik olarak yerine getirdiği davranış kalıplarıdır. Ailede kimin hangi görevi üstlendiğinden aile içindeki sınırların nasıl korunduğuna kadar geniş bir yelpazeye işaret eder. Örneğin toplumda anne babanın sorumluluğu olarak kabul edilen özellikler, aile içinde de uygulanabiliyorsa; yani anne-baba, anne babalığının, çocuk çocukluğunun bilincinde ise, bu davranış kalıpları içinde davranabiliyorlarsa ve bu ailenin her bireyi tarafından kabul edilebiliyorsa bu ailedeki rol dağılımının sağlıklı olduğunu gösterir.
4- Duygulara dahil olabilme ve karşılık verebilme; aile bireylerinin duygusal durumlarına uygun şekilde karşılık verebilmelerini ortak ya da bireysel aktivitelerini paylaşabilmeyi ifade eder. Ailenin sıkıntı yaşayan bir üyesinin kendini anlaşılmış hissedebilmesi, uygun şekilde yardım görebileceğini bilmesi ailenin sağlıklı oluşuna işaret eder. Benzer şekilde arkadaşlarıyla vakit geçirmek isteyen bir ergenin ailenin bilgisi dahilinde ama özelini de koruyarak huzurlu vakit geçirebilmesi de sağlıklılığın göstergesidir. Tıpkı keyifle ve ailece yenen akşam yemekleri gibi.
5- Davranış kontrolü; fiziksel olarak tehlikeli durumlarda psikobiyolojik ihtiyaçların karşılanması noktasında ve aile üyelerinin sosyal kontrole ihtiyacı olduğunda kendini gösterir. Ne çok katı ve değiştirilemez ne de tamamen boşvermiş ya da kaotik davranışlar yerine yeterince esnek ve duruma uygun davranışlar gösterebilmesi ailenin sağlıklı oluşuyla alakalıdır. Yani karnesinde kırık notlar olduğu için hayatının karartılacağını düşündüğünden, kendi hayatını karartma kararı verebilecek çocukların olmadığı ailedir sağlıklı aile. Cezalandırılacağını bildiği halde, notlarının kendi sorumluluğunda olduğunu, düzeltilebileceğini aile içinde öğrenilebilmiş çocuklar vardır sağlıklı ailenin içinde.
Sonuç olarak; bu beş fonksiyonda iyi kötü bir denge tutturmuş gerekli olan durumlarda esneklik gösterebilen ve değişime ayak uydurabilen aileler sağlıklı ailelerdir ve aile üyelerinin sağlıklı bireyler olabilmelerine olanak sağlar. Bu ailelerde “hayat şartları” zorunlu değişimleri direttiğinde değişimler ya da bozulmalar yaşansa da yine sağlıklı oluşa dönebilmek mümkün olur. Ailelerin sağlığı ve yapısı, bireylerin sağlıksız olma ihtimaline feda edilemez. Bizler bu tip ailelerden kendi ailelerimizi kurabilecek ya da kurmayı isteyebilecek kadar bağımsız ama her zaman sevileceğimizi ve değer verileceğimizi bilecek kadar da bağımlı olabiliriz.
Seçil ÇELİK ÖZBEKLİK
Psikolojik Danışman
Son düzenleyen Safi; 2 Hafta Önce 00:04
Quo vadis?
ahmetseydi - avatarı
ahmetseydi
VIP Je Taime
17 Mayıs 2009       Mesaj #6
ahmetseydi - avatarı
VIP Je Taime
Aile
Doğum ya da evlilik yoluyla birbirine bağlı bireylerin oluşturdukları toplumsal birim.

Dört temel aile tipi vardır: Ana, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile; kardeşleri ve diğer akrabaları da kapsayan geniş aile; avlanma, bir barınağın paylaşılması, din, gelenek ve görenekler temelinde birleşen insanların oluşturdukları toplu aile; aralarında kalıtımsal ilişki bulunmadığı hâlde birlikte yaşayan ve çekirdek ya da geniş ailelerdeki bireylerin rollerini üstlenen kişilerin oluşturdukları deneysel aile.

İsrail'deki kibutzlar ve komünler, deneysel aileye örnek olarak verilebilir. Bir aile içindeki soy zinciri, genellikle babaya göre saptanır. Soy zincirinin anaya göre saptandığı aile tipleri, tarihin daha erken dönemlerinde görülmüştür. Soy zincirinin hem anaya hem babaya göre saptandığı aile tiplerine ise, daha az rastlanır. En yaygın aile tipleri, çekirdek aile ve geniş ailedir.

Günümüzde gerek batı, gerekse doğu toplumlarında en yaygın aile tipini oluşturan ve tekeşlilik (monogami) üzerine kurulu olan çekirdek aile, hem toplumsal hem de ekonomik bir birim olarak varlığını sürdürmektedir. Kadının geleneksel rollerinden bir ölçüde sıyrılması ve ekonomik yaşama doğrudan katılması ise, çekirdek ailenin üstlendiği birçok işlevin, giderek toplumsal bir hizmet olarak verilmesini gündeme getirmektedir.

Kari-koca, ana-baba ve çocuklardan meydana gelen en küçük insan topluluguna aile denir. Ailelerin birlesmesinden Millet meydana gelir. Bir Millet için ailenin önemi çok büyüktür. Çünkü milletin temeli ailedir. Aileler mutlu ve huzurlu olursa millet de güçlü ve kuvvetli olur. Aile, bir milleti millet yapan milli ve manevi degerlerin, gelenek ve göreneklerin ögrenildigi bir okuldur. Allah'a, vatan ve millete karsi borçlu oldugumuz vazifeler önce burada ögrenilir. Küçükler ailede büyüklerin davranislarini görerek taklid eder , devamli olarak gördügü hareketler ruhunda iyice yerlesir ve aliskanlik haline gelir. Böylece çocugun ahlaki yapisi ve kisiligi olusur.

Insanlarin davranislarini bir fotograf makinesi gibi alan çocugun temiz ruhunda iyi görüntülerin yer almasi için, aile fertlerinin her zaman iyi hareketlerde bulunmasi gerekmektedir. Bu sebeple, aile fertlerinin birbirlerine karsi ahlaki vazifelerini ve sorumluluklarini yerine getirmesi büyük önem tasimaktadir. Ailenin mutlulugu ve milletin gelecegi buna baglidir.
Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs
Son düzenleyen Safi; 2 Hafta Önce 00:05
ѕнσω мυѕт gσ ση ツ
_KleopatrA_ - avatarı
_KleopatrA_
Ziyaretçi
15 Şubat 2010       Mesaj #7
_KleopatrA_ - avatarı
Ziyaretçi
Aile Çeşitleri Nelerdir?

Bunlar 3 tanedir. Köy, kasaba ve kent ailesi.

a) Köy Ailesi

Küçük esnaf ve zanaatkarlar, küçük tüccar, toprağı kendisi işleyen çiftçi, küçük memur ve bir ölçüde de işçi ailelerinden oluşur. Çoğunun kökeni kasaba ve köylerdir.

b) Kent Ailesi ve Aile tipleri

Tarımdan tamamen kopmuş, işçi, memur, esnaf aileleridir. Kentsel yörelerde oturanlar üretim faaliyetleri ile pek ilgilenmezler.

Toplumumuzda Aile Türleri


Aileleri tanımak ve betini özelliklerini kavramak için gruplara ayırarak incelemek yararlıdır. Aileler genellikle geleneksel tarım kültürünü yansıtan "geniş aile" ve çağdaş sanayi kültürünü yansıtan "çekirdek aile" olarak ikiye ayrılır.

Ancak, bazı kültürel farklar, bu tanımlan daha geniş tutma gerçeğini doğurmaktadır. Geniş ve çekirdek aileden büyük farklılıklar göstermeyen, ancak, kültürel özellikleri nedeni ile ayrı ayrı incelemeyi gerektiren bu aile yapılan burada ayrıca açıklanacaktır (örneğin, gecekondu ailesi, göçebe aşiret ailesi).

Aile tipler nelerdir?

a) Geniş Aile

Genellikle kırsal ya da geleneksel toplumların bir kurumudur. Bu aile tipi kişinin özgürlüğünü kısıtlayıcı ve buna bağlı olarak da toplumsal gelişmeyi engelleyicidir. İlişkiler eşitlikçi değildir, geniş ailenin en önemli özelliği aile içindeki statü farklılığıdır. Yaşlı gençten, ergin çocuktan, erkek kadından daha yüksek konumdadır. Konumu en düşük grup ise gelin gibi aileye yeni katılan kişilerdir.
Geniş ailede iş bölümü cinsiyete göre yapılır: Kadınlar ev içindeki bütün işlerde, erkekler ise tarlada ve işlerlerinde çakşır. Kız çocuklan anneye, oğlan çocuklan babaya yardım eder.

Kırsal kesimde kadının eğitim olanaklarından yararlanması çok sınırlıdır Genelde ilkokulu bitirip evlenmektedirler.

Geniş ailede eş seçimi ana baba aracı olmaksızın olası değildir, akraba ve aynı yöreden kişiler ile olan evlilikler çok erken yaşlarda olmaktadır. Evlilikte geçerli nikah çoğu zaman imam nikahıdır. Burada ise kadının güvencesi yoktur evlilik tek taraflı olarak bitirilir. Genelde evlenmeler ekonomik değiş-tokuşu gerektirir.

Bu tip ailede kadın, yakın akrabaları dışında genellikle kimse İle görüşmemekte, ekonomik etkiye çok büyük oranda katıldıkları halde, ekonomik bağımsızlıktan habersiz, çoğunlukla parasız çalışan emekçiler durumundadır Kadınlar yasal haklarını bilmemektedir Köylerdeki kadınlar, ataerkil ailenin sürmesi, ekonomik bağımsızlık, dar görüşlülük, yani bilgisizlik ve düşünsel bağımlılık sonucu erkeklerine sıkı sıkıya bağlıdırlar.

Erkek çocuk tercih edilir. Erkek çocuk daha çok okutulur. Evlenen çocuklar yeni bir ev açma yerine baba evini tercih edeler. Erkek çocuk genelde babanın işini
devam ettirir. Toplumsal statüsü, aile ve akrabalık sistemi tarafından belirlenir. Bu aile tipinin çok sık görülmesi yerleşik tarım ve mülkiyet hakkı ile açıklanabilir.

Karı-koca ilişkileri belli bir mesafe içindedir. İsimle hitap edilmez, coşkusal ve duygusal davranışta bulunulmaz. Kadın kocasından hem korkar, hem de sayar.

Baba genel olarak otoritesini korkuya dayandırır ve çocuklar ile karşılıklı ilişkisini en aza indirir.
Annenin çocuk eğitimindeki payı çocuk küçük iken oldukça fazladır Büyüyünce bu görev babaya veya aile büyüklerine yüklenir. Kadının izin almadan evden çıkması olası değildir, kocasından veya büyüklerinden izin alarak çoğunluk ile aileden biri ile dışarı çıkar.

Geniş aileyi çekirdek aileden ayırabilmek içi kullanılan ölçütler şunlardır.
  1. Eş Sayısı: Tek eşli, çok eşli gibi,
  2. Evlilikte Yerleşim Yeri: Ana, baba, yeni ev gibi,
  3. Yetki Örüntütü: Eşitlikçi, ataerkil, ana eridi gibi,
  4. Kuşaksal Doğurganlık: Dikey, yatay büyüme gibi.

Geniş Aile Tipleri

  • 1) Birleşik Aile: Hem yatay, hem dikey genişleme sonucu oluşur. Aile reisinin kendi erkek kardeşleriyle birlikte oturması bakımından aynı kuşak çizgisinde yataylığına büyümüş olan bu aile tipi aynı zamanda söz konusu kardeşlerin evli erkek çocuktan ile dikey büyümüş olur.
  • 2) Ataerkil Aile: Yatay ve dikey genişleme vardır, birleşik aileden farkı, aile reisinin kardeşlerinin ve onların ailelerinin aide yer almaması, dolayısıyla en yaşlı kuşakta tek bir evli erkeğin bulunabilmesidir. Ancak birden fazla evli oğul ailede bulunabileceği için kök aileden farklıdır.
  • 3) Kök Aile: en büyük oğul, annesi ile eve yerleşir, diğer evlenenler evi terk eder. Baba ölünce aile reisliği doğrudan büyük oğlana geçer. Sadece dikey genişleme vardır.
  • 4) Ara ya da Geçici Aile Tipi: Aile reisinin çeşitli nedenlerle geniş aile içinde yer almaması ya da konumunu yitirmesine bağlı gelişir.

Geniş Aile Fonksiyonları

  1. Ekonomik Fonksiyon: Gelir tek elde toplanır v masraf tek elden yapılır Oldukça gelişmiş bir ekonomik iş bölümü ve işbirliği vardır.
  2. Prestij Fonksiyonu: Üyeler toplumdaki statülerini aileden alır. Soyluluk ve çiftçilik gibi kazanç ve meslekle ilgili sosyal statülerin kaynağı ailedir
  3. Eğitim Fonksiyonu: Aile üyelerinin her türlü eğitimden (mesleki, dini) sorumludur
  4. Koruyum Fonksiyonu: aile üyelerini maddi ve manevi olarak korur.
  5. Dini Fonksiyon: Aile üyelerine sadece dini eğitim vermekle kalmaz Tam bir dini birlik olmak üzere üyelerin ibadetlerini denetler.
  6. Eğlenme ve Dinlenme Fonksiyonu: Aile üyelerinin dinlenme ve eğlenmelerinin en iyi şekilde sağlandığı yerdir.
  7. Eşler Arasındaki Sevgiyi Sağlama ve Üreme Fonksiyonu: Ailenin en eski ve belki de değişmemiş tek fonksiyonudur

Geniş ailenin bu fonksiyonlarla beraber getirdiği engeller şunlardır:


  • Bireylerin çalışma arzusunu ve sosyal adaleti önler,
  • Sosyal ve coğrafi hareketliliği önler,
  • Değişimi önler,
  • İltimas krallarının devamına neden olur.
  • Olumlu fonksiyonları şunlardır:
  • Sermaye sağlamada ilk kaynağı oluşturur,
  • Köyden kente gelenler için bir uyum dönemidir.
  • Beslenme yeterlidir.
  • Doğurduğu erkek çocuk sayısı ile kadının statüsü artar.

b) Çekirdek Aile

Modern toplumdaki aile tipidir Kentlerde tarım dışı kesimlerde toplanan, üretim uğraşları aileyi aşarak örgütlenmiştir. Kentte ailenin temel üretim birimi olma özelliğini veya ana fonksiyonlarından birini yitirmesine bağlı olarak kurulmuştur ve işleyiş bakımından köklü değişimlere sahne olduğu görülmektedir. Kent koşullarında aile hacim boyut, nitelik ve fonksiyonlarıyla da biçim değiştirmiştir.
Çekirdek ailede çocuk sayısı azalmaktadır. Çocuğun sosyal güvence olarak görülme oram düşmekte, doğum aralığı uzamaktadır.

Şu özellikleri sayılabilir:

  • Aile bireyleri arasında iş bölümü vardır.
  • Kuşaklar ve yaş öbekleri arasında özerk ve hoşgörülü ilişki vardır, çeşitli roller belirlenmiş olmasına rağmen aile üyeleri arasında dayanışma vardır Aile başkanlığı da genellikle belli bir cinsin tekelinde değildir.

Değişik aile tipleri

Kadının da erkek gibi yetişme olanaklarından yararlanması yeteneklerini geliştirmesi, ev dışında çalışmasına olanak tanınır. Kadın erkeğe olan maddi geliştirmesi, ev dışında çalışmasına olanak tanınır Kadın erkeğe olan maddi bağımlılığından kurtulmuş ve erkeğine benzer bir konum kazanmıştır.

Aile akrabalarından, akrabalar da aileden yardım beklemez. Çocuklar da ekonomik bağımsızlığını elde ettikten sonra aile ile ilişkileri zayıflar.
Aile ve akrabaların birbiri üzerindeki değer ve ahlak kontrolü yoktur, aile hem kendi içinde hem de dışta bağımsızdır.

Çocuğun eğitimi ve toplumsallaştırılması esastır.
Kadın boş zamanlanın genelde istediği şekilde değerlendirir.
Ayrılma ve yeniden evlenme oranı yüksektir
Eş seçimi serbesttir. Ortalama evlenme yaşı ileridir.

Çekirdek ailenin iki önemli görevi kalmıştır.

  1. Üyelerin psikolojik gereksinimlerinin karşılanması (destek olma, duygusal birliği sağlama).
  2. Üreme ve küçük çocukların sosyalleşmesi
Bu görevler en önemli görevlerdir. Toplumdaki başka hiçbir kurum bu görevleri yerine getiremez.

c) Göçebe Aşiret Ailesi

Halen ülkemizde göçebe ailelere yer gösterilmiş olmasına rağmen bazdan hayvancılık ile geçim sağladıkları için göçebeliklerini sürdürmektedirler. Geniş aile özelliğini taşımaktadır. Anne, baba, çocuklar, evli çocuklar bir arada yaşamaktadır

Göçebe aşiret ailesinin özellikleri şunlardır:

1. Geçimlerini hayvan yetiştirerek karşılamaktadırlar.
2. Ortak bir atadan geldiklerine inandıkları için ailenin devamı için aşiret içinde evlenme yaygındır.
3. Topluluk içinde kan bağı ve evlilik yolu ile yaygın bir akrabalık oluşmuştur.
4. Geniş aile gibi ataerkil özellik taşımaktadır. Aile içinde erkek tarafi daha saygındır. Kararlar babadan çıkar, bu nedenle evliliklerde erkek çocuk sahibi olmak makbuldür.
5. Yaşam biçimi içinde başlık parası yaygındır. Başlık parası ağır olduğu için aileler arasında karşılıklı evlenme yapılmaktadır.
6 Aşiret topluluklarında kadının sözü geçer. Fakat gelin karar vermeden önce kayınvalidesine danışmak zorundadır.
7. Çocuklara, eş ve yatanlara bakma, evin ihtiyaçlarını karşılama ve hayvanların bakımı kadının görevidir.

d) Gecekondu Ailesi (Geçiş Ailesi)

Geniş ve çekirdek aile özelliklerini birlikte taşıyan bir aile biçimidir. Kırsal alanda nüfusun çoğalması toprağın yetmemesi ve işsizlik ve geçim sıkıntısının başlaması nedeni ile köyden kente göç hızlanmıştır. Köyden kente göç eden aileler çekirdek aile görünümündedir. Fakat geniş aile özelliklerini korumaktadır. Ayrıca bu aileler düzensiz kentleşme nedeni ile yaşamlarını olumsuz bir çevrede sürdürmektedirler.

Gecekondu Ailesinin Özellikleri şunlardır:

  1. Bozulan bir hiyerarşi söz konusudur. Geniş aile özelliği de taşıdığı için evde söz sahibi aile reisidir. Kadın da çalıştığı ve ekonomik özgürlüğü olduğu için ailede söz sahibi olmaktadır.
  2. Geniş ailede olduğu gibi erkek çocuğa sahip olma isteği fazladır. Çünkü erkek çocuk aile için yaşlılık, işsizlik ve emeklilik durumunda sosyal güvence olarak görülmektedir. Bunun yanında erkek çocuk küçük yaşta çalışmaya başladığı için aileye maddi katta sağlamaktadır.
  3. Kız çocuk, evde anneye yardımcıdır. Anne çalışıyor ise evin bütün işlerinden sorumlu olmaktadır. Ekonomik bir bağımsızlığı söz konusu olmadığı için ailede söz hakkı yoktur.
  4. kentli çekirdek aileden farklı olarak aşın doğurganlık söz konusudur. Aile bağlarının kuvvetlenmesi, devamlılığın sağlanması nedeni ile doğurganlık fazladır.
  5. Hem dini hem resmi nikah vardır.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
2 Hafta Önce       Mesaj #8
Safi - avatarı
SMD MiSiM

aile


evlilik, kan ya da evlat edinme bağlarıyla birbirine bağlı, tek bir hane halkı oluşturan, karı-koca, ana-baba, çocuklar ve kardeşler olarak her biri kendi toplumsal konumu içinde birbirlerini karşılıklı etkileyen, ortak bir kültür yaratan, paylaşan ve sürdüren bireyler grubu.

Aile topluluğu, tek bir hane halkını oluşturduğu için çoğu kez hane halkı terimiyle karıştırılır. Oysa pansiyonerler, bir evde yatılı kalanlar, hatta ortak bir konutu paylaşan her kişi hane halkından sayılabilir. Aile, kimi zaman da kan bağı birliği nedeniyle akrabalıkla karıştırılır; oysa akrabalar birçok hane halkına ayrılabilir. Çoğu kez aile, evli çiftten ayırt edilmez; oysa aile topluluğunun özü, ana-baba-çocuk ilişkisidir, bu da pek çok evli çift için söz konusu olmayabilir. Aile, kurumsal yönleriyle sık sık evlilik kurumuyla, aile topluluğu içinde karı-koca olarak yaşayan yetişkin çift arasındaki cinsel ilişkileri düzenleyen geleneklerle de karıştırılır. Evlilik, karı-koca ilişkisinin kurulması ve sona erdirilmesine ilişkin işlemleri, karşılıklı yükümlülükleri ve bu kurumu oluşturan bireyler üzerindeki baştan kabul edilmiş kısıtlamaları belirler.

Aile, çoğu kez farklı soylardan gelen ve birbiriyle kan bağı ilişkisi olmayan, genellikle özel ve ayrı bir konutta kendi çocuklarıyla oturan bir erkekle bir kadının oluşturduğu birimdir. Bu tür bir yaşam düzeni daha özel adıyla çekirdek aile olarak bilinir ve var olan farklı aile tiplerinin en eskisi olduğuna inanılır. Kimi zaman aile, yalnızca ana-baba ve evli olmayan çocukları değil, aynı çatı altındaki evli çocukları, bunların eşlerini ve çocuklarını içine alacak biçimde tanımlanır ve geniş aile olarak adlandırılır. Sanayileşmiş toplumlarda geniş ya da büyük aile teriminden, aynı çatı altında yaşayan ana, baba ve çocuklara ek olarak başka yerlerde oturan yakın akrabalar da anlaşılır.

Ailenin sosyo-ekonomik yönleri


Ailenin kendi üyelerine dönük birçok önemli işlevi vardır. Bunların belki de en önemlisi, birlikte yaşamanın eşler arasında, daha sonra da onlarla çocukları arasında doğurduğu sıcaklık, sevgi ve dostlukla sağlanan duygusal ve ruhsal güven duygusudur. Aile, ayrıca üremeyi kurumsallaştırarak ve cinsel davranışlar konusunda yol gösterici kurallar getirerek önemli bir toplumsal ve siyasal işlev görür. Bunlar dışında, çocukların yetiştirilmesi ve toplumsallaştırılması gibi toplumsal yararı olan işlevlerle, aile bireyleri hasta ya da özürlü olduğunda onlara bakmak gibi insancıl işlevleri de yerine getirir. Ekonomik açıdan aile, temel gereksinimlerini kendi başına karşılayamayacak kadar küçük ya da yaşlı olan üyeleri için yiyecek, giyecek, barınak ve fiziksel güvence sağlar. Siyasal açıdan ise genel toplumsal düzen ve istikrarın korunmasına yardımcı olabilir.

Aile Tarihi


Tarihte birçok kültürde aile, erkeğin egemenliğinde (ataerkil) olmuştur. Erkeğin egemenliğindeki ailenin belki de en çarpıcı örneği Eski Ahit’te sözü edilen ve klanların başı olan erkeklerin hem birçok eş, hem de birçok cariye alabildikleri aile tanımıdır. Eski Ahit’te sözü edilen kadınların toplumsal konumu genel kural olarak çok düşüktü. Roma döneminde de aile ataerkildi, ama çokeşlilik yoktu ve kadın kendi işlerini yönetme hakkından hâlâ yoksun olmakla birlikte toplumsal durumu genel olarak Eski Ahit dönemine göre biraz daha düzelmişti. Roma ailesi geniş aileydi ve aile reisi olan babanın öz oğlunu öldürebilecek kadar yetkisi vardı. Toton ailelerinde kadının toplumsal konumu daha yüksekti. Romalı tarihçi Tacitus, Toton kadınlarının mirastan bile pay alabildiğini yazar. Ortaçağ Avrupa’ sında Kutsal Roma-Germen împaratorluğu’nun, Katolik Kilisesi’nin ve feodalizmin etkisindeki aile genel olarak erkeğin egemenliğinde geniş aileydi.

Sanayi Devrimi ve onu izleyen kentleşme, aile yapısına birçok değişiklik getirdi, hâlâ da getirmektedir. Sanayileşme ve kentleşme feodal mülklerin parçalanmasına yol açtı; yaşam biçiminde ve meslek tiplerinde keskin değişiklikler başlattı. Pek çok insan, özellikle de evlenmemiş köylü gençler çiftliklerini bırakarak sanayi işçisi olmak üzere kent merkezlerine gittiler. Bu süreç birçok geniş ailenin parçalanmasına yol açtı. Ana- babalarm çocuklarının davranışları üzerinde hâlâ bir oranda söz hakkı vardı, ama toplumsal ve coğrafi akışkanlığa ve para kazanma yollarının açılmasına bağlı olarak etkileri azaldı.

Sanayi Devrimi’nden bu yana ortaya çıkan modern aile, önceki dönemlerdeki aile tipinden oldukça farklıdır. Örneğin ataerkil düzenin yerini, cinsler arasında giderek artan bir eşitlik almaktadır. Aile içinde kadın ve erkeğin kalıplaşmış rolleri yıkılmaktadır. Eve ve çocuklara bakmak artık kadına özgü bir görev olmadığı gibi, para kazanmak ve ev dışfnda toplumsal bir yaşam sürdürmek de erkeğin tekelinden çıkmaktadır. Bugün birçok evli kadın çalışıp mesleğini sürdürürken, birçok erkek de ev işlerinin yürütülmesine katılmaktadır. Bazı çiftlerin yasal yoldan evlenmemeleri ve nikâhsız çocuk sahibi olmayı seçmeleri sonucunda da aile yapısı değişmektedir. Resmî olmayan bu ilişkilerin çoğu kısa süreli olma eğilimindedir ve tek ebeveynli ailelerin sayısında hızlı bir artış görülmektedir. Modern aile bugün üretici olmaktan çok tüketici bir birimdir ve aile bireyleri kendi evlerinden çok dışarda çalışmaktadır. Kamu kurumlan yaşlı ve hasta kişilere bakmak, gençleri eğitmek, dinlenme ve eğlenme olanakları sağlamak gibi daha önceleri ailenin yürüttüğü işlevleri üstlenmiştir. Teknolojik gelişmeler, özellikle de aile planlanması alanındaki gelişmeler çiftlere, çocuk isteyip istemedikleri ve ne zaman istedikleri konusunda karar verme olanağı sağlamaktadır.

Aile hukuku


Aile hukuku, genel olarak ailenin örgütlenmesine ilişkin yasalar ve yazılı kurallar topluluğu olarak tanımlanabilir. En geniş anlamıyla, aile bireyleri arasındaki yasal ilişkileri olduğu kadar, aile ile toplum arasındaki ilişkileri de düzenler. Aile hukukunun içerdiği hükümler, aileyi sağlamlaştırma ve toplumsal işlevlerini yerine getirmesini sağlama amacına yöneliktir. Modern çağlara gelene değin evlilikte genel kural, gelinin babasına olan bağımlılığının damada devredilmesiydi. Damat yalnızca karısının vesayetini devralmakla kalmaz, onun bütün işleri üzerinde denetim kurardı. İngiliz Medeni Kanunu’nun öngördüğü gibi, kadın genellikle evlilikle birlikte her türlü yasal kimliğini kaybederdi. Ama bu uygulamanın karşı örnekleri de vardı. Örneğin İslam hukukunda kadınlar, kişisel malları üzerinde önemli ölçüde denetim hakkına sahipti. Çarlık Rusyası’nda kadınlar kendi mallarını kocalarından bağımsız olarak yönetebilirlerdi.

Devraldığı sorumluluğa karşılık damada gelinin babası tarafından drahoma ödenmesi birçok ülkede rastlanan bir uygulamadır. Ama bunun tersi de söz konusudur. Örneğin, İrlanda’da eski Kelt hukukuna göre damat, gelinin ailesine bir süre para ödemekle yükümlüydü. İslam hukukunda da kadın, nikâh akdi nedeniyle, erkeğin vereceği mala (mehr) hak kazanırdı. Türk geleneğinde ise, çok eski çağlardan beri evlilik sırasında erkek tarafı kızın babasına başlık (ya da kalın) öder; buna karşılık kız tarafı da başlığa denk düşecek ya da onu aşacak miktarda çeyiz hazırlardı.

Romalı ailenin baş özelliği mutlak otoritenin babada olması {patria potestas) idi. Ailede yaşça büyük olan erkek, bütün çocukların, erkek soyunun akrabalarının tümünün ve aileye evlatlık olarak kabul edilenlerin üzerinde kesin otoriteye sahipti. İki tür evlenme vardı. Manus’lu (kocanın vesayeti) evlenmede, kocanın karısı üzerinde egemenliği mutlaktı ve bu da çocukları üzerindeki patria potestas’a denk düşüyordu. Manüs’suz evliliklerde ise kadın babasının patria potestas’ı altında kalırdı. Avrupa’da çağdaş aile hukukunun temelleri Roma hukukuna dayanır. Fransız ve Avusturya medeni kanunlarına 19. yüzyıl başlarında konan ve aile hukukunu ilgilendiren kurallar Roma hukukunun etkisi altındadır. Bu yasalarda sonradan yapılan kimi değişikliklerle Roma hukukunun etkisi büyük ölçüde yumuşatılmıştır. Gene Roma hukukundan etkilenen 1896 tarihli Alman Medeni Kanunu, öbür konularda olduğu gibi aile konusunda da içerdiği ayrıntılı hükümlerle kadının aile içindeki durumunu iyileştirmeye çalışmıştır. 1907 tarihli İsviçre Medeni Kanunu ise, aile hukuku alanında geleneğe bağlılıkla çağdaşlaşma eğilimlerini uzlaştırmıştır.

Roma, Müslüman, Yahudi, Çin ve Japon sistemleri gibi birçok eski sistemde tek taraflı boşanmanın herhangi bir biçimi olanaklıydı. Yalnızca bir tarafın, genellikle de erkeğin boşanma isteminde bulunması yetiyordu. Roma sisteminde, manus’lu evlilikte boşanma kocanın isteğine bağlıydı; manus’ suz evlilikte ise iki taraftan biri boşanma isteğinde bulunabiliyordu. İslam hukukunda aile ilişkilerini düzenleyen yasalar ataerkil bir nitelik taşıyordu. Baba ister çocuk, ister erişkin olsun, kızlarını rızalarını almadan evlendirebilir, onlar adına nikâh akdi yapabilirdi. Ama kadın daha önce bir evlilik geçirmişse evlilik için rızası zorunluydu; bu durumda da nikâh akdini onun adına gene babası ya da vasisi yapardı.

Yasal kabul edilen evliliklerden ya da evlilik dışı ilişkilerden doğan çocuklar da aile hukukunda önemli yer tutar. Hemen her kültürde eskiden çocuğun sorumluluğu ana-babaya, çoğunlukla da babaya bırakılırdı. Evlilik dışı çocukların yasal korunması ya çok sınırlıydı ya da hiç yoktu. Bugün birçok toplum, çocuk haklarını korumanın ve çocuk yetiştirme ölçütlerini belirlemenin genel yararını kabul etmiştir. Dolayısıyla aile hukuku, başka herhangi bir alandan daha çok, çocuklarla ilgili olarak özel yaşama karışır. Zorunlu eğitim, yasanın ana-baba yetkisinin üzerine çıkmasının bir örneğidir. Tek ebeveynli aileler olgusunda da yasa şu ya da bu biçimde çocuğa destek olmaktadır. Çocuk emeğine ve çocuklara kötü davranmaya ilişkin yasalar da, çocuğun çıkarları konusunda toplumun sorumluluğunu ileri sürer.

1926’da İsviçre Medeni Kanunu’ndan pek az değişiklikle Türkçeye çevrilerek kabul edilen ve çağdaş aile hukuku ilkelerini içeren Türk Medeni Kanunu, ailede devletçi ve bireyci görüşleri bağdaştırır. Evlenmenin devlet memuru önünde ve onun aracılığıyla yapılması (m. 108), evliliğin geçersiz sayılması gereken hallerde savcıya yetki verilmesi (m. 113), ana-babanın velayet hakkını kullanmasının mahkeme denetimine bağlı tutulduğu kimi hallerin öngörülmesi (m. 272), vasinin mahkemece atanması ve vasiliğin onun üzerinden gene mahkemece alınması (m. 363, 427), evlilik ilişkilerinin saptanması için sicil tutulması (m. 35, 111) ve benzeri düzenlemeler, aile hukukundan doğan ilişkilere devletin ne oranda karıştığını ortaya koyar.

Buna karşılık evlilik bağının oluşmasında bireylerin serbest iradesinin temel alınması (m. 116-118), eşlere boşanmayı isteme hakkının tanınması (m. 129-135), karı-kocanın yasada düzenlenmiş olan mal rejimlerinden birini seçme özgürlüğü (m. 170) şibi hükümler de Türk aile hukukunun, kişinin iradesine geniş yer bırakan bireyci niteliğini gösterir.

Öte yandan, yakın hısımlar arasında yardım ve geçindirme yükümlülüğü (m. 315), boşanma durumunda geçim güçlüğüne düşen eşe nafaka ödeme zorululuğu (m. 144), kimsesiz çocukların, ana-babanın velayet hakkını kötüye kullandıkları çocukların, aile düzenine karşı işlenen suçlar 230 akıl hastalığı ya da zayıflığı nedeniyle iş görme gücünden yoksun ergin kişilerin gözetilmesi ve savurganlık, içki düşkünlüğü, kötü yaşam ve kötü yönetimi nedeniyle kendisini ve ailesini yoksulluğa sürükleyen ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan ergin kişiler için bir vasi atanması (m. 354-356) gibi dayanışmacı düzenlemeler içeren Türk aile hukukunun sosyal karakteri ağır basar.

Türk aile hukukunun bir başka önemli özelliği, aile işlerinin düzenlenmesinde yargıca geniş değerlendirme yetkisi bırakması ve somut olaylara uygun karar vermeyi sağlayan bir esneklik taşımasıdır.
Türk aile hukukunu Osmanlı-lslam aile hukukundan ayıran özellikler şöyle sıralanabilir:
1) kadınla erkek arasında salt eşitlik ilkesi kabul edilmiştir,
2) evlenme “medeni nikâh” denen ve evlendirme memuru önünde yapılan bir resmi işlem olarak düzenlenmiştir,
3) etlenme kişilerin serbest iradesine bağlı bir işlem durumuna getirilmiştir,
4) evlenmede bir yaş sınırı getirilmiştir,
5) karı-koca arasında mal ayrılığı yanında sözleşmeye dayalı bir sistem olarak mal birliği ve mal ortaklığı öngörülmüş, eşlere bu konuda seçenekler sunulmuştur.
kaynak: Ana Britannica
SİLENTİUM EST AURUM
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
2 Hafta Önce       Mesaj #9
Safi - avatarı
SMD MiSiM

aile malları


aile üyelerinin çeşitli gereksinimlerini karşılamak ve ailenin devamını sağlamak amacıyla aynlan mal ya da mallar topluluğu. Aile içinde ekonomik dayanışma ve yardımlaşmanın sağlanmasını, ekonomi, ticaret ve tarım işletmelerinin parçalanmasının önlenmesini ve bunların daha verimli işletilmesini amaçlar. Medeni Kanun’da aile malları kurumu üç değişik türde düzenlenmiştir:
1) Tüzel kişiliğe sahip aile vakfı
2) aile mallan ortaklığı
3) aile yurdu

aile malları ortaklığı


AİLE ŞÎRKETÎ EMVALI olarak da bilinir, hısımların terekedeki paylarının tümünü ya da bir bölümünü bırakarak ya da ortaya başka mallar koyarak iştirak halinde mülkiyet biçiminde aralarında oluşturdukları ortaklık. Aile malları ortaklığının yeri aslında aile hukukunda, aile mallan arasında olmakla birlikte, kaynağı miras hukukundan gelmektedir (Medeni Kanun, m. 599). Çünkü bu kurum, özellikle tarımsal taşınmazların miras yoluyla parçalanmasından doğan ekonomik sakıncaları geniş ölçüde önlemeyi amaçlar. Ancak, mirasçılık söz konusu olmadan da hısımlar arasında böyle bir ortaklık kurulabilir. Aile vakfından farklı olarak, bu ortaklığın tüzel kişiliği yoktur.

Aile malları ortaklığına ayrılan mallar taşınır ya da taşınmaz olabilir. Bu ortaklığı oluşturan hısımların hepsinin ortaklığa mal koymuş olmaları koşulu yoktur; hısımların, bu ortaklığa ayrılan mal ya da mallar topluluğu üzerinde iştirak halinde mülkiyete sahip olmaları ye terlidir.

Aile malları ortaklığı ancak resmî senetle kurulabilir. Resmî senette ortaklığı kurma iradesi, ortakların kimler olduğu, ortaklığa hangi malların konduğu, varsa özel anlaşmalar, ortaklığın elbirliğiyle mi, temettü payı biçiminde mi işletileceği, belirli süreli mi, yoksa belirsiz süreli mi olduğu gibi konular yer alır. Resmî senette tersi belirtilmemişse ortaklığın elbirliği ile işletileceği kabul edilir. Elbirliği ile işletmede idare ve işletme tüm ortakların katılmaları ile yürütülür. Temettü payı ile işletmede ise işletme, yönetim ve temsil yetkileri ortaklardan yalnız birine aittir. Bu ortak öbür ortaklara yıllık gelirden belli bir pay vermekle yükümlüdür. Her iki ortaklık türünde de kâr ve zarara katılma paylarının eşit olması asildir. İştirak halinde mülkiyet söz konusu olduğundan, ortaklardan hiçbiri tek başına kendi payı üzerinde tasarrufta bulunamaz; tasarruf işlemleri ancak tüm ortakların oybirliğiyle yapılabilir. Ortaklık borçlanndan dolayı ortaklar zincirleme sorumludurlar.

Aile malları ortaklığı belirli süreli olarak kurulmuşsa ortaklar sona erme tarihinden altı ay önce yazılı ihbar yoluyla ortaklıkla ilgilerini kesebilirler. Medeni Kanun’a göre bunun dışında:
1) Tüm ortakların onayı varsa,
2) ortaklığın devamı için belirli süre sona ermiş ve uzatılmamışsa,
3) ortaklardan birinin payı icra yoluyla haczedilerek satılmışsa,
4) ortaklardan biri iflas etmişse,
5) ortaklardan birinin haklı nedenlere dayanan isteğiyle,
6) temettü payı koşuluyla ortaklığı işletmeyi üzerine alan ortak, malları gereği gibi işletmemiş ya da öbür ortaklara karşı yükümlülüklerini yerine getirmemişse, aile malları ortaklığı sona erer.

aile vakfı


aile bireylerinin eğitim ve öğretimi, iş yaşamında gerekli maddi araçlara sahip olabilmesi ya da maddi yardım görebilmesi için gerekli giderleri karşılamak üzere oluşturulan özel kurum (Medeni Kanun, m. 322). Tüzel kişiliği olan ve belli bir amaca ayrılmış mal topluluğu olarak vakıfların özel bir türüdür. Öbür vakıflar gibi bir resmî senetle ya da ölüme bağlı tasarrufla kurulur. Medeni Kanun’un miras hükümlerine göre, tasarruf hesabının zamanı ya da bir kısmı vakfedilebilir (m. 473). Aile vakfı, kanuna, ahlaka ve kamu düzenine aykırı olmamak koşuluyla her amaca yönelebilir. Bu vakıf türünden yalnızca ilgili aile bireyleri yararlanabilir. Bunlar da tüm kan hısımları ve sihri hısımlar, evlatlık ve onun karı ya da kocası olabilir. Bir malın ya da bir hakkın devir ve ferağ edilememek koşuluna bağlı olarak bir aileye tahsisine ve aile bireyleri arasında geçişinin nasıl olacağına ilişkin işlem yapılması yasa hükmüyle yasaklanmıştır (m. 322/2).

Aile vakfına, vakfedenin (vâkıf) mirasçıları ve alacaklıları itiraz edebilir. Öbür vakıfların Vakıflar Genel Müdürlüğü denetimine bağlı olmasına karşın aile vakfının denetimi kuruluş senedine (vakıfnameye) göre yapılır.
Aile vakfı, kuşaklar boyunca aile bireylerinin eğitim-öğretim ve öteki zorunlu giderlerini karşıladığı için sürekli bir kurumdur. Bununla birlikte Türk hukuk sisteminin ilkelerine göre, bazı fesih nedenlerinin varlığı halinde sona erer. Medeni Kanun’da aile vakfı için özel sona erme nedenleri düzenlenmemiştir. Öbür vakıflarda olduğu gibi, amacının gerçekleşmesi olanaksız hale geldiği durumlarda kendiliğinden, yasaya ve kamu düzenine aykırı olduğu takdirde de yargıç kararıyla feshedilmek suretiyle sona erer.

aile vesayeti


vesayet altına alman kimsenin çıkarlarını korumak ve özellikle bir ortaklığın ya da bir sanayi kuruluşunun devamını sağlamak için, gerekli durumlarda istisnai olarak vesayetin aileye bırakılması. Aile vesayetinin gerçekleşebilmesi için, bunun hısımlarca istenmesi, aile meclisi üyelerince güvence verilmesi ve asliye mahkemesinin aile vesayetine izin vermesi gerekir (Medeni Kanun, m. 349). Aile vesayetinde en önemli konu, vesayet altında bulunan kişinin çıkarının bulunması ve bu çıkarın aile vesayetini gerektirmesidir.
Aile vesayetinin kuruluşuna izin verildikten sonra, sulh mahkemesinin tüm hak ve yetkileri ve sorumluluğu artık aile meclisine geçer.

aile yardımcısı


bir kimseye maddi nafaka sağlayan, düzenli yardımda bulunan ya da ilerde bir yardımda bulunmaya yasa gereği zorunlu tutulan kişi. Türk Medeni Kanunu’ nun 315. maddesi, nafaka yükümlüsü olarak aile yardımcısı kavramını yalnızca ana, baba ve çocukları kapsayacak biçimde dar tutmamış, usul (üst soy) ve füruğ (alt soy) deyimlerini kullanarak kapsamı genişletmiştir. Örneğin, ikinci derecede de olsa büyük- anne-büyükbaba ve torunlar da aile yardımcısı kavramı içindedir. Bununla birlikte, öğretide ve uygulamada genel olarak kabul edildiği gibi, nafaka istemi, aile yardımcısına karşı yasal mirasçılık hakkı için geçerli olan sıraya göre ileri sürülebileceğinden, nafaka yükümlülüğü bakımından füruğ (alt soy) usulden (üst soy) önce gelir.

Öte yandan hemen tüm hukuk sistemlerinde aile yardımcılığı kavramının içerdiği nafaka yükümlülüğü bakımından ölçüt, kural olarak, evlilik ilişkisinden doğan kan bağlılığıdır. Ama Fransız hukuku, evlilik dışı çocukları da aile yardımcısı kavramına sokmuştur. İsveç hukukunda da aynı ilke geçerlidir. İtalyan Medeni Kanunu ise yalnızca baba tarafından tanınmış evlilik dışı çocukları aile yardımcısı olarak kabul eder. Fransız hukuku yalnızca kan hısımlarını değil, aynı zamanda damat ve gelin gibi sihri hısımları da aile yardımcısı olarak görür.
Türk hukuk sisteminde, haksız bir eylem sonucunda bir kimsenin ölümüne neden olan kişi de öğretide aile yardımcısı kavramı içerisinde ele alınır; çünkü Borçlar Kanunu’nun 45. maddesinin 2. fıkrasına göre ölenin yardımından yoksun kalan aile bireylerinin uğradıkları tüm zararları gidermek zorundadır. Uygulamada ise, haksız eylemle ölüme neden olan kişinin tazminat yükümlülüğü, eylemden zarar gören kimseyle ölen kişi arasındaki fiili ilişkiyi de kapsayacak genişlikte kabul edilir.

aile yurdu


bir kişinin, ailenin gereksinimi için bizzat kendisinin ya da ailesinin oturması ya da işletmesi koşuluyla tarıma, sanayiye ya da oturmaya ayırdığı taşınmaz ve ekleri. Bu gibi taşınmazlar devredilemez, bağışlanamaz ve haczedilemez. Aile yurdu bir malın belli bir amaca ayrılmasına karşın aile yurdu malikinin mülkiyeti altında kaldığı için, tüzel kişiliğe sahip bir vakıf niteliğini taşımaz. Amacı ve işlevleri, aile birliğinin dağılmasını engellemek ve aileyi ekonomik açıdan korumaktır; bu taşınmaz, ailenin geçimi ya da oturması için gerekenden büyük olamaz.

Aile yurdu üçüncü kişilerin ve alacaklıların haklannı korumak için çok sıkı biçim koşullarıyla ve tek taraflı bir hukuki işlemle kurulur. Mahkeme gerek alacaklıların, gerekse aile yurdunun kurulmasından zarar görme olasılığı bulunan kimselerin iki ay içinde kuruluşa itirazda bulunabileceklerini ilan eder (Medeni Kanun, m. 338); bu taşınmaz üzerinde rehin ya da ipotek hakkına sahip olan kişiler varsa, onlara ayrıca bildirimde bulunur. Bu süre içinde itiraz eden alacaklılar, haklarını almadıkça yargıç aile yurdunun kurulmasına izin vermez. Yapılan itiraz haksız bulunur ya da herhangi bir itiraz olmazsa, mahkeme gereken izni verir. Yargıcın izni tapu siciline şerh ve ilan edilince aile yurdu kurulmuş olur (m. 340).

Aile yurdu haline getirilen taşınmazlar üzerinde, rehin (ya da ipotek) gibi bir ayni hak kurulamaz, yurt sahibi bu taşınmazı başkasına devredemez, tasarruf işlemlerine konu yapamaz, kiraya veremez. Aile yurdu alacaklılar tarafından haczedilemez, ama alacaklılar mahkemeye başvurarak yurt olarak kullanılan taşınmazı kendi adlarına yönetecek bir müdür atanmasını isteyebilirler. Mahkeme bu başvuruyu, yurdun ayrıldığı amaca bir zarar gelmemek koşuluyla kabul eder. Böylece borçlunun ve ailesinin geçim ve oturma gereksinimleri dışında kalan gelir, alacaklıya ödenebilir.

Aile yurdu, kural olarak, mal sahibinin ölümü ile sona erer. Ama yurt sahibi, taşınmazın, kendi mirasçılarına gene yurt halinde geçmesi için ölüme bağlı bir tasarruf yapabilir. Ancak, mirasçılarının mirasçılarına da yurt halinde geçmesini sağlayamaz.

Mal sahibi sağlığında da aile yurduna son verebilir. Bunun için kuruluşta olduğu gibi bazı koşullara uymak yükümlülüğü vardır. Tapudaki kaydın silinmesi için yetkili mahkemeye bir dilekçe verilir; mahkemece ilan edilen bu dilekçeye iki ay içinde itiraz edilmemiş ya da yapılan itiraz haksız bulunmuşsa, mahkeme tapudaki kaydın silinmesine izin verir ve böylece aile yurdu sona erer.

aile düzenine karşı işlenen suçlar


aile kuruluşu ile ilgili ilkelerin ve eşlerin karşılıklı bağlılık, gözetme ve yardım yükümlülüklerinin ihlal edilmesinden doğan suçlar. Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) zina ve nesep cürümleri olarak yer almaktadır, (m. 440-447).

Zinanın suç sayılmasının amacı evliliği, aile ve toplum düzenini korumaktır; ama, günümüzde TCK ve birkaç yabancı yasa dışında zinayı suç sayan yasa kalmamıştır. Zina suçunda önemli bir konu, evli bir kadının nerede, ne zaman ve ne biçimde olursa olsun (bir kez dahi olsa) bir kişiyle zina yapmasının cezalandırılmasına karşılık, evli bir erkeğin cezalandırılabilmesi için, kendi karısından başka bir kadım karı-koca gibi geçinmek üzere karısıyla birlikte oturduğu evde ya da herkesçe bilinebilecek başka bir yerde tutmasının zorunlu sayılmasıdır. Erkek ile kadın arasında bu suçun işlenmesi bakımından fark yaratılması, kadın-erkek eşitliğine ve çağdaş hukuk düşüncesine uygun düşmemektedir.

Zina, kovuşturulması şikâyete bağlı suçlardandır; kovuşturulabilmesi için karı ya da kocadan birinin şikâyet etmesi gerekmektedir. Hüküm verilinceye kadar davadan vazgeçmek olanağı vardır.

Nesep cürümleri ise, çocukların, gizlenerek ya da yerine başka çocuk konarak neseplerinin değiştirilmiş olmasıdır. Bundan başka, yasal ya da nesebi ikrar olmuş bir çocuğu, kim olduğunu saklayarak Darülacezece ya da başka bir kuruma ya da herkesin görebileceği bir yere bırakmak da suçtur.

Aslında TCK, aile düzenine karşı işlenen suçlar bakımından doğru bir sınıflandırma, tam bir düzenleme içermemektedir. Bu başlık altında yalnızca zina ve nesep cürümleri yer alırken, birden fazla karı almak, aile bireylerine kötü davranmak gibi suçlar başka başlık altında düzenlenmiştir. Oysa, örneğin Şili Ceza Kanunu çocukların ve yardıma muhtaç kişilerin terki, Yugoslav Ceza Kanunu ise birden fazla kişiyle evlenme, çocuğun bakım ve eğitim yükümlülüğünü yerine getirmeme gibi suçları da aile başlığı altında düzenlemiştir.

Aile düzenini doğrudan ilgilendirdiği halde Türk Ceza Kanunu’nda başka başlıklar altında düzenlenen suçların bir örneği de, birbirleriyle evlenmesi yasayla yasaklanan kişilerle ilgilidir. Bu konu hükümet memurları tarafından kişilere yapılan kötü davranışları içeren bir bölümde düzenlenmiştir.

İsteyerek çocuğu düşürmek, yardıma muhtaç olan kişileri kendi hallerine terketmek ve aile bireylerine kötü davranışlarda bulunmak suçlarının da aile düzenine karşı işlenen suçlar arasında görülmesi daha doğru olacakken, bunlar, kişilere karşı işlenen suçlara ayrılan bölümde düzenlenmiştir.

Ayrıca, genel terbiyeye karşı suçlardan sayılan cebren ırza geçme ve küçükleri baştan çıkarma suçunu işleyen kişi ana, baba, veli ya da vasi olduğu takdirde suç ağırlaşmaktadır. Gene kız, kadın ve erkek kaçırmaya ilişkin maddeye göre eğer kaçırılan kadın evli ise, suç gene ağırlaşır.
kaynak: Ana Britannica
SİLENTİUM EST AURUM
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

2 Temmuz 2016 / CathLaC Tıp Bilimleri
5 Ocak 2018 / serkan kılıç Cevaplanmış
3 Aralık 2014 / umutarslan Cevaplanmış
22 Aralık 2011 / fatiht95 Cevaplanmış
26 Nisan 2012 / Tharwat Cevaplanmış