Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 17.552|Cevap: 3|Güncelleme: 22 Aralık 2015

Arnavutluk ve Arnavutluk Tarihi

28 Ekim 2006 01:12   |   Mesaj #1   |   
arwen - avatarı
VIP bal gibi
Tarihi


Sponsorlu Bağlantılar

Türkçe'deki Arnavut kelimesi bir güney Arnavut (Toska) aşireti olan 'Arvanit'lerin Türkçeleştirilmiş şeklidir. Arnavutlar ülkelerine kartallar ülkesi anlamında Shqiperia (okunuşu Şipria veya Şiptar) derler. Diger dünya dillerinde ise 'Albania' kelimesi kullanılır.
Arnavutlar, Avrupa'nın en eski halklarından oldukları ve ayrıca milli kimliğini (aidiyetini) dinsel farka dayandırmayan tek Balkan milleti oldukları konusunu özellikle vurgularlar.
Arnavutça dili (Arn. Shqip, Shqipja, gjuha shqipe, gjuha shqiptare) Hint-Avrupa dil ailesinin özgün bir koludur. Arnavutçada, uzun süre komşu olmaktan ve 1000 yıllık Bizans idaresinden dolayı Yunanca ve Sırpça, 437 yıllık Osmanlı idaresinden dolayı da Türkçe ve Arapça kelimeler mevcuttur. Latin ve Germen dilleriyle de, bilhassa Italyanca, Fransizca ve Almanca ile benzer yanları çoktur. Yine de Arnavutça kelime haznesi olarak saf bir dildir.
Arnavutlar tarihçilerce eski İlliryalıların devamı olarak görürlürler. Antik İllirya bugünkü Dalmaçya sahil bölgesidir (bugünkü Hırvatistan ve Karadağ) ve pek çok Roma imparatoru bu bölgeden çıkmıştır.


Roma İmparatorluğu'nun kurucu halklarından olan İllirya bölgesi 5. yüzyılda Roma'nın Germen, Hun ve Slavlar tarafından saldırıya uğraması ve yıkılması sonucunda 7.-8. yüzyıllardan sonra giderek Slavların eline geçmiş ve bölge Orta Çağ'dan sonra Hırvatistan ve Karadağ olarak anılmaya başlanmıştır. 20. yüzyılda da bu bölgede 'Güney Slavları' anlamında 'Yugoslav' devleti kurulmuştur. Ancak Arnavutlar bu bölgede her zaman hak iddia etmişlerdir.

Ortaçağda bölgenin tam Doğu ve Batı Roma İmparatorlukları'nın sınırında bulunması nedeniyle Arnavutlar 6.yüzyıldan sonra Slavlaşma tehlikesine karşı, batının en güçlü şehri olan Venedik'in himayesine girerek Katolikliği tercih etmişler ama daha doğuda kalan Kosova ve bugünkü Sırbistan bölgeleri hızla Slav asimilasyonuna ve Ortodokslaşmaya girmiştir.
Doğu Roma'nın 13. yüzyıldan sonra yıkılma sürecine girmesi sonucu doğudan gelen Osmanlılar 15.yüzyılda bölgeyi ele geçirmişler, Arnavutların ulusal kahramanları Gjergj Kastrioti'nin (İskender Bey) önderliğinde 40 yıldan fazla süren direnişini kırıp bölgeyi 1478'de ele geçirmişlerdir. Bu gelişmeler yüzbinlerce Arnavut'un İtalya'ya ve özellikle Sicilya ve Kalabriya bölgelerine göç etmesine yol açmıştır. İtalya Arnavutları 'Arbereş' adıyla anılmaktadır.
Arnavutlar, Osmanlılar döneminde ulusal kimliklerini kaybetmemek için en çok direnen millet olarak bilinirlerdi (Arnavut inadı). Diğer Balkan milletleri gibi Arnavutlar da bu dönemde Müslümanlaşmış ve Osmanlı idaresinde sadrazamlık gibi pek çok önemli mevkiye gelmişler ve bu sayede ezeli rakipleri olan Slav milletlerine karşı bölgede kendilerine büyük avantajlar sağlamışlardır.
Arnavutlar 7.yüzyıldan sonra karşılaştıkları Slav istilasına karşı azınlıkta kalmalarından dolayı, kendilerini destekleyen ve avantaj sağlayabilecekleri her yabancı güçten faydalnmaya çalışmışlardır. Bunun diğer bir örneği de 1. ve 2. Dünya Savaşlarında Almanya, Avusturya ve İtalya'nın destekleriyle Balkanlar'daki Sirp üstünlüğüne karşın tekrardan bölgenin hakimi olmaları gösterilebilir. 2. Dünya Savasinda Alman Ordusu'nun destegiyle Arnavut Skandarbeg birlikleri kurulmus, Arnavutlar tekrar bölgenin hakimi olmuslar, ancak 1. ve 2.Dünya Savaşlarının Almanya ve İtalya'nın yenilgisiyle sonuçlanması, Arnavutları tekrar Sırp hakimiyeti altına sokmuştur. Ayrıca İtalya 1939'da Arnavut ordusu ile birlikte Yunanistan'a da girmiştir.
Arnavutlar her zaman için ulusal kimliklerini ve aidiyetliklerini öne çıkarmış, aralarındaki din farklılıklarını hiçbir zaman önemsememişlerdir. Bu olgu kendilerinin 'Arnavut Dini'ne mensup oldukları esprisine yol açmıştır. Şu anki halk 1944-1990 arasıdaki komünist rejimin etkisi ile genellikle ateist eğilimlidir. Ancak Osmanlı dönemi öncesi ait oldukları Katolikliğe ilgi de giderek büyümektedir ve bu Avrupa Birliği Hristiyan Demokratlarınca desteklemektedir. Yarı-bağımsız bir Arnavut Katolik Kilisesi mevcuttur.
Osmanlı Devleti 1478'de Arnavutluk'u ele geçirerek Arnavut sancağını kurdu. Arnavutluk'ta Osmanlı idaresine karşı çeşitli isyanlar çıktı. Bu isyanlar ve bazı dış müdahaleler dolayısıyla Arnavutluk'un bir kısmı Osmanlıların elinden çıktı. 1463 Osmanlı-Venedik savaşlarından sonra Osmanlı, Arnavutluk'un elinden çıkan bölgelerini geri almaya başladı ve 1501'de büyük bir kısmını ele geçirdi.
I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı, Rusya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluklarının askeri ilgi alanları arasında kalan Arnavut bölgesi, Avusturya'nın desteğiyle bağımsızlığını kazanmış ancak kuzeyden Rus ve Sırp, güneyden ise Yunan ordularının taaruzlaruna maruz kalmış, Arnavut devleti fiilen ancak 1930'lardan sonra Kral Zogu yönetimi altında ortaya çıkmıştır.
Osmanlı fethinden sonra dört asırdan fazla bir süre Avrupa'da İslam'ın yayılmasında bir merkez rolü oynayan Arnavutluk, 1912'de diğer Balkan ülkeleriyle birlikte Osmanlılar'dan ayrıldı. Ancak bu tarihten sonra da Balkan Ülkeleri Birliği'nin saldırılarına uğradı. Bu saldırılar sonunda Arnavutluk'a giren hıristiyan Balkan orduları ülkenin Müslüman halkını Hıristiyan olmakla ölüm arasında bir tercih yapmaya zorladılar. O tarihlerde onbinlerce Arnavut hıristiyan olmadığından öldürülmüştür. İşgalciler 1914'te Sırp asıllı William Ovfid'i ülkeye kral tayin ettiler. Ancak Kral William din ve milliyet yönünden Arnavutlara yabancı olduğundan ülkede otoriteyi sağlayamadı. Bu yüzden Arnavutluk 1925'e kadar tam bir karışıklık yaşadı. Bu dönemde ülkenin bağımsızlığını sağlamak için çeteler oluşturuldu ve bu çeteler işgalcilere karşı mücadele ettiler. 1925'in başlarında ülkede cumhuriyet ilan edildi ve cumhurbaşkanlığına da Ahmed Zogu seçildi. 1939'da II. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte faşist İtalyan orduları Arnavutluk'u işgal etti. Bu işgal 29 Kasım 1944'e kadar sürdü. İşgalin sona ermesinden hemen sonra ülkede Enver Hoca'nın liderliğinde bir komünist rejim kuruldu.
Komünist Arnavutluk ilk zamanlar Rusya'ya yanaştı ve o sıralar Stalin'in yönettiği Rusya'dan destek gördü. Ancak altmışlı yıllardan sonra daha çok Çin'e yöneldi. Yetmişli yılların başından itibaren Çin'le de bağlantısını keserek, kendine özel, içine kapanık bir ülke halini aldı. Arnavutluk'taki komünist rejim başından itibaren baskıcı çizgiyi izledi. Ülke halkının dışarıyla bağlantısını kesti. Daha komünist diktatörlüğün kurulduğu ilk yıllarda binlerce insan İtalya'yla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle idam edildi. Sonraki yıllarda da halk içindeki bütün gelişmeler çok iyi organize edilmiş bir istihbarat örgütü aracılığıyla izlendi.
Enver Hoca, 11 Nisan 1985'te ölünceye kadar yönetimde kaldı. Ondan sonra cumhurbaşkanlığına Ramiz Alia seçildi.
Sovyetler Birliği'nde başlayan değişim rüzgârlarından en son etkilenen Doğu Avrupa ülkesi Arnavutluk olmuştur. Ülke yönetiminin halkın dışarıyla bağlantısını kesmesinin ve dünyadaki gelişmelerden doğru bir şekilde haber almasını engellemesinin bunda büyük etkisi olmuştur. Temmuz 1990'ın başlarında Tiran'da bazı kişilerin yabancı büyükelçiliklere sığınması olaylarına kadar görünürde ciddi bir olay yaşanmamıştı.
Arnavutluk cumhurbaşkanı Ramiz Aliya 25 Ocak 1990'da yaptığı konuşmasında, Doğu blokundaki gelişmeleri sosyalist çizgiden sapma ve bir felaket olarak niteledi ve Arnavutluk'un bu duruma asla düşmeyeceğini ileri sürdü. Ama çok geçmeden Temmuz 1990'da meydana gelen olaylar halkın rejimden rahatsız olduğunu ortaya çıkardı ve ülke çok hızlı bir değişim sürecine girdi. Ramiz Alia, bu hızlı değişim süreci içinde koltuğunu koruyabilmek için birden radikal bir reformcu kesildi. Halkın tepkisini yatıştırmak için çok partili sisteme geçme kararı aldı. Ardından, iktidardaki komünist Emek Partisi'nin yanısıra Demokrat Parti'nin kuruluşu da resmen kabul edildi. Bunu basın alanında da bazı özgürlükler sağlanarak Demokrat Parti'nin Demokrasinin Doğuşu adlı bir gazete çıkarmasına izin verilmesi izledi.
Ramiz Alia'nın ülkede pazar sistemine dayalı bir ekonomik modele geçileceğini açıklaması üzerine ekonomik reformlar da uygulamaya konmaya başladı. Bütün bu reformların süreklilik kazanması için yürürlüğe konan yeni anayasa da kısmen din hürriyeti, özel mülkiyet edinme hakkı, seyahat hürriyeti ve yabancı sermayenin ülke içinde iş yapması imkânı getiriyordu.
10 Şubat 1991'de 250 kişilik Halk Meclisi üyelerinin belirlenmesi için seçimler yapıldı. Seçimlerin böyle aceleye getirilmesindeki amaç muhalefet partilerinin teşkilatlanmalarını tamamlamadan, halka kendilerini tanıtamadan ve seçim hilelerinin yapılabileceği ortam mevcutken Emek Partisi'nin devamı olan Sosyalist Parti'nin bir dönem daha iktidarda kalmasını sağlamaktı. Öyle de oldu ve Sosyalist Parti seçimlerde parlamentoda 169 üyelik kazandı. Ancak halk bu sonuçtan memnun kalmadı ve tepki gösterdi. Bunun üzerine 22 Mart 1992'de tekrar seçim yapıldı ve bu seçimlerde Demokrat Parti 92 milletvekilliği kazanarak birinci parti oldu. Bunun üzerine Ramiz Aliya istifa etmek zorunda kaldı ve cumhurbaşkanlığına Demokrat Parti lideri Sali Berişa seçildi. Sosyalist Parti iktidarına da son verilerek Demokrat Parti liderliğinde bir hükümet kuruldu.
Arnavutluk'ta Eylül 2005 seçimlerini Demokrat Parti büyük farkla kazanmış, Fatos Nano başbakanlığındaki Sosyalist Parti hükümeti yerini S.Berisha hükümetine bırakmıştır.
Arnavutluk'un Avrupa Birliği ve Nato üyelik görüşmeleri sürmektedir.


COĞRAFYASI


Önemli şehirleri: Tiran, İşkodra, Elbasan, Dıraç, Körçe, Avlonya.
Nüfusu: 3.425.000 (1993 tahmini). Nüfusun % 36'sı şehirlerde yaşamaktadır. Ortalama ömür 72 yıldır. Çocuk ölümlerinin oranı binde 28'dir. Nüfusun % 33'ünü 14 yaşın altındakiler oluşturmaktadır.
Nüfus artış hızı: % 1.7
Etnik yapı: % 97.3 Arnavut, % 1.5 Roman, % 1.3 Yunan, % 0.14 Makedon, kalanı diğer etnik unsurlar. Arnavutluk öbür Balkan ülkelerin aksine dünyanın en homojen ülkelerindendir. Arnavutların İliyalıların soyundan geldikleri sanılmaktadır. Makedonya ve Kosova başta olmak üzere eski Yugoslavya cumhuriyetlerine ve dünyanın birçok ülkesine yayılmışlardır. Arnavutluk'taki Arnavutların % 70'i Müslüman büyük çoğunluğu Sünni, az bir kısmı da Bektaşidir, % 30'u Hıristiyan Katoliktir ancak din farkliliklari Arnavut ulusal bilinci açısından hiç önem taşımaz,farklı dinlere mensup olnalarda kendilerini sadece Arnavut olarak tanımlarlar.
Dil: Resmi dil Arnavutçadır. Etnik unsurların dilleri de konuşulur.
Coğrafi durumu: Bir güneydoğu Avrupa ülkesi olan ve Balkan yarımadasının batı bölgesinde uzanan Arnavutluk, kuzeyden Karadağ, doğudan Sırbistan ve Makedonya, güneydoğudan Yunanistan, batıdan Adriya Denizi'yle çevrilidir. Adriya Denizi'ne bakan kıyısının uzunluğu 316 km'dir. Genelde dağlık olan topraklarının üçte ikisi dağlar ve tepelerden oluşur. Kalan kısmı ise ovalık ve alçak tepelerdir. Ülkenin batısında Adriya Denizi'ne paralel olarak Dinar Alpleri, kuzeyinde de Arnavutluk Alpleri uzanır. En yüksek yerleri Korab tepesi (2751 m.) ve Yezertsa Zirvesi (2694 m.)'dir. Çok sayıda akarsuyu vardır. En uzun ırmakları Drina, Vyosa, Şkumbi, Semani, Mati ve Erzen'dir. İşkodra, Ohri ve Prespa göllerinin bir kısmı Arnavutluk'a aittir. Sınırları içinde bazı küçük gölleri vardır ve bunların bazıları buzul gölleridir. Topraklarının % 36'sı ormanlık, % 17'si tarım alanı, % 14'ü otlaktır. Akdeniz iklimi kuşağında bulunan Arnavutluk'ta yazlar kuru sıcak ve güneşli, kışlar bol yağmurlu ve yumuşak geçer. Dağlık kısımlarda iklim bölgeden bölgeye değişir. Buralarda kışlar daha soğuktur. Kıyıdan biraz içerde yeralan başkent Tiran'da yıllık sıcaklık ortalaması 15.6 derece, yıllık yağış ortalaması da 1588 mm.'dir.


YÖNETİM

Yönetim şekli: Arnavutluk çok partili demokratik sistemle ve 29 Nisan 1991'de yürürlüğe konan anayasayla yönetilmektedir. Devletin en üst yöneticisi devlet başkanı, hükümetin başkanı başbakandır. Üyeleri serbest genel seçimlerle belirlenen 140 üyeli bir parlamentosu vardır. Arnavutluk, BM'e ve Uluslarası Para Fonu'na üyedir.
Siyasi partiler: Arnavutluk'taki siyasi partilerin başta gelenleri şunlardır:
Demokrat Parti: Liberal anlayışa sahiptir. En son genel seçimlerde parlamentoda 92 üyelik kazanan bu parti iktidarı elinde bulundurmaktadır.
Sosyal Demokrat Parti: Solcudur. En son genel seçimlerde parlamentoda 7 üyelik kazandı.
Sosyalist Parti: Komünist Emek Partisi'nin devamıdır. En son genel seçimlerde parlamentoda 38 üyelik kazandı.
Cumhuriyetçi Parti: Demokrat Parti'ye yakındır.


EKONOMİ


Ekonomi: Arnavutluk ekonomisi daha çok maden üretimine ve sanayiye dayanır. Bir miktar petrol ve doğal gaz çıkarmaktadır. 1992'de toplam 6 milyon varil petrol, 136 milyon m3 doğal gaz üretmiştir. 1993'deki petrol rezervi 185 milyon varil, doğal gaz rezervi 11 milyar m3 olarak tahmin ediliyordu. Ayrıca krom, linyit, nikel, bakır, demir, kükürt, çinko, kurşun ve boksit üretmektedir.
Tarım ve hayvancılığın da ekonomide önemli yeri vardır. Bu sektörlerden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 36'dır ve çalışan nüfusun % 55'i bu alanlarda iş görmektedir. Orta kesimdeki kıyı ovalarda daha çok buğday, mısır, tütün ve patates, iç kesimlerde daha çok şeker pancarı, güney kıyılarda en çok zeytin ve turunçgiller üretilir. Ülke genelinde bunlardan başka meyve ve sebzeler de üretilmektedir. 1992'de 600 bin ton tahıl, 60 bin ton yer bitkileri, 15 bin ton baklagiller, 130 bin ton meyve, 250 bin ton sebze üretilmiştir. Aynı yıl ülkede 500 bin baş sığır, 1 milyon baş koyun, 170 bin baş domuz bulunuyordu. 1991'de % 55'i denizden, % 45'i iç sulardan olmak üzere 12 bin ton balık avlanmıştır. Aynı yıl 2.6 milyon ton da tomruk üretilmiştir.
Dış ticaret: İhraç ettiği ürünlerinin başında petrol, maden cevherleri (bunlar tüm ihracatının % 47'sini oluşturur) ve çeşitli tarım ürünleri gelir. İthal ettiği malların başında da makinalar, ulaşım araçları ve yedek parçaları, gıda maddeleri, kimyasal maddeler ve dayanıklı tüketim maddeleri gelir. 1991'deki dış ticaret açığı 179 milyon dolar olmuştur.
Sanayi: En çok metalurji, demir-çelik, kimya, tekstil, ayakkabı, deri, kereste, mobilya, gıda, meşrubat, sigara, ilaç ve inşaat malzemeleri sanayileri gelişmiştir ve gelişme yolundadır. Yerel kaynaklardan ve imalat sanayiinden elde edilen gelirlerin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 42'dir. Çalışan nüfusun yaklaşık % 19.5'i sanayi sektöründe iş görmektedir. Buna maden ocaklarında çalışanlar da dahildir.
Enerji: 1991'de 2 milyar 800 milyon kw/saat elektrik üretilmiş, 3 milyar 155 milyon kw/saat tüketilmiş, aradaki fark ithalatla karşılanmıştır. Elektrik enerjisinin % 9'u termik santrallerden, % 91'i hidroelektrik santrallerinden elde edilmektedir. Kişi başına yıllık elektrik tüketimi ortalama 960 kw/saattir.
Ulaşım: Ülkenin tarifeli sefer yapılan tek havaalanı başkent Tiran'daki uluslararası trafiğe açık havaalanıdır. Arnavutluk, 100 grostonun üstünde yük taşıyabilen 25 gemiye, 720 km. demiryoluna, 8.000 km.'si asfaltlanmış olmak üzere 21.000 km. karayoluna sahiptir. Bu ülkede ortalama 68 kişiye bir motorlu ulaşım aracı düşmektedir.
Eğitim: Eğitim ücretsizdir. 1800 ilkokul, 50 genel ortaöğretim kurumu, 470 mesleki ortaöğretim kurumu, 8 yükseköğretim kurumu vardır. Üniversite çağındaki gençlerden üniversiteye kayıt yaptıranların oranı % 80, okuma yazma bilenlerin oranı ise % 100'dür.
Sağlık: Arnavutluk'ta 900 hastane, toplam olarak 5860 doktor ve diş doktoru, 40 bin ebe ve bayan sağlık görevlisi mevcuttur. Ortalama 585 kişiye bir doktor düşmektedir. (Buna diş doktorları da dahildir.)


Diğer Konular:
virtuecat
28 Ocak 2007 02:00   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Arnavut halkı, M.Ö. 2000 yıllarında Balkan Yarımadasına yerleşen İlliryalıların torunlarıdır. İllirya M.Ö. 167 yılında Romalılar tarafından zaptedildi ve 500 yıl Romalılar tarafından yönetildi. Ancak bu bölgenin iç kısımlarında yaşayan İlliryalılar, Romalıların baskılarına uzun müddet karşı koydular. İşte bunlar, Roma İmparatorluğunun 395'te parçalanmasından sonra Arnavutluk ve Arnavut adlarını aldılar ve Doğu Roma İmparatorluğunun bir parçası oldular.

1468 yılında Osmanlılar Arnavutluk'u zaptettiler ve uzun müddet burayı idareleri altında bulundurdular. Osmanlı Devletinin adil idaresinden mennun olan Arnavutlar kendi istekleri ile 17. yüzyılda İslamiyeti kabul ettiler. Dini yaymak için gayret gösterdiler. Osmanlılar burada askeri teşkilat kurdular ve süvari birlikleri teşkil ettiler. Arnavutlar zamanla kendi kültürlerini bırakarak Osmanlı kültürünü benimsediler.

1912'de Osmanlı idaresinden ayrıldılar. Ancak tam müstakil olmayıp, büyük devletlerin kontrolü altında kaldılar. Birinci Dünya Savaşından sonra 1925'te cumhuriyet ilan edildi. Ancak cumhurbaşkanı olan Zoğu, 1928'de cumhuriyeti krallığa dönüştürdü. Bu sıralarda bir ekonomik krize girdi ve nihayet İkinci Dünya Savaşında İtalyanlar tarafından işgal edildi.

1944 yılında, komünistler hükumeti kontrol altına alarak, komünist bir idare kurdular. 1961 yılına kadar Rusya ile sıcak münasebetlerde bulundular. 1961'de Rusya ile bağlılıklarını keserek Çin ile anlaştılar. Böylece Çin ile ittifak kuran ilk Avrupa devleti oldular. Ancak son yıllarda Çin ile de yakınlıklarını dondurdular. Daha sonra Yugoslavya ve bazı Avrupa ülkeleriyle ticari ve diplomatik münasebetler kurdular.

1976 Aralık ayında kabul ettiği yeni anayasa ile Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti adını aldı. Devlet başkanlığına Arnavutluk Emek Partisi Genel Sekreteri Enver Hoca Getirilidi. 1985'te Enver Hoca'nın ölümü üzerine Emek Partisi genel sekreterliğine getirilen Ramiz Alia aynı zamanda Devlet Başkanı da oldu. 31 Mart 1990'da yapılan ilk çok partili seçimleri Emek Partisi kazanmasına rağmen ülkede iç kargaşalık başladı. Bunun üzerine çok sayıda halk ülkeden göç etti.
Daisy-BT
15 Mayıs 2011 22:16   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Arnavutluk

Arnavutça: Shqipnija Shqiprija
Fransızca: Albanie
İngilizce: Albania
Balkan Yarımadası'nda devlet.

Nüfusu ve yüzölçümüyle Balkan ülkelerinin en küçüğüdür. Adriya Denizi kıyısında, kuzey ve doğuda Yugoslavya ve güneydoğuda Yunanistan ile sınırlanır. Küçük azınlık grupları dışında nüfusun %95'i Arnavut'tur. Ayrıca çoğu Kosova yöresinde olmak üzere, Yugoslavya'da 1.5 milyon kadar Arnavut yaşar. Başlıca iki lehçe hâlinde Arnavutça konuşulur. Kıyıda, en geniş yerinde 30 km.'yi geçmeyen dar ovalar dışında, genellikle dağlık bir ülkedir. Kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanan dağ sıraları kuzey kesimlerinde karstlaşmış Yugoslavya Dinarları'nın devamıdır. Bu sıralar orta kesimde daha yüksektirler. İç kesimlerde bir dereceye kadar karasal iklim özellikleri ortaya çıkarsa da, tipik Akdeniz iklimi egemendir.

Ekonominin en önemli kollarını, geleneksel olarak tarım ve hayvancılık oluşturur. 1946'da kurulan sosyalist rejim bir yandan geleneksel tarım üretiminde bazı reformları gerçekleştirirken, diğer yandan önceleri Sovyetler Birliği'nin ve 1961'den sonra da Çin'in yardımıyla madencilik ve sanayi alanlarında ülkenin küçüklüğüne oranla önemli sayılabilecek gelişmeler elde etti. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı, tütün, pamuk ve zeytindir. Hayvancılık yapılır ve ülkenin üçte biri ormanlarla kaplıdır.

Başlıca sanayi ürünleri, Cerrik ve Fier rafinerilerinde yılda 20 milyon varille (1983) yakın üretilen petrol ve 100 bin tondan fazla üretilen kromittir. Elektrik üretimi 1983'te 2.885 milyar kws.'tir. Başlıca sanayi kollarını şeker, bitkisel yağlar, bira, un, tütün, sigara, dokumacılık, kimyasal maddeler üretimi oluşturur. Elbasan'da kurulu bir demir-çelik fabrikası vardır. Dıraç, İşkodra, Körice, Elbasan, Vlore, başkent Tiran'dan sonra en önemli merkezleridir.

Ülkede Osmanlı İmparatorluğu egemenliği 1912'de bağımsız prensliğin kurulmasıyla sona erdi. 1914'te ülkenin bazı kesimleri Avusturya ve İtalya tarafından istilâ edildi. 1919'da bağımsızlığını yeniden kazandı. 1925'te Ahmet Zogo cumhurbaşkanı olarak ülke yönetimine el koydu ve 1928'de yönetim biçimini krallığa çevirdi. Bu tarihlerde İtalya'nın ekonomik ve siyasal baskısı altında kalan Arnavutluk'u 1939'da İtalyanlar işgal etti. 1946'da Arnavutluk Halk Cumhuriyeti kuruldu. 1955'te Varşova Paktı'na giren Arnavutluk, Sovyetler Birliği'nden önemli ölçüde malî ve teknik yardım aldı. Arnavutluk- Sovyetler Birliği ilişkileri 1960'tan sonra bozulmaya başladı. Sovyetler'in 1968'de Çekoslovakya'ya müdahalesinin ardından Arnavutluk, Varşova Paktı'ndan ayrıldı. 1962'den 1977'ye dek Çin ile sıkı ilişkilere girdi. Mao'nun ölümünden sonra Çin ile kurulan bütün ekonomik ve askerî bağlar kopartıldı. Yalnızlıktan kurtulmak için Yugoslavya ve bazı Batı Avrupa ülkeleriyle ticarî ve diplomatik ilişkiler kuruldu. 1976'da kabul edilen yeni anayasa ile Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti adını aldı.

Nisan 1985'te Enver Hoca'nın ölümü üzerine Arnavutluk Emek Partisi genel sekreterliğine Ramiz Alia seçildi. Doğu Avrupa'daki komünist yönetimlerin 1989'dan sonra çökmesi üzerine aydınlardan ve gençlerden oluşan muhalefet güçlendi. Aralık 1990'da yeni siyasal partilerin kurulmasına izin verildi. 1991'de yapılan seçimlerde Ramiz Alia koalisyon hükümeti kurmak zorunda kaldı. Ekonomik çöküntü ve karışıklıklar nedeniyle ülkeden büyük bir göç başladı. 1992 seçimlerini Demokrat Parti kazandı ve cumhurbaşkanlığına Sali Berisha, başbakanlığa da Aleksander Meksi getirildi. 1997'de yaşanan bir bankerlik faciasından sonra karışıklıklar hızla tırmandı. Meksi'nin istifasından sonra yapılan seçimleri Arnavutluk Sosyalist Partisi kazandı.

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi

22 Aralık 2015 22:33   |   Mesaj #4   |   
Finn and Jake - avatarı
MOD Adventure Time
ARNAVUTLUK, Balkan yarımadasında devlet; K.'de Ye D.'da Yugoslavya ile, G.'inde Yunanistan ilâ sınırlıdır; 28 738 km2; 3 303 000 nüf. (1991). Başkenti Tiran. Resmi dili arnavutça.

COĞRAFYA
Sponsorlu Bağlantılar
Doğal çevre Arnavutluk topraklarının büyük bölümü dağlarla örtülüdür. Sözkonusu dağlar, Üçüncü Zaman sıradağlarının, Dinar dağ-
larından Pindos kütlelerine kadar uzanan, kireçtaşlı antiklinaller ile flysch'le dolmuş dar senklinallerden oluşan bir bölümdür. Bununla birlikte, D.'ya doğru gidildikçe, tektonik yapı farklılaşır: büyük kırıkların yol açtığı diklikler ile dağlık kütlenin hava akımlarını almasını sağlayan ıç çöküntüler ortaya çıkar. Ama bütünüyle ele alındığında, dağ kütlesi parçalanmamış, aşılması güç bir bütün oluşturur (zaten uzun süre, yabancıların girmesini ve ulaşımı engellemiştir).
B.’da kıvrımlar kıyı ovalarının altına gömülmüş ve petrol kapanları oluşturmuştur. Hâlâ birkaç flysch tepesi bulunduğundan, kıyı ovalan birbirinden kopuk bölmelere ayrılır. Dağdan çıkışlarında bol yağışlarla beslenen. debileri aşırı derecede yüksek (bu bölgelerin temel özelliğidir) akarsular, ülkenin orta ve kuzey bölgelerinde sıralanırken (Mat, Shkurr.bin), güneyde (Viyo- sa, Seman) yapıya uygun bir vadiler çizgisi oluştururlar.
Ülkede Akdeniz iklimi egemendir. Bununla birlikte, dağlardan ötürü yıllık yağış ortalaması 1 000 mm’yi bulur. Kuzey kesim daha yağışlı, güneyde yaz kuraklıkları daha belirgindir (ortalama iki ay), iç kesime doğru, karasallık nedeniyle Akdeniz ikliminin özellikleri bozulur: sıcaKİık farkları daha yüksek, yazın gök gürültülü sağanaklar daha sıktır.
Bitki örtüsü katları —1 000 m'ye kadar meşeler, 1 000 m'nin üstünde kayın ve çamlar— orman açma çalışmalarının aşırıya varmadığı yerlerde korunmuştur. Or- taçağ'da Venedik gemilerinin yapımında kullanılan bir kereste rezervi, özellikle de bir hayvan otlatma alanı (günümüze kadar burada aşırı otlatma uygulanmıştır) olarak kullanılan dağlardaki bitki örtüsü, yemden ağaçlandırma çalışmalarına karşın, günümüzde büyük ölçüde gerilemiş, topraklar da yer yer büyük ölçüde aşınmıştır.
Bu nedenlerden ötürü ülkede, görünümler arasında büyük bir çelişki gözlenir: G. 'de ve K. de alız ve kesintili bir bitki örtüsüyle kaplı kireçtaşlı büyük diklikler: K.-D.’da, günümüzde hidroelektrik barajların yapıldığı kaygan, oturmamış aklanlı vadiler; eski göllerin (Ohri gölü, Korçe havzası) kısmen dolmuş olduğu ve bir ölçüde ağaçlandırılmış dağ kütleleriyle sıırlanan D.'daki iç havzalar. Ne var ki Arnavutluk'taki temel bölgeler kıyı ovalarıyla dağların birbırıyle karşıtlaşması (bu karşıtlaşma, toprakları yeniden değerlendirmek için yakın geçmişte aşılan evreler sırasında da etkili oldu) sonucu birbirinden ayrılır.
Dağlar, Arnavutluk halkı için, çok uzun bir süre, ovalardaki salgın hastalıklara ve çeşitli istilacılara karşı barınak olmuştu. Dağların nüfusu, çoğunlukla sürülerin kış otlağı olarak kullanılan alçak bölgelere oranla, daha yoğundu. Dağ halkı klanlar (fis) halinde yaşardı; ovalaraysa büyük toprak sahipleri egemendi.
İkinci Dünya savaşı’ndan sonra ülkede bir halk cumhuriyetinin kurulmasıyla üretim biçimleri, kırsal görünüm ve nüfus dağılımı büyük ölçüde değişti. Günümüzde Arnavutluk’un nüfus artış oranı, Avrupa’ dakı en yüksek orandır: yılda % 2,8. Bunun nedeni, doğum oranının (özellikle kırsal kesimde) hâlâ yüksek olması (%o35) ve sağlık hizmetleri altyapısının gelişmesi sonucu ölüm oranının düşmesidir. Dış ülkelerle alışverişe pek açık olmayan bu ülkede bir yandan üretim donanımını modernleştirerek halkı beslemek, bir yandan da, iktisadi kalkınma için önemli bir işgücü sağlayan nüfus artışını desteklemek gerekmektedir.
Eskiden bataklık olan kıyı ovaları ve iç havzalar, sistemli bir akaçlamayla kurutulmuş. halkın beslenmesi için gerekli bütün temel tarım ürünlerinin (özellikle mısır ve buğday) yetiştirildiği alanlar haline getirilmiştir. Akdeniz tipi ürünlerin (incir, zeytin, üzüm) ve sanayi ürünlerinin (tütün, pamuk) tarımı, ülkeye yabancı döviz sağlayacak bir dışsatım kesimi oluşturmak için yoğunlaştırıldı. Flysch tepeleri ve dağların ilk yamaçları, bu amaçla taraçalar halinde düzenlendi. Toprakların iyileştirilmesi, 1948'de gerçekleştirilen toprak reformundan sonra, kooperatifler çerçevesinde ve devletin yardımıyla (ayrıca devletin, sovyet sovhozlarına benzeyen kendi çiftlikleri de vardır) yapıldı
Bu gelişmeler sonucunda kıyı ovaları hızla kalabalıklaştı, yeni köyler kuruldu ve konutlar bir araya toplandı. Ayrıca, çok çeşitli, ama büyük bölümü dağlık kesimlerde bulunan yeraltı kaynaklarına (bakır, demir, nikel ve özellikle krom yatakları) dayalı bir ulusal sanayi kuruldu. Enerji, büyük ırmakların kıyı ovasındaki ağızları üstünde kurulan hidroelektrik sandallardan, dağınık linyit yataklarından ve Myze- qeje ovasındaki petrol yataklarından (yılda 2 Mt) sağlandı
Sanayileşmenin de desteklediği, yakın dönemde gerçekleşen köylerden kentlere göç olayı, 1945'ten bu yana başlıca kentlerde (Tiran, İşkodra, Draç, Korçe) nüfusun dört kat artmasına yol açtı. Bununla birlikte kentlere göç olayı, yetkililer tarafından sınırlandırıldı ve köylü nüfusu toplam nüfusun ancak % 66’sına (Avrupa’daki en yüksek oran) düştü. 1960’tan sonra oldukça yüksek olan kentleşme hızı, 1970 yıllarına doğru durakladı.
Çevreyle iktisadi ve siyasal ilişkilerim isteyerek kesmiş olan Arnavutluk'un kalkınmasındaki özgün yan, yetkililerin bir yandan nicelik bakımından artmasını destekledikleri, bir yandan da meslek eğitimini yükselttikleri çok sayıda işçinin elden geldiğince çok çalıştırılmasıdır.

TARİH
Çok eski dönemlerde İllyrler’in ülkesi olan Arnavutluk, önce Roma İmparatorluğuma katıldı; sonra Bizans eyaletlerinden biri haline geldi. 861 'de ve 1041 'de Bulgarlar’a geçtiyse de, Basileıos II döneminde BizanslIlar tarafından geri alındı. O sıralar Epeiros despotluğunu oluşturan ülke, Orsini ailesinin egemenliğine girdi; 1331-1355 arasındaysa Stefan Dusan’ın imparatorluğunun bir bölümünü oluşturdu. 1336’da, sırp kökenli bir soylu olan Balşa, İşkodra'da bir sülale kurdu. 1421'e kadar süren bu sülale, 1421 ’de kenti Venediklilerin ele geçirmesiyle ortadan kalktı. Daha 1431 'de. Yan- ya’yı ele geçiren OsmanlIlar kısa bir süre sonra (1423-1447) Yorgı Kastrıota (İskender Bey) yönetimi altındaki Arnavutluk'u fethettiler.
YUNANİSTAN girerek diktatörlüğünü kurdu. Halkın en gerici bölümü tarafından desteklenen baskı rejimi, önce Yugoslavya'ya, sonra İtalya’ya yaslandı: 1927'de Mussolini ile Tiran antlaşması imzalandı ve italyanlar önemli iktisadi ayrıcalıklar elde ettiler. Zo- go’nun kendini Zogo I adıyla kral ilan etmesinden (1928) sonra, İtalyan etkisi günden güne arttı. Demokratlar ayaklanmaya çalıştılarsa da başaramadılar. Buna koşut olarak, ülkede birkaç komünist çekirdeği (Korçe'dekini gizlice Enver Hoca yönetmekteydi) kuruldu. 7 nisan 1939'da faşist birlikler bir anda ülkeyi işgal ettiler. Zogo yurt dışına kaçarken, Vittorio Ema- nuele III Arnavutluk kralı oldu. 28 ekim 1940’ta italyanlar Yunanistan'ı istilaya girişlilerse de, kısa sürede püskürtüldüler. 1941'de, Arnavutluk’taki bütün komünist toplulukları Enver Hoca’nın yönetimi altında birleşti ve işgalcilere karşı şiddetli bir direnme hareketine girişerek, hem Kru je’deki "Ouisling hükümeti”ne, hem de komünist karşıtı Balli Kombetar örgütüne saldırdı. Mehmet Şehu, partizanların başına geçti. İtalya ile Müttefikler arasında imzalanan antlaşmadan (8 eylül 1943) sonra alman birlikleri Arnavutluk'u işgal ettiler,ancak 1944’te partizanların baskısıyla çekilmek zorunda kaldılar.
Enver Hoca'nın 1946'da kurduğu halk cumhuriyeti, Yugoslavya’nın yörüngesine girdi; hatta içişleri bakanı Zoza iki ülkenin birleşmesini önerdi. Ama 1948’de SSCB'nin siyasetini izleyen Enver Hoca, Yugoslavya ile ilişkileri kesti ve Zoza idam edildi. 1959’da Kruşçev Arnavutluk’u ziyaret etti, stalinciliğe karşı tutumu, Arnavutluk'un müttefikinden uzaklaşmasına neden oldu. 1961 ’de SSCB ile ilişkilerini koparan Enver Hoca, Avrupa'da tam anlamıyla tek başına kaldı. Bunun üstüne Çin'e yaklaştı ve Arnavutluk, Çin’in izlediği yolu benimseyen tek halk demokrasisi haline geldi. Buna koşut olarak, iktisadi yaşamın sosyalizasyonu sürdürüldü. Topraklar yavaş yavaş bütünüyle kol- lektifleştirilirken, VI. planda (1966-1970), sanayinin geliştirilmesine öncelik tanındı. Ayrıca ülke yavaş yavaş çevreden kopukluğundan kurtulmaya başladı. 1961'de Polonya ile ilişkiler yeniden kuruldu; 1966’da Yugoslavya'ya yaklaşıldı. Ama komünist Arnavutluk emekçi partisi'nin V. kongresinde, “revizyonistlik”le suçlanan SSCB’ye yakın komünist partileriyle bütün ilişkilerin kesildiği açıklandı. Enver Hoca ayrıca, partinin bürokratlaşma eğilimini eleştirip işçilerin ve köylülerin ek gelirlerinden, kişisel küçük topraklarından ve dinsel inançlarından vazgeçmelerini istedi. Birçok ibadet yerini kapattırdı. 1965’te, Çekoslovakya'ya SSCB birliklerinin girmesinden sonra, Arnavutluk Varşova paktından çekildi ve Çin ile ilişkilerini sağlamlaştırdı. Mao Zıdong, Çin’e bir deniz üssü verilmesi karşılığında Arnavutluk'abir füze üssü, önemli bir iktisadi yardım sağladı ve Arnavutluk'un iktisadi kalkınmasına katkıda bulunacak birçok çinli teknisyen gönderdi. 1971'de yürürlüğe giren VII. beş yıllık plan, Çin'in yardımı sayesinde, sanayinin gelişmesini sağladı. Bu arada ülke yavaş yavaş dış dünyaya açılmaya, hatta turist kabul etmeye bile başlamıştı.
1978’de Çın ile ilişkiler koparıldı; Ma- o'nun ölümünden sonra, iki ülkenin yöneticileri arasındaki ilişkiler bozulmuştu; stalinciliğe bağlılığını sürdüren Enver Hoca, Çinliler ı maoculuktan uzaklaştıkları ve ABD'ye yaklaştıkları için suçluyordu. Polemiğe girmek istemeyen Çin bunun üstüne Arnavutluk'a iktisadi yardımı kesti ve uzmanlarını geri çağırdı.
Yugoslavya’da, Kosova yöresinde yaşayan bir buçuk milyon Arnavut’un durumları Yugoslavya ile ilişkileri etkiledi. Kosova yöresinin, bağlı olduğu Sırbistan federal cumhuriyetinden ayrılarak Yugoslavya'nın yedinci federal cumhuriyeti ol mak istemesi, Arnavutluk yöneticilerince de desteklendi.
1982'de yönetimde iki değişiklik oldu: kendini öldürdüğü ileri sürülen başbakan Mehmet Şeyhu'nun yerine Adil Çarçani geçti (4 ocak 1982); ayrılan meclis baş- kanının yerine de Ramiz Alia seçildi. Şeyhu'nun ölümünden sonra açıklama yapan yetkililer, onun yabancı ülkelerin ajanı olduğunu ileri sürdüler. Şeyhu ile işbirliği içinde oldukları savıyla birkaç yönetici idam edildi.
Yabancı ülkelere kuşkuyla yaklaşan Arnavutluk, 1980’den sonra bazı ülkelerle ticari anlaşmalar yaptı, ilk anlaşma Yugoslavya ile yapıldı (1980). Bunu, Fransa (1983), Türkiye (1983) ve İtalya (1984) ile yapılan anlaşmalar izledi, ikinci Dünya savaşı ndan sonra Yunanistan ile sür dürülen savaş durumu, 40 yıl sonra normale döndü. Önce karayolu taşımacılığı, posta hizmetleri konusunda anlaşmalar yapıldı. Daha sonra da eğitim, bilim ve kültür alanlarında karşılıklı değişim anlaşmaları imzalandı (25 ocak 1985). Savaş durumuna da 3 ağustos 1985’te sqn-ve- rildı.
Arnavutluk'u 1946'dan beri yöneten Enver Hoca'nın ölümü üzerine (11 nisan 1985), Arnavut emekçi partisi genel sekreterliğine Ramiz Alia seçildi. Alia, ülkenin siyasetinde bir değişiklik olmayacağını açıkladı. Avrupa’daki sosyalist ülkeler arasında demokratikleşmeye karşı en uzun süre direnen ülke Arnavutluk oldu. Arnavutluk ancak 1990 başlarında Avrupa güvenlik ve işbirliği konferansı’na (AGİK) katılma kararı aldı. Bunu büyük ve hızlı değişiklikler dönemi izledi. Vatandaşların kütle halinde yabancı elçiliklere sığınmaları ve öğrenci gösterileri üzerine yönetim ekonomide liberalleşmeyi, dinsel inanç ve ibadetleri serbest bırakmayı
ve yabancı sermaye yasağını kaldırmayı kabul etti. Aralık 1990'da Ramiz Alia çok partili yaşama geçileceğini duyurdu.
Mart 1991'de 20 000 arnavut sığınmak için gemilerle İtalya'ya gitti. 7 nisanda yapılan ilk genel seçimleri Emek partisi ka- zandıysa da haziranda patlayan genel grev sonunda hükümet istifa etmek zorunda kaldı. Emek partisi adını Sosyalist parti’ye çevirdi. Bir koalisyon hükümeti kurulduysa da uzun ömürlü olmadı. Mart 1992'de yapılan genel seçimleri Şali Be- rişa yönetimindeki Demokratik parti kazandı. Nisan 1992'de Ramiz Alia istifa et- / ti, yerine Berişa devlet başkanı seçildi.

EDEBİYAT
Başlangıçta, latinceden çevrilen dini eserlerden oluşan arnavut edebiyatı, kısa bir süre sonra daha çok Arnavutlar'a özgü konulara girecektir. Frangu i Bard- he 1635’te ilk latince-arnavutça sözlüğü yayımladı. Pyeter Budi (1566-1623) ise zamanının Arnavutlusunun iktisadi ve sosyal gerçekliğinin bir tablosunu çizdi. Nihayet, Pyeter Bogdani de 1685'te Peygamberler anahtarı adıyla, bu edebiyatın ilk özgün eserini yayımladı.
XVII. yy.’a ait bu metinlerin ortak özelliği, hepsinin İtalya'da yetişmiş katolik rahiplerince ülkenin kuzey kesiminde kaleme alınmış olmalarıdır.
Öte yandan, Türkler'in egemenliği sırasında Güney İtalya'ya ve Sicilya’ya göç eden bir dizi Arnavut’un da kendi dillerinde eser vermeyi sürdürdüğü görülüyor. Daha 1592’de Leke Matrenga, şair olmadığı halde, katolik dua kitabına yazdığı eklemeyle arnavut şiirinin ilk örneği ni vermişti. XVII. yy.'da Nikolle Brankati,
Nikolle Filya, Nikolle Keta ve Zef Barçıa bu geleneği sürdürdüler. XVIII. yy.'da yetişen en önemli yazar ise, 1762'de Bakire Meryem'in hayatı adı altında bir şiir derlemesi yayımlayan Yul Variboba idi.
XIX. yy., Arnavutluk'ta bir kültürel uyanışa, bir ulusal Rönesans'a (Rilinca Kom- betare) sahne olacak ve bu uyanış da zamanla siyasi bağımsızlığa yönelecektir.
Siyasi bağımsızlık savunucuları, osmanlı egemenliğinin doğurduğu koşullara rağmen ülkeyi ilerleme yoluna sokacaklarını ileri sürüyorlardı. Aydınlar, abecenin birleştirilmesi (o sıralarda, özel birkaç abece bir yana bırakılırsa, tam üç ayrı abece kullanılmaktaydı), başta türkçe ve arap- ça olmak üzere yabancı dillerden alınmış terimlerle dolup taşan dilin arıtılıp zenginleştirilmesi ve öğretimin artık türkçe, yunanca ya da İtalyanca yerine arnavutça yapılacağı okulların açılması için çaba harcamaya giriştiler. Yurt dışında (Mısır, Bulgaristan, Romanya, ABD) yerleşmiş arnavut toplulukları tarafından kuvvetle desteklenen yazarlar, toprağa dönüş özlemi ya da Arrıavutlar'ın şanlı geçmişi gi- ' bi,ulusal bilinci canlandırmaya en elverişli olacağını düşündükleri temaları işlediler.
O tarihlerden başlayarak ulusal folklor anıtlarının derlenmesine de girişildi.Türki ye'de Tanzimat edebiyatının ünlü adı Şemsettin Sami'nin ağabeyi Naım Fraşeri (1846-1900), şiirlerinde hem ülkesinin çekiciliğini (Çoban ve çiftçi şiirleri), hem de vatanını uygarlaşmış ve özgürlüğüne kavuşmuş görme özlemini dile getirir; halkının tarihi geleneklerinden dem vururken (Cennet) özellikle Arnavutluk'un ulusal birlik simgesi olan İskender Bey’e çağrıda bulunur (İskender Bey tarihi):
Bu dönemde Arnavutluk Arnavutları arasında ön plana çıkan diğer önemli yazarlar şunlardır: Andon Zako-Çayupi (1866-1930), Asdreni, Ndre Myeda, Filip Şiroka ve Luigy Gurakuki.
Onların yanı sıra, bu rönesans harekelinin başarısı için uğraşan İtalya ya da Ar- bereş Arnavutları arasında da öncelikle, arnavut folklorultutkunu, yurtseverlik ve tarih konularında birçok eser (Milosao şarkıları, Serafin Topia şarkıları) bırakmış olan yayıncı, dilci ve eğitimci Girolamo
(Jeronım) De Rada (1814-1903), Basei in son şarkısı adlı eserin yazara Genç Gavril Dara (1826-1885) ve nihayet Giu- seppe (Zef) Serem be (1843-1901) sayılmalıdır. Arnavutluk edebiyatının rönesansını oluşturan bu yazarların büyük çoğunluğu batı dil ve uygarlıkları içinde yoğrulmuş yüksek kültürlü kişilerdi; en seçkin örneklerinden biri, eserlerinin çoğunu fran-sızca ya da İtalyanca yayımlayan Paşko Vasa idi. Yabancı dillerde eser kaleme almasının başlıca sebebi, şüphesiz, Arnavutluk'tı yabancı ülkelerde tanıtma arzusu idi: Arnavutluk ve Arnavutlar'a ilişkin gerçekler başlıklı eserinin kaleme alınma nedeni de budur. Aynı zamanda bir şair olan Paşko Vasa, fransızca kaleme alınmış olmasına karşın ilk arnavut romanının da yaratıcısıdır: Blanche de Temal (1890).
Birinci Dünya savaşı sonrasında Arnavutluk'ta kültür hayatı yeniden canlandı. Fan S. Noli (1882-1965) şair, tarihçi, gazeteci ve hatiptir, aynı zamanda dünya klasiklerini kendi diline çevirmektedir. Rönesans hareketine bağlı olan Noli, daha sonra ABD’ye yerleşti. Eserlerinde, bir önceki dönemde sivrilen yurtsever Arnavutları canlandırmış (Dragobi mağarası) ya da incil'in konularını ele alarak onları ulusal ve siyasi renklerle yeniden işlemiştir (Barrabasin yürüyüşü).
1930'ların başında “ilerici” ya da "demokratik" adı verilen bir eğilimin ortaya çıktığı görülür. Fokıon Postoli (Vatanı savunmak için) ve Lasguş Poradeci (28 günü), hâlâ yurtseverlik duygularını zevkle işlerlerken Maki Stermilli (Gözyaşları içinde dibran, Oğlan olsaydım) ve Mihal Grameno, kadının kurtuluşu ya da yoksulların zengin tüccarlar veya feodal beyler tarafından sömürülmesi gibi sorunları ele aldılar. Öte yandan Migyeni de, halkın en yoksul kesimlerini hemen hemen benzersiz bir şekilde betimliyordu (Serbest dizeler. 1935).
Bu dönemde kendini göstermeye başlayan yeni yazar kuşağı (Aleks Çaçi, Şev ket Musaray, A. Varfi, Dimiter S. Şuteriki, Risto Siliki, Steryo Spasse) özellikle ikinci Dünya savaşı sırasında ve savaşın ardından gelişen edebiyat örnekleri verdi. Steryo Spasse, ilk eserlerinde görülen karamsarlığı bu dönemde bıraktı.
Faşist işgali ve savaş, edebi eserlerin ortaya konması için hiç de elverişli bir ortam oluşturmadığı için bu dönemde siyasi broşürler ve partizan kahramanlık türküleri dışında, birkaç yurtsever oyun (Aleks Çaçi'nin Marga Tutulani'si) ya da yergi den (Zihni Sako'nun Feredali'si) başka derinlikli esere rastlanmaz. Şiir ise Aleks Çaçi, Dimiler Şuteriki ve Mussolini'nin devrilmesi sırasında Arnavutluk'un durumunu alaycı bir dille anlatan Milli cephe destanı adlı başyapıtın yazarı Şevket Musaray sayesinde öteki alanlardan daha ileri bir konumdadır.
1944'ten sonra yazarlar, sosyalist gerçekçilik ilkeleri uyarınca yeni arnavut top- lumunun sadık birer aynası olan eserler vermeye yöneldiler.
Çeşitli edebiyat türleri gelişmekle birlikte, şiir özel konumunu sürdürdü; bu şiir öncelikle son savaştan ve Arnavutluk tarihinden esinleniyordu; başlıca temsilcileri Priştine'yi yazan Risto Siliki, Dağlar ne düşünüldü yazan İsmail Kadare, Arnavutluk Ana'yı yazan Dritero Agolli, Kanlı uyan lar'\ yazan Fatos Arapi'dir. Bugün Arnavutluk’ta özellikle romancılıkta bir atılım göze çarpmaktadır En tanınmış yazar İsmail Kadare'dir (Ölü ordunun generali. Taş kent günlüğü, Büyük kış). Arnavut romanı, özünde sosyal bir romandır ama tarihi ve yurtsever konular da sık sık ele alınmaktadır: örneğin, Ya- kov Zoza'nın Ölü nehir, Steryo Spasse' nin Yalnız değildiler, Şevket Musaray'ın Tan yeri ağarmadan, Dritero Agolli’nin Komiser Memo, Ali Abdıhoca’nın Fırtına güzü adlı romanları. Bunların yanı sıra, arnavut toplumunda sosyalizmin yerleştirilmesi ve gelişmesi (Fatmir Gyata'nın Bataklık’ı, Teodor Laço'nun Yeni başlangıç üzerine'si) ya da bu yeni toplumun kurulmasına engel olabilecek yabancı etkiler, ataerkil örf ve âdetler ya da bürokrasi gibi etkenlere karşı verilen mücadele konuları işlenmektedir. Aynı esin kaynaklarından yararlanan kı-sa hikâye dalının en önemli temsilcileri şunlardır: Naum Prifti (Bölge doktoru), Anastas Kondo (Kahraman olarak önerdiğim adam), Dimiter S. Şuteriki (Bir dağ ve bir şarkı). Uzun hikâyede ise daha çok, günümüz sosyalist dünyası ele alınmaktadır: Elena Kadare'nin Gelin ve Sıkıyönetim'], Agim Cerga'nırı Güçlü yel'i.
Günümüz arnavut tiyatrosu da Köle Ya- kova (Toprağımız), Süleyman PUarka (Balıkçının ailesi), Besim Levonya (Vali), Lo- ni Papa (Dağların kızı), Spiro Çomora ve Rujdi Pulaha’nın eserleri sayesinde büyük bir canlılık göstermektedir. Pulaha' nın Şehirli bayan adlı oyunu başarıyla sinemaya da aktarılmıştır.
Yugoslavya ve İtalya'da barınmakta olan arnavut cemaatleri de ayrıca büyük bir kültürel etkinlik içindedir.
İtalya'da Matrenga ve Variboba'nın torunları özellikle şiir dalında eserler üretmektedirler: Duşko Vetmo, Lluka Perone, Vorea Uyko, Pietro Napoletano, Karmell Kandreva, Cuseppe Skiro di Maco, Kate Cukaro ve Fran Altimari.
Arnavutça kaleme alınan Yugoslav edebiyatı da son derece canlıdır. 1930’larda Mark Krosniki, Hıfzı Süleymani ve Mehmet Hoca ile doğan bu edebiyat, özellikle 1945'ten sonra Esad Mekuli, Enver Gyerkeku, Azem Şkreli, Ali Podrimya ve F,jcep Kosya'nın eserleriyle gelişmiştir. Bu genç edebiyat içinde şiir önemli bir yer tutmakta, uzun hikâye, roman ve eleştiri de sürekli gelişmektedir.
Islam-lurk etkisi. XV. yy.'da İslam dini Arnavutlar arasında yayılmaya başladı. Arnavutluk'ta kısa sürede türk dilini ve edebiyatını bilen aydın bir kesim yetişti. Bunlardan bir bölümü zamanla ana dillerinde, fakat türk-islam edebiyatı etkisinde ürünler verdiler; Kosova, Metohiya ve Makedonya’da türk-müslüman etkisini yansıtan güçlü bir edebiyat oluştu. Arnavut edebiyatına türk etkisini taşıdığı bilinen en eski şairlerden biri Muçizade'dir. Onun kahve ile ilgili 17 kıtadan oluşan şiiri (1724), biçim ve içerik açısından hem türk, hem de fars edebiyatından çizgiler taşıyordu. Ancak bu tür şiirin arnavut edebiyatındaki en yetkin temsilcisi, ikisi türk- çe, biri arnavutça üç divan sahibi İbrahim Nezim Berati'dir (öl. 1760). Berati, arnavutça divanında genellikle halkın konuştuğu dile yaslanmasına karşın arapça, farsça ve türkçe sözcüklere geniş ölçüde yer verdi; divan edebiyatının vezin ve motiflerini kullandı.
Arnavut şairler, türk halk edebiyatından da geniş ölçüde etkilendiler. Muhammed Çami adıyla bilinen Muhammed Küçük (öl. 1844), Kasidet ül-burde'yi arapçadan arnavutçaya çevirdi, beş de manzum destan yazdı. Erveheya adlı destanının konusunu Revza adlı türkçe kitaptan almıştı. Ahlaki konuları işleyen öteki destanlarında da doğu motiflerini kullandı. Tekke şiirinde ise öne çıkan şairler Dalip Fra- şerı. Şahin Fraşeri ve Şeyh Malik oldu. Dalip ve Şahin Fraşeri kardeşler, Kerbe- la olayını işledikleri Hadika ve Muhtarna- me adlı yapıtlarında Fuzuli'nin Hadikatüs -süeda ’sından geniş ölçüde etkilendiler. Özellikle Şeyh Malik, tasavvuf düşüncesini dile getirdiği divanında Yunus Emre’yi örnek aldı. Bu edebiyatta türk etkisini yansıtan alanlardan biri de sözlük çalışmalarıydı. Manzum olarak kaleme alınan sözlüklerden ilki, adı belirlenemeyen işkod- ralı bir dilciye (1835), diğeri ise Ulçineli Hafız Ali Efendi'ye (XIX. yy. sonu) aitti. Her iki yapıtın hazırlanmasında Şahidi'nin sözlüğü örnek alındı.
Arnavut edebiyatında ilk mevlit, XVIII.
Antikçağ Arnavutlun ta öutrınt ve bu- yük bir kültür merkezi olan Apollonia (Po- jan) gibi eski yunan sitelerinin önemli kalıntılarına bugün de rastlanır. Kruje yakınında Zgerdhesh’da yapılan kazıların, İ.Ö. II. yy. da gelişme göstermiş, 10 hektarlık bir alana yayılmış ve en eski surları İ.Ö. VI. yy.'da yapılmış antik kent Albanopo- lis'i ortaya çıkardığı sanılır. Ülkenin iç kesimleri İ.Ö. IV. ve III. yy.'lara ait illyria kalelerinin kalıntılarını korumuştur (Gajtan, Symize, Dimale, Berat). Roma kentlerinin kalıntıları, özellikle Gjirokaster, Vlore ve Berat bölgelerinde yer alır, Butrint’te, i.S. II. - III yy.'lardan kalan ve Justlnianus döneminde bir vaftizhane döşemesini örten çokrenkli bir n lozaik, ülkede, hıristiyan döneminin en eski kalıntısıdır.
Bizans dönemi (IX. - XV. yy ). Kent sanatı IX. yy in sonlarında, BizanslIlar ile yeniden ortaya çıktı (Korçe yakınında Mbor- ja kilisesi, 898). Kentlerin (Durres, işkod- ra, Berat, Gjirokaster) refah dönemi olan XIII. ve XIV. yy.’larda, en güzel kiliseler Berat taydı; bunlar, Konstantinopolis’ten (İstanbul) getirilmiş örneklere uygun fresklerle süslenmişti. Savunma mimarlığı, özellikle de Durres ve Vlore kaleleri birbirini izleyen Roma, Bizans ve Venedik tekniklerinin izlerini taşır. Haçlı seferleri sırasında, dağlı kavimler kula'yı (müstahkem katları olan konut) yarattılar. XIV. yy.'ın sonlarında, türk tehdidi karşısında yapılan çok sağlam şatoların (işkodra, Berat, Kruje, İskender Bey kalesi) sayısı artmaya başladı.
Türk dönemi (XVI. - XIX. yy.’lar). XVI. yy.’dan başlayarak kent görünümlerine egemen olan türk mimarlık yapıları çoğunlukla Evliya Çelebinin Seyahatname' sinden bilinmektedir. Günümüze ulaşan yapılar arasında, Tiran'daki (Akçahisar) Ethembey camisi (XVIII. yy.), hamam, kale, çarşı ve evler; Berat'taki Ahmetpaşa tekkesi ve Ahmetpaşa köprüsü; Ergiri kasabasındaki XVIII. yy. dan kalma evler; El- basan'daki XV. yy.'dan kalma kale; iş- kodra'dakı Kırmızı cami, Kurşunlu cami si ya da Buşatlı Mehmetpaşa camisi (XVIII. yy ); Lezhe (Leş) kasabasındaki iskender- bey camisi ve Leş kalesi; Mes köyündeki köprü, Tepedelen’deki Demirbaba zaviyesi ve türbesi, Gedik Ahmet Paşa tarafından yaptırılıp Tepedelenli Ali Paşa tarafından onarılan kale; Butrntlt'deki Tepedelenli Ali Paşa kalesi sayılabilir. Kiliseler ancak XVIII. - XIX. yy.’larda yeniden görünmeye başladı (Berat, Voskopoje). Hıristiyan resmi bu koşullarda bile gelişmesini sürdürdü. Elbasan ve. Berat'da. XVI.
XVII. yy.'larda halka dönük fresk ressamı Neocastra’lı Onufre'nin önderlik ettiği özgün bir okul oluştu. Bu akım, XVIII. yy.'da Korçe’de David de Selenica ile sürdü; onun gerçekçi ve ulusal nitelikli sanatı, XIX. yy.’ın sonu ve XX. yy.’ın başında, özellikle işkodra yaşamından görüntüler veren ressam Kol idromeno (1860-1939) ile romantik bir resme ulaştı
Çağdaş dönem. Fato Stampo (doğm. 1916) ve Salı Şıyaku (doğm 1933) gibi ressamlar ile Odhise Paskali (doğm. 1903) ve Mümtaz Drahmi (doğm.,.1936) gibi heykelcilerin başını çektiği ve arna- vut yurttaşının ulusal kişiliğine kavüşma yolunda savaşım geleneğini sürdüren sosyalist gerçekçi sanatçılar, üç ana temanın ağırlık kazandığı (kurtuluş yolunda savaşım, sosyalizmin inşası ve işçilerin yaşamı) coşkulu bir toplum tablosu çizdiler.

Kaynak: MsXLabs.org & Büyük L.

Daha fazla sonuç:
arnavutluk tarihi

Hızlı Cevap
Mesaj:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
Pixabay Resimleri:
paneli aç