Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 18.169|Cevap: 6|Güncelleme: 25 Kasım 2016

Arnavutluk ve Arnavutluk Tarihi

Mesaja atla
28 Ekim 2006 01:12   |   Mesaj #1   |   
arwen - avatarı
VIP bal gibi

Arnavutluk

Ad:  ARNAVUTLUK.jpg
Gösterim: 355
Boyut:  68.7 KB

resmi adı ARNAVUTLUK CUMHURİYETİ, Arnavutça REPUBLİKA ESHOİPERİSE.
Balkan Yarımadasının en küçük ülkesi.
Sponsorlu Bağlantılar

Yarımadanın batısında Adriya Denizinin kıyısındadır. Yüzölçümü 28.748 knf’dir. 42° 39" ile 39° 38" kuzey enlemleri ve 19° 16" ile 21° 04" doğu boylamları arasında kalır. Kuzeyden güneye uzunluğu 340 km, doğu-batı doğrultusunda en geniş yeri 153 km’dir. Kuzeyde Yugoslavya, doğuda Makedonya ve güneyde Yunanistan ile sınırlanır.

Arnavutluk, Avrupa’nın geçit yolları üstündeki stratejik konumuyla, tarih boyunca işgallere uğradı. Romalıların işgaline IÖ 168’e değin direnebildi. Daha sonra sırasıyla Bizans, Bulgar ve Sırp egemenlikleri altına girdi. Ortaçağda bir mücadelenin ardından Osmanlı yönetimine boyun eğdi. Yaklaşık 500 yıllık Osmanlı egemenliğini, önce bir bağımsızlık dönemi (1912-39), ardından İtalyan ve sonra Alman işgali (1943-44) izledi. II. Dünya Savaşı’nın ardından, Arnavutluk, Enver Hoxha’nın (Hoca) önderliğinde yeniden bağımsızlığını kazanarak Yugoslavya, Sovyetler Birliği ve ardından Çin’le ittifaka girdi. Önce Sovyetler Birliği, Mao’nun ölümünden sonra da Çin’le ilişkilerini koparan Arnavutluk’un, iç ve dış siyaset konularında takındığı kendine özgü tutum böylece daha da belirginleşti. Arnavutluk’un yalıtılmışlığından kaynaklanan ekonomik sorunların da etkisiyle 1990’da ülke dışa açılmaya başladı. Öte yandan, ülke içinde demokrasiye geçiş süreci başladı.

DOĞAL YAPI


YÜZEY ŞEKİLLERİ.


Arnavutluk coğrafya bakımından iki ana bölgeye ayrılabilir: Ülke topraklarının yüzde 70’ini oluşturan, kuzey, doğu ve güneydeki dağlık bölge ile, tarım topraklarının neredeyse tamamı olan batıdaki alçak kıyı bölgesi. Başta doğudaki Korab olmak üzere, birkaçı dışında Arnavutluk dağlarının oluşumu, Mezozoyik (İkinci) Zamanda (y. 225-65 milyon yıl önce) Dinar Dağ sisteminin yapısal çöküşüne ve Tersiyer (Üçüncü) Dönemde (y. 65-2,5 milyon yıl önce) yükselmesine bağlıdır. Kayaçlar temel olarak kireçtaşıdır.

Dağlık bölgeler üçe ayrılır. Kuzeyde, kuzey-güney doğrultusunda uzanan Arnavutluk Alpleri, Jezerce’de 2.694 m yüksekliğe ulaşır. Bunlar eski buzulların hareketleriyle yontulmuş ve derin, engebeli, ulaşılmaz vadilerle parçalanmıştır. Kraste-Cukalit kubbeye benzeyen yapısıyla bir alt bölge oluşturur. Orta dağlık kesimdeki yuvarlak oluşumlar volkanik bir kökene işaret eder. En doğuda yer alan Korab 2.751 m ile Arnavutluk’un en yüksek noktasıdır. Orta kesimdeki Shebenikut Dağlarında yükseklik 2.263 m’ye ulaşırken, en batı uçtaki sıralar ırmaklarla parçalanmıştır. Güneydeki dağlık kesim de, yükseklikleri 2.100-2.500 m arasında değişen.üç sıradan oluşur. Bütün dağlık kesimlerin önünde bir tepeler bölgesi uzanır. Tepeler kuzeyde sık kuşaklar oluştururken orta kesime doğru seyrelir ve orta düzlüklerde dağınık ada benzeri kümelere dönüşür.

Arnavutluk’un killi ve kumlu düzlükleri jeolojik olarak yakın sayılabilecek bir tarihte, Miyosen Bölümde (26-7 milyon yıl önce) ya da daha sonra oluşmuştur. Düzlükler kuşağı ülkenin batısında, girintili çıkıntılı kıyı boyunca uzanır ve yer yer, özellikle de orta bölgede, ırmak vadileri boyunca iç kesimlere doğru girer. Alçak dağ sıraları ve tepe zincirleri düzlükleri sınırlar. Kıyı kesimi ise sarp yarlar ya da doğal kumsallarla belirlenir. Kıyının en güney bölümü Ionia Rivierası olarak bilinir.

AKARSULAR.


Arnavutluk akarsuları dağların konumuyla belirlenen bir doku oluşturur. Tuna’ya akan kuzeydeki Vermoshe (Lim) Irmağı dışında hemen hemen tüm ırmaklar Adriya Denizine dökülür. Akarsuların rejimlerinde mevsimlere göre büyük farklılaşmalar görülür; su düzeyi kasım- nisan döneminde yükselirken, yaz aylarında akarsuların çoğu bütünüyle kurur. En büyük yükseklik farkları akarsuların orta çığırlarında ortaya çıkar; ülkenin enerji potansiyeli de bu kesimde yoğunlaşmıştır. Yugoslavya’dan doğan ve 280 km’lik bölümü Arnavutluk sınırları içinde kalan Drin, ülkenin en uzun ırmağıdır. Öbür önemli ırmaklardan yalnızca Shkumbin ve Mat geniş vadilerden akar. Bu iki ırmağın dışında kalan akarsular yer yer küçük havzalardan ya da dar, ulaşılmaz boğazlardan geçer.

Arnavutluk’un en büyük üç gölü Shkoder (Işkodra), Ohri ve Prespa’dır. Bu göllerden Shkoder kuzeybatı uçta, kıyıya oldukça yakın bir yerde, Makedonya-Yunanistan- Arnavutluk sınırlarının kesiştiği noktayı belirleyen Prespa ile yakınındaki Ohri ise doğudadır.

İKLİM.


İklim çeşitliliği Arnavutluk’un belirleyici özelliklerinden biridir. Avrupa kıtasından esen rüzgârların etkisi altındaki iç kesimlerde kara iklimi egemendir. Kıyı bölgeleri Akdeniz’den esen rüzgârlardan etkilenir. Geçiş alanları yaz aylarında Akdeniz’den, yılın geri kalan bölümünde ise iç kesimlerden esen rüzgârların etkisi altındadır. Yıllık ortalama yağış Arnavutluk Alpleri’nde 250 cm’nin üstündeyken, ülkenin doğu kesimlerinde 80 cm’den azdır. Yaz ayları ülkenin tümünde çok sıcak ve kurak geçer; temmuz ayı ortalamaları 24°C ile 27°C arasında değişir. Kış aylarında ise siklonların getirdiği değişken, bulutlu ve yağmurlu bir hava görülür.

BİTKİ ÖRTÜSÜ VE HAYVAN VARLIĞI.


Tümüyle bitki örtüsünden yoksun alanlar Arnavutluk’un yalnızca küçük bir bölümünü oluşturur. Ülke alanının üçte biri ormanlarla kaplıdır. Akdeniz kıyısındaki alçak düzlüklerin tipik bitki örtüsü olan makiler 400 m yüksekliğe kadar çıkar. Güneyde yaygın olarak görülen turunçgillerin yanı sıra, sulamanın yeterli olduğu yerlerde incir ve zeytin yetişir; muz Arnavutluk Rivierası’nda bile görülür. Yetiştirilen başka meyveler arasında elma, kiraz, şeftali, armut ve üzüm sayılabilir. Tropoje ve Pogradec bölgeleri kestane ormanlarıyla ünlüdür. Orman ağaçları arasında 1.000 m yüksekliğe kadar meşe, daha yukarılarda ise kayın ve çam yaygındır. Orman sınırının üstünde Alp tipi çayırlar uzanır ama bitki örtüsü genelde hem Akdeniz, hem de Orta Avrupa özelliklerini taşır. Üç bini aşkın değişik bitki türü çeşitli sanayilerde ve tıpta kullanılır.

Geçmişte çok zarar gören yabanıl yaşamın korunması için önlemlerin alındığı ülkenin hayvan varlığı arasında çakal, kurt, tilki, daha seyrek olarak da yaban domuzu, ayı ve elik sayılabilir. Ilımlı kıyı iklimi göçmen kuşları buraya çeker. Arnavutluk sularında kırlangıçbalığı ile levrek ve kefal bulunur. Yerel sığır soyunu ıslah etmek amacıyla melezleme çalışmaları yapılmaktadır.

YERLEŞME DOKUSU.


Arnavutluk’ta birçok bölgenin oldukça içine kapalı durumu, yöresel yaşam biçimleri ve yerleşme dokularında belirgin bir çeşitlilik yaratmıştır. Uzun süren Osmanlı yönetimi dışında, ülkenin büyük bölümü yalnızca çok kısa dönemlerde birleşmiştir. Özellikle kuzeydeki Arnavut kabileleri bir ölçüye kadar bağımsızlıklarını korudular. Bu nedenle tarihsel önemi olan bölgeler oluştu. Yarı bağımsız Katolik bir düklük olan Mirdite, 1928-39 arasında hüküm süren Kral I. Zogo’nun güçlerinin toplandığı Mat eyaleti, Arnavutluk’la Yunanistan arasında sürtüşme nedeni olan Çameria bunlar arasında sayılabilir. Kıyı kuşağının bazı bölümlerinde, Shkoder, Elbasan, Vlore (Avlonya) gibi kentsel merkezler ortaya çıktı. Genelde küçük yerleşmeler halindeki kentler tümüyle sanayiden yoksundu. Yüzyıllarca süren Osmanlı egemenliği altında gelişemeyen yerel ticaret ve el sanatları ise, daha örgütlü Avrupa rekabeti karşısında tutunamadı.

1945’ten bu yana yerleşme dokusunda çarpıcı değişiklikler gerçekleşti. II. Dünya Savaşı öncesinde kentli nüfusun toplam nüfus içindeki payı' yüzde 15 iken, 1980’lerde bu oran üçte biri aştı, yeni madencilik ve sanayi kentleri kuruldu. Öte yandan gıda maddeleri arzının süregiden önemi, hükümeti kırsal kesimdeki işgücünü hem yerinde tutmayı hem de artırmayı hedefleyen çalışmalara yöneltti. Myzeqe bölgesi gibi kıyı kuşağında yer alan bazı bölgelerde büyük kolektif çiftlik ve kamuya ait işletmeler biçiminde yeni tarım merkezleri kuruldu. Sanayi kentlerinde ortaya çıkan konut sıkıntısı birçok işçiyi çevredeki kırsal alanda yaşamaya ve gündüzleri çalışmak için kente gelmeye itti. Bu nedenle, son yıllarda ulusal bir yol ağının oluşturulması çalışmaları yoğunlaştırıldı. Böylelikle yeni gelişmeye başlayan sanayi kentleri gittikçe daha çok.önem kazanırken, tarihsel merkezler küçük çaplı sanayilerin gelişmesine karşın eski önemlerini yitirdi. Sanayi kesiminde çalışan nüfusun artması ve eğitimin zorunlu hale getirilmesiyle de yerleşim ve geleneklerdeki bölgesel farklılıklar yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır.

NÜFUS


Arnavutlar, Orta Avrupa’da yaşayan ve Demir Çağının başlarında güneye, Yunanistan’ın kuzeyindeki Arta Körfezi dolaylarına göç eden İllyrialıların soyundan gelir. Dilleri Hint-Avrupa dil ailesine bağlıdır. Ülkede, konuştukları lehçeye göre iki ayrı topluluk ayırt edilir: Shkumbin Irmağının kuzeyinde yaşayan Gegler ile güneydeki Tosklar. Giyim, müzik ve başka gelenekler bakımından farklı olan bu iki topluluk, kendi içlerinde de daha az farklılıklar gösteren alt gruplara bölünür: Kuzeyde Dukagyinler ve Malısia- lar, güneyde ise Myzekılar, Tsamovialar ve Labırialar. Latin harflerinin yanında Arap ve Kiril harflerinin de geleneksel olarak kullanılması çeşitliliği artırır. 1944’ten sonra Tosk lehçesine dayanan bir dilin ulusal dil olarak benimsenmesine yönelik çabalar oldukça başarı kazanmıştır.

Arnavutluk nüfusunun büyük bölümü Müslüman, geri kalanı da Katolik ya da Ortodokstur. 20. yüzyılın başında Türkiye’den
sürülen Bektaşiler dergâhlarını Arnavutluk’a taşıyarak ülkede oldukça yayılmışlardır. 1967’de hükümet bütün tapınakları kapatmış ve dinsel örgütler için yasal onay koşulu getirmişti. 1976 Anayasası ise dini tümüyle yasaklamıştı. Bu yasak 1990’da kaldırılarak yeniden inanç özgürlüğü tanınmıştır.

Arnavutların bugün yarısından azı Arnavutluk’ta yaşamaktadır. Nüfusun büyük bölümü ekonomik koşulların zorluğu nedeniyle yüzyıllar boyunca kitleler halinde ülke dışına göç etmiştir. Yunanistan’daki 16. yüzyıl kökenli Arnavut azınlığın etnik özellikleri hemen hemen tümüyle kaybolmuşken Yugoslavya’daki (Kosova) Arnavutlar özerklik elde etmiştir. Türkiye, İtalya, Bulgaristan, Romanya ve ABD’de de Arnavutlar vardır. Öte yandan Arnavutluk nüfusunun yüzde 2’sini Yunanlar, Makedonlar gibi azınlık grupları oluşturur. Başka sosyalist ülkelerde olduğu gibi Arnavutluk’ta da bu azınlıkların dillerini ve ulusal geleneklerini sürdürmelerine izin verilmiştir.

Arnavutluk’un 1991’deki tahmini nüfusu 3.327.000’dir. Yıllık nüfus artış oranı yüzde 1,8 (1986-91), doğum oranı binde 24,7 (1989), kaydedilen ölüm oranı ise binde 5,7’dir (1989). Nüfus yoğunluğu km2’de 114,9 kişi, nüfus içinde erkeklerin oranı yüzde 51,46, kadınlarınki yüzde 48,54’tür. 1989’da nüfusun yüzde 35,8’i kentlerde yaşıyordu. Ülkenin başkenti ve en kalabalık merkezi, nüfusu 238.000’e (1989 tah.) ulaşan Tiran’dır. Öteki önemli kentler arasında 82.700 nüfuslu Durres (Dıraç), 79.900 nüfuslu Shkoder, 80.700 nüfuslu Elbasan ve 71.700 nüfuslu Vlore sayılabilir.

EKONOMİ


1991 öncesinde ekonomi tümüyle devletin yönetimindeydi. Bütün üretim araçları devletin mülkiyetindeydi ve tarımda tam bir kolektifleştirme vardı. Özel girişim yasaklanmıştı. Ayrıca anayasa dış yardım almayı ve yabancı sermaye girişini yasaklıyordu. Bu merkeziyetçi yapının başarısızlığı hükümeti ekonomik karar alma sürecinde ademi- merkeziyetçi bir yapıyı benimsemeye zorladı. Özel ticaret etkinliği üzerindeki yasak kaldırıldı. Hükümet artık dış yardım almakta, yabancı sermayeyle ortak yatırımlara izin vermektedir. Bu tür önlemlerle hafif sanayinin, gıda işlemenin ve tarımın geliştirilmesi amaçlanıyordu. Ama gıda maddeleri kıtlığı, altyapının yetersizliği, hammadde, nitelikli işgücü ve yönetici eksikliği ve düşük verimlilik bu çabaları engellemektedir. Arnavutluk Avrupa’nın en yoksul ülkesidir. Gayri safi milli hasıla 3,8 milyar dolardır (1989). Kişi başına 1.200 dolar olan gayri safi milli hasılanın yıllık artış hızı 1970’lerde yüzde 4,2 olmuştur. Net maddi hasıla içinde tarımın payı yüzde 33, sanayi ve madenciliğin payı ise yüzde 45’tir (1989). Arnavutluk’un para birimi lektir (Ekim 1991: 1 ABD Doları=5,77 lek).
Ad:  arnavutluk1.JPG
Gösterim: 248
Boyut:  61.6 KB

DOĞAL KAYNAKLAR.


Arnavutluk’un dağlık toprakları maden kaynakları bakımından zengindir. Düşük kaliteli linyit kömürü, petrol ve doğal gaz önemli enerji kaynakları arasındadır. 1989’da 2.400.000 ton kömür, 397 milyon m3 doğal gaz ve 19,123 milyon varıl petrol üretilmiştir. Son yıllarda bulunan petrol ve doğal gaz yatakları ülke ekonomisi için büyük önem taşımaktadır. Taşımacılığa uygun olmayan akarsular elektrik üretimi açısından önemlidir. Ülkede üretilen ençrjinin (1989’da 4,1 milyar kW/ saat) yüzde 88’i hidroelektrik, geri kalan bölümü termik santrallardan elde edilir. Üretilen enerjinin 650 milyon kW/saati ihraç edilmektedir.

Dünya krom üretiminde üçüncü sırada yer alan Arnavutluk’ta nikel, bakır, demir üretimi de önemlidir. Osmanlı döneminden beri çıkarılan bitüm de bir başka önemli cevherdir. Kükürt, kurşun, boksit, çinko üretimi de vardır. Fosforit ise suni gübre üretiminde kullanılır.

TARIM.


Toprakların dörtte biri tarıma elverişlidir. Bunun da yarısı tahıllara ayrılmıştır. Başlıca ürünler buğday, mısır, baklagiller, yulaf, şeker pancarı, ayçiçeği, pamuk, tütün, patates ve meyvedir. İktisaden faal nüfusun yarısı tarımda çalışmaktadır. Ülke topraklarının yüzde 15’i mera ve çayırlarla, yüzd& 38’i ise ormanlarla kaplıdır. Hayvancılık potansiyeli çok yüksek olan Arnavutluk’ta 1989’da 700 bin baş sığır, 1 milyon 598 bin baş koyun, 182 bin baş domuz ve 5 milyon kümes hayvanı bulunuyordu.

SANAYİ.


Temelleri Sovyet yardımı ile atılan sanayi, sonradan Çin’in de desteğiyle metalürji ve makine üretiminde gelişme göstermiştir. Ama Batılı gözlemcilere göre esneklikten uzak, aşırı merkezci plan ile yetişkin işgücü ve teknolojik bilgi eksikliği, ürün sayısının sınırlı ve kalitenin düşük olmasına yol açmıştır. Sanayi ürünleri arasında asfalt, işlenmiş petrol, demir ve çelik ürünleri, işlenmiş krom ve bakır, petrokimya ürünleri, plastik, azotlu gübreler, süper- fosfat gübre, kâğıt, seramik eşya, deri ürünleri, pamuk, ham şeker, içki ve sigara sayılabilir. Köylerinin tümünde elektrik bulunan ülkede hidroelektrik santrallardan, enerji üretimi yanında sulama amacıyla da yararlanılmaktadır.

TİCARET.


Ulusal geliri içinde dış ticaretin payı küçük olan Arnavutluk’un az sayıda Doğu ve Batı Avrupa ülkesi ile ticaret ilişkisi vardır. Bu ülkeler arasında Çekoslovakya, Romanya, Yugoslavya, İtalya ve Almanya önde gelir. Başlıca ihraç ürünleri krom ve demir cevheri, demir, çelik, bakır ve petrol ürünleri, asfalt, tütün, sebze ve meyveler; ithal ettiği başlıca ürünler ise makine ve donanımları, yedek parça, madenler, madeni eşya ve yapı gereçleridir. 1989’da ithalatı 3.792 milyon lek olan Arnavutluk aynı yıl ihracattan 3.203 milyon lek sağlamıştır.

ULAŞIM.


Arnavutluk’ta ülkeyi bugün boydan boya geçen demiryolları ağı 1948’de kurulmaya başladı. Karayolları ağı son zamanlarda, tarımsal bölgelere ulaşmaktan başka, sanayi merkezleriyle maden bölgelerini birleştirmek amacıyla da geliştirildi. 1980’lerin ortasına gelindiğinde Tiran demiryoluyla ülkenin öbür önemli sanayi merkezleriyle Yugoslavya’ya bağlanmış, karayolu ağı dağlık yörelerdeki köyleri bile kapsayacak biçimde genişletilmişti. Arnavutluk’un Adriya Denizi kıyısındaki dört limanından en önemlisi, deniz ticaretinin beşte dördünün yapıldığı Durres’tir. Öbür limanlar Vlore, Sarande ve Shengjin gelişme halindedir. Ülke içi havayolu ulaşımının yapılmadığı Arnavutluk’ta tek bir uluslararası havaalanı vardır. Tiran yakınında Rinas’ta bulunan bu havaalanından özellikle komşu ülkelerin havayolu şirketleri seferler düzenlemektedir.


Son düzenleyen Safi; 25 Kasım 2016 03:58
virtuecat
28 Ocak 2007 02:00   |   Mesaj #2   |   
virtuecat - avatarı
Ziyaretçi

YÖNETSEL VE TOPLUMSAL KOŞULLAR DEVLET.


1944’ten 1990’a değin Arnavutluk tek partili bir sosyalist cumhuriyetti. Yugoslav modeli izlenerek oluşturulan 1946 Anayasası, 1950’de Sovyet modeli doğrultusunda değiştirildi. 1976’da kabul edilen anayasa ile Arnavutluk’a özgü bir sosyalizm modelinin hukuksal çerçevesi belirlendi. Devlet örgütünün en üst organı, dört yılda bir seçilen ve yılda iki kez toplanan 250 üyeli Halk Meclisi’dir. Meclisin seçtiği devlet başkanı başbakan ve bakanlar kurulunu atar. 1966’da Adalet Bakanhğı’nm kaldırılması ile yargı sistemi, yasama organına doğrudan sorumlu bir Yüksek Mahkeme ile köy ve fabrika düzeyinde örgütlenen yerel mahkemelerden oluşturuldu. Yerel yönetim ise kırsal kesimde tarım kooperatifleri temelinde örgütlendi.

Sponsorlu Bağlantılar
Yugoslav komünistlerinin katkısıyla genç partizanların 1941’de kurduğu Arnavutluk Emek Partisi (AEP), ülkenin tek partisi olarak 1944 sonrasında devlet gücünü elinde tuttu. 1991’de komünist olmayan üyeler de Halk Meclisi’ne seçildi. Aynı yıl Arnavutluk Emek Partisi adını Arnavutluk Sosyalist Partisi (ASP) olarak değiştirdi. 1992’de yapılan seçimleri ise Demokrat Parti kazandı.

ORDU.


Askerlik hizmetinin zorunlu olduğu Arnavutluk’ta rütbeler kaldırılarak yerine siyasi komiserlik kurumu getirildi. 20. yüzyıl ortalarındaki Kültür Devrimi sırasında, sonradan tüm topluma yaygınlaştırılan yarı askeri örgütlerin kuruluşuna önem verildi.

EĞİTİM.


1946’da yürürlüğe konan düzenleme ile 7-15 yaş arasında eğitim parasız ve zorunlu hale getirildi. Eğitimin amacı, çok yönlü bir “yeni insan” yetiştirmek olarak belirlendi. Bu amaca ulaşabilmek için öğrencilerin yedi ay süren zorlu bir eğitim döneminin ardından çeşitli sektörlerde iki ay geçici işçi olarak çalışmaları ve bir aylık süre için askeri eğitim görmeleri sağlandı. Yaygın eğitim etkinliklerine de büyük önem verilmektedir. Arnavutluk’ta yükseköğrenim, 1957’de kurulan Tiran Üniversitesinde yoğunlaştı. Yükseköğretimde ailenin gelirine bağlı olarak bir ücret alınmaktadır. Ayrıca yaygın bir mesleki ve teknik okullar ağı vardır. Eğitime verilen önemin bir sonucu olarak 1945’te yüzde 20 olan okuryazar oranı 1980’lerde yüzde 100’e yükselmiştir.

SOSYAL GÜVENLİK VE SAĞLIK.


Sovyet modelini örnek alan sosyal güvenlik sistemi ile herkese parasız sağlık hizmeti, sağlık sigortası ve emeklilik güvencesi sağlandı. Hükümet, kentlere yönelen göçleri durdurarak, büro işçilerinin kol emeği gerektiren işlerde çalışmalarını ve kırsal kesimlere gönderilmelerini gerçekleştirdi. Halk sağlığını koruyucu merkezlerin kurulmasına karşın, sağlığa aykırı çalışma koşulları bir ölçüde sürmektedir. Arnavutluk’ta ortalama ömür erkeklerde 69,6 yıl, kadınlarda ise 75,5 (1988-89) yıl dolayındadır. Çocuk ölüm oranı ise yaklaşık binde 25’tir.
Ad:  ARNAVUTLUK2.jpg
Gösterim: 218
Boyut:  54.0 KB

KÜLTÜREL YAŞAM.


Özgün ve güçlü bir tarihsel kültürden söz etmenin zor olduğu Arnavutluk’ta gerçekleştirilen Kültür Devrimi, geleneksel ve sosyalist kültürel yaşamda köklü dönüşümlere yol açtı. Çin Kültür Devrimi ile aynı zamanda gerçekleştirilmesine ve kültürel yaşamda benzer etkiler doğurmasına karşın, Arnavutluk Kültür Devrimi’nin kendine özgü yanları vardı. 1966 Martı’nda, birçok parti ve devlet görevlisinin kentlerden köylere atanmasıyla başlayan Kültür Devrimi, partinin sıkı denetimi altında sürdürüldü. Geleneklere ve dinsel inanışlara olduğu kadar klasik Batı edebiyatına ve tiyatrosuna karşı yürütüleli mücadele, AEP’nin 1966’daki V. Kongresi ile doruğuna ulaştı.

Arnavutluk’un günümüzdeki en önemli kültür kurumu, Tiran’daki Ulusal Kütüphane’dir. Önemli müzeler arasında Arnavutluk Halk Kültürü Müzesi ile Ulusal Kurtuluş Mücadelesi Müzesi sayılabilir. Televizyon yayınlarının 1971’de başladığı ülkede güçlü bir radyo şebekesi vardır. Ülkedeki başlıca gazeteler siyasal partilerin yayın organlarıdır. Günümüzde uluslararası ün kazanan tek Arnavut yazar, romancı ve şair İsmail Kadare’dir. Ayrıca bak. Balkanlar.

TARİH


İLLYRİALILAR VE ROMALILARIN İŞGALİ.


Arnavutların ataları olan Hint-Avrupa kökenli İllyrialılar, İÖ y. 1000’den sonra Balkan Yarımadasının batısına yerleşerek çeşitli kabileler halinde yaşamaya başladılar. Komşu halklarla, özellikle de Yunanlılarla ilişkiye geçmelerine karşın, etnik kimliklerini ve dillerini korudular ve zamanla çeşitli bağımsız krallıklar kurdular. Bunların en tamnmışı Shkoder’deki İÖ 3. yüzyılın ikinci yarısında kurulan krallıktı. Krallığın sınırlarını Dalmaçya’dan Aoüs’e (bugün Viyosa) kadar genişleten Kral Agrani’nin ölümünden sonra karısı Teuta’nm sağladığı başarılar j Romalılar ile bir dizi çatışmaya yol açtı. IÖ 168’de bütün Balkan Yarımadasını ele geçiren Romalılar, Sava Irmağının doğusunda ve bugünkü Arnavutluk’un kuzeyindeki Drin Irmağının kuzeyinde kalan toprakları İllyria eyaleti haline getirdiler. İllyrialıürın yaşadığı öteki topraklar da başka eyaletlere bağlandı. Roma imparatorlarına bağlılığın karşılığında özerk yapısını koruyan İllyria, Roma ile Doğu Avrupa arasında önemli bir ticaret köprüsü işlevini üstlendi.

SLAV İSTİLASI.


Roma İmparatorluğu İS 395’te bölündükten sonra Drin Irmağının doğusunda kalan İllyria toprakları Doğu Roma İmparatorluğu’na bağlandı. 3. ve 5. yüzyıllarda Vizigotlarla Hunların saldırılarına uğrayan bölge, 6. yüzyılda Balkan Yarımadasına giren Slavların etkisi altında etnik yapısını yitirmeye başladı. Dillerini koruyan İllyrialıların yaşadığı topraklar bugünkü Arnavutluk, Yugoslavya’nın Kosova bölgesi, Batı Makedonya ve Kuzey Yunanistan’ın bazı kesimleri ile sınırlandı. 11. yüzyılda Batı Bulgaristan Krallığı’m ortadan kaldıran BizanslIlar bölgeyi egemenlik altına aldılar. İllyrialı yerine Arnavut adını ilk kez kullanan, babası Bizans imparatoru I. Aleksios Komnenos’un, Güney İtalya’ dan gelerek 1082’de Durazzo’yu (Durres) ele geçiren Normanlara karşı direnişini anlatan Anna Komnena oldu.

EPİR (EPEİROS) DESPOTLUĞU VE SIRP İŞGALİ.


IV. Haçlı Seferi sonunda Bizans’ta Latin İmparatorluğu kurulunca, Bizans imparatoru Mikhail Angelos Komnenos, Arnavutluk topraklarında, 1214’e değin yönettiği Epir Despotluğu’nu kurdu. Latin imparatorunu 1216’da yenilgiye uğratan Theodoros Angelos, 1224’te Bizans’a dönerken Bulgar kralı II. İvan Asen’e yenildi. Böylece Arnavutluk toprakları Bulgar Krallığı’na bağlandı. İvan Asen’in ölümünden sonra Epir Despotluğu yeniden kuruldu. 1264’te Bizans imparatoru VIII. Mikhail despotluğa son vererek, ülkeyi bir kez daha Bizans’a bağladı. 13. yüzyıl sonunda Arnavutluk topraklarının bir bölümünü ele geçiren Sırplar, 14. yüzyıl ortalarında kısa bir süre ülkenin tümüne egemen oldular.

OSMANLI AKINLARI VE İSKENDER BEY.


14. yüzyılın ikinci yarısında, Bizans etkisinden kurtulan Katolik Arnavut prensliklerin birbirleriyle çekişmelerinden yararlanarak bazı kentleri ele geçiren Venediklilerin ardından, Osmanlılar da Arnavutluk topraklarına girdiler ve prenslikleri vergiye bağlamaya başladılar. 1443’te (OsmanlIların İskender Bey adını verdiği) ulusal kahraman Gjergj Kastrioti, Arnavutları toparlayarak Ösmanlılarla savaşa tutuştu. II. Murad ve II. Mehmed’in (Fatih) ordularına karşı Napoli Krallığı ve papalığın yardımıyla art arda birçok başarı kazanan Kastrioti hummadan öldükten sonra Kroya Kalesi 1478’de OsmanlIların eline geçti. Venediklilerin 1501’de Durres’i OsmanlIlara bırakmasıyla Arnavutluk’un fethi tamamlandı.

OSMANLI EGEMENLİĞİ.


Osmanlıların fethiyle birlikte binlerce Arnavut İtalya’ya göç ederken, başta toprak sahipleri olmak üzere birçoklan da Müslümanlığı seçti. Osmanlı eğitim kuruluşlarında öğrenim gören Müslüman Arnavutların ordu ve yönetimde yüksek konumlar elde etmesine karşın, ulusal bilinç yok olmadı; Arnavutlar her fırsatta bağımsızlıkları için ayaklandılar. 19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde bunalım başladığında, Arnavutluk’ta yönetim kargaşası ve ekonomik durgunluk doruğunda bulunuyordu. Merkezî otoritenin zayıflaması yerel önderleri harekete geçirdi. Güneyde, Yanya valiliğine kadar yükselen Tepede- lenli Ali Paşa’nın ayaklanması şiddetle bastırıldı, Ali Paşa 1822’de Yanya’da öldürüldü. Kuzeyde ise İşkodra ile Tiran arasındaki toprakları denetim altında tutan Buşati ailesinin üç kuşak boyunca süren direnişi 1831’de kırıldı. Osmanlı egemenliği yeniden sağlandıktan sonra Tanzimat Fermanı doğrultusunda gerçekleştirilen yönetsel ve toplumsal reformların etkisi sınırlı oldu.

BAĞIMSIZLIK HAREKETİ (1878-1914).


1878 Berlin Kongresi’nde, Rus Çarlığı’nın Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nden aldığı birkaç liman da dahil olmak üzere, Arnavutluk’un bazı bölgelerinin Karadağ’a verilmesi kararlaştırıldı. Buna karşı çıkan Arnavutlar, Osmanlıların da desteğiyle Prizren’de bir ulusal birlik oluşturdular. Avrupalı devletlerin gönderdiği donanma, Arnavutların bağımsızlık için çarpıştıklarını görerek tutum değiştiren OsmanlIların da yardımıyla, söz konusu limanları Arnavutların elinden aldı. Osmanlılar, dinsel farklılıklara karşı ulusal bilinci geliştiren Arnavutça yayınları yasakladılar ve Prizren Birliği’ni dağıttılar. Ama başka örgütler aracılığıyla varlığını sürdüren bağımsızlık hareketi, II. Meşrutiyetken sonra güç kazandı. 1909’da Manastır’da toplanan bir ulusal kongre, tam bağımsızlık yolunda ilk adım olarak, Osmanlı Devleti içinde İşkodra, Kosova, Manastır ve Yanya’yı (İanina) içine alacak özerk bir Arnavutluk isteğinde bulundu ve bir ulusal birlik komitesi seçti.

Önceleri bu isteğe karşı çıkan İttihat ve Terakki yönetimi, Arnavutların İsa Boletin öncülüğünde ayaklanarak 1913’de Üsküp’ü ele geçirmesi üzerine, uzlaşma yolları aramaya yöneldi. Bu durum Arnavutluk’u paylaşmak isteyen öteki Balkan ülkelerini harekete geçirdi. Osmanlı ordusunun kısa sürede yenilmesiyle üçlü bir saldırıya uğrayan Arnavutlar 28 Kasım 1912’de Avlonya’da bağımsızlıklarını ilan ettiler. İsmail Kemal Vlora ilk hükümetin başkanı oldu. Sırpların Kuzey Arnavutluk topraklarında ilerlemesi Avusturya-Macaristan İmparatorluğumu, Yunanistan’ın Avlonya dahil Güney Arnavutluk’u ilhak etmek istemesi de İtalya’yı tedirgin etti. Çatışmanın Avrupa’nın tümünü içine alacak bir savaşa dönüşmesini önlemek isteyen İngilizlerin çağrısıyla, Londra’da Balkan ülkelerinin de katıldığı bir konferans toplandı. Sonuçta Aralık 1912’de Arnavutluk’ un bağımsızlığı tanındı. Ama Arnavutların çoğunluğu oluşturduğu Kosova, Sırbistan’a bırakıldı. Yunanistan sınırı ise 1913’te uluslararası bir komisyon tarafından belirlendi. Avrupa devletlerinin yeni Arnavutluk devletinin başına getirdikleri Prens Wilhelm’in ülkeye gelmesinden sonra, Turhan Paşa’nın kurduğu yeni hükümet ülkede otorite sağlamaya çalıştı. Yunanistan’ın Güney Arnavutluk’u özerk Kuzey Epir bölgesi olarak ilan etmesi, Karadağ’ın Işkodra’yı işgali ve orta Arnavutluk’taki köylü ayaklanması, bu çabaları boşa çıkardı. I. Dünya Savaşı başladığında tam bir kargaşanın egemen olduğu ülke, savaşan tarafların işgaline uğradı ve tarafsız kalacağını ilan etmiş olmasına karşın, bir savaş alanı haline geldi.

ARNAVUTLUK KRALLIĞI.


I. Dünya Savaşı’ndan sonra toplanan Paris Konferansında Balkan ülkelerinin yanı sıra İtalya da Arnavutluk’un paylaşılması mücadelesine katıldı. Konferansta çözüme kavuşturulamayan Arnavutluk sorunu, Büyükelçiler Konferansı olarak anılan toplantıya devredildi. Bu arada, 1920’de İtalyan kuvvetlerinin varlığına karşın toplanan ulusal meclis, bir naiplik konseyi seçerek, Süleyman Delvinı başkanlığında bir hükümet oluşturdu. Tiran başkent ilan edildi. İtalyanların Avlonya’daki Arnavut ayaklanması üzerine çekilmesinden sonra, Arnavutluk, Aralık 1920’de Milletler Cemiyeti’ne girdi. Kasım 1921’de toplanan Büyükelçiler Konferansı, 1913’te belirlenen sınırları onayladı. Yugoslavya, Milletler Cemiyeti’nin müdahalesi ile, işgal ettiği Arnavutluk topraklarından çekilmek zorunda bırakıldı.

1922-24 arasında liberal aydınların demokratik bir rejim oluşturmak için gösterdikleri çabalar sonuçsuz kaldı. Haziran 1924’te çıkan bir ayaklanma ile ülkeyi terk etmek zorunda kalan Başbakan Ahmed Zogo, tutucu toprak sahiplerinin ve Yugoslavya’ nın desteğiyle altı ay sonra dönerek bir dikta rejimi kurdu. Zogo, Yugoslavya’ya olan yükümlülüklerine karşın, 1926 ve 1927’de imzaladığı antlaşmalarla İtalya ile ittifaka girdi ve 1928’de de kendisini I. Zogo adıyla kral ilan etti. Arnavutluk, ekonomik ve siyasal açıdan İtalya’ya bağımlı hale geldi. Gittikçe bozulan ekonomik durum, sefaletin ve köylüler ile liberal aydınların hoşnutsuzluğunun artmasına neden oldu. Çeşitli ayaklanma girişimleri şiddetle bastırıldı. Zogo yönetimi baskıyı artırmakla birlikte, İtalyan faşizmini izlemekten kaçındı. Eğitim ve kültür alanında katı bir ideolojik uygulamaya gidilmedi. Batıya üniversite eğitimi için gönderilen yüzlerce genç kadın ve erkek, dönüşlerinde ülkede yeni ve modern bir kamu yönetiminin oluşturulmasında etkin rol oynadıkları gibi, sol düşüncelerin yaygınlaşmasına da katkıda bulundular. Öte yandan merkezî hükümet otoritesinin tüm ülkede geçerli kılınmasıyla Arnavutluk’ta ilk kez gerçek anlamda ulusal birlik sağlanmış oldu.

1939’da Mussolini, İtalya ile Arnavutluk arasında bir gümrük birliği oluşturulması ve Arnavutluk sınırları içinde bir Italyan garnizonu kurulması yolunda bir ültimatom verdi. Ültimatomun reddi Zogo döneminin de sonu oldu. Mussolini, deniz ve hava kuvvetlerinin desteğinde 100 bin kişilik bir ordu ile Arnavutluk’u işgal etti. Ülkede kukla bir Arnavutluk hükümeti kurularak, İtalyan kraliyet ailesinden III. Vittorio Emanuele, Arnavutluk kralı ilan edildi. İtalya’nın savaş hazırlıkları doğrultusunda ülkenin doğal kaynakları büyük bir açgözlülükle yağmalandı.

II. DÜNYA SAVAŞI.


İtalyanların Arnavutluk üzerinden Yunanistan’ı işgal etme girişimi bozguna uğrayınca, Eylül 1942’de Yugoslavya’da bulunan Nazi birlikleri bölgeye girdi. İşgalin yarattığı şaşkınlığı üzerlerinden atan Arnavut milliyetçileri direniş hareketini başlatarak, toplumun bütün kesimlerini bir araya getiren ve demokratik bir rejimin kurulmasını amaçlayan “Balli Kombeta” adlı bir ulusal cephe örgütlediler. Askeri ve sivil önderler öncülüğünde oluşturulan çeteler, İtalya’nın savaş gücünü zayıflatmada önemli bir rol oynadı. Almanya’nın 1941’de Sovyetler Birliği’ne saldırması ile küçük ve dağınık gruplar halinde direniş hareketine katılan Arnavut komünistler, Tito’nun Yugoslavya’dan gönderdiği komünistlerin yardımıyla bir parti kurdular ve Ulusal Kurtuluş Hareketi (LNC) aracılığıyla halkın desteğini kazanmaya başladılar. Mussolini’nin çöküşünden sonra “Balli Kombeta” ile komünistler arasında birleşik cephe kurma girişimi sonuçsuz kaldı. Kasım 1944’te Enver Hoca başkanlığında kurulan hükümet Müttefikler tarafından tanındı.

KOMÜNİSTLERİN EGEMENLİĞİ.


Enver Ho- ca’nın başında bulunduğu hükümet, savaş sonrasında bir şiddet kampanyasına girişti ve düşmanla işbirliği yapmakla suçladığı binlerce kişiyi idam etti. İtalyanlara ve özel kişilere ait bütün taşınmaz mallar devletleştirildi. Toprak sahipleri etkisiz kılınarak toprakları köylülere dağıtıldı. Burjuvazi aşırı vergilendirme yoluyla mülksüzleştirildi. 1945’te Ulusal Meclis seçimleri yapıldı.

Arnavutluk’un 1946’da Korfu Boğazını mayınlayarak geçen gemilere ateş açması, İngiltere ile günümüze değin süren bir anlaşmazlığın doğmasına neden oldu. ABD de Arnavutluk ile diplomatik ilişkilerini kesti. 1948’e değin Yugoslavya ile sürdürülen yakın işbirliği, bu ülkenin Kominform’dan çıkarılmasıyla kesildi. Yeni adıyla Arnavutluk Emek Partisi’nin örgütlenme sekreteri ve gizli polisin başı Kotsi Dzodze’nin başını çektiği Yugoslav yanlısı klik, Enver Hoca ile Mehmed Şehu’nun önderliğindeki gruba yenildi; Dzodze ile önde gelen yandaşları vatana ihanetle suçlanıp idam edildi. Sovyetler Birliği ile ilişkilerini geliştiren Arnavutluk’ta 1950’de yapılan Ulusal Meclis seçimlerini, oyların yüzde 99’unu alan Demokratik Cephe’nin resmî adayları kazandı. Bundan sonra yapılan tüm seçimlerde de benzer sonuçlar alındı.

Sovyet blokundan coğrafi kopukluğuna karşın 1955’te Varşova Paktı’na giren Arnavutluk, Sovyetler Birliği’nden önemli ölçüde mali ve teknik yardım aldı. Hammaddelerin değerlendirilmesi amacıyla gönderilen binlerce uzmanın yanı sıra Vlore’de bir deniz üssü kurulmasına yönelik hazırlıklara girişildi.

Arnavutluk yöneticileri içerde Stalinci sistemi sürdürmekle birlikte, görünüşte Kruşçev’in yeni siyasetini destekler bir tutum takındılar. Sovyetler Birliği 1957’de Arnavutluk’un birikmiş borçlarını silerek yeni kredi açtı. 1960’tan sonra bozulmaya başlayan Sovyetler Birliği-Arnavutluk ilişkileri, 1961’de Sovyetler Birliği Komünist Partisi 22. Kongresi’nde Kruşçev’in Arnavutluk’u sert biçimde eleştirmesiyle kopma noktasına geldi. Aralık 1961’de Sovyetler Birliği Arnavutluk’la diplomatik ilişkilerini kesti. Arnavutluk, 1968’de Sovyetler Birliği’nin Çekoslovakya’ya müdahalesinin ardından Varşova Paktı’ndan ayrılma kararı aldı. Çin ile başlamış olan yakınlaşîna, 1964 başında Zhou Enlai’ın Arnavutluk’u resmen ziyaret etmesiyle güçlendi. Çin etkisi ve ekonomik yardımı 1960’lar boyunca sürdü. Ama 1970’lerin başındaki Çin-Amerika yakınlaşmasının ardından ilişkiler bozulmaya başladı ve Mao’nun ölümünden sonra 1978’de Çin ile kurulmuş bütün ekonomik ve‘ askeri bağlar koparıldı. Bu arada yalnızlıktan kurtulmak için Yugoslavya ve bazı Batı Avrupa ülkeleriyle ticari ve diplomatik ilişkiler kuran Arnavutluk, Aralık 1976’da kabul ettiği yeni anayasa ile Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti adını aldı.

11 Nisan 1985’te Enver Hoca’nm ölümü üzerine Arnavutluk Emek Partisi genel sekreterliğine Ramiz Alia seçildi. Ramiz Alia, Arnavutluk dış politikasında hiçbir değişiklik olmayacağını vurguladı. 1989’da Doğu Avrupa’daki komünist yönetimlerin art arda çöküşü Arnavutluk’ta da siyasal yaşamı hareketlendirdi. Ekonomik güçlüklerin de etkisiyle aydınların ve gençlerin başını çektiği muhalefet güçlendi. Hükümet yurtdışına çıkışı serbest bıraktı, din ve inanç özgürlüğü tanındı ve yabancı sermaye yatırımlarına izin verildi. Arnavutluk dışa açılmaya başladı ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansıma üye oldu. Aralık 1990’da yeni siyasal partilerin kurulmasına izin verilerek AEP’nin tekeli sona erdirildi. Mart 1991’de yapılan seçimlerde AEP ya da yeni adıyla Arnavutluk Sosyalist Partisi (ASP) başlıca rakibi Demokrat Parti’yi (DP) yenilgiye uğrattı. Ama seçim sonrasındaki genel grev Alia’yı bir koalisyon hükümeti kurmak zorunda bıraktı. Ekonomik çöküntü ve karışıklıklar nedeniyle binlerce kişi ülkeyi terk etmeye başladı. Mart 1992’de yapılan seçimleri büyük farkla DP kazandı ve ASP muhalefete düştü.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 25 Kasım 2016 04:09
Daisy-BT
15 Mayıs 2011 22:16   |   Mesaj #3   |   
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi

Arnavutluk

Ad:  ARNAVUTLUK1.jpg
Gösterim: 219
Boyut:  87.4 KB
  • Arnavutça: Shqipnija Shqiprija
  • Fransızca: Albanie
  • İngilizce: Albania
  • Balkan Yarımadası'nda devlet.
Nüfusu ve yüzölçümüyle Balkan ülkelerinin en küçüğüdür. Adriya Denizi kıyısında, kuzey ve doğuda Yugoslavya ve güneydoğuda Yunanistan ile sınırlanır. Küçük azınlık grupları dışında nüfusun %95'i Arnavut'tur. Ayrıca çoğu Kosova yöresinde olmak üzere, Yugoslavya'da 1.5 milyon kadar Arnavut yaşar. Başlıca iki lehçe hâlinde Arnavutça konuşulur. Kıyıda, en geniş yerinde 30 km.'yi geçmeyen dar ovalar dışında, genellikle dağlık bir ülkedir. Kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanan dağ sıraları kuzey kesimlerinde karstlaşmış Yugoslavya Dinarları'nın devamıdır. Bu sıralar orta kesimde daha yüksektirler. İç kesimlerde bir dereceye kadar karasal iklim özellikleri ortaya çıkarsa da, tipik Akdeniz iklimi egemendir.

Ekonominin en önemli kollarını, geleneksel olarak tarım ve hayvancılık oluşturur. 1946'da kurulan sosyalist rejim bir yandan geleneksel tarım üretiminde bazı reformları gerçekleştirirken, diğer yandan önceleri Sovyetler Birliği'nin ve 1961'den sonra da Çin'in yardımıyla madencilik ve sanayi alanlarında ülkenin küçüklüğüne oranla önemli sayılabilecek gelişmeler elde etti. Başlıca tarım ürünleri tahıl, şekerpancarı, tütün, pamuk ve zeytindir. Hayvancılık yapılır ve ülkenin üçte biri ormanlarla kaplıdır.

Başlıca sanayi ürünleri, Cerrik ve Fier rafinerilerinde yılda 20 milyon varille (1983) yakın üretilen petrol ve 100 bin tondan fazla üretilen kromittir. Elektrik üretimi 1983'te 2.885 milyar kws.'tir. Başlıca sanayi kollarını şeker, bitkisel yağlar, bira, un, tütün, sigara, dokumacılık, kimyasal maddeler üretimi oluşturur. Elbasan'da kurulu bir demir-çelik fabrikası vardır. Dıraç, İşkodra, Körice, Elbasan, Vlore, başkent Tiran'dan sonra en önemli merkezleridir.

Ülkede Osmanlı İmparatorluğu egemenliği 1912'de bağımsız prensliğin kurulmasıyla sona erdi. 1914'te ülkenin bazı kesimleri Avusturya ve İtalya tarafından istilâ edildi. 1919'da bağımsızlığını yeniden kazandı. 1925'te Ahmet Zogo cumhurbaşkanı olarak ülke yönetimine el koydu ve 1928'de yönetim biçimini krallığa çevirdi. Bu tarihlerde İtalya'nın ekonomik ve siyasal baskısı altında kalan Arnavutluk'u 1939'da İtalyanlar işgal etti. 1946'da Arnavutluk Halk Cumhuriyeti kuruldu. 1955'te Varşova Paktı'na giren Arnavutluk, Sovyetler Birliği'nden önemli ölçüde malî ve teknik yardım aldı. Arnavutluk- Sovyetler Birliği ilişkileri 1960'tan sonra bozulmaya başladı. Sovyetler'in 1968'de Çekoslovakya'ya müdahalesinin ardından Arnavutluk, Varşova Paktı'ndan ayrıldı. 1962'den 1977'ye dek Çin ile sıkı ilişkilere girdi. Mao'nun ölümünden sonra Çin ile kurulan bütün ekonomik ve askerî bağlar kopartıldı. Yalnızlıktan kurtulmak için Yugoslavya ve bazı Batı Avrupa ülkeleriyle ticarî ve diplomatik ilişkiler kuruldu. 1976'da kabul edilen yeni anayasa ile Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti adını aldı.

Nisan 1985'te Enver Hoca'nın ölümü üzerine Arnavutluk Emek Partisi genel sekreterliğine Ramiz Alia seçildi. Doğu Avrupa'daki komünist yönetimlerin 1989'dan sonra çökmesi üzerine aydınlardan ve gençlerden oluşan muhalefet güçlendi. Aralık 1990'da yeni siyasal partilerin kurulmasına izin verildi. 1991'de yapılan seçimlerde Ramiz Alia koalisyon hükümeti kurmak zorunda kaldı. Ekonomik çöküntü ve karışıklıklar nedeniyle ülkeden büyük bir göç başladı. 1992 seçimlerini Demokrat Parti kazandı ve cumhurbaşkanlığına Sali Berisha, başbakanlığa da Aleksander Meksi getirildi. 1997'de yaşanan bir bankerlik faciasından sonra karışıklıklar hızla tırmandı. Meksi'nin istifasından sonra yapılan seçimleri Arnavutluk Sosyalist Partisi kazandı.

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Safi; 25 Kasım 2016 04:12
22 Aralık 2015 22:33   |   Mesaj #4   |   
Finn and Jake - avatarı
VIP Antika adam
Ad:  ARNAVUTLUK3.jpg
Gösterim: 225
Boyut:  60.6 KB

ARNAVUTLUK


Balkan yarımadasında devlet; K.'de Ye D.'da Yugoslavya ile, G.'inde Yunanistan ilâ sınırlıdır; 28 738 km2; 3 303 000 nüf. (1991). Başkenti Tiran. Resmi dili arnavutça.

COĞRAFYA


Doğal çevre Arnavutluk topraklarının büyük bölümü dağlarla örtülüdür. Sözkonusu dağlar, Üçüncü Zaman sıradağlarının, Dinar dağlarından Pindos kütlelerine kadar uzanan, kireçtaşlı antiklinaller ile flysch'le dolmuş dar senklinallerden oluşan bir bölümdür. Bununla birlikte, D.'ya doğru gidildikçe, tektonik yapı farklılaşır: büyük kırıkların yol açtığı diklikler ile dağlık kütlenin hava akımlarını almasını sağlayan ıç çöküntüler ortaya çıkar. Ama bütünüyle ele alındığında, dağ kütlesi parçalanmamış, aşılması güç bir bütün oluşturur (zaten uzun süre, yabancıların girmesini ve ulaşımı engellemiştir).

B.’da kıvrımlar kıyı ovalarının altına gömülmüş ve petrol kapanları oluşturmuştur. Hâlâ birkaç flysch tepesi bulunduğundan, kıyı ovalan birbirinden kopuk bölmelere ayrılır. Dağdan çıkışlarında bol yağışlarla beslenen. debileri aşırı derecede yüksek (bu bölgelerin temel özelliğidir) akarsular, ülkenin orta ve kuzey bölgelerinde sıralanırken (Mat, Shkurr.bin), güneyde (Viyosa, Seman) yapıya uygun bir vadiler çizgisi oluştururlar.

Ülkede Akdeniz iklimi egemendir. Bununla birlikte, dağlardan ötürü yıllık yağış ortalaması 1 000 mm’yi bulur. Kuzey kesim daha yağışlı, güneyde yaz kuraklıkları daha belirgindir (ortalama iki ay), iç kesime doğru, karasallık nedeniyle Akdeniz ikliminin özellikleri bozulur: sıcaKİık farkları daha yüksek, yazın gök gürültülü sağanaklar daha sıktır.

Bitki örtüsü katları —1 000 m'ye kadar meşeler, 1 000 m'nin üstünde kayın ve çamlar— orman açma çalışmalarının aşırıya varmadığı yerlerde korunmuştur. Or- taçağ'da Venedik gemilerinin yapımında kullanılan bir kereste rezervi, özellikle de bir hayvan otlatma alanı (günümüze kadar burada aşırı otlatma uygulanmıştır) olarak kullanılan dağlardaki bitki örtüsü, yemden ağaçlandırma çalışmalarına karşın, günümüzde büyük ölçüde gerilemiş, topraklar da yer yer büyük ölçüde aşınmıştır.
Bu nedenlerden ötürü ülkede, görünümler arasında büyük bir çelişki gözlenir: G. 'de ve K. de alız ve kesintili bir bitki örtüsüyle kaplı kireçtaşlı büyük diklikler: K.-D.’da, günümüzde hidroelektrik barajların yapıldığı kaygan, oturmamış aklanlı vadiler; eski göllerin (Ohri gölü, Korçe havzası) kısmen dolmuş olduğu ve bir ölçüde ağaçlandırılmış dağ kütleleriyle sıırlanan D.'daki iç havzalar. Ne var ki Arnavutluk'taki temel bölgeler kıyı ovalarıyla dağların birbırıyle karşıtlaşması (bu karşıtlaşma, toprakları yeniden değerlendirmek için yakın geçmişte aşılan evreler sırasında da etkili oldu) sonucu birbirinden ayrılır.

Dağlar, Arnavutluk halkı için, çok uzun bir süre, ovalardaki salgın hastalıklara ve çeşitli istilacılara karşı barınak olmuştu. Dağların nüfusu, çoğunlukla sürülerin kış otlağı olarak kullanılan alçak bölgelere oranla, daha yoğundu. Dağ halkı klanlar (fis) halinde yaşardı; ovalaraysa büyük toprak sahipleri egemendi.

İkinci Dünya savaşı’ndan sonra ülkede bir halk cumhuriyetinin kurulmasıyla üretim biçimleri, kırsal görünüm ve nüfus dağılımı büyük ölçüde değişti. Günümüzde Arnavutluk’un nüfus artış oranı, Avrupa’ dakı en yüksek orandır: yılda % 2,8. Bunun nedeni, doğum oranının (özellikle kırsal kesimde) hâlâ yüksek olması (%o35) ve sağlık hizmetleri altyapısının gelişmesi sonucu ölüm oranının düşmesidir. Dış ülkelerle alışverişe pek açık olmayan bu ülkede bir yandan üretim donanımını modernleştirerek halkı beslemek, bir yandan da, iktisadi kalkınma için önemli bir işgücü sağlayan nüfus artışını desteklemek gerekmektedir.
Eskiden bataklık olan kıyı ovaları ve iç havzalar, sistemli bir akaçlamayla kurutulmuş. halkın beslenmesi için gerekli bütün temel tarım ürünlerinin (özellikle mısır ve buğday) yetiştirildiği alanlar haline getirilmiştir. Akdeniz tipi ürünlerin (incir, zeytin, üzüm) ve sanayi ürünlerinin (tütün, pamuk) tarımı, ülkeye yabancı döviz sağlayacak bir dışsatım kesimi oluşturmak için yoğunlaştırıldı. Flysch tepeleri ve dağların ilk yamaçları, bu amaçla taraçalar halinde düzenlendi. Toprakların iyileştirilmesi, 1948'de gerçekleştirilen toprak reformundan sonra, kooperatifler çerçevesinde ve devletin yardımıyla (ayrıca devletin, sovyet sovhozlarına benzeyen kendi çiftlikleri de vardır) yapıldı.

Bu gelişmeler sonucunda kıyı ovaları hızla kalabalıklaştı, yeni köyler kuruldu ve konutlar bir araya toplandı. Ayrıca, çok çeşitli, ama büyük bölümü dağlık kesimlerde bulunan yeraltı kaynaklarına (bakır, demir, nikel ve özellikle krom yatakları) dayalı bir ulusal sanayi kuruldu. Enerji, büyük ırmakların kıyı ovasındaki ağızları üstünde kurulan hidroelektrik sandallardan, dağınık linyit yataklarından ve Myzegece ovasındaki petrol yataklarından (yılda 2 Mt) sağlandı.

Sanayileşmenin de desteklediği, yakın dönemde gerçekleşen köylerden kentlere göç olayı, 1945'ten bu yana başlıca kentlerde (Tiran, İşkodra, Draç, Korçe) nüfusun dört kat artmasına yol açtı. Bununla birlikte kentlere göç olayı, yetkililer tarafından sınırlandırıldı ve köylü nüfusu toplam nüfusun ancak % 66’sına (Avrupa’daki en yüksek oran) düştü. 1960’tan sonra oldukça yüksek olan kentleşme hızı, 1970 yıllarına doğru durakladı.
Çevreyle iktisadi ve siyasal ilişkilerim isteyerek kesmiş olan Arnavutluk'un kalkınmasındaki özgün yan, yetkililerin bir yandan nicelik bakımından artmasını destekledikleri, bir yandan da meslek eğitimini yükselttikleri çok sayıda işçinin elden geldiğince çok çalıştırılmasıdır.

TARİH


Çok eski dönemlerde İllyrler’in ülkesi olan Arnavutluk, önce Roma İmparatorluğuma katıldı; sonra Bizans eyaletlerinden biri haline geldi. 861 'de ve 1041 'de Bulgarlar’a geçtiyse de, Basileıos II döneminde BizanslIlar tarafından geri alındı. O sıralar Epeiros despotluğunu oluşturan ülke, Orsini ailesinin egemenliğine girdi; 1331-1355 arasındaysa Stefan Dusan’ın imparatorluğunun bir bölümünü oluşturdu. 1336’da, sırp kökenli bir soylu olan Balşa, İşkodra'da bir sülale kurdu. 1421'e kadar süren bu sülale, 1421 ’de kenti Venediklilerin ele geçirmesiyle ortadan kalktı. Daha 1431 'de. Yanya’yı ele geçiren OsmanlIlar kısa bir süre sonra (1423-1447) Yorgı Kastrıota (İskender Bey) yönetimi altındaki Arnavutluk'u fethettiler.

YUNANİSTAN girerek diktatörlüğünü kurdu.
Halkın en gerici bölümü tarafından desteklenen baskı rejimi, önce Yugoslavya'ya, sonra İtalya’ya yaslandı: 1927'de Mussolini ile Tiran antlaşması imzalandı ve italyanlar önemli iktisadi ayrıcalıklar elde ettiler. Zogo’nun kendini Zogo I adıyla kral ilan etmesinden (1928) sonra, İtalyan etkisi günden güne arttı. Demokratlar ayaklanmaya çalıştılarsa da başaramadılar. Buna koşut olarak, ülkede birkaç komünist çekirdeği (Korçe'dekini gizlice Enver Hoca yönetmekteydi) kuruldu. 7 nisan 1939'da faşist birlikler bir anda ülkeyi işgal ettiler. Zogo yurt dışına kaçarken, Vittorio Emanuele III Arnavutluk kralı oldu. 28 ekim 1940’ta italyanlar Yunanistan'ı istilaya girişlilerse de, kısa sürede püskürtüldüler. 1941'de, Arnavutluk’taki bütün komünist toplulukları Enver Hoca’nın yönetimi altında birleşti ve işgalcilere karşı şiddetli bir direnme hareketine girişerek, hem Kru je’deki "Ouisling hükümeti”ne, hem de komünist karşıtı Balli Kombetar örgütüne saldırdı. Mehmet Şehu, partizanların başına geçti. İtalya ile Müttefikler arasında imzalanan antlaşmadan (8 eylül 1943) sonra alman birlikleri Arnavutluk'u işgal ettiler,ancak 1944’te partizanların baskısıyla çekilmek zorunda kaldılar.

Enver Hoca'nın 1946'da kurduğu halk cumhuriyeti, Yugoslavya’nın yörüngesine girdi; hatta içişleri bakanı Zoza iki ülkenin birleşmesini önerdi. Ama 1948’de SSCB'nin siyasetini izleyen Enver Hoca, Yugoslavya ile ilişkileri kesti ve Zoza idam edildi. 1959’da Kruşçev Arnavutluk’u ziyaret etti, stalinciliğe karşı tutumu, Arnavutluk'un müttefikinden uzaklaşmasına neden oldu. 1961 ’de SSCB ile ilişkilerini koparan Enver Hoca, Avrupa'da tam anlamıyla tek başına kaldı. Bunun üstüne Çin'e yaklaştı ve Arnavutluk, Çin’in izlediği yolu benimseyen tek halk demokrasisi haline geldi. Buna koşut olarak, iktisadi yaşamın sosyalizasyonu sürdürüldü. Topraklar yavaş yavaş bütünüyle kollektifleştirilirken, VI. planda (1966-1970), sanayinin geliştirilmesine öncelik tanındı. Ayrıca ülke yavaş yavaş çevreden kopukluğundan kurtulmaya başladı. 1961'de Polonya ile ilişkiler yeniden kuruldu; 1966’da Yugoslavya'ya yaklaşıldı. Ama komünist Arnavutluk emekçi partisi'nin V. kongresinde, “revizyonistlik”le suçlanan SSCB’ye yakın komünist partileriyle bütün ilişkilerin kesildiği açıklandı. Enver Hoca ayrıca, partinin bürokratlaşma eğilimini eleştirip işçilerin ve köylülerin ek gelirlerinden, kişisel küçük topraklarından ve dinsel inançlarından vazgeçmelerini istedi.

Birçok ibadet yerini kapattırdı. 1965’te, Çekoslovakya'ya SSCB birliklerinin girmesinden sonra, Arnavutluk Varşova paktından çekildi ve Çin ile ilişkilerini sağlamlaştırdı. Mao Zıdong, Çin’e bir deniz üssü verilmesi karşılığında Arnavutluk'abir füze üssü, önemli bir iktisadi yardım sağladı ve Arnavutluk'un iktisadi kalkınmasına katkıda bulunacak birçok çinli teknisyen gönderdi. 1971'de yürürlüğe giren VII. beş yıllık plan, Çin'in yardımı sayesinde, sanayinin gelişmesini sağladı. Bu arada ülke yavaş yavaş dış dünyaya açılmaya, hatta turist kabul etmeye bile başlamıştı.

1978’de Çın ile ilişkiler koparıldı; Mao'nun ölümünden sonra, iki ülkenin yöneticileri arasındaki ilişkiler bozulmuştu; stalinciliğe bağlılığını sürdüren Enver Hoca, Çinliler ı maoculuktan uzaklaştıkları ve ABD'ye yaklaştıkları için suçluyordu. Polemiğe girmek istemeyen Çin bunun üstüne Arnavutluk'a iktisadi yardımı kesti ve uzmanlarını geri çağırdı.

Yugoslavya’da, Kosova yöresinde yaşayan bir buçuk milyon Arnavut’un durumları Yugoslavya ile ilişkileri etkiledi. Kosova yöresinin, bağlı olduğu Sırbistan federal cumhuriyetinden ayrılarak Yugoslavya'nın yedinci federal cumhuriyeti ol mak istemesi, Arnavutluk yöneticilerince de desteklendi.

1982'de yönetimde iki değişiklik oldu: kendini öldürdüğü ileri sürülen başbakan Mehmet Şeyhu'nun yerine Adil Çarçani geçti (4 ocak 1982); ayrılan meclis baş- kanının yerine de Ramiz Alia seçildi. Şeyhu'nun ölümünden sonra açıklama yapan yetkililer, onun yabancı ülkelerin ajanı olduğunu ileri sürdüler. Şeyhu ile işbirliği içinde oldukları savıyla birkaç yönetici idam edildi.
Yabancı ülkelere kuşkuyla yaklaşan Arnavutluk, 1980’den sonra bazı ülkelerle ticari anlaşmalar yaptı, ilk anlaşma Yugoslavya ile yapıldı (1980). Bunu, Fransa (1983), Türkiye (1983) ve İtalya (1984) ile yapılan anlaşmalar izledi, ikinci Dünya savaşı ndan sonra Yunanistan ile sür dürülen savaş durumu, 40 yıl sonra normale döndü. Önce karayolu taşımacılığı, posta hizmetleri konusunda anlaşmalar yapıldı. Daha sonra da eğitim, bilim ve kültür alanlarında karşılıklı değişim anlaşmaları imzalandı (25 ocak 1985). Savaş durumuna da 3 ağustos 1985’te verildı.

Arnavutluk'u 1946'dan beri yöneten Enver Hoca'nın ölümü üzerine (11 nisan 1985), Arnavut emekçi partisi genel sekreterliğine Ramiz Alia seçildi. Alia, ülkenin siyasetinde bir değişiklik olmayacağını açıkladı. Avrupa’daki sosyalist ülkeler arasında demokratikleşmeye karşı en uzun süre direnen ülke Arnavutluk oldu. Arnavutluk ancak 1990 başlarında Avrupa güvenlik ve işbirliği konferansı’na (AGİK) katılma kararı aldı. Bunu büyük ve hızlı değişiklikler dönemi izledi. Vatandaşların kütle halinde yabancı elçiliklere sığınmaları ve öğrenci gösterileri üzerine yönetim ekonomide liberalleşmeyi, dinsel inanç ve ibadetleri serbest bırakmayı ve yabancı sermaye yasağını kaldırmayı kabul etti. Aralık 1990'da Ramiz Alia çok partili yaşama geçileceğini duyurdu.

Mart 1991'de 20 000 arnavut sığınmak için gemilerle İtalya'ya gitti. 7 nisanda yapılan ilk genel seçimleri Emek partisi kazandıysa da haziranda patlayan genel grev sonunda hükümet istifa etmek zorunda kaldı. Emek partisi adını Sosyalist parti’ye çevirdi. Bir koalisyon hükümeti kurulduysa da uzun ömürlü olmadı. Mart 1992'de yapılan genel seçimleri Şali Berişa yönetimindeki Demokratik parti kazandı. Nisan 1992'de Ramiz Alia istifa et- / ti, yerine Berişa devlet başkanı seçildi.

EDEBİYAT


Başlangıçta, latinceden çevrilen dini eserlerden oluşan arnavut edebiyatı, kısa bir süre sonra daha çok Arnavutlar'a özgü konulara girecektir. Frangu i Bardhe 1635’te ilk latince-arnavutça sözlüğü yayımladı. Pyeter Budi (1566-1623) ise zamanının Arnavutlusunun iktisadi ve sosyal gerçekliğinin bir tablosunu çizdi. Nihayet, Pyeter Bogdani de 1685'te Peygamberler anahtarı adıyla, bu edebiyatın ilk özgün eserini yayımladı.

XVII. yy.’a ait bu metinlerin ortak özelliği, hepsinin İtalya'da yetişmiş katolik rahiplerince ülkenin kuzey kesiminde kaleme alınmış olmalarıdır.
Öte yandan, Türkler'in egemenliği sırasında Güney İtalya'ya ve Sicilya’ya göç eden bir dizi Arnavut’un da kendi dillerinde eser vermeyi sürdürdüğü görülüyor. Daha 1592’de Leke Matrenga, şair olmadığı halde, katolik dua kitabına yazdığı eklemeyle arnavut şiirinin ilk örneğini vermişti. XVII. yy.'da Nikolle Brankati, Nikolle Filya, Nikolle Keta ve Zef Barçıa bu geleneği sürdürdüler. XVIII. yy.'da yetişen en önemli yazar ise, 1762'de Bakire Meryem'in hayatı adı altında bir şiir derlemesi yayımlayan Yul Variboba idi.

XIX. yy., Arnavutluk'ta bir kültürel uyanışa, bir ulusal Rönesans'a (Rilinca Kombetare) sahne olacak ve bu uyanış da zamanla siyasi bağımsızlığa yönelecektir.

Siyasi bağımsızlık savunucuları, osmanlı egemenliğinin doğurduğu koşullara rağmen ülkeyi ilerleme yoluna sokacaklarını ileri sürüyorlardı. Aydınlar, abecenin birleştirilmesi (o sıralarda, özel birkaç abece bir yana bırakılırsa, tam üç ayrı abece kullanılmaktaydı), başta türkçe ve arapça olmak üzere yabancı dillerden alınmış terimlerle dolup taşan dilin arıtılıp zenginleştirilmesi ve öğretimin artık türkçe, yunanca ya da İtalyanca yerine arnavutça yapılacağı okulların açılması için çaba harcamaya giriştiler. Yurt dışında (Mısır, Bulgaristan, Romanya, ABD) yerleşmiş arnavut toplulukları tarafından kuvvetle desteklenen yazarlar, toprağa dönüş özlemi ya da Arrıavutlar'ın şanlı geçmişi gibi,ulusal bilinci canlandırmaya en elverişli olacağını düşündükleri temaları işlediler.

O tarihlerden başlayarak ulusal folklor anıtlarının derlenmesine de girişildi.Türki ye'de Tanzimat edebiyatının ünlü adı Şemsettin Sami'nin ağabeyi Naım Fraşeri (1846-1900), şiirlerinde hem ülkesinin çekiciliğini (Çoban ve çiftçi şiirleri), hem de vatanını uygarlaşmış ve özgürlüğüne kavuşmuş görme özlemini dile getirir; halkının tarihi geleneklerinden dem vururken (Cennet) özellikle Arnavutluk'un ulusal birlik simgesi olan İskender Bey’e çağrıda bulunur (İskender Bey tarihi):
Bu dönemde Arnavutluk Arnavutları arasında ön plana çıkan diğer önemli yazarlar şunlardır: Andon Zako-Çayupi (1866-1930), Asdreni, Ndre Myeda, Filip Şiroka ve Luigy Gurakuki.

Onların yanı sıra, bu rönesans harekelinin başarısı için uğraşan İtalya ya da Ar- bereş Arnavutları arasında da öncelikle, arnavut folklorultutkunu, yurtseverlik ve tarih konularında birçok eser (Milosao şarkıları, Serafin Topia şarkıları) bırakmış olan yayıncı, dilci ve eğitimci Girolamo (Jeronım) De Rada (1814-1903), Basei in son şarkısı adlı eserin yazara Genç Gavril Dara (1826-1885) ve nihayet Giu- seppe (Zef) Serem be (1843-1901) sayılmalıdır. Arnavutluk edebiyatının rönesansını oluşturan bu yazarların büyük çoğunluğu batı dil ve uygarlıkları içinde yoğrulmuş yüksek kültürlü kişilerdi; en seçkin örneklerinden biri, eserlerinin çoğunu fransızca ya da İtalyanca yayımlayan Paşko Vasa idi. Yabancı dillerde eser kaleme almasının başlıca sebebi, şüphesiz, Arnavutluk'tı yabancı ülkelerde tanıtma arzusu idi: Arnavutluk ve Arnavutlar'a ilişkin gerçekler başlıklı eserinin kaleme alınma nedeni de budur. Aynı zamanda bir şair olan Paşko Vasa, fransızca kaleme alınmış olmasına karşın ilk arnavut romanının da yaratıcısıdır: Blanche de Temal (1890).

Birinci Dünya savaşı sonrasında Arnavutluk'ta kültür hayatı yeniden canlandı. Fan S. Noli (1882-1965) şair, tarihçi, gazeteci ve hatiptir, aynı zamanda dünya klasiklerini kendi diline çevirmektedir. Rönesans hareketine bağlı olan Noli, daha sonra ABD’ye yerleşti. Eserlerinde, bir önceki dönemde sivrilen yurtsever Arnavutları canlandırmış (Dragobi mağarası) ya da incil'in konularını ele alarak onları ulusal ve siyasi renklerle yeniden işlemiştir (Barrabasin yürüyüşü).

1930'ların başında “ilerici” ya da "demokratik" adı verilen bir eğilimin ortaya çıktığı görülür. Fokıon Postoli (Vatanı savunmak için) ve Lasguş Poradeci (28 günü), hâlâ yurtseverlik duygularını zevkle işlerlerken Maki Stermilli (Gözyaşları içinde dibran, Oğlan olsaydım) ve Mihal Grameno, kadının kurtuluşu ya da yoksulların zengin tüccarlar veya feodal beyler tarafından sömürülmesi gibi sorunları ele aldılar. Öte yandan Migyeni de, halkın en yoksul kesimlerini hemen hemen benzersiz bir şekilde betimliyordu (Serbest dizeler. 1935).

Bu dönemde kendini göstermeye başlayan yeni yazar kuşağı (Aleks Çaçi, Şev ket Musaray, A. Varfi, Dimiter S. Şuteriki, Risto Siliki, Steryo Spasse) özellikle ikinci Dünya savaşı sırasında ve savaşın ardından gelişen edebiyat örnekleri verdi. Steryo Spasse, ilk eserlerinde görülen karamsarlığı bu dönemde bıraktı.
Ad:  ARNAVUTLUK5.jpg
Gösterim: 160
Boyut:  44.2 KB

Faşist işgali ve savaş, edebi eserlerin ortaya konması için hiç de elverişli bir ortam oluşturmadığı için bu dönemde siyasi broşürler ve partizan kahramanlık türküleri dışında, birkaç yurtsever oyun (Aleks Çaçi'nin Marga Tutulani'si) ya da yergi den (Zihni Sako'nun Feredali'si) başka derinlikli esere rastlanmaz. Şiir ise Aleks Çaçi, Dimiler Şuteriki ve Mussolini'nin devrilmesi sırasında Arnavutluk'un durumunu alaycı bir dille anlatan Milli cephe destanı adlı başyapıtın yazarı Şevket Musaray sayesinde öteki alanlardan daha ileri bir konumdadır.

1944'ten sonra yazarlar, sosyalist gerçekçilik ilkeleri uyarınca yeni arnavut top- lumunun sadık birer aynası olan eserler vermeye yöneldiler.

Çeşitli edebiyat türleri gelişmekle birlikte, şiir özel konumunu sürdürdü; bu şiir öncelikle son savaştan ve Arnavutluk tarihinden esinleniyordu; başlıca temsilcileri Priştine'yi yazan Risto Siliki, Dağlar ne düşünüldü yazan İsmail Kadare, Arnavutluk Ana'yı yazan Dritero Agolli, Kanlı uyanlar' yazan Fatos Arapi'dir. Bugün Arnavutluk’ta özellikle romancılıkta bir atılım göze çarpmaktadır En tanınmış yazar İsmail Kadare'dir (Ölü ordunun generali. Taş kent günlüğü, Büyük kış). Arnavut romanı, özünde sosyal bir romandır ama tarihi ve yurtsever konular da sık sık ele alınmaktadır: örneğin, Yakov Zoza'nın Ölü nehir, Steryo Spasse'nin Yalnız değildiler, Şevket Musaray'ın Tan yeri ağarmadan, Dritero Agolli’nin Komiser Memo, Ali Abdıhoca’nın Fırtına güzü adlı romanları. Bunların yanı sıra, arnavut toplumunda sosyalizmin yerleştirilmesi ve gelişmesi (Fatmir Gyata'nın Bataklık’ı, Teodor Laço'nun Yeni başlangıç üzerine'si) ya da bu yeni toplumun kurulmasına engel olabilecek yabancı etkiler, ataerkil örf ve âdetler ya da bürokrasi gibi etkenlere karşı verilen mücadele konuları işlenmektedir. Aynı esin kaynaklarından yararlanan kısa hikâye dalının en önemli temsilcileri şunlardır: Naum Prifti (Bölge doktoru), Anastas Kondo (Kahraman olarak önerdiğim adam), Dimiter S. Şuteriki (Bir dağ ve bir şarkı). Uzun hikâyede ise daha çok, günümüz sosyalist dünyası ele alınmaktadır: Elena Kadare'nin Gelin ve Sıkıyönetim'], Agim Cerga'nırı Güçlü yel'i.

Günümüz arnavut tiyatrosu da Köle Yakova (Toprağımız), Süleyman PUarka (Balıkçının ailesi), Besim Levonya (Vali), Loni Papa (Dağların kızı), Spiro Çomora ve Rujdi Pulaha’nın eserleri sayesinde büyük bir canlılık göstermektedir. Pulaha' nın Şehirli bayan adlı oyunu başarıyla sinemaya da aktarılmıştır.

Yugoslavya ve İtalya'da barınmakta olan arnavut cemaatleri de ayrıca büyük bir kültürel etkinlik içindedir.
İtalya'da Matrenga ve Variboba'nın torunları özellikle şiir dalında eserler üretmektedirler: Duşko Vetmo, Lluka Perone, Vorea Uyko, Pietro Napoletano, Karmell Kandreva, Cuseppe Skiro di Maco, Kate Cukaro ve Fran Altimari.

Arnavutça kaleme alınan Yugoslav edebiyatı da son derece canlıdır. 1930’larda Mark Krosniki, Hıfzı Süleymani ve Mehmet Hoca ile doğan bu edebiyat, özellikle 1945'ten sonra Esad Mekuli, Enver Gyerkeku, Azem Şkreli, Ali Podrimya ve Ficep Kosya'nın eserleriyle gelişmiştir. Bu genç edebiyat içinde şiir önemli bir yer tutmakta, uzun hikâye, roman ve eleştiri de sürekli gelişmektedir.

Islam-lurk etkisi. XV. yy.'da İslam dini Arnavutlar arasında yayılmaya başladı. Arnavutluk'ta kısa sürede türk dilini ve edebiyatını bilen aydın bir kesim yetişti. Bunlardan bir bölümü zamanla ana dillerinde, fakat türk-islam edebiyatı etkisinde ürünler verdiler; Kosova, Metohiya ve Makedonya’da türk-müslüman etkisini yansıtan güçlü bir edebiyat oluştu. Arnavut edebiyatına türk etkisini taşıdığı bilinen en eski şairlerden biri Muçizade'dir. Onun kahve ile ilgili 17 kıtadan oluşan şiiri (1724), biçim ve içerik açısından hem türk, hem de fars edebiyatından çizgiler taşıyordu. Ancak bu tür şiirin arnavut edebiyatındaki en yetkin temsilcisi, ikisi türkçe, biri arnavutça üç divan sahibi İbrahim Nezim Berati'dir (öl. 1760). Berati, arnavutça divanında genellikle halkın konuştuğu dile yaslanmasına karşın arapça, farsça ve türkçe sözcüklere geniş ölçüde yer verdi; divan edebiyatının vezin ve motiflerini kullandı.

Arnavut şairler, türk halk edebiyatından da geniş ölçüde etkilendiler. Muhammed Çami adıyla bilinen Muhammed Küçük (öl. 1844), Kasidet ül-burde'yi arapçadan arnavutçaya çevirdi, beş de manzum destan yazdı. Erveheya adlı destanının konusunu Revza adlı türkçe kitaptan almıştı. Ahlaki konuları işleyen öteki destanlarında da doğu motiflerini kullandı. Tekke şiirinde ise öne çıkan şairler Dalip Fraşerı. Şahin Fraşeri ve Şeyh Malik oldu. Dalip ve Şahin Fraşeri kardeşler, Kerbela olayını işledikleri Hadika ve Muhtarname adlı yapıtlarında Fuzuli'nin Hadikatüssüeda ’sından geniş ölçüde etkilendiler. Özellikle Şeyh Malik, tasavvuf düşüncesini dile getirdiği divanında Yunus Emre’yi örnek aldı. Bu edebiyatta türk etkisini yansıtan alanlardan biri de sözlük çalışmalarıydı. Manzum olarak kaleme alınan sözlüklerden ilki, adı belirlenemeyen işkodralı bir dilciye (1835), diğeri ise Ulçineli Hafız Ali Efendi'ye (XIX. yy. sonu) aitti. Her iki yapıtın hazırlanmasında Şahidi'nin sözlüğü örnek alındı.
Arnavut edebiyatında ilk mevlit, XVIII.

ARKEOLOJİ VE GÜZEL SANATLAR


Tarihöncesi.


Xara dolaylarında ve Saranda yakınındaki Shen Marina mağaralarında Orta Yontmataş devri endüstrisinin izlerine rastlandı. Gajtan'daki lllyria kalesinde (işkodra bölgesi), Devoll vadisi sitlerinde, Pazhok ovası (Elbasan) nekropollerinde, Dropull ve Mat vadilerinde yapılan kazılarda Yenitaş devri ve sonrasına ait araç gereçler (cilalı taştan aletler, üzerlerine çizgisel motifler kazınmış seramikler, altın takılar, tunç ve demir silahlar ve Apollorıia (Pojan) eşyalar) ortaya çıkarıldı.

Antikçağ Arnavutlun ta öutrınt ve buyük bir kültür merkezi olan Apollonia (Pojan) gibi eski yunan sitelerinin önemli kalıntılarına bugün de rastlanır. Kruje yakınında Zgerdhesh’da yapılan kazıların, İ.Ö. II. yy. da gelişme göstermiş, 10 hektarlık bir alana yayılmış ve en eski surları İ.Ö. VI. yy.'da yapılmış antik kent Albanopolis'i ortaya çıkardığı sanılır. Ülkenin iç kesimleri İ.Ö. IV. ve III. yy.'lara ait illyria kalelerinin kalıntılarını korumuştur (Gajtan, Symize, Dimale, Berat). Roma kentlerinin kalıntıları, özellikle Gjirokaster, Vlore ve Berat bölgelerinde yer alır, Butrint’te, i.S. II. - III yy.'lardan kalan ve Justlnianus döneminde bir vaftizhane döşemesini örten çokrenkli bir n lozaik, ülkede, hıristiyan döneminin en eski kalıntısıdır.

Bizans dönemi (IX. - XV. yy ).


Kent sanatı IX. yy in sonlarında, BizanslIlar ile yeniden ortaya çıktı (Korçe yakınında Mbor- ja kilisesi, 898). Kentlerin (Durres, işkodra, Berat, Gjirokaster) refah dönemi olan XIII. ve XIV. yy.’larda, en güzel kiliseler Berat taydı; bunlar, Konstantinopolis’ten (İstanbul) getirilmiş örneklere uygun fresklerle süslenmişti. Savunma mimarlığı, özellikle de Durres ve Vlore kaleleri birbirini izleyen Roma, Bizans ve Venedik tekniklerinin izlerini taşır. Haçlı seferleri sırasında, dağlı kavimler kula'yı (müstahkem katları olan konut) yarattılar. XIV. yy.'ın sonlarında, türk tehdidi karşısında yapılan çok sağlam şatoların (işkodra, Berat, Kruje, İskender Bey kalesi) sayısı artmaya başladı.

Türk dönemi (XVI. - XIX. yy.’lar).


XVI. yy.’dan başlayarak kent görünümlerine egemen olan türk mimarlık yapıları çoğunlukla Evliya Çelebinin Seyahatname' sinden bilinmektedir. Günümüze ulaşan yapılar arasında, Tiran'daki (Akçahisar) Ethembey camisi (XVIII. yy.), hamam, kale, çarşı ve evler; Berat'taki Ahmetpaşa tekkesi ve Ahmetpaşa köprüsü; Ergiri kasabasındaki XVIII. yy. dan kalma evler; Elbasan'daki XV. yy.'dan kalma kale; işkodra'dakı Kırmızı cami, Kurşunlu cami si ya da Buşatlı Mehmetpaşa camisi (XVIII. yy ); Lezhe (Leş) kasabasındaki iskenderbey camisi ve Leş kalesi; Mes köyündeki köprü, Tepedelen’deki Demirbaba zaviyesi ve türbesi, Gedik Ahmet Paşa tarafından yaptırılıp Tepedelenli Ali Paşa tarafından onarılan kale; Butrntlt'deki Tepedelenli Ali Paşa kalesi sayılabilir. Kiliseler ancak XVIII. - XIX. yy.’larda yeniden görünmeye başladı (Berat, Voskopoje). Hıristiyan resmi bu koşullarda bile gelişmesini sürdürdü. Elbasan ve. Berat'da. XVI.

XVII. yy.'larda halka dönük fresk ressamı Neocastra’lı Onufre'nin önderlik ettiği özgün bir okul oluştu. Bu akım, XVIII. yy.'da Korçe’de David de Selenica ile sürdü; onun gerçekçi ve ulusal nitelikli sanatı, XIX. yy.’ın sonu ve XX. yy.’ın başında, özellikle işkodra yaşamından görüntüler veren ressam Kol idromeno (1860-1939) ile romantik bir resme ulaştı.

Çağdaş dönem.


Fato Stampo (doğm. 1916) ve Salı Şıyaku (doğm 1933) gibi ressamlar ile Odhise Paskali (doğm. 1903) ve Mümtaz Drahmi (doğm.,.1936) gibi heykelcilerin başını çektiği ve arnavut yurttaşının ulusal kişiliğine kavüşma yolunda savaşım geleneğini sürdüren sosyalist gerçekçi sanatçılar, üç ana temanın ağırlık kazandığı (kurtuluş yolunda savaşım, sosyalizmin inşası ve işçilerin yaşamı) coşkulu bir toplum tablosu çizdiler.

Kaynak: MsXLabs.org & Büyük L.
Son düzenleyen Safi; 25 Kasım 2016 04:18
25 Kasım 2016 01:23   |   Mesaj #5   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
ARNAVUTLUK
Ad:  ARNAVUTLUK6.jpg
Gösterim: 156
Boyut:  84.1 KB

Tarihi
Türkçe'deki Arnavut kelimesi bir güney Arnavut (Toska) aşireti olan 'Arvanit'lerin Türkçeleştirilmiş şeklidir. Arnavutlar ülkelerine kartallar ülkesi anlamında Shqiperia (okunuşu Şipria veya Şiptar) derler. Diger dünya dillerinde ise 'Albania' kelimesi kullanılır.
Sponsorlu Bağlantılar
Arnavutlar, Avrupa'nın en eski halklarından oldukları ve ayrıca milli kimliğini (aidiyetini) dinsel farka dayandırmayan tek Balkan milleti oldukları konusunu özellikle vurgularlar.

Arnavutça dili (Arn. Shqip, Shqipja, gjuha shqipe, gjuha shqiptare) Hint-Avrupa dil ailesinin özgün bir koludur. Arnavutçada, uzun süre komşu olmaktan ve 1000 yıllık Bizans idaresinden dolayı Yunanca ve Sırpça, 437 yıllık Osmanlı idaresinden dolayı da Türkçe ve Arapça kelimeler mevcuttur. Latin ve Germen dilleriyle de, bilhassa Italyanca, Fransizca ve Almanca ile benzer yanları çoktur. Yine de Arnavutça kelime haznesi olarak saf bir dildir.
Arnavutlar tarihçilerce eski İlliryalıların devamı olarak görürlürler. Antik İllirya bugünkü Dalmaçya sahil bölgesidir (bugünkü Hırvatistan ve Karadağ) ve pek çok Roma imparatoru bu bölgeden çıkmıştır.

Roma İmparatorluğu'nun kurucu halklarından olan İllirya bölgesi 5. yüzyılda Roma'nın Germen, Hun ve Slavlar tarafından saldırıya uğraması ve yıkılması sonucunda 7.-8. yüzyıllardan sonra giderek Slavların eline geçmiş ve bölge Orta Çağ'dan sonra Hırvatistan ve Karadağ olarak anılmaya başlanmıştır. 20. yüzyılda da bu bölgede 'Güney Slavları' anlamında 'Yugoslav' devleti kurulmuştur. Ancak Arnavutlar bu bölgede her zaman hak iddia etmişlerdir.

Ortaçağda bölgenin tam Doğu ve Batı Roma İmparatorlukları'nın sınırında bulunması nedeniyle Arnavutlar 6.yüzyıldan sonra Slavlaşma tehlikesine karşı, batının en güçlü şehri olan Venedik'in himayesine girerek Katolikliği tercih etmişler ama daha doğuda kalan Kosova ve bugünkü Sırbistan bölgeleri hızla Slav asimilasyonuna ve Ortodokslaşmaya girmiştir.

Doğu Roma'nın 13. yüzyıldan sonra yıkılma sürecine girmesi sonucu doğudan gelen Osmanlılar 15.yüzyılda bölgeyi ele geçirmişler, Arnavutların ulusal kahramanları Gjergj Kastrioti'nin (İskender Bey) önderliğinde 40 yıldan fazla süren direnişini kırıp bölgeyi 1478'de ele geçirmişlerdir. Bu gelişmeler yüzbinlerce Arnavut'un İtalya'ya ve özellikle Sicilya ve Kalabriya bölgelerine göç etmesine yol açmıştır. İtalya Arnavutları 'Arbereş' adıyla anılmaktadır.
Arnavutlar, Osmanlılar döneminde ulusal kimliklerini kaybetmemek için en çok direnen millet olarak bilinirlerdi (Arnavut inadı). Diğer Balkan milletleri gibi Arnavutlar da bu dönemde Müslümanlaşmış ve Osmanlı idaresinde sadrazamlık gibi pek çok önemli mevkiye gelmişler ve bu sayede ezeli rakipleri olan Slav milletlerine karşı bölgede kendilerine büyük avantajlar sağlamışlardır.

Arnavutlar 7.yüzyıldan sonra karşılaştıkları Slav istilasına karşı azınlıkta kalmalarından dolayı, kendilerini destekleyen ve avantaj sağlayabilecekleri her yabancı güçten faydalnmaya çalışmışlardır. Bunun diğer bir örneği de 1. ve 2. Dünya Savaşlarında Almanya, Avusturya ve İtalya'nın destekleriyle Balkanlar'daki Sirp üstünlüğüne karşın tekrardan bölgenin hakimi olmaları gösterilebilir. 2. Dünya Savasinda Alman Ordusu'nun destegiyle Arnavut Skandarbeg birlikleri kurulmus, Arnavutlar tekrar bölgenin hakimi olmuslar, ancak 1. ve 2.Dünya Savaşlarının Almanya ve İtalya'nın yenilgisiyle sonuçlanması, Arnavutları tekrar Sırp hakimiyeti altına sokmuştur. Ayrıca İtalya 1939'da Arnavut ordusu ile birlikte Yunanistan'a da girmiştir.

Arnavutlar her zaman için ulusal kimliklerini ve aidiyetliklerini öne çıkarmış, aralarındaki din farklılıklarını hiçbir zaman önemsememişlerdir. Bu olgu kendilerinin 'Arnavut Dini'ne mensup oldukları esprisine yol açmıştır. Şu anki halk 1944-1990 arasıdaki komünist rejimin etkisi ile genellikle ateist eğilimlidir. Ancak Osmanlı dönemi öncesi ait oldukları Katolikliğe ilgi de giderek büyümektedir ve bu Avrupa Birliği Hristiyan Demokratlarınca desteklemektedir. Yarı-bağımsız bir Arnavut Katolik Kilisesi mevcuttur.
Osmanlı Devleti 1478'de Arnavutluk'u ele geçirerek Arnavut sancağını kurdu. Arnavutluk'ta Osmanlı idaresine karşı çeşitli isyanlar çıktı. Bu isyanlar ve bazı dış müdahaleler dolayısıyla Arnavutluk'un bir kısmı Osmanlıların elinden çıktı. 1463 Osmanlı-Venedik savaşlarından sonra Osmanlı, Arnavutluk'un elinden çıkan bölgelerini geri almaya başladı ve 1501'de büyük bir kısmını ele geçirdi.

I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı, Rusya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluklarının askeri ilgi alanları arasında kalan Arnavut bölgesi, Avusturya'nın desteğiyle bağımsızlığını kazanmış ancak kuzeyden Rus ve Sırp, güneyden ise Yunan ordularının taaruzlaruna maruz kalmış, Arnavut devleti fiilen ancak 1930'lardan sonra Kral Zogu yönetimi altında ortaya çıkmıştır.
Osmanlı fethinden sonra dört asırdan fazla bir süre Avrupa'da İslam'ın yayılmasında bir merkez rolü oynayan Arnavutluk, 1912'de diğer Balkan ülkeleriyle birlikte Osmanlılar'dan ayrıldı. Ancak bu tarihten sonra da Balkan Ülkeleri Birliği'nin saldırılarına uğradı. Bu saldırılar sonunda Arnavutluk'a giren hıristiyan Balkan orduları ülkenin Müslüman halkını Hıristiyan olmakla ölüm arasında bir tercih yapmaya zorladılar. O tarihlerde onbinlerce Arnavut hıristiyan olmadığından öldürülmüştür. İşgalciler 1914'te Sırp asıllı William Ovfid'i ülkeye kral tayin ettiler. Ancak Kral William din ve milliyet yönünden Arnavutlara yabancı olduğundan ülkede otoriteyi sağlayamadı. Bu yüzden Arnavutluk 1925'e kadar tam bir karışıklık yaşadı. Bu dönemde ülkenin bağımsızlığını sağlamak için çeteler oluşturuldu ve bu çeteler işgalcilere karşı mücadele ettiler. 1925'in başlarında ülkede cumhuriyet ilan edildi ve cumhurbaşkanlığına da Ahmed Zogu seçildi. 1939'da II. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte faşist İtalyan orduları Arnavutluk'u işgal etti. Bu işgal 29 Kasım 1944'e kadar sürdü. İşgalin sona ermesinden hemen sonra ülkede Enver Hoca'nın liderliğinde bir komünist rejim kuruldu.

Komünist Arnavutluk ilk zamanlar Rusya'ya yanaştı ve o sıralar Stalin'in yönettiği Rusya'dan destek gördü. Ancak altmışlı yıllardan sonra daha çok Çin'e yöneldi. Yetmişli yılların başından itibaren Çin'le de bağlantısını keserek, kendine özel, içine kapanık bir ülke halini aldı. Arnavutluk'taki komünist rejim başından itibaren baskıcı çizgiyi izledi. Ülke halkının dışarıyla bağlantısını kesti. Daha komünist diktatörlüğün kurulduğu ilk yıllarda binlerce insan İtalya'yla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle idam edildi. Sonraki yıllarda da halk içindeki bütün gelişmeler çok iyi organize edilmiş bir istihbarat örgütü aracılığıyla izlendi.
Enver Hoca, 11 Nisan 1985'te ölünceye kadar yönetimde kaldı. Ondan sonra cumhurbaşkanlığına Ramiz Alia seçildi.

Sovyetler Birliği'nde başlayan değişim rüzgârlarından en son etkilenen Doğu Avrupa ülkesi Arnavutluk olmuştur. Ülke yönetiminin halkın dışarıyla bağlantısını kesmesinin ve dünyadaki gelişmelerden doğru bir şekilde haber almasını engellemesinin bunda büyük etkisi olmuştur. Temmuz 1990'ın başlarında Tiran'da bazı kişilerin yabancı büyükelçiliklere sığınması olaylarına kadar görünürde ciddi bir olay yaşanmamıştı.

Arnavutluk cumhurbaşkanı Ramiz Aliya 25 Ocak 1990'da yaptığı konuşmasında, Doğu blokundaki gelişmeleri sosyalist çizgiden sapma ve bir felaket olarak niteledi ve Arnavutluk'un bu duruma asla düşmeyeceğini ileri sürdü. Ama çok geçmeden Temmuz 1990'da meydana gelen olaylar halkın rejimden rahatsız olduğunu ortaya çıkardı ve ülke çok hızlı bir değişim sürecine girdi. Ramiz Alia, bu hızlı değişim süreci içinde koltuğunu koruyabilmek için birden radikal bir reformcu kesildi. Halkın tepkisini yatıştırmak için çok partili sisteme geçme kararı aldı. Ardından, iktidardaki komünist Emek Partisi'nin yanısıra Demokrat Parti'nin kuruluşu da resmen kabul edildi. Bunu basın alanında da bazı özgürlükler sağlanarak Demokrat Parti'nin Demokrasinin Doğuşu adlı bir gazete çıkarmasına izin verilmesi izledi.

Ramiz Alia'nın ülkede pazar sistemine dayalı bir ekonomik modele geçileceğini açıklaması üzerine ekonomik reformlar da uygulamaya konmaya başladı. Bütün bu reformların süreklilik kazanması için yürürlüğe konan yeni anayasa da kısmen din hürriyeti, özel mülkiyet edinme hakkı, seyahat hürriyeti ve yabancı sermayenin ülke içinde iş yapması imkânı getiriyordu.

10 Şubat 1991'de 250 kişilik Halk Meclisi üyelerinin belirlenmesi için seçimler yapıldı. Seçimlerin böyle aceleye getirilmesindeki amaç muhalefet partilerinin teşkilatlanmalarını tamamlamadan, halka kendilerini tanıtamadan ve seçim hilelerinin yapılabileceği ortam mevcutken Emek Partisi'nin devamı olan Sosyalist Parti'nin bir dönem daha iktidarda kalmasını sağlamaktı. Öyle de oldu ve Sosyalist Parti seçimlerde parlamentoda 169 üyelik kazandı. Ancak halk bu sonuçtan memnun kalmadı ve tepki gösterdi. Bunun üzerine 22 Mart 1992'de tekrar seçim yapıldı ve bu seçimlerde Demokrat Parti 92 milletvekilliği kazanarak birinci parti oldu. Bunun üzerine Ramiz Aliya istifa etmek zorunda kaldı ve cumhurbaşkanlığına Demokrat Parti lideri Sali Berişa seçildi. Sosyalist Parti iktidarına da son verilerek Demokrat Parti liderliğinde bir hükümet kuruldu.
Arnavutluk'ta Eylül 2005 seçimlerini Demokrat Parti büyük farkla kazanmış, Fatos Nano başbakanlığındaki Sosyalist Parti hükümeti yerini S.Berisha hükümetine bırakmıştır.
Arnavutluk'un Avrupa Birliği ve Nato üyelik görüşmeleri sürmektedir.

COĞRAFYASI
Önemli şehirleri: Tiran, İşkodra, Elbasan, Dıraç, Körçe, Avlonya.
Nüfusu: 3.425.000 (1993 tahmini). Nüfusun % 36'sı şehirlerde yaşamaktadır. Ortalama ömür 72 yıldır. Çocuk ölümlerinin oranı binde 28'dir. Nüfusun % 33'ünü 14 yaşın altındakiler oluşturmaktadır.
Nüfus artış hızı: % 1.7
Etnik yapı: % 97.3 Arnavut, % 1.5 Roman, % 1.3 Yunan, % 0.14 Makedon, kalanı diğer etnik unsurlar. Arnavutluk öbür Balkan ülkelerin aksine dünyanın en homojen ülkelerindendir. Arnavutların İliyalıların soyundan geldikleri sanılmaktadır. Makedonya ve Kosova başta olmak üzere eski Yugoslavya cumhuriyetlerine ve dünyanın birçok ülkesine yayılmışlardır. Arnavutluk'taki Arnavutların % 70'i Müslüman büyük çoğunluğu Sünni, az bir kısmı da Bektaşidir, % 30'u Hıristiyan Katoliktir ancak din farkliliklari Arnavut ulusal bilinci açısından hiç önem taşımaz,farklı dinlere mensup olnalarda kendilerini sadece Arnavut olarak tanımlarlar.
Dil: Resmi dil Arnavutçadır. Etnik unsurların dilleri de konuşulur.
Coğrafi durumu: Bir güneydoğu Avrupa ülkesi olan ve Balkan yarımadasının batı bölgesinde uzanan Arnavutluk, kuzeyden Karadağ, doğudan Sırbistan ve Makedonya, güneydoğudan Yunanistan, batıdan Adriya Denizi'yle çevrilidir. Adriya Denizi'ne bakan kıyısının uzunluğu 316 km'dir. Genelde dağlık olan topraklarının üçte ikisi dağlar ve tepelerden oluşur. Kalan kısmı ise ovalık ve alçak tepelerdir. Ülkenin batısında Adriya Denizi'ne paralel olarak Dinar Alpleri, kuzeyinde de Arnavutluk Alpleri uzanır. En yüksek yerleri Korab tepesi (2751 m.) ve Yezertsa Zirvesi (2694 m.)'dir. Çok sayıda akarsuyu vardır. En uzun ırmakları Drina, Vyosa, Şkumbi, Semani, Mati ve Erzen'dir. İşkodra, Ohri ve Prespa göllerinin bir kısmı Arnavutluk'a aittir. Sınırları içinde bazı küçük gölleri vardır ve bunların bazıları buzul gölleridir. Topraklarının % 36'sı ormanlık, % 17'si tarım alanı, % 14'ü otlaktır. Akdeniz iklimi kuşağında bulunan Arnavutluk'ta yazlar kuru sıcak ve güneşli, kışlar bol yağmurlu ve yumuşak geçer. Dağlık kısımlarda iklim bölgeden bölgeye değişir. Buralarda kışlar daha soğuktur. Kıyıdan biraz içerde yeralan başkent Tiran'da yıllık sıcaklık ortalaması 15.6 derece, yıllık yağış ortalaması da 1588 mm.'dir.

YÖNETİM

Yönetim şekli: Arnavutluk çok partili demokratik sistemle ve 29 Nisan 1991'de yürürlüğe konan anayasayla yönetilmektedir. Devletin en üst yöneticisi devlet başkanı, hükümetin başkanı başbakandır. Üyeleri serbest genel seçimlerle belirlenen 140 üyeli bir parlamentosu vardır. Arnavutluk, BM'e ve Uluslarası Para Fonu'na üyedir.
Siyasi partiler: Arnavutluk'taki siyasi partilerin başta gelenleri şunlardır:
Demokrat Parti: Liberal anlayışa sahiptir. En son genel seçimlerde parlamentoda 92 üyelik kazanan bu parti iktidarı elinde bulundurmaktadır.
Sosyal Demokrat Parti: Solcudur. En son genel seçimlerde parlamentoda 7 üyelik kazandı.
Sosyalist Parti: Komünist Emek Partisi'nin devamıdır. En son genel seçimlerde parlamentoda 38 üyelik kazandı.
Cumhuriyetçi Parti: Demokrat Parti'ye yakındır.

EKONOMİ
Ekonomi: Arnavutluk ekonomisi daha çok maden üretimine ve sanayiye dayanır. Bir miktar petrol ve doğal gaz çıkarmaktadır. 1992'de toplam 6 milyon varil petrol, 136 milyon m3 doğal gaz üretmiştir. 1993'deki petrol rezervi 185 milyon varil, doğal gaz rezervi 11 milyar m3 olarak tahmin ediliyordu. Ayrıca krom, linyit, nikel, bakır, demir, kükürt, çinko, kurşun ve boksit üretmektedir.
Tarım ve hayvancılığın da ekonomide önemli yeri vardır. Bu sektörlerden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 36'dır ve çalışan nüfusun % 55'i bu alanlarda iş görmektedir. Orta kesimdeki kıyı ovalarda daha çok buğday, mısır, tütün ve patates, iç kesimlerde daha çok şeker pancarı, güney kıyılarda en çok zeytin ve turunçgiller üretilir. Ülke genelinde bunlardan başka meyve ve sebzeler de üretilmektedir. 1992'de 600 bin ton tahıl, 60 bin ton yer bitkileri, 15 bin ton baklagiller, 130 bin ton meyve, 250 bin ton sebze üretilmiştir. Aynı yıl ülkede 500 bin baş sığır, 1 milyon baş koyun, 170 bin baş domuz bulunuyordu. 1991'de % 55'i denizden, % 45'i iç sulardan olmak üzere 12 bin ton balık avlanmıştır. Aynı yıl 2.6 milyon ton da tomruk üretilmiştir.
Dış ticaret: İhraç ettiği ürünlerinin başında petrol, maden cevherleri (bunlar tüm ihracatının % 47'sini oluşturur) ve çeşitli tarım ürünleri gelir. İthal ettiği malların başında da makinalar, ulaşım araçları ve yedek parçaları, gıda maddeleri, kimyasal maddeler ve dayanıklı tüketim maddeleri gelir. 1991'deki dış ticaret açığı 179 milyon dolar olmuştur.
Sanayi: En çok metalurji, demir-çelik, kimya, tekstil, ayakkabı, deri, kereste, mobilya, gıda, meşrubat, sigara, ilaç ve inşaat malzemeleri sanayileri gelişmiştir ve gelişme yolundadır. Yerel kaynaklardan ve imalat sanayiinden elde edilen gelirlerin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 42'dir. Çalışan nüfusun yaklaşık % 19.5'i sanayi sektöründe iş görmektedir. Buna maden ocaklarında çalışanlar da dahildir.
Enerji: 1991'de 2 milyar 800 milyon kw/saat elektrik üretilmiş, 3 milyar 155 milyon kw/saat tüketilmiş, aradaki fark ithalatla karşılanmıştır. Elektrik enerjisinin % 9'u termik santrallerden, % 91'i hidroelektrik santrallerinden elde edilmektedir. Kişi başına yıllık elektrik tüketimi ortalama 960 kw/saattir.
Ulaşım: Ülkenin tarifeli sefer yapılan tek havaalanı başkent Tiran'daki uluslararası trafiğe açık havaalanıdır. Arnavutluk, 100 grostonun üstünde yük taşıyabilen 25 gemiye, 720 km. demiryoluna, 8.000 km.'si asfaltlanmış olmak üzere 21.000 km. karayoluna sahiptir. Bu ülkede ortalama 68 kişiye bir motorlu ulaşım aracı düşmektedir.
Eğitim: Eğitim ücretsizdir. 1800 ilkokul, 50 genel ortaöğretim kurumu, 470 mesleki ortaöğretim kurumu, 8 yükseköğretim kurumu vardır. Üniversite çağındaki gençlerden üniversiteye kayıt yaptıranların oranı % 80, okuma yazma bilenlerin oranı ise % 100'dür.
Sağlık: Arnavutluk'ta 900 hastane, toplam olarak 5860 doktor ve diş doktoru, 40 bin ebe ve bayan sağlık görevlisi mevcuttur. Ortalama 585 kişiye bir doktor düşmektedir. (Buna diş doktorları da dahildir.)
Son düzenleyen Safi; 25 Kasım 2016 04:16
25 Kasım 2016 01:24   |   Mesaj #6   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Ad:  ARNAVUTLUK7.jpg
Gösterim: 161
Boyut:  77.3 KB

Arnavut halkı,


M.Ö. 2000 yıllarında Balkan Yarımadasına yerleşen İlliryalıların torunlarıdır. İllirya M.Ö. 167 yılında Romalılar tarafından zaptedildi ve 500 yıl Romalılar tarafından yönetildi. Ancak bu bölgenin iç kısımlarında yaşayan İlliryalılar, Romalıların baskılarına uzun müddet karşı koydular. İşte bunlar, Roma İmparatorluğunun 395'te parçalanmasından sonra Arnavutluk ve Arnavut adlarını aldılar ve Doğu Roma İmparatorluğunun bir parçası oldular.

1468 yılında Osmanlılar Arnavutluk'u zaptettiler ve uzun müddet burayı idareleri altında bulundurdular. Osmanlı Devletinin adil idaresinden mennun olan Arnavutlar kendi istekleri ile 17. yüzyılda İslamiyeti kabul ettiler. Dini yaymak için gayret gösterdiler. Osmanlılar burada askeri teşkilat kurdular ve süvari birlikleri teşkil ettiler. Arnavutlar zamanla kendi kültürlerini bırakarak Osmanlı kültürünü benimsediler.

1912'de Osmanlı idaresinden ayrıldılar. Ancak tam müstakil olmayıp, büyük devletlerin kontrolü altında kaldılar. Birinci Dünya Savaşından sonra 1925'te cumhuriyet ilan edildi. Ancak cumhurbaşkanı olan Zoğu, 1928'de cumhuriyeti krallığa dönüştürdü. Bu sıralarda bir ekonomik krize girdi ve nihayet İkinci Dünya Savaşında İtalyanlar tarafından işgal edildi.

1944 yılında, komünistler hükumeti kontrol altına alarak, komünist bir idare kurdular. 1961 yılına kadar Rusya ile sıcak münasebetlerde bulundular. 1961'de Rusya ile bağlılıklarını keserek Çin ile anlaştılar. Böylece Çin ile ittifak kuran ilk Avrupa devleti oldular. Ancak son yıllarda Çin ile de yakınlıklarını dondurdular. Daha sonra Yugoslavya ve bazı Avrupa ülkeleriyle ticari ve diplomatik münasebetler kurdular.

1976 Aralık ayında kabul ettiği yeni anayasa ile Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti adını aldı. Devlet başkanlığına Arnavutluk Emek Partisi Genel Sekreteri Enver Hoca Getirilidi. 1985'te Enver Hoca'nın ölümü üzerine Emek Partisi genel sekreterliğine getirilen Ramiz Alia aynı zamanda Devlet Başkanı da oldu. 31 Mart 1990'da yapılan ilk çok partili seçimleri Emek Partisi kazanmasına rağmen ülkede iç kargaşalık başladı. Bunun üzerine çok sayıda halk ülkeden göç etti.
Son düzenleyen Safi; 25 Kasım 2016 04:16
25 Kasım 2016 01:30   |   Mesaj #7   |   
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Arnavutça

Ad:  ARNAVUTLUK4.jpg
Gösterim: 173
Boyut:  56.4 KB

esas olarak Arnavutluk ve Yugoslavya’da konuşulan, Hint-Avrupa ailesine bağlı dil.
Hint-Avrupa dillerinin bağımsız bir kolunun günümüzdeki tek temsilcisidir. Arnavutça yalnızca Arnavutluk ve Yugoslavya’da değil, İtalya’nın güneyi, Sicilya, Yunanistan’ın güneyi, Bulgaristan, Türkiye’ nin Trakya kesimi ve Ukrayna’nın küçük bir bölümünde de konuşulur.
Sponsorlu Bağlantılar

İki ana lehçesi vardır: Geg ve Tosk. Bu iki lehçenin yaygın biçimlerini konuşanlar birbirlerini anlayabilir. Şkumbin Irmağı bu lehçelerin konuşulduğu bölgeler arasında kaba bir sınır çizer. Geg lehçesinin çeşitli biçimleri kuzeyde, Tosk ise güneyde yaygındır. İtalyan ve Yunan köylerinde yaşayan, anadili Arnavutça olan nüfus, Tosk lehçesinin çeşitli şivelerini konuşur.

Arnavutça, ses yapısı açısından Macarca ve Yunancayı andırır. Geg lehçesi, genizsil ünlüler yüzünden alışılmadık bir ses yapısı gösterir. Dilbilgisi bakımından Arnavutça, eskiden kalma birçok özellik taşımasına karşın, çağdaş Yunanca ve Roman dilleriyle benzerlikler taşır. Adların üç ya da dört durumu, ayrıca sayı ve cins belirten biçimleri vardır. Arnavutçanın dilbilgisine özgü bir nitelik de, adların bükünlü oluşudur; buna bağlı olarak adlar, belirli ya da genel bir anlamı belirtebilir. Birkaç istisna dışında (örn. sayılar) adları sıfatlar izler. Sıfatlar ise uygun bir ilgeçle birlikte kullanılır; ilgeç adın önünde yer alır. Eylemler kök yapısı bakımından genellikle kuralsızdır. Arnavutçanın sözcük dağarcığı, başta Latince olmak üzere öteki dillerden büyük ölçüde etkilenmiştir. 16. yüzyıldan bu yana İtalyanca, Türkçe, çağdaş Yunanca, Sırpça ve Makedonya Slavcasının etkileri çok belirgindir.

Arnavutçanın Baltık Slav dil öbeğiyle yakın akraba olduğu sanılmaktadır. Ptole- maios (Batlamyus) zamanından beri bilinen “Arnavutça” sözcüğünün kökeni belirsiz olmakla birlikte, Arnavutçanın Daçya ve İllyria dilleri gibi eski dillerle yakınlığı olduğu anlaşılmaktadır. Rumence ve Arnavutçada ortak olarak görülen Latince dışı bazı etkilenmeler, bu dilleri konuşan halklar arasında eskiye giden ilişkiler olduğunu gösterir. En eski yazılı kayıtlar, Geg bölgesinde ortaya çıkarılan ve İtalyanca ya da Yunancaya dayalı, bazen Osmanlı-Arap harflerinin kullanıldığı yazılardır. Yazılı dilin ilk örneği 1462’den kalma bir vaftiz duasıdır, 16 ve 17. yüzyıllara ait öteki belgeler de bu dönemlerde bölgede etkin olan Katolik misyonerlerinin etkilerini gösterir. 18. yüzyıldan kalma yapıtlar arasında Gyul Variboba’nın şiirleri sayılabilir. Bu eski belgelerde kullanılan dil bugünkü Arnavutçaya benzemekle birlikte farklı lehçe özellikleri gösterir. Bu da bu belgelere tarihsel bir değer kazandırır. 1909’da Geg lehçesi temel alınarak Latin alfabesi kullanan standart bir Arnavutça geliştirilmiş ve resmî dil olarak kullanılmaya başlamıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonraysa, Tosk lehçesi temel alınarak resmî dilde değişiklik yapılmıştır.

Arnavutça, çağdaş dillerin oluşturduğu daha geniş bir alt öbeğin parçası olmadığı, bir dil kolunun tek üyesi olduğu için dil araştırmalarında özel bir ilgi konusudur. Dünya nüfusunun görece küçük bir bölümü tarafından konuşulmasına karşın, Hint- Avrupa dil ailesinin temel kolları (örn. Germen dilleri) gibi Arnavutçanın da dilbilimde önemli bir yeri vardır.

Arnavutlar,


daha çok Arnavutluk’ta ve Yugoslavya'nın güneyinde yaşayan Balkan halkı. Slavların Demir Çağının başlarında Orta Avrupa’dan sürdüğü Illyrialıların soyundan gelmektedirler.
Dilleri Hint-Avrupa kökenli olmakla birlikte, öteki dillerle hiçbir benzerlik göstermez. 1970’lerde, Yugoslavya’daki Arnavutların hemen tümü ile Arnavutluk’takilerin yüzde 70’i Müslüman, geri kalanlar Ortodoks ve Katolikti.

15. yüzyıldan 20. yüzyıla değin süren Osmanlı işgali, Arnavutları derinden etkiledi. Arnavutluk’un fethi sırasında Roma ve Bizans uygarlığına ait eserlerin çoğu zarar gördü. Güney İtalya ve Sicilya’ya kaçan binlerce Arnavut’un büyük bölümü hâlâ orada yaşamaktadır; ötekiler, özellikle toprak sahibi sınıftan olanlar, İslâmî benimseyerek Osmanlılar tarafından kurulan askeri-feodal rejimde yerel yönetici oldular. Dağlık bölgenin iç kesimlerinde yaşayan ve kendi kendini yöneten kabile topluluklarına, vergi ödemeleri koşuluyla daha hoşgörülü davranıldı. Arnavutlar 4 yüzyıl süren bir kültürel durgunluk ve iktisadi düşüş dönemi yaşadılar.
Arnavutlar, kuzeyde Gegler ve güneyde Tosklar olmak üzere iki gruba ayrılır. Her birinin kendine has lehçesi, giyimi ve kabile örgütlenmesi vardır. Arnavut dağ köylülerinin kişiliği ve görüşleri, komünist yönetim altında bile varlığını koruyan kabile örgütlenmesi dikkate alınmadan anlaşılamaz.

Örneğin, Gegler 10 kabileden oluşur ve her biri, bairak (bayrak) denen siyasi ve idari alt gruplara, ayrıca dıştan evliliklerin yapıldığı klanlara (fis) ayrılır. Toprak ve otlak haklan titizlikle korunur ve kabile içinde tutulur. Etkinlikler bir yaşlılar meclisi tarafından yönetilir. Yaşam, toplu olarak Lek Yasası diye bilinen, bütünüyle geleneksel kurallarla belirlenir. Daha büyükçe kabileler arasında işlenen suçlar, giderek azalmasına karşın hâlâ varlığını sürdüren kan davalarıyla çözümlenir.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 25 Kasım 2016 04:15

Daha fazla sonuç:
arnavutluk tarihi

Hızlı Cevap
Mesaj:



Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç