Arama

Hanlıklar - Sibir Hanlığı

Güncelleme: 3 Ağustos 2017 Gösterim: 5.094 Cevap: 3
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
10 Şubat 2007       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Sibir Hanlığı

Sponsorlu Bağlantılar
İrtiş boyu, I. yüzyıldan beri çeşitli Türk-Kıpçak boylarının yaşadıkları bir saha idi. Sibir'in doğu kısmında hâkimiyet süren İnal adlı bir Kırgız hanı, Çingiz'e (Cengiz) tabi olduktan sonra, burası Moğol İmparatorluğu'nun bir parçası haline geldi, sonraları ise Coçi (Cuci) Ulusu'na ve dolayısıyla Altın-Ordu'ya bağlandı.
Altın-Ordu'nun parçalanmasından sonra kurulan (batı) Sibir (Sibirya) Hanlığı'nın bilinen ilk hükümdarı, Mamık oğlu Taybuga'dır. Çingiz ona, İrtiş, Tobul, İşim ve Tura ırmakları boyunu verdi; bu hanlığın merkezi, bugünkü Tümen şehri (veya ona yakın bir yer) olsa gerektir; o zamanki adı "Çinki-Tura" (veya Çimki) idi. Sonraları buraya sadece "Tura" denmiştir.
Taybuga'dan sonra, oğlu Hoca Han, sonra da onun oğlu Mar Han, tahta çıkmıştır. Kazan Hanlığı'na bağlı küçük bir beyliğin başında bulunan Opak'ın kız kardeşi ile evlenen Mar Han, aralarında çıkan mücadelede ölünce, Mar'ın oğulları Opak'ın sarayına alınmış ve Sibirya Hanlığı, bunun idaresine geçmiştir. Mar Han'ın torunları Muhammed ile Angış, kaçarak dedelerinin memleketini ellerine geçirmişlerdir. Muhammed Han, eski merkezi bırakarak, daha emin bir yer olan, İrtiş nehri üzerindeki (bugünkü Tobolski'nin 17 km. yukarısında) "İsker" (İskir veya Kışlak) şehrini başkent yapmıştır. Bu ailelerin sonuncusu olan Yadigâr'ın saltanatı, Kazan Hanlığı'nın Ruslar tarafından istilâsı zamanına rastlar.
Batı'daki en kuvvetli kale olan Kazan'ın düşmesinin (1552), Sibirya'ya büyük tesiri olmuştur. Bu durum karşısında Yadigâr Han, bir taraftan, yaklaşan Rus tehlikesini hafifletmek, diğer taraftan, güneydeki Türk Kazak-Kırgız bozkırlarından gelen hücumlara karşı koyabilmek maksadıyla, 1555'te, Moskova'ya elçiler göndererek Rus Çarı İvan'ı başarısından dolayı tebrik etmiş ve kendisinin de onun tabiiyetine girmek istediğini bildirmiştir. Bunun üzerine Moskova elçisi İsker'e gelmiş ve 1556'da Moskova'ya dönüşünde, Yadigâr'ın bir elçisi ona refakat etmiş ve 1557'de karşılıklı elçiler gidip gelmiştir. Bu sıralarda Yadigar, Sibir'de hakimiyet sürebilmek için, bazı bozkır hanlarıyla mücadeleye tutuşmuştu. Yadigâr'ın en büyük rakibi, Çingiz sülâlesinden Şiban neslinden olduğu rivayet edilen Küçüm Han idi.
1556'dan az sonra, Küçüm ile Yadigâr arasında mücadele başladı ve 1563'te, İrtiş nehri üzerindeki "İsker" şehri ve Batı Sibir Hanlığı'nın idaresi, Küçüm'ün eline geçti.
Küçüm Han, İrtiş boyundaki Türk (Tatar) kavimleri, Şaman dininde olup eski âdetlerine bağlı idiler. Küçüm Han, Buhara Hanı Abdullah Han'a müracaat ederek, İsker şehrine, İslâmiyeti öğretecek hocalar gönderilmesini rica etti; bunun üzerine Buhara tarafından bazı din âlimleri ve şeyhler geldi ve İslâmiyet'in yayılmasına yardım ettiler.
Türk uruglarının bir kısmı, hele İrtiş ve Obi nehirleri ile Altay dağlarına yakın sahadakiler, yine de Şamanlıkta kalmışlardır. Küçüm Han'ın gayreti sayesinde İsker şehri ve civarı ahalisi, oldukça yüksek bir medeniyet seviyesine çıkabildiler. Fakat, hanın bu hayırlı faaliyeti, Rus hücumu ile sekteye uğradı ve han, medeniyeti yaymak yerine, memleketini Ruslara kaptırmamak için savaşmak zorunda kaldı.
Novgorod'dan gelen Rusların kıymetli kürkler arayarak, 1032'de Urallara kadar vardıkları, fakat "Yugralar"ın hücumuna maruz kalarak çekildikleri biliniyor. Bundan sonra uzun zaman Novgorodluların "Yugra"ya karşı hareketlerinden bahsedilmiyor.
Fakat tabii, bu yıllar içinde Ruslar, bu bölgedeki hedeflerinden tamamen vazgeçmiş değillerdi. Nitekim, Toktamış Han'ın 1391'de Betkuk adlı bir Tatar başbuğunu gönderip Vyatka şehrindeki Ruslara hücum ettirmesi, Toktamış Han'ın, Kama boyunu Rus tehlikesinden korumak istediğini göstermektedir. Fakat, Altın-Ordu'nun yıkılması üzerine, Rusların Urallara doğru yayılmalarını durduracak bir kuvvet kalmadı; Kazan Hanlığı ise bunu yapacak durumda değildi. Novgorodluları Ural bölgesine çeken unsur, kıymetli kürklerdi.
Novgorod'un nüfuzu azalınca, onun "kolonileri" de Moskova'nın eline geçti. Bundan sonra Moskova hükümeti, Yuğra arazisine asker göndermeğe başladı. 1465'de Moskova kuvvetleri, Yuğra'ya sevk edildiler. Nitekim Ruslar, 1483'de Uralları aşarak Vogul arazisine girdiler. Knez Kurbskiy'nin kumandasında yapılan bu hareket, Rusların, Uralların ötesine yaptıkları ilk büyük seferdi.
Ruslar, Vogulları, Pilim ırmağı civarında yenerek, oradan Tavda ırmağı boyunca İrtiş'e indiler ve Obi nehrine vardılar. 1499'da, yeniden bir sefer açıldı, fakat mesafenin uzaklığı ve sahanın ormanlık ve soğuk olması yüzünden, burada daimî bir Rus hâkimiyeti kurulamadı. Yuğra'da ve Sibir'de Rus hâkimiyetinin yerleşmesinde, Stroganovlar adlı bir tüccar-kolonizatör ailenin faaliyeti, çok mühim rol oynamıştır.
Stroganovlar ailesinin kökeni, katiyetle tespit edilemiyorsa da, atalarından birinin Altın-Ordu mirzalarından Rus hizmetine giren ve Ortodoksluğa geçen bir Tatar olması, kuvvetle muhtemeldir. Bu kişinin çocuğu ve torunları, Novgorod şehrinde yerleşmişlerdir. Az sonra, bu aile, büyük bir servet sahibi olmuş, Novgorod'un kuzey Rusya'daki kolonilerinde büyük bir ticaret faaliyeti göstermeğe başlamıştır.
1445'de Moskova knezi Vasiliy Vasilyeviç, Kazan Hanı Uluğ Muhammed tarafından esir edildiğinde, hana ödenecek kurtuluş parasının, Stroganovlar tarafından verilmiş olması, Stroganovların bu sıralarda çok zengin olduklarını gösterdiği gibi, bu ailenin Moskova knez ailesi ile sıkı münasebetini açığa vurmaktadır. Zaman içinde bu ailenin nüfuzu giderek artmış ve sonuçta Stroganovlar ailesinden iki birader, Kama nehrinin baş kısmı ve Çusovaya nehri boyunu, Ural dağlarına kadar elde etmiştir; inşa ettirdikleri müstahkem noktalar, Rus hâkimiyeti için birer dayanak yeri oldu.
1573'te Sibir hanı Küçüm'ün biraderi Muhammed Kul'un, Kama boyuna kadar bir akın yapması üzerine, Stroganovlar daha esaslı müdafaa tertibatı almaya başladılar. Moskova'ya yaptıkları müracaat neticesinde, Çar onlara, Tahçı ve Tagıl ırmakları boyunda, müstahkem şehirler inşâ etmelerini ve yerli Vogul, Ostyk, Samoyed ve Yugralar'dan başka ücretli hizmette kullandığı Kazaklardan kıtalar kurarak, Sibir Hanlığı'na karşı harbe başlamalarını bildirdi. Sibir'in Rus hâkimiyetine girmesinde, işte bu aile ön ayak olmuş, Sibir'e karşı, büyük ölçüde ilk seferi bunlar tertip etmişlerdir.
XV. yüzyıldan itibaren, Rusya'nın güneyinde "Kazak" adiyle bir zümre türemişti. Bunlar, Rus boylarının ve knezlerinin zulmünden kaçan aşağı tabaka, bilhassa soylu zümrelerinden teşekkül etmekte idi. Bilhassa Don nehri ve Özü ırmağı boylarındaki muhtelif semtleri yurt edinen bu kaçaklar, "kanun ve hâkimiyet tanımayan" kimseler manasına gelen ve aslen Türkçe bir söz olan "Kazak" adını almışlardı. Rus Kazaklarından önce, güney Rusya'da "Kazak" adiyle Türk zümrelerinin bulunduğu anlaşılıyor; Rus "Kazakları", işte bu Türk "Kazak"larının yaşayış tarzlarını ve teşkilâtlarını taklit etmişler, ona bazı Rus hususiyetlerini katmışlardı.
Geçim vasıtaları, Don ve Dnyeper boyunca yaptıkları balıkçılık, mahdut miktarda ziraat olmakla beraber, en mühim faaliyetleri, çapulculuktu. Lehistan-Litvanya arazisinden başka, Don ve Dnyeper boyunca inerek Karadeniz'e kadar çıktıkları ve hattâ Anadolu sahillerinde çapulculuk yaptıkları olurdu.
Moskova'dan Azak ve Kefe şehirlerine gidip gelen Rus tüccarları da, bu Kazakların hücumuna maruz kalırdı. Kazaklar, kendi aralarından seçtikleri başbuğlarının (atamanlarının) idaresinde, birkaç bin kişilik kitle halinde harekete geçerler, komşu yerleşik memleketlerde soygunculuk ederlerdi. Don boyundaki Kazakların birçoğu yakalandı ve öldürüldü; bir kısmı da İdil yakınına kaçtılar ve buradan yukarıya çıkarak Kama boyuna geldiler. Bu zümrenin şefi, sonraları "Sibir fatihi" adını alacak, Yermak Timofeyeviç idi. Hakikî adının ne olduğu tespit edilemiyor, ancak Türkçe bir kökten geldiği tahmin edilen "Yermak" adının sonradan uydurulduğu anlaşılıyor.
İşte bu Kazak "atamanı", 1577 yılının sonbaharında, maiyetindeki birkaç bin kişiyle, Stroganovların hâkim oldukları sahaya geldi. Stroganovların, Çar İvan'dan aldıkları berata göre "hırsız ve kaçak olan kimseleri" kabul etmeleri yasak olduğu halde, Yermak'ı yanlarında alıkoydular. Yermak ve arkadaşlarının esas gayeleri, yağma ve soygunculuk yapmaktı; Kazaklar, Uralların arkasında kolayca yağma yapmak imkânını öğrenince, Sibir arazisine gitmeğe hazırlandılar. Stroganovlar tarafından inşâ edilen müstahkem mevkilerden hareketle, 1578, 1579 ve 1580 yıllarında Uralları aşarak, Sibir'e ulaşan nehirleri takiben Batı Sibir sahasına çıktılar ve buraları yağma etmeğe başladılar.
Kazakların, önce 5.000 kişilik bir kitle teşkil ettikleri anlaşılıyor; bunlardan mühim bir kısmı ateşli silâh, yani tüfekle donatılmışlardı. Fakat yıl geçtikçe, Yermak'ın yanındaki Kazakların adedi azaldı.
Yermak, 1580 yılının Ağustosunda Tura ırmağı üzerindeki Çimki (veya Tümen) şehrini zaptetti. Yermak, bu defa kışı geçirmek için Ural sahasına dönmedi, Tura boyunda kaldı. Bu saha, Küçüm Han'a tâbi idi. Küçüm Han, Yermak'a karşı savaşmağa karar verdi ve kuvvetlerini toplamağa başladı.
Yermak ve Kazakları, Küçüm Han'ın arazisini ele geçirmek maksadıyla, 1581 yılının yazında katî harekete geçtiler. Küçüm Han, Tavda ırmağı civarındaki "Baba Hasar" adlı bir köy yakınında Kazakları durdurmak için, büyük bir kuvvet gönderdi. Çarpışmalar beş gün sürdü. Kazakların adedi 2.000 kişi bile olmadığı halde, ateşli silâhları sayesinde üstün geldiler. 21-26 Temmuz günlerinde cereyan eden bu "Baba Hasan" muharebeleri, Sibir'in mukadderatını tayin etmiştir. Yermak, Eylül ortalarında seferine devamla, Tobul nehrinden İrtiş ırmağına geçmeye muvaffak oldu. Bu sırada Kazakların, ancak 545 neferi kalmıştı. Küçüm Han, İrtiş'in doğu tarafında, Tobul'un mansabından 2-3 km. mesafedeki "Çuvaş" adlı küçük bir şehri Yermak'a kaptırmamak için, mühimce bir kuvvet ile hücuma geçti ise de, muvaffak olamadı. Küçüm Han'ın, hattâ iki topu bile vardı; fakat topçuları bunları kullanmasını bilmediklerinden, bunlardan fayda temin edilemedi.
Sibir hanının yenilmesi üzerine, hana tabi olan ve birlikte Kazaklara karşı savaşan Ostyaklar ve Vogullar, Küçüm Han'dan ayrıldılar. Kendi yurtlarına gittiler. Bu durum neticesinde, Küçüm Han'ın kuvveti büsbütün azaldı ve maneviyatı kırılmağa başladı. Vaziyetin çok hassas bir safhaya girdiğini gören Küçüm, 1581 yılının 25/26 Ekim gecesi, payitahtı olan İsker şehrinden gizlice kaçtı. Ertesi gün burası, Kazaklar tarafından işgal edildi. İsker veya Kışlak şehri, İrtiş nehrinin yüksek bir yamacı üstünde yapılmış, müdafaası gayet kolay bir mevki idi; fakat, Küçüm Han'ın askerleri, Kazakların tüfekleri karşısında korkuya kapıldıklarından, payitahtı müdafaa edemediler. Yermak'ın İsker şehrini ele geçirmesi ve burada yerleşmesi üzerine, etraftaki Ostyak ve Tatar ahali, kendisine vergi ödemeği kabul ettiler. Serseri Kazak güruhunun atamanı, bu suretle, adeta bir hükümdar derecesine yükselmiş bulunuyordu.
1581 yılındaki hareketler ve savaşlar sonunda, Yermak'ın yanında gayet az asker kalmıştı. Bu kadarcık adamla, tüfeklere rağmen, Rusya'dan çok uzak bir yerde, arkadan yardımın gelmesi için yolları çok uzun ve çetin olan bir memlekette, uzun zaman tutunamayacağını biliyordu.
Bundan ötürü, Moskova Çarı'na elçi gönderip, ele geçirdiği bu geniş ülkenin idaresini, Rus Çarı'na vermek teklifinde bulundu ve bunun mukabilinde evvelce işlediği suçlarının affını diledi. Bu maksatla, Kazak başbuğlarından Kotso'yu, yanına 50 kişi katarak, 1581 sonunda Moskova'ya gitmek üzere yola çıkardı. Yermak, Sibir ülkesinin idaresi için valinin tayinini ve askerî yardım gönderilmesini de rica edecekti.
Moskova'da, Yermak'ın Sibir'deki muvaffakiyetlerinden kimsenin haberi yoktu. İvan, Yermak'ın ubudiyet-nâmesini alıp, Kazakların Sibir'deki muvaffakiyetlerini öğrenince ve gönderdiği birçok kıymetli hediyeyi görünce, suçlarının affedildiğini bildirdi. Sibir'in zaptı münasebetiyle, Moskova kiliselerinin bütün çanları çalındı, Rusya'ya "yeni bir padişahlığın" katılmış olduğu ilân edilerek, büyük şenlikler yapıldı. Yermak'a ve Kazaklarına kıymetli hediyeler götürmek üzere, Koltso, Sibir'e gönderildi.
Yermak, İsker şehri ve çevresini eline geçirmekle beraber, etraftaki bir çok Tatar uruğu, fırsat düştükçe Kazaklarla çarpışmaktan geri kalmıyordu. Bilhassa, Küçüm Han'ın biraderi Muhammed Kul, Kazaklara karşı çetin mücadeleye girişmişti.
Kahramanlığı ile tanınan Muhammed Kul, Yermak için büyük bir tehlike teşkil ediyor, Kazakların, İsker'deki hâkimiyetlerini gün geçtikçe şüpheli bir duruma sokuyordu. Sibir'de tutunabilmek için, her şeyden önce bu Tatar başbuğunu ortadan kaldırmak şarttı.
Muhammed Kul, maiyetindeki kuvvetleriyle âni baskınlar yapıyor ve çabucak çekilip gidiyordu; bu yüzden yakalanması müşküldü. Kazaklar, Sibir'e gelmelerinden önce de Tatar beyleri arasında birlik olmadığı biliniyordu. Kazakların galebesi üzerine Küçüm Han'ın ve taraftarlarının düşmanları büsbütün arttı; ihanetler baş gösterdi. Mirzalardan Sinbahtı adlı bir hain, Yermak'a bir adam göndererek, Muhammed Kul'un nerede bulunduğunu bildirdi. Kazak atamanı oraya hemen askerlerini gönderdi, ve âni bir baskınla Muhammed Kul'u yakalattı.
Muhammed Kul'un esir edilişi, Küçüm Han için ağır bir darbe oldu. Bu vakadan sonra birçok Tatar büyüğü, Han'ı terk ettiler. Sibir yurdunda durum büsbütün karıştı. O sırada Sibir'in eski hanı Yadigâr'ın biraderi Bekbulat oğlu Seyyid Ak, hanlık iddiası ile ortaya çıktı. Küçüm Han'ın bir "karaca"sı (en büyük mirzalarından biri) Tura ırmağı boyuna göç etti ve Han'dan ayrıldı.
Bu suretle, Sibir Tatarları, tarihlerinin en müşkül anında, müşterek düşmana karşı el birliğiyle savaşacakları yerde, ancak kendi şahsî menfaatleri peşinde koşuyorlar, buna ulaşmak için ihanetten, entrikalardan ve kardeş harbinden geri durmuyorlardı. Onlar, bu hareketleriyle, Sibir'e gelen bir avuç Rus Kazağı'nın işini, büsbütün kolaylaştırıyorlardı.
Yermak'ın elçileri, Moskova'ya gidip geldikleri sırada (1581 Aralık-1582 Mart), Yermak, kendisi İrtiş ve Obi nehirleri boyunda bazı seferler yaptı. Ostyaklar ve Vogullar, itaat altına alındı.
Nihayet 1552 Mart'ında, Koltso ve arkadaşları, Moskova'dan döndüler. Çar'ın cevabı, Yermak'ın durumunu tamamıyla kuvvetlendirdi. Moskova hükümeti tarafından tayin edilen umumî vali (namestnik) Bolhovskiy ve muavini Gluhov ile birlikte, 1583 yılı Kasım ayında, 500 kadar Rus askeri, İsker şehrine geldiler. Bununla, Sibir'de Rus hâkimiyeti kurulmuş oldu. Mamafih, mücadele bitmiş değildi; İsker'e yakın yerlerde bile Rus nüfuzu teessüs etmemişti. Yukarda adı geçen "karaca" mirza, İsker'e bile hücumlarda bulunuyordu. 1584 Martında vuku bulan böyle bir hücum, Kazaklar tarafından püskürtüldü.
İsker şehrindeki Kazakları ve Rus askerlerini beslemek için yiyecek kalmadığından ve bunları etraftaki ahaliden almak da mümkün olmadığından, Ruslar arasında müthiş bir kıtlık ve hastalık baş gösterdi; hattâ, ölenlerin lâşeleri (leşleri) yendiği bilinmektedir. Bu yüzden, İsker şehrindeki Rus ve Kazaklardan birçoğu ve ilk Rus valisi Bolhovskiy de hastalanarak öldü. İdare işleri, bu yüzden, yardımcısı Gluhov'un eline geçti.
Yermak, hem iaşe durumunu düzeltmek, hem de henüz itaat altına alınmayan bazı Tatar uruglarına boyun eğdirmek maksadı ile, İrtiş nehrinin yukarısına doğru bir sefer açtı. Tatarlar, İrtiş ırmağı mansabında şiddetli bir mukavemette bulundularsa da, Kazaklar önünde kaçmak zorunda kaldılar. Buralardaki uruglar, Küçüm Han'a tabi idiler.
Yermak, İrtiş nehrinin batı tarafındaki "Kullar" adındaki bir kaleyi almak teşebbüsünde bulundu ise de, muvaffak olamadı ve İrtiş nehrini takiben yukarı çıkmağa başladı. Bir müddet sonra, fikrini değiştirdi ve geri dönmek kararını verdi. Kazak kayıkları, İrtiş boyunca aşağıya inmekte iken, "Buhara'dan bir tüccar kervanının gelmekte olduğu" haberi alındı.
Yermak, bu kervanı yağmaya karar verdi; bu maksatla, İrtiş'e akan Vagay nehri boyunca hızla ilerlemeğe başladı; fakat kervana bir türlü tesadüf edilmedi. Kazaklar, çok yorgun olduklarından "Atbaş" adlı bir yere gelince, geceyi burada geçirmeğe karar verdiler ve oradaki küçük adaya çıktılar.
Yermak ve Kazakları, oralara yakın bir yerde bulunan Küçüm Han tarafından dikkatle takip ediliyorlardı; gece olup, Kazaklar derin bir uykuya dalınca, Küçüm Han'ın askerleri Kazaklar üzerine anî bir baskın yaptılar ve bir Kazak müstesna, hepsini kılıçtan geçirdiler. Yermak da öldürülenler arasında idi. Bu olay 5/6 Ağustos 1584 tarihinde cereyan etti. Yermak'ın Küçüm Han tarafından öldürüldüğüne bir türlü inanmak istemeyen Rus tarihçileri, onun "kayığa binmek için İrtiş nehrine atladığını, fakat Çar tarafından hediye edilen kürkü giymiş olduğundan, baskın esnasında Tatarlar tarafından öldürüldüğü, daha ciddî tetkiklere göre, muhakkak sayılmaktadır.
Yermak'ın öldürülmesi, İsker'deki Kazaklar'ın ve Ruslar'ın durumunu tamamıyla fenalaştırdı. Bu sıralarda, zaten, İsker'deki Rus valisi Gluhov'un yanında ancak 150 asker kalmıştı. Bu kadarcık bir kuvvetle Sibir'de tutunmak imkânsızdı. Bu vaziyet karşısında Ruslar, Sibir'den kaçmağa mecburdular.
Nitekim, Gluhov Kazakları ve Rus askerlerini alarak, 15 Ağustos 1584 tarihinde, İsker'den çıktı ve Rusya'ya dönmek üzere hareket etti. İsker şehri ise az sonra Bekbulat oğlu Seyyid Ak tarafından işgal edildi.
Tam bu sıralarda, Moskova'dan Sibir'e gitmek için, vaktiyle Hıristiyanlığa geçmiş olan Tatar mirzalarından Mansurov adlı birinin kumandasında, 100 Rus askeri ve birkaç top yola çıkarılmıştı. Mansurov, Obi nehrine ulaşınca, Ostyaklar'ca tapılan ve büyük bir mukaddesattan sayılan "putları" top ateşine tuttu ve yıktı. Bunun üzerine Ostyaklar büsbütün korkuya kapıldılar ve Rus hâkimiyetini tanıdılar. Bu defa Sibir ülkesi, kuzey tarafından Ruslar'ın eline geçmeye başladı.
Gluhov, Moskova'ya dönüp Sibir'deki durum hakkında izahat verince, Mansurov'un 100 kişilik bir kuvvetle fazla bir şey yapamayacağı anlaşılmıştı. Bu defa Sibir'e 300 kişilik bir kuvvet ve toplar gönderilmesi kararlaştırıldı. Bunlar 1586 kış başında yola çıkarıldılar.
Sibir'in kati olarak ele geçirilmesi ve Rus hâkimiyetinin teessüsü için, yeni bir plân tatbik edilecekti. Evvelâ mühim istinat noktaları, tahkimli mevkiler yapılacaktı. Rus kıtaları, mukavemet görmeden, Tura nehrine kadar geldiler.
İlk iş olarak, eski Tatar başkenti olan Çingidin şehrine yakın bir yerde, Tura nehri kıyısında "Tümen" adıyla bir şehir ve bir kale kuruldu. Burası, Ruslar'ın Sibir'de yaptıkları ilk şehirdir.
Ertesi sene, buraya, Moskova'dan 500 kişilik bir kuvvet geldi. 1587'de, İrtiş nehrinin sağ kıyısında, Sibir Hanlığı başkentinden 16-18 km. mesafede, İrtiş ile Tobul ırmaklarının birleştiği bir yerde, Tobolsk şehri kuruldu. Burada iki kilise ve kışlalar inşâ edildi.
Küçüm Han, bütün muvaffakiyetsizliklere bakmaksızın, Ruslar'a karşı savaşa devam etti. Onun, bir aralık (1590'da) hattâ Tobolsk şehrine kadar ilerlediği biliniyor. Moskova'dan Sibir'e, sürekli yeni kıtalar gönderildiğinden, Ruslar gün geçtikçe kuvvetleniyorlardı; yeni şehirler ve kaleler inşa ediyorlardı. Moskoflu Rus askerlerinden başka Tobolsk şehrine, esir alınan Polonyalı ve Litvanyalıların ve Dinyeper boyundan Kazakların da getirildiği biliniyor. Bu faaliyete uygun olarak, İrtiş nehrinin batı kıyısında, Tura nehrine yakın ve "Tara" adını taşıyan üçüncü bir şehir daha kuruldu. Tara şehrinin kumandanına, Küçüm Han'a karşı harekete geçmesi emri verildi.
Küçüm Han'a tabi Tatar urugları, 1584-1595 yıllarında birkaç defa Rusların baskınına uğradılar; fakat Küçüm Han ele geçirilemedi. Nihayet 1598 yılının Ağustosunda, Küçüm Han, Obi nehrine yakın "Urmin" mevkiinde Rusların hücumuna uğradı. Çarpışma esnasında Küçüm Han'ın yakınları, Rusların eline düştü; Küçüm Han'ın kendisi ise, yine kurtuldu. Ruslar, Küçüm Han'ın esir edilen aile efradını, Moskova'ya gönderdiler. 1598 Ağustosundan sonra, bu kahraman Türk hanı hakkında, kaynaklarda malûmat verilmiyor.
Zaten bu müthiş darbe ile, Küçüm Han'ın siyasî ve askerî faaliyeti sona erdirilmişti. Küçüm Han, aile efradını, hanlığını ve varını-yoğunu Ruslara kaptırmıştı. Bundan sonra, onun, Sibir'in güney sahasına çekildiği anlaşılıyor. Fakat, Ruslara karşı mücadele edecek kuvveti kalmamıştı. Onun, Çar Feodor İvanoviç ile münasebete giriştiği biliniyor. İrtiş boyundaki bir mıntıkanın, kendisine bırakılmasını rica etmişti. Moskova Hükümeti ise, Küçüm Han'ın Moskova'ya gelerek Çar'ın hizmetine girip, "rahat etmesini" teklif ediyordu. Fakat ihtiyar han, böyle bir zillete katlanmak istemedi, Moskova'da "rahat etmektense", kendi ilinde kalmayı tercih etti.
Ebülgazi Bahadır Han'ın verdiği malûmata göre; Küçüm Han, Buhara'ya gitmiş, Mangıtlar arasında kalmış, gözleri kör olmuş ve 1003 hicrî tarihinde (1595 ?) ölmüştür; fakat bu tarihin yanlış olduğu tahmin ediliyor. Çünkü 1598'de, Küçüm Han'ın Ruslarla savaştığı, Rus kaynaklarınca tespit edilmiştir. Bundan sonra Ruslar, Baykal gölüne kadar ilerlediler; Baykal gölünü de aşarak Amur nehri vasıtasıyla, Japon denizine kadar varmak imkânını elde ettiler. Ancak Çin hududuna ulaştıktan sonra, toplarla donanmış Çinlileri gördüler ve durakladılar. Kuvvetin ancak kuvvetle durdurulabileceği hakikatini, bu münasebetle bir daha görmüş oluyoruz.
Bu suretle, Kazan Hanlığı'nın çöküşünden otuz yıl bile geçmeden, Rusya'nın doğu sınırları, bir hamlede 1.000 km'den fazla genişledi ve birkaç milyon kilometre kare arazi, Moskova hâkimiyeti altına alındı; dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Sibir ülkesi, Rus hâkimiyetine geçmiş oldu.


Kaynak: Genel Türk Tarihi / dallog.com

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
10 Şubat 2007       Mesaj #2
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
1581 yılındaki hareketler ve savaşlar sonunda Yermak'ın yanında gayet az asker kalmıştı. Bu kadarcık adamla, tüfeklere rağmen, Rusya'dan çok uzak bir yerde, arkadan yardımın gelmesi için yolları çok uzun ve çetin olan bir memlekette, uzun zaman tutunamayacağını biliyordu. Bundan ötürü, Moskova Çarı'na elçi gönderip, ele geçirdiği bu geniş ülkenin idaresini Rus Çarı'na vermek teklifinde bulundu ve bunun mukabilinde evvelce işlediği suçlarının affını diledi. Bu maksadla, Kazak başbuğlarından Kotso'yu, yanına 50 kişi katarak, 1581 sonunda Moskova'ya gitmek üzere yola çıkardı. Yermak, Sibir ülkesinin idaresi için valinin tayinini ve askerî yardım gönderilmesini de ricâ edecekti.
Moskova'da, Yermak'ın Sibir'deki muvaffakiyetlerin kimsenin haberi yoktu. İvan, Yermak'ın ubudiyet-nâmesini alıp, Kazaklar'ın Sibir'deki muvaffakiyetlerini öğrenince ve gönderdiği birçok kıymetli suçlarının affedildiğini bildirdi. Sibir'in zaptı münasebetiyle Moskova kiliselerinin bütün çanları çalındı, Rusya'ya "yeni bir padişahlığın" katılmış olduğu ilân edilerek büyük şenlikler yapıldı. Yermak'a ve Kazaklarına kıymetli hediyeler götürmek üzere, Koltso Sibir'e gönderildi.
Sponsorlu Bağlantılar
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
30 Mayıs 2008       Mesaj #3
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
SİBİR HANLIĞI (Küçüm Hanlığı)

Altın-Orda Devleti’nin parçalanmasından sonra kurulan Sibir Hanlığı’nın bilinen ilk hükümdarı Mamık oğlu Tabuga’dır. Hanlık, bugünkü Moğolistan’ın kuzeyinden Sibirya’ya kadar uzanan bir bölgeyi içine almakta, ahalisinin büyük çoğunluğu Kırgız, Yakut ve Kıpçak Türklerinden oluşmaktaydı. Hanlığın merkezi önce Tümen şehri ve sonra Sibir olmuştur. Hanlık, Rus ilerleyişi karşısında Yadigar Han zamanında Çar İvân’ın hâkimiyetini tanımak zorunda kalmıştır (1555). Bunun üzerine Altın-Orda hükümdarı Ahmed Han ‘ın torunu Küçüm Han, Yadigar Hanı yenerek Sibir Hanlığı’nın başına geçmiştir(1563). Bu sebeple hanlık, Küçüm Hanlığı diye de bilinmektedir. Bölgede İslâmiyet’i yayan Küçüm Han, önceleri Ruslara karşı başarılı olduysa da, âteşli silahlarla Sibir’e giren Rus ordularını sürekli daha kalabalık ve âteşli silahlarla mücehhez kuvvetlerle ileri hareketlerine devam eden Ruslar, Küçüm Han’ın ölümünden sonra (1598) hanlığı ele geçirmişlerdir.
Avatarı yok
OneNight
Yasaklı
3 Ağustos 2017       Mesaj #4
Avatarı yok
Yasaklı

Sibir Hanlığı


5. yüzyılın başlarında, Altın Ordu'nın dağılım sürecinin daha belirgin hale gelmesiyle birlikte, Batı Sibirya'nın-Çingi (veya Çimgi)-Tura-merkezindeki esas çoğunluğu, Mangıt klanından, Nogay hükümdarlık hanedanının kurucusu beylerbeyi Edige ve halkı oluşturuyordu. Edige, Cengiz Han'ın soyundan gelen, yönetimde yasal hakları olan, kukla-kağanları tahta geçirdi ve aslında kendi menfaatlerine göre onlara hükmettirdi. 1420'de Edige öldü, yerine oğlu Mansur geçti ve babasının politikasını devam ettirdi. Mansur, Cuci'nin oğlu Şiban'ın torunlarından biri olan Hacı'nın beylerbeyi oldu.

15. yüzyılın 20'li yıllarında Şiban'ın ulusu bağımsız topluluklara bölündü: Cumaduk -Han'ın sahip olduğu bölge, Mahmud-Hoca'nın bölgesi, Burkutların ve Mangıtların bölgesi. Sibirya "yurdu" henüz bağımsızlığını elde etmemişti. 1428'de Şiban'ın ulusundaki hanlardan birine (Cumaduk) itaat eden Şiban'ın diğer torunu Ebu'l-Hayr Ubeydullah, önemli sayıda yandaş topladı ve kendisini bütün devletin Han'ı ilan etti. Bu sırada 17 yaşında idi.

Ebu'l-Hayr Ubeydullah'ın soyu şu şekilde idi: Cuci Han oğlu Şiban oğlu Bahadır oğlu Cıci-Buka oğlu Badakul (Batavul) oğlu Ming-Timur (Melik-Timur) oğlu Pulad (Fulat) oğlu İbrahim (Ayba) oğlu Tuğlu-Şeyh (Devlet Şeyh) oğlu Ebu'l-Hayr.

Mesut Kuhistani'nin tarihinde H. 833 senesi (M. 29.91429-18.9.1430), belki de hatalı bir biçimde "biçin (bijin) yılına uygun olarak" (yani maymun yılı), Ebu'l-Hayr Ubeydullah'ın tahtını sağlamlaştırma yılı olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte, "maymun yılı" (17.01.1428-05.01.1429) yanlış olarak 833 hicri yılı ile eşleştirilmiş ve sonunda H. 831-832'ye tekabül eden bir sonuca varılmıştır.

M. 1429-1432 yılları arasında Ebu'l Hayr Ubeydullah, hakimiyet konusundaki önemli rakiplerini devre dışı bıraktı; Tura'da (veya Tora) gerçekleştirdiği mücadeleden sonra şehri ele geçirdi ve başkent yaptı (Tura 1446'ya kadar başkent olarak kaldı). Burası, Ubeydullah'ın istilasından önce Burkut kabilesinin merkez şehri idi. Daha sonra, Tobol (Mesut Kuhistani tarihinin el yazmalarında bu isim Tubl veya Tunl şeklinde yazılmıştır) nehri kıyılarında Mahmud-Hoca'nın ordusunu dağıttı ve 1431/32'de Hârizm'i yağmaladı. Ebu'l-Hayr Ubeydullah, yeni devletin - Özbek Devleti'nin- kurucusu oldu. Daha sonra Hârizm'i bıraktı. Bırakmasının temel nedeni, (veba salgını ve Timur'un oğlu Şahruh tarafından gelebilecek bir tehlike gibi faktörlere ilaveten) Aral bozkırlarında Mahmud ve Ahmed'in (Küçük Muhammed'in oğulları) harekete geçişi idi.

"Cuci'nin soyundan gelen padişahlar olan Mahmud-Han ve Ahmed-Han, itaate ve boyun eğmeye yanaşmadılar, isyan bayrağını açtılar, inatçılığa ve başkaldırıya yöneldiler..." Böylece, Ebu'l-Hayr Ubeydullah, kardeşler üzerinde "hakimiyetini kurmak konusunda ipleri eline aldı."4 M. G. Safargaliyev'e göre, Ebu'l-Hayr Ubeydullah'a karşı mücadele eden Mahmud ve Ahmed, Küçük Muhammed'in oğulları değildi, "çünkü onların babası Küçük Muhammed 1437'de 20 yaşlarında idi, dolayısıyla onun oğulları 1430'da han konumunda olamazdı. Mahmud ve Ahmed sadece Hacı Muhammed-Han'ın oğulları olabilirdi, babalarının Sibirya'daki hükümdarlığı süresince de han olarak adlandırılmış olabilirler."5 Maalesef, Mahmud b. Vali "Bahru'l Esrar" isimli eserinde gayet emin bir şekilde Hanların, Timur'un oğlu Muhammed'in (yani Küçük Muhammed) çocukları olduğunu belirtir.

Ebu'l-Hayr, koalisyonu (Mahmud, Ahmed, babaları ve kardeşleri Cavak-sultan ve Başyak-sultan) bozma yolunda girişimlere başladı ve Aikri-Tub bölgesine yakın bir yerdeki savaşta bir zafer elde etti.7 Mesut Kuhistani'ye göre, Ebu'l-Hayr Ubeydullah, kardeşlerinin bölgesi olan Ordu-Bazar'ı işgal etti, Batu'nun daha önceleri bulunduğu bu bölgeye yerleşti. Şimdi bu yerin tam olarak neresi olduğunu belirtmek zordur. A. A. Semenov'a göre, Ikri-Tub, Sir Derya nehrinin kıyılarındaki bozkır bölgelerindeydi.8 Bu ismin ikinci kısmı "Türk" olarak da okunabilir. Tub/tup-taban, esas, temel, başlangıç. Savaş, büyük nehrin kıyısında gerçekleşti. Ahmed ve Mahmud'un sahip olduğu bölgede bulunan büyük nehir, Yayık (şimdiki adıyla Ural) idi. Dolayısıyla, Ordu-Bazar, büyük ihtimalle onun kıyılarında kurulmuş bir bölge idi. Ebu'l-Hayr Ubeydullah, savaştan sonra Ordu-Bazar'a geçti.9 Ahmed ve Mahmud, sonuçta mağlup olmadı, fakat çeşitli kayıplara uğradılar ve muhtemelen Astrahan'a kaçtılar. 10 Ebu'l-Hayr Ubeydullah, 1431'de zaferin anısına para bastırdı. Daha önce (1429) Çingi-Tura fethinin anısına madeni para basmıştı. Bu emisyondan elimizde para bulunmamaktadır. Daha sonraları (muhtemelen, 1481'de Taht Eli'nde Ahmet-Han'a karşı kazanılan zaferden sonra) Seyyid İbrahim (Ibak) Han, Sibirya'daki konargöçer toplulukların meskun olduğu bölgede bir miktar madeni para basmıştır. Sibirya Şibanilerinin para basma adeti kendi başına, Cuci "yurtları" arasında bir egemenlik bahanesiydi.

15. yüzyılın 40'lı yıllarında, Ebu'l-Hayr Ubeydullah, Sir Derya bölgesinin orta kısımlarını zorla ele geçirdi ve 1446'dan itibaren Sıgnak kasabasını başkent yaptı. 1468/1469'da Han'ın ölümüne kadar bu başkentte kaldı. Ölümünden sonra orada yakıldı. Sibirya bölgesinde Özbek Hanlığı'nın merkezinin kayması ile birlikte yeni bir devlet -Sibirya Hanlığı- yükselişe geçti.13 Çingi-Tura şehri, başkentleri idi. Devletin kurucusu ise Hacı-Muhammed idi. Muhtemelen, o, Ebu'l-Hayr Ubeydullah'ın yönetimden mahrum bıraktığı bağımsız Şibani hükümdarlarından biriydi. Ancak bu şekilde, Sibirya Şibanileri ile Özbek akrabalarının sürekli mücadeleleri açıklanabilir.14 Fakat, maalesef, bu Han'ın yönetimi hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmiyoruz.

Hacı -Muhammed'in halefi konusunda kesin bir bilgiye sahip değiliz. Muhtemelen, oğlu Mahmud olabilir. Bununla birlikte, 1468'de Ebu'l-Hayr Ubeydullah'ın ölümünden sonra Mangıt'ın önde gelen kardeşleri, Vakkas b. Nureddin d. Edige'nin oğulları Musa ve Yağmurçi (Yağmurci), tercihlerini Hacı-Muhammed'in başka bir oğlundan Seyyid İbrahim'den (Ibak) yana kullandılar. 1469'da güç onun ellerindeydi. Aynı yıl, Seyyid İbrahim, Şeyh Haydar Han b. Ebu'l-Hayr Ubeydullah'ı mağlup etti ve öldürdü; Özbek Şibanilerin mirasçısı Muhammed Şeybani Sultan'a eziyet etti.

70'lerin başında, Ibak, Mangıt'ın önde gelenleri, Edige'nin torunları Musa ve Yağmurçi ile birlikte hareket etti. Böylece, Nogaylar ve onların yönetim klanı Mangıt, Ibak'ın gücünü diğerlerinin üzerinde bir güç olarak benimsedi. 1480'de Ibak, Büyük Rus Dükası III. İvan ile görüşmeler gerçekleştirdi ve önceki müttefiki Ahmed b. Küçük Muhammed'e karşı bir antlaşmaya vardı. Ahmed'e karşı gerçekleştirilen mücadelede III. İvan'ın desteği konusunda Seyyid İbrahim'in önemli bir fonksiyonu vardı. Seyyid İbrahim başarılı olması durumunda Cuci'nin torunları arasında yönetimde hak iddia edebilirdi. 1481'de Ahmed, Donets nehrinin ağzında Ibak ordusu ve onun Nogay müttefikleri Musa ve Yağmurçi tarafından bozguna uğratıldı ve öldürüldü. Bundan sonra Seyyid İbrahim, kendisini bütün Cuci Ulus'unun Han'ı olarak ilan etti ("Timur-Kutluk'un torununu öldürdü ve Sayin Han'ın tahtını ele geçirdiğini duyurdu")15 Ahmed'in katli ile ilgili Rus kronikleri, Seyyid İbrahim'in ismini "Şibanların çarı" veya "Nogay çarı" gibi ifadelerden sonra kullanmıştır. Bu da demektir ki Nogaylar ordunun esas kısmını teşkil ediyordu, asıl Sibirya ulusları yoğun bir nüfusa sahip değildi.16 Cuci Ulusunun Seyyid İbrahim tarafından böyle birleştirilmesinin gerçekdışılığı çok açıktır: Gerçekte o, sadece Sibirya yurdunun kontrolüne sahiptir. Kuzey Ugrian ve Sibirya bölgelerinin yöneticileri, Mangıtlar ve Taht Eli Seyyid İbrahim'in sözde otoritesini tanıdılar. Şibani Devleti, parçalanmaya başladı. III. İvan'ın Cuci Devleti'ni birleştirmeye yönelik politikalara yanaşmaması bu süreci hızlandırdı.17 1483'te Yugra'ya (Ural dağlarının arkasındaki kuzey bölge) gerçekleştirilen askeri harekat ile Şibani hükümdarları Moskova'ya tabiiyeti kabul ettiler. Seyyid İbrahim, Kazan Hanlığı ile ittifak halindeydi, fakat 1484'te Kazan'da Moskof parti iktidara geldi ve şehirde bir Moskof onların yandaşlarına yardım etti. Ali Han (İbrahim ve Fatıma'nın oğlu)18 tahttan indirildi ve onun kardeşi (İbrahim ve Nur-Sultan'ın oğlu) Muhammed-Emin yerine getirildi. 19 Sonra Ali, tekrar tahtına geçti. Fakat, 1487'de Kazan, Rus birlikleri tarafından ele geçirildi; Ali Han tekrar tahttan indirildi; eşleri, kardeşleri ve annesi Fatıma ile birlikte Moskova'ya götürüldü. Muhammed-Emin tekrar tahta getirildi. Kazan'da kendi başına tahtta hak iddia eden Seyyid İbrahim, bir protesto faaliyetine girişti. Sibirya kronikleri, Ibak (Upak) ismini Kazan Han'ı olarak zikrederler; doğrusu muhtemelen o, bu ünvanı 15. yüzyılda 70'lerin sonunda veya 80'lerin başında elde etmişti.20 Rus saldırılarından rahatsız olan Ali Han'ın yandaşları Kazan'dan onun yanına kaçtılar. 1489'da Ibak, III. İvan'a bir mektubunda, barış şartlarının sağlanabilmesi için "Çar Alegam"ı (Ali Han) geri göndermeyi teklif etti. Ibak'ın bir adayı olarak Alegam'ın serbest bırakılması Moskof yönetimi açısından oldukça önemliydi. III. İvan, bu teklifi geri çevirdi; Ibak'tan ve Nogay mirzalarından kendilerine sığınan Kazan göçmenlerini infaz etmelerini istedi ve Muhammed-Emin'in topraklarını da yağmaladı.

Seyyid İbrahim'in pozisyonu kendisini sonunda topraklarının parçalanma aşamasına getirdi: Volga havzası konusundaki mücadele Şibanilerin Batı Sibirya'daki durumlarını tehdit eder hale geldi.22

1495'te Seyyid İbrahim, Taybuga klanından Isker Muhammed bek (hükümdar) tarafından öldürüldü.23 Rus kroniklerine göre, Ibak, kız kardeşinin kocası olan Taybugalıların başındaki Mar adlı şahsı idam ettirdi. Mar'ın büyük oğlu babasının öcünü alarak Ibak'ı öldürdü. Muhtemelen Ibak'ın çok yakınından olan (kardeşi veya yeğeni?) Mamuk b. Mahmud Han yerine geçti.24 Mamuk, Kazan için mücadeleye girdi ve burayı 1496'da fethetti. Kazan soyluları onun politikalarından rahatsız oldular. Arsk'ın prenslerine Mamuk'un askeri harekatları sırasında Kazan'da bir askeri darbe tertip edildi.

Mamuk, Kazan'a dönemedi, Çimgi-Tura'ya gitmek zorunda bırakıldı. Şibanilerin yandaşlarının büyük bir kısmı onunla birlikte Kazan'dan göç etti (Prens Urak da onlar arasındaydı). Muhtemelen bu göçmenler 1499'daki Kazan harekatında Mamuk'un teşvikçileri ve katılımcıları idi. Bu dönemlerde Agalak (Mamuk'un kardeşi) Kazan tahtında hak iddia etti. Bu harekat başarısızlıkla sonuçlandı: Kazanlılar düşmanlarının bozguna uğratılmasında Rusların yardımını aldılar.25 Bu sıralarda Şibaniler, sonunda Ural dağları arkasında vassallarını kaybettiler: Rusların askeri müdahalesi yüzünden Yugra prenslikleri. 1500 civarında Kutluk'tan (Seyyid İbrahim'in oğlu) Sibirya Şibanilerinin Han'ı diye bahsedilir oldu. 1505'te Ural civarındaki Rus bölgelerine bir akın gerçekleştirdi, ama başarısızlıkla sonuçlandı.

Yerel asıllı bir klan olan Taybugalılar, Sibirya Şibanilerinin halefi oldular. Başlangıçta sejiut klanına (Kırım'da da bilinen önceki Sibirya Şibani Hanlığı'nın bir klanı) bağlı ayrı bir kabilesel prenslik görünümünde idiler.26 Topraklarının birinci merkezi önce, işim nehrinin yanındaki Kızıl-Tura bölgesi, daha sonra Isker kasabası idi. "isker" ismi ("an old place"~türk. eski yer) Taybugalıların başkenti için kullanılmakta ve sonra sadece Rus kaynaklarında Küçüm (Tobol ve irtiş havzasının yanında) ismi bulunabilmektedir.

Taybuga Devleti'nin kurucusu Seyyid İbrahim'i öldüren Isker Muhammed bek idi. Taybuga'nın gerçek bir şahıs olup olmadığı, özel bir ad mı yoksa bir unvan mı olduğu konusunda net bilgiye sahip değiliz.27 Yılmaz Öztuna, Taybuga hanedanının soyunu şu şekilde belirlemiştir: 1. Mamık (Mamak) Han (1200?-1220), 2. oğlu Taybuga Han (1220-), 3. oğlu Hoca Han, 4. oğlu Mar Han, 5. zevcesi olan Opak Bey'in hemşîresi Hâtûn, 6. oğlu Muhammed Han, 7. Angış Muhammed Han, 8. oğlu Kaasım Han, 9. oğlu Yâdgâr.28 Kuşkusuz onlar, Cezgizlilerden değildi, dolayısıyla Han unvanını kullanmamışlardı. Devlet bekler (veya biyler) tarafından yönetildi. İlk uygulama safhası (Nogay Hanlığı'nda (Nogay Ordası) gerçekleştirildi.

Maalesef, Taybugalıların 1495-1555 arası siyasi tarihi tam olarak bilinmemektedir. Bu dönemde Taybuga Devleti prensliği, çok güçsüz bir merkezi otoriteye sahip Yugra kabilesel başkanları ve Sibirya Tatarlarından oluşan bir tür federasyon görünümündeydi.29 Sibirya Şibanileri'nin devrilmesi, belki de sonunda yüksek derebeyler tarafından yıkılan Nogay Hanlığı (Nogay Ordası) devletinin taşıdığı yapısal faktörlerden bir ksmını taşıması sonucuydu.

Kasım bek, Muhammed bek'in halefi idi. Muhtemelen, onun döneminde 1535 yılında Taybugalılar, güçlü Nogay mirza Şeyh-Mamay'a karşı savaştılar. Kasım, kardeşleri Yadigar (Ediger) ve Bakhulat ile birlikte başarıya ulaştı. 1563'te Taybugi devleti, Sibirya Şibanilerinin haleflerinin saldırıları ile yıkıldı. Sibirya Şibanileri 16. yy.'ın 50'li yıllarında bile yakınları -Buhara hükümdarı Abdullah Han II- tarafından desteklendiler ve Sibirya yurt'undaki otoritelerini yeniden kazanmak konusunda mücadeleye başladılar. Savaş tehdidini gören ve 1555'in Ocak'ında askeri destek arama girşimlerine başlayan Yadigar, Nogay bek'i İsmail aracılığıyla Rus Çarı İvan IV'ten yardım istedi. Bu destek, Yadigar'ın Moskova'ya bağımlılığını ifade ediyor ve yıllık vergi vermeyi taaahhüt ediyorlardı.31 B. İshboldin, bağımlılığa yol açan dini bir neden üzerinde de durur: Yeni Şibani Han'ı Küçüm kıskanç bir Müslüman idi, fakat Yadigar pagandı.32 Yine de Yadigar, Rus desteğini almadı (1556-1557 yıllarındaki Rusya ile gerçekleştirilen birçok diplomatik faaliyete rağmen). Sonunda kaybeden taraf kendisi oldu ve Küçüm Sibirya Han'ı oldu.

Küçüm'ün soyu şu şekilde belirlenmiştir (Ötemiş Hacı ve Câmi'ü't-tevârih'e göre): Cuci Han oğlu Şiban oğlu Bahadır oğlu Cıci-Buka oğlu Badakul (Batavul) oğlu Melik-Timur (Ming-Timur) oğlu Bek-Kondu oğlu Ali Oğlan (Gali Oğlan) oğlu Hacı Muhammed oğlu Mahmudek (Şeybak) oğlu Küçük Muhammed oğlu Aybak oğlu Murtaza oğlu Küçüm.33 Sibirya Tatarları efsanelerine göre Küçüm, yeğeni Nogay mirza Şegey tarafından 12 yaşına kadar eğitildi.34 V. V. Trepavlov'un faraziyesine göre Şegey, mirza Şeyh-Mamay idi.35 Ebu'l Gazi'ye göre, Küçüm, "Turan"da kırk yıl boyunca hüküm sürdü, hayatının sonlarına doğru görme duyusunu kaybetti ve Hicri 1003'te (1594/1595) Ruslar tarafından hakimiyetine son verildi. Mangıtlara (yani Nogay) sığındı ve onların arasında öldü.

Sadece Rus kaynaklarından devrinin önemli olayları hakkında düzenli kronolojik bilgiye ulaşılabilir. Küçüm, Sibirya ve Tümen Han'ı ünvanını benimsemişti ve Nogay Hanlığı (Nogay Ordası) ile iyi ilişkiler kurmuştu: En azından üst düzey Nogay mirzaları kızlarıyla, oğulları da Nogay prensesleriyle evlenmişti. Bu sıkı ilişkiler, uluslararası arenada müşterek istekler gelişmesine yol açtı: Küçüm, Abdullah Han II ve Nogay bekleri, Kazakların Han'ı Hakk-Nazar'a karşı bir koalisyon oluşturdu. Bu koalisyon, 1580'de Hakk-Nazar'ın ölümüne kadar oldukça sağlam bir şekilde devam etti.

Taybuga yurt'u, yani 1563'e kadar Taybugilerin merkez noktası, Küçüm Hanlığı'nın merkezinde kuruluydu.37 Küçüm tarafından yeniden yapılandırılan devlet, Muhammed Şibani'nin soyundan Özbek'in vassali haline geldi ve bu devletin bir parçası gibi şekillendi. Tıpkı Balh Hanlığı gibi. Özbek Hanlığı'nın güçlü hükümdarları, Sibirya Hanlarını değiştirmek konusunda yasal hakka ve fırsatlara sahipti: Böylece, 60'lı yılların ortalarında Ahmet Giray Han (Küçüm'ün kardeşi), tahta çıkarıldı. Fakat, onun ölümüyle birlikte Küçüm Han tekrar tahta geçti.38 Bu iki kardeş dönemi (Küçüm ve Ahmed), merkezi otoritenin zayıflığı, yerel elitlerin ayrışması ve devlet sisteminin etkinliğini kaybetmesi dönemidir. Hanlık, daha önce olduğu gibi yarı bağımlı kara parçaları haline gelmiş durumdadır artık. Küçüm, Buhara'da odaklanan yerel elitlere karşı mücadele etti. 980'de (1572-1573) Abdullah II tarafından Buhara'dan gönderilen birçok vaizle gerçekleştirilen aktif bir İslami propaganda ile Orta Asya ile ticari ve kültürel ilişkiler güçlendi.

Öncelikle Küçüm ve Ahmet Giray Hanlar Yadigar'ın yıllık vergi vaadini teorik olarak sağlama aldıklarını sandılar fakat tahsilat konusunda başarı gösteremediler. 1569-1571 yıllarında; Ivan IV, Küçüm'ü vassallik kabulüne yönelik bir duruma (shert)40 getirmeye çalıştı, fakat bu girişiminde başarısız oldu. 1573'te Küçüm'ün yeğeni Muhammed Kuli Sultan Moskova'ya bağlı Çusovskie volosti (Perm ve Ekaterinbourg bölgeleri civarında bir alan) bölgesine başarılı bir akın düzenledi. İvan IV, Şibanilerin düşmanı Kazak Hanı Hakk-Nazar ile iyi ilişkiler kurmaya çalıştı, fakat Hakk-Nazar 1580 yılında öldü ve Şigay (Abdullah Han II'nin vassali) Kazakların hükümdarı oldu. Küçüm, onun kızlarından biriyle evliydi.

Yermak'ın gerçekleştirdiği şiddetli akın ile Sibirya'daki Şibanilerin sonu geldi.42 Yermak yönetimindeki Cossacklar 25 Ekim 1582'de Isker'i fethettiler. Cossacklar, başarılarını o zamanların Sibirya'sında bilinmeyen ateşli silahları kullanmalarına borçluydular. Yıl bitimine kadar Yermak, Isker'de bağımsız bir hükümdar gibi hareket etti ve sadece Abalak yakınlarında Küçüm kuvvetlerine karşı gerçekleştirilen savaştan (5 Aralık 1582) sonra Moskova'dan destek alma ihtiyacı hissetti. Yermak, Isker'i ve Irtiş nehri kenarındaki birçok küçük kaleyi fethedince, Küçüm Güney steplerine doğru kaçtı, bağlıları ile Irtiş'in orta kesimlerinden Nogay Hanlığı (Nogay Ordası) bölgesine doğru geçti. Daha sonra Nogaylar, kendi ülkelerinde Taybuga diye bir ünvan belirlediler, muhtemelen bu ünvan, yurt'un kurucusunun adından geliyordu.43 Fakat klanın bütün üyeleri Nogayların arasında yaşamıyordu. Aynı dönemde Taybuga Seyyid Ahmed b. Bikbulat da Küçüm'e karşı savaşıyordu. Sonunda 1586'da mücadeleyi kazandı, Şibanilerin yöneticisini Isker'den sürgüne gönderdi, Taybuga beklerinin devletini yeniden yapılandırdı, fakat 1598'de Moskof voyvodası (kumandan) D. Çulkov, Isker'e geldi ve Seyyid Ahmed bek'i hapsetti. Bu da devletin sona ermesi demekti.

Beklenmeyen saldırı (1584 veya 1585) sonucu düşüş Yermak dönemine kadar ilk kez gerçekleşmiş değildi, daha önce de Ruslar Isker'i boşaltmışlardı, fakat 1587 yılında bu şehrin yanında bir Rus şehri olan Tobolsk'un inşasına şahit oluyoruz.

Küçüm Han, 20 Ağustos 1598'de Ruslardan gelen son darbeyle uğradıkları yenilgiden fazla acı çekmedi. Ruslarla gerçekleşen mücadele boyunca kısa süre içerisinde Sibirya'nın doğu ve güney bölgelerinde otoritesini yeniden kurma yönünde başarı gösterebiliyordu. Sonunda Küçüm Han'ın, babasının onlara saldırılarının öcü olarak esir düştüğü Nogaylar tarafından öldürüldüğü söylenebilir.

Osmanlı hükümdarları ile Şibani soyundan Özbekler arasında ilişkilerin varlığını biliyoruz. Muhtemelen, Osmanlı padişahları ile Sibirya Şibani Hanları arasında bir takım ilişkiler mevcuttur. 16. yy.'ın sonunda Osmanlı defterdarı Seyfi Çelebi, Osmanlı'ya ait olmayan Asya bölgelerini (Çin, Tibet, Hindistan, İran, Kaşgar ve Kalmuklar) konu alan küçük bir kozmografi yazdı. Bu kozmografinin Kaşgar ve Kazakları konu alan üçüncü bölümünde Seyfi Çelebi, Sibirya'nın Tatar Hanlığı'ndan bahseder (Tura terimini kullanır). Seyfi Çelebi'nin yazılarının tam tarihlerini bilmiyoruz ama kuvvetle muhtemeldir ki; bu eser derleme bir eserdir;45 bu da demektir ki Osmanlı tarihçiliğine ait mevcut eserlerde Sibirya Hanlığı'na dair bilgi bulunabilir. Seyfi'ye göre, "Tura" ülkesi Kazak halkı ile komşu bir bölgede bulunuyordu. Genişlik ve uzunluk bakımından yirmi günlük bir seyahat mesafesinde bulunuyordu. Diğer taraftan da Kıpçak steplerine sınır idi. Hükümdarın adı Küçüm Han idi -Genghis'in soyundan, İmam-ı Azam (Ebu Hanife) mezhebine bağlı bir Müslüman idi.

Küçüm Han, bir müddet ülkesinden ayrıldığı esnada Rus kafirleri geldi ve gece boyunca Tura şehrine yerleşti. Küçüm Han, durumu öğrenir öğrenmez şehri kuşatır. Bir veya iki yıl kafirlerin şehirden ayrılmasına müsaade etmez. Onları zayıflatıp o şekilde istihdam etme amacındadır. Bu olaylar, Tura ülkesinin yeniden oluşum aşamasında olma süreci ile bağlantılı olarak Küçüm Han'ın politikası olarak anlaşılabilir.46 W. Barthold'un verdiği bu bilgilerden anlaşıldığına göre; Seyfi'nin eseri, başında verilen tarihten daha geç bir tarihte kaleme alınmıştır.

Hanlığın ekonomisinde temel taşları inek yetiştiriciliği ve hayvan kürklerinden elde edilen gelirler oluşturuyordu. Kürkler, Rusya'nın Sibirya'dan aldığı verginin esasını teşkil ediyordu. Nüfusun büyük bir çoğunluğunu göçebeler ve avcılar oluşturuyordu. Hanlıkta küçük kasabalar da mevcut idi.

Moskof Çar'ının arşivinde (Tsarskiy Arkhiv) ve Posol'skiy prikaz (Rus Dışişleri Bakanlığı) arşivinde pek çok materyal, Ruslarla Sibirya Şibanileri ve Taybugleri de içeren Cengizlilerin (Djuchidler) "yurtları" (devletleri) arasında diplomatik ilişkilerden bahseder. Arşiv listelerinde bu dokümanlar belirtilmiştir. Sibirya'ya ait kitaplar (farklı yıllara ait çeşitli eski eserler), Posol'skiy prikaz arşivinde (Rus Devleti Dış ilişkiler Ofisi) Şemaha ve Kazak Ordası bölgelerine dair diplomatik "kitaplarla" [(Rus. Tetrad', Türk-Arab defterinden bir calk (!?)] birlikte bir grup halinde mevcuttur. Bu belgeler aynı zamanda Nogay, Kazan ve Astrahan Hanlıklarının diplomatik dokümanlarıyla da muhafaza edilmiştir. Tsarskiy Arkhiv listesinde "Tümen bölgesinden gelen kitaplar"a da işaret edilmiştir.49 Daha çok Tümen'den Kuzey Kafkasya (Dağıstan) anlaşılmaktadır, fakat Sibirya'daki Tümen bölgesi de kastediliyor olabilir. Bütün bu dokümanlar, 16. ve 17. yy.'larda Moskova yangınlarında yok oldu. Kaybolan "Sibirya kitapları", muhtemelen, 1555-1563 yıllarına aitti, Yadgar'ın ve "bütün Sibirya bölgesi"nin elçilik raporlarını içeriyorlardı.50

1591'de İngiliz Jerom Horsey, Moskova'da "Chiglicke Alothe" adında bir "Sibirya kralı" görür; bu kral buraya annesi, en güvenilir danışmanları ve "mursey"leri ile birlikte getirilmiştir. "Chiglicke Alothe", Horsey'e Sibirya'da yaşadığını, Ob nehrini geçerek Catay'a (yani Çin) gitmek üzere yol aradığını söyler.51 Bu "çarın" adı Kazan adlarına ve Kasimov Han Şah Ali (Rusça ifadesiyle Schigaley)'ye benzese de, belki de, Jerom Horsey, 1585'te Moskova'ya esir olarak gönderilen Küçüm'ün yeğeni (veya oğlu) Mametkul'u (Muhammed-Kuli) kastetmektedir. Seyfi Çelebi'nin verdiği bilgilere göre; "Ruslar Tura'ya yerleştiğinde Küçüm Han'ın oğulları Moskova'ya gönderilmişti."52 Başka bir İngiliz J. Fletcher ise hatıralarında Muhammed-Kuli'yi kastetmiştir (Sibirya kralının kardeşi).53 Küçüm Han'ın büyük oğlu Arslan (veya Alp-Arslan) ve onun oğlu Seyyid Burhan, Tatar kaynaklarındaki adıyla "Tubol-Tura vilayetini" inşa ederler. Bu vilayet, Rusya'daki Tatar aristokrasiyi de içerir ve Kasimov Hanlığı'nın son hükümdarları da bunlardır.

Prof. Dr. İlya V. Zaitsev
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

18 Haziran 2012 / Misafir Türk ve İslam Dünyası
28 Haziran 2008 / The Unique Türk ve İslam Dünyası
10 Şubat 2007 / Misafir Türk ve İslam Dünyası
8 Mart 2010 / Misafir Taslak Konular
8 Mart 2010 / Misafir Türk ve İslam Dünyası