Arama

Sıradışı Gezegen Dizgesi

Güncelleme: 22 Kasım 2016 Gösterim: 7.460 Cevap: 23
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
24 Şubat 2011       Mesaj #1
Avatarı yok
Yasaklı
Sıradışı Gezegen Dizgesi

Sponsorlu Bağlantılar
NASA’nın uzay teleskobu Kepler’i kullanan bilim insanları, Kepler-11 olarak adlandırılan, Yer’den uzaklığı yaklaşık 2000 ışık yılı olan, Güneş benzeri tek bir yıldızın etrafında dolanan gaz ve toz karışımı altı gezegen keşfetti.Kepler-11 şimdiye kadar keşfedilen, Güneş dizgemizin dışında, en yoğun ve kalabalık gezegen dizgesidir. Ayrıca dizge, çok az yıldızın sahip olduğu birden fazla geçiş yapan gezegene sahiptir. Kepler-11, bu türde keşfedilen ilk gezegen dizgesi olup üçten fazla geçiş yapan gezegeni bulunmaktadır.

Pek sıradan olmayan bu dizgenin durumuna, yüzde birden daha az yıldız sahiptir. Fakat binde bir, on binde bir ya da milyonda bir olup olmadığını bilmiyoruz çünkü yalnızca gözlenen bir tane.Bir sarı cüce olan Kepler-11’in tüm gezegenleri Yer’den daha büyük kütleli gezegenlerdir ve en büyüğü Uranüs ve Neptün ile karşılaştırılabilir boyuttadır. En içteki gezegen Kepler-11b yıldızına, Yer’in Güneş’e olan uzaklığından on kez daha yakındır. Dışarı doğru sayarsak Kepler-11c, Kepler-11d, Kepler-11e, Kepler-11f ve en dıştaki gezegen Kepler-11g olup yıldızına, Yer’in Güneş’e olan uzaklığının iki kat daha yakındır. Eğer gezegenleri Güneş Dizgemiz’e yerleştirirsek, Kepler-11g’nin yörüngesi Merkür ile Venüs, diğer beş gezegen ise Merkür ile Güneş arasında olurdu. Kepler-11 dizgesindeki bu beş iç gezegenin yörüngeleri Güneş Dizgemiz’deki herhangi bir gezegenden daha yakındır. Bu iç gezegenlerin dolanma dönemleri 10 ila 47 gün arasında iken Kepler-11g’nin dolanma dönemi 118 gündür. Beş iç gezegenin kütle ve boyutları hesaplanarak, Güneş Dizgesi ötesi gezegenler arasındaki en küçükleri oldukları onaylanmıştır. Gaz ve kaya karışımından oluşan gezegenler muhtemelen su da içermekteler.

Kayaç maddeler kütlenin büyük bir kısmını oluştururken gaz, oylumun çoğunluğunu oluşturur.Yapı ve sahip olduğu dinamiği açısından oldukça dikkate değer bir gezegen dizgesi olan Kepler-11, bu bilgiler açısından da ipuçları barındırmaktadır. Kepler-11d, Kepler-11e ve Kepler-11f önemli miktarda hafif gaza sahiptir ve bu, üç gezegenin dizgenin oluşumunun erken dönemleri olan ilk birkaç milyon yıllık dönemde oluştuklarını gösterir.Moleküler bir bulutun özeğinin çöküp bir yıldız meydana getirmesiyle bir gezegen dizgesi oluşur. Bu sırada,gezegenleri oluşturan ilkel gezegen diski olarak adlandırılan gaz ve toz diski yıldızı çevreler. İlkel gezegen diski, bir milyon yıldan daha genç, çoğu yıldızın etrafında görülebilir fakat birkaç yıldız da olsa beş milyon yıldan daha yaşlı yıldızlar da bu diske sahiptir. Buradan yola çıkan bilim insanları, bu disk dağılmadan önce gaz yakalayabilmek için göreli olarak hızlıca şekillenen önemli miktarda gaz içeren gezegenleri kuramsallaştırmışlardır.

Kepler uzay aracı görevin geri kalan kısmında yeni gezegenli dizge Kepler-11 hakkında bilimsel veri göndermeye devam edecek. Kepler, daha fazla geçiş yakalayarak, bilim insanlarının gezegenlerin boyutlarını ve kütlelerini daha iyi hesaplamasını sağlayacak. Aynı zamanda gezegenlerin bu verilerle daha kesin bir hale gelen kütleleri ve boyutları, Kepler-11 yıldızının etrafındaki daha fazla gezegenin saptanmasına izin verecek.

Görünen altı gezegen üzerine düşen çekim sürüklemesi (gravitational tugs) ya da yapacağı geçiş ile belki dizgede yedinci bir gezegen bulunabilir. Bir uzay gözlemevi olan Kepler, gezegenlerin yıldızının önünden geçiş yaparken yıldız ışığının minicik azalmasını ölçerek değerli verileri elde etmektedir. Bu yolla gezegenin boyutu türetilebilir. Sıcaklığı ise yörüngesinde bulunduğu yıldızın özelliklerinden ve dolanma döneminden hesaplanabilir. En azından 2012 yılının Kasım ayına kadar görevini sürdürecek olan Kepler, gezegenin yüzeyinde sıvı suyun bulunabileceği, yıldızının etrafında yaşam bölgesi içerisinde dolanan, Yer boyutlarındaki küçük gezegenleri araştıracak. Güneş benzeri yıldızların yaşam bölgesi içerisindeki gezegenlerin geçişi yaklaşık olarak yılda bir kere olmakta ve doğrulama için üç geçiş gerektiğinden, tahmin edilmiş Yer boyutlarında bir gezegeni doğrulamak ve yerini belirlemek en azından üç yıl almaktadır.


Kaynak:NASA-Kepler

Son düzenleyen nötrino; 5 Nisan 2016 23:30
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
27 Şubat 2011       Mesaj #2
Avatarı yok
Yasaklı
Bir Gezegeni İzinden Yakalamak

Sponsorlu Bağlantılar
Yer’i takip eden toz bulutu ile yapılan yeni gözlemler gökbilimcilere, yakın yıldızların etrafında Yer benzeri gezegenleri bulmada yardımcı olabilir. NASA’nın Spitzer Uzay Teleskobu ile incelenen bu toz yapı haritalandırılarak gezegenimiz ile olan bağlantısı araştırıldı. Sonuçta ortaya çıkan veri gökbilimcilere, Güneş’in ötesindeki yıldızların etrafında dolanan gezegenlerin yörüngesinde olan toz bulutlarının nasıl göründüğünü gösterdi.

Spitzer, fırlatıldığı 2003 yılından itibaren Güneş Sistemi’ndeki kuyrukluyıldızların ve göktaşlarının sebep olduğu gezegenlerarası toz içerisinde sürüklenmektedir. Bu toz tanecikleri ilk olarak 1984 yılında Kızılöte Gökbilim Uydusu (Infrared Astronomical Satellite - IRAS) tarafından keşfedilmişti. Ayrıca IRAS bu tozların Güneş Sistemi’ne baştan aşağıya yayıldığını gösterdi. İlginç olan ise bu tozların Yer’in yörüngesinin tam arkasından seyrediyor olmasıdır.

Gökbilimciler en sonunda bu ilginçliğe bir açıklama buldular ve olayı çözdüler. Bir gezegen bu toz parçacıklarının yakınından geçtiği zaman, toz parçacıkları geçici olarak o gezegenin çekimine kapılıyor.

Spitzer’in haritalandırdığı Yer’in yeni gözlemleri, gezegenimizin yörüngesinden dolayı oluşan bu halkanın çok yoğun ve çok geniş bir küme olduğunu göstermektedir. Bu da tozun milyon kilometreler ötesinden görülebilecek olduğunu ve dev bir yol işareti gibi gezegenimizi işaret edebilecek bir yapı olduğunun kanıtıdır.

Yer benzeri gezegenleri aramak, hayatın sürdürülebileceği yeni bir ev bulunması, gezegen avcıları için oldukça önemli bir görevdir. Ne yazık ki bu gezegenler kendi yıldızları yanında çok sönük kalmaktadır. Bu durumdan dolayı da bulunmaları inanılmaz derecede zordur. Bu yüzden bugüne kadar bulunan yaklaşık olarak 450 adet Güneş Sistemi dışı gezegenin çoğunu Jüpiter gibi dev gaz gezegenler oluşturmaktadır.Bu yeni keşif küçük gezegenleri bulma konusunda oldukça yararlı olacaktır. Gökbilimciler, artık uzak yıldızlardaki bulunması zor, Yer benzeri küçük gezegenleri etraflarındaki geniş toz halkalarına bakarak bulabilecekler.


Kaynak: NASA-JPL(Spitzer)

Son düzenleyen nötrino; 5 Nisan 2016 23:30
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
6 Mart 2011       Mesaj #3
Avatarı yok
Yasaklı
Güneş Dizgesinin İçten Dışa Aile Tablosu

NASA’nın Merkür Yüzey, Uzay Çevresi, Jeokimyası ve Erişimi (MErcury Surface, Space ENvironment, GEochemistry, and Ranging - MESSENGER) uzay aracı, parçaları bir araya getirerek içten dışa bir aile tablosu oluşturdu. 34 görüntünün birleşmesinden oluşan görüntü, 1990 yılında Voyager 1 uzay aracının çektiği dıştan içe aile tablosu görüntüsünün bir tümleyeni niteliğindedir.

MESSENGER ekibinin etkileyici becerisi ile ortaya çıkan yakın komşuluğumuzun etkileyici görüntüsü, Yer’in 4.5 milyar yıllık bir oluşum süreci geçiren bir aileye mensup olduğunu hatırlatmaktadır. Uzay aracı yakında bu ailenin, elinde Yer benzeri gezegenlerin oluşum ve gelişimiyle ilgili yeni cevaplar barındıran, en içteki üyesinin yörüngesinde olacak.

MESSENGER’ın üzerinde bulunan Geniş Alan Kamerası (Wide Angle Camera - WAC)’nın 3 ve 16 Kasım 2010 tarihlerinde aldığı görüntülerde, 3 ve 4.4 milyar kilometrelik uzaklıkları ile görüntülenmek için çok sönük kalan Uranüs ve Neptün hariç tüm gezegenler görünmektedir. Yer’in uydusu olan Ay ve Jüpiter’in dört büyük uydusu (Callisto, Ganymede, Europa ve Io) da görüntülerde yer almaktadır. Ayrıca Samanyolu’nun kolundan bir kesit de Güneş Dizgesi tablosunda güzel bir görüntü oluşturarak yerini almıştır.

Birleşik görüntünün eğimli olmasının nedeni, MESSENGER uzay aracının tutulum düzlemine göre eğimli bir yörünge izlemesinden kaynaklanmaktadır ve bu durum, görüntüyü alan kameranın gezegenleri görüntülemek için bazen yukarıya, bazen aşağıya bakmasına neden olmaktadır. Gezegenlerin daha rahat görülebilmesi için görüntüler gerilmiştir. Bu yüzden de bazı parlak gezegenlerin ışıklarında saçılma olmuş, bazen de küresellikten sapmıştır.

Aile tablosunu oluşturmak hiç de kolay bir iş değildi. Bazı açılarda Güneş ışığından kaçınmak için çok çaba harcamak gerekirken, birçok gezegeni aynı görüş alanına alamamak da ekibin işini kolaylaştırmayan etmenlerdendi.MESSENGER’in kontrol ekibi, Jet İtki Laboratuvarı (Jet Propulsion Laboratory - JPL)’nın Güneş Sistemi Simülatörü yardımıyla MESSENGER ve gezegenlerin konumlarını kesin olarak belirleyip, MESSENGER’in gezegenleri görebileceği en uygun zamanları belirlemişlerdir. Her gezegenin gökyüzü konsayılarını belirleyerek MESSENGER’in gezegenleri hangi konumda, nasıl göreceğinin benzetimi yapılmıştır. Ayrıca bir uydu araç kiti kullanılarak gezegenlerin belirlenen açılarda MESSENGER’in Merkür Çift Görüntüleme Sistemi (Mercury Dual Imaging System -MDIS)’nin görüş alanı içerisinde olacağı kesinleştirilmiştir. Bir sonraki adım olarak da MESSENGER ekibinin her gezegen için ne kadar poz süresi verilmesi gerektiğini belirlemesiydi. Bunun için gereken, gezegenlerin parlaklıklarının, daha önce görüntülenmiş yıldızlarla karşılaştırılmaktı.

Gezegenlerin geri plan gökyüzünden ayrılabilmesi ve yüksek çözünürlü görüntü elde edilebilmesi için görüntülerin hem Dar Açılı Kamera (Narrow Angle Camera), hem de Geniş Açılı Kamera (Wide Angle CAMERA) ile alınması tercih edilmiştir. MDIS’nin komutları düzenlenirken birbirleriyle ilişkili tüm bu değişkenler hesaba katılmıştır.Böyle bir görüntüde gezegenlerin bu kadar küçük noktalar şeklinde görüntülenebilmesi, gezegenlerin çeşitli görevlerle oldukça ayrıntılı görüntülerinin elde edilmesinin insanlık için ne kadar büyük bir şans ve başarı olduğunu ortaya koyuyor. Merkür yüzyıllar boyunca çevrenin biraz üzerinde bir nokta olarak kendini göstermiştir ve şimdi elde olan ayrıntılı görüntüleri, onun gizemlerini ortaya çıkarıyor ve gerçek bir dünya olduğunu kanıtlıyor.


Kaynak:NASA-Solarsystem
Son düzenleyen nötrino; 5 Nisan 2016 23:32
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
27 Mart 2011       Mesaj #4
Avatarı yok
Yasaklı
Dış Gezegen Gözlemlerinde Yeni Kamera Tasarımı

Hawai Üniversitesi, Astronomi Enstitüsü’nden John Johnson liderliğindeki bir grup astronomun gezegenin büyüklüğünü belirlemek için kullandıkları kamera o kadar hassas ki, 1000 mil uzaklıktaki bir evin ışığının önünden bir sineğin geçişini bile yakalayabiliyor.

Mauna Kea’daki 2.2 metrelik teleskoba bağlı olan kamera, yörüngedeki gezegen, ana yıldızının önünden geçtiğinde parlaklık şiddetinde oluşan değişiklikleri kaydediyor. Bu değişiklik sistemimiz dışındaki gezegenlerin büyüklüğünün belirlenmesine imkan sağlıyor.

“Samanyolu Gökadasında, Güneş sistemimiz dışında 330’dan fazla gezegen olduğunu bilmekle beraber, yıldız geçişini görebildiğimiz ancak birkaç tanesinin fiziksel büyüklüğünü ölçme imkanımız var” diyor Johnson. Takım, alışılmışın dışında büyük çaplı olduğu düşünülen WAPS-10b isimli gezegeni inceledi. Çapını daha önceki ölçümlerden çok daha yüksek bir doğrulukla ölçmeyi başardılar ve çok yüksek yoğunlukta bir gezegen olduğunu tespit ettiler.Gezegen, WASP-10 yıldızı etrafında dönmekte ve Dünya’dan yaklaşık 300 ışık yılı uzaklıkta.

Astronomi Enstitüsü (IfA) görevlisi astronom John Tonry’nin tasarladığı kameranın ismi Dikey Paralel İletim Görüntüleyici Kamera (Orthogonal Parallel Transfer Imaging Camera – OPTIC) ve IfA’da imal edildi. Dikey iletim dizisi (Orthogonal Transfer Array) isimli yeni bir tür algılayıcı kullanıyor. Aynı algılayıcı, dünyanın en büyük dijital kamerası olan 1.4 gigapiksellik Pan-STARRS’ta da kullanılmıştı. Bu algılayıcılar CCD’lere benzemekle beraber, daha kararlılar ve daha fazla ışık toplayabildikleri için daha yüksek keskinlikleri var.

Takım elemanlarından Joshua Winn “Bu yeni dedektör tasarımı gezegenleri inceleme yöntemimizi değiştirecek” diyor. Kameranın duyarlılığı, daha once mümkün olandan çok daha küçük gezegenlerin algılanmasına imkan veriyor. İlk defa bilim adamları Dünya büyüklüğünde gezegenleri algılayacak duyarlılığa yaklaşıyorlar.

Büyük gezegenler yıldızın daha büyük kısmını kapattıkları için parlaklık seviyesinde derin bir düşüşe sebep olurlar. WASP-10b, Jüpiter’in 3 katı kütleye sahip olmasına rağmen, hacmen sadece %6 büyük.Bu kameranın fotometrik keskinliği standart CCDlerden 3 ila 4, en iyilerinden ise 2 ila 3 kat fazla ve Hubble’dan alınan görüntülerdeki eşdeğer parlaklıktaki yıldızlar ile karşılaştırılacak seviyede.


Kaynak:Astronomy
Son düzenleyen nötrino; 5 Nisan 2016 23:33
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
1 Nisan 2011       Mesaj #5
Avatarı yok
Yasaklı
İlk Ilıman Güneşdışı Gezegen Büyüklüğü Ölçümü

Gökbilimciler, CoRoT uydusu ile Avrupa Güney Gözlemevi'nin HARPS aygıtından gelen gözlemleri birleştirerek, detaylı olarak incelenmesi mümkün ilk "normal" Güneş dışı gezegeni keşfettiler. Corot-9b olarak numaralandırılan bu gezegen, Yılan Takımyıldızı yönünde Dünya'dan yaklaşık 1500 ışıkyılı uzaklıkta yer alan Güneş'e benzer bir yıldızın önünden düzenli olarak geçiş yapmakta.

Keşfi yapan 60 kişilik uluslararası ekibin bir üyesi olan Claire Moutou, "Bu gezegen, zaten bildiğimiz düzinelerce benzeri gibi normal, makul ölçülere sahip güneşdışı bir gezegen; ancak niteliklerini derinlemesine inceleyebileceğimiz ilk güneşdışı gezegen" diyor ve şöyle devam ediyor "Bu gezegen güneşdışı gezegen araştırmalarının Rosetta taşı* olmaya aday".

Baş yazar Hans Deeg ise şunları ekliyor "Corot-9b, gerçekten güneş sistemimizdeki gezegenleri andıran ilk güneşdışı gezegen. Jüpiter büyüklüğünde ve Merkür'e benzer bir yörüngede dolanıyor".

Ekip üyelerinden Tristan Guillot "Aynı bizim dev gezegenlerimiz Jüpiter ve Satürn gibi, bu gezegen de çoğunlukla hidrojen ve helyumdan oluşuyor" diyor ve ekliyor "Yüksek sıcaklık ve basınç altında aralarında su ve kayanın da yer aldığı 20 dünya kütlesi civarında diğer elementler içeriyor olabilir".

Corot-9b, Dünya'dan görüldüğü kadarıyla her 95 günde bir kendi yıldızının önünden geçmektedir. Bu "geçiş" yaklaşık 8 saat sürmekte olup, gökbilimcilere çok miktarda ek bilgi de sağlamaktadır. Gaz devinin, şimdiye kadar keşfedilmiş güneşdışı gezegenlerin pek çoğu ile birçok özelliği paylaşıyor olması şanslı bir durumdur.

Eş yazar Didier Queloz ise şunları söylüyor "Yaptığımız incelemeler, aynı türdeki diğer güneşdışı gezegenlere kıyasla Corot-9b hakkında daha fazla bilgi sağlamıştır. Bu durum, orta ve düşük sıcaklıklı gezegenlerin havakürelerini anlama konusunda yeni bir araştırma alanı açabilir ve bu, özellikle düşük sıcaklıklı kimyasalları anlayabilmemiz bakımından yepyeni bir pencere olacaktır".

Şimdiye kadar 400'den fazla güneşdışı gezegen keşfedildi ve bunların 70'i geçiş yöntemiyle bulundu. Corot-9b'nin bunların arasında özel bir yeri var; çünkü bu gezegen kendi yıldızına daha önce bu yöntemle keşfedilen diğer gezegenlere kıyasla yaklaşık 10 kez daha uzak. Ayrıca, diğer tüm güneşdışı gezegenlerin aksine, bu gezegen ılıman bir iklime sahip. Gazdan oluşan yüzeyindeki sıcaklığın, gece ile gündüz arasında küçük farklılıklar içerecek şekilde 160 derece ile -20 derece arasında bir yerde olması bekleniyor. Kesin değer ise, yüksek oranda yansıtma özelliğine sahip bir bulut katmanının olası varlığına bağlı.

Fransız Uzay Dairesi (CNES) tarafından yönetilen CoRoT uydusu, bu gezegeni 2008 yazında yapılan 145 günlük gözlemler sonrasında keşfetti. ESO'nun La Silla / Şili'de bulunan 3,6 metre çaplı teleskobu üzerine yerleştirilmiş çok başarılı bir güneşdışı gezegen avcısı olan HARPS ile yapılan gözlemler, gökbilimcilerin bu gezegenin kütlesini ölçmesine imkân sağlayarak, Corot -9b'nin Jüpiter'in yaklaşık %80 büyüklüğünde bir kütleye sahip gerçek bir güneşdışı gezegen olduğunu teyit etmiş oldu.


Kaynak:NASA-JPL
Son düzenleyen nötrino; 5 Nisan 2016 23:34
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
10 Nisan 2011       Mesaj #6
Avatarı yok
Yasaklı
Ötegezegenin Hareket Halinde Yakalanması

Gökbilimciler ilk kez bir ötegezegenin hareketini, ev sahibi yıldızının bir kenarından diğer kenarına doğru ilerlerken doğrudan takip edilebildiler. Gezegen şimdiye kadar doğrudan görüntülemeyle bulunan gezegenler arasında en küçük yörüngeye sahip, yıldızına olan uzaklığı, Satürn gezegeninin Güneş’e olan uzaklığı kadar. Bilimadamları güneş sistemimizdeki dev gezegenlerle benzer şekilde oluşmuş olabileceğine inanıyorlar. Yıldızın çok genç olması nedeniyle, bu keşif gaz devi gezegenlerin kozmik ölçekte kısa bir zaman dilimi olan bir kaç milyon yılda, disklerin içinde oluşabileceğini kanıtlamaktadır.

Sadece 12 milyon yıl ya da Güneş’in yaşının üç yüzde birinden daha küçük yaşta olan Beta Ressam, kendi yıldızımızdan % 75 daha büyük kütleye sahiptir. 60 ışıkyılı uzaklıkta, Ressam (Pictor) takımyıldızı doğrultusunda bulunmaktadır ve tozlu bir enkaz diski ile çevrili olduğu bilinen en iyi yıldız örneklerinden biridir [1] Daha önceki gözlemler diskin eğrildiğini, ikinci bir diskin oluştuğunu ve yıldız üzerine kuyruklu yıldızların düştüğünü göstermiştir. “Onların hepsi dolaylıydı, fakat büyük kütleli bir gezegenin varlığını iddia eden dedikodular ve bizim yeni gözlemlerimiz şimdi bunu açıkça kanıtlamaktadır. Yıldız çok genç olduğundan dolayı, sonuçlarımız dev gezegenlerin disklerde bir kaç milyon yıl gibi kısa bir zaman süresinde oluşabileceğini göstermektedir.” diyor araştırma takımının lideri Anne-Maria Lagrange.

Son gözlemler, genç yıldızların etrafındaki disklerin birkaç milyon yıl içinde dağıldığını göstermiştir, böylece dev gezegenlerin oluşumu önceleri düşünüldüğünden daha hızlı meydana gelmelidir. Beta Ressam bunun mümkün olduğunu açıkça kanıtlamaktadır.

Takım ESO’nun Çok Büyük Teleskop’larından 8.2 metreli Birim Teleskobu üzerindeki NAOS-CONICA (ya da NACO [2]), aygıtını, 2003, 2008 ve 2009 yılında Beta Ressam’ın yakın çevresini araştırmak için kullandı. 2003 yılında diskin içinde sönük bir kaynak görülmüştü (eso0842), fakat bir arka fon yıldızı olduğu için, dışarda tutulması uzak bir olasılıktı. 2008 ve 2009 baharında alınan yeni görüntülerde kaynak ortadan kaybolmuştu. 2009 yılı sonbaharında gerçekleştirilen en son gözlemler, yıldızın (yıldızın parlak ışığında görünmez halde) önünde veya arkasında belli bir dönem gizlenmeden sonra nesne diskin diğer tarafında gözler önüne serilmişti. Bu kaynağın kesinlikle bir ötegezegen olduğunu onayladı, ve yıldızının yörüngesinde dolanmaktaydı. Yıldızın etrafındaki yörüngesini büyüklüğü hakkında da bilgiler sağladı.

Yaklaşık on tane ötegezegen için görüntüler mevcut, ve Beta Ressam’ın (Beta Pictoris b olarak adlandırılmaktadır) etrafındaki gezegen şimdiye kadar ki en küçük yörüngeye sahip olanı. Dünya-Güneş arasındaki mesafenin 8 ila 15 katı büyüklüğünde – veya Astronomi Birimi – bir uzaklıkta yer almaktadır, ki bu da yaklaşık olarak Satürn’ün Güneş’ten olan uzaklığı kadardır. “Gezegenin kısa periyodu sayesinde belki 15-20 yıl içerisinde tam yörüngesini ortaya çıkarabiliriz, Beta Ressam b ile ilgili daha sonraki araştırmalar genç dev gezegenlerin atmosferlerinin fiziği ve kimyası hakkında çok değerli bilgiler sağlayacaktır.” diyor araştırmacılardan öğrenci Mickael Bonnefoy.

Gezegenin kütlesi yaklaşık olarak Jüpiter’in dokuz katı kadar, ve doğru kütle ile bulunduğu konum, diskin iç kısımlarındaki bozulmaları açıklamak için uyumlu. Bununla birlikte bu keşif, Uranüs’ün yörünge gözlemlerine dayanarak, 19. yy’da gökbilimci Adams ve Le Verrier’in Neptün gezegeninin varlığına ilişkin tahminlerine benzer bazı özellikler taşımaktadır.

“Genç, büyük kütleli Balıkağzı ve HR8799 gibi yıldızların etrafında bulunan gezegenlerle birlikte, Beta Ressam b’nin varlığı, süper-Jüpiterler’in daha büyük kütleli yıldızların etrafındaki gezegen oluşumunun sık görülen yan ürünü olabileceğini öne sürmektedir“, diyor takım üyelerinden Gael Chauvin.

Bu gibi gezegenler yıldızlarının etrafındaki diskleri bozmakta, ESO’nun uluslararası ortaklarıyla inşa ettiği devrimsel teleskop ALMA (Atacama Büyük Milimetre/milimetrealtı Dizgesi) ile kolayca gözlenebilecek olan yapıları oluşturmaktadır.

Bir kaç başka gezegen adayı daha görüntülenmiştir, fakat diğer tüm gezegenler Beta Ressam b’nin yıldızına olan uzaklığından daha uzakta yer almaktadırlar. Eğer Güneş Sistemi’nde yer alsaydı, hepsi en uzak gezegen Neptün’e yakın veya daha ötesinde olurlardı. Bu uzak gezegenlerin oluşum süreçleri, Güneş Sistemimiz ve Beta Ressam’dakinden oldukça farklıdır.

Lagrange şöyle açıklıyor; “Ötezegenlerin son doğrudan gözlemleri -çoğu VLT ile yapılan- gezegen sistemlerinin çeşitliliğini tarif etmektedir, bunlar arasında Beta Ressam b bir gezegenin Güneş Sistemimizdeki dev gezegenlerle aynı şekilde oluşabileceğini gösteren en önemli örnektir. “

Notlar

[1] Enkaz diskleri gezegensel öncüller veya asteroidler gibi büyük nesneler arasındaki çarpışmaların sonucu olan tozlardan oluşmaktadırlar. Güneş Sistemimzdeki burçlar toz bandının daha büyük halleridirler. Beta Ressam’ın etrafındaki disk ilk kez görüntülenmiş olandır ve Yer – Güneş arasındaki mesafenin yaklaşık 1000 katına kadar genişlediği bilinmektedir.

[2] NACO ESO’nun Şili’de bulunan Çok Büyük Teleskobu üzerindeki uyarlamalı optik aygıtıdır. Uyarlamalı optik sayesinde, gökbilimciler atmosferin bulanıklaştırma etkisinin çoğunu giderebilmekte ve çok keskin görüntüler elde edebilmektedirler.


Kaynak : Science Dergisi(“A Giant Planet Imaged in the disk of the Young Star Beta Pictoris,” by A.-M. Lagrange et al.)
Son düzenleyen nötrino; 5 Nisan 2016 23:46
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
16 Nisan 2011       Mesaj #7
Avatarı yok
Yasaklı
Önseziden Keşfe

1584 yılında, Katolik rahip Giordino Bruno "kendi güneşlerinin çevresinde dolanan sayısız başka güneş ve gezegen olduğunu" iddia ettiğinde, sapkınlıkla suçlanmıştı. Ancak, dünyaların çokluğu Bruno'nun zamanında bile tamamen yeni bir düşünce değildi. Eski Yunan döneminden itibaren, insanoğlu başka dünyaların var olabileceği ve bunlardan bazılarının başka yaşam biçimlerini barındıracağı yönünde tahminlerde bulunmuştur.

Kopernik 16. yüzyılın başlarında gezegenimizin Güneş'in etrafında döndüğünü keşfettiğinde, Dünya, evrendeki en yüce varlık olma ayrıcalığını kaybetti. Kopernik'in bu anlayışı, isteksizce kabul edilse dahi Batı'nın düşünce yapısını ebediyen değiştirmiştir.

20. yüzyılın şafağında, Edwin Hubble, o zamanlar dünyanın en büyüğü olan Wilson Dağı'nın tepesindeki teleskobu kullanarak, gökyüzündeki küçük bulutsuların kendi gökadamızın çok dışında yer alan ve her biri yüz milyarlarca yıldız içeren komşu yıldız adaları olduğunu keşfetti.

Hubble'ın gözlemleri, yaşanabilir gezegenlerin bulunabileceği olası barınakların sayısal olarak sınırsız olduğunu da ispatladı. Buna rağmen, koca bir yüzyıl en yakınımızda yer alan yıldızların çevresinde bile gezegen bulunduğunu gösterecek inandırıcı bir kanıt bulunamadan geçti gitti. Çeşitli gerekçelerle bu tür güneşdışı gezegen keşifleri ilan edildi ama hepsi de reddedildi.

Ümit ve Düş Kırıklığı

Gezegenler doğrudan gözlenebilmek için çok küçük ve çok uzakta olduklarından, gökbilimciler bu gezegenlerin varlıklarını ana yıldızları üzerindeki etkilerini belirleyerek ayırt edebilmeyi denediler. 1960'ların sonlarında, gökbilimci Peter van de Kamp bu tekniği kullanarak iki gezegen tesbit ettiğini iddia etti. Ancak sonradan yapılan gözlemler, Güneş'e en yakın ikinci yıldız sistemi olan Barnard Yıldızı çevresindeki bu iki gezegenin varlığını doğrulayamadı.

Başka yıldızların çevresinde yeni dünyalar bulma umudu, 1980'lerde, Arizona Üniversitesi'nden Dr. Bradford A. Smith ile Jet İtiş Gücü Laboratuvarı'ndan Dr. Richard J. Terrile'in, sıradan bir yıldız olan Beta Ressam'ın çevresindeki toz diski üzerinde kırmızı ötesi dalga boyunda gözlem yapmalarıyla canlandı.

Bu iki gökbilimcinin keşfi, Güneş dışında başka yıldızların çevresinde de yassılaşmış madde diski var olduğunu ıspat eden ilk kesin kanıtı ortaya koydu. Beta Ressam, diski henüz oluşmakta olan genç bir gezegen sistemi gibi görünüyor ve bu nedenle de, gezegenlerin genç yıldızların çevresinde yer alan bir gaz ve toz diskinden gelen katılımlarla oluştuğunu varsayan standart "güneş sisteminin doğuşu" modelini destekliyordu.

Gerçekten Yabancı Dünyalar

İlk gerçek güneşdışı gezegen keşfi, 1994 yılında, Pensilvanya Eyalet Üniversitesi'nde bir radyo gökbilimci olan Dr.Alexander Wolszczan dünya dışı gezegen sistemlerinin kendi deyimiyle "kesin kanıtı"nı duyurduğunda geldi.

Bilim adamları onun yargısını kabul etseler de, bizimkine benzer gezegen sistemlerinin kanıtı için gelenler pek memnun kalmamışlardı. Wolszczan, sıradan bir yıldız yerine, Başak Takımyıldızı içerisindeki bir atarcanın çevresinde dolanan, gezegen büyüklüğünde iki veya üç cisim keşfetmişti. Atarca, yoğun ve hızla dönen, bir üstnova patlaması artığıdır. Wolszczan, keşfini atarcanın hızla atan radyo sinyalindeki düzenli değişiklikleri gözlemleyerek yapmıştı. Bu değişiklikler, gezegenlerin ölü yıldız üzerindeki karmaşık kütleçekimsel etkilerine işaret ediyordu.

Wolszczan'ın beklenmedik atarca gezegenlerinin kökeni tartışma konusu olmayı sürdürüyor. Ancak bir nokta üzerinde çok az anlaşmazlık var; o da, bu dünyaların bizim bildiğimiz anlamdaki yaşamı destekleyemeyeceği. Bu yoldaş gezegenler kendilerini kıraç ve yaşamı imkansız hale getirecek biçimde, sürekli olarak yüksek enerji ışınımı altında olacaklardır.

Keşif Atağı

Güneş'e benzeyen bir yıldızın çevresinde dolanan bir gezegenin keşfi ilk olarak 1995 yılında geldi. Cenovalı Michel Mayor ve Didier Queloz'dan meydana gelen İsviçre ekibi, 51 Kanatlıat yıldızına sıcaklıktan fokurdayacak kadar yakında, hızla dönen bir gezegen bulduklarını duyurdu. Buldukları gezegen Jüpiter'in en az yarısı ile en fazla iki katı arasında bir kütleye sahipti. Ekip gezegeni dikey hız yöntemini kullanarak ve dolaylı olarak gözlemlemişti.

Bu duyurular, sel gibi bir keşif akınının başlangıcı oldu. Üç ay sonra, San Fransisko Eyalet Üniversitesi'nden Geoffrey W. Marcy ile Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden Paul Butler'ın başını çektiği bir ekip, İsviçre ekibinin keşfini doğrulayıp, iki yeni gezegen daha buldu. 20. yüzyıl bittiğinde, pek çok yakın yıldızın aylarca veya yıllarca gözlenmesi sonucu, düzinelerce gezegen keşfedilmiş durumdaydı.

Bunların çoğu, 51 Kanatlıat'ın yoldaşlarında olduğu gibi, yörüngede dolanma süreleri kısa ve yıldıza yakın dışmerkezli yörüngeleri olan tuhaf gezegenlerdir. Ancak son zamanlarda, gökbilimciler dairesel yörüngeleri ve daha uzun dolanma süreleriyle bizim dış güneş sistemimizdekilere daha çok benzeyen gezegenler buldular.Gökbilimciler keşiflerde yaşanan bu ani yükselişi kısmen son yıllarda teknolojide yaşanan gelişmelere bağlıyorlar. Bu gelişmeler arasında,

* Yıldız ışığını çözümlemek üzere bileşen renklerine ayırabilen cihazlar olan tayfölçerlerde sağlanan önemli ilerlemeler,
* Teleskopların optik parçaları tarafından toplanan yıldız ışığını kaydeden daha iyi elektronik algılayıcılar,
* Yıldız ışığındaki dalgalanmalar ile görülemeyen yol arkadaşlarının kütleçekimsel etkilerinin yol açtığı devinimleri güvenilir bir biçimde ayırt edebilen bilgisayar yazılımlarının geliştirilmesi sayılabilir.Ayrıca, bu teknolojilerin olgunlaşması yoğun araştırma ve bilgi birikimine de öncülük etmektedir.

Yeni Bir Keşif Çağı

Bu yeni dünyaların hiçbiri gerçekten görülmedi. Büyük çoğunluğu, bildiğimiz anlamdaki yaşamı barındırma ihtimali olmadığı kabul edilen, Jüpiter sınıfı, büyük kütleli gezegenlerdir. Pek çoğunun yörüngede dönme süreleri kısadır. Eğer Dünya'ya benzer gezegenler mevcut ise, bunların keşfi daha hassas cihazlar yanında yıllar sürecek devamlı ve hassas gözlemler gerektirecektir.

Bununla birlikte, keşfedilmeyi bekleyen başka dünyaların hayali ve güneş sistemimizin eşsiz olmadığı düşüncesi felsefi bir kuram olmaktan çıkıp, gerçeğe dönüşmüştür. Bu keşifler, insan düşüncesinde Kopernik devrimiyle karşılaştırılabilecek ölçekte değişiklikler yapabilme gücüne sahiptir.

Henüz kısa olan güneşdışı gezegen keşifleri tarihinde bir sonraki bölüm şu anda yazılmaktadır. Geliştirilme aşamasında olan yeni araç ve görüntü teknolojileri, çok yakında komşu gezegen sistemleriyle ilgili daha fazla şey öğrenmemize imkan sağlayacaktır. NASA'nın Kepler ve SIM Gezegen Araştırma çalışmaları gibi hazırlıkların, önümüzdeki birkaç yıl içerisinde dünya benzeri gezegenlerin varlığı veya yaygınlığı konusunda sağlam veriler sunması beklenmektedir.


Kaynak:NASA-JPL
Son düzenleyen nötrino; 5 Nisan 2016 23:49
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
23 Nisan 2011       Mesaj #8
Avatarı yok
Yasaklı
Uzak Dünyaların Fotoğrafları Nasıl Çekilir?

NASA'nın yeni dünyalar araştırmasında başa çıkılması gereken en büyük sorunlardan biri, uzak yıldızların etrafında dolanan gezegenlerin ilk görüntülerini elde etmemizi sağlayacak teknolojileri geliştirmektir.

Ana yıldız, var olan herhangi bir gezegeni görünür hale getiren tek ışık kaynağı olsa da, bu ışığın göz alıcı parlaklığı aradığımız soluk, küçük noktaya kıyasla bir milyon ila on milyar kat daha fazladır. Bu nedenle, güneşdışı gezegenlerle ilgili herhangi bir detaylı çalışma, ana yıldızın göz kamaştırıcı ışığını örtecek veya bir biçimde denetim altına alacak bir yönteme ihtiyaç duyacaktır ki; bu yıldızın çok yakın çevresini inceleyebilelim.

Başa çıkılması gereken bir diğer sorun da, evrende mevcut pek çok şey arasındaki uzaklık ile karşılaştırıldığında, gezegenlerin yıldızlarına aşırı derecede yakın bir konumda yer alıyor olmaları gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, gezegeni yakınında yer alan yıldızından ayırt edebilmek için çok yüksek çözünürlüğe ihtiyaç duymaktayız.

Aşağıdakiler, bu engelleri aşabilmek ve güneşdışı gezegen görüntülemeyi bir gerçeğe dönüştürmek için geliştirilme aşamasında olan birkaç teknolojiye genel bir bakıştır.

Taççekerler

İlk olarak Güneş'i incelemek amacıyla icat edilmiş olan taççekerler, Güneş'in etrafında yer alan ve güneş tacı adı verilen bir bölgeden kaynaklanan aşırı derecede soluk bir salımı görebilmek amacıyla güneş diskinden gelen ışığı engelleyecek biçimde tasarlanmış teleskoplardır. Bu teleskop, B.Lyott tarafından güneş tacını güneş tutulması dışında da inceleyebilmek amacıyla 1930 yılında keşfedilmiştir. En basit anlatımıyla taççeker, bir teleskobun odak düzlemi üzerinde veya açıklığı girişinde, dışarıda yer alan ve diğer bazı özelliklerle birlikte yayılmış ışığı azaltıp, güneş diski görüntüsünü gizleyen engelleyici yuvarlak bir plakadır. Böylece, engelleyici plakanın çevresindeki güneş tacı incelenebilmektedir.

Yine de, bu teknoloji halen geliştirilmekte ve uzak yıldızların çevresindeki alanlarda gezegenlerin kendisini veya tayfsal kanıtlarını araştırma amacına uygun hale getirilmektedir. Bu yöntemde başa çıkılması gereken sorunlardan biri, engelleyici şeklin kenarları etrafında, resmin olası açısal çözünürlüğünü büyük oranda düşüren ışık bükülmesinde, yani kırınımda yatmaktadır.

Örneğin, basit yuvarlak bir teleskobun kırınım deseni, merkezde yer alan parlak bir nokta etrafındaki bir dizi eşmerkezli halka biçimindedir. Yörüngedeki bir gezegeni görebilmek amacıyla bir yıldızdan gelen ışığı engellemek, gezegeni kapatmadan ilk birkaç parlak halkayı ortadan kaldırmayı gerektirmektedir. Farklı şekilde bir engelleyici kullanılarak kırınım deseni denetim altına alınabilir; böylece yıldız ışığı merkeze yakın bazı bölgelerde çok daha sönük, diğer yerlerde ise daha parlak olur. Bu durumda, teleskop kendi bakış doğrultusu etrafında döndürülebilir ve böylece gezegen görüntüsü yıldız ışığının sönük olduğu bölgelere girip çıkabilir.

Bu kırınım desenini yönetmek çok zor değildir. Bunu başarmak için birkaç seçenek mevcuttur. Bu nedenle, üzerinde çalışılmakta olan teknolojiler mümkün olan en fazla yıldız ışığını engellemeye yönelik çeşitli hileleri ve gezegenin kırınım halkalarının arkasından pat diye görünüverecek biçimde kırınım desenlerini yönetmeyi içermektedir.

Teleskop içerisindeki ışık saçılmaları ile başa çıkabilmek için önerilen diğer çözümler arasında, daha önce görülmemiş biçimlerdeki açıklıklar, tuhaf biçimli göz mercekleri, kırınımın bir kısmını ortadan kaldıracak göz merceği maskeleri ve biçim değiştirebilen aynalar sayılabilir.

Bir değer olasılık da, taççekimi tekniğini girişim ölçümü ile birleştirmektir. Bir taççeker aynı zamanda bir tayfölçer de içerebilir, böylece bir gezegenden yansıyan ışık içerisinde yaşamın kimyasal izleri aranabilir.

Girişimölçerler ve Sıfırlama

Uzak bir gezegenin fotoğrafını çekmek için bir diğer seçenek de, tek ve büyük bir aynayı birkaç küçük ayna ile değiştirmek ve bu aynalardan gelen ışığı girişim ölçümü adı verilen bir süreç ile birleştirmektir.

Uzak gezegenleri görünür ışık dalga boyunu kullanan girişimölçerler kullanarak incelemek, birbirinden ayrı duran teleskoplar arasındaki en büyük uzaklığa eşit büyüklükte tek bir teleskobun çözümleme gücüne sahip olabilecek küçük aynalar kullanmaya imkan sağlayacaktır.

Girişimölçer, iyi bir fotoğraf oluşturmaya yetecek kadar bilgi toplamak için birbiriyle bağlantılı farklı açılara dönebilmeli ve aynı "pozu" tekrar çekmelidir. Bu arada, fotoğraf çekmenin yanı sıra, bir girişimölçer baktığı hedefin tayfını da elde edebilmektedir.

Girişimölçerler, son derece mükemmel açısal çözünürlük sunarlar. Bu da onların, hangi ışık dalgasının yıldız sisteminin neresinden geldiğini derlemek konusunda çok iyi oldukları anlamına gelmektedir. Buna ek olarak, bir girişimölçer öyle bir şekilde ayarlanabilir ki; görüş alanının tam merkezinden (yıldızın olduğu yerden) gelen ışık karartılır veya sıfırlanırken, diğer alanlardan gelen ışık normal olarak görülebilir.

Keck Girişimölçeri, başka yıldızların çevresindeki gezegen oluşum disklerini incelemek için sıfırlama tekniğini kullanmaktadır.


Kaynak:NASA-JPL
Son düzenleyen nötrino; 5 Nisan 2016 23:41
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
25 Nisan 2011       Mesaj #9
Avatarı yok
Yasaklı
Yakalanması Zor Bir Avı Takip Etmeye Yardımcı Olan Birkaç Yöntem

Yakınımızda yer alan yıldızların çevresinde keşfedilen gezegenler hiçbir zaman gözle görülmedi. Onun yerine, gökbilimciler bu gezegenleri dolaylı olarak, yani görülmeyen bir eşin kendisi üzerinde oluşturduğu etkilerden var olduğu sonucunu çıkartarak keşfettiler.

Şu ana kadar, gökbilimciler yalnızca muhtemelen hayat barındırmayan dev gezegenler keşfettiler. Bununla birlikte, Kayaç Gezegen Bulucu ve öncüleri gibi gelecekte devreye girecek olan bazı araçlar, Dünya büyüklüğündeki yeni gezegenler için doğrudan kanıtlar arayacak.

Güneşdışı gezegenleri gözlemlemenin zorlukları üç temel nedenden kaynaklanır:

* Gezegenler erken dönemleri haricinde kendi kendilerine ışık üretemezler.
* Bizden çok çok uzaktadırlar.
* Ana yıldızlarından kaynaklanan kör edici parlaklığın içinde kaybolmuş durumdadırlar.

Örneğin; bize en yakın yıldız olan Proksima Erboğa'nın çevresinde dolanan bir gezegen var olsaydı, Plüton'dan 7000 kez daha uzakta bulunacaktı. Bu gezegeni gözlemeye çalışmak ise, Londra'dan Bağdat'taki bir çiçeğe konmuş küçük bir kelebeğin yerini tesbit etmeye çalışmak gibi bir şey olacaktır.

Şu ana kadar başarılı olmuş gezegen bulma yöntemleri ve halen geliştirilmekte olan diğer yöntemlerle ilgili genel bir özet aşağıda sunulmuştur.

Doppler Kayması

Yıldızların hız veya konumlarında meydana gelen değişikliklerle ilgili hassas ölçümler, bir gezegenin, kütleçekimi nedeniyle yıldızının deviniminde meydana getirdiği değişimin büyüklüğünü ortaya koyar. Bilim insanları da bu bilgiden gezegenin kütlesini ve yörüngesini bulurlar.Bir gezegen niçin bir yıldızın sallanmasına neden olur? Eğer bir yıldız tek bir eşe sahipse, her ikisi de ortak kütle merkezleri etrafında daireye yakın bir yörünge üzerinde hareket eder. Nesnelerden biri çok daha küçük olsa bile, fizik kanunları her ikisini de yıldız ve gezegen sisteminin ortak merkezi etrafında dolanmaya zorlar. Bu ortak merkez ise iki nesnenin birbirlerini dengeledikleri noktadır.

Dikey hız yönteminde, yıldız ve gezegen ortak kütle merkezleri etrafında dolanıp dururken, yıldızın hızında meydana gelen küçük değişiklikler ölçülür. Bununla birlikte, böyle bir durumda tesbit edilen hareket gözlemciye doğru veya gözlemciden aksi yöne doğrudur. Gökbilimciler, bu değişiklikleri ışığın tayfını inceleyerek belirleyebilirler. Doppler kayması olarak bilinen bir etkiyle, bize doğru hareket eden bir yıldızdan gelen ışık dalgaları tayfın mavi ucuna doğru kayar. Eğer yıldız uzaklaşıyorsa, bu sefer de ışık dalgaları tayfın kırmızı ucuna doğru kayar.

Böyle olur; çünkü dalgalar yıldız gözlemciye yaklaştığında sıkışır, yıldız uzaklaştığında genişler. Bu etki, bir trenin düdüğünde yaklaşırken ve uzaklaşırken duyduğumuz perde değişikliğine benzer.Gezegen ne kadar büyük ve ana yıldıza ne kadar yakınsa, yıldız da kütle merkezi etrafında o kadar daha hızlı döner ve yıldız ışığının tayfında da o kadar büyük renk değişimine neden olur. İlk keşfedilen gezegenlerin Jüpiter büyüklüğünde (Dünya'dan 300 kat daha büyük kütleli) ve ana yıldızlarına çok yakın yörüngelere sahip olmalarının nedeni budur.

Gök Ölçümü

Dikey hız tekniğinde olduğu gibi, bu yöntem de yörüngedeki gezegenin etkisiyle yıldızın hareketlerinde meydana gelen küçük devinimlere dayanmaktadır. Bununla birlikte, bu yöntemde gökbilimciler yıldızların gökyüzündeki küçücük yer değişikliklerini araştırırlar.Güneş sistemimizdeki gezegenler de Güneş üzerinde birkaç ışıkyılı uzaklıkta yer alan bir gözlemci tarafından saptanabilecek ileri-geri devinimlere neden olmaktadır.Uzay Girişim Ölçümü Projesi'nin en önemli hedefi, dar açılı gök ölçümünü kullanarak, yakınımızda yer alan Güneş türünden yıldızların yörüngelerindeki Dünya büyüklüğünde gezegenlerin varlığını belirlemektir. Buna benzer olarak, Keck Girişimölçeri, Uranüs kütlesindeki gezegenleri araştırmak üzere yüzlerce yıldız üzerinde gök ölçümü araştırması yürütecektir.

Geçiş Yöntemi

Eğer bir gezegen bir yıldız ile bir gözlemcinin bakış düzleminin tam arasından geçerse, yıldız ışığının küçücük bir kısmını engeller ve bu yüzden de yıldızın görünür parlaklığını azaltır.
Hassas aygıtlar, parlaklıktaki bu düzenli azalmayı saptayabilirler. Geçişin süresi ve derinliği kullanılarak gezegenin yörüngesi ve büyüklüğü hesaplanabilir. Küçük gezegenler daha küçük etki oluştururlar, büyüklerse daha büyük. Örneğin, dünya benzeri bir yörüngeye sahip olan kayaç bir gezegen, yıldızının parlaklığında sadece birkaç saat sürecek küçük bir azalma oluşturacaktır.

Kütleçekimsel Mikro Merceklenme

Bu yöntem, Einstein'ın genel görelilik kuramında yer alan öngörülerden birinden türemiştir: Kütleçekimi uzayı büker. Bizler, normal olarak ışığın düz bir çizgi üzerinde ilerlediğini düşünürüz; ancak ışık ışınları uzayda yıldız gibi büyük kütleli bir nesnenin varlığı nedeniyle eğilmiş olan bir bölgeden geçerken bükülür. Bu etki, Güneş'in yıldız ışığı üzerindeki kütleçekimsel etkisi gözlemlenerek ispatlanmıştır.Bir gezegen şans eseri olarak bizim bakış düzlemimiz boyunca ana yıldızının önünden geçerken, gezegenin kütleçekimi bir mercek gibi davranır. Bu mercek ışık ışınlarını odaklayarak, parlaklıkta geçici ani bir artışa ve yıldızın görünür konumunda bir değişime neden olur.Gökbilimciler, ışık yaymayan veya başka türlü tesbit edilemeyen nesneleri bulmak için kütleçekimsel mikro merceklenme etkisini kullanabilirler.

Doğrudan Tespit

Gezegenlerin kendileri ışık yaymadıkları için, onları doğrudan gözlemlemek başa çıkılması zor engeller içerir. Kayaç Gezegen Bulucu gibi çalışmalar, ışığın özel bazı niteliklerini kullanarak görme gücümüzü artırmaya yönelik ileri teknolojilere dayanacaktır.


Kaynak:NASA-JPL
Son düzenleyen nötrino; 5 Nisan 2016 23:39
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
26 Nisan 2011       Mesaj #10
Avatarı yok
Yasaklı
Kol Uçuşu

Kol uçuşu, NASA'nın Dünya benzeri gezegen araştırmalarında can alıcı bir unsurdur. Buradaki nihai hedef, birden çok uzay aracını Dünya'dan hazır bir biçimde fırlatılabilecek olandan çok daha büyük ve gelişmiş tek bir cihaz haline gelecek biçimde, mükemmel bir uyum içerisinde uçurabilmek için ihtiyaç duyulan teknolojiyi geliştirmektir.

NASA'nın güneş sistemimizin dışındaki gezegenleri doğrudan gözlemlemeye yönelik ilk uzay temelli projesi olan Kayaç Gezegen Bulucu, iki gözlemevinden bir tanesinde kol uçuşuna dayanmaktadır. Birbirinden ayrı beş uzay aracı, muazzam büyüklükte tek bir teleskop gibi hareket etmek üzere birlikte çalışacaktır. Böylece bu araçlar, Dünya benzeri küçük gezegenlerin soluk ışığını, yörüngesinde dolandıkları yıldızların çok daha parlak olan ışıklarından ayırt etmeye yetecek güce sahip tek bir aygıt oluşturmuş olacaklardır.

Dağınık Uzay Araçları Teknoloji Programı'nın kıdemli bir araştırmacısı ve yöneticisi olan Dr. Fred Hadaegh "Kol uçuşu, büyük yapıları uzayda uçurmak için farklı bir yaklaşım getiriyor" demektedir. Jet İtiş Gücü Laboratuvarı (JPL)'nın araştırma ve teknoloji geliştirme grubuna bağlı olan bu program, gelecekteki NASA projelerinde kullanılmak üzere bu teknolojinin oluşturulmasından sorumludur. "Buradaki ana fikir, tek ve büyük bir cihaz yerine birkaç küçük uzay aracı hazırlamak ve bunları tek bir araçmış gibi bir araya getirmektir. Sistemin her bir parçası, fiziksel olarak birleştirmenin tersine sanal olarak bir araya getirilmektedir."

Hadaegh, tek ve büyük bir cihaz yerine birden çok uzay aracının kol düzeninde uçurulmasının pek çok yararı olduğunu belirtmektedir. "Aslına bakarsanız, tek bir cihazın hassasiyet derecesine ulaşmaya yetecek kadar iyi iki teleskobu uzayda idare etmek, tek ve büyük bir yapıyı tasarlayıp, idare etmekten daha kolaydır". Buna ek olarak, tek bir uzay aracının yerine getirmeyeceği bir işi çoklu uzay araçları başarabilir. Mevcut kol düzenini değiştirmek, büyütmek veya güncellemek amacıyla ek bir uzay aracı eklenebilir.

Buradaki zorluk, birbirinden ayrı ve bağlantısız uzay araçlarının, sanki tek ve bütün bir yapıymış gibi faaliyet göstermelerine imkan sağlayacak yazılım ve donanımın geliştirilmesidir. Hadaegh "Anahtar, eşgüdüm ve denetimdir" diyor. Her bir uzay aracı, tüm diğer araçlarla sürekli bir iletişim içerisinde olmak, diğer araçlara bağlı olarak kendi konumunun farkında olmak ve ayarlamalar yapma yeteneğine sahip olmak zorundadır. Komutların bazıları Dünya'daki insanlardan gelecek olsa da, çoklu uzay aracı çok gelişkin bilgisayar yazılımına dayanarak pek çok bağımsız karar almak zorunda olacaktır.

JPL, iki düzineden fazla mühendis ve bilim insanı ile dünyanın en büyük kol düzeni uçuş uzmanı kadrolarından birine sahiptir. Kayaç Gezegen Bulucu için geliştirilen yeni teknolojilerden bazılarının denemeleri, JPL'nin yeni açılan Kol Düzeni Uçuş Teknolojileri Laboratuvarı'nda başlamış durumdadır. Laboratuvar, araştırmacıların yazılım ve donanımlarının uzay benzeri koşullarda ne ölçüde başarılı olduklarını görmelerine imkan sağlayan üç farklı sinema ortamına ev sahipliği yapmaktadır.

Kayaç Gezegen Bulucu için birer kilometre arayla kol düzeninde uçacak olan beş uzay aracı, optik (görünür ışık dalga boyunda) girişimölçer olarak faaliyet gösterecektir. Uzay araçlarından dördü teleskop içerirken, beşinci araç birleştirici olarak görev yapacaktır. Optik girişim ölçümü, çok daha büyük bir teleskobun elde edebileceği sonuçları başarmak için aynı hedefe dönük birden çok teleskoptan gelen gözlemleri birleştirmektedir. Teleskoplar birbirlerinden uzaklaştıkça çözünürlük de artacaktır.

Kayaç Gezegen Bulucu'nun girişimölçer bileşenleri, fiziksel değil sanal olarak birleştirilecektir. Kol düzeni içerisinde birlikte uçmak ise parçaların toplamından daha büyük bir şey oluşturmalarını sağlayacaktır.


Kaynak:NASA-JPL
Son düzenleyen nötrino; 5 Nisan 2016 23:37

Benzer Konular

22 Nisan 2009 / ThinkerBeLL Uzay Bilimleri
20 Ağustos 2010 / _Yağmur_ Uzay Bilimleri