Arama

ESO - Avrupa Güney Gözlemevi (European Southern Observatory) - Sayfa 17

Güncelleme: 3 Nisan 2016 Gösterim: 52.278 Cevap: 206
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
14 Temmuz 2012       Mesaj #161
Avatarı yok
Yasaklı
Erken Evrendeki Karanlık Gökadalar İlk Kez Gözlendi

Sponsorlu Bağlantılar
eso1228a

İlk kez görüntülenen koyu galaksiler.

Şimdiye kadar varlıkları sadece teorilerle tahmin edilen, gözlenemeyen ve gökada oluşumunun erken bir dönemine işaret eden karanlık gökadalar ilk kez görüntülendi. Aslında bu nesneler yıldızları olmayan gaz-zengini gökadalardır. ESO’nun Çok Büyük Teleskobunu kullanan uluslararası bir ekip bulunması zor bu nesneleri bir kuasar tarafından aydınlantılmaları sayesinde tesbit etti.

Karanlık gökadalar erken evrendeki yıldız oluşturma konusunda oldukça yetersiz, küçük, gaz zengini gökadalardır. Varlıkları gökada oluşumu teorileriyle tahmin edilmekte ve yıldızlarla dolu günümüz parlak gökadalarının temel taşları oldukları düşünülmektedir. Gökbilimciler sahip olduklar gazın çoğuyla büyük gökadaları beslediklerini ve bunun da günümüzde var olan yıldızları oluşturduğunu düşünüyor.

Yıldızları olmadığı için bu gökadalar çok ışık yaymıyorlardı, bu da onları tesbit etmeyi zorlaştırıyordu. Gökbilimciler bu gökadaların varlığını teyid etmek için yıllardır yeni teknikler geliştirmeyi deniyorlar. Arka fondaki ışık kaynaklarının tayflarında bulunan soğurma çizgileri varlıklarına işaret ediyordu. Bununla birlikte yeni çalışma sayesinde ilk kez bu nesnelerin doğrudan görülebildikleri belirlendi.

“Bir karanlık gökada tesbit etme problemine yaklaşımımız basitçe üzerine parlak bir ışık tutmaktı.” diye açıklıyor çalışmayı yürüten Simon Lilly (ETH Zürih, İsviçre). “Yakındaki ve çok parlak bir kuasardan yayılan mor-ötesi ışıkla aydınlatılan karanlık gökadalardaki parlayan gazı araştırıyorduk. Kuasardan gelen ışık gece kulübünde beyaz giysilerin üzerine gelen mor-ötesi lambaların onları aydınlatmasına benzer şekilde bu karanlık gökadaları aydınlatıyor.” [1]

Ekip Çok Büyük Teleskobun geniş ışık toplama alanından ve duyarlılığından yararlandı, karanlık gökadaların aşırı sönük ışıklarını tesbit etmek için de çok sayıda uzun poz süresine sahip görüntü alındı. Parlak kuasar [2] HE 0109-3518’in etrafındaki bölgede yoğun ışımaya maruz kaldığında mor-ötesi ışık yayan hidrojen gazını görüntülemek için FORS2 aygıtı kullanıldı. Evrenin genişlemesinden dolayı, ışık VLT’ye ulaştığında aslında mor rengin gölgesi gibi gözleniyor. [3]

“Karanlık gökadaların ışımalarını tesbit etmek için yıllardır yapılan girişimlerden sonra, sonuçlarımız kullandığımız yöntemle daha önce görülemeyen bu gizemli nesneleri keşfettiğimizi ve üzerinde çalışabildiğimizi gösteriyor,” diyor çalışmanın yürütücüsü Sebastiano Cantalupo (Kaliforniya Üniversitesi, Santa Cruz.)

Ekip kuasardan birkaç milyon ışık-yılı uzaklıkta yer alan neredeyse 100 kadar gaz nesne tesbit etti. Kuasardan gelen ışıkla, gökadaların içinde bulunan yıldızların neden olduğu ışımayı ayırt etmeye yarayan dikkatli analizlerden sonra, sayı 12’ye kadar sınırlandırıldı. Bunlar şimdiye kadar erken evrendeki karanlık gökadaların tesbitine dair en ikna edici tesbitlerdir.

Gökbilimciler karanlık gökadaların bazı özelliklerini de tesbit edebildiler. Gökaların içerdiği gazın kütlesinin yaklaşık 1 milyar Güneş kütlesinde olduğu tahmin ediliyor, erken evrendeki gaz-zengini, düşük kütleli gökadalar için tipik bir özellik. Bu gökadalardaki yıldız oluşum etkinliğinin ise kozmik zamanda bulunan normal yıldız oluşumunun gerçekleştiği benzer safhadaki gökadalara göre 100 kat daha az olduğu tahmin ediliyor. [4]

“VLT ile yaptığımız gözlemler yoğun ve tekil karanlık bulutların varlığına kanıtlar sağladı. Bu çalışma ile, gökada oluşumunun anlaşılması güç erken aşamalarının ve gökadaların gazlarını nasıl temin ettiklerine dair anlayışımız ve bunu açığa çıkarabilmemiz konusunda önemli ilerlemeler kaydettik,” diye sonlandırıyor Sebastiano Cantalupo.2013 yılında VLT üzerinde kullanılacak olan MUSE toplam alan tayf-ölçeri bu nesneleri araştırmak için oldukça güçlü bir araç olacak.

Notlar:

[1] Floresans bir ışık kaynağı tarafından aydınlatılan bir maddenin yaydığı ışıktır. Çoğu durumda, yayılan ışığın dalgaboyu, ışık kaynağından çıkan ışığın dalgaboyundan daha uzundur. Örneğin floresan lambalar — bizim göremediğimiz — mor-ötesi ışığı görünür ışığa dönüştürür. Floresanlar bazı bileşiklerde doğal olarak bulunur, örneğin kayalar veya minerallerde, fakat aynı zamanda beyaz giysilerin gün ışığında daha parlak görünmesi için de deterjanlarda kasten floresans içerikli kimyasallar kullanılmaktadır.

[2] Kuasarlar oldukça parlak, güçlerini merkezlerinde yer alan süper-kütleli karadeliklerden aldıkları düşünülen uzak gökadalardır. Parlaklıkları onları çevrelerindeki bölgede bulunan ilkel gazdan oluşmuş ilk yıldız ve gökadaların tesbit edilmesini sağlayan uyarı ışığı haline getirmektedir.

[3] Hidrojenden kaynaklanan ışımaya Lyman-alfa ışıması denmektedir, ve hidrojen atomlarında bulunan atomların en düşük ikinci enerji seviyesinden en düşük enerji seviyesine düşmesiyle üretilir. Mor-ötesi ışığın bir türüdür. Evren genişlediğinden dolayı, nesnelerden gelen ışığın dalgaboyu uzayda yol aldığı süre boyunca uzamaktadır. Kırmızı gözlerimize en uzun dalboylu ışık olarak görünür, bu işlem dalgaboyunda tayfın kırmızı ucuna olan bir kaymadır — bu nedenle kırmızıya kayma olarak adlandırılır. HE 0109-3515 kuasarının kırmızıya kayma değeri z = 2.4’tür, ve karanlık gökadalardan gelen mor-ötesi ışık tayfın görünür bölgesine kaymıştır. Floresans ışığın kırmızıya kaydığı ışığın özel bir dalgaboyunu ayırt etmek için özellikle bir dar-bant filtre tasarlanmıştır. Filtre z=2.4 oranında (mor rengin gölgesine karşılık gelmektedir) kırmızıya kayan ve sadece 4 nanometre band geçişine sahip olan Lyman-alfa ışınımını yakalamak için 414.5 nanometre civarında merkezlenmiştir.

[4] Yıldız oluşum etkinliği yeni oluşan yıldızların kütlesinin yıldızları oluşturan gazın kütlesinden fazla olmasıdır. Bu nesnelerdeki gazın yıldızlara dönüşmesi için 100 milyar yıldan fazlasına ihtiyaç duydukları tesbit edilmiştir. Bu sonuç az miktarda metal yoğunluğuna sahip olmaları sonucunda yüksek kırmızıya kaymalı gaz-zengini düşük kütleli halelerin (gaz küresi) oldukça düşük yıldız oluşumuna sahip olacağını öngören son çalışmalarla uyum göstermektedir.

Bu araştırma Monthly Notices of the Royal Astronomical Society adlı dergide "Detection of dark galaxies and circum-galactic filaments fluorescently illuminated by a quasar at z=2.4" başlıklı bir makale olarak yayınlanmıştır.Araştırma ekibinde Sebastiano Cantalupo (Kaliforniya Üniversitesi, Santa Cruz, ABD), Simon J. Lilly (ETH Zürih, İsviçre) ve Martin G. Haehnelt (Kavli Evrenbilim Enstitüsü, Cambridge, İngiltere) bulunmaktadır.



Kaynak : ESO Basın Açıklaması / Bilim Bülteni (11 Temmuz 2012)

Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
14 Temmuz 2012       Mesaj #162
Avatarı yok
Yasaklı
Kuasar Yardımıyla Tesbit Edilen Karanlık Gökadalar

Sponsorlu Bağlantılar
eso1228c

Kuasar yeri HE 0109-3518 / ESO1228c.

eso1228d

Kuasar HE0109-3518 çevresindeki gökyüzünün Geniş görüş alanı / ESO1228d.

eso1228e

Erken Evrenin Karanlık Galaksileri (kesikler) / ESO1228e.



Kaynak : ESO / VLT Gözlemi (11 Temmuz 2012)

Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
19 Temmuz 2012       Mesaj #163
Avatarı yok
Yasaklı
APEX Şimdiye Kadarki En Keskin Gözlemde Yerini Aldı / Şili, Hawaii ve Arizona’daki Teleskoplar İnsan Gözünün İki Milyon Katı Hassasiyete Ulaştı

eso1229a

Quasar (Kuasar) 3C 279

Uluslararası bir gökbilimciler ekibi uzak bir kuasarın merkezini insan görüşünden iki milyon kez daha duyarlı, eşi benzeri görülmemiş bir keskinlikte görüntüledi. Gözlemler Atacama Pathfinder Deneyi (APEX) teleskobunu [1] ilk kez farklı kıtalarda bulunan başka iki teleskoba bağlanmasıyla gerçekleştirildi. Bu işlem “Olay Ufku Teleskobu” projesinin [2] heyecan verici bilimsel amacı için oldukça önemli bir adımdı: kendi gökadamızın ve diğerlerinin merkezindeki süper kütleli karadelikleri görüntülemek.

Gökbilimciler Şili’deki APEX, Hawaii, ABD’deki Milimetre-altı Dizgesi (SMA) [3] ve Arizona, ABD’deki Milimetrealtı Teleskobu’nu (SMT) [4] birlikte kullandılar. Merkezinde Güneş’ten yaklaşık bir milyar kat daha büyük, süper kütleli bir karadelik bulunduran ve ışığı yeryüzüne 5 milyar yılda ulaşan parlak kuasar 3X 279’un doğrudan [5] en keskin görüntüsünü elde ettiler. APEX, Max Planck Radyo Gökbilim Enstitüsü (MPIfR), Onsala Uzay Gözlemevi (OSO) ve ESO arasındaki ortak bir projedir. APEX ESO tarafından işletilmektedir.

Teleskoplar Çok Uzun Hat Girişimölçeri (VLBI) olarak bilinen bir yöntemle birleştirildiler. Daha büyük teleskoplar daha keskin (net) gözlemler yapabilir, ve girişimölçer yöntemiyle birden fazla teleskop aralarındaki mesafenin — ya da “hattın” — uzunluğu ölçeğinde tek bir teleskop gibi davranabilir. VLBI yöntemi ile teleskoplar arasındaki mesafe mümkün olduğunca arttırılarak en keskin görüntü elde edilebilir.

Ekip kuasar gözlemleri için Arizona’dan Hawaii’ye 4627 km, Şili’den Arizona’ya 7174 km ve Şili’den Hawaii’ye 9447 km’lik bir hat üzerindeki üç teleskobu kullanarak kıtalararası bir girişimölçer oluşturdular. Şili’deki APEX’e bağlanmak oldukça zordu çünkü en uzun hat üzerinde bulunuyordu.

Gözlemler 1.3 milimetre dalgaboyundaki radyo dalgalarıyla gerçekleştirildi. Bu şimdiye kadar bu kadar uzun bir hatta gerçekleştirilen en kısa dalgaboylu gözlemdi. Gözlemler 28 mikro açı saniyesi — bir derecenin 8 milyarda biri açısal çözünürlük ya da netlikte elde edildi. Bu insan gözünün ayırt edebileceği bir detayın iki milyon katı anlamına geliyor.Bu keskinlikte bir gözlem kuasar üzerinde bir ışık-yılından daha az bir ölçeğin ölçülebileceğini gösteriyor — milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki bir hedef için elde edilen dikkate değer bir başarı.

Gözlemler süper kütleli karadelikleri ve etrafındaki bölgeleri görüntüleme yolunda yeni bir döneme işaret ediyor. Gelecekte bu yöntemle daha fazla teleskobu birbirine bağlayarak Olay Ufku Teleskobu’nun oluşturulması planlanıyor. Olay Ufku Teleskobu Samanyolu gökadasının merkezindeki ve diğer yakın gökadalardaki süper kütleli karadeliklerin gölgelerini görüntüleyebilecek. Gölge — parlak arka fona karşı görülen karanlık bir bölge — karadelik tarafından ışığın bükülmesiyle oluşan ve ışığın dahi kaçamadığı sınır içindeki, karadeliğin olay ufkunun varlığına dair ilk doğrudan gözlemsel kanıt olabilir.

Deneyle birlikte APEX ilk kez VLBI gözlemlerinde görev almış oldu ve atmosfer basıncının deniz seviyesindekinin yarısı kadar olduğu Şili’deki And Dağlarının zirvesinde bulunan 5000-metre yüksekliğe sahip Chajnantor platosundaki APEX’in üç yıllık zorlu çalışma koşullarının sınırları zorlandı. APEX’in VLBI gözlemine hazır olması için Almanya ve İsveç’ten gelen bilim insanları, yeni dijital veri edinme sistemi, oldukça hassas bir atom saati ve zorlu çevre koşulları altında saatlerce saniyede 4 gigabit kayıt yapabilecek basınçlı veri kayıt cihazları kurdular. [6] Her teleskoptan alınan 4 terabayt boyutundaki veriler Bonn’daki Max Planck Radyo Gökbilim Enstitüsü’nde analiz edilmek üzere sabit disklerle Almanya’ya gönderildi.

Başarılı bir şekilde eklenen APEX’in başka bir önemi daha var.Yerleşkesini ve teknolojisinin birçok yönünü yeni Atacama Büyük Milimetre/milimetrealtı Dizgesi (ALMA) teleskobu ile paylaşıyor. [7] ALMA halen inşa halinde ve tamamlandığında APEX gibi 12-metre çaplı 54 çanak ve 7-metre çaplı daha küçük 12 teleskoptan oluşacak. ALMA’nın bir ağa bağlanma olasılığı üzerinde halen çalışılıyor. ALMA antenlerinin oldukça geniş toplama alanı ile, bu başlangıç testlerinden 10 kat daha duyarlılığa çıkabilir. Bu ise Samanyolu’nun süper kütleli karadeliğinin gölgesini gelecek gözlemler için erişime açacaktır.

Notlar:

[1] APEX, Max Planck Radyo Gökbilim Enstitüsü (MPIfR), Onsala Uzay Gözlemevi (OSO) ve ESO arasındaki bir işbirliğidir. APEX’in Chajnantor’daki işletimi ESO’ya verilmiştir. APEX şu anda aynı platoda inşa edilen ve işletilen yeni nesil milimetrealtı teleskop, Atacama Büyük Milimetre/milimetrealtı Dizgesi (ALMA) için bir öncü, test görevi görmektedir.

[2] Olay Ufku Teleskobu projesi MIT Haystack Gözlemevi (ABD) tarafından koordine edilen uluslararası bir işbirliğidir.

[3] Mauna Kea, Hawaii’deki her biri 6 metre çapa sahip 8 çanaktan oluşan Milimetrealtı Dizgesi (SMA) Smithsonian Astrofizik Gözlemevi (ABD) ve Sinica Astronomi ve Astrofizik Enstitüsü (Tayvan) tarafından işletilmektedir.

[4] Arizona’daki Mount Graham tepesinde bulunan 10 metre çaplı Milimetrealtı Teleskobu’nu (SMT) Tucson, Arizona’daki (ABD) Arizona Radyo Gözlemevi (ARO) işletmektedir.

[5] Daha detaylı ölçekler için bazı dolaylı yöntemler kullanılmıştır, örneğin mikro merceklenme (bkz=>heic1116) ya da yıldızlararası parıldama gibi, fakat bu doğrudan gözlemler için bir rekordur.

[6] Bu sistemler ABD (MIT-Haystack gözlemevi) ve Avrupa’da (MPIfR, INAF — VLBI Radyo Gökbilim Enstitüsü ve HAT-Lab) paralel olarak geliştirilmiştir. Oldukça hassas bir atomik saat olarak hidrojen mazer zaman standartı (T4Science) kurulmuştur. SMT ve SMA halihazırda VLBI benzeri donatılmıştır.

[7] Atacama Geniş Milimetre/milimetrealtı Dizgesi (ALMA), Avrupa, Kuzey Amerika ve Doğu Asya’nın Şili Cumhuriyeti işbirliğinde yürüttüğü uluslararası bir gökbilim tesisidir. ESO, ALMA’nın Avrupalı ortağıdır.



Kaynak : ESO Basın Açıklaması / Kurumsal Bülten (18 Temmuz 2012)
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
19 Temmuz 2012       Mesaj #164
Avatarı yok
Yasaklı
APEX İle Uzak Bir Kuasarın Merkezi Görüntülendi

eso1229b

VLBI gözlemlerinde kullanılan 1,3 mm teleskop gözlemleri kuasar 3C 279 / ESO1229b.

eso1229c

Atacama Pathfinder Experiment (APEX) / ESO1229c.

eso1229d

Arizona Radyo Gözlemevi'nden Milimetre Teleskobu (SMT) / ESO1229d.

eso1229e

Mauna Kea, Hawaii milimetreden Array (SMA) / ESO1229d.

eso1229f

Başak takımyıldızında Kuasar 3C 279 Konumu / ESO1229f.



Kaynak : ESO / APEX Teleskobu Gözlemi (18 Temmuz 2012)
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
28 Temmuz 2012       Mesaj #165
Avatarı yok
Yasaklı
VLT Büyük Kütleli Yıldızların Etkileşen Çiftlerin Ürünü Olduğunu Keşfetti

eso1230a

Parlak Yıldızlar Yalnız Değilmiş!

ESO’nun Çok Büyük Teleskobu’nun da (VLT) kullanıldığı yeni bir çalışmaya göre, gökada gelişimlerini yönlendiren büyük kütleli parlak yıldızların yalnız olmadıkları ortaya çıktı. Bu tür yıldızların nerdeyse dörtte üçünün yoldaş bir yıldıza sahip olduğu bulundu ki, bu daha önce düşünülenden oldukça fazla bir oran. Şaşırtıcı bir şekilde bu çiftlerin büyük çoğunluğu yıkıcı etkileşimler yaşamaktadır, bu etkileşim bir yıldızdan diğerine kütle aktarımı şeklindedir ve bu çiftlerin yaklaşık üçte biri sonunda tek bir yıldız haline gelmektedir.

Evren değişik bir yerdir ve pek çok yıldız Güneş’ten epeyce farklıdır. Uluslararası gökbilimciler ekibi VLT’yi kullanarak, çok yüksek sıcaklığa, kütleye ve parlaklığa sahip olan O-türü olarak bilinen yıldızlar üzerinde çalıştı. [1] Bu yıldızlar kısa ve şiddetli yaşamları boyunca gökadaların gelişimlerinde anahtar rol oynamaktadır. Ayrıca bu yıldızlar, daha küçük olan yoldaş yıldızın daha büyük komşusunun yüzeyinden madde kopardığı sistemler olan “vampir yıldızlar” ve gama-ışın patlamaları olarak bilinen olağan dışı olaylarla bağlantılıdır.

Çalışmanın baş yazarı Hugues Sana (Amsterdam Üniversitesi, Hollanda) “Bu yıldızlar kesinlikle büyük yaratıklar” diyor, “Bunlar Güneşin 15 ya da daha fazla katı kütleye sahip olup, bir milyon kat daha fazla parlak olabilirler. Bu yıldızlar o kadar sıcaktır ki parlak mavi-beyaz ışık saçarak parlamakta ve yüzey sıcaklıkları 30 000 santigrat dereceye ulaşmaktadır.”

Gökbilimciler Samanyolu’ndaki O-türü 71 tek yıldız örneğini ve yakın altı yıldız kümesindeki çift yıldızları inceledi. Gözlemlerin çoğu VLT de dahil olmak üzere ESO teleskopları kullanılarak gerçekleştirildi.Ekip bu hedeflerden [2] gelen ışığın öncesine göre daha detaylı şekilde gerçekleştirdikleri analizle O-türü yıldızların % 75’inin çiftli sistemlerde bulunduğunu keşfetti. Bu yüzde miktarı önceden düşünülen orana göre daha yüksek bir miktar olup, ilk defa kesin olarak belirlenmiştir. Daha önemlisi birbirleriyle etkileşecek kadar yakın olan (yıldız birleşmeleri veya vampir yıldızlar diye adlandırılan kütle aktarımı vasıtasıyla) bu çiftlerin oranının şimdiye kadar düşünülenden çok daha yüksek olmasının gökada gelişimini anlamamızda derin etkileri olacaktır.

O-türü yıldızlar evrendeki yıldızların çok küçük bir kısmını oluşturmaktadır, fakat bunlarla ilişkilendirilen şiddetli olaylar, çevreleri için orantısız bir etkiye neden olmaktadır. Bu yıldızlardan gelen rüzgarlar ve şok dalgaları yıldız oluşumunu hem tetiklemekte hem de durdurabilmektedir. Işınımları parlak bulutsuların parlamasını güçlendirmekte, süpernovaları gökadaları yasam için çok önemli olan ağır elementlerce zenginleştirmekte ve evrendeki en güçlü olaylar arasında olan gama ışınım patlamaları ile ilişkilendirilmektedir. O-türü yıldızlar bu yüzden gökada gelişimini yönlendiren pek çok mekanizmanın içinde yer almaktadır.

Çalışma ekibinden Selma de Mink (Uzay Teleskobu Bilim Enstitüsü, ABD) “Eğer Bir yıldız başka bir yıldızla birlikte yaşıyorsa, yaşamı büyük bir şekilde etkilenmektedir” diyor, “İki yıldız birbirine çok yakınsa, bunlar sonunda tek bir yıldız haline gelebilirler. Hala birleşmemişlerse bu kez bir yıldız diğerinin yüzeyinden sık sık madde çekecektir.” Ekip O-türü yıldızlar arasındaki şiddetli birleşmelerin oranını %20-30 olarak tahmin ediyor. Fakat görece daha ılımlı olan % 40-50 oranındaki tahminler içeren vampir yıldızlar senaryosu, bu yıldızların nasıl gelişim gösterdiklerine dair derin etkilere sahiptir.

Gökbilimciler şimdiye dek çoğunlukla kapalı yörüngeye sahip büyük kütleli çiftli yıldızların istisna olduğunu kabul etmişler, bunların X-ışın çiftlerini, çift pulsarları ve karadelik çiftleri gibi egzotik olayları açıklamak için gerekli olduklarını düşünüyorlardı. Yeni çalışmaya göre evreni düzgün bir şekilde yorumlamak için, bu şekilde bir sadeleştirme doğru olmaz: büyük kütleli çift yıldızların sadece yaygın değil, onların yaşamları da temel olarak tekil yıldızlarınkinden farklı.

Örneğin, vampir yıldızlar durumunda daha küçük, düşük kütleli yıldız eşleniğinden taze hidrojen aldıkça gençleşmektedir. Kütlesi büyük oranda artarken yoldaşından ve aynı kütleye sahip tekil yıldızlardan daha uzun süre yaşatacaktır. Bu arada kurban yıldız aydınlık bir kırmızı süper dev olma şansından önce etrafındaki tabakayı atmaktadır. Onun yerine sıcak, mavi merkezi ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, uzak gökadanın yıldız nüfusu olduğundan çok daha genç görünebilir. Hem gençleşmiş vampir yıldızlar hem de sönükleşmiş kurban yıldızlar daha sıcaklaşıp, mavileşip daha genç yıldız görünümlerini taklit etmektedir. Etkileşen büyük kütleli çiftli yıldızların gerçek oranlarını bilmek bu uzak gökadaları doğru bir şekilde tanımlamak için çok önemlidir. [3]

Hugues Sana “Gökbilimcilerin uzak gökadalar hakkındaki tek bilgileri teleskoplarımıza ulaşan ışıktır. Bu ışıktan neyin sorumlu olduğuna dair bir varsayımda bulunmadan, gökadaların ne kadar kütleli veya ne kadar genç olduğu hakkında bir sonuca varamayız Bu çalışma pek çok yıldızın tekil yıldız olduğuna dair sıkça yapılan varsayımların yanlış sonuçlara yol açabileceğini göstermiştir” diye sonlandırıyor.Bu etkilerin ne kadar büyük olduğunu ve bu yeni bakış açısının gökada gelişimine bakışımızı ne kadar değiştireceğini anlamak için başka çalışmalara ihtiyacımız olacaktır. Çiftli yıldızları modellemek karmaşıktır bu yüzden gökada oluşum modeline tüm bu uygulamaların dahil edilmesi zaman alacaktır.

Notlar:

[1] Pek çok yıldız tayfsal tipine veya rengine göre sınıflandırılır. Bu sırayla yıldızların kütlesi ve yüzey sıcaklığıyla ilişkilidir. En maviden (ve bu yüzden en sıcak ve en yüksek kütleli) en kırmızıya (ve bu yüzden en soğuk ve en düşük kütleli), bilinen en ortak sınıflandırma dizisi O,B,A,F,G,K ve M’dir. O-tipi yıldızların yüzey sıcaklıkları 30 000 Santigrat derece veya daha fazla olup, parlak açık mavi olarak görülmektedir. Güneş kütlesinin 15 veya daha büyük katına sahiptirler.

[2] Çiftli yıldız sistemlerinde bileşen yıldızlar genellikle ayrı ışık noktaları olarak doğrudan görülecek şekilde birbirlerine çok yakın yer almaktadırlar. Oysa ki grup VLT’nin Mor ötesi ve Görünür Echelle Tayfçeker’i (UVES) kullanarak çiftlenim yapısını gözlemleyebilir. Tayf çeker bir yıldızın ışığını, Güneş ışığını gökkuşağına bozan bir prizma gibi yaymaktadır. Yıldız ışığındaki baskılar, ışığın belirli renklerini koyulaştıran yıldız atmosferlerinde ki elementler tarafından oluşturulan küçük barkod benzeri desenlerdir. Astronomlar tek yıldızları gözlemlediğinde bu emilim çizgileri sabitken, çiftli sistemlerde iki yıldızdan gelen çizgiler yıldızların hareketlerinden dolayı birbirlerine göre hafifçe kaymıştır. Bu çizgilerin birbirlerinden ne kadar kaydığının ölçütü ve zaman içinde hareket yolları, astronomların yıldızların hareketlerini belirlemelerine olanak verir, buradan madde değişimi veya birleşme olacak kadar yakın olduğunu da içeren yörüngesel özellikler belirlenir.

[3] Çok sayıda ki vampir yıldızların varlığı önceden açıklanamayan olaylarla çok iyi uyuşmaktadır. Üstnova olarak patlayan yıldızların yaklaşık üçte birinin içlerinde çok az hidrojen içerdiği gözlenmiştir. Bu yıldızların genellikle geniş miktarda hidrojen içerdiğine dair şaşırtıcı gerçeği ortaya koymaktadır. Oysa ki hidrojenden zayıf üstnovaların oranı bu çalışma ile bulunan vampir yıldızların oranıyla yakından eşleşmektedir. Vampir yıldızların kurbanları olarak hidrojenden zayıf üstnovalara sebep olması beklenir, kurbanın bir süpernova olarak patlama ihtimalinden önce hidrojenden zengin dış tabakaları vampir yıldızın kütleçekimi tarafından koparılır.



Kaynak : ESO Basın Açıklaması / Bilim Bülteni (26 Temmuz 2012)
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
28 Temmuz 2012       Mesaj #166
Avatarı yok
Yasaklı
O - Türü Yıldızlar

eso1230b

Yıldız oluşum bölgelerinde Sıcak ve parlak O - türü yıldızlar / ESO1230b.



Kaynak : ESO / VLT (Very Large Telescope) Gözlemi (26 Temmuz 2012)
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
3 Ağustos 2012       Mesaj #167
Avatarı yok
Yasaklı
Nehirde Mavi Bir Girdap

eso1231a

Spiral Galaksi NGC 1187

ESO’nun Çok Büyük Teleskobu ile çekilen yeni görüntüde NGC 1187 gökadası görülüyor. Bu etkileyici sarmal Irmak takımyıldızı doğrultusunda yaklaşık 60 milyon ışıkyılı uzaklıkta bulunuyor. NGC 1187 geçtiğimiz otuz yıl içerisinde, sonuncusu 2007 gerçekleşen iki süpernova patlamasına ev sahipliği yaptı. Gökadanın bu görüntüsü şimdiye kadar elde edilen en detaylı olanıdır.

Yeni VLT görüntüsünde NGC 1187 gökadası [1] neredeyse tam karşıdan görülüyor, böylece sarmal yapısı daha iyi görüntülenebiliyor. Her biri çok miktarda gaz ve toz içeren yaklaşık yarım düzine belirgin sarmal kol görülebiliyor. Sarmal kollardaki mavimsi yapılar yıldızlararası gaz bulutlarından doğan genç yıldızların varlığına işaret ediyor.

İç bölgelere doğru gittiğimizde sarı renkli ışıldayan bir gökada merkezi görüyoruz. Gökadanın bu kısmı çoğunlukla yaşlı yıldızlar, gaz ve tozdan meydana geliyor. NGC 1187’de yuvarlak bir merkez yerine, hemen göze çarpmayan bir merkezi çubuk yapısı bulunuyor. Bu tür çubuk yapıların gazı sarmal kollardan merkeze çekerek burada yıldız oluşumunu arttırdıkları düşünülüyor.Gökadanın etrafındaki bölgede birçok daha sönük ve daha uzak gökada da görülebiliyor. Hatta bazıları NGC 1187 diski boyunca uzanıyor. Çoğunlukla kırmızımsı tonları çok daha yakın nesnelerin açık mavi yıldız kümeleriyle zıtlık meydana getiriyor.

NGC 1187 sakin ve değişmez görünüyor, fakat 1982’den bu yana iki tane süpernova patlamasına ev sahipliği yaptı. Bir süpernova patlaması ya büyük kütleli bir yıldızın ya da bir ikili sistemdeki beyaz cücenin [2] ölümüyle gerçekleşen şiddetli bir yıldız patlamasıdır. Süpernovalar evrendeki en enerjik olaylardan biridir ve gözden kaybolmadan önce haftalar veya aylar boyunca tüm gökadayı gölgede bırakacak kadar parlak olabilirler. Bu kısa sürede bir süpernova Güneş’in beklenen tüm ömrü boyunca etrafına saçtığı enerjiyi üretebilmektedir.

Eylül 1982’de NGC 1187’de görülen ilk süpernova — SN 1982R [3] ESO’nun La Silla Gözlemevi’nde keşfedildi ve yakın zamanda, 2007 yılında, Güney Afrika’dan amatör gökbilimci Berto Monard gökada içerisinde başka bir süpernovayı gözledi — SN 2007Y. Daha sonra bir gökbilimciler ekibi birçok farklı teleskop [4] kullanarak yaklaşık bir yıl boyunca SN 2007Y’yi ayrıntılı olarak görüntülediler. NGC 1187’nin yeni görüntüsü bu çalışmanın bir parçası olarak yapılan gözlemlerle oluşturuldu, ve süpernova maksimum parlaklığından uzun zaman sonra, görüntünün alt kısmında görülebilmektedir.Veriler ESO’nun Şili’de bulunan Paranal Gözlemevi’ndeki Çok Büyük Teleskobu’na takılan FORS1 aygıtı ile elde edilmiştir.

Notlar :

[1] Bu gökada William Herschel tarafından İngiltere’de 1784 yılında keşfedilmiştir.

[2] Büyük kütleli bir yıldız — güneşin sekiz katından daha büyük kütleli — nükleer yakıtını bitirip, artık kütleçekimsel çökmeye karşı koyamadığı zaman bir tür süpernova patlamasına maruz kalır. Alternatif olarak başka bir tür süpernova patlaması bir çift sistemdeki karbon-oksijen beyaz cücesi yıldızın büyük kütleli yoldaş yıldızından madde çekmesiyle meydana gelir. Yeterince madde aktarıldığında yıldız çökmeye başlar ve süpernova patlaması üretilir.

[3] Süpernovaların keşfedildikten sonra isimlendirilmesinden Uluslararası Astronomi Birliği sorumlu. İsim, keşif yılından, ve eklenen bir veya iki harften oluşuyor. Yılın ilk 26 süpernovası A’dan Z’ye büyük harfleri alıyor. Takip eden süpernovalar keşif yılı ve iki küçük harfle gösteriliyorlar.

[4] SN 2007Y hakkında ayrıntılı bilgi için Stritzinger ve ark. tarafından hazırlanan makaleye bakılabilir.



Kaynak : ESO Basın Açıklaması / Görüntülü Bülten (01 Ağustos 2012)
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
3 Ağustos 2012       Mesaj #168
Avatarı yok
Yasaklı
Şiddetli Olayların Gerçekleştiği Sakin Bir Gökada


eso1231c

Eridanus takımyıldızında bulunan sarmal gökada NGC 1187 / ESO1231c.


eso1231d

Sarmal gökada NGC 1187 çevresindeki gökyüzünün Geniş görüş alanı / ESO1231d.




Kaynak : ESO / VLT (Very Large Telescope) Gözlemi (01 Ağustos 2012)
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
4 Ağustos 2012       Mesaj #169
Avatarı yok
Yasaklı
Kırmızı Yıldız Kozaları

potw1231a

Yıldız Kozaları

Dünya üzerinde kozalar yeni bir hayat ile ilişkilendirilir. Uzayda da “kozalar” vardır ancak içindeki krizalitin güveye dönüşmesi için koruma sağlamaktan ziyade yeni yıldızların doğum yeri olarak işlev görürler.

Bu resimde görülen ESO’nun Yeni Teknoloji Teleskobu’nda bulunan EFOSC2 cihazı ile çekilen kırmızı bulut, yıldız oluşum bölgelerinden birine mükemmel bir örnektir. Yaklaşık 10 bin ışık yılı uzaklıktaki ve yaklaşık 9 ışık yılı genişliğindeki bu bulut RCW 88 olarak adlandırılır. Güvenin kozası gibi ipekten oluşmamıştır ama yeni oluşan yıldızları parlak hidrojen gazı sarmaktadır. Hidrojen gazı kendi çekimi altında çöktükçe yeni yıldız oluşumları meydana geliyor. Işıltıyla parlamakta olan bazı daha gelişmiş yıldızlar, bulutun içine dikkatle bakıldığında tam olarak görülebilir.

Bu genç sıcak yıldızlar yüksek enerjilidir ve buluttaki hidrojen atomlarından elektronları koparır, pozitif yüklü proton parçacıklarını bırakarak yüksek miktarda mor ötesi ışınım yayar. Elektronlar protonlar tarafından tekrar yakalandığı için karakteristik kırmızı parıltılı H-alfa ışığı yayabilirler.Bu yıldız oluşum bölgelerinin bulunmasında gökyüzü boyunca H-alfa filtresi ile gözlem yapmak gökbilimciler için en kolay yoldur. Bu görüntünün elde edilmesinde kullanılan dört filtreden biri özel bir H-alfa filtresiydi.



Kaynak : ESO / Haftanın Görüntüsü (30 Temmuz 2012)
Avatarı yok
nötrino
Yasaklı
18 Ağustos 2012       Mesaj #170
Avatarı yok
Yasaklı
Avcı ALMA'ya Eşlik Ederken

potw1233a

ALMA Üzerinde Avcı Takımyıldızı

Atacama Büyük Milimetre/milimetre altı Dizgesi (ALMA) antenlerinin üzerindeki Avcı takımyıldızı, Şili’nin karanlık gökyüzünde parlarken dizgeye eşlik ediyor. Belirgin kum saati şekli ve merkezinde bulunan avcı kemerinin (orion kuşağı) üç parlak yıldızı ile takımyıldızı kolaylıkla tanınabilir. Güney yarımküre’den çekilen bu görüntü kemerin üstündeki avcının kılıcını gösteriyor. Kılıç gökyüzünün en heyecan verici özelliğinden biri olan ortasındaki yıldız gibi görülen avcı bulutsusunun evidir. Bu bulanık belli belirsiz bulutsu iyi koşullar altında çıplak gözle görülür.

Görüntüde görünen üç ALMA anteni toplam 66 antene sahip olan ALMA dizgesinin sadece küçük bir bölümünü gösteriyor. ALMA 16 kilometreden fazla mesafeye yayılmış olan antenlerinden gelen sinyalleri tek bir dev teleskop oluşturmak için interferometre olarak adlandırılan tekniği kullanarak bir arada topluyor. Yapımı 2013 yılına kadar sürecek olması nedeniyle tamamlanmamış olmasına rağmen, ilk bilimsel gözlemler antenlerin bir kısmı ile 2011’in sonlarında başladı.

Şili And dağları eteklerinde 5000 metre yükseklikte bulunan dünyanın en kurak bölgelerinden biri olan Chajnantor platosunda, ALMA üstün gözlem koşullarını garanti etmektedir. Chajnantor gibi yüksek ve kurak bölge ALMA’nın gözlemlemek için tasarlandığı ışığın milimetre ve milimetre altı dalga boyunu dünya atmosferindeki su buharı ve oksijenin kuvvetlice soğurabilmesi için gereklidir.Fotoğraftaki antenler biraz daha aşağıdaki 2900 metre rakımda kurulmuş olan ALMA’nın Operasyon Destek Tesisi’nde test ediliyor. Önce test edilip ve tam olarak donatıldıktan sonra yüksekteki Chajnantor platosuna çalışmaya başlamak üzere taşınıyor.Bu görüntü ESO fotoğraflarınız Flickr grubuna fotoğraf gönderen Adrian Russell tarafından çekildi.

Uluslararası bir gökbilim tesisi olan ALMA, Şili Cumhuriyeti ile işbirliği içerisinde bir Avrupa, Kuzey Amerika ve Doğu Asya ortaklığıdır. ALMA'nın yapımı ve operasyonları Avrupa'yı temsilen Avrupa Güney Gözlemevi (ESO), Kuzey Amerika'yı temsilen Ulusal Radyo Gökbilim Gözlemevi (NRAO) ve Doğu Asya'yı temsilen Japonya Ulusal Gökbilim Gözlemevi (NAOJ) tarafından sürdürülmektedir. ALMA Gözlemevi Ortaklığı (JAO) birleşik liderliği ve ALMA'nın yapımını, işletilmesini ve operasyonlarının yönetilmesini sağlamaktadır.



Kaynak : ESO / Haftanın Görüntüsü (13 Ağustos 2012)

Benzer Konular

4 Aralık 2014 / Misafir Uzay Bilimleri
16 Eylül 2008 / virtuecat Coğrafya
27 Nisan 2009 / HipHopRocK Siyasal Bilimler
27 Nisan 2009 / HipHopRocK Siyasal Bilimler