Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 33.078|Cevap: 5|Güncelleme: 22 Kasım 2016

Ahlak Nedir?

Kısaca
Ahlak, insanların toplum içindeki davranışlarını ve birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla başvurulan kurallar dizgesi, başka insanların davranışlarını olumlu ya da olumsuz biçimde yargılamakta kullanılan ölçütler bütünü.
Mesaja atla
19 Aralık 2007 21:38   |   Mesaj #1   |   
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın
Ad:  ahlak55.jpg
Gösterim: 25
Boyut:  58.4 KB

AHLAK, -kı a. (ar. hulk’un çoğl. ahlak)
1. Mutlak olarak iyi olduğu düşünülen ya da belli bir yaşam anlayışından kaynaklanan davranış kuralları topluluğu: Katı bir ahlak anlayışı.
Sponsorlu Bağlantılar
2.
iyinin ve kötünün bilimi: etik ilkeler tarafından yönlendirilmeleri bakımından ele alınan insan davranışlarının kuramı. (Bk. ansikl. böl.)
3.
Bir kimsenin iyi niteliklerini ya da kişiliğini belirten tutum ve davranışlar bütünü; huy: Ahlakı bozulmak. Yüzü güzel ama ahlakı nasıldır bilemem.

Esk. Ahlak-ı fazıla, erdemli davranışlar, iyi ahlak.
  • Ahlak-ı hamide, övülecek huylar, övülmeye değer ahlak.
  • Ahlak-ı basene, güzel huylar.
Fels. Ahlak yasası. Kant'a göre, mutluluğa ulaşmayı sağlayan yasa. (Kant, şöyle der: “Mutluluğa layık olmanın yolunu göstermekten başka bir nedene dayanmayan yasaya [eğer böyle bir şey varsa], ahlak yasası ya da töreler yasası diyorum" [Pratik aklın eleştirisi, 2, 2]).

Huk.
  • Ahlak kuralları, devletin yaptırım gücünden yoksun olsalar da toplum hayatında düzenleyici etkinlikleri olan kurallar. (Ahlak kuralları, bir toplumda zaman içerisinde gelişen ve insan davranışlarını iyi ya da kötü diye niteleyen kurallardır.)
  • Ahlak ve adap, türk hukuk sisteminin aynı, anlamda ama, ayrı ayrı kullandığı iki sözcük.
  • Ahlak ve adaba aykırı işlemler, ahlak kuralının, uyulması zorunlu nitelik kazanmış ilkelerine aykırı işlemler.(Türk hukuk sisteminde ahlaka [adaba] aykırı işlemler geçersizdir [Borçlar k. md. 19,20]; bir'işlemin ahlaka aykırı olup olmadığı tarafların sübjektif düşüncelerine göre değil, objektif ölçülere göre yapılır.)
  • Ahlak zabıtası -ZABİTA.
isl. Kuran ve hadislere dayanan İslam ahlakı beş ana temeli içerir:
  1. insanın Allah'a karşı görevleri (kulluk);
  2. insanın kendisine karşı görevleri;
  3. insanın ailesine karşı görevleri;
  4. insanın ülkesi ve ulusuna karşı görevleri;
  5. insanın bütün insanlara karşı görevleri.
Kuran'ın çeşitli surelerinde (Bakara, Enam, Yunus, Hud, İbrahim, Kehf, Nahl, İsra, Taha, Enbiya, Rum, Secde, Fatır, Furkan, Enfal vb.) çok sayıda ayet, doğrudan ahlakla ilgilidir.

Hz. Muhammet, hadislerinde onur, cesaret, doğruluk, konukseverlik, sabır gibi eski kabile yaşamında var olan ahlaksal kavram ve değerlere, Allah ve kıyamet korkusu, iyilik, sevecenlik, içtenlik, merhamet ve müminler arasında kardeşlik gibi öğeleri işleyip ekleyerek İslam ahlakına ayrı bir özellik kazandırdı.

ibn ül-Mukaffa’nın Kelile ve Dimne çevirisiyle İran, ishak bin Huneyn’in Aristoteles çevirileriyle de yunan görüşleri bir sentez niteliğindeki İslam ahlakının oluşmasında etkin 'rol oynadı. Yunan ahlak görüşünün İslam dünyasında daha da yaygınlaşmasınıysa ibn Miskeveyh’in Tezhib ül-ahlak adlı eseri sağladı. Nitekim ondan sonra gelen ve eserleri geniş ün yapan Nasrettin-i Tusi ve Celalettin Devva ni, ibn Miskeveyh'ten yararlandılar, ibn Miskeveyh’in bu kitabı Ahlakı olgunlaştırma adıyla türkçeye de çevrildi. Ahlak konusunda eser veren İslam yazarlar arasında el Maverdi, Haris i Muhasibi, Abdullah bin Mübarek, Kınalızade Ali ve Yakub el-Kindi'nin adları belirtilebilir.

Tanrıbil.
  • Ahlaksal erdemler, toplumda kişinin kendisine ya da başkalarına karşı iyi davranma eğilimleri. (Genellikle, dört ana erdemde toplanırlar: adalet, ileri- görüşlülük, ılımlılık ve güç. Bunlara, ana erdemler de denir.)
  • Tanrıbilimsel ahlak, tanrıbilimin, insan davranışının kurallarını inceleyen konusu.
ANSİKL. Fels. Platon, sofistlere karşı, ahlakın bir önyargılar topluluğu olmadığını ve insan davranışlarını düzenleyen yargının, bir sanıya indirgenemeyeceği- ni, ama herkes için geçerli bir nedene dayandığını temellendirmek istedi. Platon’ un bulup ortaya çıkarmak istediği şey, bu temeldi, yani bu değerler bilimiydi.

Sistemli ilk ahiak öğretisi, Aristoteles’ le birlikte ortaya çıktı. Bu filozofa göre herkes iyiye ulaşmak ister; iyinin doğası ve ona ulaştıran araçlar üzerinde düşünür: “Bütün edimlerimiz, yalnız kendisi için istediğimiz bir erek taşıyorsa (bütün öteki şeyler yalnızca onun için istenmişse) ve seçişlerimiz bir başka şeyle hiçbir zaman belirlenmemişse (...) bu ereğin iyiden, yani en yüce iyiden başka bir şey olamayacağı apaçıktır" (Nikhomakhos ahlakı, 1, 2, 1094). Mutluluk da tıpkı böyledir. Çün kü mutluluğu, “her zaman kendisi için seçeriz ve hiçbir zaman bir başka şey için seçmeyiz" (ay. y). Ama Aristoteles'e göre bu yüce iyi, belli bir etkinlik, yani aklın etkinliğiyle belirlenmiş insan davranışı sonucunda elde edilir.

Descartes’a göre, "ruhun hoşnutluğu" demek olan yüce iyiye ulaşmamızı enge- leyen şey, tutkulardır. Bundan ötürü Des- cartes, günlük yaşamda eylemde buluna bilmek için yargıları askıya alır ve bir "geçici ahlak” benimser. Bu ahlak, doğruluğun (hakikatin) ve bilimin bulunacağı ana kadar yaşamın yönlendirilmesi için geçici olarak gerekli ve pratik kurallardan oluşmuştur. “Şimdilik, bir ahiak oluşturuyordum kendime ve bu ahlak, üç ya da dört kuralı kapsıyordu [...] Bunların birincisi, ülkemin yasalarına ve törelerine uymaktı [...]” (Yöntem üzerine konuşma, 3). Descartes'ın ikinci kuralı, en sağlam görüşleri ve aklın yönlendirdiği görüşleri izlemekti. Üçüncüsü, yerleşmiş kurallara saygı duymak için bireysel istekleri yenmekti: "Yazgıdan çok kendimi yenmeye, dünyanın düzeninden çok isteklerimi değiştirmeye çalışmaktı” (ay.y.).

Kant'a göre, bütün bu ahlakların kusuru, çıkar gözetmez olmamalarıdır. Gerçekten de birey, iyiliği, dünyadaki ya da öbür dünyadaki mutluluk umuduyla yapmaktadır her zaman. Oysa Kant’a göre ahlaksal değer, “iyiliği, eğilim sonucu değil de ödev olarak” yapmakta aranmalıdır (Ahlak metafiziğinin temellendirilmesi, 1). Kant'ın ahlakı, insanlarda ortak bir nitelik bulunduğu düşüncesine dayanır. Bu nitelik, yasaya uyması gereken iyi istençtir (iradedir). Ama iyi istenci, yasanın bu yasa evrensel olarak geçerlidir - yalın bir ortaya konuşu belirleyebilir ancak. Yasanın ve aklın yargısının böylesine biçimci bir anlayışla ele alınması, kantçı ahlakın, deneyimin öğrettiklerine dayandırılamaması sonucunu doğurur. "Ahlakı, örneklerden çıkarsamak ona yapılabilecek en kötü hizmettir. Çünkü bana önerilen her örneğin, özgün bir örnek, yani bir model olmaya layık olduğunun bilinmesi için, daha önceden, ahlaklılık ilkelerine göre yargılanması gerekir ve bu örnek ilk ağızda hiçbir zaman ahlaklılık kavramını sunamaz bize” (ay.y., 2).

Demek ki ahlak, deneyimlerin ya da çıkar gözetmenin tüm etkilerinin dışında, ancak önselin (a priori' nin), ancak aklın ilkelerinin üzerinde te- mellendirilebilir. Bundan ötürü istencin özerk olması ve evrensel istence saygıdan dolayı ve bu saygı içinde ahlaksal olarak eylemde bulunması gerekir. "Bir evrensel yasa olabilecek kurala göre eylemde bulunmak gerekir yalnızca; yani istencin kendini, kendi kuralıyla bir evrensel yasa kurucusu olarak görebildiği kurala göre" (ay.y., 2). Kant ahlakı "koşulsuz (kategorik) buyruklar”a dayanır ve bu da şöyle dile getirilir: "Bir genel yasa ha line gelebilecek kurala göre eyle" (ay.y., 2)

Kantçı ahlakın biçimciliği ve sertliği Hegel'in eleştirilerine uğradı. Hegel’e göre, insan etkinliğinin merkezinde somut ola rak bulunan canlı bir ahlak (Sittlichkeit) vardır (bu ahlak, Enzyklopâdie'de, nesnel tin ile öznel tin arasına yerleştirilmiştir). Ama Hegel bu görüşüyle, Kant'ı reddetmiş olmaz ve şöyle der: "istencin bilgisi, kantçı felsefe sayesinde güçlü bir temel ve çıkış noktası bulabilmiştir ancak ve bu da, istencin sonsuz özerkliği düşüncesi sayesinde gerçekleştirilebilmiştir (Philosophie des Rechts, 135). Ama Hegel'e göre, kantçı ahlak, her ahlakın temeli olmakla birlikte, bütünsellikten uzaktır. Hegel ahlakın, gerçek olarak ancak devlet içinde düşünülebileceğini ileri sürer. “Nitekim Platon, kendinde ve kendiiçin adaletin ne olduğunu, onun tüm doğasını tinin egemenliğine bağımlı kılmasına rağmen ancak nesnel biçimi içinde, yani ahlaksal (sittlich) yaşam olarak devletin kurulmasıyla açıklayabileceğini gösterdi ve böylece, gerçek bilgeliğe sahip olduğunu kanıtladı (Enzyklopâdie, 3). Böylece, siyaseti düşünmeden ahlakı düşünmek olanaksız duruma girdi.

Ahlakı, bireylerin toplum içindeki dav ranışlarını ve yaşamını belirleyen kuralların topluluğu olarak gören Marx ve Engels de ahlakı, siyasetten ayırmadılar. Onlara göre bu kurallar, toplumun ekonomik gelişim düzeyine ve sınıflar arası ilişkilere bağlıdır ve ahlak, toplumsal grubun maddesel (ekonomik) yaşam koşullarının sonucudur.Kapitalist üretim tarzına bağlı insan sömürüsü, özgürlükle ve özgürlük içinde saygın olma özlemiyle maddesel yaşamın gerekimlerini karşılamak özlemi arasında bireyin parçalanmamasını isteyen bir evrensel ahlakın temeliyle çelişme içine düşer. Bundan ötürü, ekonomi- politik ile ahlak arasında ancak bir çelişik bağıntı, bir yabancılaşma bağıntısı bulunabilir.

Nietzsche ise, ahlakın üç eksen çevresinde incelenmesi gerektiğini ileri sürer:
1 ° Kural koyucu ahlak, yani bazı şeylerin iyi bazı şeylerin kötü olduğunu ileri süren tavır. Bu anlamda ahlaktan yoksun bir insan, yani ahlakdışı bir insan yoktur. Çünkü ahlakı bir yana bırakmak, yaşamı bir yana bırakmakla aynı kapıya çıkacaktır (Nietzsche, burada, ahlak deyince "bir insanın yaşam koşullarıyla ilişkili bir değer yargıları sistemi"ni anlar):
Geleneksel anlamda ahlak, yani 1 ° anlamın özel bir tipi olan ahlak. Nietzsche’ye göre bu ahlak, yaşamanın tatlarından yüz çevirmiş çileci düşüncelere, “tepkiye" dayanır ve dolayısıyla, "yaşamdan gizlice öç almak niyetindeki yoz kişilerin mizacının sonucu olan bir ahlaktır ve bu niyet, başarıya da ulaşır’' (Ecce homo).
Değerlerin yeni tablosu, yani Nietzsche'nin eski ahlakın yerine koymak istediği yeni değerlendirmeler sistemi. Bu, yaşamı yüce değer olarak benimseyecek "aristokratik” ahlaktır. Bu anlamda "her eylemimiz,eski biçimine başkaldırmış bir ahlaklılıktan başka şey değildir” (Willezur Macht).
Ahlak, Aristoteles'in ahlaka ilişkin üç ki tabının ortak adı: Eudemos ahlakinin (Ethike Eudhemia) [Eudemos tarafından yayımlandığı için böyle adlandırılmıştır],

Son düzenleyen Safi; 22 Kasım 2016 14:49 Sebep: sayfa düzeni
19 Aralık 2007 22:43   |   Mesaj #2   |   
WaRrioR - avatarı
VIP VIP Üye
Ahlak kelimesi hulk'un çoğulu olup huylar, seciyeler anlamına gelir. İngilizcede moral, morality bu anlamda kullanılır ve ahlak bilimine ethics, etik denir.

Bütün dinlerin temeli ahlaka dayanır. İslam ahlakı, 'İslam güzel ahlaktan ibarettir' hadisinde ifade edilmiştir. İslam ilimleri içinde ahlak ilmi ayrı bir daldır.
Sponsorlu Bağlantılar

Ahlâk, kelimenin en dar anlamıyla, neyin doğru veya yanlış sayıldığı (sayılması gerektiği) ile ilgilenir. Terim genellikle kültürel, dini, seküler ve felsefi topluluklar tarafından, insanların (subjektif olarak) çeşitli davranışlarının yanlış veya doğru oluşunu belirleyen bir yargı ve ilkeler sistemi kavramı ve/veya inancı için kullanılır.
Son düzenleyen Safi; 22 Kasım 2016 14:50
Misafir
23 Şubat 2010 18:51   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Ahlak hakkında ansiklopedik bilgiAhlak (Ar. Törebilim) Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davranış kurallarını saptayan ve inceleyen bilim...

Bir insanın yaradılışı gereği gerçekleştirdiği davarnış'ı dilegetiren Arapça hulk sözcüğünün çoğulu olan ahlak terimi, huy, seciye, mizaç anlamlarını çoğul olarak kapsar. Dilimizde kişisel ahlak olarak aktöre, toplumsal ahlak olarak töre ve bilim olarak <ı>törebilim terimleriyle karşılanmıştır. Bu bakımdan bilim ve felsefe olarak törebilim terimi Fransızcadaki éthique ve morale terimlerinin her ikisini de karşılar. Ethique karşılığı olarak kuramsal törebilim (Os. Nazari Ahlak, Fr. Morale théorique), morale karşılığı olarak kılgın törebilim (Os. Ameli ahlak, Fr. Morale pratique) deyimleri de kullanılmıştır. Morale karşılığı olarak ahlak ve éthique karlşılığı olarak Hami-Sami Dil Ailesi'nin Sami koluna mensup bir lisan. Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika'da halkın çoğunluğunca, Türkiye ve İran'da ise Arap azınlıklarca kullanılmaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.ahlak felsefesi ya da Ahlak Felsefesinin konusu insanın hareketleri, yapıp etmeleridir. İnsanın yalnızca iradeli hareketleri ahlak felsefesinin konusudur. Etik: İnsanın ahlaksal davranışları ile ilgili sorunları ele alan felsefe dalıdır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.Türkçe yazımıyla Türkçe, diğer Türk dilleriyle birlikte Altay dil ailesinin bir kolunu oluşturur. Bu ailenin diğer üyeleri Moğolca, Mançu-Tunguzca ve Korecedir. Japoncanın Altay dil ailesinin bir üyesi olup olmadığı konusu tartışılmaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.etik diyenler de vardır.

Eski düşünürler bütün bu anlamlarda Yunanca ethik deyimini kullanırlardı. Yunaca éthé deyimi, Ahlak ve ahlaklılığın olgusal ve tarihsel olarak yaşa­nan bir şey olduğu, tek tek her bireyin şu ya da bu ölçüde şekillendirdiği somut bir ahlâki hayatı bulunduğu, bu hayat içinde ci­simleşen ahlâki değerler, peşinden koşulan ideallerini söz konusu olduğu kabulleri üze­rinde, ahlâk adını verilen söz konusu tarih­sel olguya yönelen felsefe disiplini; ahlâkın eylemin pratiği olduğu yerde, eylemin teori­sini oluşturan felsefe türü.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.töre (Os. Örf ve adetler, Fr. Les moeurs) anlamını dile getiriyordu. Daha sonra felsefesel-bilimsel ahlak anlamında éthique ve kılgın-toplumsal ahlak anlamında <ı>morale deyimleri kullanılmaya başlandığı gibi Lévy-Bruhl tarafından science des moeurs (Os. Örf ve adat ilmi) ortaya atıldı. Törebilim'den ayırmak için törebilim olarak karşılayabileceğimiz bu yeni bilim, bizzat Lévy-Bruhl'ün de söylediği gibi, ahlakı da kapsamaktadır. Gerçekte Arapça <ı>ahlak deyimi, tümüyle, moeurs deyiminin karşılığıdır ve bir <ı>toplumda gelenek, görenek, aktöre ve alışkılarca belirlenmiş toplumsal kurallar'ı dilegetirir
5 Haziran 2013 21:40   |   Mesaj #4   |   
AndThe_BlackSky - avatarı
VIP VIP Üye
Ahlak
MsXLabs & Dini Kavramlar Sözlüğü

Sözlükte "huy, seciye, tabiat, mizaç, karakter" gibi anlamlara gelen hulk veya huluk kelimesinin çoğuludur. İnsanın fiziki yapısı için çoğunlukla halk, manevî yapısı için ise hulk kelimesi kullanılmaktadır. Bir terim olarak ise "insanın iyi veya kötü olarak nitelendirilmesine sebep olan manevî vasıfları, huyları ve bunların etkisiyle ortaya koyduğu iradeli davranışlarının bütününe" verilen addır. Ayrıca bu konuları inceleyen bilim dalına da ahlâk adı verilir. İslâm ahlâkının kaynağı Kur'ân ve sünnettir. Hz. Âişe, bir soru münasebetiyle Hz. Peygamber'in ahlâkının Kur'ân ahlâkı olduğunu belirtmiştir (Müslim, Müsafirîn, 139). Bu iki kaynak dinî ve dünyevî hayatın genel çerçevesini çizmiş, amelî kurallarını ortaya koymuş, başta fıkıhçı ve hadisçiler olmak üzere kelamcılar, mutasavvıflar ve filozoflar tarafından geliştirilen ahlâk anlayışının temellerini oluşturmuştur. Allah insanı en güzel bir biçimde (kıvamda) yaratmış (Tîn, 95/4), ona kendi ruhundan üflemiştir (Hicr, 15/29). Bu sebepledir ki, Allâh'ın emriyle melekler, insanlığın atası olan Hz. Âdem (a.s.) karşısında saygı ile eğilmişlerdir. Ancak insanın bu üstün ruhî cephesi yanında bir de bedeni cephesi vardır. İnsan, ahlâkî bakımdan çift kutuplu bir varlık özelliği taşımaktadır. Allah insan nefsine "fücurunu da takvasının da" ilham etmiş, yani iyilik de, kötülük de yapmaya yatkın bir kabiliyet ve istidatla yaratmıştır (Şems, 91/9-10). (M.C.)
22 Kasım 2016 00:00   |   Mesaj #5   |   
Finn and Jake - avatarı
MOD Adventure Time
Ad:  ahlak44.jpg
Gösterim: 26
Boyut:  30.6 KB

Ahlak

, insanların toplum içindeki davranışlarını ve birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla başvurulan kurallar dizgesi, başka insanların davranışlarını olumlu ya da olumsuz biçimde yargılamakta kullanılan ölçütler bütünü. Tarih boyunca her insan topluluğunda belirli bir ahlak dizgesinin bulunduğu ve bu dizgelerin toplumdan topluma, aynı toplum içinde de çağdan çağa değişiklik gösterdiği gözlenmiştir. Nesnel ya da toplumsal ahlak, insanın toplumun öteki bireylerine karşı ödevlerini içerir. Bu kurallar yazılı olmadığı için biçimsel bakımdan hukuktan farklı olmakla birlikte, gene de ahlak ile hukukun örtüştüğü, hatta özdeşleştiği durumlar vardır. Toplumsal yaşama egemen olan hukuk kurallarıyla nesnel ahlak arasında sıkı bir bağ vardır. Toplumun genel ahlak görüşlerine ve toplumsal vicdana uygun düşmeyen hukuk düzenlemeleri, kendilerinden beklenen ahlak zabıtası toplumsal işlevi yerine getiremeyeceğinden uzun ömürlü olamaz. Ahlak ve hukuk kuralları arasındaki özdeşlik kimi alanlarda çok belirgindir.

Örneğin adam öldürme, hırsızlık, sahtecilik, dolandırıcılık, rüşvet alma ve verme gibi ahlakça kötü sayılan eylemler, hukuk kurallarının da yasakladığı ve suç sayarak yaptırıma bağladığı eylemlerdir. Kimi durumlarda eylemde bulunmamak da ahlak bakımından kötü sayıldığı gibi hukukun da yasakladığı bir eylem niteliğine bürünür. Örneğin terkedilmiş, yardıma muhtaç bir çocuk bulan kişinin, onunla ilgilenmesi ahlak açısından bir ödevdir ve bundan kaçınmak ahlaka aykırı sayılır; terkedilmiş küçük bir çocuğu bulup da yetkili kamu görevlilerine bildirmemek, birçok ülkenin ceza yasasında suç sayılmıştır.
Sponsorlu Bağlantılar

Medeni hukukta da bireyler yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan kan hısımlarına yardım etmekle yükümlüdürler. Hukuk ile ahlak arasındaki ilişki, bazen hukukun ahlak kurallarına dayanması biçiminde ortaya çıkar. Bu durumda ahlak kuralları, hukuk düzeninin ayrılmaz bir öğesi olur. Örneğin, kimse özgürlüğünü başkasına devredemediği gibi, yasaya ya da genel ahlak ve adaba aykırı olarak sınırlayamaz. Bundan başka, topluma karşı önemli ödevler içeren mesleklere (örneğin hekimliğe) ilişkin düzenlemelerde de ödev etiğinin (deontoloji) bir hukuk kuralı haline geldiği görülür.

Ad:  ahlak22.jpg
Gösterim: 26
Boyut:  29.4 KB
Buna karşılık ahlak, yazılı olmaması ve kural koyucunun ve taşıyıcının devlet birimleri değil bireyler olmasıyla hukuktan ayrılır. Ayrıca hukuk bireylerin yalnızca eylemlerine yönelirken, ahlak, yeme-içme kurallarından cinsiyet ilişkilerinin düzenlenmesine kadar uzanan bir yaşam alanında, insanların birlikte bulunduğu hemen her durum için kurallar barındırır. Hukuka aykırı davranışlara karşı yaptırım olarak “ceza” uygulanır, ama ahlaka aykırı davranışlar “kınama” ve giderek “toplum dışına itme” biçiminde tepki görür. Ahlak kuralları, bireylere, önce “yetiştirme” sürecinde ana-babaların ve aileleri aracılığıyla, yapmaları ve yapmamaları gereken davranışların öğretilmesiyle aktarılır ve uygulanır. Daha sonra bireyin çevresindeki çeşitli toplum kesimleriyle bu aktarma ve uygulama sürdürülür. Ahlakın temel dayanağı, bireylerde geliştirilen ve “kötü” davranışla uyandırılan “utanma” duygusudur.

Ahlak, tarih içinde yer yer dinlere bağlı olarak ortaya çıkmış ve her din, belirli bir yaşama biçimi öngören bir ahlak anlayışı barındırmıştır. Bununla birlikte ahlak kuralları dinsel kurallardan ayrılır. Ahlak, temelde insanların kendi aralarındaki ilişkileri konu edinirken, dinler insanların “kutsal” sayılan ve inanç konusu olan doğaötesi güçlerle ilişkileriyle ilgilidir. Ahlaka aykırı bir davranış “ayıp”, dine aykırı bir davranış ise “günah” olarak nitelenir. Ahlak, düşünce tarihinde çeşitli açılardan bilgi konusu edinilmiştir. Ahlaklı olmanın temelinde hangi ilkelerin bulunduğu ya da bulunması gerektiği ve hangi davranış türlerinin “ahlaklı” (“iyi”), hangilerinin “ahlakdışı” (“kötü”) olduğu gibi sorular Eski Yunan’dan başlayarak, felsefenin etik adlı dalının konusu olmuştur. Ahlakı bütünsel bir olgu olarak ele alan düşünürler ise konuyu toplum eleştirilerinde işlemişlerdir. Ayrıca bireylerin ahlak bakımından toplum karşısındaki durumu ve belirli bir ahlak dizgesinin ilgili toplum için taşıdığı anlam gibi konular ele alınmıştır. Bir yaşam biçimi ya da bir toplum modeli olarak bütünsel ahlak dizgeleri öneren düşünürler de olmuştur. Spinoza’nın Etika’sı birincilere, Platon’un Devlet’ı ile çeşitli ütopya tasarımları (Thomas More, Campanella, Francis Bacon) İkincilere örnektir. Rönesans ve Aydınlanma’yla başlayan gelişme içinde, büyük ölçüde Hıristiyanlığa bağlı Batı ahlak dizgelerinde önemli değişiklikler olmuş, katı kurallardan uzaklaşılarak “özgürlükçü” ve “usçu” bir ahlak anlayışına yönelinmiştir.

Bu süreçte en önemli yeri Kant’ın ahlak çözümlemesi tutar. Aynı süreç içinde genel olarak “ahlaklılık” kavramı sorgulanmış, Nietzsche ve ondan etkilenen varoluşçuluk akımının temsilcileri, yaşadıkları toplumları eleştirerek ahlaktan bağımsız, özgür bir yaşam biçimi önermişlerdir. 20. yüzyılda ahlak daha çok bireyin toplum karşısındaki durumu açısından ele alınmıştır. Bir yandan oluşan teknolojik uygarlık ile refah toplumu ve bunlara bağlı hukuk devleti anlayışı, öte yandan bilginin yaygınlaşması, bireyin genel olarak toplum ve ahlak yargıları karşısındaki durumunu güçlendirmiştir. Ama bazı çağdaş düşünürler, özellikle Foucault, bunun görünürdeki durum olduğunu, aslında toplumda yaygın ahlakın birey üzerindeki egemenliğini (“iktidarını”) dolaylı yollardan güçlendirerek sürdürdüğünü savunmuşlardır. Günümüz felsefesinde, genel olarak “iyi- kötü” kavramları ve belirgin ahlak kuralları dil içinde oynadığı rol açısından ele alınırken, ahlakın niteliği toplum-birey ilişkileri çerçevesinde tartışma konusu olmayı sürdürmektedir.

Kaynak: MsXLabs.org & Ana Britannica

22 Kasım 2016 08:58   |   Mesaj #6   |   
zalım - avatarı
Üye
İnsandaki manevi değer ve davranışlara verilen addır. Felsefenin başlıca kollarından biridir. Konusu «iyi» ve «kötü» kavramları hakkındaki kıymet hükümleridir. Birtakım kurallar ortaya koyar, ne gibi hareketlerin ahlaki sayılabileceği konusunu inceler. Ahlak felsefesinde başlıca iki görüş çarpışır. Hürriyetçiler ve Deterministler. 19. yüzyılda Amerikalı filozof VVilliam James ile Fransız filozofu Henri Bergson ahlaki davranışlarda hürriyeti esas aldılar. Onlara göre hayat asla kayıt ve şartlara bağlı bir düzen değildir. Sürekli bir yeniliğe ihtiyaç vardır. Buna karşılık Deterministler (Gerekirciler) ise, çeşitli sorumlulukların manevi etkisi yüzünden davranışlarımızda asla hür olmadığımızı ileri sürerler.

kaynak

Daha fazla sonuç:
Ahlak Nedir?

Hızlı Cevap
Mesaj:



Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç